Adnan Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu’ndan devraldığı büyük korku: 141-142’nin Menderesli öyküsü… -Ali Ufuk Arikan /soL-

 "Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok. Bir dünya var kazanacakları" diyordu Marx. O egemen sınıfın temsilcilerinden biri olarak Adnan Menderes'in korkusunun izini, 141 ve 142. maddeleri hararetle savunduğu Meclis konuşmaları üzerinden süreceğiz...

141-142, düzenin komünizm korkusunun yıllar boyu en net göstergesi oldu.

Kaynağını faşist Mussoli’den, onun “Devleti Koruma Yasası”ndan alan bu meşhur maddeler, 1936 yılında Türkiye’deki ceza yasasına şu ifadelerle dahil oluyordu: “Memleket dahilinde içtimai bir zümrenin diğerleri üze­rinde tahakkümünü şiddet kullanmak suretiyle tesis etme­ye veya [içtimai bir zümreyi şiddet kullanarak ortadan kal­dırmaya veya memleket dahilinde teşekkül etmiş iktisadi veya içtimai nizamaları şiddet kullanarak devirmeye ma­tuf cemiyetleri tesis eden, teşkil eden, tanzim eden veya sevk ve idare eden kimse beş seneden oniki seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır.”

Kararın altında “Başvekil” sıfatıyla İsmet İnönü’nün imzası vardı.

Elbette bu tarih öncesinde de komünizme karşı başka yasal düzenlemeler dolayımıyla saldırı vardı ama ilk kez adı konuluyordu.

Sonrasında gerisi de geldi.

1937’de komünist şair Nâzım Hikmet’in askerlerle kurduğu bağ gerekçesiyle açılan davanın ardından, düzen yeni bir arayışa girdi ve bu kez altında Celal Bayar’ın imzasının olduğu, 1938 tarihli yeni bir düzenlemeye gidildi. 

Bu adımla birlikte 141 ve 142’den ceza vermek için “şiddet” koşulu kaldırıldı.

İnönü’yü o günlerdeki “büyük düşmanı” Bayar tamamlıyor, komünizme karşı savaşta düzene eşik atlatıyordu.

İnönü ve Bayar’ın ardından 141-142'deki bir sonraki değişiklik 1946’da gündeme geldi.

O dönemde İnönü’nün çok partili rejimine geçilmişti.

Ancak çok parti derken "komünist parti" kastedilmiyor, olası kazaları engellemek için 141-142’de revizeye gidiliyordu.

Bu kez değişikliğin altında Başbakan sıfatıyla Şükrü Saraçoğlu’nun adı yer alıyordu.

Bu girişin nedeni 141-142. maddelerin öyküsü, düzenin komünizm korkusunun arka planını aktarmak değil.

Bugün 27 Mayıs ve yine bugün vesilesiyle her yanı sahte bir şekile Adnan Menderes övgülerinin kaplayacağı ortada.

Onun “çok partili demokrasi” eliyle nasıl bir düzen diktatörlüğü tesis ettiği, ülkeyi ABD’nin kucağına nasıl teslim ettiği, NATO için Mehmetçiğin kanını nasıl pazarladığı bir kez daha görmezden gelinecek. Bugünlerde AKP’nin mutlak butlan kararı verip genel merkezini bastığı CHP’yi o dönemde "nizamın" dışına doğru iten, İnönü gibi bir figürün yapacağı mitingleri yasaklatıp, İnönü’ye saldırılar tezgahlatan, memlekette eleştiri yapan gazetecilerin neredeyse hepsini tek tek tutuklatıp cezaevine atan isim olduğu bir kez daha unutulacak. En başta AKP ve CHP tarafından, yine düzenin çıkarı adına...

Bu yazı vesilesiyle “demokrasi kahramanı” Menderes’in CHP ile birlikte aynı safta olduğu nadir başlıklardan birinin izinden gideceğiz.

Menderes’in CHP destekli 141-142 savunusunun Meclis tutanaklarına yansıyan öyküsünü tozlu raflardan birlikte indirelim.

'Fevkalâde haller karşısında tedbirlerin fevkalâde olması icabeder'

“Muhterem Arkadaşlar, bundan evvelki celsede cereyan eden müzakereler göstermiştir ki; bu kanunun, bu tasarısının merkezi sikletini tamamiyle kökü dışarda olan sol cereyanlar teşkil etmektedir. (Bravo sesleri alkışlar) Yüksek Heyetiniz bunu bu mânada ve böyle anlamıştır. Hakikaten tasarı Ceza Kanununda yapılması lazım gelen tadillere mütallik muhtelif fasıl ve maddelerdeki hükümleri bir araya toplamış bulunmaktadır, fakat mantıkan bunların arasında bir irtibat tesis etmeye dahi imkân yoktur. (Bravo sesleri alkışlar)”

Başvekil Adnan Menderes Meclis kürsüsüne çıkıp 141. ve 142. maddeye dair konuşurken ilk sözleri bunlar olacaktı.

Neden mi?

Madde Demokrat Parti öncesindeki düzenin diliyle yazılmış, sol hedef alınırken, dengelemek adına sağa da "tehdit" olarak yer verilmişti.

Meclis’teki DP’li çoğunluk haliyle buna itiraz etmişti.

Tepkiler yükselince Menderes Meclis kürsüsüne çıkıp, “merkezi sikleti kökü dışarda sola” vereceklerini söyleyecek, dinci yapıları da torbaya koyarak "hata" ettiklerini dile getirecekti.

Devamında komünizme karşı mücadele bayrağını açan Menderes, “Fevkalâde haller karşısında tedbirlerin fevkalâde olması icabeder” diyordu.

Tam da bu yüzden komünizme karşı mücadelenin baştan aşağı yeniden kurgulanmasını isteyecekti Menderes.

“Cebire" bağlanan her detayın tümden terk edilmesini talep edip, komünizm fikrinini idamlık bir suç olarak tanımlanmasını isteyecekti.

Hedefinde komünist şair Nâzım vardı, şöyle diyordu Menderes: “Cebir kelimesi kanundan kaldırıldı mı bütün hürriyetlerimiz elden gidecekmiş gibi bir düşünceye sahiptirler. Bu, sadece bir tevatürden ibarettir. …Arkadaşlar, biz vatanı müdafaa etmek maksadiyle böyle bir kanun getirdik. …Burada nazari olarak ileri sürülen mütalâalarla, yapılan edebiyatla Nâzım Hikmet de müdafaa edilir. Her dâvayı talil ve tağşiş için nazariyeden, edebiyattan, tarihten misaller getirmek ve dâvayı tağşiş etmek mümkün olur. Müsaade ederseniz; söyliyeyim ki, bugüne kadar bu mevzuda çekilen ıstırap, vatandaş hürriyetlerinin tehdit altında bulunmasında değil, aksi olarak mevcut hükümlerin kifayetsizliği yüzünden cemiyetin tehlikeye düşürülmesi istikametinde tecelli etmiştir. Bunun aksini iddia etmek zordur. Bu cebir kelimesi mevcut olmadığı halde, dahi, hakikaten kanunun ruhuna göre tecziye edilmesi matlup olan, zaruri olan binlerce, on binlerce fiil ve hareket tamamen cezasız, hattâ takipsiz kalmıştır. İşte cemiyetin ıstırabı buradadır.”

Izdırap içindedir toprak ağası, patron dostu Menderes.

Nasıl olur da komünist şair Nâzım’ın fikirleri ve partisi TKP'ye hürriyet istenebilirdi ki?

Büyük korkularını paylaşmaya devam ediyordu Menderes, "ya Ulus’ta miting yapıp memleketi bölerlerse": “Muhterem Arkadaşlar, bugüne kadar tertiplenmiş olan komünistlik vakaları cebre istinat ederek cebirle meydana getirilmiş vakalar değildir. Şimdi şurasını sormak istiyorum; hiçbir cebir unsuru bulunmadan bir vatandaş Ulus meydanında bir miting tertip etse ve orada dese ki, Türkiye üç parçaya bölünmelidir, cebirle değil bunun propagandasını yapsa, bunun mitingini tertip etse bu hareketi suç mu telâkki edilmek lâzımgelir, suç telâkki etmemek mi? Bu noktayı tâyin etmek lâzımdır. Ben, bu memlekette bu suretle hareket etmeyi tecviz etmenin iyi neticeler vereceği kanaatinde değilim. Bâzı arkadaşlar diyorlar ki; bir nizamı yoketmek, bir içtimai sınıfı yoketmek, cebren olsun. Cebir unsuru olmadan bir içtimai sınıfı yok etmeye azmetmiş olmak suç sayılmaması icabeder. Mevcut ve müesses içtimai nizamı yoketmek için cemiyet kurmayı cebir ve sair olmadığına göre mübah mı telâkki edeceğiz? Bunu yasak etmek icabettiği takdirde hürriyetlerin hangisi ifna edilmiş olacaktır? İktidar, diyorlar kendisine muhalif iktisadi, içtimai fikirleri veyahutta böyle siyasi içtimai fikirlerle kurulmuş olan partileri yoketmek için çalışıyor.

21 milyonluk Türkiye’de iki bin, hatta 20 bin komünist çıkabileceğini söylüyordu Menderes, canı sıkılarak: Bunu, yoktur diyecek olursak hakikati reddetmiş oluruz. Çünkü, birçok asil milletlerin bünyeleri içinde bu zararlı unsurlar türemiş: olabilir ve bunu bu milletlerin bir ayıbı olarak değil, tatbik ettikleri gaflet rejiminin, bir neticesi olarak telâkki etmek icabeder” 

Patronları, ağaları, şeyhleri halka karşı, işçi sınıfına karşı gaflet içinde olmamaları gerektiği konusunda uyaran Menderes, Türkiye'de komünistlerin sayısının fazla olmamasını daha önce Takriri Sükûn gibi kanunlarla sağladıklarını söylüyor, asıl meseleye geliyordu: “Şimdi zatı meseleye gelelim: Cebir kelimesi kalsın mı, kalksın mı? Arkadaşlarım; büyük vaveyla koparıp, hürriyet elden gidiyor, vatan elden gidiyor gibi bir velvele ile karşılaşmaktayız.”

Bu düzen için kritik bir tartışmaydı.

Muhaliflerine seslenip, "derdimiz sizinle değil, hepimizin ortak düşmanı komünizmle" diyordu açık açık Menderes. 

"Verin yetkiyi, idamlık yapayım komünistleri" diyordu: “Cebren” kelimesini mutlaka koyup komünistin teşhisini buna bağladığımız takdirde komünist propagandasını, hattâ komünist partisinin teşekkülünü kanunileştirmiş olursunuz ki, bunca münakaşa ve müzakereden sonra bu yola gitmek, komünistliği kanunileştirmek muhakkak ki çok acı bir tecelli olur.”

Hürriyetin sınırını çiziyordu Menderes, patronların düzeni için.

Patronların, ağaların düzeninin tehdit edilmesine izin vermemek gerektiğini açık açık ilan ediyordu Meclis kürüsünden.

İşte pek demokrat Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu'ndan devraldığı en büyük korkusunun özeti buydu.

Sonra o Menderes Meclis'ten aldığı tüm bu yetkileri tepe tepe kullanmış, İnönü CHP'sini yıllarca yerden yere vurmuştu. Menderes komünistlere saldırınca mutluluktan havalara uçan düzenin "gazetecileri", komünist yazarlar tutuklanınca mutlu olan "aydınlar" Menderes zalimliğinden söz eder oldular bundan birkaç yıl sonra.

Düzenin Menderesli hali de İnönülü hali de Bayarlı hali de sadece işçi sınıfının iktidar mücadelesinden korkutular, en baştan beri. Bu öykünün en sarih tanıklarından biridir 141 ve 142!

Ali Ufuk Arikan /soL

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Adnan Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu’ndan devraldığı büyük korku: 141-142’nin Menderesli öyküsü… -Ali Ufuk Arikan /soL-

  "Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri ...