Komünizmi karalayıp oy toplamaya çalışan haydut -Zülal Kalkandelen-
Geçen hafta Beyaz Saray’ın sosyal medya hesaplarında bir video yayınlandı. “Komünizm dünyanın her yerindeki özgür insanların düşmanıdır” yazısıyla paylaşılan videoda Trump şöyle diyor: “Birlikte Amerika’da komünizmi, sosyalizmi ve Marksizmi yeneceğiz. Sosyalist bir ülke olmayacağız.”
Sonra ekranda “Tarihteki en büyük vergi indirimi”, “Amerikan imalatını yeniden canlandırmak”, “hukuk düzenini ve polisi savunmak” yazıları beliriyor.
Trump, 3 Kasım’daki ara seçimlere bu sloganlarla hazırlanıyor. ABD Temsilciler Meclisi’ndeki 435 sandalyenin tamamı ve Senato’daki 100 sandalyenin 35’i yeniden seçileceği için sonuçları önemli olacak. Ayrıca 39 eyalet ve bölge valiliği seçimleri, başsavcı seçimleri ve çok sayıda eyalette yerel seçim de yapılacak.
Trump gibi popülist söylemleriyle tanınan ırkçı bir siyasetçinin, Amerikan halkına komünizmi karalayarak gelecek vaat etmesi, işin komedi kısmı olabilir ancak. Cumhuriyetçi Parti’nin karşısına çıkacak Demokrat Parti adaylarını “sosyalist” gibi göstererek yaptığı, yalnızca dezenformasyon yaymak.
Çünkü gerçekte Amerika’daki Demokrat Parti, dünyanın en kapitalist ikinci siyasi partisidir. Cumhuriyetçi Parti ile birlikte neoliberal düzenin sürdürücüsüdür; en az onun kadar kapitalizmin temsilcisidir.
KOMÜNİZM PARANOYASI YARATANLAR KİMLERDİR?
İşçi sınıfını sömüren sermaye sınıfı...
Emeğin hakkını vermeyen patronlar...
Toplumun kaymak tabakasını oluşturan kodamanlar...
Ayrıcalıklarının derilerinin üzerine yapışmış bir tabaka olduğunu düşünen burjuvalar...
Soygunla elde ettikleri servetlerini daha da büyütme hırsıyla yanıp tutuşanlar...
Kapitalizmin yıkıcılığını kendi yükselişi olarak görenler...
Yağmadan, talandan beslenenler...
Hak, hukuk, adalet nedir bilmeyenler...
Semirdikçe gevşeyen, gevşedikçe çöken etik yoksunları...
Yeni küresel neoliberal sistemin ilkesiz piyasacıları...
Toplumun çoğunluğu yoksullaşırken kendileri zenginleşen fırsatçılar...
Listeyi uzatabilirim ama bu kadarı Trump’ın hangi kesimlere hitap edeceğini göstermeye yeter.
Cumhuriyetçilerin “tarihin en büyük vergi indirimi” diye pazarladıkları yasanın ABD Kongresi Bütçe Ofisi’ne göre, yoksulların kaynaklarında azalışa, zenginlerin kaynaklarında ise artışa neden olması, hiç şaşırtıcı değil.
EMPERYALİST TEHDİTLERLE SEÇİM KAZANMA ÇABASI!
Trump, seçime giderken komünizmi tehditmiş gibi kullanmakla kalmıyor; kutuplaşmayı artırıp fanatik seçmen kitlesini tatmin edebilmek için Kanada, Meksika, Grönland ve Küba’nın da aralarında olduğu bölgeleri ABD bayrağı altında gösteren haritalar paylaşıyor.
Bir süredir bağımsız bölgeleri ve egemen ülkeleri Amerikan himayesi altına almakla tehdit eden Trump’ın bunu bir seçim vaadi olarak ortaya atmasının ardındaki alçaklığa mı, yoksa buna tav olan kitlenin ahmaklığına mı daha çok öfkelenirsiniz bilmiyorum ama seviye bu kadar düşük!
Kuşkusuz Amerika’da “Trumpizm”in sergilediği haydutluğun farkında olan ve bunu reddedenler az değil. Onlar, “Bak orada komünist var!” diye bağıranların, aslında İran’la savaşı, artan petrol fiyatını ve yaşam maliyetini, Epstein belgelerini halının altına süpürdüğünü biliyor.
YEŞİL KUŞAK PROJESİNİN RUHU HORTLADI
Biz ne yazık ki bu yöntemi iyi tanıyoruz.
Soğuk Savaş sırasında Sovyet etkisinin ve komünizmin Ortadoğu ülkelerine sızmasını önlemek için Amerika önderliğinde yürütülen Yeşil Kuşak projesini biliyoruz. Bu proje ile sosyalist blok güneyden çevrelenmeye çalışılmış ve İslam komünizme karşı bir savunma aracı olarak kullanılmıştı.
Dini sömüren söylemleriyle tarikatların önünü açarken demokratik hak ve özgürlükleri sınırlayan Demokrat Parti, emperyalizmin politikalarıyla uyumluydu. ABD, bu yolla, hem komünizmi kriminalize ediyor hem de kendi çıkarlarına uygun olmayan, tam bağımsızlık ve laiklik ilkelerini benimsemiş Türkiye’ye operasyon çekiyordu.
Bunları unutmadık. “Cambaza bak!” diyerek halkı aldatan yankesicileri tanıyoruz!
Not: Değerli okurlarım, 23 Eylül Çarşamba gününe kadar 4 yazılık izin istiyorum.
/././
Sen ne tehlikeliymişsin be Ömer!-Barış Pehlivan-
TEMA gönüllüleri özgürlüğüne kavuşunca NATO zirvesi öncesi tutuklanan kimse kalmadı sanıyoruz. Halbuki, farklı illerde onlarca aktivist, avukat, öğrenci ve hatta çocuk halen cezaevinde. Evet, çocuk. Adı Ömer Aksu, yaşı 16, yeri Kayseri Çocuk Cezaevi.
Aksu, cezaevinde insan haklarına aykırı şartlarda kalmasıyla gündeme geldi. Halbuki, öncelikli tartışılması gereken içerisinin şartları değil, o çocuğun neden içeride olduğuydu.
Hâkimin tutuklama kararını, çocuğun kendisini nasıl savunduğunu ve avukatın tahliye talebini üç soruda özetlemek istiyorum.
1- Suçlama ne?
Ömer Aksu, silahlı terör örgütü üyesi olma ve terör örgütü propagandası yapmak ile suçlanıyor. Konya 3. Sulh Ceza Hâkimliği, 8 Temmuz’da verdiği tutuklama kararında özetle şöyle diyor: “THKP/C Dev Yol Devrimci Hareket yapılanması bir terör örgütüdür. Suça sürüklenen çocuk Ömer Aksu, daha önce de yargılanmasına rağmen, bu terör örgütünün faaliyetlerine katılmaya devam etmiş. Evinde de sticker ve broşür bulunmuş. Sosyal medya hesaplarından ise bu terör örgütünün şiddet içeren eylemlerini övüyor. Zaten bu suça sürüklenen çocuk, kaçar ve delilleri yok eder, o yüzden tutuklansın.”
2- Çocuk savunmasında neler söyledi?
Ömer Aksu tutuklanmadan hemen önce kendisini şöyle savunuyor: “Ben yalnızca yasal bir dernek olan Devrimci Gençlik Dernekleri’nin faaliyetlerine katıldım. Herhangi bir şiddet eyleminde bulunmadım. Bu derneğe resmi olarak üye değilim. Sormuş olduğunuz Twitter paylaşımları bana aittir ancak ben o paylaşımlarda kimseyi şiddete yönlendirmek amacıyla hareket etmedim. Annem kanser geçirdiği için sol kolunu kullanamamaktadır, şu aşamada evin geçimine ben de yardımcı olmaktayım. Tutuklanmam halinde ailem mağduriyet yaşayacaktır, bu aşamada serbest bırakılmayı talep ediyorum.”
3- Avukat tahliye talebinde ne diyor?
16 yaşındaki Ömer Aksu, “NATO zirvesi öncesi önleyici tedbirler” kapsamında ev baskınıyla gözaltına alındı. Ancak kanunlarımızda “önleyici gözaltı/tutuklama” şeklinde bir hukuki müessese yok. Suçlamaya dayanak gösterilen Devrimci Gençlik Derneği ise İçişleri Bakanlığı onaylı yasal bir kuruluş. Haliyle, yasal bir derneğin faaliyetlerine katılmak da örgüt üyeliği suçu için delil oluşturmaz.
Bununla birlikte, kararda tutuklu çocuğun üye olduğu ileri sürülen silahlı terör örgütü “THKP/C Dev Yol Devrimci Hareket” şeklinde yazılı. Gelin görün ki tarihte ve güncelde böyle tek isimli bir örgüt yok. Bu nedenle avukat Cenk Samet Er, tüm kelimelerin/örgütlerin ayrı ayrı tarihlerini yazmış tahliye talebinde.
Ve elbette, Ömer Aksu aleyhine kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığı, haliyle karartabileceği bir delilin de olmadığı ve en azından adli kontrol şartıyla tahliye edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
/././
Ortak vatan -Özdemir İnce-
“Ortak vatan” deyişini kullananlar suç işlediklerini nedense bilmiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesini okuyalım: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”
Bu madde, Türkiye’nin bir üniter devlet, bir ulus devlet olduğu anlamındadır. Üniter, Fransızca kökenli bir kelime (unitaire) olup siyasi ve idari anlamda birlikçi, birleştirici ya da merkeziyetçi demektir. Genellikle “üniter devlet” kavramında kullanılır ve egemenlik ile hukuk düzeninin tek bir merkezde toplandığı yapıları ifade eder. Demek ki “ortak vatan” dediğimiz anda anayasal bir suç işlemiş oluruz. Ama biz gene de bu konuda neyin ne olduğunu yazalım da suç bizden gitsin. Önce ortak sözcüğünün anlamları ve kullanımı konusunda sözlüklerde yazan tanımlamaları aktaralım:
İş ortağı: Birlikte iş yapan ve kazancı paylaşan kimse, şerik, hissedar.
Müşterek: Birden çok kişiyi veya nesneyi ilgilendiren, onlara ait olan durum. Kuma: Evli bir erkek üzerine getirilen ikinci eş (halk ağzında). “Ortak”ın, “ortaklık”ın sözlük karşılığı hepimizin bildiği “şirket” sözcüğüdür. Ancak türlü türlü şirket var: Kolektif şirket, adi komandit şirket, limited şirket, anonim şirket...
Şimdi de “vatan” ne demekmiş onu anlayalım: Daha önce de bazı kafaları tımar etmek gerekmiş ve 29 Haziran 2025 günü bu sütunda “Ortak vatanmış” başlıklı bir yazı yayımlamak zorunda kalmışım. Kaşağı nitelikli bu yazıdan alıntı yapacağım:
[Vatan, vatandaşların anonim, kolektif ya da komandit şirketi değildir. Türkiye bir yapı kooperatifi mi ki ortakların vatanı olsun? Üst kimliği oluşturan halk ile alt kimliği oluşturan yurttaşların vatanıdır Türkiye. Boşnak, Arnavut, Kürt, Laz, Çerkez, Pomak, Çingene, Roman, Türk diye etnik sayım yapılmaz, yapılamaz. Tamamı vatandaştır!!! Vatandaşlık sıfatı etnisiteyi kabul etmez.
Örneğin Fransa’da Breton, Katalan, Bask, Korsika, Alsas (Alman), Kreol (Karayip), Malenezya, Kanak, Guyan, Flaman, Oksitan, İtalyan kökenli topluluklar yaşar ve gündelik hayatta kendi dillerini konuşur ama kimliklerinde ve pasaportlarında “Fransız” oldukları yazar. Fransa ve denizaşırı (outre-mer) topraklarında yaşayan eski sömürge insanlarının, vatandaş oldukları için resmi dilleri Fransızcadır. Anayasanın 2’nci maddesine göre cumhuriyetin resmi dili ve eğitim-öğretim dili Fransızcadır. (La langue de la République est le français) Bizim anayasanın 3. maddesinde de şunlar yazar: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” Buna göre Türkiye Devleti’nin sadece ülkesi değil milleti de bölünemez. Yani “Türklük” (Türk milleti) bir üst kimliktir. Alt kimlikler (Laz, Arap, Pomak, Arnavut, Kürt vb.) üniter ulus devlet anayasasında yer almamıştır, almazlar.]
Fransa Anayasası’nın 3. maddesine göre milli egemenlik Fransız halkına aittir. Halkın hiçbir parçası ve hiçbir fert milli egemenliğin kullanılmasını kendisine izafe edemez. (La souveraineté nationale appartient au peuple qui l’exerce par ses représentants et par la voie du référendum. Aucune section du peuple ni aucun individu ne peut s’en attribuer l’exercice.) Tıpkı bizim anayasada olduğu gibi.
TC Anayasası’nın ilk dört maddesi ve 174. maddesi değiştirilemez.
Selahattin Demirtaş, “Bizler Türkiye toplumu olarak bu dönemde bir ve beraber olacağız” demekte. “Türkiye toplumu” diye bir şey yoktur. Türkiye’nin anayasal toplumunun adı Türk toplumudur. Anayasaya göre Türkiye adlı vatanda yaşayanlara Türk toplumu denir. Anayasanın buyruğunu bir zorunluluk saymanın şovenlikle ilgisi yoktur. Vatandaşlık bilinci “Türk toplumu” adıyla anmayı gerektirir.
DEM Parti, yeni bir anayasa yapılmasını istiyor ama çocukların “Dondurma isterim” diye tutturmasına benzemez anayasa işi. Birkaç gün içinde bu konuyla ilgili iki yazı yayımladım. Yazıyı uzatmanın gereği yok. Son söz: Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında Türk kimliğinden başka bir kimlik yer alamaz. Bunu zaten anayasamızın 3. maddesi söylüyor: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. ” Veee Türkiye herhangi bir etnisiteler şirketinin ortak vatanı değildir. Ahmet Hakan da “vatan”ı şirket saymıyorsa bu doğru gerçeği Selahattin Demirtaş’a uygun bir dille anlatmak zorundadır. Ortakların kurduğu şirketler bir süre sonra bozulup dağılabilir. Türkiye bir şirket değil anayasalı bir devlettir.
Selahattin Demirtaş sıradan bir siyasetçi değil. Ürünlerini okumadım ama kendisinin yazınsal (edebi) bir niteliği de var. Bilmesi gerekir ki: Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili olduğu kadar, aynı zamanda Türkiye denen Anadolu toprağında bir Lingua Franca’dır yani ortak dildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi ve ortak dili Türkçedir; Türkiye’de konuşulan öteki dillere yerel dil denir ki Kürtçe bu dillerden biridir. Yani Kürtçe bir Lingua Franca (ortak dil) değildir.
Selahattin Demirtaş yazınsal dil olarak Türkçeyi kullandığı sürece, evrensel yazın toplumunda şöyle tanımlanır: “Kürt kökenli Türk yazar”. Ayrıca “Türkiye toplumu” demek terminoloji olarak da yanlıştır; doğrusu “Türk toplumu”dur.
Selahattin Demirtaş’ın kimlik ve pasaportunda her TC vatandaşında olduğu gibi “Türk” yazıyor, “Türkiyeli” yazmıyor. “Türk” olmak istemeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından ayrılır. Çünkü “Türkiyeli” deyişi TC vatandaşlığının anlamdaşı ve dengi değildir. İstersen Fransa’ya vatandaş olursun ancak Fransız vatandaşlarının kimliğinde Fransalı değil “Fransız” (Le citoyen français) yazar, tıpkı Bröton kökenli Yann’ınınkinde “Fransız” yazdığı gibi.]
***
Türkiye için “ortak vatan” tanımını kullananların, her bakımdan, “gerçek vatandaş” olma olasılığı hemen hemen yoktur. Türkiye, kimlik kartında ve pasaportunda “Türk” yazanların vatanıdır. Bu sıfatı istemeyenler, beğenmeyenler kimlik ve pasaportlarını nüfus müdürlüklerine iade edebilirler. Benim “vatanım” benim yurdumdur, şirket değildir. Bilmeyenler öğrensin: “Ortak vatan” deyişi federasyon bağlamında ve anlamında kullanılır. Aslına bakarsanız “ortak vatan” federasyon kavramını içerdiği için TC Anayasası’nın 3. maddesine aykırıdır ve bu nedenle de cumhuriyet savcısının yetki alanına girer.
/././
Cumhuriyet


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder