OGM koridorlarında dolaşıyor: Ormanların ölüm fermanı ‘taslağı’-Gökay Başcan
BirGün’ün ulaştığı taslağa göre, "karbon yutak ormanı" kılıfıyla devlet ormanları 49 yıllığına özel sektöre açılıyor. Doç. Dr. Erdönmez, bu adımla ormanların tapu hariç özelleştirildiğini ve kazananın şirketler olacağını belirtti. https://www.birgun.net/haber/ogm-koridorlarinda-dolasiyor-ormanlarin-olum-fermani-taslagi-735189
***
Erdoğan imzaladı: 27 ilde bazı alanlar orman sınırı dışına çıkarıldı
AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kararıyla 27 ildeki bazı alanlar orman sınırları dışına çıkarıldı. Karar Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar kapsamında bazı alanların orman sınırları dışına çıkarıldığı iller şöyle: Afyonkarahisar, Ankara, Balıkesir, Bingöl, Bolu, Bursa, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Eskişehir, Gümüşhane, Isparta, İstanbul, Karaman, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, Sinop, Sivas, Tokat, Trabzon ve Uşak.https://www.birgun.net/haber/erdogan-imzaladi-27-ilde-bazi-alanlar-orman-siniri-disina-cikarildi-735217
Piyasada domino etkisi: Fon krizi şimdi de Tera'ya sıçradı
BirGün/ANKARA
Pusula Portföy'de patlak veren likidite krizi ve temerrüt açıklaması fon piyasasında domino etkisi yarattı. Satış dalgası Tera Grubu hisselerine sıçradı. SPK dahil ilgili tüm kurumlar sessiz kalmaya devam ediyor.
Fon piyasasında Pusula Portföy Yönetimi ile başlayan ve Borsa İstanbul'u da sarsmaya başlayan kriz büyüyor. Borsa İstanbul'da BİST 100 endeksi, likidite krizinin genele yayılmasıyla yüzde 5'in üzerinde değer kaybederek gün içinde 13 bin puan seviyesine kadar geriledi.
Pusula Portföy'ün Para Piyasası Fonu'nda (PPF) temerrüde düşmesi, Katılımevim hisselerindeki sert dalgalanmalar ve Tera Yatırım üzerinden gerçekleştirilen satış işlemleri düşüşlere sebep oldu.
Piyasada Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) bir süredir piyasalarda yüksek sesle dile getirilmeye başlanan manipülasyon iddialarının ve uluslararası indeks sağlayıcısı MSCI'ın Borsa İstanbul'daki bazı şirketlerin değerlerinin suni olarak şişirildiği ve halka açıklık oranlarında problemler bulunduğu uyarılarının ardından yaptığı düzenleme sonrası, hisse senedi ve fonlarda dalgalanma başlamıştı.
YENİ NESİL DOLANDIRICILIK
Sermaye piyasalarında son dönemde klasikleşmiş manipülasyon vakalarının yerine yatırım fonları üzerinden çok daha büyük ölçekli piyasa dolandırıcılığı iddiaları yaygınlaşmıştı. Bu yöntemlerden biri de TEFAS'ta işlem gören serbest fonlar kullanılarak Borsa'da işlem gören birçok hissede yapay kurumsal talep oluşturulup hisse fiyatının ve dolayısıyla fon fiyatının yükseltilmesi oldu. Bu yöntemle piyasa gerçeklerinin üzerinde geri dönüş sağlanarak fona gelen yeni yatırımcıların kaynağının yine bu fondaki hisselerin fiyatını artırmak için kullanıldığı ifade ediliyordu.
Hisselerin piyasa değeri ve defter değeri arasında oluşan belirsiz, fonlarda yapılan bu "yeni nesil manipülasyonlar" ile gerçekleştirilmişti. Piyasada aylardır yapılan uyarılara rağmen adım atılmaması, suni fiyat oluşumlarının boyutunu da artırdı.
PUSULA PATLADI
SPK düzenlemesi öncesi Pusula Grubu'nun para ve hisse fonlarının toplam büyüklüğü 500 milyon TL, Tera Grubu'nunki ise 800 milyon TL seviyelerine ulaşmıştı. Düzenlemeden ilk etkilenen grup olan Pusula fonlarının piyasa değeri 100 milyon TL seviyesine kadar geriledi.
Piyasalardaki satış dalgasının ana tetikleyicisi, Pusula Portföy'ün yönettiği bazı fonlarda yaşanan likidite krizi oldu. Yoğun nakit talebiyle karşılaşamayan Pusula Portföy, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) yaptığı açıklamada, kurucusu oldukları bazı yatırım fonlarının katılma payı iade ödemelerinde temerrüt durumunun oluştuğunu resmi olarak duyurdu. Şirket, fonlar hesabına işlem yapılan aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetim sürecinin devam ettiğini bildirse de fon yatırımcılarının nakde dönememesi piyasadaki panik havasını büyüttü.
Para piyasası fonundaki geri çekilme, hisse senedi piyasasına Katılımevim tahtası üzerinden yansıdı. Pusula Portföy tarafından yönetilen fonların Katılımevim'deki toplam payının yüzde 31 seviyelerine kadar ulaşmış olması, fonlardaki likidite ihtiyacının hisse senedi piyasasında yüklü satışlara dönüşmesine neden oldu.
Fon analiz platformları Fonbul ve Fintables tarafından derlenen verilere göre yatırımcılar, ağustos sonundan bu yana Pusula fonlarından yaklaşık 142 milyon lira çekti. Pusula Portföy'ün Hisse Senedi Yoğun Fonu bu dönemde yüzde 92 değer kaybederken diğer bazı portföyleri yüzde 45 ile yüzde 94 arasında geriledi.
Pusula ile başlayan panik dalgası Tera Grubu'nu da vurdu. Tera hisselerinde satışlar yaşanmaya başladı. Tera'nın popüler para piyasası fonundan da gün içinde 32 milyon liranın üzerinde çıkış gerçekleşti. Fonun varlık dağılımının yüzde 63'ü ters repoda bulunuyordu.
Takasbank fon alım-satım talimatlarına ilişkin açıklama yaptı. Sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'nda (TEFAS) fon alım satım talimatlarının sistem tarafından iptal edildiğine dair ifadelerin sosyal medya aracılığıyla paylaşıldığı görülmüştür. Bankamız ve TEFAS sistemi kaynaklı talimat iptali söz konusu değildir" ifadeleri kullanıldı.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ise gelişmeler karşısında sessiz kaldı.
∗∗∗
İKTİDARLA İÇ İÇE İLİŞKİ
Faizsizlik ilkesi nedeniyle halka arzı tartışma konusu olan Pusula Holding bünyesinde bulunan Katılımevim, 2023 yılında halka arz oldu. Katılımevim hisse senedinde manipülasyon yapıldığı şüphesi nedeniyle SPK, 2023 yılında 13 kişiye 6 ay süreyle işlem yasağı getirmişti. İşlem yasağı getirilen kişilerden biri de geçmişte eşinden dayak yediği için gündeme gelen ve tutuklanan Muhammed Yazıcı'nın babası Celal Yazıcı olmuştu.
Kendisi de defalarca alım satım cezası alan 28 yaşındaki Serdar Turhan daha önce AKP Zeytinburnu ilçe teşkilat üyesi olduğu biliniyor. Serdar ve Salih Turhan kardeşlerin sahibi olduğu Katılımevim, iktidarla kurduğu yakın ilişkilerle de dikkat çekiyor. İki kardeş, AKP Bingöl Milletvekili Feyzi Berdibek tarafından "hayırsever iş insanları" olarak tanıtılırken mart ayında Bingöl'de Serdar Turhan adına yaptırılan çocuk bakımevinin temel atma törenine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Feyzi Berdibek katıldı. Pusula-Katılımevim soruşturması ve Katılımevim KİK açıklaması duyurulmasının ardından Kasım/Ekim'den KAP açıklaması geldi. Serdar Turhan ve Ahmet Özcan yönetim kurulundan istifa etti. Turhan'ın yerine Yönetim Kurulu Başkanlığı'na Tera Yatırım'ın kurucusu Emre Temiz getirildi.
***
Öğrenci bekler vakıflar beklemez: Yunus ve Maarif’e 3,4 milyar TL -Mustafa Bildircin-
Eğitimde kangren halini alan sorunlar ve öğrencilerin talepleri ödenek yetersizliğine takılırken Maarif Vakfı ve Yunus Emre Vakfı’na aktarılan kaynak, rekor seviyeye ulaştı. Maarif Vakfı ve yolsuzluk iddiasıyla gündeme gelen Yunus Emre Vakfı’na Ocak-Ağustos 2026 döneminde eğitim bütçesinden 3,4 milyar TL aktarıldı.
2026-2027 eğitim öğretim yılı, bir dizi sorunun gölgesinde başladı. 2025-2026 eğitim öğretim yılında kangren halini alan sorunlar, yeni eğitim öğretim yılına da devretti. Öğrencilerin ücretsiz yemek talebine kayıtsız kalan Milli Eğitim Bakanlığı, iş cinayetleriyle gündeme gelen MESEM’lerin mevcut yapısında da ısrarını sürdürdü.
Eğitimde çözümsüz bırakılan sorunların büyük bölümü, “Ödenek yetersizliği” gerekçesiyle çözülemedi. Çözüm bekleyen öğrencilere ücretsiz yemek, servis ve yeni okul inşaatları gibi uygulamalar, kaynak yetersizliğine takıldı. Öğrencilerin, velilerin ve eğitimcilerin taleplerini karşılayamayan bütçe, vakıflar için ise adeta seferber edildi. Eğitim bütçesinden Yunus Emre Vakfı ve Türkiye Maarif Vakfı’na Ocak-Ağustos 2026 döneminde aktarılan kaynak, 3,5 milyar TL’ye dayandı.
VAKIFLARA TRANSFER
Eğitimcilerin ve öğrencilerin taleplerini karşılamanın uzağında kalan bütçe, vakıf ve derneklerin kasasını doldurdu. Kuruluş yasasında olmasına karşın yönetiminde Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisine yer verilmeyen Türkiye Maarif Vakfı ve Yunus Emre Vakfı için eğitim bütçesinden aktarılan toplam kaynak, vakıflara sağlanan ayrıcalığı bir kez daha gözler önüne serdi.
BÜYÜK DİLİM MAARİF’E
Yunus Emre Vakfı ile Türkiye Maarif Vakfı için Ocak-Ağustos 2026 döneminde merkezi bütçeden toplam 3 milyar 460 milyon 354 bin TL kaynak aktarıldığı öğrenildi. Toplam 3,5 milyar TL’lik kaynak transferinin 1,8 milyar TL’sini Maarif Vakfı, 1,6 milyar TL’sini ise Yunus Emre Vakfı için gerçekleştirilen transfer oluşturdu.
HER AY YÜZ MİLYONLAR
Usulsüzlük ve on milyarlarca liralık kamu zararı iddiasıyla gündeme gelen Yunus Emre Vakfı’na Ocak-Ağustos 2026 döneminde aktarılan kaynağın aylara göre dağılımı şöyle sıralandı:
• Ocak-Şubat: 430,4 milyon TL
• Mart-Nisan: 358,7 milyon TL
• Mayıs-Haziran: 334,8 milyon TL
• Temmuz-Ağustos: 478,3 milyon TL
∗∗∗
EĞİTİM BÜTÇESİNDEN TASARRUF
MEB’e 2027 yılı için öngörülen bütçenin merkezi bütçe içindeki payı, uluslararası standart olarak kabul görülen yüzde 12’nin, üç puan altında kalıyor. AKP'nin, “Aslan payını ayırıyoruz” dediği eğitim bütçesinin, 2014’te yüzde 13, 2026’da yüzde 11 olan bütçe içindeki oranı, yıllar itibarıyla giderek eriyerek 2027 yılı için yüzde 9,8’e kadar geriliyor.
***
Kamu ‘gaz’ kesmedi: Seyahatlere 27,5 milyar TL -Mustafa Bildircin-
2025 yılında 28,8 milyar TL olan kamu seyahatlerinin yol, yemek ve konaklama masrafları, 2026’nın henüz ilk yarısında 28 milyar TL’ye dayandı. Kamu adına gerçekleştirilen seyahatlerin sekiz aylık yolluk gideri, 27,5 milyar TL olarak hesaplandı. İŞLER YOLUNDA Kamunun yolluk giderinde yıllar itibarıyla dikkati çeken artış kaydedildi. 2021-2026 döneminde kamu adına gerçekleştirilen görevlerin yolluk masrafı, dönemlere göre şöyle gerçekleşti:
• 2021: 2 milyar 523 milyon TL
• 2022: 5 milyar 91 milyon TL
• 2023: 11 milyar 810 milyon TL
• 2024: 19 milyar 470 milyon TL
• 2025: 28 milyar 815 milyon TL
• 2026 (Ocak-Ağustos): 27 milyar 534 milyon TL
https://www.birgun.net/haber/kamu-gaz-kesmedi-seyahatlere-27-5-milyar-tl-735192
***
Kasa halka kesilen para cezasıyla doldu: Tahsilatın yolu trafikten geçti -Havva Gümüşkaya-
Yurttaşlara kesilen para cezalarının toplamı sekiz aylık bütçe açığının üstüne çıktı. En kolay tahsilat trafik cezalarında gerçekleşti. Hazine'nin kasasına giren her 100 liralık para cezasının 31'ini trafik cezaları oluşturdu.https://www.birgun.net/haber/kasa-halka-kesilen-para-cezasiyla-doldu-tahsilatin-yolu-trafikten-gecti-735194
Biat etmeyen herkes düşman
LGBTİ+’lara yönelik operasyonlarda bugüne dek 231 kişi gözaltına alınırken 60’dan fazla kişi tutuklandı. Operasyonlara tepkiler sürerken Saray rejimi, kendisine biat etmeyen her kesimi adeta “düşman” kategorisine koyuyor. https://www.birgun.net/haber/biat-etmeyen-herkes-dusman-735197
***
Meslek ve imam hatip matematikte 10 eğitim yılı geride -Feray Aytekin Aydoğan-
PISA sonuçları siyasi iktidar ve bakanlık tarafından başarı, zafer nidaları ile açıklanıyor.
Peki, hakikat ne? Bilgiyi kimin kayda geçirdiği, kimin yorumladığı, kimin yaygınlaştırdığı önem taşır. Bilgi bir “iktidar edimi” haline gelir. Bilginin kendisi dünyayı, ülkeyi düzenleme biçimidir. İktidar ilişkilerinin kurgulanmasına hizmet eder.
PISA 2025 sonuçlarının yorumlanması ve yaygınlaştırılması da bu gerçeğin somut görüntüsü oldu.
Öncelikle PISA eğitim sisteminin genel durumunu gösteren bir gösterge değil amaç haline getirildi. Eğitimde yaratılan yıkımı gizlemek için bir fırsat olarak görüldü.
Hakikati ve PISA 2025 sonuçlarının iktidarın eğitim politikalarının çöküşü olduğunu madde madde sıralayalım;
• Sınavdaki örneklem belirlendikten sonra öğrencilere geçmiş sorular, sınava özgü taktikler çalıştırılıyor. Denemeler yaptırılıyor. Bu durumu gösteren en önemli ölçüt, önceki yıllardan farklı olarak PISA 2025 kapsamında sorulan öğrencilerin “hesaplamalı problem çözme” performansları başlığında görüldü. Öğrenciler bu sorularla ilk kez karşılaştı. OECD ortalaması %56,3 iken Türkiye’den katılan öğrencilerin başarı oranı %30,7’de kaldı.
Son YKS yerleştirme sonuçlarını hatırlarsak “başarı” nidalarının bir karşılığı olmadığını bu sonuçlardan da görüyoruz. Son sınıfta bulunan 766 bin 971 öğrenciden yalnızca %15,9’u bir lisans programına yerleşti.
∗∗∗
• İktidarın eğitimde temel politikalarının başında özel okulların artışı hedefi yer aldı. Özel okullar ülkemiz tarihinin en yüksek oranına ulaştı. PISA 2025, “Ne isterseniz vereceğiz” denilerek destekler, teşvikler yağdırılan özel okulların artışı politikasının çöküşünü de kanıtladı. Eğitim hak olmaktan çıkarıldığında esas olanın eğitimin niteliği değil daha fazla rant, daha fazla kar olduğu gerçeği bir kez daha görüldü. Özel okullar üç alanda da (fen, matematik, okuma becerileri) devlet okullarının gerisinde kaldı.
• Sonuçlar ülkemizde eğitimde eşitsizliğin ve devamsızlığın artışının da ispatı oldu. Türkiye’de en avantajlı %25’lik dilimdeki öğrencilerle en dezavantajlı %25’lik dilim arasındaki ortalama fen puanı farkı 81. Bu fark en yoksul hanelerdeki çocukların yoksulluktan, eşitsizlikten kaynaklı en az dört yıl öğrenim kaybı olduğunu gösteriyor. Türkiye'de öğrencilerin %34,3'ü maddi yoksunluk yaşarken OECD ortalaması %7,0. En az üç öğrenciden biri en temel ihtiyaçlarına dahi erişemiyor.
• PISA 2025, artan yoksulluğun ve eşitsizliğin sonucu okul terkleri ve devamsızlığın da ülkemizde alarm verdiğini gösteriyor. Son örgün eğitim verileri de okul terkleri ve devamsızlık oranlarının artışını göz önüne seriyordu. Örgün eğitimden uzaklaşan çocukların sayısı bir buçuk milyona ulaşmıştı. Devamsızlık; ilkokulda %13,2’ye, ortaokulda %23,7’ye, genel lisede %28,1’e, imam hatip liselerinde %32,1’e, meslek liselerinde %40,6’ya ulaşmıştı.
PISA 2025’te Türkiye açısından en dikkat çekici veri tam gün ve ders bazındaki devamsızlığın yükselişi oldu. Türkiye’deki öğrencilerin %53’ü, PISA testinden önceki iki haftada okula bir tam gün gitmediğini söylüyor. OECD ortalamasında bu oran %22.
• En çarpıcı veri ve “başarı” olarak açıklanan oranları ise bakanlık ve siyasi iktidar her yıl sayılarını ve kontenjanlarını azalttıkları akademik liselere borçlu. Her üç alanda en yüksek performans gösteren okullar fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liseleri oldu.
∗∗∗
Son 24 yılda akademik liselerin sayı ve kontenjanlarının azaltılması, meslek liselerinin, MESEM’lerin ve imam hatiplerin artışı hedefi eğitimde temel politika hattı oldu. Akademik liselere aktarılmayan bütçe, kaynaklar özel meslek liselerine, MESEM’lere, din öğretim genel müdürlüğüne, protokol ve işbirliklerine aktarıldı. Meslek liseleri, MESEM’ler, imam hatip okulları ciddi oranlara ulaştı.
PISA sonuçları iktidarın okullaşma politikasının çöküşünü ve tüm olanaksızlıklara rağmen laik, bilimsel, kamusal eğitim veren okul türlerinin direnişini gösteriyor. Oranları yükselten okullar akademik liseler oldu.
PISA 2025’te yer alan okulların büyük çoğunluğu %55,7 ile akademik liseler oldu. Yalnızca genel oranın yüksekliği değil akademik eğitim veren liselerin akademik puan farkının her alanda yüksekliği de öne çıkıyor.
OECD, 20 puanı öğrencilerin bir yıllık öğrenme kazanımına denk bir büyüklük olarak kullanıyor.
Fen bilimleri alanında fen liseleri ve meslek liseleri arasındaki puan farkı (182) 9 okul yılına, fen liseleri ile imam hatip liseleri arasındaki fark (124) 6 okul yılına karşılık geliyor. Yine matematik alanında fen-meslek liseleri farkı (206) 10 yıla, fen-imam hatip liseleri farkı (186) 9 yıla, okuma becerilerinde ise fen-meslek liseleri farkı (165) 8 yıla, fen-imam hatip liseleri farkı (109) 5,5 yıla ulaşıyor.
20 puanın bir yıllık öğretime denk geldiği düşünüldüğünde, fen liseleri ile meslek ve imam hatip liseleri arasındaki fark matematikte yaklaşık 10 eğitim-öğretim yılına kadar çıkıyor.
Sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liseleri ile meslek ve imam hatip liseleri arasındaki puan farkları da akademik liselerin, laik, kamusal eğitimin önemini, vazgeçilmezliğini kanıtlıyor.
∗∗∗
Sosyal bilimler liseleri ile meslek liseleri arasında fen alanındaki fark (143) 7 eğitim-öğretim yılına, sosyal bilimler ile imam hatip liseleri arasındaki fark (85) 4 yıla karşılık geliyor. Yine matematik alanında sosyal bilimler-meslek liseleri farkı (149) 7,5 yıla, sosyal bilimler-imam hatip liseleri arası fark (129) 6 yıla; okuma becerileri alanında sosyal bilimler-meslek liseleri farkı (135) 6,5 yıla, sosyal bilimler-imam hatip liseleri arası fark (79) 4 yıla ulaşıyor.
Anadolu liseleri ile meslek liseleri arasında fen alanında akademik puan farkı (78) 4 yıla, imam hatip liseleri arasındaki fark (20) 1 yıla karşılık geliyor. Matematikte Anadolu-meslek liseleri farkı (79) 4 yıla, Anadolu-imam hatip liseleri arası (59) 3 yıla; okuma becerileri alanında Anadolu-meslek liseleri arası fark (78) 4 yıla, Anadolu-imam hatip liseleri arası fark (22) 1 yıla ulaşıyor.
Asıl konuşulması gereken bu vahim oranlar iken tarihsel ve pedagojik gerçek ters yüz ediliyor.
Açıklanan her veri laik ve kamusal eğitimin ülkemizin geleceği açısından vazgeçilmez bir hak ve zorunluluk olduğunu fazlasıyla kanıtlıyor.
/././
Sonuçlar kamusal eğitimin direnişidir-Feray Aytekin Aydoğan-
PISA 2025 raporu iktidarın eğitim politikalarının çöküşünün tablosudur. Bir başarı konuşulacaksa eğer, o başarı eğitimde yaratılan yıkıma rağmen laik, kamusal, bilimsel eğitimin ve öğretmenlerin direnişinin başarısıdır.
Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) PISA 2025 sonuçları siyasi iktidar tarafından büyük başarı söylemleri ile yaygınlaştırıldı.
Toplum üzerinde insanlık tarihi kadar eski olan en etkili yöntem algı yönetimi oldu. Amaçlanan kitleleri yönetmek, iktidarın, gücün sürekliliğini sağlamak ve hegemonyanın inşasıydı. Son 24 yılda iktidarın temel hattı hakikati gizlemek ve algıyı yaratma, yönetme çabaları oldu. PISA sonuçlarının başarı olarak ilan edilmesinde de benzer bir tablo ile karşı karşıyayız.
Sonuçları değerlendirmede ülkemiz gerçeklerine ilişkin yeterli veri paylaşılmaması da algıyı yönetmenin bir parçası. Örneğin PISA 2025'te değerlendirmeye alınan okulların yüzde kaçının sınavla öğrenci alan okullar olduğu paylaşılmıyor. Öğrenme kayıpların en yoğun yaşandığı deprem bölgesindeki kaç okulun, MESEM'li, kırsal kesimde yaşayan, özel eğitim gereksinimi olan, okul öncesi eğitime erişen/erişemeyen kaç öğrencinin değerlendirme kapsamında olduğunu bilmiyoruz.
Raporda yeterli veri paylaşılmamasına rağmen açıklanan veriler üzerinden dahi PISA 2025 sonuçları iktidarın eğitim politikalarının çöküşünü, kamusal, laik, bilimsel eğitimin vazgeçilmezliğini ve öğretmenlerin tüm olumsuzluklara rağmen ne kadar büyük bir emek verdiğini kanıtlıyor.

ÖZEL OKUL GÜZELLEMESİ ÇÖKTÜ
AKP iktidar olduğu günden bugüne özel okul artışını temel hedef olarak belirledi. Kamu okullarına aktarılmayan kaynaklar özel okullara aktarıldı. Kamu kaynaklarından aktarılan teşvikler, kamu arazi tahsisleri, vergi indirimleri gibi adımlarla özel okullar ülkemiz tarihinin en yüksek oranına ulaştı. Son 15 yıldaki artış yüzde 164.
Ancak PISA verilerinde her alanda milyonlar akıtılan özel okullar sınıfta kaldı. PISA 2025'te fen bilimleri alanında devlet/kamu okullarının ortalama puanı 497 iken özel okulların ortalama puanı 475. Okuma becerileri alanında kamu okullarının ortalama puanı 475 iken özel okulların ortalama puanı 449. Matematik alanında kamu okullarının ortalama puanı 464 iken özel okulların ortalama puanı 444.
Özel okullarla kamu okulları arasındaki politik tercihi okullaşma politikasında da yaşadık. Fen, sosyal bilimler, Anadolu liselerine ayrılmayan kaynaklar mesleki eğitime ve imam hatiplere aktarıldı. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'ne ayrılan bütçe ve kaynaklar ciddi oranlara ulaştı. Meslek liseleri, MESEM'ler, dört yeni okul modeli büyük oranda artırıldı ve çocuk yaşta işçiliği yaygınlaştırma kurumları haline getirildi. Liselerde mesleki ve teknik "eğitimin" oranı yüzde 43'e ulaştı. Kamu bütçesi ve kamu kaynakları teşvik, protokoller, iş birlikleri gibi isimlerle bu yerlere aktarıldı.

PISA 2025'te başarı olarak nitelendirilen verilerde öne çıkan okullar ise her geçen yıl sayıları, kontenjanları azaltılan, yeterli bütçe kaynak aktarılmayan fen liseleri, sosyal bilimler liseleri ve Anadolu liseleri oldu. Akademik, bilimsel eğitim veren bu okulların PISA 2025'teki oranı yüzde 55,7.
PISA 2025'e katılan okulların; yüzde 46,6'sının Anadolu lisesi, yüzde 32,8'inin mesleki ve teknik Anadolu lisesi, yüzde 9,5'inin ise Anadolu imam hatip lisesi öğrencisi olduğu görülüyor. Fen liseleri yüzde 5,9, sosyal bilimler liseleri yüzde 3,2, çok programlı Anadolu lisesi, Anadolu güzel sanatlar/ spor lisesi yüzde 1,0 oranında yer aldı.
Genel orandaki akademik liselerin yüksekliği akademik başarıda da büyük bir farkla öne çıkıyor.
Ülkedeki fen ve sosyal bilimler liselerinde öğrenim gören öğrencilerin fen bilimleri, matematik, okuma becerileri alanındaki ortalama puanları, en yüksek performans gösteren ülkelerdeki öğrencilerin puanlarıyla benzer seviyede.
Fen bilimleri alanında ortalama puanlar fen liselerinde 617, sosyal bilimler liselerinde 578, Anadolu liselerinde eğitim alan öğrencilerin ortalama fen bilimleri puanı 513, imam hatip liselerinde 493, meslek liselerinde 435.
Okuma becerileri alanında ortalama puan, fen liselerinde 579, sosyal bilimler liselerinde 549, Anadolu liselerinde 492, imam hatip liselerinde 470, meslek liselerinde 414.
Matematik puanları fen liselerinde 606, sosyal bilimler liselerinde 549, Anadolu liselerinde 479, imam hatip liselerinde 458, meslek liselerinde 435.

EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK DERİNLEŞİYOR
Açıklanan veriler her alanda öğrenciler arasındaki eşitsizliğin derinleştiğini gösteriyor. Örneğin; Türkiye'deki öğrencilerin en yüksek yüzdelik dilimi ile en düşük yüzdelik dilim arasındaki puan farkı 248. Yirmi puanlık fark iki grup öğrenci arasında bir okul yılına karşılık geliyor.
KENDİLERİNİ GÜVENDE HİSSETMİYORLAR
Ülkemizde öğrencilerin kendini okulda güvende hissetme indeks değeri -0,10, OECD ülkeleri ortalaması ise 0,18. Türkiye'de öğrencilerin okulda güvende hissetme düzeyinin OECD ülkeleri ortalamasının oldukça altında kaldığı görülüyor. Öğrencilerin okula aidiyet hissi de OECD ülkeleri ortalamasının altında.
PISA 2025'te öğrencilere "çevreye diğer insanlarla birlikte olumlu katkı sağlamak amacıyla yapabilecekleri eylemler konusu" sorulduğunda öğrencilerin büyük bölümü demokratik haklarını kullanabileceğini düşünmüyor. OECD ülkelerinde öğrencilerin kolektif çevresel yeterlik inancı indeks değeri 0,00 iken Türkiye'deki indeks değeri -0,16.
Öğretmenlerin ülkemiz tarihinin en büyük hak kayıplarını yaşadığı bir dönemde ise öğretmenlerin öğrencilerin akademik başarıdaki etkisi OECD ülkeleri ortalamasının oldukça üzerinde.
PISA 2025 raporu iktidarın eğitim politikalarının çöküşünün tablosudur.
Bir başarı konuşulacaksa eğer; o başarı eğitimde yaratılan yıkıma rağmen laik, kamusal, bilimsel eğitimin ve öğretmenlerin direnişinin başarısıdır.
∗∗∗
GERÇEKLER İKTİDARIN SÖYLEDİĞİNDEN ÇOK FARKLI
AKP iktidarı, ekonomiden sağlığa, demokrasiden adalete kadar birçok alanda Türkiye’nin önemli başarılar elde ettiğini iddia etse de gerçek bambaşka. İktidar, her fırsatta ülke ekonomisinin “güçlendiğini” öne sürerken yurttaşlar gün geçtikçe daha da yoksullaşıyor. TÜİK’in Ağustos 2026 verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 31,51. Gıdada fiyatlar bir yılda yüzde 33,79, ulaşımda yüzde 35,08, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde 39,77 arttı.
Muhalefetin belediyelerine yönelik operasyonlar sürerken, belediye başkanları tutuklanırken demokraside de durum pek farksız değil. Freedom House’un 2026 raporunda Türkiye, özgürlükler bakımından 100 üzerinden yalnızca 32 puan aldı. Raporda “özgür olmayan ülke” kategorisinde yer alan Türkiye’nin siyasi haklar puanı 40 üzerinden 16, sivil özgürlükler puanı ise 60 üzerinden 16 oldu.
Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) 2025 Endeksi’ne göre de tablo iktidarın çizdiğinden oldukça farklı. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye, 143 ülke arasında 118’inci sırada yer aldı. Türkiye’nin endeks puanı 0,41’de kaldı. Ülke, 2015’te 102 ülke arasında 80’inci sıradayken 2025’te 118’inci sıraya geriledi.
AKP’nin 25 yıllık iktidarlığında en çok övündüğü sağlık sistemi de adeta dökülüyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre hanehalklarının tedavi, ilaç ve benzeri amaçlarla yaptığı cepten sağlık harcaması bir yılda yüzde 100,2 artarak 442 milyar 356 milyon TL’ye yükseldi. Bu harcamaların toplam sağlık harcamaları içindeki payı da yüzde 18,8 oldu. TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması da sağlık hizmetlerine erişimdeki sorunlara işaret etti. Muayene veya tahlil için randevu almayı sorun olarak görenlerin oranı devlet hastanelerinde yüzde 52,5 oldu. Özel hastanelerde ise muayene ve tahlil ücretlerini sorun olarak görenlerin oranı yüzde 67,9’a çıktı. Sağlık sistemindeki sorunlar yalnızca yurttaşın cebinden çıkan parayla sınırlı değil. Sağlık çalışanlarının iş yükü ve şiddet sorunu da sürdü. 2025 yılında 18 bine yakın sağlıkçı şiddete uğradı.
/././
Bekâr zorda, aile çıkmazda, çocuk MESEM’de!-Berkant Gültekin-
Operasyonlar ülkesinde son hedef LGBTİ+ hak kurumları oldu. “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonlarda yüzlerce kişiye adli işlem yapıldı. Önceki gün İstanbul Adliyesi önünde operasyonu protesto edenler de polis müdahalesiyle karşılaştı. Aralarında muhabirimiz Sarya Toprak’ın da olduğu 100’ün üzerinde kişi gözaltına alındı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek operasyonları, Erdoğan’ın “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu doğrultusunda “aileyi, çocukları ve gençleri koruma” amacıyla yürüttüklerini savundu.
Aileyi ve çocuğu korumak önemli elbette. Buna kim karşı çıkabilir! Fakat çoğu kez en hukuksuz saldırılar, en meşru görünen amaçlar suiistimal edilerek yapılır. Türkiye’de bugün gerçekleşen de tam olarak bu. Meşru kavramlar üzerinden bir kesim şeytanlaştırılmaya çalışılıyor. LGBTİ+ hak kuruluşlarına yönelik son saldırıyla açıkça “makbul” görülmeyene itibar suikastı yapılıyor ve yurttaşların hukuku çiğneniyor.
Öte yandan iktidar yine hedef saptırmak için bir kurgu yaratma peşinde. Aileye gerçekten en fazla zararı kendi düzenlerinin verdiğini gizlemek istiyorlar. Bugün Türkiye’de ailelerin ve aile kurmak isteyenlerin önündeki en büyük engel ekonomik ve sosyal zorluklardır; bunun sorumlusu da ülkeyi 24 yıldır yöneten AKP iktidarıdır.
Aileler, yaşam koşullarının bozulması nedeniyle ciddi sorunlar yaşıyor. Ülkedeki geçim krizi sadece bireyleri tek tek yoksullaştırmıyor, aile içi dinamikleri de derinden etkiliyor. Birçok aile bu yüzden dağılıyor, parçalanıyor. Ekonomik sorunlar aile içi bağları, güven duygusunu ve huzuru zayıflatıyor. Bu ortamdan en çok yoksul aileler etkileniyor.
Bununla birlikte 2026 Türkiye’sinde evlilik demek, ciddi bir maliyet demek. Nişan, kına, düğün, ev dizmek derken 1-2 milyon lira elden uçup gidiyor. Evlenmek isteyen pek çok bekâr genç bu yükün altına giremiyor. Girebilenler de bankaları faizle ihya ediyor. Ailelerin de destekleyecek maddi güçleri yok.
Ayrıca bir şekilde evlenilse bile çocuk yapıp aileyi genişletmek ayrı bir mesele. Türkiye’de çocuk büyütmek dünyanın en zor işlerinden biri. Nitekim nüfusun yenilenme hızının kritik eşik olan 2,1’in altına düşmesinde ekonomik sorunların ciddi payı olduğu yadsınamaz. İlk çocuk sahibi olma yaşı ilerledi. Çünkü ülkede ay sonunu getirmek mucizeye dönüştü.
Çocuğun ihtiyaçlarını hangi bütçeyle karşılayacaksınız? İşe gittiğinizde çocuğunuza kim bakacak? Devlet bir çözüm sunmuyor, sadece “çok çocuk yapın” diyor. Çocuk biraz büyüyünce kira ve diğer zorunlu masrafların üstüne bir de eğitim derdi ekleniyor. Devlet okullarında eğitim kalitesi malum... Ailelerin çoğu, çocuğunu gönül rahatlığıyla devlet okuluna emanet edemiyor. Bu düzende çocuk yapabilirseniz yapın haydi!
AKP düzeninde aile kurmayı ve çocuk yapmayı engelleyecek bir yığın faktör var ama hükümete sorarsanız ailenin kan kaybetmesinin sorumlusu eşcinseller! Ne yapıyor eşcinseller, evlilik törenlerine sabotaj mı düzenliyor? Heteroseksüel olacak çocukları beyinlerini yıkamak suretiyle eşcinsel mi yapıyorlar?
Ayrıca “aile” derken, ailenin de içinde ağır sorunlar barındırabilen bir yapı olduğu gözden kaçırılmamalı. Türkiye’de kadına şiddet, en çok aile içinde yaşanıyor. Kadınlar en fazla yakınlarından şiddet görüyor. Kadın cinayetleri çoğunlukla “aile içinde” gerçekleşiyor. Çocuklar da aynı şekilde şiddetin mağduru… Yani aile her zaman ve her durumda insanları pamuklara sarıp sarmalamıyor. Her aile, bireylere güvenli bir yaşamı, korunaklı bir alanı garanti etmiyor.
Çocukları koruma iddiasının gerçek hayattaki karşılığını görmek için 2016 yılında başlatılan MESEM programına bakmak yeterli. “Çocukları koruyoruz” diyen iktidar, aslında çocukları emek sömürüsünün ve riskli çalışma ortamının içine itiyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamasına göre sadece 2025 ve -henüz bitmeyen- 2026 yıllarında 37 çocuk, MESEM kapsamında çalışırken hayatını kaybetti. 10 bine yakın da yaralanan çocuk var!
Yoksul ailelerin çocuklarının çalışmak zorunda olduğu ve çalışırken öldüğü bir ülkedeyiz. Çocukları “iş cinayeti” kavramıyla tanıştıran bir düzen, onları koruduğunu iddia edebilir mi? “Siz önce çocukları işletmelere ucuz iş gücü olarak göndermekten vazgeçin” demezler mi?
İktidar halkın önüne LGBTİ+’ları atıyor ama aslında koruduğunu vadettiği değerlere zarar veren bizzat kendisi. Dar bir kesimi olağanüstü zenginleştiren AKP düzeni, yoksulluğa ve geleceksizliğe sürüklediği geniş halk kesimlerinin öfkesini başka bir yöne çekmek istiyor.
“Bakın ahlakımızı bunlar bozuyor, toplumsal değerlerimizi bunlar aşındırıyor, çocuklarımızın aklını bunlar kirletiyorlar” diye bir kesimi hedef gösteriyor ve muhafazakârlık üzerinden bir taban konsolidasyonu yaratmaya çalışıyor. Kitlesi ile kendi iktidarı arasındaki “siyasal gereklilik” ilişkisini bu kurgu üzerinden tahkim ediyor. “İktidar gücünü kaybedersek, değerlerimiz kaybolur” algısını canlı tutmayı amaçlıyor.
Çünkü ekonomiyi düze çıkarıp halkta geleceğe dair iyimser bir beklenti yaratamıyorlar. Ülkeyi mevcut bunalımdan çıkarabilecek kapasiteleri yok. Yapılan her operasyon bu gerçeğin itirafıdır.
Operasyonu baskı zincirinin yeni bir halkası olarak görmek lazım. En savunmasız görülene vurulan bu darbe, sadece LGBTİ+ topluluğunu değil, onu merkeze alarak tüm muhalefeti sindirme ve sonunda Türkiye’yi muhalefetsiz bir noktaya getirme stratejisinin bir parçasıdır.
Benzer operasyonlar devam edecektir. Baskı rejimleri saldırıda vites düşürmez. Önemli olan, emekten, adaletten, eşitlikten, özgürlükten ve demokrasiden yana olan direniş hattını “ama”sız biçimde genişletmek ve bir arada tutabilmektir. Aksi halde herkes küçük lokmalar halinde yutulacaktır.
/././
Kötülük olimpiyatları -Nazım Alpman-
Yıllar önce Cihangir’de çok “sevimli” bir emlakçı tanımıştım. Onun aracılığıyla ev kiralayanlara baş döndürücü iyilikler yapardı. Romantik bir adam olan emlakçı sırılsıklam âşık olduğunda minik kedi yavrusundan en pahalı çiçeklere kadar hediye yağmuruyla adeta büyülerdi sevdiği kadını…
Bir süre sonra farklı kültürlerin getirdiği sorunlar büyülü aşkı bozar, terk edilen romantik adamın laneti ortamı sarıp sarmalardı. Sonra daha önce hiç duymadığım intikam andı içerdi:
-Ona yapacağım kötülüklerin yarısı daha aklımda yok!
∗∗∗
Henüz “düşünülmemiş kötülükler” iki kişi arasında sınırlı kalacağı için, Milan Kundera’nın Gülünesi Aşklar kitabından okunmuş birkaç sayfa muamelesi görürdü emlakçının yakın dostlarından… Sonra kırgınlığı ve kızgınlığı geçer, aşkıyla birlikte tasarlamadığı kötülükleri de unutur, işine yoğunlaşırdı.
O dönemde ülkede “düzenli kötülükler” yok değildi elbette… Ama daha sonraki yıllarda “yaygınlaşmış kötülük” ortamının nasıl olabileceğini en hayalperestler bile düşünemiyorlardı.
Kadersiz demokrasi ile yıllarını heba eden ülkemiz bunu da görecekti:
-Size yapacağımız kötülüklerin yarısı daha aklımızda yok!
Buraya bağlanacak olayların/gelişmelerin sonuncusu Yargıtay’ın YENİ Parti’ye yaptığı isminizi değiştirin uyarısı oldu.
Yenilik Partisi, Yargıtay’a başvurmuş, “karışıklık olabilir” diyerek… Yargıtay da “hakikatten öyle” düşüncesiyle daha önce verdiği bir emsal karara dayanarak YENİ Parti’den ismini değiştirmesini istemiş!
Peki, o halde şuraya bir bakalım:
-Adında “yeni” ve “yeniden” kelimesi bulunan kaç parti var, biliyor musunuz?
Sıkı durun… YENİ Parti, Yeni Türkiye Partisi, Yeni Çağ Partisi, Yeni Yol Partisi, Çağdaş Yeni Nesil Partisi, Yeniden Refah Partisi, Yeniden Umut Partisi, Yeniden Diriliş Partisi, Yeniden Doğuş Partisi, Yenilik Partisi.
Başka ortak isimli partiler de var… Adalet Birlik Partisi, Adalet Partisi, Adalet ve Çağrı Partisi, Adalet ve Gençlik Partisi, Adalet ve Hürriyet Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi.
Bitmedi… Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Sol Parti, Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, Cumhuriyet Emek Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet Partisi, Cumhuriyet ve Adalet Partisi.
Verdiği kararlar bazı durumlarda yasa maddelerinin dahi üstüne çıkabilen “ciddiyetiyle” ünlü koskoca Yargıtay bu kadar özdeş ismin bulunduğu siyasal partiler yelpazesinde yıllardır herhangi bir karışıklık olasılığı görmemiş, sadece YENİ Parti’nin ismini sakıncalı bulmuş!
∗∗∗
12 Eylül Darbesi'nin generalleri 1983’te yapılacak genel seçimler öncesi yeni kurulan partilerin bazılarına izin vermişler, bazılarına ise inanılmaz zorluklar çıkarmışlardı. O dönemde Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp, bu zorluklara dikkat çekmek için “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez” demişti.
2026 Eylül ayı itibarıyla Türkiye’de 189 siyasi parti var. Görüldüğü kadarıyla parti kurmak turşu kurmaktan daha kolay hale gelmiş, turşusu çıkmış demokraside…
Yargıtay’a benim ismimle karışabilir diye başvuran Yenilik Partisi’nin Başkanı Öztürk Yılmaz, 2014’te IŞİD’in baskın yapıp 101 gün rehin aldığı Türkiye’nin Musul temsilciliğinde başkonsolos idi. Sonra CHP’de genel başkan yardımcısı oldu. Kendisinin devletine içten bağlı bir eleman olduğu kabul ediliyor. Her dönemde aldığı görevleri başarıyla yerine getirdiği açıkça görülebiliyor.
Son yıllarda sıklıkla “yok artık o kadar da olmaz” dediğimiz o kadar çok şey oldu ki artık kimse şaşırmıyor. Sadece “bunlar yapacakları kötülüklerin yarısıymış” diye düşünenlerin sayısı artıyor. Her kademede hep birlikte uygulanan seçkin kötülüklerin türü ve çeşidi o camiada “hayranlık” uyandırıyor. Öncekilerin “Türkçe Olimpiyatları” adıyla düzenledikleri devasa organizasyonun bir üst aşaması sonrakilere çok yakışabilir:
-Kötülük Olimpiyatları!
/././
Birgün











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder