İran’ın Bugününü Anlamak(IV): Dünün devrimcileri, bugünün reformcuları-Eray Özer / T24-

Devrimi’nin kendini “Müslüman sol” olarak tanımlayan kanadı Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte 'Reform Hareketi'ne dönüştü. Hatemi’nin 1997’de büyük destekle seçim kazanmasıyla zirvesine ulaşan bu hareket, sonrasında gücünü korumayı başaramadı. 2010’larla birlikte Reformcular ancak Hamaney’in yüksek müsaadeleriyle muhalefet edebilecek bir çizgiye gerilemek zorunda kalmıştı.

Bu, İran’la ilgili sekizinci yazı. İlk dört yazıda size emperyalist güçlerin petrole “çökmek” amacıyla İran’da rejimleri nasıl değiştirdiğini, nasıl darbeler planladıklarını ve “dost” görünerek İran halkına nasıl eziyet ettiklerini anlatmaya çalıştım. 19. yüzyılın sonundan başlayıp İslam Devrimi’ne kadar geldik.

İkinci dört yazıda ise İslam Devrimi sonrasına bakmak istedim. Birinci yazı ülkedeki bürokratik elitleri, ikinci yazı Hamaney’in tek adam rejimini nasıl inşa ettiğini, üçüncü yazı ise ülkenin ekonomisinin nasıl tek elde ve yine bürokratik-askeri elitlerde toplandığını anlatıyordu. Hepsine buradan ulaşabilirsiniz.

Bugün son yazıda İslam Devrimi sonrası değişim çabasının tarihine bakalım istiyorum.

Yine geçmişten, İslam Devrimi’nin hemen öncesinden başlayalım: Sürgündeki  Humeyni, Irak’tan sınır dışı edilip Fransa’ya geldiğinde İran’da Şah Hanedanı’nın sonu ufukta belirmeye başlamıştı. Sürgünde bir konsey oluşturulmuş ve yeni bir rejim için çalışmalara başlanmıştı.

Sürgündeki Humeyni, Fransa’ya geldiğinde İran’da Şah Hanedanı’nın sonu ufukta belirmeye başlamıştı.

Muntazeri gibi -yine daha önce bahsettiğim- isimler sayesinde biliyoruz ki, İslam Devrimi en başta “demokratik” bir programla kurgulanıyordu. Buna göre hükümetler seçimle iş başına gelecek, yasaların üstüne konumlanan bir dini lider ise tıpkı Batı’nın monarşik demokrasilerinde kral ve kraliçelerin yaptığı gibi sembolik olarak rejimi denetleyecekti. (Foucault bile buna inanabilmişti.)

Humeyni’nin etrafındaki kadronun çoğunluğu “Müslüman/Şii sol” olarak tarif edilebilecek bir eğilim taşıyordu. Nitekim devrim sonrası kurulan Meclis’te bu grup uzun yıllar boyunca hakimiyetini sürdürdü. Tabii bu arada dünya konjonktürünün de buna izin verdiğini atlamayalım. ABD ve Sovyetler arasındaki Soğuk Savaş ikliminde, Amerikan emperyalizminin İran’da Şah’la el ele vermesine öfke duyan gençlerin kendilerini Soğuk Savaş’ın diğer “kutbuyla” özdeşleştirmesi de tesadüf değildi.

Humeyni’nin yakın ekibindeki “Müslüman solcu” gençlerin yanı sıra molla karşıtı komünistler de İran’da oldukça güçlüydü. O kadar ki, devrim İslam Devrimi değil de komünist bir devrim olabilirdi. Amerika’nın komünizm fobisinin İslam’dan duyduğu korkuyu galebe çaldığını tarihten biliyoruz. Nitekim sol, CIA’in de desteğiyle peyderpey tasfiye edildi İran’da.

Sonra Soğuk Savaş bitti. Sovyetler çöktü, Berlin Duvarı yıkıldı. İran’da Amerikan karşıtlığı ve Şiilik toplumdaki karşılığını korurken sol etkisini peyderpey kaybetti. İslam Devrimi’nin solunda kalan grup, devrimin giderek amaçlarından sapmaya devam ettiği teşhisiyle bir reform hareketine dönüştü.

Hüseyin Ali Muntazeri

Hüseyin Ali Muntazeri’nin başını çektiği grup ilk muhalif hareketi başlattı. Muntazeri, Hamaney’e temelden karşıydı. Hamaney’in Ayetullah olma yeterliliği olmadığı gibi, Ayetullah olmadığı için Velayet-i Fakih de olamayacağını ileri sürüyordu. Sistem doğrudan Hamaney’i hedef alan bu sert muhalefeti hızla sindirmeyi başardı. Muntazeri, Rafsancani-Hamaney iş birliğiyle siyasetten tasfiye edildi.

Haşimi Rafsancani

Sonra reform bayrağını yine sistemin içinden gelen başka bir grup devraldı. Mesela İran’daki en önemli mevkilerden biri olan Meclis Sözcülüğü görevini 1989-1992 arasında üstlenen Mehdi Kerrubi. Mesela 1981-1989 arasında sekiz yıl -o esnada henüz feshedilmemiş bir pozisyon olan ve güç dağılımında üçüncü sırada gelen- başbakanlık görevinde bulunan Hüseyin Musevi. Ve son olarak 1982-1992 aralığında on yıl ülkenin Kültür Bakanı olarak görev yapan -ve 1997’de Cumhurbaşkanı seçilen- Muhammed Hatemi.

Mehdi Kerrubi
Hüseyin Musevi

Bu üçlü, Muntazeri’den farklı olarak Hamaney’i tasfiye etmekten çok yetkilerini kısıtlamayı hedefleyen bir çizginin başını çekmeyi sürdürdü.

Muhammed Rıza Arif

Onlardan bir sonraki reformist kuşak ise Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde güç kazandı. Özellikle üç isim; Gulamhüseyin KarbaşçiMustafa Kavakebian  ve Muhammed Rıza Arif reform yanlısı grubun bugün 70’lerini süren “genç” kadrosu olarak öne çıkıyordu. Son savaşta hayatta kalmayı başarırlarsa onların adını İran’ın geleceğinde daha çok duyabiliriz.

Geriye dönüp bakınca görüyoruz ki, reformcuların lideri Hatemi’nin 1997’de cumhurbaşkanı seçilmesi birçok anlamda bu yazı serisinde özellikle değinmek istediğim “kırılma noktalarından” biriydi. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda.

Açalım.

Muhammed Hatemi 

Olumluydu çünkü Hatemi büyük bir halk desteğiyle seçilmişti ve Hamaney karşısında eli güçlüydü. Nitekim dış ilişkilerden nükleer meselesine, yaptırımlardan kadın haklarına kadar pek çok alanda cesur girişimlerde bulundu. İran’ın ilk kadın başkan yardımcısı Masume İbtikar onun döneminde yönetime girdi mesela. CNN’e röportaj verdi. Batı ülkelerine resmi ziyaretlerde bulundu. Ayrıca ülkede basın özgürlüğü anlamında çok önemli adımlar atıldı, muhalif yayınların sayısında patlama yaşandı.

Masume İbtikar

Olumsuzdu çünkü tüm bunlara rağmen bazı kilit noktalara nüfuz etmeyi başaramadı Hatemi. İstihbarat ve güvenlik alanında etkili olamadı. Hamaney’in buralardaki gücünü kıramadı. Keza ekonomik yapıları da dönüştüremedi. Önceki yazıda anlattığım vakıfların dönüşümünü sağlayamadı. Hatta ilerleyen yıllarda reformcular da bu vakıf çarkından nemalanmakla suçlandı.

Bunların dışında rejimin kaderini belirleyen kurumların yapısına müdahale edemedi. Oralarda kadrolaşamadı. Hamaney; Anayasayı Koruyucular Kurulu, Uzmanlar Meclisi gibi kurumlarda kendine yakın, sağcı ve muhafazakâr kadroların çoğunluğu ele geçirmesini sağladı.

Ve belki de en önemlisi -Hatemi’yi bu noktada suçlamak anlamsız olsa da- karşı cephe onun döneminde moda tabirle “konsolide” oldu. Yani sağ/muhfazakâr cephe birleşti. Bir taban hareketi olan “İlkeciler” onun döneminde güçlendi. Nitekim bu hareketin adayı Ahmedinejad hemen Hatemi sonrasında cumhurbaşkanlığına seçildi. (Sonrasında sağ içinde de çizgiler değişti ve Ahmedinejad elitist bulduğu Şii ulemayla çatışmaya başladı.)

Mahmud Ahmedinejad

Ahmedinejad’ın 2005’te başlayan iki dönemi İran ve reformcular açısından bir başka kırılma noktasıydı. Devrim Muhafızları politik gücünün doruğuna bu dönemde çıktı. (İkinci döneminde Hamaney ve geleneksel muhafazakârlarla olduğu kadar Devrim Muhafızları’yla da çatışmaya girdi Ahmedinejad. Üstelik kendi de Devrim Muhafızları’nın eski bir istihbarat elemanı olmasına rağmen.) Vakıflar güçlendi, sahip oldukları şirketlerin sayısı arttı, İran ekonomisinin yarısı vakıfların kontrolüne bu dönemde girdi. İran’ın dünyayla ilişkileri bir daha onarılmayacak şekilde bu dönemde bozuldu. Yabancı yatırımcılar (öyle Batılı yatırımcı gibi düşünmeyin. Suudiler, Türkiye mesela…) bu dönemde elini eteğini çekti İran’dan.

2009 İran seçimi sonrası - Foto AFP 

Ve 2009’da ikinci kez seçildiğine devlet aygıtı dışında kimse inanmadı. Herkes diğer aday Musevi’nin kazandığını düşünüyor fakat Hamaney ve emrindekiler seçimin galibi olarak Ahmedinejad’ı ilan ediyordu. Halk sokaklara döküldü. Reformcular sahaya indi. Meydanlardan seçimin asıl galibinin Hüseyin Musevi olduğu haykırıldı. Musevi’nin  kampanyasının rengi yeşil bu haykırışın da rengi oldu ve İslam Devrimi’nin o zamana kadar gördüğü en büyük protestolar tarihe “Yeşil Hareket” olarak geçti. İran Futbol Milli Takımı bile 2009 Haziran’ında Dünya Kupası elemeleri için Güney Kore’nin karşısına çıktığında kollarında yeşil bilekliklerle sokaktan yükselen sese kulak vermeyi seçmişti.

İran Futbol Milli Takımı 2009 Haziran’ında Dünya Kupası elemelerine kollarında yeşil bilekliklerle çıktı. 

Yeşil Hareket’in içinde yer alan İranlı ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın Yeşil Hareket protestoları esnasında söylediği şu sözler yukarıda anlatmaya çalıştığım dünün devrimcilerinin bugünün reformcularına dönüşünü nefis biçimde özetliyor:  “(Musevi) Önceden devrimciydi, çünkü sistemin içindeki herkes devrimciydi. Ama şimdi bir reformcu. Şimdi Gandhi'yi tanıyor – daha önce sadece Che Guevara'yı tanıyordu. Eğer gücü saldırganlıkla elde edersek, onu saldırganlıkla korumak zorunda kalırız. İşte bu yüzden barış ve demokrasiyle tanımlanan yeşil bir devrim yaşıyoruz.”

İran Yeşil Hareket eylemlerinden 

Fakat devletin demir yumruğu Yeşil Hareket’in üzerine balyoz gibi indi. Hareketin ve reformcuların öncüsü iki isim Musevi ve Kerrubi ev hapsine alındı. Bugün aradan 15 yıl geçti ve Musevi hala ev hapsinde! Kerrubi ise özgürlüğüne kısa süre önce kavuştu. Hatemi ceza almadı belki ama İran medyasının yasaklı listesine dahil edilerek sesi kesildi.

Reform Hareketi bu balyozun darbesini atlatmayı başaramadı. Ahmedinejad sonrası 2013 seçimleriyle birlikte reformcu adayların Koruyucular Kurulu tarafından seçime katılmasının engellendiği dönem başlamış oldu. Uzun yıllar boyunca Reform Hareketi’nin adayları hep liste dışı bırakıldı.

Reformcular da çareyi “ılımlı” veya “pragmatist” olarak bilinen gruptan Ruhani’nin adaylığını desteklemekte buldu. Bu da bir başka hataydı. Zira Ruhani etkisiz kaldığı gibi toplumsal protestolar onun zamanında da şiddetle bastırıldı. Dolayısıyla sokaktaki muhalifler Reform Hareketi’ne desteği geri çekti.

2018’de sokak şöyle bağırıyordu: “Ne reformcular ne muhafazakârlar / Bu oyun buraya kadar!” Halk reformdan umudu kesmişti. Rejimin “ıslah” edilemez olduğu kanaati yerleşmişti. Nitekim 2000’lerin ortalarından itibaren oy vermek için sandığa gidenlerin sayısında büyük düşüş yaşanıyordu. Son seçimde (2024) birinci tura katılım yüzde 40’ta kalarak İslam Devrimi’nin en düşük sayısına ulaşmıştı.

Son seçimde (2024) birinci tura katılım yüzde 40’ta kalarak İslam Devrimi’nin en düşük sayısına ulaşmıştı

Halkın desteğini yitiren Reform Hareketi rejim tarafından da sindirildi. Rejim muhalifi İranlı gazeteci Akbar Ganji reformcuların Hamaney karşısında muhalefet etme biçimlerini 2016’da şöyle anlatıyor: “Reformistler artık Hameney’le çatışmak yerine, onunla ilişkilerini yeniden kurmaları gerektiğine inanıyorlar. Onlara göre, mevcut durumda en kötü politika onunla çatışmaktır. ‘Çatışmak yerine, Hameney'i nükleer müzakereler sırasında yaptığı gibi hükümeti desteklemeye teşvik edecek şekilde hareket etmeliyiz’ diyorlar.”

Hamaney’in yetkilerini sorgulayan bir muhalefet İran’da imkansız hale getirilmişti. Eğer bir çizgi değişikliğine gidilecekse bunun ancak Yüce Lider’in rızası alınarak yapılabileceği reformcular tarafından kabul edilmişti. Oysa Reform Hareketi başta Hamaney’in sınırsız yetkileri olmak üzere sistemin yeniden düzenlenmesi talebiyle yola çıkmıştı.

Bu yılın başında patlak veren toplumsal olaylar ve rejimin binlerce kişiyi öldürmesiyle reformcu kanattan eskilerden kopup gelen güçlü bir itiraz yükseliyordu. Acaba Reform Hareketi silkinip kendine gelebilir miydi? Kısa süre geçmeden gökten yağmaya başlayan ABD ve İsrail füzeleri bu soruyu hızla geçersiz hale getirdi.

Bundan sonra ne olur, kestirmek mümkün değil. İran’dan geriye ne kalacağına bağlı olarak Reform Hareketi de rejim içindeki mücadeleye geri dönebilir. Ama bu sadece bir ihtimal. Daha fazlası değil. Geri dönerlerse son yıllardaki “çekingen” muhalefetlerini terk edeceklerini tahmin ediyorum.

Yazıyı ve seriyi Hüseyin Musevi’nin ev hapsinden dışarı sızdırılan bir ay önceki (savaştan önce yani) çağrısıyla bitirelim. Bu yılın başındaki gösterilerde binlerce insanın rejim tarafından öldürülmesine isyan ederken yabancıların müdahalesine de karşı çıkıyor Musevi. İran halkının kendi kaderini tayin edebilecek kudrette bir halk olduğunun altını çiziyor. Ben de buna inanıyorum. Ama olamadı, Musevi’nin aşağıdaki çağrısı sonrası gökten bombalar yağmaya başladı.

Hiçbir yere barış götürmeyen Amerikan bombaları tabii ki İran’a da barış yahut demokrasi getirmeyecek.Tarih boyunca hem emperyalistler hem de rejimi çıkarlarına alet edenler tarafından sömürülen İran halkı umarım yakında huzur bulur. 

İran serisine gösterdiğiniz ilgi, pek çok kanaldan ilettiğiniz mesajlarınız ve en çok da bu seriyi okuma sabrınız için teşekkürler. Eksik olmayın.

Hüseyin Musevi 

“Halk, bu sistemi istemediğini ve yalanlarınıza inanmadığını hangi dilde söyleyecek?

Artık yeter.

Oyun bitti.

Zulüm sizi yakaladı ve diktiğiniz cehennem ağaçları meyve verdi.

Millete karşı savaş kıyafetleri giydiğiniz o anda aslında kendi köklerinize balta vuruyordunuz.

İyi niyetli gösterileri bastırdığınız ve insan haklarını savunmada en ufak bir doğru sözün bile söylenmesine izin vermediğiniz o zamanlarda, yabancı müdahaleye kırmızı halı seriyordunuz.

İyi niyetli tavsiyeleri duymamak için kulaklarınızı tıkadığınızda, cehaletiniz yüzünden en değerli fırsatı kaybediyordunuz.

Sıra size de geldi.

Sizden de geriye sadece bir hikâye kaldı; kan ve şiddet dolu bir hikâye.

Artık yeter.

Ne ülkenin krizlerine bir çözümünüz var, ne de milletin sonuç elde edene kadar protesto etmekten başka seçeneği.

…Silahlarınızı bırakın ve iktidardan çekilin ki, millet bu toprakları özgürlüğe ve refaha kavuşturabilsin.

…Kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması ve ülkenin iktidardaki baskının kötülüğünden kurtarılması, milletin iradesi ve arzusu temelinde, ancak halkın eliyle ve yabancı müdahalesi olmadan mümkündür.”

Mir Hüseyin Musevi

Eray Özer / T24



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -30 Mart 2026-

TKP'den NATO’ya yanıt: 'Burada hiç hoş karşılanmayacaksınız!'  Ankara Beştepe’de Temmuz ayında zirve yapmaya hazırlanan NATO’nun...