Sandıksız ve muhalefetsiz bir rejimle ayakta kalacak -BİRGÜN-
CHP’li belediyeleri kuşatma hamlesinin son durağı Bursa Büyükşehir Belediyesi oldu. Belediye Başkanı Bozbey, eşi, kızı ve iki kardeşi dahil olmak üzere 59 kişi gözaltına alındı. Bozbey, “verecemeyecek hesabımız yok” dedi. İktidar bu operasyonlarla seçimsiz ve muhalefetsiz bir Türkiye inşa etmek istiyor. Kazanın önceden belli olduğu, sandığın göstermelik kurulduğu, muhalefetin tümüyle susturulduğu bir rejimle ayakta kalacağını düşünüyor.
Türkiye, AKP’nin ilk kez ikinci parti konumuna gerilediği 31 Mart 2024 seçimlerinin yıl dönümüne yine operasyonlarla uyandı. Dün sabah Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik gerçekleşen operasyonda Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile Bozbey'in eşi, kızı ve iki kardeşi dahil olmak üzere 59 kişi gözaltına alındı. Soruşturmanın Mustafa Bozbey'in Nilüfer Belediye Başkanlığı yaptığı döneme (1999-2019) ve tutuklu eski Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem'e yönelik olduğu ifade edildi. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın "suç örgütü lideri" olarak tanımladığı seçilmiş belediye başkanı Bozbey'in evinde ve belediyede arama yapılırken telefonuna el konuldu.
Bursa Büyükşehir Beledisi ile birlikte CHP'nin kazandığı 35 il belediyesinden 7’sine operasyon düzenlendi, belediye başkanları gözaltına alındı veya tutuklandı. İstanbul’da CHP'li 26 belediyenin 11’inde belediye başkanı tutuklandı, 2’sine kayyum atandı. CHP’li üç belediye başkanı ise AKP’ye geçti. Toplam 25 belediye başkanı tutuklandı, 1’i ise dün itibariyle gözaltına alındı. CHP ve DEM Parti’nin elinden alınan belediyelere bakılınca toplamda 15 milyondan fazla yurttaşın iradesine doğrudan darbe vurulmuş oldu.
Rejimi tahkim etme çabası: Tüm bu operasyonların arka planında yatan temel amaç seçimsiz ve muhalefetsiz bir rejim inşa etme çabası. İktidar sandığın formaliteden kurulacağı, iktidarın yarışacağı rakibi bizzat kendisinin belirleyeceği, oy sayım ve sandık güvenliğinin büsbütün ortadan kalktığı, yerel yönetimlerin yetkilerinin tümüyle budandığı, kazananın önceden belli olduğu bir sistem yaratmak istiyor. Bu sayede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir kez daha iktidar koltuğuna oturtmayı planlayan Saray yönetimi rejimi tahkim etmek istiyor.
Seçmede umutsuzluk yaratmak: İktidar aynı zamanda ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla seçmende kayıtsızlık duygusu yaratmaya çalışıyor. Oy verdiği partinin belediye başkanı görevden alınan milyonların sandığa olan inancının kırılması amaçlanıyor. “Sandığa gidip oy versem de bir şey değişmez nasılsa seçtiğim kişiler görevden alınıyor” duygusuna kapılan yurttaşın sandıkla bağı koparılmak isteniyor.
Adayları yarış dışına itme çabası: Bu operasyonlarla Erdoğan’ı sandıkta yenme olasılığı yüksek tüm potansiyel adaylara mesaj veriliyor. Kurulan ön seçim sandığında 15 milyondan fazla oy alarak muhalefetin Cumhurbaşkanı Adayı olan Ekrem İmamoğlu 1 yılı aşkın süredir cezaevinde. Konser soruşturmaları başta olmak üzere bakanlık tarafından verilen soruşturma izinleriyle adaylık yarışında ismi geçen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da hedef tahtasında. Dün gözaltına alınan Mustafa Bozbey’in de bu isimlerden biri olabileceği konuşuluyordu.
Muhalefeti yıpratma düşüncesi: Yerel yönetimlere yönelik ardı arkası kesilmeyen operasyonların amaçlarından biri de şüphesiz önümüzdeki seçimlere giderken muhalefeti tamamen yıpratma düşüncesi. Muhalefetin yereldeki lojistik ve moral üstünlüğünü kırılmak isteniyor. Aynı zamanda CHP’li belediyeleri yurttaş nezdinde karalamak da aynı planın bir parçası olarak görülüyor. İktidarın CHP’nin elinden aldığı belediyelerdeki rantı ele geçirme çabası da operasyonların bir başka nedeni olarak değerlendirilebilir.
Yukarıda sıraladığımız tüm bu noktalar birbiriyle iç içe geçen gelişmeler. 19 Mart yargı darbesiyle zirveye çıkan bu hukuksuzlukların ardı arkası kesilmedi. Ancak rejimin önündeki en büyük engel 19 Mart’ta milyonların sokağa taşan öfkesi. Saraçhane’den Maltepe’ye, üniversite kampüslerinden Anadolu’daki kentlere dek uzanan itiraz dalgası farklı biçimlerde devam ediyor. İktidarın hukuksuzluklarına karşı ortak ve birleşik bir toplumsal muhalefet inşa etmek ise hala acil bir ihtiyaç olarak ortada duruyor.
***
Bozbey’in örgütü Saray’ın bitmeyecek savaşı
-Bülent Falakaoğlu-EVRENSEL-
Artık her güne siyaset ve yerel yönetim eksenli adli operasyonla uyanmak sıradan bir vaka haline geldi.
Son ‘havadis’ Bursa’dan.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey gözaltına alındı. Yanı sıra eşi, kızı, gelini, kardeşi de…
Bozbey örgüt lideri imiş; gözaltılara bakılırsa, tüm aileyi de örgüte dahil etmiş(!)
***
Yolsuzluk gerekçesi ile operasyonlar silsilesi 2025 martında başladı; İBB Başkanı İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla.
Bu operasyonlar zincirine yeni halkalar da eklenecek; seçim ne zaman yapılacaksa o zamana dek.
Bilinmeli ki sürecin seçim kazanmanın da ötesinde hedefleri var! Ama iktidar bunun hâlâ ‘hukuki’ bir süreç olduğuna ikna etmeye çalışıyor. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, 591 AKP’li belediyeye ‘Soruşturma izni verdik’ çıkışı da bundan.
Tam bir muhalefete yönelik tutumu perdeleme çıkışı!
Öyle ya… 2024 seçimlerinde kazandığı toplam belediye sayısı 505 olan AKP’ye yönelik, 591 soruşturma olsaydı, soruşturma fırtınası eserdi.
Peki böyle bir fırtına esintisi hisseden, gören var mı?
AKP’li belediye başkan ve yöneticilerinin herhangi birine ilişkin şafak operasyonu, kelepçe ve anında tutuklama hatırlayan var mı?
Geçtim bunları (Yahşihan belediye başkanı dışında o da tahliye edildi) 1 tane tutuklanmış AKP’li belediye başkanı bilen var mı?
Soruşturma izni var ama soruşturma kovuşturma yok; “Ama AKP’ye de yapıyoruz” deyip perdeleme var!
***
Uygulamalara bakınca gayet ‘siyasi’ gözüken operasyonların, daha önce de vurguladığımız gibi ilk etapta üç hedefi var.*
Özetleyelim!
Birincisi: CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu seçim yarışında devre dışı bırakmak.
İkincisi: Muhalefeti ‘yolsuzluk’ ile etiketleyip öte yandan da yerel yönetim imkanlarını cebren ele geçirmek; belediye imkanlarına kayyım ya da belediye meclis çoğunluğu yoluyla çökmek ve de olabildiğince çok şehir ve ilçede muhalefeti bu imkanlardan mahrum bırakarak, toplumla temasını azaltmak.
Burada yeri gelmişken bir parantez açıp, sıcak konuya dikkat çekelim.
Bursa Büyükşehir Belediyesine yönelik yapılan operasyon da belediyenin muhalefetin elinden alınmasının önünü açtı. Başkan Bozbey tutuklanırsa (Ki aksi olmuyor), belediye meclisinde başkanlık için yapılacak seçimlerde, MHP ve AKP birlikte meclis çoğunluğuna sahip olduklarından başkanlık el değiştirecek (tersi örneği yok).
Muhalefetten istifa edip Cumhur İttifakına geçen hedeften çıkıyor. Mustafa Bozbey’in üzerinde de ‘istifa baskısı’ olduğu yönünde bilgiler kamuoyuna yansımıştı, ‘Hayır yerimdeyim’ demesinin üzerinden üç ay geçmeden gözaltına alındı.
Şimdi de sıradaki operasyonun hedefinde belediyeye dair tahmin yürütülüyor. (Biz çağırmayalım ama) hakkında ‘iktidar yanlısı’ yerel gazetelerde AKP’ye geçeceği iddiaları çıktıktan sonra, ‘Durdurduğumuz yer belli’ diyen Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Akın tahminlerin en önünde.
Parantezi kapatıp operasyonların üçüncü hedefini vurgulayalım: Yıpratıp, seçmenlerin yöneleceği alternatif bir odak olmaktan çıkarmak üzere CHP’nin kurumsal yapısına saldırmak!
Üç maddenin ötesindeki hedefler
Hukukun, siyasal muhalefetin yok edilmesine yönelik silah olarak kullanılmasının, yukarıda sıraladığımız üç maddenin dışında, daha geniş hedefleri var.
Bir tanesi… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ara ara konuşmalarında yer alan “Allah ömür verdikçe’ ve ‘son nefesimize kadar hizmet’ cümlelerinde karşılığını bulan ebediyete kadar hedefi!
İkinci ise ilk hedefin kaldıracı olarak ‘seçimsizlik’!
Mesele seçimlerin olmaması değil, göstermelik olması. Adayların olduğu, sandığın kurulduğu ama sonucun değişmediği, ‘sürpriz’in olmadığı içi boşaltılmış bir seçim hedefi!
İlmek ilmek örülmek isteniyor süreç.
‘Terörist, ajan, dış mihrak’ ifadeleri ile muhalefeti söylemle devre dışı bırakmaktan kayyımlara... Seçimi iptal ettirecek kadar Yüksek Seçim Kurulunda hakimiyet kurmaktan yargı başta olmak üzere tüm kamu kurumlarını iktidarın aracına dönüştürmeye... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını ülkenin dört bir yanındaki soruşturmalarda yetkili kılmaktan hukuki aracılığıyla siyasi rakip elemeye… Adım adım alınan tüm bu yollar ‘seçimsizlik’ menziline yaklaşmak için.
Bu uğurda, felaket tellallığı gibi duracak ama aday engellenme sürecinin ‘mutlak butlana’ varması şaşırtıcı olmaz.
İktidarın her cephede farklı yürüttüğü savaşın, ortak paydası var: Tüm kaynakları ebediyete kadar kontrol etmeyi engelleyecek ne varsa bertaraf etmek.
Bundandır ki… Maden şirketlerinin karış karış ülke topraklarını işgaline tanık olurken dün gelen tutuklama haberi tesadüf değil: Akbelen’de holdinglerin talanına karşı toprağını savunan İkizköylü Esra Işık, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Öte yandan 4 günde Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Kocaeli büyüklüğündeki alanı madenlere tahsis etti. Henüz üçüncü harf ‘ç’de (Çanakkale) olan ihale süreci alfabetik sırayla tam gaz devam edecek.
Toprağa çökenlere serbesti, toprağını savunan köylüye tutuklama! Mücadeleci sendikacının tutuklamasından köylünün direncinin kırılmasına ne yaşıyorsak hepsi ortak paydanın elemanı.
İktidarın önü tamamen açık mı?
Soru(n) şu: İktidar tam gaz ilerliyor da istediği sonuçları alarak mı ilerliyor?
İktidar bunca zorlamasına rağmen, ülkenin yüzde 60’dan fazlası, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’li belediye başkanlarına yapılan operasyonu ‘suçla değil siyasi rekabetle ilgili bir şey” olarak yorumluyor.
Meselenin yolsuzluk olduğunu anlatmaya çalışması ümitsiz bir çaba!
Bu durum karşısında iktidar sürdürdüğü savaşın dozunu artırırken diğer taraftan da ‘savaşı’ fırsat olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözleri etmesi boşuna değil: “Partimize veya ittifakımıza oy versin vermesin, milletimiz bu fırtınalı dönemde ‘İyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor” diyor.
Belli ki Erdoğan, savaş ortamının yaratacağı güvensizlikte seçmenlerin bir bölümünü kendi öncülüğünde, ‘iç cephe’ dedikleri safta toplamayı hesap ediyor.
‘Ulusal’ veya ‘uluslararası kriz’ dönemlerinde ‘güçlü lider’ etrafında saflaşma yaratmak güçlü olasılık. 2015 yılında tek başına iktidarı kaybettiği seçimler sonrasında kasımda tekrarlanan seçimlerde bu görülmüştü. ‘İstikrarsızlık ve korku’ iklimi fırsata çevrilmiş, AKP’ye yüzde 50 oy olarak dönmüştü.
Şimdi de ülkenin etrafındaki yangın aynı işlevi görsün isteniyor. Lakin iktidarın süresini ve etkilerini belirleyemediği savaşın ‘ekmeğini yemesi’ garanti değil! Bir yerde başarılan saflaşmanın diğer taraftan dağılması yüksek olasılık.
‘Rıza’ üretmeyi başaramadığı için amansız bir savaş yürüten iktidarın kendisi de biliyor ki bu koşullarda başardığı saflaşmanın raf ömrü uzun olmaz. Bu vazgeçeceği değil, savaşını büyüterek sürdüreceği anlamına gelir.
Uzun uzun tartışılması gereken bu durumu, yazıyı uzatmamak için burada şu özetle bitirelim: Türkiye’de rejim, seçimleri sürdürüp iktidar değişimini imkansızlaştırmak istiyor; panzehri, iktidarın siyasetsizlik hayaline karşı her yerde siyasettir!
*Konuya dair Genel Yayın Yönetmenimiz Hakkı Özdal’ın yazısı: 19 Mart siyasal operasyonlarının birinci yılı geride kalırken: Muhalefetin liderleri hapiste iktidar meşruiyet sancısında
/././


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder