Okuyan ve Terkoğlu 'Cumhuriyet meselesi'ni konuştu: 'Cumhuriyetçiler ve komünistler ortak programda buluşmalı' -soL-

Urla'da "Cumhuriyet Meselesi" başlıklı söyleşiden konuşan Kemal Okuyan ve Barış Terkoğlu, cumhuriyetin bir mücadele başlığı olduğunu vurguladı, "Korku duvarlarını aşalım" dedi.

İzmir Urla'da dün yüzlerce yurttaş Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan ve gazeteci Barış Terkoğlu'nun katılımıyla düzenlenen "Cumhuriyet Meselesi" başlıklı söyleşide bir araya geldi.

Urlalıların yoğun ilgi gösterdiği söyleşide Terkoğlu, “Hayatta sadece cumhuriyete borcum var” diyerek cumhuriyetin esaslarını ve eşitlik imkanlarını anlattı; “Cumhuriyet özel günlerde anılan bir sembol değil, mücadelenin omurgasıdır” sözleriyle cumhuriyeti ayağa kaldırmaya çağırdı. Cumhuriyetçiler ile komünistlerin ittifak kurması gerektiğini vurgulayan Okuyan ise Türkiye'nin bir holdingler ve tarikatlar ülkesi haline geldiğinin altını çizerek “korku duvarlarını yıkmaya" çağırdı.

'Hayatta sadece cumhuriyete borcum var'

Söyleşide ilk sözü alan gazeteci Barış Terkoğlu, cumhuriyetin eğitim hakkı başta olmak üzere geniş emekçi kitlelere açtığı imkanlara dikkat çekti. Terkoğlu kişisel deneyiminden yola çıkarak cumhuriyetin eğitim hakkı ve eşitlik adına taşıdığı önemi anlattı:

"Ben bir işçi çocuğuyum. Cumhuriyet rejimi olmasaydı eğitim alma hakkım olmazdı. Çünkü cumhuriyet dışı rejimlerde eğitim ayrıcalıklı sınıflara tanınır. Evlerine özel öğretmen getirebilen ailelerin çocuklarına tanınan bir haktır eğitim. Oysa ben parasız yatılı okudum. Her altı ayda bir bana pantolon, gömlek, ceket, ayakkabı verildi. O yüzden ben hayata dair tek bir borcum var diye düşünürüm. Cumhuriyete borcum var."

'Cumhuriyet özel günlerde anılan bir sembol değil, mücadelenin omurgasıdır'

Cumhuriyetin esaslarından birinin laiklik olduğunu vurgulayan Terkoğlu, "Cumhuriyetin doğasının laiklik olduğuna inananlardanım. Zaten cumhuriyet devrimleri aynı zamanda laiklik mücadelesiyle eş güdümlü halde çıkmıştır. Bu bir tesadüf değil. Çünkü cumhuriyet toplumun içinde nasıl bütün eşitsizlikleri yerle bir ediyorsa bunun en başına din sömürüsünü ve dine dayalı ayrımcılıkları koymuştur" dedi.

Cumhuriyetin, resmi bayramlarda duygusal fon müzikleriyle holdingler tarafından anılan sembolik hale getirildiğini belirten Terkoğlu, “Cumhuriyetin öncelikle eşitliktir. Bir kavga meselesidir, laiklik mücadelesidir, halkçılıktır, kurallara dayalı bir hukuk devletidir. Cumhuriyet özel günlerde anılması gereken bir sembol değil bir mücadelenin omurgasıdır” dedi.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan ise komünistlerin cumhuriyetin kuruluş sürecindeki tutumuna değinerek, Mustafa Kemal’e verilen desteği değerlendirdi:

“Komünistler çok daha ileri bir programa sahipken Kemalistler daha gerçekçiydi. Sovyetler Anadoluda bir arayış içindeydi, yoldaşı oldukları komünistlerin projesini değil, Enver Paşa’yı değil de Mustafa Kemal’i destekleme kararı aldılar. Bu desteğe dönemin sosyal demokrat partileri dahil birçok siyasi hareket büyük bir tepki gösterdi.

102 yıl önceki farklılıklarımıza, hatta karşıtlıklarımıza rağmen bugün geçmişe baktığımızda ‘iyi ki Kemalistler kazandı’ diyebiliyoruz. Kemalistler kazanmasaydı kaybeden Anadolu coğrafyası olacaktı. Tarihte bu durumun çok az örneği vardır, 102 yıl önce iki rakip siyasi hareketin şu anda geçmişte zayıf kalanı güçlü olan için ‘iyi ki kazandı’ desin.”

Cumhuriyetçilerle komünistlerin 102 yıl önceki aynı tarafta yer alışının günümüzde daha da ileriye götürülerek ortak hareket haline gelmesi gerektiğini söyleyen Okuyan, “1923 Cumhuriyeti yok, yenisi gerekiyor ve bu yenisi ‘ikinci cumhuriyetçilerin’ ilan ettiği gibi değil 1923’ü yok eden ona saldıran neyse onu yok ederek kurulacak bir cumhuriyet gerekiyor. Türkiye’de cumhuriyetçi birikim ortak bir programda buluşabilirse bu biraz da komünistlerin yurtsever tutumunun ürünü olacak. Bunun Anadolu’ya yakışır bir uyanış ve tek çıkış yolu olacağından emin olmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

'Sosyalizmden aşağısı kurtarmıyor'

Cumhuriyetin kuruluşundaki sınıfsal yapıyla bugün arasındaki büyük dönüşüme dikkat çeken Okuyan, Türkiye’nin bugün geldiği noktayı şöyle özetledi:

"Şimdi, 100 yıl sonra Türkiye bir holdingler ve tarikat ülkesidir. 'Türkiye'de holdinglerin ve tarikatların egemenliği vardır' dediğimizde buna itiraz edebilecek tek bir kişi yoksa bu ülkede bırakın Kemalistleri buna bu düzenin bugünkü savunucuları, iktidarın temsilcileri dahi itiraz edemiyorsa oturup düşünmemiz lazım."

'Korku duvarlarını yıkmak gerekiyor'

İsrail-İran savaşına da değinen Okuyan, Türkiye'nin emperyalist sistemle bütünleşmiş güvenlik politikasına da dikkat çekti:

"Bugün bir yetkili çıkmış diyor ki 'Türkiye'nin güvenlik politikalarının merkezinde NATO durmaktadır. NATO'nun güvenliğinin merkezinde de Türkiye.' Eğer Türkiye'nin sınırlarını korumakla yükümlü, bu iddiadaki kişi ve kurumlar bunu açıkça söylüyorsa içinizde henüz daha karar vermemiş olanlar varsa korku duvarını yıkıp derhal elinden ne geliyorsa yapmaya başlasın."

NATO’nun bir "güvenlik örgütü" değil Türkiye’nin güvenliğine tehdit olan bir örgüt olduğunu vurgulayan Okuyan, sözlerine şöyle devam etti:

“NATO Türkiye’nin güvenliğini sağlamaz, İran’ı vuran B-2’lerin Türkiye’nin hava sahasından geçtiği söyleniyor. Yarın İran Katar'daki Amerikan üslerini vurduğu gibi Türkiye’deki Amerikan üslerini vursa ne diyeceğiz? Nasıl itiraz edeceğiz? Yarın Rusya Adana’daki İncirlik Üssü'nü vurursa ne diyeceğiz? Üslerdeki nükleer silahlar üzerinde hiçbir hakkımız yok ve bu durum bizi bir hedef haline getiriyor.”

Bu tabloya karşı sistem içi çözümlerin imkansızlığına işaret eden Okuyan, "Holdinglerin ve tarikatların düzeniyle hesaplaşmadan cumhuriyeti de, ülkeyi de koruyamayız" dedi.

Söyleşiyi "Artık acelemiz var" diyerek tamamlayan Okuyan, şöyle konuştu:

"Düzen değişikliği talebimizden vazgeçmedik. Şimdi ülkeyi, cumhuriyeti koruma, savunma derdimiz var. Bunların hepsi iç içe geçecek. Bu holdingler ve tarikat düzenini yıkmadan hiçbirini yapamayız. Böyle bir program gerekiyor bize. Biz komünist olarak ülkesiz yapamayız, yurtsuz yapamayız. O yüzden sevgili arkadaşlar yurdumuz için, ülkemiz için, halkımız için, çocuklarımızın geleceği için ayağa kalkmamız gerekiyor. Ve Barış'ın dediği gibi korku duvarlarını yıkmak gerekiyor."

Etkinliğin ardından TKP'ye gönüllülük başvurusu formlarının ve Kemal Okuyan'ın Haluk Hepkon'a verdiği söyleşiden oluşan "Cumhuriyetçiler ve Komünistler" kitaplarının yer aldığı standlar yoğun ilgi gördü.

soL

SÖZCÜ "GÜNDEM" -25 Haziran 2025-

Seher Yenge hacca 6. kez VIP kontenjanından gitti -Deniz Ayhan-

Erbaş ailesi Mekke Din Hizmetleri Ataşeliği’nin tahsis ettiği lüks suit odada kaldı Seyahat boyunca konsolosluğa kayıtlı Amerikan malı GMC siyah cip kullanıldı.(https://www.sozcu.com.tr/seher-yenge-hacca-6-kez-vip-kontenjanindan-gitti-p187446)

                                                                     ***

Erdoğan'ın eski danışmanı suç duyurusunda bulundu... 'Cem Küçük ve Nagehan Alçı' detayı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski hukuk danışmanı Prof. Dr. İzzet Özgenç, gazeteciler Nagehan Alçı, Cem Küçük, Şamil Tayyar ve Fatih Atik’in katıldığı bazı televizyon programlarını sosyal medya hesabından paylaşarak, “Suç teşkil ettiği kuşkusuz olan bu eylemler karşısında, gereğinin yapılmasını arz ederim” ifadesiyle yetkililere çağrıda bulundu.(https://www.sozcu.com.tr/erdogan-in-eski-danismani-suc-duyurusunda-bulundu-cem-kucuk-ve-nagehan-alci-detayi-p187459)

(Yorum:mstfkrc) "Ya RTÜK, ya da İLETİŞİM Başkanlığına da razı!..."

                                                             ***

Bu bina milyonları yutuyor -Deniz Ayhan-

İktidar bir yandan tasarruf genelgeleri yayınlarken, diğer yandan da milyonluk kira ödemeleriyle gündeme geliyor.

Ticaret Bakanlığı’na bağlı Türk Eximbank, kira için kesenin ağzını açtı. İhracatçıya destek olarak ülkeye döviz girmesine yardımcı olmak için kurulan Eximbank’ın Genel Müdürlük binası Ankara’dan İstanbul Finans Merkezi’ne taşındı ve Ümraniye’de devasa bir bina kiralandı. Eximbank bu taşınmayı, “Hayallerimizi ileriye taşıdık. Yeni yerimizde yeni hedeflere doğru” diyerek duyurdu. Binanın kirası ise dudak uçuklattı.18 AYDA 75.3 MİLYON TL  Ticaret Bakanı Ömer Bolat, CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın Eximbank Genel Müdürlüğü binasının kirasına ilişkin sorusunu yanıtladı.  2024 yılında binanın aylık kirası 3.6 milyon TL, 2025’de ise 5.3 milyon TL oldu. Binanın kirası için 2024 yılından bu yana yani 18 ayda 75 milyon 366 bin 54 TL ödendiği açığa çıktı. 2025’in ilk altı ayında banka kirası olarak 31 milyon 596 bin 510 TL ödendi.(https://www.sozcu.com.tr/bu-bina-milyonlari-yutuyor-p187454)

                                                    ***

MHP'li ismin yargılandığı davada baskıya direnen hakime sürgün gibi atama

Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekilinin ve bir cumhuriyet savcısı tarafından baskı gördüğü iddiasıyla HSYK'ya yaptığı şikayetin karşısında mahkeme hakimi Şanıurfa'ya sürgün edildi. Baskı yaptığı iddia edilen savcı ise terfi ettirildi.(https://www.sozcu.com.tr/mhp-li-ismin-yargilandigi-davada-baskiya-direnen-hakim-surgun-edildi-p187401)

                                                                           ***

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı'ndan AKP içine sert mesaj

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, "Cumhurbaşkanını tehdit" suçlamasıyla tutuklanan gazeteci Fatih Altaylı için 'Suyun ısınmaya başladı' paylaşımını yapmıştı... Saral, bu kez AKP teşkilatını hedef aldı... Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeterince sahip çıkılmadığını belirten Saral, hem parti yöneticilerine hem de tabana uyarılarda bulundu.(https://www.sozcu.com.tr/cumhurbaskani-basdanismani-oktay-saral-dan-akp-icine-sert-mesaj-p187463)

                                                           ***

AKP'den 'kenevir' açılımı: Eczanelerde satılacak

AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında yapılması planlanan kanun değişikliği içerisinde yer alan kenevir düzenlemesini detaylarını açıkladı.(https://www.sozcu.com.tr/akp-den-kenevir-acilimi-eczanelerde-satilacak-p187462)

                                                     ***

SÖZCÜ




Erdoğan'dan Trump'a 47 milyar dolarlık söz - Mustafa Balcı / Sözcü -

NATO Genel Sekreteri Rutte, Lahey'de düzenlenen  NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde tüm üye ülkelerin savunma bütçelerini GSYH'lerinin en az yüzde 5'ine çıkarmayı taahhüt eden anlaşmaya imza attıklarını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump'ın uzun zamandır kabul edilmesini istediği anlaşma ile Türkiye, yıllık 22,8 milyar dolar olan savunma harcamalarını 47 milyar dolar yükselterek 70 milyar dolar seviyesine çıkaracak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, Hollanda'nın Lahey kentinde toplanıyor. 

Bu akşam saatlerinde Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump'ın bir araya gelmesi beklenirken, zirveye ilişkin dikkat çeken bir gelişme yaşandı. 

TRUMP SOSYAL MEDYA HESABINDAN DUYURDU

ABD Başkanı Donald Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin kendisine attığı özel mesajı sosyal medya hesabından yayınladı.

Mesajda, uzun zamandır Trump tarafından istenilen üye ülkelerin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının (GSYH) yüzde 5'ine çıkarmayı kabul ettiklerine yer verilirken, Rutte bu doğrultuda tüm üye ülkelerin anlaşmaya imza attığını belirtti.

Rutte tarafından Trump'a gönderilen mesajda şu ifadelere yer verildi: 

"Sayın Başkan, sevgili Donald,

İran’daki kararlı eyleminiz için tebrikler ve teşekkürler; bu gerçekten olağanüstüydü ve başka hiç kimsenin cesaret edemediği bir şeydi. Hepimizi daha güvenli hale getirdi. Bu akşam Lahey’e bir başka büyük başarıya doğru uçuyorsunuz. Kolay olmadı ama hepsini yüzde 5’e imza attırdık! Donald, bizi Amerika, Avrupa ve dünya için gerçekten çok önemli bir ana taşıdınız. On yıllardır hiçbir Amerikan başkanının başaramadığı bir şeyi başaracaksınız.  Avrupa, olması gerektiği gibi BÜYÜK bir şekilde ödeme yapacak ve bu sizin zaferiniz olacak. İyi yolculuklar, Majestelerinin yemeğinde görüşmek üzere!"

TÜRKİYE, SAVUNMAYA 47 MİLYAR DOLAR DAHA HARCAYACAK 
2024 yılında 22,8 milyar dolar ile GSYH'sinin yüzde 2,09'unu savunma harcamalarına ayıran Türkiye, kabul ettiği yeni anlaşma ile söz konusu savunma bütçesini yaklaşık 70 milyar dolara taşıyacak. Geçtiğimiz yıl yüzde 3,2 büyüme gösteren Türkiye ekonomisi, 2025 yılında 1,4 trilyon dolarlık GDP'ye ulaşmıştı. Yeni anlaşma kapsamında tüm ülkeler gibi Türkiye'nin de bu tutarın yüzde 5'ini savunma bütçesine ayırması planlanırken, NATO ülkelerinin halihazırda gayrisafi yurt içi hasılalarının ne kadarını savunma bütçesine ayırdıkları da belli oldu. 

Mustafa Balcı / Sözcü

İmamoğlu'nun avukatı 'MASAK' raporundaki skandalı bulduktan sonra tutuklandı -Bahadır Özgür / halkTV-


Silivri’de tutuklu olan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, geçen hafta tutuklanan avukatı Mehmet Pehlivan’ın ‘skandal’ dediği konu ortaya çıktı. Pehlivan, iktidara yakın medyanın “para aklamanın delili” olarak sunduğu son MASAK raporunda, olmayan para transferlerinin yazıldığını tespit etti. Pehlivan mükerrer kayıtları tek tek işaretleyip, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e sunduktan birkaç gün sonra tutuklandı.

Nitekim CHP Genel Başkanı Özel, Pehlivan’ın tutuklanmasının ardından sıcağı sıcağına yaptığı açıklamada olayı anlatmıştı. Özel, şu bilgiyi veriyordu:

“Mehmet Pehlivan gelip bana gösterdi. 'MASAK raporu tam bir bomba genel başkanım' dedi. Mavi ve turuncu renkle işaretlemiş. Aynı miktarlar iki kere yazılmış. Apar topar aldılar içeriye, Mehmet bunları anlatmasın diye."

Peki Pehlivan’ın, yeni MASAK raporunda dikkat çekeceği konu neydi?

YANDAŞ MEDYANIN KULLANDIĞI TABLO

4 Haziran 2025 tarihinde hazırlanan ve 181 sayfalık raporda, iktidara yakın medyanın en fazla üzerinde durduğu konu, İmamoğlu ailesi arasında gerçekleşen para transferleri. Özellikle de Mehmet Selim İmamoğlu’nun, Hırvatistan’da 2022’de kurduğu bir şirket üzerinde duruluyor.

MASAK, şirkete 2023 ve 2024 yıllarında toplam 617 bin 106 Euro tutarında swift gönderme işlemi yapıldığını belirtiyor. Buna dair bütün swift işlemleri de tarih ve saatleriyle beraber tablo halinde raporda sunuluyor.

İktidara yakın medya günlerdir paraların yurt dışına transfer edilerek aklandığını kanıtladığını iddia ettikleri en önemli delillerden birisi bu.

Avukat Mehmet Pehlivan’ın da raporda gözüne ilk çarpan konu swift işlemleri oluyor. Ve tablonun gerçeği yansıtmadığını, işlemlerin mükerrer yazıldığını işaretleyip Özel’e gösteriyor.

İşte Pehlivan’ın bizzat kendisinin işaretlediği o tablo şu:

Pehlivan’ın ‘mor’ renkle işaretlediği swift işlemleri esasında ‘turuncu’ ile işaretlenenlerin aynısı. Örneğin; 1 Ağustos 2023 günü, saat 15:42’de yapılan 44 bin Euro işlemin bir alt satırında da 2 Ağustos 2023 günü, saat 15:22’te yapılan 44 bin Euro başka bir işlem yazılmış. Oysa ikisi aynı işlem. Yani 1 ve 2 Ağustos için yazılmış transferler esasında tek işlem.

Neden böyle?

AYNI İŞLEM, İKİ AYRI İŞLEM GİBİ YAZILDI

Döviz hesabından yapılan swift işlemleri, yapıldığı ülkeye ve bankaya bağlı olmak koşuluyla 1 ile en fazla 5 iş günü sürebiliyor. Burada para bir gün sonra Hırvatistan’daki hesaba geçmiş. Ama MASAK uzmanları paranın gönderildiği ve hesaba geçtiği günleri ayrı işlem gibi tabloya koymuş. Oysa bir tek işlem hariç tamamına bakıldığında zaten hepsinin birer gün arayla, aynı miktar paranın hesaba geçtiği rahatlıkla görülüyor.

Buna uygun olmayan tek bir işlem var tabloda. Ancak o da Pehlivan’ın söylediğini kanıtlıyor.
Nasıl mı?

Selim İmamoğlu’nun şirketine 11 Ağustos 2023 günü, saat 18:40’ta 55 bin Euro gönderilmiş. Bundan sonraki işlemin tarihi 14 Ağustos, saat 18:31. Çünkü 11 Ağustos, Cuma gününe denk geliyor ve para ancak ilk iş günü, yani pazartesi hesaba geçiyor. MASAK uzmanları bunu da ayrı işlem olarak kaydetmiş.
Dolayısıyla MASAK uzmanları oturup mükerrer işlemleri de topluyor ve transfer edilen paranın 617 bin 106 Euro olduğunu rapora yazıyor. İktidar yanlısı basının manşetlerine çektiği rakam bu.

Gelelim işlemlerin kaynağının belirsiz olup olmadığına…

MASAK açık seçik biçimde paraların Selim İmamoğlu’nun annesi Dilek İmamoğlu ve dedesi Hasan İmamoğlu tarafından gönderildiğini, işlemlerin örtüştüğünü belirtiyor. Lakin bundan öteye gidip paraların kaynağını sorgulamak yerine, ‘şüpheli’ buluyor. Oysa paraların izi sürülüp birkaç adım daha geriye gidilse, kaynak ortaya çıkacak ve böylece kamuoyuna salınan şaiya da açıklığa kavuşmuş olacak. Bunun yerine “para şundan şuna gitmiş” demekle yetiniliyor.

Kısaca son MASAK raporu da tıpkı önceki 4 rapor gibi tuhaflıklarla dolu. Pehlivan, önceki 4 rapordaki çelişkileri anlattığı gibi bu rapordakileri de kamuoyuna sunacağı sırada, gözaltına alınıp tutuklandı.

Bahadır Özgür / halkTV

TKP Genel Sekreteri Okuyan: Halk sahnede yoksa savaş kararları kolay alınıyor + Okuyan: AKP'nin Ortadoğu politikası bir avuç zenginin çıkarlarına hizmet ediyor -soL-

TKP Genel Sekreteri Okuyan: Halk sahnede yoksa savaş kararları kolay alınıyor

Ankara'da düzenlenen etkinlikte konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, "Halkın siyaset sahnesinden çekilmesi, savaş kararlarını kolaylaştırıyor. NATO üyeliği ve sermaye egemenliği Türkiye için tehdit" dedi.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Ankara’da düzenlenen “Savaş Nereye Gidiyor?” başlıklı söyleşide, bölgesel ve küresel çatışmalara dair değerlendirmelerde bulundu. 

Çankaya Sahnesi’ndeki yoğun katılımlı etkinlikte konuşan Okuyan, AKP’nin dış politikası, İsrail ve ABD’nin hedefleri, Rusya ve Çin’in yeni dünya denklemindeki yeri ile Kürt meselesine ilişkin tespitlerini paylaştı.

Okuyan, günümüzdeki çatışmaların “Üçüncü Dünya Savaşı” olarak nitelendirilmesinin henüz doğru olmadığını belirtti. Mevcut ittifak yapıları ve saflaşmaların I. ve II. Dünya Savaşları’ndaki gibi netleşmediğine dikkat çeken Okuyan, Hindistan ve Pakistan örnekleriyle bu durumu açıkladı.

Halkın siyaset sahnesinden çekilmesi ve savaş kararları

Okuyan, savaş kararlarının kolay alınmasının temel nedenlerinden birinin, halkın siyaset sahnesinden çekilmesi olduğunu vurguladı. II. Dünya Savaşı öncesinde devrimci hareketlerin bastırıldığını hatırlatarak, günümüzde halkın siyaset sahnesinde neredeyse hiç olmamasının daha tehlikeli bir tablo yarattığını ifade etti. 

ABD ve İsrail gibi ülkelerde savaş karşıtı halk hareketlerinin zayıf kalmasının, liderlerin savaş kararlarında elini rahatlattığını belirtti. Türkiye için de benzer bir duruma işaret ederek, örgütlü bir halk gücü olmadığı için sermayenin savaş kararlarına karşı halkın ses çıkaramadığını söyledi.

