Depremin üçüncü yılında adalet ve gelecek kaygısı: Bölgede suç ve umutsuzluk tırmanıyor -Özkan Öztaş-
6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen üç yıla rağmen, deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlar sadece barınma ve ısınma gibi temel sorunlarla değil, hayatlarına yeni eklenen ağır sosyal krizlerle de mücadele ediyor. Yaşananları Avukat Özgür Çıkın ve Psikolog Fatma Irmak soL'a anlattı.
Depremin ardından geçen zaman zarfında bölgedeki hukuki ve sosyal tabloyu değerlendiren Avukat Özgür Çıkın ve Psikolog Fatma Irmak, yıkımın sadece binalarda değil, toplumsal yapıda da derin yaralar açtığını ifade ediyor. Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde depreme yakalanan ve günlerce aracında yaşamak zorunda kalan avukat Çıkın, bir hukukçu gözüyle bölgedeki çarpıcı değişimi aktarıyor.
Uyuşturucu ve şiddet sarmalı
Bölgede nobranlık ve şiddetin okuldan sokağa her alanda arttığını belirten Özgür Çıkın, adli vakaların artık bir rutin haline geldiğine dikkat çekiyor. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde daha önce münferit görülen uyuşturucu kullanımının deprem sonrası ciddi bir artış gösterdiğini ifade eden Çıkın, kendi çocuklarının da benzer güvenlik ve huzur kaygıları nedeniyle okul değiştirmek zorunda kaldığını ekliyor.
Psikolog Fatma Irmak ise bu durumu "geleceksizlik ve henüz atlatılamamış travmalar" ile açıklıyor. Irmak, insanların trafikte veya işyerinde sürekli bir gerilimle hareket ettiğini, kalabalık ve özel hayatın olmadığı barınma merkezlerinin suça açık mekanlar haline geldiğini vurguluyor.
Sessiz tehlike: Bireysel silahlanma
Deprem bölgesindeki bir diğer kritik sorun ise bireysel silahlanmadaki artış.
Avukat Çıkın, resmi bir veri açıklanmasa da adliyeye ve hastaneye yansıyan vakalarda silahlı yaralamaların deprem öncesine oranla ciddi şekilde arttığını belirtiyor. Bu konuda adli makamlardan istatistik talep ettiğini ancak yanıt alamadığını söyleyen Çıkın, depremin ilk günlerindeki yağma ve hırsızlık iddialarının toplumda "silahımız olsaydı bunlar olmazdı" algısını tetiklediğini dile getiriyor.
Adalete olan inanç sönüyor
Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen elle tutulur bir dava sonucunun olmaması, halkın adalete olan güvenini sarsmış durumda.
Bazı ilçelerde henüz iddianamelerin bile tamamlanmadığını söyleyen Çıkın, "güçlüden yana tesis edilen bir adalet" kanısının hakim olduğunu belirtiyor. 40-50 kişinin öldüğü blokların duruşmalarına bazen tek bir yakınının bile gelmediğini ifade eden Çıkın, bunun nedenini "adalete olan inancın yitirilmesi ve büyük patronlara bir şey olmayacağı düşüncesi" olarak özetliyor. Bu noktada Adalet Peşinde Aileler Platformu örneğinde olduğu gibi bir araya gelen aileler davaları toplumsallaştırmak için mücadelesini sürdürüyor.
Gençlerde gelecek kaygısı ve intiharlar
Avukat Çıkın ve Psikolog Irmak'ın üzerinde durduğu en acı tablo ise artan genç intiharları ve çocuklarda artan suç oranları. Özellikle ateşli silahlar ve bıçaklar hakkındaki kanuna muhalefet suçlarında çocuk yaş grubunun yoğunluğu dikkat çekiyor.
Fatma Irmak, uyuşturucu ve borç yükü altındaki gençlerin, kolayca eriştikleri silahları bazen kendi hayatlarına son vermek için kullandıklarını belirtiyor. Irmak’a göre, üç yıldır bu travmaların iyileştirilmesi için devlet tarafından sağlıklı bir adım atılmaması, insanları çaresizlikleriyle baş başa bırakarak şiddet ve uyuşturucu sarmalına itiyor.
Deprem bölgesinde üçüncü sene geride kalırken, yıkımın yarattığı dolaylı etkiler katlanarak devam ediyor. Barınma, elektrik ve ısınma gibi temel yaşamsal sorunlar henüz çözülememişken, bunların üzerine binen güvenlik zafiyeti, uyuşturucu kullanımı ve adalet arayışındaki tıkanıklık bölge halkını ağır bir yükle baş başa bırakıyor. Çözülmeyi bekleyen bu yeni ve derinleşen sorunlar, depremzedelerin sadece geçmişteki kayıplarıyla değil, aynı zamanda bugün ve gelecekleri için de büyük bir belirsizlikle mücadele etmek zorunda olduklarını gösteriyor.
***
'Asrın destanı' yalanının en çarpıcı ispatı: Hatay'da gaz lambası satışı rekor kırıyor -Özkan Öztaş-
Deprem bölgesindeki "şahlanış" mesajlarına karşın Hatay'da 20 yıldır raflarda bekleyen gaz ocakları ve "lüküs" lambaları, elektrik kesintileri ve barınma krizi nedeniyle rekor satışlara ulaştı.
Hatay'ın Defne ilçesine bağlı Harbiye Mahallesi'nde yaşayan Aydın Gümüşlü, yaklaşık 20 yıldır tüp ve buna bağlı gereçlerin satışını yapıyor. Deprem öncesinde çok daha geniş bir çalışma alanına sahip olan Gümüşlü, işyerinin yıkılmasıyla birlikte faaliyetlerini mahallesindeki bir depoda sürdürüyor.
Gümüşlü'nün öyküsü ve yaşadıkları, iktidarın "destan" yalanlarının küçük ama çok çarpıcı bir örneğini gözler önüne seriyor.
2006 yılından deprem anına kadar satamadığı kadar katalitik ısıtıcı, gaz ocağı ve aydınlatma gerecini depremden sonraki bir haftada sattığını belirten Gümüşlü, bu durumu biraz öfke biraz da acı bir gülümsemeyle tarif ediyor.
Deprem bölgelerinde yaşanan elektrik kesintilerinden dolayı depremzedeler çareyi eski usul aydınlatmalarda arıyor. "Lüküs" adıyla bilinen gaz lambaları yok satıyor.Elektrik kesintileri depremin kendisi kadar büyük bir sorun
Bölgedeki en temel problemlerin barınma, fahiş kiralar ve işsizlik olduğunu vurgulayan Aydın Gümüşlü, özellikle elektrik altyapısındaki yetersizliğe dikkat çekiyor.
Hatay genelinde doğalgaz altyapısının eksikliği nedeniyle birçok vatandaş ısınmak için ısı pompalarını tercih ediyor. Ancak sık sık yaşanan ve bazen bir haftayı aşan elektrik kesintileri bu cihazları işlevsiz bırakıyor. Şarjlı lambaların dahi uzun süreli kesintilerde yetersiz kaldığını ifade eden Gümüşlü, halkın çareyi "lüküs lambası" olarak bilinen eski tip aydınlatma araçlarında ve gazlı ocaklarda bulduğunu söylüyor.
Elektrik problemi, ayakta kalan binalarda yaşayanların hayatını deprem kadar derinden etkilemeye devam ediyor.
Katalitik ısıtıcılar, gaz lambaları ya da kamp sobaları... Artık raflarda bunlar yer alıyor. Esnaflar depremden önce varlığını unuttuğu ürünlerin depremden sonra duyulan talep karşısında ihtiyaca yanıt vermekte zorlandıklarını ifade ediyor.Bakan Kurum'un 'asrın destanı' söylemi ve sahadaki karşılığı
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremin ardından yürütülen çalışmaları Türkiye'nin asrın felaketini "asrın destanına" dönüştürmesi olarak nitelendirmişti.
Bakan Kurum, 11 şehrin tamamında "tarihin yeniden yazıldığını, ilk konut temellerinin 15. günde atıldığını ve 45. günde teslimatların başladığını" öne sürerek, "devlet nerede" diyenlere "bu inşa süreciyle cevap verdiklerini" söylemişti.
Kurum'un Hatay ve diğer illerin "artık ışıl ışıl" olduğu yönündeki açıklamaları, sahada işsizlik ve geleceksizlik ile boğuşan depremzedeler tarafından gerçekçi bulunmuyor.
Büyük resmi aydınlatmak için gaz lambası gerekiyor
İktidar kanadından gelen "bölgelerin ayağa kalktığı ve şehirlerin eski günlerini geride bıraktığı" yönündeki mesajlar, depremzedelerin gündelik yaşamındaki zorluklarla çarpışıyor. Barınma sorununun çözüldüğü ve hayatın normale döndüğü iddiaları sürerken, sahipsizlik hissi ve temel altyapı hizmetlerine ulaşılamaması halkı geçmişin demode kalmış araçlarını kullanmaya mecbur bırakıyor.
"Hatay ışıl ışıl" sosyal medya paylaşımlarının ardında karanlıkta yaşamaya devam eden, elektrik kesintilerinden dolayı ısınamayan insanların öyküleri yer alıyor. Depremzedeler "Sorunlar daha ne kadar böyle devam edecek, artık kestiremiyoruz" diyor.
Hatay'da ve diğer deprem kentlerinde halk, iktidarın anlattığı o büyük resmi aydınlatmak için şimdilik sadece satış rekorları kıran o eski gaz lambalarını kullanabiliyor.
***
Depremzede işsizlerin buluşma noktası: Şantiyeler -Özkan Öztaş-
Depremin üçüncü yılında bölgede istihdam alanlarının yok olmasıyla derinleşen işsizlik krizi, üniversite mezunlarını şantiyelere mahkum etti. Hatay, 2025 yılında yaşanan 64 iş cinayetiyle Türkiye genelinde 5. sırada yer alırken; işçiler, inşaat süreci bittiğinde on binlerce kişinin işsiz kalacağını ve patronların bu durumu düşük ücretler için fırsata çevireceğini hatırlatıyor.
Depremin üzerinden geçen üç yıla rağmen bölgede işsizlik ve istihdam sorunu artarak devam ediyor.
Deprem sonrasında işyerlerinin kapanması ve eski üretim alanlarının ortadan kalkması, deprem kentlerinde ciddi bir geçim krizini tetikledi. Yaşadıkları mağduriyeti anlatan emekçiler, bölgedeki işsizlik probleminin ülke gündeminde yeterince yer bulmamasından şikayetçi.
Bu sorunu en derinden hissedenlerden biri olan Mehmet, 2018 yılında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi'nden mezun olmuş. Mezuniyetinin ardından uzun süre KPSS için emek veren Mehmet, yüksek puanlar almasına rağmen yeterli alım yapılmadığı için atanamamış. Türkiye'de kamu atamalarının ancak seçimden seçime ciddi oranlara ulaştığını belirten Mehmet için asıl kırılma noktası 6 Şubat 2023 depremi olmuş.
Mehmet ve onun gibi birçok üniversite mezunu arkadaşı, bugün Hatay'daki şantiyelerde işçilik yapıyor. Kendi mesleğini yapmaya çalıştığında dershanelerin asgari ücret, hatta bazen asgari ücretin altında komik rakamlar teklif ettiğini söyleyen Mehmet, "Edebiyat para etmiyor" diyor ve şantiye ekonomisini şu sözlerle özetliyor: İnşaatta vasıfsız bir işçinin başlangıç maaşı 35 bin TL, bazı yerlerde 40 bin TL'ye çıkıyor. Eğer bir uzmanlığınız ya da ustalığınız varsa 60-70 bin TL kazanabiliyorsunuz. Depremden önce işsiz üniversitelilerin durağı ya polislik ya da uzman çavuşluk olurdu, artık deprem bölgelerinde bu yerin adresi şantiyeler oldu.
Deprem bölgeleri adeta bir şantiye gezegenine benziyor. Adım başı biten şantiyelerde çalışan insanlar geleceğini göremiyor. Fotoğraf: Özkan ÖztaşMersin’den Hatay’a ekmek kavgası
İnşaatlarda çalışan bir diğer isim ise aslen Mersinli olan Süleyman. Deprem sırasında Mersin'de olan ve felaketin izlerini hâlâ hafızasında taşıyan Süleyman, dolaylı etkilerin de altını çiziyor.
Hatay ve Adana'dan Mersin'e yaşanan yoğun göç nedeniyle Mersin'deki iş imkanlarının daraldığını, bu yüzden çalışmak için Antakya'daki şantiyelere gelmek zorunda kaldığını anlatıyor.
Süleyman, bölgedeki ekonomik çöküşün görünmeyen kısmına, yani her geçen gün kepenk indiren esnafa dikkat çekiyor. Hatay'da hemen her ay birkaç esnafın sessiz sedasız battığını söyleyen Süleyman, asıl büyük tehlikenin şantiyeler kapandığında başlayacağını vurguluyor: Bugün idareten iş bulabiliyoruz, eve ekmek götürüyoruz ama bu inşaatlar bittiğinde on binlerce insan aynı anda işsiz kalacak. İşte o zaman patronlar bu çaresizliği manipüle edecek. Bugün 40 bin TL alan gençler, o gün işsizlik ordusu yüzünden asgari ücrete razı edilecek. Hizmet sektöründe sigortalı iş bulabilenler kendini şanslı sayacak bir düzene sürükleneceğiz.
Fotoğraf: Özkan ÖztaşHatay iş cinayetlerinde Türkiye beşincisi
Deprem bölgelerinde şantiyeler, iş bulamayan gençler için bir "buluşma noktası" olsa da bu çalışma alanları beraberinde büyük riskler getiriyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi'nin yayımladığı 2025 yılı İş Cinayetleri Raporu, bölgedeki çalışma koşullarının vahametini kanıtlıyor.
Rapora göre, 2025 yılında Türkiye genelinde en az 2.015 işçi hayatını kaybetti. Hatay; İstanbul, İzmir, Antalya ve Ankara'nın ardından 64 iş cinayetiyle Türkiye'nin en çok işçi ölümü yaşanan 5. ili oldu. Bu ölümlerin en sarsıcı olanlarından biri 1 Mart 2025'te Antakya'da gerçekleşti. Akarsu Çelik Yapı firmasına ait bir işçi servisinin TIR'a çarpması sonucu, aralarında 3 çocuğun da bulunduğu 7 işçi yaşamını yitirdi. Genç mezunlar ve depremzedeler, bir yandan geleceksizlik kaygısıyla uğraşırken bir yandan da bu tehlikeli çalışma ortamlarında hayatta kalmaya çalışıyor.
***
Depremin yıldönümünde Hatay'da eylem: 'Sesimizi duyan olmadı'
Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların 3. yılında Hatay başta olmak üzere 11 ilde binlerce yurttaş, kayıplarını anmak ve sorumlulardan hesap sormak için 04.17'de tek ses olarak meydanlara indi.
Depremin en ağır yıkıma uğrattığı illerden Hatay, felaketin 3. yıldönümünde büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Türkiye Komünist Partisi (TKP), Defne Halk Temsilcileri Meclisi ve Tüm Öğretmenler Birliği Sendikası (TÖB SEN) öncülüğünde düzenlenen yürüyüşte, binlerce depremzede ellerinde "Sesimizi duyan olmadı" yazılı pankartla yürüdü.
Sabaha karşı 03.15'te Defne Necmi Asfuroğlu Lisesi önünde toplanan depremzedeler, Uğur Mumcu Bulvarı'na doğru ilerlerken "Deprem değil, ihmal öldürdü", "Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok" sloganlarını haykırdı.

Kaybedilen yakınlar için saygı duruşu
Saatler depremin gerçekleştiği 04.17'yi gösterdiğinde tüm kentte derin bir sessizlik hakim oldu.
Uğur Mumcu Parkı'nda bir araya gelen binlerce kişi, tam 3 yıl önce yitirdikleri sevdikleri için saygı duruşuna geçti. Bu hüzünlü anma, kısa sürede hak arama mücadelesine ve biriken öfkenin dile getirildiği bir protestoya dönüştü. Depremzedeler, enkaz başında sevdiklerinin sesleri kesilene kadar yardım bekledikleri o anları unutmadıklarını dile getirdi.
İnsanca yaşam ve adalet
Anma töreninde Defne Halk Temsilcileri adına Hizam Hasırcı ve TÖB SEN adına Deniz Ezer depremzedelere seslendi. Yapılan konuşmalarda elektrik, su gibi temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan sıkıntılar, kira yardımlarının kesilmesi ve esnafın üzerindeki vergi yükü sert bir dille eleştirildi.
Yürüyüş boyunca depremzedelere seslenen TKP Hatay İl Başkanı Mehmet Ceylan ve TKP Defne İlçe Başkanı Gültekin Sahillioğlu da depremzedelerin taleplerini ve yaşadığı sorunları dile getirdi.
Su, yol ve elektrik gibi temel hizmetlerin eksiksiz sağlanması, kayıp çocukların bulunması için etkin süreçlerin yürütülmesi, gasp edilen hakların iade edilmesi ve geçici barınma merkezlerinden tahliyelerin durdurulması ve kalıcı çözümler üretilmesi talepleri öne çıktı. Aynı zamanda Hatay halkının sadece makyajlanmış bir şehir değil, hak ettiği gerçek hizmet verilen bir yer olması gerektiğini vurgulayan konuşmacılar, depremde ölen yurttaşların hesabının hukuk önünde sorulacağını ifade etti.

'Hem öfkeliyiz hem de hüzünlü'
Depremzedelere seslenen Defne Halk Temsilcileri Meclisi'nden Hizam Hasırcı, "Acımız büyük, ama bir o kadar da öfkeliyiz. Bizleri enkaz altında bırakanlara, üç gün dört gün boyunca sormayanlar karşı hem acımızı haykıracağız hem de hesap soracağız" diye konuştu. Hasırcı, depremde yapılan ihmaller ve yetersiz arama kurtarma çalışmaları sebebiyle hayatını kaybeden binlerce yurttaşımızın da hesabını soracaklarını ifade etti.
TKP Defne İlçe Başkanı Gültekin Sahillioğlu yaptığı konuşmada, "Üç yıl sonra değişmeyen tek şey Hatay'ın hâlâ ilk günkü gibi terk edilmiş ve yok sayılmış olmasıdır. Bizler bugün burada bir daha haykırıyoruz. Evlerimizi başlarımıza yıkan bu çürümüş sermaye düzenini başınıza yıkacağız. Öfkemiz ilk günkü gibi taze ve büyük" ifadelerine yer verdi.
TÖB-SEN adına konuşan Deniz Ezer, depremzedelerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Depremin ardından geçen üç yıla rağmen çözülmeyen sorunlara değinen Ezer, 6 Şubat günü kimsesiz ve sahipsiz bırakılan halkın bugün hâlâ aynı sorunlarla baş etmeye çalıştığını söyledi.
Yürüyüş ve anma, Uğur Mumcu Meydanı'nda 6 Şubatta kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızın anısına bırakılan karanfillerle sona erdi.
***
soL






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder