Pahalılık var ücret artışı yok!-Aziz Çelik-
Temmuz ayında asgari ücrette artış olmayacağı netleşirken, 19 milyona yakın işçi hiç zam alamayacak. 6 milyonu bulan memur ve memur emeklisi ile sosyal yardım alan milyonlarca yurttaş ise resmi enflasyonun altında artışlarla yaşamaya çalışacak. Bu tablo AKP hükümetin ısrarla sürdürdüğü kemer sıkma politikasının ve siyasi tercihin doğrudan sonucu. Bu tabloda konfederasyon ve sendikaların suskunluğu ve zaafının payı ise yadsınamaz bir gerçek.
Milyonlarca emekçi, emekli ve sosyal yardım alan yurttaş bu haftayı bekliyor. Bu hafta, 3 Temmuz 2026 Cuma günü 6 aylık resmi enflasyon oranları (TÜFE) açıklanacak. Bilindiği gibi Türkiye dünyada enflasyon rekoruna sahip bir ülke. Türkiye ABD saldırısı ve ambargosu altındaki İran hariç Kuzey yarımkürede en yüksek enflasyona sahip ülke. OECD, Avrupa, Akdeniz ve Balkan ülkeleri arasında Türkiye’nin enflasyonuna yaklaşabilen başka bir ülke yok. Üç yıldır ekonomi yönetiminde olan Şimşek ve ekibi dezenflasyon adı altında sert bir kemer sıkma politikası uyguluyor. Şüphesiz bu ekonomi politikasının sorumluluğu AKP hükümetine ait. Şimşek ekibi işin sertlik dozunu ayarlayan teknisyenler.
Bilindiği gibi ocak ve temmuz ayları emeğiyle geçinenler, emekliler ve tüm yurttaşlar için hayati aylardır. Türkiye’de işçi ücretleri, memur maaşları ve emekli aylıkları ile çeşitli sosyal yardımlar genellikle ocak ve temmuz dönemlerinde ve genellikle resmi enflasyon esas alınarak belirleniyor. Şimdi temmuz ayı geldi çattı. Milyonlarca işçinin, memurun ve emeklinin gelirlerinin ne kadar artacağı birkaç gün içinde belli olacak.
Açıklanacak enflasyon oranına göre oran ve miktarlarda küçük değişiklikler olabilir ancak işin rengi belli oldu. Önce temmuz ayında milyonlarca işçiyi, memuru ve emekliyi bekleyen büyük şoku yazayım: Milyonlar o tartışmalı resmi enflasyon kadar zam bile alamayacak. Evet yanlış duymadınız o şaibeli, tartışmalı enflasyon oranında ücret, maaş ve emekli aylığı zammı almak bu temmuzda hayal!
Temmuz 2026’da kemerler bir kez daha sıkılacak. 6 Haziran 2026 tarihli BirGün’de “kapıdaki felaket 19 milyona zam yok” başlıklı yazımda bu konuda bir öngörü ve uyarıda bulunmuştum. Temmuz ayı geldi çattı ve maalesef bu öngörüm gerçek olacak. Bu yazıda temmuz ayında emek gelirlerinde neler olacak kalem kalem açıklamaya çalışacağım.
ÜCRETLERE SIFIR ZAM!
Gelirleri sabit olan ve belirli dönemlerde artabilen çeşitli sosyal gruplardan söz etmek mümkün: İşçi ücretleri, memur maaşları ve emekli aylıkları ile sosyal yardım alan yurttaşlar. Kuşkusuz bunlar içinde en büyük grubu bağımlı çalışan ve ücretleri yıllık veya 6 aylık artan işçiler oluşturuyor.
İşçi ücretleri için en önemli faktör asgari ücret. Bilindiği gibi Türkiye’de asgari ücret yaygın bir ücret durumunda. Gerek Merkez Bankası ile DİSK-AR ve gerekse çeşitli bağımsız araştırmalar Türkiye’de asgari ücret civarında ücretle çalışanların işçilerin oranının yüzde 50’sinden fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum Türkiye’de asgari ücreti çok önemli bir ücret çıpası ve belirleyicisi haline getiriyor. Asgari ücret artışı genel ücret düzeyindeki artışı belirliyor.
Asgari ücret şeklen Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından, son yıllarda ise izlenen ekonomi politikasına bağlı olarak fiilen hükümet tarafından tek başına belirleniyor. Asgari ücret, AKP hükümetinin siyasi ihtiyacına göre bazen yılda iki kez (ocak ve temmuz) bazen de yılda bir kez (ocak) belirleniyor. 2022 ve 2023 yıllarında yılda iki kez saptanan asgari ücret 2024 ve 2025 yıllarında ise yılda bir kez saptandı. Peki 2026’de ne olacak?
AKP hükümetinin Temmuz 2026’da asgari ücrette herhangi bir artış öngörmediği biliniyor. Dolayısıyla asgari ücretle çalışanlar yıl sonuna kadar 28 bin 75 TL ile çalışmaya ve yaşamaya devam edecekler.

ASGARİ ÜCRET KİLİDİ KAPALI!
Ancak asgari ücret sadece asgari ücret değil. Asgari ücret bir memleket meselesi. Asgari ücretten yüksek ücret alanlar üç gruba ayrılıyor. Bunlar kamu işçileri, özel sektördeki sendikalı işçiler ve özel sektördeki sendikasız işçiler. Kamu işçileri sendikalı ve toplu iş sözleşmesi kapsamında. Onlar toplu iş sözleşmesinin yürürlük dönemine bağlı olarak veya eylül ayında ücret zammı alacaklar. Özel sektördeki toplam işçi sayısı ise (sigortasızlar dahil) 19 milyon civarında. Bunlardan toplu iş sözleşmesi kapsamında olanların sayısı 600-700 bin civarında. Bunların da bir bölümü temmuzda bir bölümü eylülde zam alacak.
Geldik en büyük dilime, sendikasız özel sektör işçilerine: 19 milyon civarında işçiden söz ediyoruz. Bunların kaderi asgari ücrete bağlı. Ya doğrudan asgari ücrette bağlı olarak ücretleri artıyor veya asgari ücret artışı bir kılavuz oluyor ve özel sektördeki diğer ücretler asgari ücreti takip ediyor.
Asgari ücrete yılda iki kez artış yapıldığında yılın ikinci yarısında anlamlı bir ortalama kazanç artışı yaşanırken yılda tek artış yapıldığında yılın ikinci yarısında işçi ücretleri çok az artıyor. Dolayısıyla asgari ücret artışı suyun başıdır. Asgari ücrete zam yoksa diğer ücretlere de pek zam olmuyor. Bunu 2022-2026 dönemi SGK verilerinden görmek mümkün. Ücret artışları genellikle bir önceki 6 ayda yaşanan enflasyona göre değerlendirilir. Yazıdaki tabloda yılında ilk yarısında yaşanan enflasyon ile yılın ikinci yarısındaki ortalama kazanç artışları karşılaştırılıyor.
Örneğin asgari ücrete temmuz ayında ikinci kez artış yapılan 2022 ve 2023 yıllarında yılın ikinci yarısındaki ortalama ücret artışları resmi enflasyon civarında gerçekleşirken asgari ücrete ikinci kez zam yapılmayan yıllarda (2024 ve 2025) ortalama kazançlar enflasyonun çok altında kalıyor. 2022 yılında yılın ilk 6 ayında enflasyon oranı yüzde 45,7 iken asgari ücrete ikinci kez zam yapılması nedeniyle ortalama ücret kazançları yılın ikinci yarısında yüzde 33,5 oranında arttı. Ortalama ücret artışları enflasyonun bir miktar altında kalsa da asgari ücrete ikinci kez zam yapılması önemli bir telafi mekanizması oluşturdu. 2023 yılında ilk 6 ayın enflasyon oranı yüzde 31,1 iken yılın ikinci yarısında ortalama ücret artışı yüzde 38,4 oldu.
Ancak asgari ücrete tek zam yapılan 2024 ve 2025 yıllarında ise tam bir felaket yaşandı. 2024 yılının ilk 6 ayında 26,8 oranında 6 aylık enflasyon gerçekleşmesine rağmen 2024 yılının ikinci altı ayında ortalama ücret kazancındaki artış yüzde 7,2 düzeyinde kaldı. Aynı şekilde 2025 yılının ilk 6 ayında resmi enflasyon yüzde 19,1 olmasına rağmen ortama ücret kazançları yüzde 3,7’de kaldı (Tablo). Bu artışların da büyük ölçüde kamu ve özel sektördeki sendikalı işçilerin ücret artışlarından kaynaklandığını söylemek mümkün. Muhtemelen 2026 yılının ikinci 6 ayında da ortalama ücret kazanç artışları enflasyonun çok çok altında kalacak.
Kısaca yılın ikinci yarısında asgari ücrette artış yoksa diğer ücretlere de zam yapılmıyor. Asgari ücret diğer ücretlerdeki artışının kilididir. Temmuz 2026’da hükümet bu kilidi kapalı tutacak. Asgari ücret artmayacak ve sendikalı işçiler dışında kimse zam alamayacak. Tekrar yazayım. 19 milyon civarında işçi sıfır zam alacak!
MEMURLAR VE EMEKLİLERE DE SOĞUK DUŞ!
Temmuzdaki vahamet sadece işçiler için değil. 6 milyon civarında kamu görevlisi (memur) ve onların emeklilerini de soğuk duş bekliyor. Temmuz 2026’da memurlar ve onların emeklileri resmi enflasyonun yaklaşık 4 ila 4,5 puan altında artış alacaklar. 6 aylık enflasyon yüzde 18-19 arasında olursa memur ve memur emeklilerinin yüzde 14-15 arasında artış alacağını söylemek mümkün Böylece ilave ödeme mağduru olan ve bu nedenle emekli aylıkları ciddi biçimde düşen emekli memurlar bir darbe daha yiyecek.
EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI MUAMMASI
TÜİK tarafından açıklanacak 6 aylık resmi enflasyon kadar zam alacak olanlar sadece işçi ve BAĞ-KUR emeklileri. Onların aylıkları tamı tamına resmi enflasyon kadar artacak. 3 Temmuz’da TÜİK ne diyorsa o kadar zam alacaklar. Ancak büyüme ve refah payı yok. Ülke büyüse de emeklilere bir faydası yok.
Burada zurnanın zırt dediği yer ise en düşük emekli aylığı tutarı. Bilindiği gibi en düşük emekli aylığı enflasyona göre değil yasal bir düzenlemeyle artıyor. Oysa en düşük emekli aylığının sabit bir mekanizmaya bağlanması şart. Örneğin en az enflasyon ve büyüme oranı kadar artırılması mümkün olabilir. AKP Hükümeti otomatik bir mekanizma yerine çeşitli dönemlerde özel yasal düzenlemelerle artış yapıyor. Böylece en düşük emekli aylığı bir siyasi lütuf olarak görülüyor. Ancak Temmuz 2026’da en düşük emekli aylığının artıp artmayacağı muamma. Hükümetin bu konuda ne yapacağı bilinmiyor. Eğer en düşük emekli aylığı için bir düzenleme yapılmazsa milyonlarca emekli sıfır zam alabilir.
ARTÇI DEPREMLER!
Asgari ücrette zam yapılmaması veya memur maaş artışının enflasyon düşük kalması başka gelir türlerinde de gerilemeye yol açacak, artçı depremler yaratacak. Çünkü asgari ücrete ve memur maaş artışına bağlı çok sayıda sosyal gelir var.
Bunlardan ilki işsizlik ödeneği. İşsizlik ödeneği asgari ücrete endeksli. Asgari ücret artmazsa işsizlik ödeneği de artmayacak. SGK prim gelirlerinin önemli bir bölümü de asgari ücrete endeksli. Dolayısıyla asgari ücret artmazsa SGK prim gelirleri de artmayacak ve bu durum emekli aylıkları için “yeterli para yok” bahanesini güçlendirecek.
Dahası sosyal yardımlar için hane gelir eşikleri asgari ücrete bağlı olarak belirlendiği, engelli bakım aylıkları dahil çeşitli sosyal yardımların hesabında ve gelir testinde asgari ücret dikkate alındığı için asgari ücretin artmaması engelli bakım aylıklarını ve diğer sosyal yardımları da olumsuz etkileyecek.
Memur maaş artışının enflasyonun altında kalması nedeniyle kamu görevlilerinin ikramiyesi ile işçilerin kıdem tazminatını da olumsuz etkilenecek. Çünkü bu iki tazminat da memur maaş artışına endeksli. 2026 yılının ikinci yarısında emekli olacak memurlar ve işçilerin ikramiye ve kıdem tazminatları artışı da enflasyonun altında kalacak. Ayrıca 65 yaş aylığı, engelli bakım aylığı ve çeşitli sosyal yardım artışları da memur maaş artışına bağlı. Bunlar da enflasyondan az artacak.
SENDİKALARIN ZAAFI VE SORUMLULUĞU
Temmuz 2026’da milyonlarca çalışanı, emekliyi ve sosyal yardım alan yurttaşı bekleyen büyük şokun ve hayal kırıklığının asıl sebebinin hükümetin ekonomi politikası olduğuna şüphe yok. Ancak bu konularda sendikaların sorumluluğun ve suskunluğunun özel olarak vurgulanması gerekir. 19 milyon işçi sıfır zam, 6 milyon memur ve emeklisi ile milyonlarca yurttaş enflasyondan düşük zam ve sosyal yardım artış oranı tehlikesi ile yüz yüzeyken sendikalar ne yapıyor?
Asgari ücretin muhatabı Türk-İş tam bir sessizlik içinde. Yeri göğü inletmesi gereken ülkenin en büyük konfederasyonu yaz rehavetinde. Hak-İş de öyle. Hakkını vermek lazım. DİSK asgari ücretin artması ve vergi adaleti için eylemler ve açıklamalar yapmaya devam ediyor ancak bunlar çok cılız eylemler olarak kalıyor. Dahası diğer emek eylemleriyle dayanışma konusunda zaaf yaşayan DİSK’in eylemleri etkili ve kapsayıcısı olamıyor. Memurların yaşadığı büyük kayıplar konusunda ise yetki konfederasyon Memur-Sen yazılı açıklama dışında kılını kıpırdatmıyor. Birleşik Kamu-İş ve KESK’in eylemleri de sınırlı kalıyor. Emekli örgütleri protesto eylemleri yapıyor ancak yaygın ve etkili değil. Emek hareketi giderek zorlaşan çalışma ve yaşam şartları karşısında birleşik ve etkili bir emek mücadelesi örgütlemek konusunda büyük zaaf sergiliyor. Kuşkusuz burada herkes biraz hacmiyle orantılı sorumluluğa sahip. Ancak mesele sadece hacim ve nicelik sorunu değil. Memleketin pek çok yerinde etkili emek eylemleri de yaşanıyor. Madencilerin ve özel okul öğretmenlerinin eylemleri niceliğin değil niteliğin önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
İşçilerin, çalışanların, emeklilerin ve vatandaşın haklarını savunmak için mücadele etmek isteyenler için yeterince iyi ve cesaret verici örnek var. Temmuz ayında pahalılık var, dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri var ama işçiye zam yok, milyonlarca emekliye enflasyondan düşük zam var. Pahalılık var, enflasyonun altında ezilme var ama ana akım sendikalardan ses yok, mücadele yok. Eğer koca koca sendikal örgütler bu vahamet karşısında sessizliğe ve hantallığa gömülüyorsa şairin dediği gibi: Kabahatin çoğu senin canım kardeşim!
/././
'Cumhur'da Ne Oluyor' dizisinde yeni bölüm: Akın Gürlek damada karşı-Yaşar Aydın-
Erdoğan, bir aydır her kürsüye çıktığında CHP’nin bölündüğünden, kaos içinde olduğundan bahsediyor. O halde iktidar cephesindeki bu telaş niye? Çünkü içeride ‘Erdoğan sonrası’nın tartışması giderek alevleniyor.
Tamar Tanrıyar ile ilgili verilen gözaltı kararı haftanın en ilginç haberlerinden biri oldu. O kadar çok konu varken gününü muhalefete çamur atmaya ayıran bir şaklabanın gözaltı kararını önemli kılan şey kuşkusuz son paylaşımı oldu. Gerçi son günlerde sadece muhalefete değil herkese saldırsa da bu sefer hedef damat Berat Albayrak’tı ve iktidar buna sessiz kalmamıştı.
Tamar Tanrıyar’ın tehdidi ve sonrasında gözaltı kararını daha da ilginç kılan “arkasında kim var” sorusuna ilişkin öne çıkan isimler. Tanrıyar’dan AKP’lilerin de rahatsız olduğu ama dokunulmadığı çokça yazıldı. Bakanlara kadar uzanan geniş bir koruma ekibi olduğu söylendi. Bunları da dedikodu safına koyup üstünden atlamak mümkündü. Ama bu kez de Sabah gazetesinin “etkili” yazarlarından bir ismin sosyal medya paylaşımı geldi. Sabah gazetesi yazarı Dilek Güngör (iktidar içinden aldığı haberlerle bilinir) 15 Temmuz yaklaşırken FETÖ örgütünün propagandalarına dikkat çektikten sonra “Nedense, FETÖ gibi her türlü terör örgütüyle mücadele eden ve daima savaşacak olan Turkuaz Medya Grubu’nu hedef alıyorlar. O videoyu çektirenlerin boyu buraya yetmez” diyerek paylaşımını bitirdi. Dilek Güngör, “hedef alma”, “Turkuaz Medya” ve “boy” meselesini aynı cümle içinde kullanırken hiç kuşkusuz meselenin Bakan Akın Gürlek’e kadar ilerleyeceğini biliyordu. Hatta öyle tartışılsın istiyordu. Peki ama neden iktidarın en önemli bakanının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesiyle sorunu olsun? Bu sorunun yanıtını ararken Tanrıyar’ın da damadı hedef aldığını unutmadan düşünmekte fayda var.
“EFSANE BÜYÜK BAŞKAN”
Bugünlerde AKP içinde “iç iktidar” tartışmaları aldı başını gidiyor. Medyada mikrofonu gören mutlaka Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında birini daha övme gereği hissediyor. Şamil Tayyar, Cem Küçük, Mücahit Birinci, Tamar Tanrıyar, Dilek Güngör… Liste çok uzun. Bu isimler ve de diğerleri kavga etme pahasına ‘Erdoğan sonrası’nı tartışmayı sürdürüyor.
Televizyon ekranlarında bu tartışma sürerken AKP’nin 25’inci kuruluş yılı münasebetiyle yapılan törende bir şarkı duyuldu. Konu AKP’ydi ama şarkı Erdoğan için hazırlanmıştı: “Efsane büyük başkan.” Toplantıda ayakta alkışlanan şarkı, Erdoğan’ın konuşması her şey çok normal ve olması gerektiği gibiydi. O zaman sormak gerekir: Muhalefet dağılıyor, AKP büyüyor, Erdoğan’ın liderliği sürüyorsa bu telaş niye? Yoksa işler aslında göründüğü gibi iyi değil mi? Kamuoyunun bilmediği ama AKP’lilerin gördüğü bazı şeyler mi var?
Durum aslında çok gizemli değil. Evet, yaşananlar “Erdoğan sonrası” tartışması. Ama bir ismin gidip yerine başka bir ismin geçmesi olarak organize edilecek basitlikte bir mesele değil. Aileden biri mi, yoksa bürokratlar mı yönetecek sorusu gerilimin şu anki odak noktası. O yüzden “AKP’de Gürlek rahatsızlığı var, Saray, Fidan uyardı” gibi kulislere çok fazla rastlamaya başladık.
Bakanlıklar, medya kuruluşları hatta parti örgütleri bürokrasi ve aile bireyleri arasında bölünmüş durumda. Tüm o yapılar artık mücadelenin bir parçası.
AKP’de olan biteni şöyle özetlemek mümkün: Tarafların Erdoğan’a ihtiyacı devam ediyor ve daha da mitleştirerek ‘bağlılıklarını’ sürdürecekler. Ama aynı zamanda Erdoğan yokmuş gibi yola devam edecekler.
ERDOĞAN “TEK ADAM” MI?
Üç gün içinde açılan kapanan üniversiteler, geri alınan atamalar ya da peşi sıra gelen operasyonlar konusunda iktidar cephesinde mutlaka bir tarafın rahatsızlığı oluşuyor. Ama asla Erdoğan eleştirilmiyor. Çıkan haberlere ve değerlendirmelere göre ya Erdoğan’ın haberi yoktur ya da yanlış yönlendirilmiştir. Hatta bu yaklaşım iktidar dışında kalanlara da yansımış durumda. Son olarak eski HDP Eş Başkanı Demirtaş’ın mektubunda Erdoğan’a atfen “Kendisi de gayet net farkındadır ki olası enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar, rant peşinde kırk takla atan şaklabanlar, yağcılıkta sınır tanımayan riyakarlar etrafına giderek daha fazla toplanmaya başladı” tespiti vardı.
TARZAN ZORDA
Erdoğan, bir aydır her kürsüye çıktığında CHP’nin bölündüğünden, kaos içinde olduğundan bahsediyor. Ama durumun çok öyle olmadığını anlamak için son bir haftaya bakmak yeterli veri sunacaktır.
Erdoğan tarafında;
• Bakanların kendi içinde, aile efradı ve bazı bakanlar arasında, yandaş medyada şiddetli geçimsizlik var.
• Erdoğan’ın tam olarak duruma hakim olamadığına dair kanaat oluşmaya başladı. Güç odaklarının mücadelesinin haberlerini kendi gazetelerinden okumaya başladık.
• Durum en önemli bürokratlarının görevden alınmasını istemeye kadar gitti. Tüm taraflar Erdoğan’ın kendilerine destek vermesini istiyor.
• Ve hala Erdoğan’a destek verecek ikinci, üçüncü isim çıkmış durumda değil. Çıkanları diğer taraf sert faullerle aşağıya çekiyor.
• Her tartışmada Berat Albayrak, Akın Gürlek, Hakan Fidan ve Bilal Erdoğan gibi isimler geçiyor. Konular değişse de Erdoğan’ın en yakınında olan bu isimler sürekli tartışmanın göbeğinde.
Özel cenahında ise;
Elinde bir parti kalmamasını “fırsata çevirmiş” gözüküyor. Mağdur ama aynı zamanda dirençli bir fotoğraf verdi ve halk bu fotoğrafı sevdi. Butlancılar genel merkezden burunlarını çıkaramıyor. Sürekli MYK toplantısındalar.