AKP’nin dış politikası ve bölgesel rekabet

AKP’nin dış politikasını değerlendiren Okuyan, Türkiye ile İran arasındaki ideolojik ve ekonomik rekabete dikkat çekti. Özellikle ticaret yolları ve bölgesel liderlik iddiasının bu rekabette etkili olduğunu belirtti. 

Türkiye’nin Hizbullah’a yönelik İsrail saldırılarına sessiz kalmasını bu bağlamda yorumlayan Okuyan, AKP’nin İran rejiminin değişmesini değil, zayıflamasını istediğini savundu. 

Okuyan, AKP’nin dış politikasının sadece Türkiye’nin değil, kendi çıkarlarının da aleyhine “akılsızca” hamleler içerdiğini dile getirdi.

Rusya ve Çin’in yeni dünya denklemindeki yeri

Küresel sistemik çatışmaların merkezinde ABD ile Çin arasındaki rekabetin olduğunu belirten Okuyan, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu hegemonyanın ilk kez bu denli tehdit altında hissettiğini, bu tehdidin adının ise Çin olduğunu söyledi. 

Çin’in doğrudan çatışmadan kaçınarak ekonomik yollarla güçlenmesinin ABD için büyük bir tehdit oluşturduğunu, bu nedenle ABD’nin Çin’in yükselişini zor yolla engellemeye çalıştığını ifade etti. Okuyan, Çin’in henüz kesin bir karar vermediğini, ancak “Savaşmak istemeyen taviz verir” diyerek bu durumun sürdürülemez olduğunu belirtti. 

Okuyan, Çin’in küresel ölçekte ekonomik ve siyasi bir hegemonya kurduğunu ancak savaş istemediğini, bu durumun mevcut karmaşayı ve olası bir dünya savaşını erteleyen bir etken olduğunu sözlerine ekledi.

Kürt meselesi ve bölgesel dinamikler

Kemal Okuyan, Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerinde, Suriye’deki mevcut dengelerde Kürt halkının ve diğer toplulukların kendi bağımsız güçleriyle hareket etme şansına sahip olduğunu, ancak sürecin bu doğrultuda gelişmediğini ifade etti. 

ABD ve İsrail destekli projelerin parçası olmanın meşru olmadığını vurgulayan Okuyan, Türkiye Komünist Partisi’nin bu konudaki kırmızı çizgisinin ABD ve İsrail himayesinde yürüyen bir siyasetin halka faydası olamayacağı olduğunu belirtti. 

Türkiye’nin NATO üyeliği ve güvenlik tehditleri

Türkiye’nin NATO üyeliğini sert sözlerle eleştiren Okuyan, NATO’nun Türkiye’yi koruyan değil, emperyalist planlara dahil eden bir yapı olduğunu söyledi. 

“Türkiye NATO’dan çıkmalı ama asıl NATO, Türkiye’den çıkmalı” diyen Okuyan, NATO’nun Türkiye’de istihbarat topladığını, suikastler organize ettiğini ve güvenlik bürokrasisinin önemli bir bölümünün NATO’ya bağlı olduğunu vurguladı. İncirlik Üssü’ndeki nükleer silahların Türkiye için bir tehdit oluşturduğunu ve bu durumun kontrolünün Türkiye’de olmadığını belirtti.

Cumhuriyet, kapitalizm ve gelecek vizyonu

Okuyan, Türkiye’nin temel sorunlarının kaynağının sermaye sınıfının egemenliği olduğunu vurguladı. 

“Cumhuriyet yeniden yaşayacaksa, Türkiye’de sermaye sınıfının egemenliğine son verilmelidir” diyerek, emekçi halkı esas alan, sınıfsız ve imtiyazsız bir cumhuriyet projesinin ülkeyi ayağa kaldıracak yegâne proje olduğunu savundu. Komünistlerin bir arada yaşama iradesine sahip çıktığını belirten Okuyan, Kemalistlerin de yenilenerek 100 yıl önceki referanslarla Türkiye’nin yönetilemeyeceğini görmesi gerektiğini ifade etti. Okuyan, NATO karşıtı mücadelenin de sermaye egemenliğini hedef almadan başarılamayacağını belirtti.

Türkiye’nin istikrarsızlaşmasının kaçınılmaz hale geldiğini ve siyasi iktidarın gelişmeleri yönetemediğini söyleyen Okuyan, “Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ve sınırları tartışmaya açılabilir. Ve bu zemini iktidar kendi elleriyle hazırlıyor” uyarısında bulundu. Güvenliğin sadece teknolojiden ibaret olmadığını, halkla barışık olmayan bir iktidarın güvenlik sağlayamayacağını vurguladı.

Okuyan, Türkiye’nin kaynakları ve insan gücüyle aydınlık bir geleceğe ulaşmasının mümkün olduğunu ancak sürecin çok hızlı ilerlediğini ve her an Türkiye’yi içine alan bir sıçramanın olabileceği uyarısını yaparak sözlerini tamamladı.

                                                       /././

Okuyan: AKP'nin Ortadoğu politikası bir avuç zenginin çıkarlarına hizmet ediyor

TKP Genel Sekreteri Okuyan, Türkiye’de bugünkü düzenin emperyalist ülkelerin bölgedeki saldırılarına bazen örtülü bazen açık destek verdiğini, kimi zamanda sessiz kalarak onayladığını belirtti.

ürkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Ortadoğu'daki durumu ve İsrail ile ABD'nin İran'a saldırılarını soL TV’de değerlendirdi.

Okuyan programa İsrail'in İran’a saldırısıyla başlayan, ABD'nin nükleer tesisleri bombalamasıyla süren savaşın asıl amacının tek başına rejim değişikliği olmadığını vurgulayarak başladı. İran’ın bölgedeki etkisinin kırılmak istendiğini söyleyen Okuyan, ülkenin Çin ve Rusya ile ilişkilerine dikkat çekti.

"Rejim değişikliği tabii ki ABD açısından tercih edilir bir durum" diyen TKP Genel Sekreteri, İsrail ile İran arasında "danışıklı dövüş" olduğu tezinin doğru olmadığını belirtti ve şöyle devam etti:

"ABD'nin İran’da rejim değişikliği gündemi uzun zamandır var. Şimdi zamanı geldi diye düşünülüyor olabilir. ABD her şeyi yazılmış bir plan doğrultusunda hareket etmiyor. Dünyada tüm devletler adımlar atıp, denemeler yapıyor. Elbette bir sürekliliği olsa da o planlar revize ediliyor.

Henüz bu süreç de bitmiş değil. İran direnç gösteriyor. Öte yandan Çin ve Rusya'ya rağmen yalnız. İran’daki iktidar zaten zayıflamış durumda."

'Değişikliklere kim imza attıysa onun borusu öter'

Başından beri İran’daki rejime karşı olmalarına rağmen ülkenin kendini savunma hakkının yanında olduklarını hatırlatan Okuyan, bu durumu şöyle açıkladı:

"'Rejim zayıflıyor, ne güzel' deniliyor ama kim rejim değişikliğindeki temel kuvvet oluyorsa sonrasını da o belirliyor. Halkın bağımsız bir hareketi olmaksızın yapılacak rejim değişiklikleri, hele hele dışarıdan müdahalelerle yapılan değişikliklere kim imza attıysa onun borusu öter. Aynı şey Suriye'de oldu. Kimileri olanları 'devrim' olarak nitelendirdi. Esad'ın devrilmesinde imzası olanlar İsrail, ABD, İngiltere, Türkiye’dir."

'Türkiye bölgedeki işgallerin parçası oldu ya da sessiz kaldı'

İktidarın İran konusundaki tavrını da değerlendiren Kemal Okuyan, Türkiye’deki bugünkü düzenin emperyalist ülkelerin bölgedeki saldırılarına bazen örtülü bazen açık destek verdiğini, kimi zamanda sessiz kalarak onayladığını, yakın dönemden örnekler vererek hatırlattı:

"Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra emperyalist saldırganlık Yugoslavya'ya dönük saldırılarla başladı. Burasının parçalanmasına Türkiye bizzat katıldı, katkı koydu. Zaten NATO üyesiydi. Süreç orada başladı, sonra sıra Irak'a geldi. O zaman da karşı çıktık. Türkiye neredeyse o işgale de katılacaktı. Katılmadı ancak sessiz bir onay verdi.

Ardından Suriye'nin emperyalist ülkelerce talan edilmesinde Türkiye'nin de rolü var. Filistin'de İsrail katliamları olurken Türkiye kınadı ama unutmayalım ki, İsrail petrolünün önemli bir kısmı Azerbaycan üzerinden gitti. Türkiye’nin İsrail'e ticaretinin çeşitli yollarla devam ettiği gerçeğine ek olarak üstelik.

İran konusundaysa yandaş gazeteler bu süreçten önce 'Sıra İran’da' propagandası yapıyordu. Ancak İsrail beklediklerinden hızlı davrandı. İran zayıflayacak, boşalan alana Türkiye yerleşecek sanılıyordu. Olaylar hızlı gelişince, en açık Bahçeli'nin dediği üzere 'Sıra Türkiye’ye gelecek' dediler. Burası bizim ülkemiz tabii ki savunacağız ama Türkiye’ye gelmese, İran’a sınırlı kalsa ne yazar?

Tüm bunlar önünde sonunda sermayenin özgür hareket etmesi ya da farklı sermaye gruplarının birbiriyle çatışmasından kaynaklanıyordu. AKP'nin Ortadoğu politikası, bir avuç zenginin çıkarlarına hizmet ettiği için tutarsızlıklarla maluldür."

'ABD, hegemonyasını sürdürebilmek için her yere saldırıyor'

Okuyan, bir yandan da ABD hegemonyasının sarsıldığına, ekonomisinin zayıfladığına dikkat çekti. ABD'nin bittiği iddiasının abartılı olduğunun altını çizerek, yerine gelmeye aday ülkeninse Çin olduğunu söyledi. "Çin daha uzun vadeli olanlarla hareket ediyor" diyen Okuyan, ABD'nin kendi hegemonyasını sürdürebilmek için her yere saldırdığını, her zaman da başarısız olmadığını belirtti.

"Suriye, ABD için bir kazanımdır" diyen Okuyan, ülkenin Asya'da da yeni müttefikler bulduğuna dikkat çekti ve ekledi:

"ABD hegemonyasını savaş, işgal ve rejim değişikliğiyle sürdürebilir. Bir yandan da kimse ABD'yle karşı karşıya gelmek istemiyor. Tabii ki herkes kendi ülkesini korumak istiyor. Emperyalist dünyada kimin kiminle ayrıştığını bilmek güç. Çok uluslu tekellerin aidiyeti var. Ancak örneğin Tesla ABD şirketi olsa da Çin'de de çıkarları var. Yani iç içe geçmiş bir dünya var ve bu dünyada yarışmak kolay olmuyor. Henüz ittifak sistemleri de netleşmiş değil. ABD bunu kullanıyor. Emperyalist dünyayı anlamanın yolu sermayeyi anlamaktan geçer. Emperyalizm dış politika pratiği değildir, çok ulusların tekellerin dünya düzenidir."

'Halklar mücadeleye ağırlığını koymalı'

Halkların mücadeleye ağırlığını koyması gerektiğini vurgulayan Okuyan, "Dünyada şu anda kendi bulunduğu yerde halkın ağırlığının hissedildiği tek yer Filistin'dir. Orada sermaye sınıfını göremiyorsunuz. Bugün İran'da da halk değil rejim kendi kendine direnmeye çalışıyor" dedi.

Her yerde bunun eksikliği olduğunu ifade eden TKP Genel Sekreteri, Türkiye’de de bunun yaratılması gerektiğini kaydetti.

'Türkiye NATO yüzünden tehdit altında'

Okuyan, TKP’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı, ABD'nin İsrail-İran Savaşı'na dahil olması durumunda diğer faaliyetlerini büyük ölçüde askıya alıp, NATO ve ABD üslerine karşı mücadeleye odaklanacağı açıklamasının somut karşılığına ilişkinse şunları söyledi:

"Önce 'ABD savaşa katıldı mı, katılmadı mı?' bu tartışılıyor. Gidip binlerce kilometre ötedeki bir ülkeyi bombalıyorsanız bu bir savaştır. Dolayısıyla TKP yaptığı açıklama doğrultusunda bütün faaliyetlerini yeniden planlıyor. Ama sadece protestodan ibaret bir şey yapmayacağız.

Madem herkes tartışıyor, tartışalım. NATO’yu tartışalım. Bizim amacımız Türkiye'nin NATO’dan çıkmasıdır. NATO'nun da Türkiye'den çıkmasıdır. NATO, ülkede katliamlar, darbeler yapar. O yüzden de dışarı çıkmalı. Bu sonuna kadar tartışılsın, halkımız da ayağa kalksın istiyoruz.

Üsler de bir diğer konu. Ne zaman bölgeye ABD müdahalesi olsa yetkililer, 'Üslerimizi kullandırtmadık' diyor. 40 yıldır söylüyorlar bunu, peki ABD niye bu üsleri burada tutuyor? Bu üstlerin ekonomik, mali maliyetleri var. Hem niye orada Amerikan bayrağı dalgalanıyor? Niye İncirlik'te ABD'nin nükleer silahları var? Bunlar sembolikse atın. O silahlar sürekli güncelleniyor. Nükleer silahın modası geçmez, taşıyıcı unsurları sürekli yenileniyor. Bize palavra anlatmasınlar. Türkiye NATO yüzünden tehdit altında.

Karşı bir direnç oluşturulmalı. TKP bunun için uğraşacak. Türkiye’nin varlık ve sınırlarının tartışılmasına izin vermeyeceğiz. Biz o sınırlarda halkın egemenliğini sağlayacağız. Bütün hedefimiz budur."

(https://youtu.be/Zh9kCtphISY)

                                                               /././

soL


T-24 "Köşebaşı + Gündem" -24 Haziran 2025-

KRT çalışanlarının 20 günlük mücadelesi kazanımla sonuçlandı; işçiler ücretlerini alacak!

KRT çalışanlarının 20 günlük mücadelesi kazanımla sonuçlandı; işçiler ücretlerini alacak!

KRT çalışanlarının maaş ve yemek ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle başlattığı 20 günlük direniş sona erdi. DİSK Basın-İş Sendikası, ödeme takvimi konusunda işverenle uzlaşıya varıldığını ve hak edişlerin temmuz ayında ödeneceğini açıkladı.(https://t24.com.tr/haber/krt-calisanlarinin-20-gunluk-mucadelesi-kazanimla-sonuclandi-isciler-ucretlerini-alacak,1246343)

                                                        ***

MÜSİAD Başkanı çocuk işçiliği savundu; 'zorunlu eğitim kısalsın' dedi 

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, çocuk işçiliğini savundu. Çocukların istihdama katılması gerektiğini söyleyip 12 senelik zorunlu eğitimin kısaltılmasını isteyen Özdemir, "Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok" dedi.(https://t24.com.tr/haber/musiad-baskani-cocuk-isciligi-savundu-zorunlu-egitim-kisalsin-dedi,1246332)

                                                        ***

Hükümetin asgari ücret artışına ilişkin bakış açısı…-Murat Batı-

Bütçe disiplinini bu yolla bozulacağını düşünen Mehmet Şimşek bu konuya sıcak bakmamakta ve kuvvetle muhtemel olası bir asgari ücret artışının yaratacağı vergi kaybının bütçe üzerindeki olumsuz etkisini gerekçe göstererek artıştan yana olmadığını söyleyecektir.

Asgari ücret, yeni işe başlayan ya da en niteliksiz kişiye verilecek ücret seviyesi değildir. Asgari ücret, bir kişinin barınma, sağlık, kültür, ulaşım, gıda gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden en az seviyede karşılayabileceği ücret demektir.

Daha basit bir ifadeyle o günün fiyat seviyesi üzerinden kişinin kirasını ödeyebildiği, beslenebildiği, sinema, tiyatro, konsere gidebildiği, kıyafet alabildiği ücret seviyesidir. Bunu ben demiyorum, Asgari Ücret Yönetmeliği m.4/d söylüyor.

Şu an uygulanan brüt aylık asgari ücret 26.005,50 TL, aylık net asgari ücret ise 22 bin 104,67 TL’dir. Bu tutarın enflasyon karşısında ne kadar eridiğini söylememe gerek yok sanıyorum.

Avrupa Birliği İstatistik Bürosu (Eurostat), Avrupa Birliği ölçeğinde 2025 yılı asgari ücret sıralamasını aylar önce yayınlamıştı. Bu sıralamada 1 Ocak 2025 tarihinde Euro bazında brüt aylık asgari ücret sıralaması yapılmış ve bu sıralamada Lüksemburg aylık 2.637 Euro ile birinci sırada yerini almıştır. İrlanda 2.281 Euro ile ikinci, Hollanda ise 2.193 Euro ile üçüncü sıradadır.

Türkiye ise 708 Euro ile 20. sıradaydı. Türkiye’den sonra gelen ülkeler ise aylık 385 Euro ile Arnavutluk, 182 Euro ile Ukrayna, 285 Euro ile Moldova ve sonrasında Bulgaristan (550 Euro), Karadağ (670 Euro), Macaristan (706 Euro) ve Sırbistan (618 Euro) gelmektedir.

Satın Alma Gücü Standartları (Purchasing Power Standarts- PPS) dikkate alındığında ise Almanya 1.992 Euro ile birinci, Lüksemburg 1.969 Euro ile ikinci ve Hollanda 1.875 Euro ile üçüncü sıradadır. Türkiye ise 1.199 Euro ile Temmuz 2023 asgari ücret seviyesine dayalı satın alma gücü paritesi (PPS) uyarınca 13. sıradadır.

Türkiye, 1 Ocak 2025 verileri uyarınca aylık brüt 708 Euro ile 20. sıradaydı.  Çünkü o tarihte 1 Euro yaklaşık 36,7 liraydı. Bugünkü kura göre 1 Euro yaklaşık 45 liradır. Yani 26.005,5 lirayı 45 liraya bölersek yaklaşık 578 Euro olacak. Bu basit hesaba göre bile brüt aylık asgari ücret 708 Euro'dan 578 Euro'ya düşmüş. Yani aylık 130 Euro kadar değer kaybetmiş. Diğer bir ifadeyle Eurostat, olur da bugün bu sıralamayı yapsa biraz daha geriye düşmüş olabiliriz.

Bu hesaplamayı ülke içi fiyat endeksleriyle de yapınca benzer sonuca ulaşmış oluyoruz.

Hükümetin direnç göstereceği husus

1 Ocak 2022’den itibaren gelir ve damga vergisi açısından asgari ücret istisnası getirildi. Asgari ücret tutarı sadece asgari ücretlileri değil, asgari ücretten fazla maaş alanları da ziyadesiyle ilgilendirmektedir. Daha basit bir ifadeyle asgari ücreti her ne kadar özel sektördeki patron ödese de asgari ücrete kadar olan kısmından ne gelir ne de damga vergisi alındığından olası bir asgari ücret artışı hazineyi vergi kaybına uğratacaktır.

Cevdet Yılmaz katıldığı bir programda 2024 yılında asgari ücret istisnasından dolayı 677 milyar lira vergi kaybı olduğunu 2025 yılı için ise öngörülenin 850 milyar lira olduğunu söylemişti. Hatta asgari ücret istisnasından dolayı yıllık kişi başı 35 bin 505 lira gelir vergisinden, 1.827 lira ise damga vergisinden Hazinenin kaybı olduğunu belirtmişti.

Sanıyorum 850 milyarlık bu hesabı yaklaşık 18 milyon çalışan üzerinden yapmıştı çünkü ülkede çalışan sayısı diğer bir ifadeyle bu istisnadan istifade eden kişi sayısı yaklaşık 22 milyon kişidir. Yıl sonuna doğru Cevdet Yılmaz muhtemelen 850 milyarlık bu tutarın daha fazla olduğunu açıklayacaktır. Zira 2023 Aralık ayında 2024 yılı 580 milyar istisnadan dolayı kayıp olduğunu açıklamış ama sonraki yıl bu tutarın 677 milyar lira olduğunu söylemişti.

Buna göre asgari ücret ne kadar yüksek olursa asgari ücretten fazla ücret geliri elde edenlerin asgari ücrete kadar olan ücretleri hem gelir hem de damga vergisinden istisna edileceğinden Hazinenin bir vergi kaybı olacaktır.

İşte tam da bu noktada bütçe disiplinini bu yolla bozulacağını düşünen Mehmet Şimşek bu konuya sıcak bakmamakta ve kuvvetle muhtemel olası bir asgari ücret artışının yaratacağı vergi kaybının bütçe üzerindeki olumsuz etkisini gerekçe göstererek artıştan yana olmadığını söyleyecektir.

Sonuç itibarıyla

Asgari ücret, bir çalışanın beslenme, barınma, sağlık ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere günlük olarak verilen ayni ve nakdi bedeldir. Bu nedenle emeğiyle gelir elde eden bir kişinin sağlıklı beslenmesi, sosyal hayattan geri kalmaması, sinema, tiyatro, konsere rahatça gidebilmesi, sağlık hizmetlerinden tam ve eksiksiz yararlanması gerekmektedir. Daha da önemlisi bu saydıklarımı elde edeceği ücretle yerine getirmesi getirmektedir.

Mevzuatımız, bir asgari ücretlinin bu şekilde yaşamasını emretmesine karşın onlar ne iyi beslenebilmekte ne kültürel faaliyetlerden yeterince istifade edebilmekte ne de insani ölçüde barınma ihtiyacını karşılayabilmektedir.

Bu nedenle döviz kuru ve fiyat endeksleri uyarınca hem kayba uğrayan maaş farklarının hem de beklenen enflasyon oranı kadar bu ücretlerin ivedilikle artırılması gerekmektedir.  Zira bu, bir tercih değil zorunluluktur.

                                                                   /././

'Cübbeli Ahmet', İmamoğlu, Özdağ ve gazetecileri "Fatih Altaylı" üzerinden hedef aldı: Bir kısmı hapse girmedi ama mezara girdi, darısı diğerlerinin başına 

“Cübbeli Ahmet” uğradığı yumruklu saldırı anını anlattı: IŞİD'in hedefiyim!

İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden "Cübbeli Ahmet" lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, gazeteci Fatih Altaylı'nın tutuklanmasının ardından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. Ünlü, aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, IŞİD'in "Türkiye emiri" olduğu iddia iddiasıyla yargılanan "Ebu Hanzala" isimli Halis Bayancuk, eski TSK Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir, Adnan Oktar ile gazeteciler Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'ın da bulunduğu bazı isimlerin tek tek adını yazarak, "Ne hikmetse, başlarına bela gelecek ve hapse girecek olanlar önce bizim caminin avlusuna işiyorlar. Tabii ki bir kısmı hapse girmedi ama mezara girdi. Darısı diğer müfterilerin başına gelsin" dedi.

Programcı ve yazar İzzet Çapa ise 'Cübbeli Ahmet'e, "'Fatih Bey’i çok severim, o bambaşka bir adam' deyip, beraber yemek yemek için ısrar eden siz değil miydiniz? 'Ne olur bir araya gelelim, çok mutlu olurum' diye ısrarla teklif getiren..." diyerek tepki gösterdi. (https://t24.com.tr/haber/cubbeli-ahmet-imamoglu-ozdag-ve-gazetecileri-fatih-altayli-uzerinden-hedef-aldi-once-bizim-caminin-avlusuna-isiyorlar-bazilari-mezara-girdi-darisi-digerlerinin-basina,1246293)

                                                       /././

Öne Çıkan Yayın

Adnan Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu’ndan devraldığı büyük korku: 141-142’nin Menderesli öyküsü… -Ali Ufuk Arikan /soL-

  "Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri ...