Grevden masaya, masadan kayıpla: Metal işçisinin ücreti eriyor + Davos zirvesi, Grönland hamlesi, senaryoları ve gerçekler + MEB’in sorulara verdiği yanıtlara kaç puan verirdiniz? + ‘Bayrak’la aldatmak-EVRENSEL-


Grevden masaya, masadan kayıpla: Metal işçisinin ücreti eriyor -Uğur Zengin- 

Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ile üç ayrı konfederasyona bağlı üç metal iş kolu sendikası arasında devam eden toplu sözleşme süreci, grev kararlarının hemen ardından anlaşmayla sonuçlandı. Türk Metal, Özçelik-İş ve Birleşik Metal-İş tarafından imzalanan grup toplu iş sözleşmesi Türkiye’de genel ücretler seviyesini birikimli olarak etkileyecek.

Türk Metal 271 bin 600 üyesiyle bugün imalat sanayisinde Türkiye’nin açık ara en çok üyeye sahip olan ve uluslararası tekellere ait fabrikalarda örgütlü sendikası. Türkiye’deki sendikalı işçilerin yüzde 11.2’sini bünyesinde barındıran Türk Metal’in attığı her imza, dolaylı ya da dolaysız biçimde ülke genelindeki ücret politikaları açısından belirleyici bir rol oynuyor.

Bu üyelerin yaklaşık yüzde 40’ı, geçtiğimiz günlerde imzalanan MESS grup toplu iş sözleşmesi kapsamındaki iş yerlerinde çalışıyor. Dolayısıyla MESS sözleşmesi başta olmak üzere Türk Metal’in taraf olduğu her toplu sözleşme, yalnızca metal işçilerini değil, özel sektördeki ücret zamları için bir referans oluşturarak genel ücretler seviyesini etkiliyor.

Asgari ücretin ardından özel sektörde ücret artışları açısından en temel ölçütlerden biri olarak görülen MESS grup toplu iş sözleşmesi, bu yönüyle sermaye ve emek arasındaki güç dengesini yansıtan kritik bir gösterge.

Beş işçinin biri ortalama ücretin üzerinde

İlk olarak, Türk Metal, MESS grup toplu iş sözleşmesi kapsamında 110 bin işçi adına imza attı. Bu işçilerin 90 bini halihazırda sözleşmedeki ortalama ücretin altında ücret alıyor. Yani beş işçinin yalnızca biri ortalama ücretin üzerinde ücret alıyor. Dolayısıyla bu oran bize MESS iş yerlerinde (bu Türkiye sanayisi olarak da okunabilir) genel ücret seviyesinin hızla düştüğünü söylüyor.

Enflasyon ücreti eritti

İkinci olarak herkesin yakıcı şekilde hissettiği bir gerçek var: Enflasyon ve TÜİK. Türkiye ekonomisi uzun dönemdir ağır bir enflasyon sorunuyla karşı karşıya ve sorun çözülmüyor. Yüksek faize rağmen resmi tüketici enflasyonu ve gıda enflasyonunu doğrudan etkileyen tarımsal enflasyon yüzde 30 bandına yapıştı.

TÜİK verilerini baz alsak dahi, geçtiğimiz yılın mart ayında MESS iş yerlerinde ortalama net ücret 52 bin liraydı. Resmi enflasyona göre -sadece bu seviyenin korunabilmesi için- dahi bu senenin mart ayında aynı işçi 73 bin lira ücret almalıydı.1 Oysa bu yıl ortalama ücret martta 79 bin liraya çıkacak. Yani artış 6 bin lira ve oran yüzde 8.21.

Aynı hesabı İstanbul Ticaret Odası (İTO) enflasyon verisine göre yaparsak durum daha kötü. İTO’nun son 12 aylık enflasyonuna üç aylık enflasyon varsayımı eklendiğinde son 15 aylık enflasyon yüzde 47.5 olacak. Ki enflasyonun ocak itibarıyla yeniden hız kazanacağı hem Merkez Bankasının sunumlarından hem de beklentilerin altında kalan faiz indiriminden anlaşılıyor. Dolayısıyla bu durum göz önüne alındığında işçilerin geçtiğimiz marttaki aynı parasal seviyedeki ücreti alabilmesi için martta net 76 bin 700 lira ücret alması gerekirdi. Miktarsal artış 2 bin 300 lira, oransal artış ise yüzde 3.

Ücretten daha fazla ‘vergi’ çekilecek

Üçüncü olarak, ücretli emeğin en az enflasyon kadar yakıcı bir gerçeği var: Vergi. Bu yıl da işçilerden daha fazla vergi alabilmek için siyasal iktidar kalem oyunu oynadı. Ocakta 12 bin 750 lira gelir vergisi ödeyen (MESS kapsamındaki) işçi aralık ayında 28 bin 750 lira gelir vergisi ödeyecek. Yani işçiden aralıkta kesilen gelir vergisi, ocakta kesilen vergiden yüzde 125 daha fazla!

Enflasyon ve vergi hesaba katıldığında ortalama ücret alan işçinin ayda cebine girecek ortalama ücret 74 bin 500 lira. Önceki mart ayıyla aynı alım gücüne sahip olabilmesi için TÜİK’e göre ne olmalıydı? 73 bin lira. İTO’ya göre? 76 bin 700 lira. TÜİK verileriyle çarpıştırırsanız işçinin zammı yüzde 2 kazanç, İTO verileriyle çarpıştırırsanız yüzde 2.9 kayıp.

Bu tablo, MESS sözleşmesinin ücretleri korumaktan çok düşük ücretleri genelleştirdiğini gösteriyor. Enflasyon ve artan vergi yüküyle birlikte işçilerin reel geliri ya yerinde sayıyor ya da geriliyor. Ortalama ücret artışı alım gücünü telafi etmiyor; çoğunluk 45-55 bin lira bandına sıkışıyor. Sonuç olarak sözleşme, emeğin değil sermayenin kazandığını yeniden gösteriyor.

Ortalama MESS Ücreti Alan İşçinin Ödeyeceği Gelir Vergisi (Aylara göre, TL)

Ay

Tutar (TL)

Önceki Aya Göre Değişim

Artış Oranı (%)

1

12.750

2

12.750

0.00

%0.00

3

18.720

5.970

%46.82

4

19.720

1.000

%5.34

5

24.326

4.606

%23.36

6

26.622

2.296

%9.44

7

26.622

0.00

%0.00

8

26.622

0.00

%0.00

9

28.751

2.129

%8.00

10

28.751

0.00

%0.00

11

28.751

0.00

%0.00

12

28.751

0.00

%0.00

1-Ocak ayı için Akbank’ın yüzde 4 aylık enflasyon verisi baz alındı. Şubat ayı için yüzde 2, mart ayı için yüzde 1.5 enflasyon varsayımı kullanıldı.

/././

Davos zirvesi, Grönland hamlesi, senaryoları ve gerçekler -Yücel Özdemir- 

ABD ve lideri Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirmek için yaptığı hamleler, sarf ettiği sözler, Davos’ta yapılan Dünya Ekonomi Forumunda devam etti. Karşılıklı laf dalaşı transatlantik ilişkilerde bir yarılmanın olduğunun somut işaretleri sayılabilir. Üstelik yarılma sadece Avrupa ile de değil. Kanada ile de ilişkiler geriliyor.

Olup bitenleri satranç masasındaki karşılıklı hamlelere benzetirsek, her hamle yenisini gerektiriyor. Oyunun kuralı rakibin “mat”ı görmesidir. Bu “mat” bazen rakibin planının fark edilmemesine bağlı kısa sürede gerçekleşebilirken, bazen de can çekiştirecek şekilde uzar. Zira, üstünlüğü kaybeden taraf eğer iddialıysa sonuna kadar direnmeyi, bir fırsatını bulup hamle üstünlüğü sağlamayı umar ve bu sonunda oyunu kazanmasıyla da sonuçlanabilir... Stratejik düşünsel bir savaş oyunu olan satrançta, favori olan hep kazanacak diye bir kural yok.

ABD ile Avrupa arasındaki durum da biraz buna benziyor. Trump adeta favori oyuncu olarak, emperyalist paylaşımda kader ya da milat sayılabilecek “Grönland hamlesi” ne varmak için bazı ara hamleler yapmaya başladı. Avrupa da “büyük hamle” yi engellemek için karşı ara hamleler yapıyor.

Geçen hafta Grönland’a sembolik sayıda asker gönderen 8 ülkeye karşı ilan ettiği yüzde 10’luk ek gümrük vergileri, adeta karşı hamleyi zorunlu hale getirmişti. Avrupa, sert tepki gösterince Trump, Davos’ta 1 Şubat’ta uygulamaya koymayı planladığı bu vergilerden vazgeçti. Trump’a, aynı dilde ve yöntemle haddinin verilmesi gerektiği birkaç gündür sıkça yazılıp söyleniyor. Aynı dilden anlayacağı, daha önceki gümrük tarifeleri tartışmasında Çin’de görülmüştü.

Dün AB ülkeleri Grönland’ı ABD’ye kaptırmamak için olağanüstü bir şekilde Brüksel’de bir araya geldi. Atılacak adımlar, yapılacak hamleler beş senaryo halinde sıralanıyor.

Birincisi: Geçtiğimiz yaz AB ile ABD arasında imzalanan gümrük anlaşmasının onaylanmaması. Bu anlaşmayla, AB’den ihraç edilen ürünlere ABD yüzde 15 gümrük vergileri koyarken, AB buna karşılık ithal edeceği birçok ABD malını gümrük vergisinden muaf bırakmıştı. Avrupa Parlamentosu çarşamba günü bu anlaşmayı onaylamayarak ilk karşı hamleyi yapmış oldu. Böylece anlaşma rafa kalkmış oldu. Bakalım Trump’ın tepkisi nasıl olacak.

İkincisi: Daha önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un gündeme getirdiği ABD tekellerinin AB’deki kamu ihalelerinden men edilmesi önerisi ciddi şekilde masaya yatırılabilir. Almanya uzun süredir bunu reddediyordu. Şimdi bir yumuşama söz konusu. Buradaki sorun, özellikle ABD’li dijital tekellere ait ürünler kullanılmadığı takdirde birçok kurumun durma noktasına gelebileceği endişesi. Örneğin Google, Meta, Apple, Microsoft ya da son birkaç yıldır yoğun bir şekilde kullanmaya başlanan yapay zeka platformları (OpenAI, Gemini) kullanılmadığı takdirde ne olacak?

Üçüncüsü: Söz konusu ABD’li dijital tekellerden AB çapında vergiler alınması. Bu tekellerin 450 milyon insanın yaşadığı bir pazarda tek başına hareket etmemesi gerektiği belirtiliyor. ABD’li dijital tekellerin çoğu ülkelere vergi ödemiyor. Bu konu daha önce de birçok kez AB’nin gündemine gelmiş, ancak uzlaşma sağlanamamıştı.

Dördüncüsü: Avrupa ülkelerinin sahip oldukları ABD devlet tahvillerini elden çıkarması. İlk olarak Danimarka emeklilik fonu AkademikerPension, yaklaşık 100 milyon dolar değerindeki ABD tahvillerini elinden çıkaracağını duyurdu. Diğer ülkeler ve şirketler tarafından da benzer bir adımın atılması durumunda, ABD devlet tahvillerinin piyasa değeri düşecek ve içeride faizlerin artması ekonomiye olumsuz yansıyacak. Çin de geçen yıl gümrük vergileri tartışması sırasında kısmen bu yönde adımlar atmıştı. Der Spiegel’de yer alan bir yazıya göre, Avrupa’da 8 trilyon dolar değerinde ABD hisse senedi ve tahvili bulunuyor. AB’nin bunu sermaye piyasalarına baskı aracı olarak kullanmaya çalışabileceği ileri sürülüyor.

Beşincisi ve belki de en önemlisi: Avrupa’daki ABD üslerinin durumunu yeniden değerlendirmeye tabi tutmak. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından SSCB tehdidi gerekçe gösterilerek, Almanya’dan başlanarak Batı Avrupa adeta ABD’nin kışlası haline getirildi. Özellikle Almanya ve İtalya’daki üsler ABD’nin Asya ve Afrika’daki askeri operasyonları için ara istasyon olma özelliği taşıyor. Halen Almanya’nın değişik kentlerinde konuşlandırılmış 40 bine yakın ABD askeri var. Bu üsler olmadan ABD ordusunun dünya üzerinde hareketi oldukça sınırlı olabilir.

Gündemde olan ve olacak planlar ABD’nin sorunsuz bir şekilde Grönland hamlesini yapamayacağını gösteriyor.

Buna karşılık AB’nin, özellikle de Almanya’nın ABD’ye bağımlılığı çok yüksek.

- Bir araştırmaya göre, Alman şirketlerinin yüzde 96’sı dijital teknolojileri ve hizmetleri ithal ederken, sadece yüzde 25’i bu tür ürünleri ihraç ediyor.

- Avrupa’da borsaya kayıtlı şirketlerin dörtte üçü Microsoft veya Google yazılımlarını kullanıyor.

- Toplam değeri Alman borsasına kayıtlı 40 tekelden yedi kat daha fazla olan ABD dijital tekellerinin ürünleri Alman ekonomisinin üretiminde büyük bir rol oynuyor.

- Sadece 2024 yılında ABD, askeri amaçlarla 260’tan fazla uyduyu uzaya gönderirken, Avrupalılar sadece 44 uydu gönderdi. Düşük yörüngede Avrupa’nın varlığı neredeyse yok denecek kadar az. Bu nedenle uzayda Avrupa ABD’ye tam bağımlı.

- Finans hizmetleri, bankalar, borsalar, emeklilik fonları, derecelendirme kuruluşları... Her yerde ABD tekelleri var. ABD’li yatırımcılar Alman borsası DAX’a kayıtlı 40 şirketin hisselerinin dörtte birine sahip. Visa ve Mastercard, Avrupa’daki tüm nakitsiz ödemelerin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştiriyor. Buna bir de PayPal’i eklemek gerekiyor.

Veriler, Avrupa ile ABD arasında karşılıklı iç içe geçmiş bağımlılık ilişkisinin epey fazla olduğunu gösteriyor. Maddi koşullar, tarafların hemen ipleri koparacak durumda olmadığına işaret ediyor. Bu nedenle Grönland hamlesine varana kadar, güçleri tartmak amacıyla daha çok hamle yapılacak.

Avrupa’nın son karşı hamleleri ve itirazları paylaşım mücadelesinde her şeyin ABD’nin planladığı gibi ilerlemeyeceğini gösteriyor. ABD de artık Avrupa’yı yok sayıp istediği hamleyi hemen yapabilecek güçte değil. Bu nedenle asıl amacın Grönland’dan mümkün olduğu kadar değerli ve büyük bir parçanın koparılması olduğu anlaşılıyor. Bu süreçte ABD mümkün olduğu kadar AB’yi bölmeye, Almanya-Fransa ekseni ise mümkün olduğu kadar AB’yi birleştirmek için kullanmaya çalışıyor. ABD ancak AB’yi en zayıf gördüğü anda Grönland hamlesini yapabilir.

/././

MEB’in sorulara verdiği yanıtlara kaç puan verirdiniz?-Adnan Gümüş- 

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin; Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, İstanbul Milletvekili İskender Bayhan’ın, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in, Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili M. Sezgin Tanrıkulu’nun, Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’in yazılı soru önergelerine topluca yanıt vermiş bulunuyor.

Burada bu sorulardan birkaçına ve MEB’in yanıtlarına yer vereceğim. 

Onlarca nicel sorudan ikisine nicel yanıt var

1-Kayıt dışı kayıp öğrenciler sorunu

Soru: “Eğitim çağı nüfusunda 3-17 yaşta okul kaydı olmayanların yaşa göre sayıları nedir?” 

Yanıt: Net okullaşma istatistiklerinde bu bilgiler bulunmaktadır. 

Değerlendirme: MEB örgün eğitim istatistiklerinde yaşa bağlı net okullaşma oranları bulunmakta ancak sayıları verilmemektedir. Soru sayılarına yöneliktir, bakanlık sayıları yine vermemiştir.

Açık okul sorunu

Soru: “Açık okullarda aktif ve pasif kayıtlı öğrencilerin ne kadarı 19 yaş ve altı gruptadır? Açık ortaokul, lise, meslek ve imam hatip programında kayıtlı aktif ve pasif öğrencilerin yaşlarına göre sayıları nedir?” 

Soru: 7. Eğitim çağ nüfusundan açık okullara kayıt olanlarla ilgili istatistik ve araştırmalarınız nelerdir? Açık okullara hangi eğitim ve meslek grubundan ailelerin çocukları geçiş yapmaktadır? Geçiş gerekçeleri nelerdir?” 

Yanıt: “Açık öğretim okullarında kayıtlı öğrencilere ait bilgiler açık öğretim okulları bilgi yönetim sisteminde bulunmakta olup kayıtlı öğrencilerin velilerinin mesleklerine ait bilgi tutulmamaktadır. Örgün ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin açık öğretim liselerine geçişlerine yönelik iş ve işlemler, Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Açık öğretim liselerinden örgün ortaöğretim kurumlarına nakil ve geçişler” başlıklı 41. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yürütülmektedir.”

Değerlendirme: Açık okullar ile ilgili tek yaşlara göre veriler ne mevcut istatistiklerde ne de raporlarda verilmektedir. Pasif öğrenci sayılarına hiç erişilememektedir. Bakanlık bu sorulara yine yanıt vermemiştir.

2-Sığınmacıların eğitim sorunu

Soru: “Geçici koruma ve yabancı statüsünde Türkiye’de kaç çağ nüfusu vardır? Bunların yaş dağılımı nedir, yaşlarına göre okula kayıtlı olan ve olmayanların sayısal dağılımı nedir?” 

Yanıt: “Göç İdaresi Başkanlığının eylül 2025 yılı verilerine göre ülkemizdeki yabancı nüfusun 1 milyon 32 bin 321’i eğitim çağındaki (5-17 yaş) nüfusu oluşturmakta olup eğitim çağındaki tüm yabancı nüfusun yüzde 79.58’i (821 bin 545) eğitim öğretime dahil edilmiştir. Ülkemizde, 870 bin 37 (yüzde 34.47) eğitim çağında geçici koruma altında (Suriye) nüfus bulunmaktadır. Bu nüfusun yüzde 77.64’ü (675 bin 521) eğitim öğretime dahil edilmiştir.” (…) “Örgün eğitim çağındaki çocukların eğitime erişimlerinin sağlanması için yürütülen proje ve programlar; sürdürülebilir ve sosyal olarak kapsayıcı iş gücü piyasası entegrasyonun teşvik edilmesi projesi, yaşam becerileri programı, Türkiye’deki Suriyeli çocuklar ve ihtiyaç sahibi Türk çocuklara yönelik erken çocukluk eğitimi projesi ve yabancılara yönelik şartlı eğitim yardımı (Y-ŞEY) projesi’dir.”

Değerlendirme: Yanıt uygundur. Uluslararası proje ve yardımlar nedeniyle geçici koruma altındaki çocuklara dair bazı bilgiler ve projeler üretilmekte ve paylaşılmaktadır. Bununla beraber sığınmacı çocukların yüzde 22’si hâlâ okulda kayıtlı bulunmamaktadır. Okul süreci ve yaşadıklarına dair de ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

3-Devamsızlık sorunu
Soru:
 “5-17 yaş grubunda kaydı bulunmayan 1 milyon 57 bin çocuk ile yabancı/sığınmacı öğrencilerle birlikte toplam 1.4 milyon çocuğun okul dışı kalmasının sorumluluğu kime aittir? Bu çocukları eğitime kazandırmak için hangi somut adımlar atılmıştır?” 

Soru: “Son iki yılda eğitim sisteminden kopan yaklaşık 2 milyon öğrencinin neden eğitim dışına çıktığı konusunda Bakanlığınızın yaptığı bir araştırma var mıdır? Varsa sonuçları kamuoyu ile neden paylaşılmamaktadır?”  

Soru:  “Okul kademelerine ve yıllara göre öğrencilerin devamsızlık oranları nedir? 

Soru: “Bakanlığınızın istatistiklerinde devamsızlık oranlarının yer almamasının gerekçesi nedir? Özellikle ortaöğretimdeki devamsızlık oranlarını kamuoyundan gizlemenizin nedeni, öğrencilerin kitlesel olarak eğitim sisteminden kopuşunun izlenmesini örtbas etmek midir?” 

Yanıt: Milli Eğitim Bakanlığının 2024-2028 stratejik planı kapsamında, devamsızlık ile ilgili olarak aşağıdaki stratejiler belirlenmiştir” (…) “Bakanlığımızca hazırlanan, 2025 yılında başlayan ve üç yıl sürmesi planlanan ‘Temel eğitimde devamsızlığın azaltılması projesi’ (…) “Mevsimlik tarım işçileri” (…) “Herkese erişim sağlayarak eğitim erişimi ve beceri düzeylerinin artırılması” (…) “Pilot illerde saha ve izleme ziyaretlerinin gerçekleştirilmesi” gibi çeşitli çalışmalar yürütüldüğü belirtilmektedir.

Değerlendirme: Bakanlık devamsızlık ile ilgili veri toplamaya başladığını ve bazı araştırmalar yaptığını ifade etmekte birlikte hiçbir sayı veya araştırma sonucu vermemiştir. Bu yanıtlarda değil ama bütçe görüşmelerinde geçen bir bilgide her okul kademesinde -ilkokul evresinde bile- çok yüksek devamsızlık olduğuna dair bazı oran bilgileri geçmiştir (ilkokullarda yüzde 13, ortaokullarda yüzde 16, genel ortaöğretimde yüzde 28, imam hatiplerde yüzde 31, mesleki teknik liselerde yüzde 50).

4-Çocuk işçiliği ve MESEM/çıraklık sorunu

Soru: “TÜİKverilerine göre 720 bin çocuk işçi bulunmaktadır. Ancak sendikalar sayının 1 milyonun üzerinde olduğunu belirtmektedir. Bakanlığınızın bu konuda yaptığı güncel bir çalışma var mıdır? Eğitimden kopan çocukların işçileşme oranı nedir?”  

Soru: “Eğitim çağ nüfusundan MESEM’lere kayıt olanlarla ilgili istatistik ve araştırmalarınız nelerdir?” 

Soru: Tarım, tekstil, inşaat ve hizmet sektörlerinde çocuk emeği yoğun biçimde kullanılmaktadır. Bu alanlarda çalışan çocukların kaçı halen zorunlu eğitim çağındadır? Bu çocukların okula dönüşünü sağlamak için hangi somut adımlar planlanmaktadır? 

Soru: “MESEM’de kayıtlı öğrencilerin ne kadarı 19 yaş ve altı gruptadır? MESEM öğrencilerinin yaşlarına göre sayıları nedir?” 

Soru: “MESEM (mesleki eğitim merkezi programı) kapsamında kaç çocuk iş gücü sömürüsüne yönlendirilmiştir? Bu çocukların kaçı fiilen okuldan kopmakta ya da iş yükü nedeniyle eğitime devam edememektedir? Bu programların denetimi var mıdır?” 

Soru: “Bakanlığınızın açıkladığı 2 milyonluk öğrenci kaybı ile çocuk emeği sömürüsündeki artış arasındaki ilişkiyi araştıran herhangi bir bilimsel rapor ya da çalışma yapılmış mıdır? Yapıldıysa sonuçları kamuoyuyla neden paylaşılmamaktadır?” 

Soru: “İktidarınızın dayattığı MESEM ve benzeri projeler, çocuk emeğini ucuz iş gücüne dönüştürmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bu uygulamaların eğitimde niteliği düşürdüğü, çocukları okuldan kopardığı yönündeki eleştiriler karşısında Bakanlığınızın araştırmaları var mıdır, cevabı nedir?” 

Yanıt: “Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 138 No.1u Asgari Yaş Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde yer alan “Bu sözleşme, çocuklar ve gençler tarafından genel, mesleki ve teknik eğitim için okullarda ve diğer eğitim kuruluşlarında yapılan işlere veya (…) bir iş yerinde yürütülen bir eğitim programının veya eğitim veya meslek seçimini kolaylaştırmak amacıyla hazırlanmış bir yönlendirme ya da rehberlik programının ayrılmaz parçası olan işlere uygulanmaz’ hükmü ile asgari sözleşmenin asgari yaşa ilişkin hükümlerinin mesleki eğitimin ayrılmaz bir parçası olan işlerde uygulanmayacağını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak mesleki eğitim programları kapsamında öğrenim gören öğrencilerimiz, yürürlükteki mevzuat ve uluslararası hukuk çerçevesinde öğrenci statüsündedir, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun ‘Denetleme ve Ceza’ başlıklı 41 ‘inci maddesinde (…) iş ortamı, sosyal güvenlik, iş güvenliği ve sağlık şartları bakımından ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca denetlenir.’ hükmü doğrultusunda iş yerlerinin iş sağlığı ve güvenliği bakımından denetim görev ve yetkisi 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilgili mevzuatı uyarınca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı uhdesindedir.”(…) Değerlendirmede komisyonlar; işletmelerin mesleki eğitime uygunluğunu, işletmede öğretim programına uygun üretim ve hizmet yapıldığını, öğretim programının en az yüzde 80’inin uygulanmasını sağlayacak donanıma sahip olduğunu, 3308 sayılı Kanun gereğince on veya daha fazla öğrenciye mesleki eğitim yaptıracak işletmelerde eğitim biriminin bulunduğunu, meslek alan/dallarında görevlendirilecek usta öğretici/eğitici personelin bulunduğunu, öğrencilerin giyinme, temizlik ve sosyal gereksinimleri için uygun yerlerin bulunduğunu, işletmelerdeki mesleki eğitim uygulamasının il sınırları dışında yapılmasını gerektiren programlarda öğrencilerin konaklama ve yemek gereksinimlerinin ilgili işletme tarafından karşılandığını, önceki ders yılında ilgili işletmede mesleki eğitim uygulanmış ise eğitimin bu yönetmelik ve öğretim programına uygun olarak yapılmış olduğunu, işletmelerde sağlık ve güvenlik koşullarının tam olarak sağlanıp sağlanmadığını göz önünde bulundurarak belirlemektedir.”(…) “3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği hükümlerine göre (…) Öğrenciler, usta öğretici gözetiminde ve bir program dahilinde işletmede beceri eğitimi alırlar. Öğrencilerin işletmede aldıkları beceri eğitimlerinin müfredata uygunluğu, görevlendirilen koordinatör öğretmenler tarafindan düzenli olarak kontrol edilmektedir.” (…) “Bakanlığımız 02.02.2024 tarihli Mesleki Eğitimde İş Sağlığı ve Güvenliği konulu ve 2024/36 sayılı Genelge yürürlüğe girmiş olup işletmelerin öğrencilere yönelik iş sağlığı ve güvenliği konusunda vermesi gereken eğitimler ile alması gereken tedbirleri ve okullarda öğrencilere yönelik yapılacak bilgilendirmeler açıklanmıştır.” (…) “Bakanlığımızca 2025 yılı ocak, şubat ve mart aylarında 230 mesleki eğitim merkezinin denetimi yapılmıştır. Söz konusu Genelge ile, işletmelerin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümlerine göre iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini alması ve valiliklerce takibinin yapılması hususu da belirtilmiştir.”

Değerlendirme: Bakanlık çocuk işçiliği ve MESEM ile ilgili mevzuat hükümleri saymakta ancak ne ayrıntılı sayısal bilgi ne de usta öğreticiliğin, iş yerlerinin, iş yerlerinde denetim durumlarının uygunluklarına, dahası çocukların bu süreçte yaşadıklarına, tüm bu süreçlerin eğitim ilkelerine uygunluğuna dair bir bilgi veya araştırma sunmamaktadır.

5-İçme suyu ve beslenme sorunu

Soru: “Okul kademelerine ve çeşitlerine göre (ilkokul, genel ortaokul, imam hatip ortaokulu, genel liseler, imam hatip liseleri, mesleki teknik liselere göre) kaçında çocukların tuvalet dışında su içebileceği çeşme/sebil imkanı bulunmaktadır?” 

Soru: “Okul kademelerine ve çeşitlerine göre (ilkokul, genel ortaokul, imam hatip ortaokulu, genel liseler, imam hatip liseleri, mesleki teknik liselere göre) kaçında yemekhane imkanı bulunmaktadır?” 

Soru: “Okul kademelerine ve çeşitlerine göre (ilkokul, genel ortaokul, imam hatip ortaokulu, genel liseler, imam hatip liseleri, mesleki teknik liselere göre) kaç öğrenciye ücretsiz, kaç öğrenciye ücretli yemek verilmektedir?” 

Soru: “Çocukların açlık, yoksulluk ve yetersiz beslenme nedeniyle okuldan kopmasının önüne geçmek için her okulda ücretsiz bir öğün yemek ve içilebilir temiz su sağlanması yönünde bir projeniz var mıdır? Yoksa bu konuyu da “Kaynak yok” bahanesiyle görmezden gelmeye devam etmeyi mi tercih ediyorsunuz?” 

Soru: “İllere göre okul kantinlerinde ortalama 0.5 l su, ayran ve tost fiyatları kaç TL’dir?”  

Soru: “Okullardaki içme suyu hakkı ve okulda beslenme hakkına yönelik çalışmalarınız nelerdir?” 

Yanıt: “Bursluluk ve parasız yatılılık hizmetleri, söz konusu yönetmelik kapsamında maddi durumu yetersiz olarak tespit edilen öğrencilere sunulmaktadır.” (…) Bununla birlikte Bakanlığımızca, Millî Eğitim Bakanlığı Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda yürütülen öğrenci taşıma uygulaması kapsamında taşınan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri ücretsiz öğle yemeği hizmetinden yararlanmaktadır. Ayrıca, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine öğrenci taşıma uygulaması kapsamında ücretsiz öğle yemeği hizmeti sunulan okullarda açılan özel eğitim sınıflarına devam eden öğrenciler ile taşıma merkezi okullarda eğitim gören öğrencilerden kapsam dışında olanlardan Sosyal Yardım Dayanışma Fonu verileri doğrultusunda tespit edilen öğrenciler de ücretsiz öğle yemeği hizmetinden yararlanmaktadır. Öte yandan 11.09.2025 tarihinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün intemet adresinde yayımlanan duyuru ile maddi durumu yetersiz ailelerin çocuklarına yönelik sosyal ve ekonomik destek hizmeti (SED) verileceği bildirilmiştir.”

Değerlendirme: Bakanlık birkaç küçük istisna dışında taşımalı öğrencilerle sınırlı ücretsiz yemek verildiğini belirtmektedir. İçme suyundan yemekhane ve yemek olanaklarına, kantindeki ücretlere,  çocukların içme suyu ve beslenme durumlarına dair hemen tüm soruları yanıtsız bırakmıştır.

6-Bakanın Çocuğu için özel okul tercihi ve okul ücreti

Soru: “Çocuğunuzun özel bir okulda kayıtlı olduğu basına yansıdı. Son 3 yılda her yıl için yaptığınız eğitim giderinin tutarı nedir?” 

Yanıt: “Ülke vatandaşlarının çocuklarının eğitimi için yasal statüde eğitim veren herhangi bir eğitim kurumunu tercih edebilmeleri demokratik bir hukuk devleti olmanın göstergelerinden biri olduğu gibi, kamu görevlileri de aynı tercih hakkına sahiptir. Bireylerin eğitim için tercih ettikleri okullar, siyasi bir değerlendirme aracı olamayacağı gibi etkin görevde olan kamu görevlileri için de siyasi bir değerlendirme aracı değildir. Öte yandan başta kamu görevlisi olmak üzere hiçbir ülke vatandaşının eğitim tercihine ilişkin bilginin üçüncü şahıslarla paylaşılması hukuki ve ahlaki açıdan uygun olmadığı gibi kişisel tercihler ve aile mahremiyetini gözetmek de görevlerimiz arasındadır.”

Değerlendirme: Soru özel bir soru içermemektedir. Bakan veya üst kamu görevlisinin bakanlık bünyesinde resmi okullar dururken çocukları için özel okul tercih etmesinin sebebi, dahası ücretli bir okuldan hizmet alırken hizmet ücreti ödeyip ödemediği sorulmuştur. 

Bakanlığın bu yanıtlarına kaç puan verirdiniz? 

Sorular doğrudan olgu soruları, bu olgulara dair bilgiler açıklanmadığından cevap anahtarı oluşturamıyoruz. Soruların cevap anahtarı verilen yanıtların bilgi değeri olacaktı. Böyle bir bilgi/cevap anahtarı olmasa da en azından sorulara yanıt verilip verilmediği bir doğruluk değeri oluşturuyor, eğer yanıt verilmiş ise D doğru,  biraz ipucu varsa E eksik, yanıt verilmemişse Y yanlış diye puanlayabilirsiniz. Tam puanı 10 kabul edersek soruların yanıtlanma durumuna 10 üzerinden kaç puan verirsiniz? 

Çocuğunuzu böyle bir öğretmenin okutmasını ister miydiniz?

Daha saf basit bir soruyu bu köşeyi okuyanlara sormuş olalım: Çocuğunuzu böyle bir okul veya öğretmende okutmak ister miydiniz?

Cehaletle doğru eğitim politikası üretilebilir mi?

İlmin karşıtı cehaletse/ bilgi yoksunluğu ise, cehaletle doğru eğitim politikası oluşturulabilir mi? Cahil bırakılan bir toplumdan uygar bir toplum yaratılabilir mi?

/././

‘Bayrak’la aldatmak -Nuray Sancar- 

Ulusun çok uzak tarihlerden gelen köküyle sonsuza uzanacağı varsayılan geleceğini; zaferler, değerler ve ortak bir kader ile birbirine bağlayan bayrak, nüfusun türdeş ideallerle birleşmesinin sembolüdür. Bayrağın gücü ve büyüsü, “kederde ve kıvançta ortaklaşmış” bir ulus duygusunu üretmesini mümkün kılan mistifikasyona açık olmasından gelir. Onu makine yapımı bir bez parçası olmaktan çıkaran şey, yoğunlaşmış kolektif duygunun an be an yüzeyine işlenebilmesinden gelir. 

Bayrak milliyetlerin varlığından önce de vardı. Kabilelerin, Ortaçağ sülalelerinin arma taşıyıcısı, savaş ve fethin yoldaşı ve neredeyse uğruna ölünecek amacı hep oydu. Bayrak için ölmek, vatan kavramı ortaya çıkmadan önce de, başka yurtları haraca bağlamak için sefere çıkan feodal beylerin, haçlı seferlerini kutsayan papanın kutsal gördüğü bir mertebeydi. Yaşama olduğu kadar ölüme de özel bir anlam yükleyen bayraktı. Esasta kralların servetine servet katılsın diye, ama yaratılan mite göre onun uğruna ölünecekti.

Tim Marshall “Uğruna Ölünen Bayrak” kitabında ‘anlamı, bakanın gözü kazandırır’ diye yazıyor. Son tahlilde böyle olsa da ulusun tek bir göz haline gelmesi o kadar kolay bir durum değildir. Yekpare bir bütün olmayan ulusun; sosyal sınıflar, etnik gruplar, cinsiyetler, çıkarları birbirinden ayrışan cemaatlerden oluşan parçalarını, aralarındaki gerçek çelişkilere ve çatışmalara rağmen aynı anda aynı şeyi görür hale getirmek için yoğun bir politik mesai harcayan yönetici sınıf, teb’asına emanet verdiği kendi bakışını hiçbir zaman geri almak istemez. Çünkü bayrak onların bakışında kendi bütün rezilliklerini daha yüce idealler adına örtebilen, iç ve dış düşmana karşı bilenen nefretin, toplu linçlerin gerekçesi olarak gösterilebilen, bölünmüş bir toplumu gönüllü kullukta birleştirmeye yarayan bir şey haline gelir. Her kritik dönemde açılan bayrak egemenliğin kutsanması, ulusun ortak bir keder ve kıvanç için derlenip toparlanabilmesi için açılır.

Bayrak indirmek

Yine bir bayrak vukuatıyla karşı karşıyayız. Çünkü Türkiye’nin güney sınırının az ötesindeki gerilim bir yangına dönüşmek üzere. Suriye topraklarını IŞİD’ten temizlemek ve kendi güvenliğini sağlamak için yıllarca can pahasına direnen Kürtler, son günlerde Halep’ten Rojava’ya kadar saldırı altında. Şimdi Suriye yönetimine atanan IŞİD ve El Kaide türevi yapının, Türkiye destekli cihatçı milislerin, ‘geçmişte birlikte mücadele ettiğimiz vekil güçler’ diye Kürtlerin statüsünü düşüren ABD temsilcisi Barrack’ın işbirliğiyle, Rojava kuşatma altına alındı. Sınırın bu tarafında ise kuşatmayı protesto etmek isteyenler sınır hattındaki Türk bayrağını indirdiler.

Suriye Kürtleriyle ilgili gelişmeler bin kafadan bin sesin çıktığı bir kakafoniye dönüşmüşken, özelde Kürtlerin, genelde Türkiye’nin kaderini belirleyecek bölgesel olayların ateşi iç siyasetteki bölünmeleri derinleştirmişken bayrak meselesi tansiyonu iyice yükseltmiş oldu. Nazik ve kırılgan, akıbeti Suriye’deki gelişmelere bağlı ve başladığından bu yana milleti ve milliyetçilik tarzlarını kutuplaştıran ‘süreç’, Devlet ve DEM arasındaki karşılıklı meydan okumalarla iyice kırılgan hale geldi. Bayrak indirme vakası Suriye’de yapıp ettikleri ifşa olan iktidarın da imdadına yetişti. İktidar sözcüleri vakayı köpürttükçe bayrak, milli birlik beraberlik duygusunu yeniden inşa etmek için indirildiği yere mealen defalarca dikildi. Bayrağın indirildiği sırada orada protesto gösterisi yapmakta olanlar açısından ise ‘süreç’ içinde bolca telaffuz edilen birlik-kardeşlik sözlerinin ikna ediciliği kalmamıştı. Çekiştirilerek koparılan bir parçanın teğellenmesi bir kez daha zorlaştı.

İkna edici olmayan başka bir konu ulusun bütünlüğü, büyüklüğü, tek ve eşsiz olduğu; ülkenin, yöneticileri sayesinde dünyaya kafa tutan büyük gücüyle ilgili kurulan mitti aynı zamanda. Suriye’deki kuşatma sürecine gelinceye kadar yapılan bir dizi diplomatik görüşmede, Trump’la telefon görüşmelerinde, Barrack’la pazarlıkta neyin ne karşılığı verildiğinin, nüfuzun neyle satın alındığının faturası henüz net değil. Ancak ABD’deki ikili görüşmede Rojava’nın akçalı bir ticaret mevzusu haline geldiği gizli kalmış değil.

Bayrağa bağımsız ve biricik bir ulusun yüce sembolü gibi bir nitelik yükleyenlerin kendi söylemlerini fiilen nasıl çiğnediklerinin çetelesi epey kabarıktır. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin artı değeri ve birikimleriyle kurulan kamu tesislerinin yerli yabancı şirketlere satılmasından sonra, kamu arazilerinin altındaki ve üstündeki bütün varlıkların, doğanın ve iklimin dengesini alt üst edecek biçimde pazara sürülmesi ile bayrağa yüklenen kutsallık çelişir. Çünkü bayrağın, üzerinde dalgalandığı topraklar haraç mezat satıştadır. Rezerv alan yasasıyla tapulu mallarına, tarla tapanlarına, evlerine el konulan yurttaşlar da kendilerini aynı ulusal bütünlük içinde hissedemezler. Kızılırmak’ın, büyük barajların suyunu maden şirketleri değerli mal bulsun diye gözden çıkarıp kurutan, ormanları yanmaya terk eden tüccar siyasetin bayrak sevgisi bir yalandan ibaret olur.

Özgür ve bağımsız bir ulusun bayrağı, onu yerli yabancı sömürünün mazereti olarak görüp kullananların bayrağı olamaz. Kürtlerin ulusal simgelerini, heykellerini sökerek komşu ülkenin olduğu kadar onların içerdeki akrabalarını da inciten siyasal tercih, bayrağı sadece iktidar siyasetinin, üzerine nakışlandığı bir örtü haline getirir. Oysa nüfusun her parçasının huzur içinde yaşayacağı birlik ve bütünlük hali; bağımsız, kendi kendine yeten, demokratik ve özgür bir ülkenin bayrağının gölgesi altında var olabilir. Bayrağın temsil ettiği kutsal değer iç ve dış şirketlerle yapılan ticaret sözleşmeleri değil, eşitlik, barış, huzur ve özgürlük olmalıdır. Ona bakan gözün göreceği budur.

/././

EVRENSEL


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

30 milyon dolarlık fakir + Baron’un masal güzergahı + 496 kişilik baron listesi -Timur Soykan / BİRGÜN -

30 milyon dolarlık fakir  Merter’de 30 milyon dolarlık vurgun yapan döviz bürosunun sahibi icra takiplerine karşı dava açtığı mahkemeye ‘Fak...