55 yıllık cunta sarmalı + Eski Fenerliler’in tüm izleri burada -BİRGÜN-

55 yıllık cunta sarmalı 

12 Mart Muhtırası üzerinden geçen 55 yılda ülke, ABD emperyalizmi ve sağcı-gerici iktidarlar eliyle karanlığa sürüklendi. Toplumsal muhalefet tümüyle boğulmak istenirken Saray rejiminin taşları döşendi.

Türkiye siyasal tarihinin kırılma dönemlerinden biri olan 12 Mart 1971 askeri muhtırası üzerinden tam 55 yıl geçti. 68 kuşağıyla birlikte yükselen devrimci toplumsal muhalefetin ve işçi-köylü hareketlerinin önüne geçebilmek için emperyalistler ile işbirlikçilerinin ortaklığında gerçekleştirilen askeri darbe, örgütlenen tüm kesimleri bastırma amacıyla yapıldı. Darbeyi yapan askeri cunta generallerinden Memduh Tağmaç’ın “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı, bunu durdurmak gerekiyor” sözü darbenin gerekçesini en iyi anlatan itiraflardan biri olmuştu.

ABD YİNE DEVREDE

Toplumsal uyanışı yok etmeye çalışan egemen sınıflar ve emperyalistler, 12 Mart Askeri Muhtırasına giden yolu açmıştı. Bizzat ABD’nin örgütlediği Komünizmle Mücadele Dernekleri ile MHP-Ülkü Ocakları ‘Kanlı Pazar’ saldırılarından 6’ncı Filo Protestolarında öğrenci katliamlarına uzanan katliamların gerçekleştirilmesinde rol oynadı. Bu faşist güçlerin yetersiz kaldığı noktada ise devreye 12 Mart askerî muhtırası girdi.

Muhtıranın ardından yönetimin başına Nihat Erim Hükümeti geldi. Bu hükümetin ilk işlerinden biri ‘Balyoz’ Harekâtı olurken işçi hareketinin örgütleyicisi DİSK kapatıldı, binlerce sendikalı işçi, aydın, gazeteci, üniversiteli ve devrimci gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi. Operasyon çerçevesinde 6 ilde sıkıyönetim ilan edildi. 600 dolayında sosyalist subay ve askeri öğrenci tasfiye edildi. Muhtıranın ardından Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya ve birçok devrimci katledildi.

12 Mart’ın en önemli sonuçlarından birisi de 1961 anayasasının nispi demokratik yapısının ortadan kaldırılması olmuştu. Emekçi sınıfların örgütlenme kanallarının yok edilmesi, demokratik yönetim mekanizmalarının işlevsiz hale getirilmesi hedeflendi. 12 Eylül Askeri Darbesine giden yolun en kritik aşaması 12 Mart Muhtırasıydı. Bu tarihle birlikte sola, işçilere, köylülere, öğrencilere kısacası toplumsal muhalefetin tüm öznelerine karşı bugüne dek uzanan baskılar, tutuklamalar, katliamlar devam etti. Ülke, ABD emperyalizminin boyunduruğu altında kalmaya devam ederken gerici, faşist kuşatma bugünkü rejimin de yollarını döşedi.

BÜYÜYEN MÜCADELE

12 Mart’ta giden ve aradan geçen 55 yılda neler olduğunu kısaca özetleyelim. 1965 sonrasında devrimci hareket sürekli yükselen bir dinamiğine sahipti. Kıbrıs krizi nedeniyle toplumda ciddi bir anti-emperyalist refleks ortaya çıktı. Bu dönem anti-emperyalist bir siyasal hatta gelişen DEV-GENÇ büyük bir etkinlik kazandı. Bağımsızlık yürüyüşleri, 6. Filo’yu protesto eylemleri toplumun geniş kesimlerinde heyecan yarattı.

Yalnızca gençlik içinde değil, emekçi sınıflar içinde de bir uyanış söz konusu oldu. İşçi, köylü hareketleri ülke tarihinde daha önce olmadığı kadar güç kazanmaya başladı. Kavel direnişinden 15-16 Haziran 1970’teki büyük işçi yürüyüşlerine; DİSK’in kuruluşundan örgütlü işçi sınıfının hak arama mücadelelerinin gelişmesine uzanacak işçi sınıfı hareketi dalga dalga yayılmaya başladı.

Bu büyük toplumsal uyanıştan endişe duyan emperyalistler düğmeye bastı. Toplumsal muhalefetin bastırılması için Komünizmle Mücadele Dernekleri, MHP ve Ülkü Ocakları devreye girdi. Cinayetler ve faşist saldırılarla toplumda korku ve panik yaratılmak istendi. 12 Mart’a kadar yirminin üzerinde genç katledildi. Bu kontrgerillanın sivil faşist güçlerinin yetersiz kaldığı noktada 12 Mart askerî darbesi gündeme getirildi. 12 Mart muhtırasını takip eden süreç 26 Nisan’da 11 ilde sıkıyönetim ilan edilmesi ile sürdürüldü. Bu dönemde devrimcilere yönelik başlatılan yok etme harekâtının en önemli merkezlerinden birisi, Ziverbey Köşkü ve Sansaryan Han isimli işkence merkezleri ve sıkıyönetim mahkemeleriydi. Kontrgerilla ismi, ilk kez bu işkence merkezlerinde işkence yapan kişiler tarafından dillendirildi. Dönemin en etkili siyasi örgütü olan DEVGENÇ ile birlikte 404 dernek ve TİP kapatıldı. Dönemin devrimci önderleri katledildi.

***

12 MART’TAN 19 MART’A…

Türkiye’nin 1950’ler sonrası siyasal çizgisi egemen sınıflar ve emperyalistler eliyle gerçekleşen darbeler, muhtıralar ve katliamlarla dizayn edildi. NATO’nun ileri karakolu olarak görülen Türkiye’de sağ iktidarlar ABD emperyalizmi tarafından bizzat desteklendi. Ülkedeki devrimci, ilerici, anti emperyalist, hareketler zorla bastırıldı. Devrimciler, işçiler, köylüler, öğrenciler hedefe kondu, cezaevlerine atıldı, katledildi, türlü baskılarla karşı karşıya bırakıldı. 12 Mart sonrası yeniden yükselen devrimci toplumsal muhalefet, 12 Eylül Darbesi ile bir kez daha bastırıldı. Bu arada gerici, karanlık güçler Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta katliamlara girişti. Komünizmle Mücadele Dernekleri’nden Ülkü Ocakları’na, Yeşil Kuşak Projesi’nden Büyük Ortadoğu Projesi’ne dek emperyalistler Türkiye’yi sağ iktidarlar eliyle dizayn etmeye çalıştı. Bugün içeride kaybettiği meşruiyetini ABD’de arayan, emperyalist-siyonist güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederken kendisine biçilen rolü oynayan, bir fotoğraf karesi için ABD ve Trump’a türlü ayrıcalıklar tanıyanlar aynı sağ iktidarların bir uzantısıdır. Yukarıdan aşağıya dayatılan gerici kuşatma da bugünkü iktidarın duyduğu ihtiyaç doğrultusunda sahneye konuluyor. Mevcut tek adam rejimini tahkim etmek isteyen iktidar, seçimsiz ve muhalefetsiz bir Türkiye inşa etmeye çalışıyor. Bunun için Erdoğan’ın karşısına çıkan en güçlü rakipleri cezaevlerine atılırken muhalefet yargı sopasıyla susturulmak isteniyor.

ANAYASA HEDEF ALINDI

1961 Anayasası 141-142. “Komünizm propagandası ve sınıf temelli siyaset yapmayı cezalandıran yasalar olmasına MGK’nın kurulmasıyla birlikte askerin siyaset üzerindeki etkisinin artmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin kurularak yürütmenin yetkilerinin sınırlandırılması, üniversite ve TRT’nin özerkliğinin sağlanması, seçim yasasının milli bakiye sistemiyle demokratik katılımın genişletilmesi ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin ortadan kaldırılmasıyla Türkiye’nin en demokratik anayasası olarak tarihe geçti. Daha 12 Mart’ta gelmeden anayasanın demokratik maddeleri AP tarafından törpülenmeye başlamıştı. 1 Mart 1968’de barajsız ve her partinin aldığı oy oranında temsil edildiği “milli bakiye sistemi” değiştirildi. 4 Şubat 1970’te önceden fiilî olarak uygulanan “Tedbirler Kanununa” hukukilik kazandırıldı. İşgallere, direnmelere, afiş asmaya ağır cezalar verilecek, derneklerde örgütlenmek kısıtlanıp zorlaştırılacaktı. İçişleri bakanlığına grevler ve yürüyüşleri yasaklama, erteleme yetkisi verildi. TRT’nin özerkliği tamamen ortadan kaldırıldı. Üniversitelerin özerkliği zayıflatıldı.”

DEVRİMCİLER KATLEDİLDİ

12 Mart’ın asıl hedefi kısa süre sonra ilan edilecek sıkıyönetimle birlikte devrimcilere karşı başlatılan “Balyoz Operasyonu” ile ortaya konuldu. Bu baskı ortamı karşısında sol hareket bir direniş mücadelesi başlattı. 12 Mart devrimcileri yok etme hedefi doğrultusunda, 31 Mayıs’ta Kürecik Radar Üssüne eylem yapma hazırlığındaki THKO üyesi devrimciler Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan asker tarafından öldürüldü. Aynı günlerde Maltepe’de Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir’in bulunduğu ev kuşatıldı, üç gün süren kuşatmanın sonunda Hüseyin Cevahir öldürülürken, Mahir Çayan yaralı olarak ele geçirildi. Tutuklanan THKP-C ve THKO üyesi devrimciler, bulundukları Maltepe Askeri Cezaevinden tünel kazarak kaçtılar. Ulaş Bardakçı, 19 Şubat 1972’de İstanbul’da polis baskınında öldürüldü. Birlikte hareket eden THKP-C ve THKO militanları, darbeye karşı ortak mücadele başlattılar. Mahir Çayan, Sinan Kazım Özdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve Ertuğrul Kürkçü, Karadeniz’e geçerek, NATO’ya bağlı Ünye Radar üssünde çalışan ikisi İngiliz biri Kanadalı üç teknisyeni kaçırdılar. Rehinelerle Kızıldere köyüne geçen devrimciler, burada köy muhtarının evine ulaştılar. 30 Mart günü asker evi kuşattı. Evin çatısında Denizlerin salıverilmesi talebiyle görüşme yapan Mahir Çayan keskin nişancı tarafından katledildi.

TANIDIK İSİMLER SİYASETTE

12 Mart Muhtırası’na gidilen süreçte aktif rol oynayan siyasetçiler daha sonra AKP’nin kuruluşunda ve bugünkü rejimin inşasında da rol almaya devam etti. Dönemin MTTB Başkanı AKP’den bir dönem milletvekili seçilen ve Meclis Başkanlığı yapan İsmail Kahraman’dı. MTTB’nin İcra Kurulu Başkanı olan ismin de 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğu belirtilir. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin baş sorumlusu Fethullah Gülen de o dönem MTTB’de aktif olan isimlerdendi. Cemil Çiçek, Bülent Arınç, Abdülkadir Aksu gibi isimler üniversite yıllarını MTTB üyesi olarak geçirdiler.

***

Eski Fenerliler’in tüm izleri burada -Semra Kardeşoğlu- 

Günümüzde fotoğraf gezilerinin üssü olarak anılan Fener semtinin 300 yıllık geçmişi ‘Cümle Fener Burada’ sergisinde bir araya geldi.


Yüzlerce yıl İstanbul’un en zenginlerinin oturduğu semtler zamanla şehrin en yoksullarına ev sahipliği yapıyor. Bunun en bildik örneği Fener. Hafta sonu fotoğraf gezileri, Instagram çekimleri ya da kahve turları için sıkça ziyaret edilen semt, Fener Rum Patrikhanesi, Fener Rum Lisesi binaları ile derin bir geçmişin izlerini sunuyor. Bir dönem kentin en varlıklı Rumlarının yaşadığı semt uzunca süredir yoksulluğun merkez üslerinden biri olarak duruyor.

Merkezdeki bu semtin geçmişi, insanları, tarihteki önemi, güç, hırs, iktidar yarışında nasıl bir yer tuttu? Nereye gittiler? Tüm bu soruların peşine düşen Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), sonuçları bir sergide bir araya getirdi. Osmanlı dünyasında Fenerli Rumların çok katmanlı tarihini ve kültürlerarası yaşam pratiklerini odağına alan sergi “Cümle Fener Burada: Hane, Mahalle, Saray ve Şehir” başlığını taşıyor.

FENER’DEN ‘ROMANYA’ VOYVADILIĞINA

Küratörler Namık Günay Erkal, Firuzan Melike Sümertaş ve Haris Theodorelis-Rigas tarafından hazırlanan sergi, 18. yüzyılın siyasi ve kültürel dönüşüm atmosferinde Fener’den Eflak ve Boğdan’a, oradan Boğaz kıyılarına uzanan geniş bir coğrafyada kurulan ilişki ağlarını ele alıyor. Sergide arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, mimari çizimler ve üç boyutlu modeller aracılığıyla inceleniyor.

1719 yılında Bükreş’te yaşayan bir âlimin mektubunda dile getirdiği “Cümle Fener burada; artık İstanbul’u hatırlamıyorum” ifadesinden ilham alan sergi, İstanbul’un Haliç kıyısındaki Fener mahallesi ile Eflak ve Boğdan beylikleri arasındaki karşılıklı geçişkenliği ele alıyor. 10 ayrı bölümden oluşan sergide dışı sade içi ihtişamlı evlerin modelleri de dikkat çekiyor. Fenerlilerin, imparatorluk içinde kurdukları ilişki ağının ve güç dengelerinin yükselişi, çöküşünü adım adım heyecanlı bir iz sürerek takip edebiliyorsunuz.

Yabancı dil bilgileri ile Osmanlı Sarayı’na nasıl girdiklerini okuyor, bir tercümanın ailesinin burada nasıl yaşadığını bir tabloda görebiliyorsunuz. Fener’den Boğaz’ın en ucuna doğru yayılmalarını, resimlerden yapılan canlandırma ile takip ediyorsunuz. Fener’deki güzelim binaların yol için nasıl ortadan ikiye bölündüğüne içiniz sızlayarak bakıyorsunuz.

/././

BİRGÜN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

55 yıllık cunta sarmalı + Eski Fenerliler’in tüm izleri burada -BİRGÜN-

55 yıllık cunta sarmalı  12 Mart Muhtırası üzerinden geçen 55 yılda ülke, ABD emperyalizmi ve sağcı-gerici iktidarlar eliyle karanlığa sürük...