SİYASET, POLİTİKA -10 Şubat 2026-



Ankara için kirli savaş -Hakkı Özdal / Evrensel- 

Türkiye siyaseti açısından, 31 Mart 2024 seçimleri bir dönüm noktasıydı. 2002 seçimlerindeki aritmetik mucizesiyle parlamentoya hakim olduktan sonra, çoğu durumda bizzat üretilmiş siyasal krizler ve olağanüstü haller aracılığıyla ülkeyi yöneten AKP/Erdoğan, bu seçimde iki büyük kırılma yaşamıştı:

Birincisi; vaktiyle AKP ya da öncüllerinin ‘kale’si olarak görülen sembol niteliğindeki yerleşim birimleri el değiştirmiş ve CHP’ye geçmişti –gerek büyükşehirler gerek iller gerekse ilçeler açısından… Üstelik CHP kentlerde, çoğunlukla yüzde 50 oranını aşan hegemonik oylar toplamıştı. Üstelik, özellikle orta ve batı Anadolu’daki bu il ve ilçeler, tarımın, tarıma dayalı sanayinin, küçük sanayinin ve bunlara dayalı ticaretin önemli merkezlerini oluşturuyordu. Uzun yıllardır ‘seçim siyaseti’ne sıkıştırılmış toplumun geniş kesimleri, iktidar ve ortaklarından yüz çevirme eğilimini, belki yine bir seçim aracılığıyla ama 20 yılı aşkındır süren AKP iktidarında daha önce görülmemiş bir netlikte ortaya koyuyor; dahası, ‘başka bir odak’ etrafında birleşmeye yöneliyordu. AKP iktidarının sosyal ve sınıfsal tabanını temsil etmek açısından anlamlı bir coğrafi ölçekte ve güçlü bir çoğunlukla…

İkinci kırılma, birincinin doğrudan bir sonucu olarak AKP’nin kuruluşundan beri ilk kez ikinci parti durumuna gerilemesiydi. Yargıyı, kolluk güçlerini hatta sokağı bir siyasi-fiziki şiddet tehdidi ve bizzat sopası olarak kullanagelmiş olan AKP iktidarı, bunu yaparken meşruiyetini sandıktan devşirdiğini iddia ediyordu. Denklem şuydu: Halkın oylarıyla birinci parti olan AKP halkın ne istediğine karar verme ruhsatına da sahip oluyor, her yeni seçim bu ruhsatın yenilendiği bir muayeneye dönüşüyordu.

İşte bu tablo sarsıcı şekilde bozulmuştu. Özellikle ücretli emeğin karşı karşıya olduğu ağır saldırılar ve bununla birlikte artan geçim sorunları ile yüksek enflasyonun kalıcı hale gelerek toplumun çok geniş kesimlerinin hayatında kalıcı hasarlara yol açması belirleyici oldu. Evrensel yazı işleri olarak o seçimin manşet başlığını da bu mekanizmaya uygun olarak atmıştık: “AKP’yi ekmek çarptı…”

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, ikinci turda da olsa Erdoğan’ın kazanmasından yaklaşık 10 ay sonra ortaya çıkan bu ters yüz oluş, iktidar tarafında en hafif tabirle endişeye yol açtı. Bu noktada Erdoğan’ın ilk gece yaptığı ve “Türk milleti, yine sandığı vesile kılarak mesajlarını siyasetçilere ulaştırmıştır” sözleriyle başlayan değerlendirme ilk gecenin şokunu atlatmaya yönelik bir müsekkin gibi görünüyordu:  “Maalesef, yerel seçim imtihanından istediğimiz, umduğumuz neticeyi alamadık… sandık sonuçları bize ülkemiz genelinde irtifa kaybı yaşadığımızı gösteriyor. Elbette yerel bazda yaşanan bu gerilemenin sebeplerini ayrıca masaya yatıracağız. Kaybettiğimiz, geriye düştüğümüz her yerde, sebepleri çok iyi tespit edecek ve gerekli müdahalelerde bulunacağız.”

Sonra aylar süren bir sessizlik, sonra ekim ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında yaşanan değişim, sonra ekim ayından itibaren Esenyurt Belediyesine kayyım atamasıyla girişilen ve bir daha hiç vites düşürmeden 19 Mart’a kadar gelen belediye operasyonları…

“Gerekli müdahalelerde bulunacağız” dedikten sonra üç temel yol izlediler.

1. Doğrudan kayyım yoluyla,

2. Belediye başkanlarını tutuklayıp geriye kalan mecliste çoğunluğu bir şekilde sağlayarak vekil seçimi yoluyla,

3. Başkan ve yöneticileri bizzat transfer ederek, yani ucunu gösterseler bile hukuku devreye sokmadan ikna yoluyla belediye yönetimlerini ve tabii imkanlarını yeniden ele geçirmek…

***

Bu harekât stratejisi, yoğunlaştırılmış bir güç kullanımı ile uygulanıyor ve Ekim 2024, ama özellikle de Mart 2025’ten itibaren Türkiye iç siyasetini belirleyen bir etki yaratıyor. Geçtiğimiz günlerde CHP’den AKP’ye geçen ve gerek parti grubunda Erdoğan’a verdiği topuk selamı gerekse emekliler hakkında söylediği yakışıksız sözlerle AKP içinden bile eleştiri almayı başaran Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın dumanı tepesinde tütmekteyken, bu kez de Ankara’nın başlıca ilçelerinin belediye başkanlarının CHP’den AKP’ye geçeceği söylentisi çıkmış ve diğer ilçeler değilse de Keçiören Belediye Başkanının partiden istifasıyla bu söylentiler kısmen teyit olmuştu.

Ancak bu kez de Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın sevimliliği gündem oldu. Hakkında çeşitli dönemlere ait 5 ayrı yargı dosyası olduğu ve gözü bunlarla korkutularak transferinin önünün açıldığı öne sürülen Özarslan, CHP lideri Özgür Özel’in kendisine gönderdiği mesajları gerekçe göstererek karşı saldırıya geçmek istiyor. Ama belli ki o da aradığı destek için AKP saflarında bile bir iştah göremiyor.

Oysa tüm bu operasyonların bir amacı, doğrudan belediye yönetimlerini ve dolayısıyla imkanlarını ele geçirmek ise bir başka amaç da iktidarın hâlâ güçlü bir çekim merkezi ve kalıcı olduğu yönünde bir genel kanaat yaratmak. Bu yolla muhalefet çevrelerinde tereddüt ve direnç kırılması, iktidar tarafında ise bir kenetlenme sağlamak. Nitekim 2024 seçiminin yenilgi tablosunu ortaya çıkaran nesnel koşullarda bir değişiklik yok: Yoksulluk aynı yoksulluk, pahalılık aynı pahalılık; işsizlik, gelecekten ümitsizlik ve diğerleri de öyle…

O halde denebilir ki tüm bu kayyım, tutuklama, transfer operasyonlarının hedefi özellikle en büyük ilçeleri ve buradan giderek bütçesi ve sosyal ağları en büyük şehirleri imkanlarıyla birlikte yeniden ele geçirmek, müstakbel bir seçime bu imkanları kullanarak gitmek. 

Keçiören de TÜİK’in dün açıkladığı nüfus istatistiklerine göre Türkiye’nin en büyük 4. ilçesi… Birinci sırada CHP yönetimindeyken kayyım atanan Esenyurt var. Onu AKP’de olan Antep-Şahinbey ve CHP yönetimindeki Ankara-Çankaya izliyor. Beşinci sırada ise yine CHP’den transfer yoluyla devşirilen Antep-Şehitkamil var. Yani en büyük 5 ilçenin 4’ü iktidarın eline geçmiş oluyor, ama 3’ünde seçimi kaybettiği halde!

Bu harekât, diğer büyük şehir ve büyük ilçeler gibi Ankara’yı ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin imkanlarını da ele geçirmeye yönelik uzun soluklu bir savaşın etabı gibi görünüyor. Bu, yolsuzluk ve buna ilişkin hukuki süreçlerin bir iç siyaset enstrümanı haline gelmesinde sakınca görülmeyen türde kirli bir savaş.

/././

Siyasetin dejenere yüzü!..-Mehmet Tezkan / halkTV- 

Keçiören Belediye Başkanı’nın CHP’den istifa ederek iktidar saflarına katılacağı sinyali vermesi siyasetin dejenere yüzü, siyasetin yozlaşmış yüzünü bir kez daha hatırlattı.

Bütün siyasetçiler aynı mı?

Bütün belediye başkanları "çıkar ağırlıklı" pozisyon mu alır?

Tabii ki hayır…

Ama…Belediye Başkanı Özarslan’ın partisiyle ipleri koparış nedeni işin ne boyuta geldiğini gösterdi…

Özaslan AKP’liler tarafından yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyordu. AKP Milletvekili Osman Göçek İçişleri bakanlığına şikayette bulundu.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu…

Düne kadar partisiyle sorun yaşamayan Özaslan ani bir kararla partisinden koptu.

Cumhur İttifakı’na doğru yelken açtı. AKP ve MHP liderlerine övgüler düzerek 'beni kurtarın' çağrısı yaptı…

İktidar kanadından bize gel hakkındaki iddialardan kurtul telkini mi yapıldı, yoksa kendi mi bu yolu seçti; Cumhur İttifakı’na kapağı atarsam kurtulurum diye mi hesap yaptı bilinmiyor; şimdilik muamma…

Ama siyaset adına çirkin bir görüntü verildiği ortada…

Bugüne olanlar kadar bugünden sonra olacaklar da siyasetin çapı açısından önemli…

Soru bir: CHP’den ayrılan Özaslan kendini yolsuzluk yapmakla suçlayan AKP’lilerin kollarına atlayacak mı?

Soru iki: iktidar partisi yolsuzlukla suçladığı belediye başkanına rozet takacak mı?

Soru üç: Özaslan iktidar saflarına katılırsa (bir süre bağımsız kalarak da olur) hakkındaki müfettiş incelemesi takipsizlikle mi sonuçlanacak?

Soru dört: Müfettişler Sayıştay raporlarına da dayanarak soruşturmaya gerek görürlerse İçişleri Bakanı soruşturma izni verecek mi?

Hülasa; bütün bu olan bitenden sonra Özaslan yargılanacak mı, dosyası kapatılacak mı?

Yanıt bekleyen sorular bunlar…

İktidar medyasının köpürtmeye çalıştığı CHP lideri Özgür Özel’in Özaslan’a gönderdiği mesajlar ise bu ağır meselenin kenar süsü. İktidar kanadının mesaj bölümünü şişirmesinin nedeni de belli: Yukarıdaki soruları gündemden kaçırmak…

Gelelim parti değiştirme meselesine…

Milletvekillerinin parti değiştirmeleri seçmene saygısızlık ama bir yere kadar kabul edilebilir. Parlamenter rejimi savunan partiler arasında geçişkenlik olabilir. Son seçimde dört parti CHP listesinden girdi. Partisiyle herhangi bir meselede çok ters düşen bir vekil kendi gibi düşünen komşu partiye geçebilir.

Bir de savrulanlar var!.. Düne kadar söylediklerinin tam tersini savunmak zorunda kalanlar!.. Muhalefette parlamenter sistemi savunup iktidar partisine geçince ‘tek adam’ yönetimini savunur hale gelenler mevcut!..

Onlar sadece kendini inkar etmekle kalmadılar, seçmenini de aldatmış oldular…

Var mı örneği derseniz; var?

Mesele Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun. Tipik örnek. Gelecek partisindeydi. Yıllarca Türk usulü başkanlık modelinin sakıncalarını anlattı. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığını iddia etti. Onlarca makale yazdı, konferans verdi, TV’lerde konuşma yaptı. CHP listesinden milletvekili oldu. Sonra gitti AKP’ye girdi. Girmekle kalmadı TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı oldu. Yıllarca karşı çıktığı rejimi savunma görevi üstlendi…

Belediye Başkanlarının durumu daha da farklı. Çünkü onlar icraatın başındalar. Seçmenle neredeyse her gün yüz yüzeler. Bulundukları ilçeyi, ili istedikleri gibi yönetme ehliyetine sahipler. Bir bakıyorsun A partisinden seçilmiş üç gün sonra B partisinde…

Derdin ne? Çalışmanı engelleyen mi var, elini kolunu bağlayan?

Yooo…

Seçmen sana o partidesin diye oy vermedi mi?

Evet o halde parti değiştirmek… Seçmeni adam yerine koymamaktır… Seçmene hakaret etmektir…

Bir de hakkındaki yolsuzluk, rüşvet, irtikap iddialarından kurtulmak için saf değiştirdiği söylenenler var…

Siyaseti kasıp kavuran da transferlerin bu boyutu!...

/././

CHP'li Günaydın: Mesut Özarslan gibi insanları CHP'de mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor -Birgün- 

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın "Bir gün kapısını çalmadım, bir gün Mesut Özarslan denilen kişiyle muhatap olmadım. Çünkü biliyorum karşımdaki kişiliği. Bu benim için sürpriz değildir. Bütün bu aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere bir özeleştiri yapma zamanımızdır. Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisi'nde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor" dedi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın  CHP'nin adayı olarak seçilip partisinden istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'a dair açıklamalarda bulundu.  Günaydın "Bütün bu aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere bir özeleştiri yapma zamanımızdır. Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisi'nde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor" dedi.

Günaydın'ın TELE2'de katıldığı programda yaptığı açıklamalar şöyle: "Ben bu partinin grup başkan vekiliyim. Geçmişte Ankara milletvekilliği de yaptım. Keöçiören de kendi 2. bölgede seçim bölgemdi. Sizce ben bugüne kadar Keçiören Belediyesi'ne niye girmedim? Bir gün kapısını çalmadım, bir gün Mesut Özarslan denilen kişiyle muhatap olmadım. Çünkü biliyorum karşımdaki kişiliği. Bu benim için sürpriz değildir.

Bütün bu aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere bir özeleştiri yapma zamanımızdır. Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisi'nde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor."

***

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇEVRE, DOĞA -10 Şubat 2026-

  Jet ÇED ile Karadeniz Cengiz'in çöplüğü olacak -Gökay Başcan / Birgün-  Mardin’den Samsun’a kurulan yıkım hattında Cengiz Holding’in 6...