Saray etrafında şekillenen siyaset çözülüyor, çürüyor. Meşruiyetini dışarıda ya da kişide arayan siyasetin sonu geldi. Erdoğan’la ya da Erdoğan olmadan bu siyasetin başarı şansı kalmadı.
İktidar cenahı zayıfladıkça aralarındaki kavga şiddetleniyor, boyutlanıyor. Kavga şiddetlendikçe daha da zayıflıyorlar.
Tamar Tanrıyar yarattıkları bataklığın ürünüdür. Şimdi o bataklık yaratıcılarını da içine almaya başladı. Sonuç, siyaset halkla, sokakla güzel. Öyle ya da böyle kazanan halk olacak.
/././
İhtimalen suçlu, resmen hapiste -Gözde Bedeloğlu-
Ankara 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İktidarda büyük bir heyecan var. Küresel efendilere ‘steril’, ‘sessiz’ bir vitrin sunmak için yine bildik yöntemler devrede. Kent genelinde 13 günlük etkinlik yasağı ilan edildi. Etimesgut Havalimanı Trump’ın uçağı için genişletildi, havalimanı yolları yenilendi, Macron’un sabah koşusu yapacağı rotalar belirlendi. Kısacası, NATO toplantısı için koskoca memleketin huzuru peşinen kaçırıldı. Küresel savaş örgütüne güvenli liman olunacak diye, yurttaşa yaşadığı şehir zindan edildi.
***
Vitrini boyamak yeterli gelmemiş olacak ki, bir operasyonla şafak vakti kapılar kırıldı, yüzlerce insan gözaltına alındı. Aralarında, yaşları 60 ile 80 arasında değişen, emekli bürokrat ve mühendislerden oluşan TEMA Vakfı gönüllüleri de vardı. Gazeteci Barış Terkoğlu’nun yazısından öğreniyoruz ki, bu insanlar TEMA’nın düzenlediği bir turla Nallıhan Kuş Cenneti’ne kuş gözlemine gidiyor. Dönüş yolundaki mola yerinde, o sırada hakları için direnen Doruk Maden işçileriyle karşılaşıyorlar.
Bağımsız Maden-İş örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun aktardığına göre, hepsi otobüsten iniyor ama polis aracı bağlayacağını söyleyince alandan ayrılıyorlar. Yol boyu üç kez GBT yapılıyor, birkaç gün sonra da evleri basılıyor. Emniyette kendilerine sorulan sorular ise öyle akıl dışı ki! “TKP/ML ile bağlantınız nedir?”, “Örgüt size silahlı eğitim verdi mi?” Şimdi milyonlarca insan tek akıl olmuş şunu düşünüyor? Marksist, Leninist, komünist hareket Ankara’dan dünyaya yayılacaktı da önü mü kesildi?
***
Bu absürtlüğün arkasında, iktidarın huzurunu kaçıran net bir gerçek var, o da emek mücadelesi ile demokrasi ve doğa savunuculuğunun bir arada ilerlemesi. Olur da memleketin toprağını, ağacını düşünen biri hakkını arayan maden işçisiyle göz göze gelirse; olur da çevre ve sınıf bilinciyle demokrasi mücadelesi yan yana gelip sömürü düzenini şöyle bir sarsıverirse, mazallah sonu ya memleket için iyi bitiverirse?!
***
Ancak, TEMA Vakfı’nın kurumsal olarak yayınladığı o ürkek, çekimser açıklama konuyu anlamadıklarını değil, iktidarın çizdiği o “makbul” sınırların dışına taşmama telaşını gösteriyor. Gönüllüleri “eylem ihtimaline binaen” jet hızıyla tutuklanırken, vakıf yönetimi adeta iktidardan af diler gibi bir dil kullandı: “Vakfımızla hiçbir ilgisi bulunmayan bir eylem... İki kişi dışında gönüllülerimiz otobüsten inmeden mola yerinden ayrılmıştır…”
Gazeteci Ali Topuz’un tespitiyle, ölü taklidi yapmayı bırakıp gerçekten ölü olduğunu göstermeye çalışan bir sivil toplum refleksi bu. Tutuklananlara yapılan haksızlıktan bahsedemeyen, “adalet” diyemeyen bir acziyet. Oysa görüldüğü üzere “Arabadan bile inmedik” tarzı bir savunma tutuklamaları engellemediği gibi, iktidarın çizdiği o “güvenli” sınıra çekilip emek mücadelesinden kaçtıkça, hukuksuzluk da güçlenerek yayılıyor.
***
Aralarında Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in, akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş’in ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu 120’den fazla insan tutuklandı. Sırf sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek ve “NATO karşıtı eylem düzenleme ihtimali var” denilerek hapse gönderildiler. NATO karşıtı olmak peşinen suç, haksızlığa ses çıkarmak potansiyel terör faaliyeti sayıldı.
***
Tutuklamaların keyfiliğinin tartışılacak bir yanı kalmadı. Artık hepimiz gelecekteki bir “ihtimale” dayanarak ve hiçbir geçerli sebebe ihtiyaç duyulmadan tutuklanabiliriz. Sessizlik, yarın herkesi, icat edilen ihtimallerle baş başa bırakır. O otobüsten inildiyse inildi, o madenciyle selamlaşıldıysa selamlaşıldı. Doğru laf gevelenmez. Omuz omuza dayanışmadan başka bir çıkış yolu yok.
/././
Az kalsın fidan dikeceklerdi -Özgür Gürbüz-
Ankara’daki NATO zirvesi öncesi onlarca kişi gözaltına alındı, 103 kişi tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında aralarında Türkiye’de yıllardır çevrenin korunması için çalışan TEMA Vakfı’nın yaşları 60 ila 79 arasında değişen 42 gönüllüsü de vardı. Vakfın Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’in de aralarında olduğu altı TEMA gönüllüsü tutuklandı. Sadece çevreciler değil, akademisyenler, avukatlar, sendikacılar da bir “torba gözaltı” hamlesiyle kendilerini emniyette ve hapiste buldu.
TEMA Vakfı adını erozyonla mücadele ve ağaçlandırma çalışmalarıyla duyurmuştu. Bu çalışmaları da devam ediyor, yıllar boyunca yaptıkları faydalı işler de ortada. O yüzden de çevreci dostlarımızın evlerindeki fidanları dikmeden, başarılı bir operasyonla gözaltına alındığını düşünüyorum. Düşünsenize, ya bir de o fidanları dikselerdi? NATO için büyük bir tehdide dönüşecek meşe palamutlarının, Ankara etrafında konuşlandırıldığını düşünmek bile istemiyorum. Yaşları 70’in üzerindeki çevreci kadınlara “Silahlı eğitim aldınız mı” sorusu da çok yerinde olmuş. Fidan dikerken kullandıkları çapalarla kim bilir ne eylemler planlıyorlardı?
Neyse ki büyüklerimiz bizim yerimize düşünüyor hatta bizim görmediklerimizi görüyor. Ankara’nın gecekondularını görüp paravanların arkasına aldılar örneğin. Herkesin bizi kıskandığı ülkemizde sıvasız, çerçevesiz evler olduğunu aklımızdan bile geçiremez, tahmin bile edemezdik. Onlar biliyormuş, hemen boyayıverdiler beyaza. Boyamakla düzelmeyecek olanları da paravanların arkasında sakladılar. Sokaklardaki hayvanları bile görüyor büyüklerimiz, NATO’yu ısırır, tırmalarlar diye onların da toplatılmasını istediler. Aslında Ankara’yı tatile gönderseler çok daha pratik bir çözüm olurdu ama 24 yıl sonunda bütçenin durumu malumunuz…
Şaka bir yana durum vahim. Dünyanın en büyük silahlı birliğinin, yoksul halktan, sokaktaki kediden, fidan diken teyzeden, üniversitedeki hocadan korktuğuna mı inanalım yoksa dünyaya ve Türkiye’ye “her şey tıkırında” mesajı veren hükümetin, halkının NATO zirvesi için Ankara’ya geleceklere, ülkenin gerçek durumunu anlatmasından çekindiğine mi? Doğru yanıt “b” seçeneği gibi görünüyor. Hükümetin istediği gibi yazıp çizmeyecek gazetecilere toplantıyı izleme şansı bile verilmemesi de bunu ispatlıyor.
Hükümet, NATO zirvesi sırasında sadece iktidarlarına övgüler yağdıran ve toz kondurmayanların haber yapmasını istiyor. Ankara sokaklarında bu iktidara biat eden yurttaşların dolaşmasını tercih ediyor. Halklarını yoksul bıraktıkları için utanmıyorlar ama yoksul halkın yabancılar tarafından görülmesini istemiyorlar.
Akademisyenleri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Avukatları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Çevrecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Sendikacıları sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Gazetecileri sevmiyorlar, tutukluyorlar.
Hayvanları sevmiyorlar, toplatıyorlar.
Yoksulu sevmiyorlar, gizliyorlar.
Her şey karşılıklı elbette bu dünyada, onu unutuyorlar.
/././
ABD emperyalizmi-AKP işbirliğinin itirafı: Şimdiye kadar her denileni yaptı -İbrahim Varlı-
Trump’a “istediği her şeyi veren” iktidar, NATO Zirvesi için Ankara’da OHAL uygularken bunun karşılığında “meşruiyet” sağlama peşinde. Ülke tarihinin en Amerikancı yönetimi olan AKP, 2002’den bu yana ABD emperyalizminin istediği her şeyi verdi. Şimdi ülkeyi NATO üssü yapacaklar.
Tek adam yönetimi Ankara’daki NATO Zirvesi için haftalar öncesinden başkentte fiili olağanüstü uygulamalarını devreye sokarken savaş ittifakının liderlerini memnun etmek için yasak ve baskıların kapsamı genişletiliyor.
Erdoğan ve siyasal İslamcı rejimin zirveye bu derece önem vermesinin nedeni “savaş ittifakı”ndaki pozisyonu üzerinden içeride kaybedilen “meşruiyet”i “dışarı”dan sağlama isteği.
ABD ve Atlantik İttifakı liderlerini memnun etmek isteyen iktidar zirveye giderken, her itirazı, eleştiriyi aykırı sesi bastırıp, ülkeyi toz pembe göstermek isterken ABD Başkanı Donald Trump’ın sözleri Erdoğan ile kurulan rabıtayı bir kez daha gözler önüne serdi.
NE İSTEDİLERSE VERDİLER
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Oval Ofis'te yaptığı görüşmenin ardından ABD Başkanı Donald Trump, Erdoğan’a yine methiyeler düzdü. Beyaz Saray'da konuşan Trump, şunları söyledi: "Kendisi harika bir lider, çok güçlü bir kişi. Büyük bir ordusu var. Erdoğan benim dostum. İran'la savaşa girmeye en güçlü aday oydu. İsrail'in büyük bir hayranı olmadığını biliniyor, İran'ın yanında bile yer alabilirdi. Ondan bu savaşa girmemesini rica ettim, o da dışarıda kaldı. Şimdiye kadar kendisinden istediğim her şeyi yaptı."
AKP lideri için "O biraz tartışmalı bir isim ama ben de öyleyim. Ama onu tanıyorum" diyen ABD Başkanı, Erdoğan'ın kendilerine "çok yardımcı olduğunu" dile getirerek, "Onu seviyorum. NATO'dakiler Erdoğan'la bir sorun yaşadığında çoğu zaman beni arıyorlar ve 'Onunla konuşur musun?' diyorlar. Beni arayıp 'Bize bir iyilik yapıp onunla konuşabilir misin?' diyorlar” dedi.
MUTLU EDECEKLER
Trump, Türkiye'nin F-35 savaş uçakları ve yerli muharip uçağı için ihtiyaç duyduğu motorları alma isteğine ilişkin soruya, "Muhtemelen Türkiye'yi mutlu edecek bir şey yapacağım" yanıtını verdi. Başkan Yardımcısı JD Vance ise Türkiye'nin 2019’da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın almasının ardından askıya alınan F-35 programına ilişkin değerlendirme sürecinin sürdüğünü söyledi.
Uluslararası medyaya göre Washington, Kongre'nin itirazlarına rağmen KAAN uçakları için Türkiye'ye motor satışına izin verecek. Bunun Trump’ın zirvesi öncesi Türkiye'ye bir jest olacağı aktarıldı.
BUGÜNE KADAR NE VERİLDİ
Ülke tarihinin en Amerikancı yönetimi olan AKP iktidarı 2002’de işbaşına gelmesinden bu yana Washington’ın kendisinden istediği her şeyi yaptı. Belli başlı örnekler şöyle:
1 Mart Tezkeresi: Erdoğan ve AKP ülkeyi Irak işgalinin merkez üssüne dönüştürecek tezkerenin geçmesi için her şeyi yapsa da Meclis'te yapılan oylamada 267 olan salt çoğunluğa ulaşılamadı. Erdoğan, konuyla ilgili 2016 yılında yaptığı bir açıklamada "Irak’ta düşülen hataya Suriye’de düşmek istemiyoruz" dedi.
BOP: Tayyip Erdoğan Amerikan emperyalizmi menşeli Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanlığını üstlendi.
Arap Baharı: BOP kapsamında Ortadoğu’nun emperyalist çıkarlar doğrultusunda dönüştürülmesine hizmet edildi. Arap Baharı sürecinde İhvancılar, siyasal İslamcılar açıkça desteklendi.
Suriye: Suriye’de ABD-İsrail politikaları doğrultusunda hareket edildi. ABD ile açık İsrail ile örtülü bir işbirliği yapıldı.
7 Ekim Saldırıları: Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırıları üzerinden girişilen Ortadoğu’nun bir bütün olarak kanlı şekilde dönüştürülmesi politikalarına destek sunuldu. ABD’nin yanında saf tutuldu.
Gazze Planı: Amerikan emperyalizminin İsrail’in de onayıyla devreye soktuğu Gazze Planı’na destek evrildi. Ankara, Trump'ın Barış Kurulu’nda görev üstlendi.
Ukrayna savaşı: Washington’ın telkinleri doğrultusunda Türkiye Rusya’ya yönelik yaptırımların kendi üzerinden delinmesine izin vermedi. Türkiye, Batılı yaptırımlar kapsamındaki ürünlerin Rusya’ya geçişini kesti. Bunun yanında Ukrayna’ya her türlü askeri, lojistik desteği sunuyor.
İran savaşı: Türkiye ortada bir tavır sergilese de yaşanan savaştan dolayı İran’ı defalarca kınadı. Trump önceki akşam Erdoğan’ı İran'la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biri olarak işaret etti.
Savunmaya bütçe: Trump’ın istediği doğrultusunda müttefiklerin GSYİH'lerinin en az %2'sini savunmaya ayırma taahhüdü yerine getirildi. Bu oran yüzde 5’e çıkarılacak. Türkiye’nin 2030’a kadar bu orana çıkacağı belirtiliyor.
NATO’ya katkı: Türkiye 32 üyesi bulunan ittifakta en büyük ikinci ordusuyla NATO harekâtlarına en çok katkı veren ilk beş ülke arasında yer alıyor.
NATO AŞKI DAĞLARI DELİYOR
Türkiye’de sağcı, muhafazakar iktidarların bugüne kadar Amerikan emperyalizmiyle kurduğu ilişki tarihsel bir süreklik arz ederken bu durum AKP ile birlikte başka bir boyuta evrildi. Şimdi NATO’nun yeni konsepti içerisinde daha büyük görevler üstlenmeye aday olan iktidar, ülkeyi Trump’a ve NATO’ya teslim etmek için her şeyi yapıyor. 68’de 6. Filo’ya secde duranlardan bugüne sağın, milliyetçilerin, muhafazakârların Amerikan-NATO sevdasında bir istikrar söz konusu.
/././
Eğitim süresi 35 ilde 9 yılın 73 ilde 10 yılın altında!-Feray Aytekin Aydoğan-
26 / 06 /2026 karne günü. Eğitim alanının artık sorunlar yumağına dönüştüğü bir yılı tamamlıyoruz. Temel sorun yoksulluk ve eşitsizliğin artışıyla çocukların kitleler halinde eğitimden kopuşu iken, bu yıl eğitim süresinin kısaltılması ana gündemlerden biri haline getirildi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ulusal Eğitim İstatistikleri’ne göre, 2025 yılında 35 ilde 25-34 yaş grubundaki nüfusta ortalama eğitim süresi 9 yılın, 73 ilde ise 10 yılın altında. Bu oran 2012’den itibaren 12 yıllık zorunlu eğitim adıyla atılan adımın aslında eğitimden kopuş adımları olduğunun da göstergesidir. 2024-2025 eğitim yılına ilkokuldan itibaren 1 milyon 463 bin 528 çocuğun okuldan koptuğu verileriyle başladık. 2024 verilerine göre Türkiye’de 15-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 24,9’u, yani her dört çocuktan biri çocuk emeği sömürüsü ile karşı karşıya. Kız çocuklarının okullaşma oranının yüzde 80 altına düştüğü il sayısı 11 ile (Ağrı, Bitlis, Şanlıurfa, Muş, Siirt, Mardin, Şırnak, Batman, Van, Diyarbakır, Hakkari) ulaşmış durumda. Aynı zamanda 7 ilde de yüzde 85 ve altı eşikte seyrediyor. Kız çocuklarının okuldan koptuğu her durumda ilk olası risk çocuk yaşta evliliklerin artışı. Ancak TÜİK tarafından paylaşılan 16-17 yaş grubu için resmi evlenme istatistiklerinin sınırlılığı sorunun geldiği boyutu görmemizin önünde bir engel. Örgün eğitim kurumlarından açıköğretime geçiş yapan öğrencilerin sayısı ise yüzde 30,3 arttı. Örgün eğitim hakkını kaybettiği için açıköğretim lisesine geçen öğrenci sayısı ise önceki yıla göre iki katına çıktı. Okuldan kopuşa ek olarak her kademede devamsızlık oranları da artıyor. Tüm kademelerde 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci oranları yükseldi. Özellikle ortaokul düzeyinde oran yüzde 14,8’den yüzde 23,7’ye çıkarak dikkat çekici bir artış gösterdi. Devamsızlık genel ortaöğretimde yüzde 18,5’e, imam hatip liselerinde yüzde 30’a, mesleki eğitimde yüzde 28,5’e yükseldi. Yoksulluğun derinleşmesiyle birlikte ilk kaybeden çocuklar oldu. 2024 verileriyle çocukların yüzde 30,4’ü maddi yoksunluk içinde. Çocukların yüzde 39,5’i ‘yoksulluk veya sosyal dışlanma riski’ altında ve bu oran Türkiye’yi Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında bu riskin en yüksek olduğu ülke konumuna getiriyor. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), dört yeni okul modeli çocuk yaşta işçiliğin eğitim adıyla perdelendiği çocuk işçi merkezleri haline getirildi. Lise çağında olan her 10 öğrenciden 4’ü (yüzde 43) mesleki eğitim adıyla çocuk yaşta işçilikle karşı karşıya bırakıldı. 2002’de yüzde 17 olan lise çağı mesleki eğitim oranı 2025’te yüzde 43’e çıkarıldı. Meslek liselerinde staj adı altında, dört yeni okul modelinde, MESEM’lerde çalıştırılan çocuk sayısı yaklaşık 2 milyon.
Öğrenciler ve veliler için her eğitim yılı eğitim hakkı için mücadele yılı haline geldi. Öğretmenler için de her yıl öğretmenlik mesleğini yaşatmak için mücadele etme yılı artık.
***
Özel öğretim kurumlarında söz verilen hakları verilmeyen, taban maaş hakkı ellerinden alınan öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler, ataması yapılmayan öğretmenler, eğitim fakültelerine fiili kilit vurulmasının adı olan Milli Eğitim Akademisi’nde yoksullukla, barınma, ulaşım sorunuyla, mobbingle baş başa bırakılan öğretmenler, sözleşmeli çalıştırılarak ailelerinden uzakta güvencesiz, hak mağduriyetleri ile çalıştırılan öğretmenler, Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) ile eşit işe eşit ücret, eşit haklar mağduriyeti yaşatılan öğretmenler, proje okul mağduriyeti yaşatılan öğretmenler... Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın ve mülakat mağduru öğretmenlerin mücadelesi devam ediyor. Gözaltılara, baskılara rağmen öğretmenlik mesleğini yaşatmanın mücadelesini veriyorlar. Bu mücadelenin kazandığı gün umudun, vazgeçememenin kazandığı gün olacak.
“Kara kutu” açıldı: Milyarlar elde etti -Mustafa Bildircin-
Diyanet Vakfı’nın 2025’te nakit bağışlardan 13,5 milyar TL topladığı açığa çıktı. Sayıştay denetimine tabi olmaması nedeniyle “Diyanet’in kara kutusu” olarak nitelendirilen vakfın toplam geliri 2025’in sonunda 20,2 milyar TL’ye fırladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Türkiye Diyanet Vakfı’nın (TDV) mali tabloları, hemen her yıl olduğu gibi 2025 yılı için de gecikmeli olarak açıklandı. 2025 yılına yönelik mali tablolar, yurttaştan her fırsatta yardım talep eden vakfın dudak uçuklatan devasa gelirini gözler önüne serdi.
Kamuoyunda, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kara kutusu” olarak nitelendirilen TDV’nin bilançosu, 28 Haziran 2026 tarihinde tamamlandı. Vakfın 2025 yılı gelirinin 20 milyar TL’yi aştığı görüldü.
REKOR BAĞIŞ GELİRİ
2017 yılında 914,2 milyon TL geliri bulunan Diyanet Vakfı’nın 2025 yılında 20 milyar 226 milyon 540 bin TL’lik gelir elde ettiği tespit edildi. Vakfın 20,2 milyar TL’lik devasa gelirinin 13 milyar 882 milyon 372 bin TL’sinin yurttaştan toplanan bağışlardan oluştuğu öğrenildi. Devasa gelirine karşın Sayıştay denetimine tabi olmaması nedeniyle “Diyanet’in kara kutusu” olarak nitelendirilen vakfın 13,8 milyar TL’lik toplam bağış gelirinin 13,5 milyar TL’si nakdi bağışlardan oluştu.
Vakfın, “Diğer Faaliyet Gelirleri” adı altında paylaştığı gelir kalemleri de dikkati çekti. Verilere göre, 2025 yılında Diyanet Vakfı, 57 milyon 969 bin TL’lik iktisadi işletme gelirine imza attı. Vakfın, “Finansal Gelirler” başlığı altında paylaştığı gelir, 2 milyar 738 milyon 367 bin TL, “Diğer Gelirler” başlığı altında paylaştığı gelir ise 3 milyar 547 milyon 831 bin TL oldu.
KASA DOLU
Vakfın giderleri de mali tablolarda sıralandı. Buna göre, TDV’nin 2025 yılı gideri 15 milyar 848 milyon 247 bin TL olarak gerçekleşti. TDV’nin toplam 15,8 milyar TL’lik 2025 yılı giderinin 5,9 milyar TL’si sosyal amaçlı giderlerden, 5,5 milyar TL’si ise “Hayır işleri ve gönüllü faaliyetlerden” kaynaklandı. Vakfın 2025 yılındaki personel gideri de kayıtlara, 514,3 milyon TL olarak geçti.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı vakfın 2025 yılının sonunda kasasında 4 milyar 378 milyon 293 bin TL kaldı. Vakıf yönetimi, kasada kalan paranın, “Vakıf senedinde belirtilen amaçlar doğrultusunda” 2026 yılı içinde kullanılacağını bildirdi.
KAZANÇTA ÇARPICI ARTIŞ
Vakfın gelirlerinde yıllar itibarıyla çarpıcı artış kaydedildi. Vakfın 2018 – 2025 döneminde topladığı para, mali tablolara yıllara göre şöyle yansıdı:
* 2018: 1,2 milyar TL, *2019: 1,2 milyar TL, *2020: 1,2 milyar TL, *2021: 2,1 milyar TL, *2022: 4 milyar TL, *2023: 8,7 milyar TL, *2024: 12,7 milyar TL, *2025: 20,2 milyar TL
***
Tuvaletini tutamıyor ama hâlâ firari!-İsmail Arı-
Deprem davasında 152 kişinin ölümüne neden olduğu için 18 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan firari Hacı Mehmet Ersoy’un avukatı karara itiraz etti. İtirazda, firari Ersoy’un “tuvaletini tutamadığı ve bezlendiği” iddia edildi.
Deprem felaketinde Maraş’taki Palmiye Sitesi 152 kişiye mezar oldu.
152 kişinin ölümünden sorumlu tutularak 18 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan AKP Kahramanmaraş İl Başkan Yardımcısı Eray Ersoy’un babası müteahhit Hacı Mehmet Ersoy’un avukatı dikkat çeken beyanların yer aldığı bir dilekçe ile Yargıtay’a başvuruda bulundu.
Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Hacı Mehmet Ersoy “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandı. 26 Aralık 2024’te tutuklanan Ersoy, 17 Ocak 2025’te tüm itirazlara rağmen cezaevinden tahliye edildi.
BU KARARLA KAÇTI
Tahliyenin gerekçesi ise “sanığın cezaevi şartlarında ağır hastalığı ve kocama hali nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyeceği” diye açıklandı. Palmiye Sitesi’nde hayatını kaybedenler ile yaralananlar, mahkemeye peş peşe dilekçe vererek karara itiraz etti.
Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Ocak 2025’te ailelerin itirazı üzerine müteahhit Ersoy’u tutuklamak üzere yakalama kararı çıkardı. Yakalama kararına rağmen Ersoy, kayıplara karıştı. Mahkeme Haziran 2025’te, firari müteahhit Hacı Mehmet Ersoy'a 18 yıl 8 ay hapis cezası verdi.
‘ALTI BEZLENİYOR’
Firari Hacı Mehmet Ersoy’un avukatı Ahmet Saka, Yargıtay’a yaptığı başvuruda ceza kararının bozulmasını talep etti. Yargıtay’a yapılan başvuruda firari Ersoy’un sağlık durumunun iyi olmadığı ve tuvaletini tutamadığı öne sürülerek şu ifadelere yer verildi:
“Müvekkilin Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nce düzenlenen ve cezaevi şartlarında hayatını yalnız başına devam ettiremeyeceğine dair sağlık kurulu raporu mevcuttur. Ayrıca müvekkilin idrar ve gaita (dışkı) kontrolü bulunmamaktadır, hasta alt bezi kullanım raporu, sağlık durumunu gösterir tüm evraklarla birlikte daha önceki savunmalarımızın ekinde sunulmuştur. Müvekkil 84 yaşındadır. Müvekkilin ağır hastalığı olan demans (Alzheimer), ortam değişikliğinden hatta odadaki bir eşyanın yer değişikliğinden dahi tetiklenip hızla ilerleyen ve sık ataklar geçirmesine neden olan bir hastalıktır.
Tutuklu bulunduğu süre içinde müvekkilin bu rahatsızlığı iyice ilerlemiştir. Gün içerisinde 15 adet ilaç kullanmak zorundadır ve bu ilaçlarını kendisi takip edemediği için tutuklu kaldığı süre içerisinde üçüncü evre böbrek yetmezliği de başlamıştır. Tutuklu kaldığı süre içinde, tuvaletini tutamaması nedeniyle cezaevi idaresince çokça defa yatağı değiştirilmek zorunda kalmıştır. Gün içerisinde aynı koğuşta kaldığı kişilerce ise defalarca kıyafetleri değiştirilmek zorunda kalınmıştır… Müvekkil tek başına yemek yiyemez, banyo yapamaz kısaca öz bakımını gerçekleştiremez durumdadır…”
***
İHMALLER DOSYALARI KİLİTLİYOR
Hatay Antakya'da 6 Şubat depremlerinde en az 69 kişinin yaşamını yitirdiği Fuat Koku Sitesi'ne ilişkin davada, bir sanığa ait imzanın 1 yılı aşkın süredir incelenmediği, diğer sanık için "sehven" işlem yapılmadığı ortaya çıktı. Adana'da ise 12 kişinin öldüğü Mete Apartmanı davasında eski imar müdürü hakkında yeni dava açıldı. Deprem yakınları, yargıdaki gecikmelerin adaleti fiilen askıya aldığını söyledi.
***
SGK'den SUT'ta kapsamlı değişiklik: İlaç, tedavi ve geri ödeme kuralları değişti
Resmi Gazete'de yayımlanan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu Kararı ile Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) ilaç listeleri, geri ödeme kuralları, SMA tedavi kriterleri, tanı ve tedavi işlemleri, fizik tedavi uygulamaları ile çok sayıda tıbbi malzemenin fiyat ve kullanım esaslarında değişikliğe gidildi.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu'nun kararı Resmi Gazete'de yayımlandı. Kararla birlikte Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) çok sayıda düzenleme yapıldı.
Düzenleme kapsamında EK-4/C ilaç listesinde yer alan çok sayıda ilacın fiyatı güncellendi. Bazı ilaçların barkod ve isim bilgileri değiştirilirken, maliyet gerekçesiyle bazı ürünler listeden çıkarıldı ve yerine yeni ürünler eklendi. MeCasermin, amifampridin, pegaspargase, flekainid asetat, tetrabenazin, dapson, kolşisin ve rufinamid başta olmak üzere çok sayıda ilaca ilişkin fiyat, isim ve liste kayıtları yeniden düzenlendi.
Kararla birlikte SUT'un 4.2.49 numaralı "Spinal Musküler Atrofi hastalığında nusinersen sodyum ve risdiplam kullanım ilkeleri" başlıklı maddesinde değişikliğe gidildi. SMA hastalarının bu tedavilere erişimine ilişkin geri ödeme ve kullanım kriterleri yeniden belirlendi.
Hizmet Başı İşlem Puan Listesi ile Tanıya Dayalı İşlem Puan Listesi'ne de çok sayıda yeni işlem eklendi. Bunlar arasında;
• Sezaryen sonrası vajinal doğum,
• Polisomnografi ve çoklu uyku latansı testi,
• Tanısal kolanjioskopi, biyopsi, taş çıkarılması ve lazer litotripsi işlemleri,
• Actinyum-225 PSMA tedavisi,
• KBT ile kemik mineral yoğunluğu ölçümü,
• Bronkoskopik kriyobiyopsi,
• Endobronşiyal ultrason eşliğinde transbronşiyal kriyobiyopsi,
• Bronşiyal termoplasti,
• Kardiyopulmoner egzersiz testi,
• Ekshale nitrik oksit testi,
• Pulsed field ablasyon,
• Rezidü sistik güdük eksizyonu yer aldı.
Düzenlemeyle bu işlemlerin hangi sağlık kuruluşlarında uygulanabileceği, işlem puanları, sağlık kurulu raporu şartları ve faturalandırma esasları da yeniden düzenlendi.
SUT'un evde sağlık hizmetlerine ilişkin hükümlerinde de değişiklik yapıldı. Evde uygulanabilecek fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, seans süreleri, sağlık kurulu raporu koşulları, pulmoner rehabilitasyon uygulamaları ile ayaktan ve yatarak tedaviye ilişkin geri ödeme kuralları yeniden belirlendi.
Öte yandan kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi, girişimsel radyoloji ile omurga cerrahisinde kullanılan çok sayıda tıbbi malzemenin SUT kapsamındaki geri ödeme fiyatları da güncellendi. Koroner stentler, kateterler, kalp pili ekipmanları, kifoplasti ve omurga cerrahisinde kullanılan çok sayıda malzemenin yeni fiyatları tebliğde yer aldı. Kararın bazı hükümleri yayımından beş gün sonra, bazı hükümleri ise tebliğde belirtilen tarihlerde yürürlüğe girecek. Diğer düzenlemeler ise yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.
***
Bankacılık düzenlemesi: Para çekme ve para transferi şartları değişti
Bankacılık düzenlemeleri Resmi Gazete'de yayımlandı. Yeni düzenlemeyle adres teyidi yapılmadan para çekme ve transfer işlemleri mümkün olmayacak. Yabancı uyruklular için ise uzaktan hesap açma süreci sıkılaştı.
Bankacılık işlemlerinde güvenliği artırmaya yönelik önemli bir düzenleme yürürlüğe girdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle, özellikle yabancı uyruklu kişilerin uzaktan kimlik tespitiyle hesap açma süreçlerinde yeni kurallar getirildi.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) düzenlemesi kapsamında, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla müşteri kimliğinin doğrulanmasına ilişkin süreçler daha sıkı hale getirildi.
Yeni düzenlemeye göre, Türk vatandaşı olmayan kişiler uzaktan kimlik tespiti işlemlerini yalnızca Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) standartlarına uygun, çipli pasaportlarıyla gerçekleştirebilecek. Kimlik doğrulama süreci, özel eğitim almış personel tarafından görüntülü görüşme yoluyla yapılacak.
Bu süreçte, pasaportun çipinde yer alan bilgiler ile fiziksel belge üzerindeki bilgilerin eşleşmesi yakın alan iletişimi (NFC) teknolojisiyle kontrol edilecek. Doğrulamanın başarısız olması halinde hesap açılışı gerçekleştirilemeyecek.
ADRES TEYİDİ ZORUNLU HALE GELDİ
Düzenlemenin en dikkat çeken maddelerinden biri ise adres doğrulaması oldu. Buna göre, uzaktan kimlik tespiti sırasında beyan edilen adres bilgisi; ikametgah belgesi, son üç aya ait fatura ya da resmi kurum belgeleriyle en geç üç ay içinde doğrulanacak.
Adres teyidi yapılmadan hesap üzerinden para transferi veya nakit çekim işlemi gerçekleştirilemeyecek.
RİSKLİ ÜLKE VATANDAŞLARINA KISITLAMA
Bankalar ve finansal kuruluşlar, riskli olarak değerlendirdikleri ülke vatandaşlarını uzaktan kimlik tespiti yöntemiyle müşteri olarak kabul edemeyecek. Ayrıca, müşteri kabul sürecine ilişkin tüm prosedürler bir ay içinde MASAK’a bildirilecek.
PARA HAREKETLERİNE SINIRLAMA GETİRİLDİ
Yeni kurallara göre, uzaktan kimlik tespitiyle açılan hesaplara yalnızca kişinin yurt dışındaki kendi adına kayıtlı hesaplardan para gönderilebilecek. Aynı şekilde bu hesaplardan yurt dışına yapılacak para transferleri de yine kişinin kendi adına açılmış hesaplarla sınırlı olacak.
Kimlik doğrulama sürecinin tamamlanması için ayrıca, müşterinin kimlik bilgileriyle uyumlu bir banka hesabı ya da kredi kartı üzerinden doğrulama amaçlı para transferi yapılması da zorunlu tutuldu.
MASAK’A DÜZENLİ BİLDİRİM YAPILACAK
Finansal kuruluşlar, bu kapsamda müşteri kabulüne ilişkin istatistikleri üçer aylık dönemler halinde MASAK’a bildirecek. Ayrıca, pasaportla kimlik tespiti yapılan kişilerin sonradan Türk vatandaşlığı kazanması veya vergi mükellefi olması durumunda, bu bilgiler sistemlere entegre edilecek.
Yeni düzenleme, finansal sistemde şeffaflığı artırmayı ve yasa dışı para hareketlerini engellemeyi hedeflerken, kullanıcılar için de daha sıkı bir doğrulama sürecini beraberinde getiriyor.
***
TTB'nin yeni yönetimi seçildi: Çoğunluk Etkin Demokratik TTB Grubu'nda
Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) 78. Seçimli Büyük Kongresi'nin ardından yapılan seçimlerde Etkin Demokratik TTB Grubu, 11 üyeli Merkez Konseyi'nde 8 üyelik kazanarak çoğunluğu elde etti. Tabip Odaları İnisiyatifi ise 3 üyelik kazandı.
Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) 78. Seçimli Büyük Kongresi, üç gün süren oturumların ardından tamamlandı. Kongrenin son gününde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası kantininde Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerinin belirlenmesi için sandık kuruldu.
Seçimlere Etkin Demokratik TTB Grubu, Tabip Odaları İnisiyatifi, Çağdaş Türk Hekimleri Birliği ile AKP'ye yakınlığıyla bilinen Türk Hekimleri Birliği (THB) katıldı. Resmi olmayan sonuçlara göre Etkin Demokratik TTB Grubu, 11 üyeden oluşan Merkez Konseyi'nde 8 üyelik kazanarak yeni dönemde yönetimde çoğunluğu elde etti. Tabip Odaları İnisiyatifi ise 3 üyelik kazandı.
Toplam 496 delegenin bulunduğu seçimlerde 466 delege oy kullandı. Kullanılan oyların 462'si geçerli sayıldı. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Etkin Demokratik TTB Grubu üyeleri ve destekçileri sosyal medya hesaplarından kutlama mesajları paylaştı. Paylaşımlarda, "Yaşasın Etkin Demokratik TTB ruhu" ifadeleri kullanıldı. TTB'nin yeni Merkez Konseyi'nin önümüzdeki günlerde yapacağı ilk toplantıda görev dağılımını belirlemesi bekleniyor. Resmi olmayan sonuçlara göre TTB'nin yeni dönem Merkez Konseyi şu isimlerden oluştu:
Etkin Demokratik TTB Grubu: Pınar Saip, Ertuğrul Oruç, Ali Kanatlı, Naki Bulut, Mehmet Şerif Demir, Mehvibe İrem Yıldız, Ayşe Gültekingil ve Ali Karakoç.
Tabip Odaları İnisiyatifi: Alpay Azap, Güray Kılıç ve Osman Öztürk.
https://www.birgun.net/makale/soz-yetki-karar-delegelerin-720590
***
BİRGÜN









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder