“Amerikalıları sen öldürdün”-Serra Karaçam-
Salı gecesi yaptığı rekor uzunluktaki Birliğin Durumu konuşmasına Donald Trump, ABD’nin kuruluşunun 250. yılını kutlamaya hazırlanıldığını hatırlatarak başladı.
Anketlere göre Trump’ın onay oranları düşüyor.
Cumhuriyetçiler onu yine de coşkuyla karşıladı.
Trump giriş yaparken Kongre üyesi Green en ön sırada “Siyahlar maymun değildir” yazılı pankartla dikkat çekti.
Trump, bazı tahminlerde öne sürüldüğü gibi konuşma sırasında İran’a yönelik ABD saldırılarını duyuran büyük bir açıklama yapmadı.
Ekonominin güçlü olduğunu söyledi, yumurta fiyatlarının düştüğünü belirtti. Bu tartışmalı.
İran’ın 32 bin protestocuyu öldürdüğünü söyledi; ancak bu doğrulanmış bir rakam değil.
İran’ın Avrupa’ya, hatta neredeyse ABD’ye ulaşabilecek füzeler ürettiğini söyledi. Bu da komik bulundu.
Temsilciler Meclisi’ndeki ılımlı Demokratların önemli bir bölümü yaklaşık üçte biri ve Cumhuriyetçilerin çoğunluğu”Terör sponsoru İran nükleer silaha sahip olamaz sözlerini” ayakta alkışladı.
Bu da önemli bir sinyal…
Demokratlar Trump’ın yaklaşık iki saat süren konuşmasının büyük bölümünde tepkisiz kaldı.
Bazı Demokratlar konuşma bitmeden salonu erken terk etti.
***
Ancak Temsilciler Meclisi Demokrat Üyesi Ilhan Omar, Başkan Donald Trump’ın İç Güvenlik Bakanlığı’nın finansmanından önce reform talep eden Demokratları eleştirmesi üzerine “Amerikalıları siz öldürdünüz” diye bağırdı.
Trump’ın sınır dışı etme çabalarına değindi. “Amerikan hükümetinin bir numaralı görevi Amerikalı vatandaşları korumaktır, yasa dışı göçmenleri değil” dedi.
“Kimler buna katılıyor ayağa kalksınlar” çağrısı yaptı.
Trump, illegal göçmenlerin, katillerin ve uyuşturucu satıcılarının ülkeden çıkarılacağını söylerken Omar “Katil sensin” dedi.
Gecenin kahramanı o oldu.
Trump ona “kendinden utanmalısın” dedi.
“Amerika’yı yağmalayan yolsuzluk söz konusu olduğunda, Minnesota’dan daha çarpıcı bir örnek olmamıştır. Somali toplumunun üyeleri Amerikan vergi mükelleflerinden 19 milyar dolar yağmaladı.” dedi...
“Minnesota’yı yağmalayan Somali korsanları, rüşvetin, yolsuzluğun ve kanunsuzluğun norm haline geldiği, istisna olmadığı dünyanın büyük bölgelerini bize hatırlatıyor.”
“Bu kültürleri sınırsız göç ve açık sınırlar yoluyla ülkemize taşımak, bu sorunları doğrudan ABD’ye getiriyor.” ifadelerini kullandı.
Hatta Başkan Yardımcısı JD Vance’a yeni bir görev verdi: Sahtekarlıkla Mücadele Çarı.
Ilhan Omar’ın federal göçmenlik uygulamalarından etkilenen Minnesota’daki seçmenleri de onun davetlisi olarak Trump’ı galeriden dinlediler.
***
Demokratlar Epstein kurbanlarını da SOTU’ya misafir olarak davet etti.
Trump Epstein dosyalarından ise hiç bahsetmedi. Pelosi’ye göre bu, onun bu konudaki zayıflığını gösteriyor.
Erika Kirk, suikaste kurban giden muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’in dul eşi, özel misafir olarak davet edildi ve Trump’ın konuşmasında onurlandırıldı.
Trump Kirk’ü “şehit” olarak niteledi. Siyasi şiddete dikkat çekti.
2026 Birliğin Durumu konuşmasında Uygur bağlantılı bir misafir de yer aldı.
Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Ziba Murat’ı davet etti.
Konuşmaya, annesi Dr. Gulshan Abbas’un durumuna dikkat çekmek için katıldı. Dr. Abbas, emekli bir Uygur doktoru olup 2018’den bu yana Çin’in Sincan bölgesinde gözaltında tutuluyor.
Murat'ın annesinin, ABD'de bulunan aktivist kardeşinin, Çin hükümetinin Uygur politikasını eleştiren konuşmalarına ceza olarak tutuklandığına inanılıyor.
***
Demokrat üyelerden birinin giydiği “yalancı” yazılı, Trump’ı gösteren yaka iğnesi dikkat çekti.
Cumhuriyetçilerden bir üyenin giydiği Trump’ın yüzünün resminin baskılı olduğu bir kravat da dikkat çekti.
Yüksek Mahkeme yargıçları da salondaydı. Trump onların gümrük tarifesi kararlarını yüzlerine karşı eleştirdi. “Çok talihisiz bir karar” dedi.
Karara katılan yargıçlar Roberts, Kagan, and Barrett oradaydı.
Hokey takımı en çok alkışı aldı.
Trump Demokratların çılgın oldugunu söyledi.
Kongre üyelerine yolsuzluk vurgusu yaptı.
“Kongre üyeleri ellerindeki bilgileri kullanarak kar elde edemezler” dedi ve hisse yatırımlarına yönelik uyarı yaptı…
New York belediye başkanı Mamdani’den de bahsetti. “Komünist ama iyi çocuk” dedi.
***
Demokrat Parti’nin 2026 Birliğin Durumu konuşmasına yanıtını sunmak üzereyse Virginia Valisi Abigail Spanberger seçildi.
Spanberger Demokrat Parti’nin Başkan Trump’ın Birliğin Durumu konuşmasına yanıtını üç soruya dayandırdı.
Hayatı daha mı uygun hale getiriyor?
Amerikalıları güvende mi tutuyor?
Ve Amerikalıların çıkarları için mi çalışıyor?
Geçen ay göreve başlayan Spanberger, bu üç sorunun da cevabının “hayır” olduğunu savundu.
Spanberger’in yanıt vermek için seçilmesi dahi önemli bir mesaj Demokratlardan.
Seçmenlerin ekonomik sıkıntılarını anlayan, ciddi ve sorumlu yetkililere ihtiyaç olduğunu vurgulamış oldular. Cevap konuşması da buna odaklandı.
Asıl cevabı Kongre ara seçimlerinden özellikle Temsilciler Meclisi için atılan halk oyları vermiş olacak.
Ayrıca ABD’ye 12 ayda 18 trilyon dolar yatırım yapıldığını iddia etti. Beyaz Saray bu rakamı 9,7 trilyon olarak duyurmuştu.
/././
Tarihte eşi benzeri yok! Küba’ya ABD ablukası genişledi -Mustafa K.Erdemol-
Dünya kan revan içinde. Gazze trajedisi her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da hafızalarımıza yer etti çoktan. Dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar, kıyımlar sürüyor. Kimsenin aklına Küba’ya yönelik 60 yıldan fazla süren ambargo/abluka gelmiyor haliyle. Başkalarıyla empati yapma konusunda mükemmel bir tarihe sahip olan Küba halkı, uğradığı büyük haksızlığın gündemde olmamasına pek aldırmasa da ülkede gittikçe gelişen ABD kaynaklı krizden de haberdar olunmasını bekliyor pek haklı olarak.
Şu günlerde, dünyanın çeşitli ülkelerinde Küba ile dayanışma dernekleri konuyu gündemde tutmaya çalışıyorlar. Ülkemizde de Jose Marti Küba Dostluk Derneği bu tür bir çabayı sürdürüyor uzun zamandır. Yıllardır büyük bir kararlılıkla ABD ambargo/ablukasına direnen Küba, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Ocak’ta imzaladığı yeni kararlardan sonra içine sokulduğu krizi daha da derinden yaşıyor.
Geçtiğimiz Pazartesi günü Jose Marti Küba Dostluk Derneği, Küba’nın İstanbul Başkonsolosluğu ile TKP ortaklığında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Dernek Başkanı Nahide Özkan, Küba’ya 1960 yılından beri ABD tarafından uygulanan ambargo/ablukaya ilişkin son durum hakkında şu bilgileri verdi:
“Küba’ya yönelik ABD ablukası açık bir kuşatmaya dönüşmüş durumda. 29 Ocak’tan beri ticari petrol gemileri, Adaya petrol taşıyamıyor. Ülkenin kendi kaynakları petrol ihtiyacının 4’te 1’ini karşılayabilir durumda. Yaşananlar Küba ekonomisini derinden etkiliyor, birçok sektör durma noktasına geldi. Sağlık sektöründe öncelikli hastalara yönelik bir düzenleme yapıldı, kısıtlama getirildi. Kamu kurumları haftanın belli günleri açık kalabiliyorlar. Ulaşımda, doğalgaz ve elektrik kullanımında kısıtlamalarla karşı karşıyalar. Özellikle sağlık alanında tehdit altında olan kesimler var. Gebe kadınlar, kanser hastaları, elektrik kullanımına ihtiyaç duyan hastalar yaşam riski ile karşı karşıya kalmış durumdalar.”
Görüldüğü gibi BM dahil uluslararası kuruluşların bile yasadışı saydığı kuşatma yeni yeni kararlarla daha da katlanılamaz hale getiriliyor.
Şunları anımsatalım: Uluslararası Mahkeme (International Court) 1960 yılından bugüne kadar Küba Cumhuriyeti'ne uygulanan kapsamlı siyasi/ekonomik ABD yaptırımlarını uluslararası hukukun ihlali kabul ediyor. Bunlar arasında, her şeyden önce, egemenliğin korunması, kendi kaderini tayin hakkı, müdahale yasağı ile ilgili BM Şartı'nın 2(4) - 2(7) maddeleri, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (UDHR) maddeleri, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin (ICESCR) maddeleri ile Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO) ticaret özgürlüğünün korunmasına ilişkin hükümlerinin yanısıra Avrupa Birliği Antlaşması'nın (TEU, Maastricht Antlaşması) birçok ilkesi var.
ABD hükümeti 1917 tarihli “Düşmanla Ticaret Yasası”nı temel alarak, 1959'daki Küba devriminden sonra bir dizi yeni yasa ile yönetmelik çıkardı bilindiği gibi. Bunlar arasında 1961 tarihli “Dış Yardım Yasası”, 1993 tarihli “Küba Varlıklarını Kontrol Yönetmeliği”, 1992 tarihli “Küba Demokrasi Yasası”, “Torricelli Yasası” olarak bilinen yasa, 1996 tarihli “Küba Özgürlüğü ve Demokratik Dayanışma Yasası”, “Helms-Burton Yasası”, 2000 tarihli “Ticaret Yaptırımları Reformu ve İhracat Artırma Yasası” yer almaktadır. Tüm bu önlemlerin amacı, 1959 devriminin sosyal, ekonomik, kültürel kazanımlarını yok etmekti. 1960 yılında, Amerika Kıtası İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Lester Mallory, ABD yönetiminin stratejisini açıkça dile getirmişti:
“Küba'nın ekonomik yaşamını zayıflatmak için mümkün olan her türlü önlem derhal alınmalıdır. Küba'ya para, malzeme verilmeyerek parasal, reel ücretler düşürülmeli, açlık, umutsuzluk yaratılmalı, hükümet devrilmelidir.” Amaç, Küba ekonomisinin canlılığını zayıflatmak, açlığı umutsuzluğu kışkırtmak, rejim değişikliğini kolaylaştırmak için hoşnutsuzluk tohumları eklemekti.
Malloy’un belirttiği hedefler, bugüne kadar ABD'nin Küba'ya yönelik yaptırım politikasının temelini oluşturmuştur. Yaptırımlar, tüm ekonomi, finans sektörünü etkiliyor, ekonomik kalkınmayla teknolojik yeniliklere erişim için hayati önem taşıyan Küba'nın teknolojik egemenliğini hedef alıyor.
Yeri gelmişken; Küba’nın geri kaldığını iddia edenlere Küba için uluslararası ödeme işlemlerinin kapatıldığını, hiçbir ülkenin bu koşullar altında teknolojik modernizasyon sürecinden geçemeyeceğini anımsatırım.
Bunca engele ragmen örneğin kendi ilaçlarını da üreten bir ülkedir Küba. Büyük Amerikan ilaç tekellerinin de bu güzel ülkeye düşman olmasının nedeni budur. Ambargo /ablukanın sınır ötesi etkileri, ilaç üretimi için gerekli bileşenlerin ithalatını,uluslararası tıbbi işbirliğini ciddi şekilde engellemiş, çoğu zaman olanaksız hale getirmiştir. Nisan 2019'dan Mart 2020'ye kadar olan dönemde, ABD ablukası sağlık sektöründe 239 milyon 803 bin 690 dolarlık zarara yol açtı Küba’da. Bu rakam, COVID-19 pandemisi öncesindeki dönemde kaydedilen zarardan neredeyse 80 milyon daha fazladır.
ABD’nin alçakça sürdürdüğü kuşatma Küba toplumunun temel yapılarına, geçim kaynaklarına, kalkınma kapasitelerine yönelik vahşi bir saldırıdır. Tarihte de eşi benzeri yoktur.
Basın toplantısında konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan “Küba hakkında çok fazla yalan söyleniyor. Küba’nın medya olanakları sınırlı, Küba’nın CIA odaklı propagandaya karşı daha fazla dayanışmaya ihtiyacı var. Küba’ya karşı saldırıda enformasyon alanında ABD’ye destek olunması insanlık suçudur” derken bir gerçeğe parmak basıyor. Gerçekten büyük insanlık suçudur Küba’ya yaşatılanlar da ABD’ye destek olmak da.
Küba’nın İstanbul Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas’ın sözleri çok çarpıcıydı. Özellikle “Küba bitti, mahvoldu diyenler, eğer Küba böyleyse ABD neden 60 yıldan fazladır ülkemize abluka uyguluyor?” diye sordu örneğin. Küba karşıtlarının bu soruya verecek yanıtları yoktur elbette. Cardenas, bunca yıllık ablukaya rağmen sosyalist Küba’nın “yıkılmadığını” ifade ediyor.
Küba Sosyalist Cumhuriyeti 60 yıldan beri, halkıyla birlikte ABD ambargo/ablukası karşısında baş eğmedi. Eğmeyecek de. Ancak, 29 Ocak 2026’da alınan yeni kararla ABD baskısı daha da yakıcı hale gelecek. Bu Küba’yla daha fazla dayanışma içinde olmayı gerektiriyor.
Bu konuda yapılan açıklamaları, kampanyaları kaçırmamanızı öneririm.
Küba hepimiz için direniyor çünkü.
/././
Yeni Türkiye'den Ramazan notları!!-Ayşenur Arslan-
Dünyadaki eğilimlere bakılınca ilahilerin gençlerin dikkatini çekmesi şaşırtıcı değil.
Batıda, daha çok da ABD’de, dinden uzaklaşan gençler şimdilerde pop tarzında şarkılarla stadyumlarda kiliseye çağırılıyor.
“En harika tanrı bizim tanrımız” gibi, başka tanrılarla mukayese hissi veren yani dinsel paradigmanın dışına taşmış slogan şarkı mesela.. Grammy ödüllü şarkılar kadar dinleniyor olmalı.
Küresel modada hiçbir şeyi kaçırmadığımız gibi bunu da kaçırmadık elbette.
Bizde de bir ilahi, kimi okulların zillerinde kullanılmaya.. Sosyal medyada tıklana tıklana neredeyse 1 numaraya yükselmeye başlayınca.. Saray’ın gündemine bile girdi. Erdoğan da öve öve bitiremedi: "Kabe'de hacılar, Hu der Allah... Bu ilahi 7'den 70'e insanımızın diline ve inşallah kalbine nakşeden ülkemizi o güzel ilahilerle tek ses, tek yürek haline getiren bestecisinden icracısına kadar tüm kardeşlerime buradan tebriklerimi iletiyorum..."
Erdoğan alkışladı.. Yeniçağ Gazetesi ise konuyu kritik bir soruyla sayfalarına taşıdı: “Arkada dönen tarikat kavgalarını biliyor musunuz?”
Habere göre; ilahiyi söyleyen Celal Karatüre, Samsun’da yaşayan Roman kökenli bir şarkıcı. Gençlik yıllarında arabesk eserler seslendirirken katıldığı bir dini buluşmanın ardından yönünü ilahilere çevirmiş.. Bendirle tanışması ve ilahi repertuvarı oluşturmasıyla birlikte müzik kariyerinde yeni bir sayfa açmış.. Kariyerinde yükselişi ise Menzil Tarikatı ile bağlantısı olmuş.
Son dönemde şöhreti Türkiye’yi sarınca sosyal medyadaki -belki unuttuğu için Facebook hariç- Menzil ile ilgili paylaşımlarını silmiş.
Karatüre’nin takipçilerine göre aslında Menzil ile bağlantısı kopmuş değil.
Ancak, mesele tarikat kavgasına dönmesin diye önlem alınmış.
Tarikat kavgasını bilemem ama özellikle okul zillerinde çalınır olması, son günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın “gayretleriyle” ısınan laiklik meselesinde kavga çıkartacak kabiliyette!
Nitekim, Birgün’ün haberine göre Kocaeli’nin Derince ilçesinde bir veli, ilahinin okul zilinde kullanılmasına tepki gösterdiği için ifadeye çağırıldı.
Veli, tam da Anayasa’daki laiklik ilkesinin tarifini yapar gibi şöyle dedi: “Eşit yurttaşlığı savunuyorum. Bu okulda farklı mezhep, farklı inanca mensup veya hiçbir inanca inanmayan kişiler var. İlahiler dinimizin bir parçası, ancak ilahinin dinleneceği yer okul değil"
Velinin başına “dini hassasiyetlere karşı sözler” diye bir şeyler gelirse şaşırmayız elbette.
Sanatla arasının pek iyi olmadığını bildiğimiz.. Piyasadaki herhangi bir ilahi formatından farksız bu şarkıyı ve ilkokul çocuğu düzeyine yakışacak sözlerini neden övdüğünü anladığımız Erdoğan söz konusu ne de olsa!
Standardımız artık onun standartları!!
“Kabe’de hacılar Hu der Allah
Yer gök inim inim iniler Allah
Melekler defteri yeniler Allah
İzin ver de Kabe’ni görelim Allah
İzin ver de yolunda ölelim Allah
Göster cemalini görelim Allah”
***
Erdoğan gibi, ekonominin yanı sıra ilahiyatta da iddialı bir ismin, peygamberlerin bile görmediği Allah’ın yüzünü görmeyi dileyen ilahiye övgüsü akıl karıştırıyor..
Ama şimdi anlatacaklarım akıl karışıklığını bırakın, tam bir şuursuzluk hali!
Sosyal medyada zaman zaman rastladığım.. Sıkılınca Paris’e ayakkabı, New York’a çanta almaya giden genç bir kadın.
Güneydoğulu bir ailenin şirketler grubunda, alışverişten zaman kalırsa çalışıyor.
Dikkatimi çeken ise, alışverişleri değil.. Business class uçup, çok yıldızlı otellerde kalıp akıl ötesi paralar harcarken, babasının onlarca işçiyi işten çıkarması olmuştu.
İşte o genç kadın ve eşi yeni bir video paylaştı.
Bu kez İstanbul’da büyük bir otele giriş yapıyorlardı. Ruj sürerken bile video çeken genç kadın, Boğaz’a nazır odalarının -pardon süitlerinin- videosunu da çekmişti.
Derken, oda servisinin getirdiği yiyecekleri gördük. Acıkmışlar, o nedenle atıştırmalık istemişler.
Buraya kadar sabredip okuduysanız, sadede gelebiliriz.
Çekimin kanıtladığı üzere hava henüz aydınlıkken atıştırmalıkları atıştıran çiftimiz, bir sonraki sahnede yemek salonundaydı. “İftara hoş geldiniz” yazıları eşliğinde, muazzam bir açık büfeden tabaklarını doldurdular.
Ve ertesi sabah.. Çiftimizi yine yemek salonunda gördük. Yine tabaklar doldurulurken genç kadının sesi duyuluyordu: “Akşam iftarda o kadar çok yemişim ki, kahvaltıyı hafif geçirmek istedim..”
AKP’lilerin yoksul sofralarındaki reklam panolarıyla.. Erdoğan ailesinin de en az iki kamerayla iftara gittiği bir ülkede şuurlar hakikaten kayıplara karışmış.
Erdoğan’ın eski yol arkadaşlarının bile “insanlar dinden soğutuldu” demesi boşuna değil.
Ne dini, ne imanı.. Yoksullar zaten hayat boyu deneyimlediği “açlığı” Ramazan’da da yaşarken… Yeni Türkiye’nin zenginleri paralel evrendeler.. Ya siyasi propaganda peşindeler ya da lüks otellerde kişi başına 8-10 bin lira ödeyip iki de fotoğraf çektirerek Saray’a mesaj vermenin.
İftardan önce atıştırmalık.. Ertesi sabah da kahvaltı olmayacağını bilemeyen genç çiftimiz ise, herhalde “paramız var ki geziyor, yiyoruz” diyordur.
Ne de olsa Erdoğan tipi başkanlık sisteminde.. Rejime pek yakışan görgüsüzlükle!
/././
‘Babatak’ ile vatandaşlık vurgunu -İsmail Saymaz-
İlanda şöyle yazıyor:
“En karlı vatandaşlık 153.000 dolara 2+1 daire alanlara.
Yüzde 50 peşin ve yüzde 50 de 60 ay faizsiz taksitle.
Tapu 3 ile 10 gün içerisinde hazır.
Vatandaşlık 4-6 ay içerisinde.
Tapuda ve ekspertizde 403.000 dolar gösteriyoruz.”
İstanbul Esenyurt’taki ‘Hayat Park’ konutları için Rusça verilen bu ilanda Türk vatandaşlığının nasıl usulsüz şekilde satıldığı iftiharla anlatılıyor!
Aynı projenin Farsça ilanında, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ve kimlik kartı görselinin yanında şu ifadeler yer alıyor: Türk vatandaşlığı için İranlılara özel paket hazırlanmıştır. Bu projeden ev ya da dükkan alırsanız altı ay sonra kolayca satabilir, isterseniz yüzde 15 kar alabilirsiniz. İranlı kardeşlerimize en büyük hediye.
Yasaya göre Türk vatandaşlığı edinmek için 400.000 dolar değerinde bir gayrimenkul satın almak gerekiyor. Ancak Medet Anli liderliğindeki suç örgütü Rusça ve Farsça ilanlarda görüldüğü üzere gayrimenkulleri 153.000 dolara satıp tapuda 403.000 dolar gösteriyor. Hatta yabancılara gayrimenkullerini altı ay sonra satıp para kazanabileceklerini vaat ediyorlar.
‘Babatak’ adlı verilen bu yöntemle 451 satış gerçekleştirildi ve 1198 yabancı usulsüz şekilde Türk vatandaşı oldu. Devlet 143.800.000 dolar gelir kaybına uğradı.
Yaklaşık 6.310.000.000 TL!
Muammer Ceylan
Okurlarım Muammer Ceylan adını hatırlayacaktır.
Geçen yıl eylül ayında Zer Group Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Ceylan ve Afganistan kökenli Şahap ailesinin karıştığı vatandaşlık vurgununa dair art arda yazılar yazmıştım.
Büyükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan bu davanın iddianamesine göre 2019-2023 yılları arasında sahte değerleme raporlarıyla proje aşamasındaki 555 gayrimenkulü olduğundan pahalı göstererek, 2691 yabancıya 40-50 bin dolara vatandaşlık satıldı. Hazine’nin döviz kaybı 134.690.000 dolara ulaşıyordu.
Hayatpark
Şimdi, bir şebeke daha gün tespit edildi.
Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 54’ü tutuklu 105 sanık hakkında hazırladığı iddianameye göre suç örgütünün lideri, 48 yaşındaki Medet Anli.
Anli’nin aile üyeleriyle birlikte yönettiği şirketler şunlar:
- Hayatpark
- Gerçek Star
- Konut Sepeti
- Medet Anli Proje İnşaat
- Meden Anli Al-Sat Emlak
Vatandaşlık vurgunu İstanbul Esenyurt’taki ‘Hayatpark’ projesi üzerinden yapıldı.
By-Pass ve Balon
‘Hayatpark’ta kurulan çark şu şekilde işledi:
Türk vatandaşlığı işlemi vekaletname ve taahhütnameler yoluyla, alıcı resmi işlemlere karıştırılmadan satıcının adamları tarafından yürütülüyor. Bu işleme ‘By-pass’ adı veriliyor.
Tapu uygunluk belgesini temin için 18 değerlendirme firmasından ekspertiz raporu çıkarılıyor.
Para verilen bu firmalar inşaatına hiç başlanmamış ya da yalnızca temeli atılmış olan, maket halindeki gayrimenkuller için değerinin çok üzerinde ekspertiz raporları düzenliyor.
Misal, 50.000 veya 100.000 dolarlık gayrimenkullerin değerini şişirip vatandaşlık edinimi için alt sınır olan 400.000 dolar ve üzerinde gösteriyorlar.
Bu usulsüzlüğe ‘Balon’ deniliyor.
Çek-Yatır
Ardından hayali para trafiği gösteriliyor.
Banka dekontu üretmek için para yatırılıp çekiliyor.
Bu paralar alıcı tarafından yatırılmış ve ülkeye döviz girmiş gibi gösteriliyor.
Oysa gayrimenkulun satış fiyatı 150.000 dolar ise kalan 250.000 dolar Anli ya da adamları tarafından yatırıp çekiliyor.
Kimi zaman Anlı’nın kasasında tuttuğu para 400.000 doları tamamlamak üzere kullanılıyor. Dekont temin edildikten sonra para çekilip tekrar kasaya konuyor. Kimi zaman da dövizcilerden borç alınıyor ve aynı gün çekilip iade ediliyor. Bu işlemler güç içerisinde birkaç kez tekrarlanabiliyor.
Adına ‘Çek-Yatır-Yatır-Çek’ deniyor.
Bütün parayı ödemiş gösterilen yabancı aslında parayı taksitler halinde yatırıyor. Bazen senet bilgilerine yer veriliyor. Oysa tapu kayıtlarına göre alacak-verecek ilişkisi son bulmuş görünüyor. İddianamede “Bu tespit dahi tek başına muvazaa ve hileyi ortaya koyan bir durumdur” deniyor.
Taahhüt seneti
Yasaya göre gayrimenkuller üç yıl süreyle satılamayacağından şirket ile yabancılar arasında iadeyi garanti altına almak için taahhüt seneti düzenleniyor. Vatandaşlık alındıktan sonra, gerçekte hiç el değiştirmemiş olan gayrimenkul göstermelik bir bedelle şirkete devrediliyor. Aynı gayrimenkul başka satışta kullanılıyor. Bu yönteme de ‘Babatak’ adı veriliyor.
Bu isim Anli’nin excel belgelerinde geçiyor.
Anli, ‘Babatak’ ifadesi yanına “3 yıl sonra geri dönecek tapular” diye yazarak, suçunu ikrar ediyor. Anli’nin tablosuna göre 324 gayrimenkul Babatak yöntemiyle satıldı.
‘Babatak’ paketli ve paketsiz diye ayrılıyor.
‘Paketli’ ile birden çok, ‘paketsiz’ ile bir gayrimenkulün satışı kastediliyor.
Gizli Tanık Poyraz, Türk’e ayrı, vatandaşlık isteyen ve istemeyenlere ayrı bir tarife uygulandığını belirterek, şöyle diyor: Aynı yerdeki aynı özellikteki daireler Türklere başka, vatandaşlık talebi olmayan yabancılara başka, vatandaşlık için daire alan yabancılara başka fiyattan satılıyor.
1198 yabancıya usulsuz vatandaşlık
Anli ve suç örgütü 451 satış işlemi gerçekleştirdi. Bu yöntemle 1198 yabancıya usulsüz şekilde vatandaşlık satıldı. Operasyon yapıldığında 52 kişinin işlemleri sürüyordu. Hazine 143.800.000 dolar kayba uğradı.
Anli, suçtan elde ettiği gelirin aklanması için Eytaş Kuyumculuk’tan 486.930.946,36 TL’lik, Altıner Kıymetli Madenler’den 253.222.565,25 TL’lik altın aldı.
Operasyonda el konan bu altınların Büyükçekmece Adliyesi’nin emanetinden katip Erdal Timurtaş tarafından gerçekleştirilen soygunda çalındığı iddia ediliyor. Timurtaş, 25 kilogram altın ve 50 kilogram gümüş çalıp İngiltere’ye kaçmıştı.
Vurgunun verdiği zarar, maddi boyutundan ibaret değil.
Bu satışlar konut kıtlığına ve fiyatların yükselmesine de neden oldu.Ayrca haksız şekilde elde edilen pasaportların iptali, bu suçtan ötürü yakalama kararı çıkarılması Türkiye’nin kendi verdiği belgeleri sebepsiz yere iptal ettiği algısını yaratacağı için kurumlara güveni sarsıyor. Bu yolla Türk vatandaşlığı elde edip Avrupa ülkelerine iltica başvurusunda bulunanlar Türkiye’nin itibarını zedeliyor.
‘Başkaları da yapıyor’
Anli, ifadesinde, yabancılara ortalama 140.000 dolar civarında bir fiyattan satış yaptığını iddia ediyor. Ancak alıcıların çıkardığı ekspertiz raporlarının yasal sınırların üzerinde olması halinde vatandaşlık talebinde bulunabildiklerini, bu sebeple gayrimenkulleri 400.000 dolar üzerinden sattığını ve farkı iade ettiğini ileri sürüyor. Fiyatlardaki aşırı yüksekliğin eksper değerlendirmelerinden kaynaklandığını, kusurunun bulunmadığını savunuyor. Aynı satışları yapan başka firmaların olduğunu da kaydediyor.
Anli liderliğindeki suç örgütünün zincirleme şekilde dolandırıcılık, göçmen kaçakçılığı ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği ileri sürülüyor.
/././
TÜİK Ocak ayı işsizlik rakamlarını açıkladı
Son dakika haberi... TÜİK, Ocak ayında dar tanımlı işsizlik oranının geçen aya göre yüzde 0.3'lük artışla 8,1 olduğunu açıkladı. Geniş tanımlı işsizlik ise bir önceki aya göre 0,9 puan artarak yüzde 29,9 oldu.
TÜİK’in Ocak 2026 verilerine göre mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı %8,1’e yükseldi, işsiz sayısı 73 bin artarak 2 milyon 819 bin oldu.
İstihdam 516 bin azaldı, istihdam oranı %47,9’a geriledi. Genç işsizlik %14,3 olarak ölçülürken; zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı (gerçek işsizlik) 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 0,9 puan artarak %29,9 oldu.
İŞSİZLİK ORANI YÜKSELDİ
Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 73 bin kişi artarak 2 milyon 819 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,3 puan artarak %8,1 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde %6,6 iken kadınlarda %11,0 olarak tahmin edildi.
İSTİHDAM VE İŞGÜCÜNE KATILIM AZALDI
İstihdam edilenlerin sayısı 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 516 bin kişi azalarak 31 milyon 953 bin kişi, istihdam oranı ise 0,8 puan azalarak %47,9 oldu. Bu oran erkeklerde %65,3 iken kadınlarda %30,9 olarak gerçekleşti.
İşgücü, 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 443 bin kişi azalarak 34 milyon 772 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,8 puan azalarak %52,1 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde %70,0 iken kadınlarda %34,7 oldu.
GENÇLERDE İŞSİZLİK ARTTI
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puan artarak %14,3 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde %11,9, kadınlarda ise %19,0 olarak tahmin edildi.
42 SAATTEN FAZLA ÇALIŞMA
İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 0,7 saat azalarak 42,4 saat olarak gerçekleşti.
GERÇEK İŞSİZLİK %30 SINIRINDA
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 0,9 puan artarak %29,9 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı %19,2 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı %20,2 olarak tahmin edildi.
***
İmamoğlu AKP döneminde İBB'nin "teftiş" raporunu paylaştı: Duyanlara duymayanlara
Tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in gündeme getirdiği İBB'de AKP dönemindeki teftiş raporunu paylaştı. Söz konusu raporda 2014-2019'da AKP'nin İBB'yi yönettiği dönemde toplam 147 teftiş yapıldığı, ancak 2019-2025 arasında 1590 kez normal 2 kez de genel teftiş yapıldığı görüldü.
Mart 2025'ten bu yana Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu; AKP ve kendi döneminde İBB'ye yönelik gerçekleştirilen teftiş raporunu paylaştı.
İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından paylaştığı raporda; 2014-2019 yılları arasında İBB'ye yönelik 147 teftiş gerçekleştirilirken, CHP döneminde ise bu sayının 1590'a ulaştığı görüldü.
İMAMOĞLU "DUYANLARA DUYMAYANLARA" DİYEREK PAYLAŞTI
CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı'nın "Duyanlara duymayanlara" diyerek paylaştığı raporda yer alan bilgiler şöyle:
* Belediye Başkanına Yönelik: İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay tarafından yürütülen soruşturma sayısı AKP döneminde toplam 27 iken, İmamoğlu döneminde bu sayı 62’ye yükseldi.
* İBB, İSKİ ve İETT İştirakleri: İçişleri Bakanlığı, Sayıştay ve Savcılık kanalıyla yapılan denetimler AKP döneminde 120 iken, 2019 Temmuz - 2025 Kasım döneminde bu rakam 1150'ye ulaştı

ÖZGÜR ÖZEL GÜNDEME GETİRMİŞTİ
Söz konusu farka CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çarşamba günü Bakırköy'de düzenlenen "92. Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginde dikkat çekmişti.
Özel konuya ilişkin şunları söylemişti: "AK Parti’nin dönemine ilişkin tam 56 farklı dosyada kamu zararı olduğu, ihaleye fesatlar karıştırıldığı, hatalı satın almalar yapıldığı, kayırmacılıklar yapıldığı ortaya çıkmış, bu 56 dosyanın tamamı o dönemin İçişleri Bakanı tarafından İBB’nin elinden alınmış, o günden bugüne tek işlem yapılmamıştır. İstanbullular şunu bilsinler ki, AK Parti dönemi İBB’nin 56 büyük yolsuzluk dosyasıyla AK Parti’nin paçasından yolsuzluğun aktığı bir dönemdir. AK Partili eliyle üstü örtülmüştür."
***
İstanbul'un can simidi bir daire parasına ihaleye çıktı
Belgrad Ormanı’ndaki yeraltı suyu rezervleri, İstanbul'da bir daire parasına, 9 yıllığına ihaleye çıkarıldı. Valiliğin kararına tepki gösteren Ormancılar Derneği, İstanbul’un su güvenliğinin tehlikeye atıldığını söyleyerek gelecek için uyardı.
Sazlıdere Barajı’ndaki yapılaşma tartışmaları sürerken, İstanbul Valiliği bu kez Belgrad Ormanı sınırları içindeki yeraltı sularını ihaleye çıkardı. Derin sondaj kuyularından çıkarılacak suların 9 yıl süreyle ticari amaçla işletilmesi planlanıyor.
İSTANBUL'UN CAN SİMİDİ BİR DAİRE PARASINA İHALEYE ÇIKTI
Sözcü'den Erdoğan Süzer'in haberine göre, biri Göktürk–Kemerburgaz hattında, diğeri Maltepe sınırlarında bulunan kuyulardan elde edilecek suyun ihale bedeli ise 23 milyon 813 bin lira olarak açıklandı. İstanbul'un su rezervinin satışa sunulması tepki çekti.

Türkiye Ormancılar Derneği (TOD), koordinatları belirtilen rezervlerin Belgrad Ormanları içinde yer aldığını belirterek, bu kaynakların stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı. Dernek açıklamasında, yeraltı su rezervlerinin denetimsiz ve uzun vadeli kullanımının hem orman ekosistemini hem de İstanbul’un gelecekteki su güvenliğini riske atabileceği ifade edildi.

Kuraklık ve afet dönemlerinde “can simidi” olarak görülen rezervlerin ticari işletmeye açılmasının gelecek nesiller açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapıldı.
***
halkTV



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder