Süleymaniye’nin hafızası -Semra Kardeşoğlu / BİRGÜN-

Kentin üzerinden silindirlerle geçilirken pek az şey kalıyor yarına. Süleymaniye ve Zeyrek’in tarihsel dokusu, yaşamı ve kaybolan kent hafızası “Bir Yaka, İki Hikâye” Metrohan’daki sergisinde görünür kılınıyor.

Öğrencilik yıllarımızda bir ayağımız hep Süleymaniye’de olurdu. Küçük kahvelerde bizden öncekilerin bıraktığı izler vardı.

Çay ve çorba ucuzdu. Hesaba yazan esnaf vardı. Vedat Türkali’nin ‘‘Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle/ Bekle bizi İstanbul’’unu söylerdik, Sinan’ın muhteşem eserinin gölgesinde. Onur yeni bestelemişti. Biz gençtik, coşkulu ve direngendik.

Süleymaniye Doğumevi’nde yeni bir hayatın ilk sesini duyardık, aynı dakikalarda camiden bir başkası uğurlanırdı son yolculuğuna. Doğum ve ölüm arasında biz vardık.

İşte durum böyleyken kahvelerin arka sokaklarında bir hayat akıyordu.

Hepsi birbirinden güzel ama yalnız bırakılmış, terk edilmiş evler birbirine yaslanarak ayakta durmaya çalışıyordu. Önleri dizi dizi çocuk. Bir zamanların bu en güzel evlerinde artık ‘yoksulluk nöbeti’ni devralanlar yaşıyordu. Basın Yayın’daki fotoğraf derslerinde ilk çekimler için Süleymaniye sokaklarına gitmemiz önerilirdi.

Birkaç gün önce Beyoğlu Tünel’deki İBB Metrohan’da Süleymaniye’ye ilişkin bir sergi olduğunu öğrenince koşup gittim. O günlerin havasına ait bir şey bulur muyum diyerek. Buldum.

Bir kere restore edilen Metrohan sergiye uygun bir ev sahibi. Ve biliyorsunuz İBB’nin elinde olup göz dikilen son adreslerden. “Bir Yaka, İki Hikâye: Süleymaniye ve Zeyrek, Dünya Mirası Alanlarında Yaşam” sergisi İBB ve Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI) ortaklığında hayata geçirildi.

Birçoğu bugüne ulaşamamış Süleymaniye evleri, evlerin önünden akıp giden hayat fotoğraflarla 50 yıl öncesinden canlanıp karşımıza çıkıyor. Bu yapıların tarihi, sokakların geçmişi tek tek anlatılıyor. Her belge ve bilgide Bizans dönemine uzanan çok katmanlı bir tarih karşılar bizi.

Kentin üzerinden silindirle geçilirken bizden alınanları bir kez daha hatırlıyor insan. Geçip gidilen sokakların tarihini bilmenin güzelliğini düşündürüyor.

Kenti tanıdıkça daha çok seviyor insan çünkü, daha çok sahip çıkıyor. “Sosyal medya hesabı için kentin hangi köşesi iyi?” sorusundan biraz daha fazla soru sorulabilir çünkü. Hafızayı tazelemekte fayda var.

50 YILLIK BELGELEME SÜRECİ İLE BÜTÜN OLARAK ELE ALINDI

Süleymaniye Koruma Raporu süreciyle başlayan akademik çalışmaların bir ürünü olan sergi, bu işbirliğinin devamı niteliğini taşıyor. Sergi, özellikle alanın Dünya Mirası olarak ilan edilmesine kadar uzanan süreçte gerçekleştirilen öncü bilimsel çalışmaları görünür kılmayı hedefliyor. Çıkış noktasında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün 1977-1981 yılları arasında Darmstadt Teknik Yüksekokulu, Karlsruhe Üniversitesi, Tübingen Üniversitesi ve İTÜ öğrencileriyle birlikte Zeyrek’te gerçekleştirdiği saha çalışmaları yer alıyor.

Bugün kent morfolojisindeki değişimler nedeniyle iki ayrı alan gibi algılanan Zeyrek ve Süleymaniye, sergi kapsamında yaklaşık 50 yıllık belgeleme geçmişi üzerinden yeniden tek bir bütün olarak ele alınıyor. Türkçe, Almanca ve İngilizce dillerinde kurgulanan sergi, araştırmacıların ses ve video kayıtlarıyla zenginleşen kentsel doku analizlerinden sokaktaki gündelik yaşamın izlerine, yapı hikâyelerini somutlaştıran titiz rölöve ve maketlerden 1:1 ölçekli ahşap mimari detaylara kadar uzanan beş ana eksen üzerinden ziyaretçilerini kapsamlı bir yolculuğa çıkarıyor. “Bir Yaka, İki Hikâye” sergisi 20 Eylül’e kadar pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında Metrohan’ın üçüncü katında ziyaret edilebilir.

Semra Kardeşoğlu / BİRGÜN



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Süleymaniye’nin hafızası -Semra Kardeşoğlu / BİRGÜN-

Kentin üzerinden silindirlerle geçilirken pek az şey kalıyor yarına. Süleymaniye ve Zeyrek’in tarihsel dokusu, yaşamı ve kaybolan kent hafız...