halkTV "Köşebaşı" -2 Ocak 2026-


Alevler ile yeni bir yıl ve Gazze -Serra Karaçam- 

Dünya yeni yıla yine çelişkilerle girdi.

İsviçre Alpleri’nde bir barda çıkan yangında 40 kişi hayatını kaybetti 115 kişi yaralandı...

ABD’de New Orleans’ta çıkan apartman yangını 18 kişiyi evsiz bıraktı.

Şehir aynı zamanda Bourbon Street’te bir yıl önce yaşanan ve 14 kişinin öldüğü terör saldırısının yıldönümünde dört günlük yas sürecine girdi.

***

Bu karanlık tabloya karşılık, yeni yıl siyasi sahnede yeni başlangıçlara da işaret etti.

Zohran Mamdani, gece yarısı düzenlenen sembolik bir törenle New York Belediye Başkanı olarak yemin etti.

Bugün (Perşembe) Brooklyn doğumlu ABD Senatörü ve demokratik sosyalist Bernie Sanders, City Hall önünde Mamdani’ye kamuoyu önünde resmi yemini ettirecek.

Önceki yeminler 4 bin biletli katılımla olurken Mamdani’nin yemini 40 bin kişilik katılım beklenen sokak partisiyle kutlanıyor.

Kur’an-ı Kerim üzerine yemin eden ilk New York belediye başkanı olan Mamdani’nin yükselişi, yalnızca yerel bir değişim değil, ABD siyasetinde kuşak ve yön değişiminin de göstergesi oldu.

***

Küresel gündemin ağırlık merkezi ise Orta Doğu’da kalmayı sürdürdü.

Trump’ın son Türkiye’ye F-35 satışı konusunda “ciddi şekilde değerlendiriyoruz” açıklamasıyla, Gazze savaşı sonrası İsrail–Türkiye ilişkileri yine odakta.

Trump'ın ardından "Israil'e karşı kullanmayacaklar" ifadesi tam olarak anlaşılmadı ama bu şekilde yazıldı.

Wall Street Journal’da yayımlanan ve bu satışın "savaşa yol açabileceği" uyarısını yapan görüş yazısı, gerilimin yalnızca İsrail ile sınırlı olmadığını; Yunanistan ve Kıbrıs’ı da içine alan daha geniş bir güvenlik denklemine dönüştüğünü gösterdi.

Suriye dosyası ise 2026’ya girerken belirleyici olmaya aday.

Kuzeyde olası federal yapı, SDG’nin Şam yönetimiyle varacağı uzlaşma, güneyde Golan’daki İsrail varlığı ve Türkiye’de PKK’nın silahsızlanmasına dair tartışmalar, birbirinden bağımsız değil.

IŞİD'in bölgedeki varlığı ve Türkiye bağlantıları da yeni yılda yakından izlenecek başlıklar arasında.

***

Yıl boyunca ABD’nin Suriye’ye bakışında, ABD Büyüklelçisi Tom Barrack'ın Osmanlı "millet sistemine" yapılan göndermeler, “ulus devlet inşası” yorumları ve sahadaki gerçeklikler iç içe geçti.

Büyükelçi aile kökleri nedeniyle yönetimin politikaları dışında farklı görüşler de belirtebiliyor.

Söyleyene değil söyletene bak demekte mümkün…

Büyükelçi bölgenin tarihine ve kültürüne kişisel bir bağ kurmasını sağlayan Osmanlı dönemi Lübnan köklerine, Osmanlı döneminde ABD’ye göç eden Zahleli Hristiyan atalara sahip.

Barrack, Osmanlı İmparatorluğu’nu millet sistemiyle; İzmir gibi kozmopolit şehirler olmak üzere, farklı toplulukların bir arada yaşayabilmesine örnek teşkil eden model olarak övgüyle anmakta.

Bu direkt "dini cemaat temelli yönetim" övgüsü değil.

Farklı etnik yapıları ve dinleri kapsayan bir ekosistem övgüsü.

***

İsrail’in, aralarında Fransızca kısaltmasıyla MSF olarak bilinen Sınır Tanımayan Doktorlar’ın da bulunduğu 37 uluslararası sivil toplum kuruluşunun lisanslarını iptal etme kararı yürürlüğe girdi.

Peki Gazze yeni yıla nasıl girdi?

Hastanelerin ameliyathaneleri bombalanmış durumda.

Amerikalı gönüllü doktorlar PAMA çatısında farklı uzmanları dönüşümlü olarak bölgeye kısa süreli gönderip eğitim vermelerini, önemli vakaları tedavi etmelerini sağlayan organizasyonlara imza atmakta.

Acil doktorları, çocuk yoğun bakım uzmanları ve cerrahlara ihtiyaç var.

Han Yunus’ta Nasser Hastanesine bitişik çadırımsı yapılar hastane katlarının yerini tutmaya çalışıyor.

Hilal ve Kudüs hastanelerinde malzeme açığı var. Aspirasyon hortumları dezenfekte edilip tekrar tekrar hastalara kullanılıyor.

Dikiş setleri sınırlı.

Taş üstünde taş olmasada hayat devam ediyor…

İnsani yardım kurumları Ramazan öncesi operasyonları ve kampanyaları hızlandırmaya çalışıyor.

Türk askeri İsrail tarafından bölgede istenmiyor.

Türk Kurum olarak Gazze'de tabelası dikkat çeken kurum Hak İnsani Yardım Derneği…

Trump övündüğü 8 barış arasına Gazzeyi koyabilecek mi, şehir inşaa olacak mı, hala sokaklarda ve yer altında olan HAMAS’ın kalan üyeleri silah bırakacak mı, yoksa İsrail çekilmeyi kabul etmiyor diye bu iş böyle arafta mı kalacak göreceğiz…

***

Biraz tarihte yolculuk edelim...

İntifada dönemi haksız ve kitlesel gözaltılar ve kötü muamele sonrası tepki olarak, Arap dünyasında ilk defa, AB ve ABD dahil uluslararası gözlemciler katılımıyla yapılan demokratik seçimlerde, Filistin Yönetimi kontrolündeki Batı Şeria ve Gazze'de HAMAS yüksek oy almıştı.

ABD'nin bu seçimlerde HAMAS'a karşı El Fetih'e para desteği haberleri yayılmaktaydı.

HAMAS 74, El Fetih 45, bağımsızlar da 13 sandalye aldı. Nispi temsil nedeniyle yüzde olarak ise HAMAS %44.5 El Fetih %41.5 oy aldı.

2006 yılı boyunca iki ayrı meclis halinde toplantıları devam etti.

Bu dönemlerde iki tarafın yayınları Türk ajanslar (İHA) sayesinde Filistin kanallarına aktarılıyor ve canlı olarak yayınlanabiliyordu.

Bu bağlantılar birleştirilip uyduya yollanıyor ve filistin kanalları iki tarafı canlı takip edebiliyordu.

2007'de iki grup çatıştı...

FKO çatısındaki El Fetih, Batı Şeriadaki HAMAS üyelerini gözaltına aldı, partilerini kapattı ve siyasi yasak getirdi.

HAMAS milletvekilleri Batı Şeria'da tutuklandı.

Buna istinaden HAMAS Gazze'de çoğunluğu elde ettiği ve Sina'daki otorite boşluğu üzerinden gelen silahları olduğu için Gazze'deki El Fetihlileri gözaltına aldı, bir kısmını infaz etti.

Filistin yönetimi bunun uzerine Gazze ve Batı Şeria(Filistin Yönetimi) ve Gazze olarak fiili olarak bölündü.

HAMAS'ın seçim kazanma potansiyeli görüldükten sonra Batı Şeria'da fiili olarak yasaklandığı ve sadece Gazze'de seçim yapılamayacağı için seçimler yıllardır tekrarlanamadı...

Demokrasi Araplara çok görüldü...

Kendileri kendilerine bunu yaptılar...

Bundan istifade edenler de etmiş oldu...

Bu çatışma öncesindeki süreçte İsrail siyasetindeki barış yanlıları ve uluslararası destek sayesinde Ramallahtaki Filistin yönetimine çok sayıda Avrupali dışişleri bakanları, ABD'den de Condoleezza Rice da dahil olmak üzere Ramallah'a destek ziyareti veriyor, toprak takası üzerinden iki devletli çözüm ve barış destekleniyordu.

Sonra İsrail'de sağ siyaset güçlendi. Obama dönemi barış desteklense de İsrail'de karşılık bulmadı...

2010'lu yıllarda, HAMAS Türkiye ve Katar desteğiyle 1967'ye dayalı sınırları ve İsrail'in varlığını kabul etmeye başlamıştı.

Ancak İsrail siyaseti bunu duymak istemedi.

Bugünse 7 Ekim sonrası silahlı gücü azaldı...

Tek tük kaleşleri olsada füze stokları bitti...

Yani bırakacak silah kalmadı ama sonuna kadar direnme mesajı veriyorlar.

İsrail ısrarla silah bırakmaktan bahsederken HAMAS'da elini göstermemek adına mücadele imajı çizmeye uğraşıyor.

Gazze'nin Trump Planı'nın ikinci fazına geçmesi HAMAS'ın Gazze'yi Filistin yönetimine bırakma şartı kabul edilirse mümkün...

Uluslararası güç de Arap gücü olacak... Batılı istemiyorlar.

Ne olursa olsun, ikinci fazdan sonra kıyı şeridinin bağımsız, kendini savunabilen bir otonomluğu maalesef hayalden ibaret...

Bilal Erdoğan'ın yarım milyonluk Gazze mitingi bu gerçekleri bilerek Filistinlilere destek için yapıldıysa anlamlı.

Ancak Türkiye'nin çıkarları açısından bakınca "Gazze'nin geleceğinin gerçeğini değiştirmeye ne derece gücü yetebilir" zaman gösterecek demekle yetinelim...

***

Yıl kapanırken ortaya çıkan tablo net.

Yeni yıl, eski krizlerin sona erdiği değil; daha karmaşık hâle geldiği bir döneme işaret ediyor.

Yangınlar ve yaslar kırılganlığı hatırlatırken, siyasi değişimler 2026’nın yalnızca zor değil, aynı zamanda belirleyici bir yıl olacağını gösteriyor.

2026’ya giden yolda, Orta Doğu’dan New York sokaklarına uzanan kesişen hikâyeler, dünyanın hâlâ aynı soruyla yüzleştiğini gösteriyor: Güvenlik mi, dönüşüm mü?

/././

Yalova'da istihbarat ve operasyon zafiyeti mi var?-İsmail Saymaz- 

Yalova’da, üç polisimizin şehit olduğu IŞİD saldırısında evden sağ çıkarılan altı kadın ve beş çocuk ile yaralı polislerin vereceği ifadeler terör eylemini aydınlatacak bilgiler sunabilir.

Saldırıdan sonra gözaltına alınan 150 civarında selefi ve tekfircinin anlatacakları da hayati değerde.

Çünkü bunlar arasında ölü ele geçirilen altı IŞİD’nin hoca diye bağlı olduğu şüpheliler ile aynı mescitte ders alıp namaz kıldıkları örgüt sempatizanları var.

Daha şimdiden kritik bilgilerden söz ediliyor.

Adliye kaynaklarından öğrendiğim kadarıyla evden el bombası ve el yapımı patlayıcı çıktığı iddia ediliyor. Eğer bu bilgi doğruysa, IŞİD’çilerin büyük bir saldırıya hazırlanırken baskın yediği sonucu çıkar.

Bu ihtimali güçlendiren bir iddia daha var: Ölü ele geçirilen altı IŞİD’çinin de yer aldığı WhatsApp grubunda saldırıdan bir gün önce, 28 Aralık’ta, cihada dair paylaşım yapıldığı kaydediliyor.

Aynı gün Yalova’daki IŞİD hücresinden bir kişinin eve giderek içeridekileri eylem düşüncesinden vazgeçirmek için ikna etmeye çalıştığı iddia ediliyor.

Gerçekten, öyle mi?

Altı IŞİD’çi saldırıya hazırlık mı yapıyordu?

Nasıl bir eylem gerçekleştireceklerdi?

Silahları ve patlayıcıları nereden ve kimden temin ettiler?

isid-supheliler.jpeg

Gece 2’de arama

Öte yandan, üç polisin şehit verildiği saldırıda bir dizi zafiyet dikkat çekiyor.

Madde madde anlatalım.

-Üç polisin bir arama kararıyla saat 2’de eve gittiği belirtiliyor. Normalde polis saat 2’de aramaya gitmez. Neden günün ışıması beklenmedi de gece karanlığında kapı çalındı? Savcılığı acele etmeye mecbur eden nedir? Hangi gerekçeyle arama kararı alındı? Bu gerekçeler arasında evde silah veya patlayıcı bulundurma ya da silahlı eylem iddiası var mı? Yoksa neden gece 2’de gidildi?

İstihbarat zafiyeti

-Ölü ele geçirilen IŞİD’çiler polis tarafından bilinen ve tanınan kişilerdi. Ev de muhtemelen gözetim altındaydı. Çünkü IŞİD’çilere ait İstikamet Kitabevi, evin bulunduğu İsmetpaşa Mahallesi’nde. Nasıl oldu da IŞİD’çilerin eve silah ve patlayıcı yığdığı fark edilemedi?

Silahlı direniş ihtimali

-Ölü ele geçirilen beş IŞİD’çinin de sanıkları arasında olduğu, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede şu tespit yapılıyor:“Önümüzdeki süreçte ülkemizin içerisinde bulunduğu bölgede yaşanacak gelişmelere göre DEAŞ’ın alabileceği eylem kararlarına binaen bölgemizde/ilimizde gerçekleştirilmesi muhtemel terör eylemlerine karışabilecekleri…”

İddianamede, saldırganlardan Haşem ve Mehmet Cami Sordabak’ın babalarını kafir ilan ederek, annelerinden ayırmak istedikleri ve bu yüzden kardeşlerine ateş ettikleri belirtiliyor.

Bu bilgiler göz önünde bulundurularak, evden ateş edilebileceği ve silahlı direniş gösterilebileceği hesap edilmedi mi?

PÖH beklenmeliydi

-Normalde bu tür arama, baskın ve operasyonlarda Polis Özel Harekat (PÖH) ekipleri öncü olarak içeri giriyor. Ardından Terörle Mücadele ekipleri görev alıyor.

Yalova’da PÖH bulunmadığı için Terörle Mücadele Şubesi’nden yedi memur ve bir bekçi gönderildi.

Şehit polisler emekli olmak üzereydi; Turgut Külünk 50, Yasin Koçyiğit 49, İlker Pehlivan 47 yaşındaydı. Operasyonel görevler için yaşları uygun değildi. Bazılarının arşivde çalıştığı iddia ediliyor.

Çatışma başladıktan sonra Bursa’dan PÖH timleri, Yalova’dan jandarma komandolar çağrıldı.

Bu, operasyondan önce yapılamaz mıydı?

PÖH’ler ve komandolar hazır edildikten sonra aramaya gidilemez miydi?

Çelik yelek, TOMA ve termal

-İddia o ki polisler kapıyı çaldığında bir kadın pencereye çıkıp “Kafirlere kapıyı açmıyoruz” diye bağırdı. Ve ardından çocukları kendilerine siper ettiler. Ardından polisler camlardan çapraz ateşe tutuldu. Önce pompalı tüfeklerle, sonra da silahlarla ateş edildi. Üç polis ilk anda ağır yaralandı. IŞİD’çiler ışıkla bahçeyi aydınlatarak, ateş etmeyi sürdürdü.

Emniyet kaynakları polislerde çelik yelek, zırhlı araç, TOMA, gece görüş dürbünü ve termal kamera bulunmadığını ifade ederek, “Hem İstihbarat’ın hem de operasyonu planlayanların zaafiyeti var” diyor.

Üç polisin şehadetine yol açan zaafiyetin bir bedeli olmayacak mı?

Kimse görevden alınmayacak…

Kimse sorumluluk üstlenip istifa etmeyecek mi?

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, bilmem şu kadar IŞİD’çi gözaltına alındı diye tweet atınca, terörle mücadele görevini yerine getirmiş mi sayılacak?

Bülent Arınç’ın Yalova uyarılarına kulak asmadılar

Geçen gün Halk TV’deki ‘Para Siyaset’ programımızda Yalova saldırısını etraflıca anlattım.

Program bitiminde eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’tan mesaj geldi.

Programımızı izlemiş.

Telefonda sohbet ettik Arınç’la.

Arınç, 2015 yılında AK Parti Bursa Gençlik Kolları 4. Olağan Kongresi’ndeki sözlerini hatırlattı. Arınç, bu kongrede Yalova’ya dikkat çekerek, şu uyarıda bulunmuştu:

“Zannetmeyin ki DAEŞ’e katılanlar sadece Avrupa’nın Amerika’nın bazı ülkelerinden veya Çeçenistan, Kazakistan’dandır. Çok yakınımızdan, Yalova’dan, bir başka yerden… Sayılarının bin civarında olduğunu zannettiğimiz gençler de aldatılarak götürülüyor.”

Suikast girişiminden son anda vazgeçtiler

Arınç, bu uyarıyı Yalova’da tanıklık ettiği iki olaydan kaynaklı dile getirdiğini anlattı.

İlk hatırası 2011 yılından.

Arınç, şöyle diyor:

“Meclis Başkanı oldum. Yalova’daki Atatürk Köşkü’ne gittim.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay aradı. ‘Emniyet müdürünün seninle görüşmesi lazım’ dedi. Emniyet müdürü ‘Cezaevindeki cihatçılardan birinin mektubunu ele geçirdik’ dedi. Mektubu okudu. Adam neredeyse kafir diyor bize. Diyor ki, ‘Arınç’ın Yalova’ya geldiğini tespit ettik. Talimat verdik, ‘Birşey yapın.’ Beni takibe almışlar. Korumaları fazla görmüş, eylem yapmamışlar. Diyor ki, ‘Takibe devam edeceğiz.’ Müdüre ‘Ne yapacaksınız’ dedim. ‘Takibe alıyoruz’ dedi. ‘Böyleleri Yalova’da var mı’ dedim. ‘Yurt dışına gidip gelenler var, kimisi Gürcistan’a, kimisi Çeçenistan’a gidiyor’ dedi. ‘Sizler ne yapıyorsunuz’ dedim. ‘Biz takipteyiz’ dedi. O takipte sadece! (Gülüyor)”

‘Takibat yok’

Arınç, bir başka tarihte bayram ziyareti için gittiği Yalova’daki Kurtköy’de selefilerle karşılaştığını belirterek, şunları söylüyor:

“Caminin önünde çay bahçesi var. Bir masada dört sakallı adam kendi aralarında konuşuyor. Bizimle ilgilenmez görünüyorlar. Dedim ki ‘Neden bayramlaşmaya gelmediler?’ Muhtar dedi ki, ‘Bunlar camisiz, cemaatsiz adamlar. Devletin imamı namaz kıldırıyor diye namaz kılmazlar.’ Masalarına gittim. ‘Bayramınız kutlu olsun’ dedim. Kafalarını çevirmeye çalıştılar. Kalktılar, gittiler. Hayatım boyunca rastlamadığım bir şey. Muhtara dedim ki ‘Bu fikirleri nereden aldılar?’ Dedi ki ‘Safran köyünde şeyhleri var, bunları o zehirliyor.’ ‘Ona karşı ne yapıyorsunuz?’ dedim. ‘Ne yapacağız, saçlı sakallı adamlar’ dediler. Birinci olaydan Beşir Atalay’ın haberi oldu. İkincisini Muammer Güler’e söyledim. ‘Biz de duyuyoruz’ filan diye gevezelik yaptı. Dedim ki ‘Takip edin bunları, ileride başka şeyler yapabilirler.’ Böyle bir eylem gelmedi aklıma doğrusu. Ben Safran köyünde zararlı fikirleri yayanlarla ilgili birşeyler söylemişim. Ama bunlar bugüne kadar takibat görmezler. Biz başkalarını takip ediyoruz herhalde!”

Mücadele etmek lazım

Arınç, selefiliğin zararlı bir fikir olduğunu, ona karşı mücadele etmek gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:

“IŞİD diyoruz ama bunların temelinde selefilik ve haricilik var. Silah var, zorbalık var, cebir var, şiddet var. Her şeyi meşru görmek var. Bunları İslam ve cihat adına yapmak var. Diyanet de görevini yapamıyor. Bir taraftan Cübbeli Ahmet, bir taraftan onun karşıtları, birbirleriyle kedi köpekle oynar gibi oynuyorlar. Bunlar da İslam’ı temsil etmiyor. Saçından sakalından başka sünnete dair bir şey yok bunlarda. Ama karşı da çıkamıyorsunuz. Dindar görünümleri veya fikirleri, namaz kılmaları, Kuran okumaları ve cihat kelimelerini benimsemeleri onlara kötü gözle bakmamıza neredeyse engel oluyor. Ama bu fikirler zararlı. Bunlarla mücadele etmek lazım.”

Masa, kasa, nisa

Arınç’a son olarak, muhafazakar kimlik ya da İslamcı görüşten gelen Mehmet Akif Ersoy ve Ela Rumeysa Cebeci’nin adlarının karıştığı uyuşturucu soruşturmasına dair düşüncelerini sordum. Bu örnekler üzerinden muhafazakar aile çocuklarının yozlaştığının, para ve cinsellik sınavını kaybettiğinin söylendiğini kaydettim.

Arınç, İslami kesimde geçmişten beri kullanılan ‘masa, kasa ve nisa (kadın)’ tabiriyle karşılık veriyor.

Arınç, şöyle konuşuyor:

“Mehmet Akif Ersoy ismini duydukça rahmetliye olan saygımızdan utanıyorum. Gazeteci Mehmet Akif Ersoy hakkında hep hüsnü zanda (iyi niyet) bulunduk. Bize karşı çok saygılıydı. Özel hayatındaki sapmaların bu devirde olabileceğini düşünüyorum. Çünkü yaşadığımız devir çok kötü bir devir. Özellikle cinsellik, uyuşturucu, bol paraya kavuşma noktasında imtihanı kaybeden çok insanımız var. Üzülüyorum bu hale düşmüş olmasına. Masa, kasa, nisa! İmtihanı kaybetmek için önümüze çıkan en büyük sınavlar bunlar.”

Bir tersane işçisinin adım adım radikalleşmesi

Zafer Umutlu, Yalova’daki saldırıda ölü ele geçirilen altı IŞİD sempatizanından biri.

1999 doğumlu.

Bitlis Güroymaklı.

Yalova Altınova’daki tersanelerde işçi olarak çalışıyordu.

IŞİD yanlısı İstikamet Kitabevi’nin müdavimiydi.

Umutlu, Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde IŞİD üyeliğinden yargılanıp beraat ederlerden.

Bu kapsamda verdiği ifadede, nasıl radikalleştiğini adım adım anlattı.

İşte, kendi ağzından Umutlu’nun öyküsü:

Ebu Hanzala’dan Cübbeli Ahmet’e: “2021 yılında askerden geldikten sonra Kuran’a Hizmet Vakfı’ndan Nuh Şarman ve Yıldırım Özkan ile tanıştım. İtikatlarından bahsedip tebliğ yaparlardı. Diyanet'e bağlı imamlar ve hocalar, Bitlis’teki şeyh ve kanaat önderi olan şahıslarla görüştüm. Söylemleri tatmin etmedi. İtikatları bana uymadı. Youtube’dan ‘Şehadet Mektebi’ adı altında yayın yapan Murat Gezenler, İbrahim Gadban, Halis Bayuncuk (Ebu Hanzala), Mehmet Yıldız’ı takip ettim. Görüşlerini benimsemesem de dini anlattığı için Cübbeli Ahmet Hoca, Hüseyin Çelik, Hüseyin Avni, Nurettin Yıldız, Halil Konakçı’yı bilgi almak maksatlı takip ederdim. Kendime göre bir yol çizdiğim esnada, inşaatlarda çalışıyordum, burada Muhammet Kıran ve babası Nevzat ile tanıştım. İtikatlarının kendime uyduğunu görünce Yalova’da faaliyet gösteren Ahlak Sünnet Dergisi’ne cuma namazlarını kılmak için gittim. Diyanet itikadıma uymadığı için camilerde imamın arkasında namaz kılmayı istemedim.

İmamı, Musa Sordabak’tı: Altınova’da tersanede çalıştığım dönemde Musa Sordabak (Saldırıda ölü ele geçirilen altı teröristten biri) tarafından kıldırılan alternatif cuma namazına katıldım. Ahlak Sünnet Dergisi’ne cuma namazı dışında da gittim.‘Ömer El Kürdi’ olarak tanıdığım, ismini Mehmet Bal olarak öğrendiğim şahsın verdiği sohbetlere gittim. Birinde gerçek ismini bilmediğim ‘Mamosta Osman El Kürdü’ sohbet verdi. Ahlak Sünnet Dergisi kapandıktan sonra İstikamet Kitabevi’ne pazartesi günleri akide derslerine gittim.

Erdoğan, kafirdir: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eylem ve söylemleri nedeniyle kafir olarak görürüm. Yapmış olduğu uygulamalar kafir olduğuna apaçık delildir. Atatürk ve laik sisteme devam etmesi, ölüm yıldönümünde Anıtkabir’e gitmesi küfür olduğunun delilidir. Kur'an ve sünnet ehline göre yaşayan bir insan Müslümandır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yemini eden polisler kafirdir. Askerlik ve oy kullanma konusu küfürdür. Allah'ın hakkı olan yaratıcılık, gaybı bilme, hakemlik yapma özelliklerinin herhangi bir tanesinin bana yüklemesi ya da bir başkasının o hakkı başkasına vermesi tağut kelimesini ifade ediyor. Türkiye Cumhuriyeti devletini ve yöneticilerini tağut olarak görürüm.

/././

Cebinizdeki en büyük para aslında en küçük paraysa!..-Mehmet Tezkan- 

İktisat bilimiyle uğraşanlar ne der bilmem ama siyaset bilimine, sosyolojiye bulaşarak 46 yıldır gazetecilik yapan birey olarak şunu söylerim:

O ülkenin ekonomisi batmıştır…

O ülke kolay kolay iflah olmaz…

Ne demek istediğimi izah edeyim…

Bir lira var mı?

Yok…

Kağıt üstünde var ama aslında yok…

Paradan altı sıfır attıkları dönemde Erdoğan WC’ler bir milyon liraydı bir lira yaptık diye öğünmüştü ya… Şimdi bir lira yok…

Bir lira yok da beş, lira on lira var mı?

O da yok… Yirmi lira yok, elli lira yok…

Yüz lira bile yok…

En yakın ATM’sine gidin 350 lira isteyin; vermez… Çünkü kasasında yüz lira, elli lira yoktur…

Ne var?

200 lira var… İste 200 lira iste 400 lira; verir…

İste 220 lira, 230 lira; veremez…

O paralar tedavülden fiilen kalktı…Yeni asgari ücret 28 bin 75 lira 50 kuruş olarak belirlenmiş… Git ATM paranın tamamını iste verir mi?

Veremez… Çünkü 75 lira diye bir para kalmadı. 50 kuruş zaten buhar oldu…

İstanbul’da taksiye indi bindi ücreti 175 lira. Bu yıl 200 olacak veya aşacak. Yani cebinizdeki en yüksek para ile indi bindi yapacaksınız!..

AKP iktidarı TL’den altı sıfır atmakla övünüyor ya bir sıfırı geriye koydu. Bu yıl ikinci sıfırı da koyacak…

Korkarım 200 lira 20 lira seviyelerine düşecek… Et fiyatlarına baktığınızda düştü de zaten…

Cebinde 200 lira olmayanın cebinde parası yok demektir… 2017 yılında geçtiğimiz rejim bizi bu hale getirdi.

Diyeceksiniz ki 200 lira yeni rejim öncesinin 20 lirasına denkse neden 500 liralık banknot çıkarmıyorlar?

Çıkarsalar ekonominin iflas ettiğini kabul etmiş olacaklar da ondan

Şimdilik TÜİK, MÜİK rakamlarıyla durumu idare etmeye çalışıyorlar…

Ama onlar da biliyor ki…

AKP’nin…

Akil adamları dillendirmeye başladı…

Gazetecileri söylenmeye başladı

Milletvekilleri alçak sesle konuşmaya başladı…

Akademisyenleri kıvırtmaya başladı…

Kimse itiraz etmesin, itiraz eden varsa rakamları önümüze döksün… Gerçek şu: Büyük ekonomik buhranın, paramızın pul olmasının müsebbibi bize dayatılan rejimdir… Cumhurbaşkanlığı hükümet Sistemi adı verdikleri rejim değişmeden düzlüğe çıkamayız…

/././

Koalisyon ortakları birbirine düştü! Riyad ile Abu Dabi’nin Yemen çekişmesi -Mustafa K. Erdemol- 

Küresel siyaset sahnesinde kimin kiminle çatıştığı, kimlerin kimlerle dost olduğu kestirilemez durumda artık. Çelişkilerin uzlaşmayla çözüldüğü ya da ertelendiği dönemler geride kaldı anlaşılan. Aynı sistem içinde olanların bile birbirine düşmeleri “çözümsüzlüğün” hem küresel hem bölgesel düzeyde arttığını gösteriyor.

Yeni bir yıla yeni bir krizle girmek üzereyiz, mevcutlar yetmiyormuş gibi. Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında Yemen'in geleceği konusunda ciddi bir kriz patlak verdi, malum. BAE’yi güvenliğini tehdit etmekle suçlayan Suudi Arabistan dün (Salı) BAE'nin desteklediği “Yemenli ayrılıkçı güçlere” karşı hava saldırıları düzenledi. Suudi Arabistan’ın “ayrılıkçı güçler” diye nitelendirdiği aslında güneyin bazı bölgelerini kontrol eden Güney Geçiş Konseyi adlı grup.

GGK, bir süredir Suudi Arabistan yanlısı güçlerin elinde bulunan Hadramout bölgesindeki liman kenti Mukalla da dahil olmak üzere yeni bölgelere ilerliyordu. Suudi Arabistan Mukalla'daki hedefleri vurdu Salı günü. Hedefler arasında BAE’nin GGK’ye yolladığı silah sevkıyatları da var.

Yemen'de iç savaş, 2014 yılında Ensarullah Hareketi’ne bağlı güçlerin Sanaa'yı ele geçirip yeni bir hükümet ile daha düşük yakıt fiyatları talep etmesiyle başlamıştı. Bir yıl sonra, Mart 2015'te Suudi Arabistan, ülkesinden kaçmak zorunda kalan Yemen Cumhurbaşkanı Mansur Hadi’yi yeniden iktidara getirmek için muhalif Ensarullah Hareketi’ne (Husiler olarak da bilinir) karşı hava saldırıları ile ekonomik yaptırımlar başlatmak için Körfez ülkelerinden oluşan bir koalisyon kurmuştu. BAE de bu koalisyonun bir parçasıydı. Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerinin müdahalesi ile kriz Yemen'i Sünni-Şii ayrılığı üzerinden bölgesel bir vekalet savaşı alanına dönüştürmüştü.

Ensarullah’a karşı ortak olmalarına rağmen, Yemen'deki farklı grupları destekledikleri için son yaşananlar beklenmedik değildi ama iki ülke arasında bir süredir varolan gerginlik bu noktaya gelmez sanılıyordu.

Önemi şurada; sadece iki ülke arasındaki bir gerginlik olarak kalmayabilirdi bu kriz. Yemen'in güneyinde bir iç savaşa yol açabileceği gibi, Suudi Arabistan ile BAE’nin, Sudan ile Afrika Boynuzu gibi karşı tarafları destekledikleri diğer çatışmalı alanlara da sıçrama potansiyeli taşıyordu. Yemen, iki zengin Körfez ülkesinin siyasi nüfuz, deniz ticaret yollarının kontrolü, ticari erişim için rekabet ettiği bir alana da dönüşebilirdi pekala. Ancak jepolitik, Suudi-BAE krizinin derinleşmesine uygun değil, nitekim BAE’nin geri adım atıp güçlerini Güney Yemen’den çekme kararı almasıyla durulmuş görünüyor.

Hava saldırıları, Suudi Arabistan ile GGK arasında çatışmanın büyüdüğüne işaret ediyor kuşkusuz. Aynı zamanda Riyad ile Abu Dabi arasında artan sürtüşmeyi daha da görünür hale getirmiş oluyor. GGK de on yıldan fazla bir süredir doğrudan çatışmalardan büyük ölçüde uzak kalan Hadramout ile Al-Mahra bölgelerinde kontrolünü genişletiyor belli ki. Bu bölgeler, Yemen'in petrol rezervlerinin, önemli limanlarının çoğunu barındıran stratejik öneme sahip bölgeler. Yemen’in kuzeyinde de Ensarullah güçleri, başkent Sanaa da dahil olmak üzere, mevzilerini koruyor.

Kriz şimdilik durdu. Ama yarın ne olacağı bellii olmaz. Yemen’in güneyinde yeni bir devletin oluşması da an meselesi.

Dünya yeni yılı, “yeni” olan “eski” bir krizle karşılayacak yani.

Umarım sizin yeni yılınız gerçekten “yeni” olan umutlarla gelir.

/././

Dünya liderinin ülkesinde yeni yıl -Ayşenur Aslan- 

Hangi küresel araştırmayı alırsanız alın.. Enflasyondan işsizliğe.. Gelir dağılımındaki uçurumdan kadın cinayetlerine.. Türkiye hazin verilerle karşımıza çıkıyor.
Ama olsun!
Güçlü dünya liderimiz Trump’ın iltifatlarına mazhar oluyor ya! Yeter.
Abdülkadir Selvi yazmış mesela: 
“ABD Başkanı Trump 20 Ocak 2025 tarihinde koltuğa oturdu. O tarihten bu yana saydım en az 15 kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan övgüyle söz etmiş. Boş hamaset yapmamış, Erdoğan’ın uluslararası krizlerdeki rolüne değinmiş. Netanyahu gibi en azılı Erdoğan düşmanlarının yüzüne karşı Erdoğan’ın dostu olduğunu söylemesinin ise ayrı bir önemi var.”

***

Gözlerim yaşardı. Bu ne görev aşkı!!
Üşenmemiş saymış Selvi Bey. Trump Erdoğan’ı kaç kez övmüş. Övmekle kalmamış, demiş ki: 
“Cumhurbaşkanı Erdoğan dostumdur. Kendisini yakın tanıyorum. Kendisine çok saygı duyuyorum. Netanyahu da saygı duyuyor. Aralarında sorun olacağını düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la başka kimsenin gerçekleştiremeyeceği işler gerçekleştirdim. Onun yanındayım. Sonuna kadar yanındayım.”

Bu cümlelerin aslında ne anlama geldiğini Erdoğan da medyadaki baş sözcüsü Abdülkadir Selvi de biliyordur herhalde.
Bilmeseler arada bir ahaliyi gaza getirmek için kapitalist / emperyalist sisteme saydırmazlar. Buna rağmen dünyanın jandarması Trump’tan bunları duymak güç hissi veriyor olsa gerek, övünürler.

Son yıllarda pek moda olan ithal bir sözcük var: “CRİNGE”.
Utanmak.. Ama daha çok “başkası adına utanmak” anlamında kullanılıyor.
Böyle yazıları okurken ben de yazan adına utanıyorum.
Evet, Trump Erdoğan’ı pek seviyor. Neden sevmesin ki!

* Sözde ateşkesi uygulamayıp Gazze’ye ölüm yağdıran Netanyahu’yu görmezden gelen kim acaba?

* Suriye’yi yakın geçmişte dünyanın terör listesinde yer alan HTŞ’ye teslim eden.. Bu amaçla cihatçıları bizim vergilerimizle besleyen.. Milyonlarca Suriyeli göçmeni.. Aralarında da kim bilir kaç IŞİD üyesini kabul eden biz miyiz?

***

IŞİD demişken.. Abdülkadir Selvi, Trump’ın Erdoğan’a övgülerini (nasıl yapıyorsa) sayarken, bir yandan da eksik olmasın Yalova’daki IŞİD evi ile ilgileniyormuş. Şu satırlarını okurken daha daha utandım: “DEAŞ evini kadınlar çözecek. DEAŞ’lıların eşleri gözaltında. Ancak şu ana kadar konuşmadılar. Sorulan sorulara, “Bilmiyoruz” diye cevap verdikleri söyleniyor. Ancak Reina katliamında teröristi, kendisini aldattığını düşündüğü sevgilisi kadın ihbar etmişti. Terörist de olsan kadınları aldatmayacaksın.”

Dünya liderinin ülkesinde, on binden fazla olduğu söylenen cihatçı katil rahat rahat yaşayacak. Onca istihbarat örgütü, içişleri bakanlığı Yalova’da herkesin gördüğünü görmeyecek.. İhbar üzerine yapılan baskına asayiş polisleri gönderilecek..

Sonra? Kadınlar konuşsun da çözelim denecek.

Günlerdir gerçeğin peşindeki gazeteci kardeşlerim anlatıyor. Suriye’de kafa keser veya kalaşnikoflarla ölüm saçarken görüntüleri kaydetmişler. Yakalandıklarında da cep telefonlarındaki vahşet kayıtları ortaya çıkmış. Ama “bunlar sınırlarımızın dışında, bizi ilgilendirmez” diye, sadece örgüt üyeliğinden yargılanıp birkaç yılda serbest kalmışlar. Belki yüzlerce böyle akıl ötesi örnek var.

Dahası, Yalova’dan sonra peşpeşe yapılan operasyonlardan ve yakalanan şüpheli sayısından da anladık ki, istihbaratın elinde IŞİD evlerinin adresi var.
Yani biliniyorlar. Yani bilindiği halde dokunulmuyorlar.

Ankara Gar katliamı sonrası, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ne demişti: “Canlı bombayı eylemi yapana kadar yakalayamıyorsunuz..”

Oysa eylemi yapanın -kaç kez yazdım- veda konuşması bile teknik takiple kaydedilmişti. İzi adım adım sürülebilecekti. Sürülmedi. Eylem engellenmedi. 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. Ve AKP’nin oyları yükseldi.

***

Sadece Gar katliamı mı? IŞİD saldırılarının bilançosu, bildiğiniz savaş zayiatı gibi:

* Suruç Saldırısı (20 Temmuz 2015): 34 ölü
* Ankara Gar Saldırısı (10 Ekim 2015): 103 ölü
* Diyarbakır HDP Mitingi Saldırısı (5 Haziran 2015): 5 ölü
* Sultanahmet Meydanı Saldırısı (12 Ocak 2016): 13 ölü
* Atatürk Havalimanı Saldırısı (28 Haziran 2016): 45 ölü
* Gaziantep Düğün Saldırısı (20 Ağustos 2016): 59 ölü
* Reina Saldırısı (1 Ocak 2017): 39 ölü

Birkaç yıldır uykuya çekildiler diye unutuldu belki. Oysa IŞİD meselesi çok ciddi. Çok vahim. “Kafiri öldürürken ölürse cennete gideceğine inanan” bir insandan daha etkili, daha tehlikeli silah yok. Olmadığını 11 Eylül saldırılarında gördük.

Daha tehlikelisi ise herhalde hukuku, adaleti katletmek. Her gün Türkiye’nin fotoğrafını çeken Müge Anlı’nın programında mesela şöyle bir vahşetle yüzleştik.
Baba denilen bir “cisim” öz kızlarına tecavüzden 52 yıl hapse mahkum olmuş. Peki kaç yıl hapis yatmış dersiniz? Sadece 5 yıl.

Son yargı paketiyle böyle vakaların failleri, eş katilleri dışarı çıktı. Cezaevlerinde, hapse atılacak yeni bürokratlar, gençler, insan hakları aktivistleri için yer açıldı.
Evet! Bu yıl yine en çok adaleti konuşacağız. Umuyorum ki, el ele vererek karanlığı yırtacağız.

Yeter ki cesaretimizi kaybetmeyelim…

/././

halkTV

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

EVRENSEL "Köşebaşı + Gündem" -2 Ocak 2026-

Temel sorun ve mücadele alanı olarak kayyım ve özgürlük -Adnan Gümüş-  Yeni yıl geldi. 1 günü geçti bile, oldu 2 Ocak. 2025 hiç iyi geçmedi....