2 Eylül 2026 Çarşamba

ŞÜKRAN SONER (Dosya) -2 Eylül 2026-

Parlayan Yıldız: Şükran Abla -Işık Kansu- 

Tam 60 yıl! Şükran abla, 102 yıllık Cumhuriyet gazetesinin ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin son 60 yılına doğrudan tanıklık etti.

Kendi kuşağının, 1968 gençliğinin özgürlük için tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yürüttüğü onurlu ve bilinçli savaşımın hem içten katılımcısı hem de gazeteci olarak gözlemcisiydi.

Ardından bağımsızlık ve özgürlük istemlerini boğmak için görevlendirilmiş 12 Mart’ın asker ve sivil zorbalarının iki Cumhuriyet’e, 1923’ün devrimci, bağımsız Cumhuriyetin ilkeleri ile onu savunmak üzere kurulmuş gazetesi Cumhuriyet’e, onun dağ gibi yönetici ve yazarları, Nadir Nadi, İlhan Selçuk’a yönelen baskı ve zulmünü doğrudan yaşamıştı. Onların gazetedeki direnci olmuştu. Dünya sömürgenlerinin 1970’li yıllarda ülkemizi karanlık bir işbirlikçi faşizme sürüklemek üzere yarattıkları kanlı kardeş kavgasının nedenlerini en iyi kavrayan ve çözümleyen yurtseverlerin başında geldi.

Emperyalizmin insan kıyıcı yaratığı 12 Eylül’de cefaya, cezaya, işkenceye uğrayanların yanı başında dimdik duran, mesleğini insan hakları savunuculuğu ile bütünleştirerek topluma bilgi taşıyan bir kamusal melekti. Çernobil nükleer tesisindeki kaza sonrası, Turgut Özal’ın bakanı Cahit Aral, herkesin gönül rahatlığıyla çay içmesini önerirken karşılarına işinin ustası ve yetkin bir araştırmacı gazeteci olarak çıktı. Almanya’ya gitti.

Türkiye’de içilen çayların, yenen fındıkların radyasyonlu olduğunu bilimsel ölçütlerle belirleyip gazetesi Cumhuriyet aracılığıyla yurttaşlarına ve bütün dünyaya duyurarak insanlığa hizmet etti. Türk basınında ilk iş-sendika servisini, gönülden bağlı olduğu Cumhuriyet gazetesinde kurdu, yönetti. Emeğin hakkını verdi, düşüncesini eylemine kattı, tutarlı sendikacılığı da tüm saygınlığıyla yaptı. Onlarca gazetecinin elinden tuttu, yetişmelerini sağladı.

Temiz yürekli, iyilik simgesi “Şükran abla” tanımlaması oradan gelir. Cumhuriyetin Cumhuriyet’ine, gazetesine, onun çizgisine içten ve dıştan yöneltilen tüm saldırı ve sinsi girişimlere karşı kaplan kesilirdi, hepimiz çok yakından biliriz.

Alçakgönüllülüğün doruklarında yaşardı. 80 yaşında bile sabah erkenden evinden çıkar, otobüse, metroya biner, yürüyerek gazetesine gelir; kâğıtlar, notlar, biriktirdiği kupürler, belgeler, gazeteler, fotoğraflar, afişler ile tıkabasa dolu küçücük odasında yazısını yazar, kitap taslaklarını kurgular, gencecik meslektaşlarının derdini dinlerdi. Bizim bir Şükran ablamız vardı, örnek aldığımız, dayanağımız, yol göstericimiz...

Ne mutlu bize. Ne mutlu ona ki böyle bir yaşamı oldu.

Şükran ablanın ömrü, Stefan Zweig’in kitabının adı gibi “İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar”dan biridir bizim için.

/././

Şükran ablanın kumpasa tanıklığı -Barış Pehlivan- 

“1964-66 dönemini öğrenci, 1966-80 dönemini gazeteci olarak yaşadığım, İstanbul’daki kayda değer tüm gençlik, öğrenci-işçi olaylarının en göbeğinden tanıklıklarımı sizlerle paylaşmanın bir toplumsal sorumluluk olduğunu hep düşündüm. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış, o tarihlere ilişkin haberlerin neredeyse tümünü kaleme almış, doğal olarak önünden arkasından olup bitenleri izlemeye çalışmış biri olarak, haber dilinde yeri olmayan tanıklıklar, ayrıntılarla birlikte yaşadıklarımı aktarmak görevim.”

Dün kaybettiğimiz iyi insan, iyi abla ve iyi gazeteci Şükran Soner, “Bizim 68’liler” kitabının önsözünde böyle diyordu. Dün ayrıca yeni adli yılın açılış günüydü. Adaletsizliğe uğrayanların çığlığı tebriklere, vaatlere, dileklere karıştı.

Bu vesileyle... Bize onurlu bir yaşamın nasıl olabileceğini gösteren Şükran ablanın kitabından, bugünkü hukuksuzluklara benzer Madanoğlu davasına dair şu anısını aktarayım:

“18 Nisan’da, eski TMTF başkanlarından, uzun yıllar öğrenci eylemleri, siyaset içinde olan Ahmet Güryüz Ketenci ile evlendik. Maksadım özel yaşamımı bu kitaba taşımak değil. Ancak kiralık olarak tuttuğumuz evi ben bulmuştum. Gerçekten bir rastlantı olarak sonradan MİT’te önemli üst görevlerde olduğunu öğreneceğimiz, o tarihlerde hepimizin sıkı solcu bildiği öğretim üyesi Mahir Kaynak ile alt kat üst kat komşu olacaktık. (...)

(...) Tam tarihi iddianame kayıtlarında vardır. Evimizin, benim yemek hazırlamaya, konuk ağırlamaya yönelik zamanımın elverişli olması bağlantılı, 10 kişi geçmeyecek gruplar oluşturmayı gözeterek çok kalabalık olan akraba, dost çevresini geleneklerimize uygun evlilik yemeğine davet etmeye çalışıyordum. İlhan ağabeyi (Selçuk), yakın arkadaş olduklarını bildiğim Raif Ertem, Ali Sirmen başta, TÖS’ten Cengiz Ballıkaya’nın da olduğu bir grubun içine yerleştirmiştim. Yemeklerim hazırdı, yine de biraz gecikmeli işten döndüğüm için koşturarak merdivenleri çıkıyordum ki Mahir Kaynak kendi kapısının önündeki merdiven başında yolumu kesti. ‘Hiç telaşlanma, güzel bir rastlantı, bana da ortak çevreden dostlar, Cemal Madanoğlu Paşa ve arkadaşları geleceklerdi. Ahmet’le senin yemekleri bizim eve, masaya taşıdık. Ortak sofra kurduk, konukları birleştirdik. Çoğu geldiler, sofraya oturdular bile. Ama hep erkek olduk. Siz iki Şükran konuklara hoş geldin dedikten, sofra açıldıktan sonra, çocukları alıp sizin kata çıksanız?’ dedi.

Doğrusu içimden çok bozulmuştum. Benim düğün yemeği konuklarımdı. Bizim çevrede ‘çok erkek, az kadın’ gibi bir kavram olabilir miydi? Her nedense, kimbilir belki de yeni gelin olmanın baskısı altında itiraz edemedim. Denileni yaptım. (...)

EVLİLİK YEMEĞİ ÖRGÜT BELGESİ OLDU!

(...) Sonra ne mi oldu? 12 Mart’ın aydınlarını aylarla, en azı bir altı ayı olmak üzere cezaevinde tutan, kamuoyunu yıldıran, İlhan Selçuk başta kimilerinin Ziverbey’de işkenceden geçirilmelerinde kullanılan; hani İlhan ağabeyin dışarıya gönderdiği mektupta, yukarıdan aşağıya ‘İşkence altındayım’ mesajını ulaştırmayı başardığı, 12 Mart’ın en büyük gizli örgüt, darbe davası, Madanoğlu davasının, ilk gizli örgüt toplantısının belgesi oldu. O zamanki teknolojiyi bilemeyeceğim. Dinleme sistemi kurulmuş, kadınsız ortak çevrenin sohbeti, istenildiği gibi kesilip biçilerek kayıtlara, gizli örgütün eylemi, bantlı, delilli toplantısı olarak geçirilmişti.

Davanın bütünü, üst düzey ajan görevi açıklanmış olarak Mahir’in tanıklıkları üzerine kurulmuş, ünlü cunta davası yargılamasında, yargıç sadece benim evlilik yemeğim için değil, pek çok gelişmede Mahir’in maharetlerini, birbiri ile uzun yıllar bir araya gelmemiş, birbirini tanımayan kişileri bir araya getirdiğini öğrendikçe; ifadesine başvurduğunda ‘Ama siz onları bir araya getirmişsiniz. İstihbarat görevi böyle mi olur?’ anlamında itirazlarda bulunmuştu. ‘İstihbarat görevlerimizin içinde, aynı düşüncedekileri bir araya getirip, bir araya geldiklerinde ne yapacaklarını görmek de var.’ türünden yanıtlar vermişti Mahir. (...)”

Evet...

Bize düşen; Şükran Soner’in bıraktığı gazetecilik mirasına sahip çıkmak ve onlarca yıldır değişmeyen kumpas çarklarına karşı gerçeğin sesini yükseltmeye devam etmektir.

/././

80 yaşında hayatını kaybeden gazeteci Şükran Soner'in cenaze programı belli oldu -T24-

Soner adına 2 Eylül 2026 Çarşamba günü İstanbul’da Cumhuriyet Gazetesi’nde 11.30'da tören düzenlenecek. Törenin ardından öğle namazından sonra Soner, Şişli Camisi'nden alınarak Eyüpsultan Mezarlığı'nda toprağa verilecek.https://t24.com.tr/gundem/80-yasinda-hayatini-kaybeden-gazeteci-sukran-soner-in-cenaze-programi-belli-oldu,1345369

Şükran Soner kimdir?

1946 yılında Yugoslavya’da doğdu. Mesleğe 1966 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde başladı. Mesleğini Cumhuriyet Gazetesi’nde sürdürdü. Cumhuriyet Gazetesi Yazarı ve Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesiydi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde üç dönem Onur Kurulu Üyeliği yaptı. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda Genel Sekreter ve Genel Başkan olarak görev yaptı. Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfı ve İnsan Hakları Derneği’nin Kurucularındandı. Yönetim kurulu üyeliğini sürdürdü. Son olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde İşçinin Evreninden başlıklı köşesinde yazılarını kaleme alıyordu. Bizim 68’liler, Düşler Kuruyorum & Biz de Çocuktuk, İşçiyim Haksızım, Göçün Göbeğinde yayınlanmış kitaplarından bazıları. Bir çocuk annesiydi. 2016 TGC Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü ve Sürekli Basın Kartı sahibiydi.

***

Gazetecilikten işçi sağlığına uzanan bir tanıklık - Emeğin sesi: Şükran Soner -Çağatay Güler- 

Şükran Soner’in gazetecilik çizgisinde işçi hakları, sendikal örgütlenme ve işçi sağlığı–iş güvenliği olağan bir uzmanlık alanının ötesinde, yaklaşık 60 yıllık mesleki tanıklığının temel dayanaklarıdır.

Soner, gazeteciliğinin erken dönemlerinden itibaren çalışma yaşamını sahadan izledi. Özellikle 1960’ların sonlarından başlayarak fabrikalardaki sendikalaşma mücadelelerini, grevleri, toplusözleşmeleri ve işveren baskılarını haberleştirdi. Kendi anlatımına göre, Cumhuriyet’te hazırladığı haftalık işçi sayfasında, 15-16 Haziran (1970) olaylarından sonra işverenlerin oluşturduğu kara listeler nedeniyle işten çıkarılan işçilerin durumlarını anlatıyordu.

Image

TARİHE TANIKLIK 

Bu nedenle Soner’in yazıları yalnızca gazetecilik ürünü değil, aynı zamanda Türkiye’nin 1960’lardan günümüze emek tarihinin birinci elden tanıklıkları olarak değerlendirilebilir. DİSK’in kuruluş ve gelişme dönemini, Türk-İş içindeki hareketleri, Maden-İş’i, Kemal Türkler’i, 15–16 Haziran direnişini ve sonraki sendikal mücadeleleri doğrudan izlemiştir. Özellikle 15–16 Haziran’ı yalnızca DİSK’in değil, Türk-İş üyesi çok sayıda işçinin de katıldığı geniş bir işçi hakları ve sendikal özgürlük hareketi olarak nitelendiren tanıklığı önemlidir.

Ayrıca Soner uzun yıllar Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda (TGS) yöneticilik yapmış ve bir dönem genel başkanlık görevini üstlenmiştir. Dolayısıyla işçi hakları konusundaki katkısı yalnızca gözlemci gazetecilikle sınırlı değildir; kendisi de sendikal örgütlenmenin içinde yer almıştır.

‘BU DÜZEN BÖYLE Mİ GİDECEK?’ 

Halk sağlığı açısından bakıldığında Soner’in gazeteciliğinin özellikle dikkate değer bir yanı vardır: İş kazalarını münferit olaylar olarak değil, çalışma koşulları ve sosyal politika ile ilişkili yapısal bir sorun olarak ele alan ilk aydınlarımız arasındadır.

Soma faciasından sonra yazdığı 2014 tarihli “Bu düzen böyle mi gidecek?” başlıklı yazısı bunun çok açık örneklerinden biridir. Soner burada Türkiye’de iş kazalarının yüksekliğine karşılık meslek hastalıklarının resmi kayıtlarda olağanüstü düşük görünmesi sorununa dikkat çekmektedir. Başka bir ifadeyle, meslek hastalıklarının bulunmamasının değil, yeterince tanınmaması, saptanmaması ve kaydedilmemesinin üzerinde durmaktadır.

Aynı yazıda 1970’lerde izlediği önemli bir işçi sağlığı olayını aktarır: Kurşun kullanılan bir fabrikada çalışanların kronik kurşun zehirlenmesine uğradıklarının hastane raporlarıyla ortaya konması ve dönemin Çalışma Bakanı Bahir Ersoy’un gerekli sağlık önlemleri alınana kadar fabrikayı kapattırması. Soner, işçilerin sağlıklarının korunması ile işlerini kaybetme korkusu arasında nasıl sıkıştıklarını çok iyi vurgular. Bu örnek, günümüzde “sağlık-iş güvencesi çatışması” diye tartışmayı sürdürdüğümüz sorunu oldukça erken bir tarihten belgelemektedir.

EMEK MÜCADELESİNİ GÜNDEME TAŞIDI 

Tersanelerdeki kötü çalışma koşulları ve “iş cinayetleri”, taşeronlaşma, kayıt dışı çalışma ve sendikasızlaştırma da Soner’in tekrar tekrar gündeme taşıdığı konulardır. Böylece işçi sağlığını ücret ve sendika hakkından ayrı değil; örgütlenme, iş güvencesi, çalışma koşulları ve sosyal devlet bütünlüğü içinde değerlendirmiştir.

Sendikalaşma, grev ve toplusözleşme mücadelelerini uzun yıllar izlemesi, olayların doğrudan gazeteci tanığı olması ve sonraki kuşaklara aktarması, kara listeler, işten çıkarmalar ve sendikasızlaştırmayı belgelemesi, iş kazaları ve meslek hastalıklarını sürekli gündemde tutması, Türkiye’deki yetersiz kayıtların gerçek hastalık yükünü yansıtmadığına dikkat çekmesi, koruyucu ve önleyici önlemlerin maliyet gerekçesiyle ihmal edilmesini eleştirmesi, ölümlü iş kazalarını çalışma düzeninin yapısal sonuçlarıyla ilişkilendirmesi, TGS yöneticiliği ve genel başkanlığıyla örgütlü emek hareketinin içinde bulunması, işçiler ve sendikacılarla yaptığı görüşmelerle sözlü tarih niteliğinde bir arşiv oluşturmasını bilimsel bir tez konusu olarak değerlendirmek akademik sorumluluk gereğidir.

Şükran Soner’i Türkiye’de işçi sağlığı alanına katkıda bulunan kişiler arasında yalnızca “gazeteci” başlığı altında değerlendirmek eksik kalacaktır. Onun asıl katkısı, işçi sağlığının tıbbi boyutuyla sendikal haklar, sosyal güvenlik, iş güvencesi, ücret politikası ve çalışma rejimi arasındaki bağlantıyı kamuoyuna sürekli göstermesidir. Bu yönüyle Türkiye’de “emek gazeteciliğiişçi sağlığı” ilişkisinin önemli temsilcilerinden birisi olarak yol göstermeyi sürdürecektir.

Onu sevgi ve saygıyla anacağız...

PROF. DR. ÇAĞATAY GÜLER

/././

Cumhuriyet yazarlarından Şükran Soner’e veda: 'Şükran ablamızı yitirdik...'-Cumhuriyet- 

Gazetemiz yazarı Şükran Soner’in vefatı, meslektaşlarını ve sevenlerini yasa boğdu. Soner’i anlatan Cumhuriyet yazarları, onun gazetemizin belleği, emek mücadelesinin güçlü kalemi ve Aydınlanma değerlerinin yılmaz savunucusu olduğunu vurguladı.

Meslektaşları, yaşamını gazeteciliğe, emek mücadelesine ve Cumhuriyet değerlerine adayan Soner’i anlattı:

- Mine Esen: Yaşamını emek ve insan hakları mücadelesine adayan, gerçeğin ve adaletin peşinde güçlü kalemiyle hepimize örnek olan sevgili Şükran ablamızı kaybettik. Umudun, direnişin, mücadelenin sembolüydü. Onu çok özleyeceğiz.

- Emre Kongar: Büyük, çok büyük bir kayıp: Şükran ablamız! Büyük bir yürek. Büyük bir bilinç. Emeğin savunmasına… Sendikacılığa… Atatürk Cumhuriyeti’ne adanmış bir hayat.

- Özlem Yüzak: Koridorlar, katlar sessiz. Sanki duvarları taşları bile ağlıyor. Nasıl ağlamasınlar gazetemizin belleği yitti, gitti. 

- Sertaç Eş: Cumhuriyet’in her zor anında deneyimiyle, birleştiriciliğiyle devreye girdi. Cumhuriyet’in yaşamasına ömür boyu omuz verdi. Cumhuriyet aydınlanmasını savundu, gerektiğinde sendikal örgütlenmeye önderlik etti.

- Orhan Bursalı: Şükran ablamız Cumhuriyet gazetesinin ve aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin, işçi sınıfının mücadele tarihinin, işçi siyaset ve hükümet ilişkilerinin derin belleğiydi. 

- Mustafa Balbay: Tam anlamıyla ayakta öldü. Son nefesine kadar meslek aşkını bırakmadı. Bizlere direnmeyi kararlılığı, azmi öğretti ve yaşattı.

- Özdemir İnce: Cumhuriyet gazetesinin temel direklerinden biriydi. Değerli bir Cumhuriyet aydınıydı.

- Mehmet Ali Güller: Gazetemizin belleğiydi, sesli arşiviydi. Türkiye örnek gazeteciyi değil, Aydınlanmanın yaşayan temsilcilerinden birini kaybetti.

- Zülâl Kalkandelen: Atatürk’ün adını koyduğu gazeteyi emanet olarak gördü ve yaşatmak için var gücüyle destek verdi. 

- Barış Terkoğlu: Gazeteye atılan bombadan akıtılan kanına, anılarından kavgalarına kadar her şeyi hatırlar ve gençlere anlatırdı. Gazetemizin işçi sınıfına bakan yüzüydü.

- Zeynep Oral: Onu 1968’de Beyazıt Meydanı’nda öğrenci olayları sırasında tanımıştım. O Cumhuriyet’te ben Milliyet’te muhabirdik. Mücadele ettiği karşı çıktığı kişiler bile, onu belki sevmezdi ama yine de saygı duyardı. Artık dinlenebilirsin sevgili Şükran.

- Nilgün Cerrahoğlu: Gazete “Şükran”sız eksik olacak ve eksik kalacak. Vefatını duyduğumda ilk düşüncem bu oldu. O, Cumhuriyet’in ayrılmaz parçasıydı. Cumhuriyet’i bekleyen bir nefer gibiydi.

- Jale Özgentürk: Anılarla dolu odasında yazdı, okudu, tartıştı. Genç muhabirlerin haberlerini dinledi, yol gösterdi.

- Örsan Öymen: Cumhuriyet gazetesiyle özdeşleşmiş, bir ömür boyu ekonomik ve sosyal adalet, emekçi hakları, demokrasi, cumhuriyet, laiklik, bağımsız Türkiye için mücadele vermiş bir insandı. Ailesine, dostlarına, yakınlarına, Cumhuriyet ailesine sabır, başsağlığı diliyorum.

- Sevgi Özel: 80’lerde kurulan dostluğu alıp gitme kararı vermiş... Küllerle değil, güllerle gidecek.

***

Emekçilerin sesi Şükran Soner yaşamını yitirdi: Emeğin ve örgütlü mücadelenin ön saflarında her zaman yerini aldı. 

Gazetemiz yazarı, gazeteci ve emek mücadelesinin simge isimlerinden Şükran Soner, yaşamını yitirdi. Soner’in vefatının ardından gazeteciler, sendikalar, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarından art arda taziye mesajları yayımlandı. Soner için ilk tören bugün saat 11.30'da Cumhuriyet'in İstanbul Şişli'deki binasında...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Şükran Soner, hayatını kaybetti.

Gazeteciliğe genç yaşta başlayan ve özellikle işçi, emek ve eğitim sayfalarıyla öne çıkan Soner, meslek yaşamı boyunca yalnızca haber takip etmekle kalmadı; sendikal örgütlenme, emek mücadelesi ve sivil toplum çalışmalarının da içinde yer aldı.

ŞÜKRAN SONER İÇİN İLK TÖREN BUGÜN CUMHURİYET'TE

Şükran Soner için ilk tören bugün saat 11.30'da Cumhuriyet gazetesinin İstanbul'da bulunan merkezinde yapılacak.

Soner, öğle namazı sonrası Şişli Camisi'nde düzenlenecek cenaze töreninin ardından Eyüpsultan Mezarlığı'nda son yolculuğuna uğurlanacak.

Yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamında işçilerin, emekçilerin, kadınların ve ezilenlerin sesi olan Soner’in vefatı, basın ve emek dünyasında büyük üzüntü yarattı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), DİSK, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum kuruluşu, yayımladıkları mesajlarla Soner’i andı.

Soner’in vefatının ardından taziye mesajları yayımlandı:

- Ankara Cumhuriyet Okurları (CUMOK): Cumhuriyet çınarımız ışığımız olmaya devam edecek.

- Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş: İşçilerin, emekçilerin, gazetecilerin daha insanca yaşayabilmesi için yürütülen mücadelenin kalem haliydi Şükran abla.

- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC): Başarıyla uzun yıllar gazeteci ve yazar olarak mesleğine hizmet eden Şükran Soner’i hiç unutmayacağız.

- Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD): Meslek hayatı boyunca emeğin ve emekçinin sesi olmuş, basın çalışanlarının örgütlü mücadelesinin ön saflarında yer almış deneyimli gazeteci Şükran Soner’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

- Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD): Yaşamı boyunca demokrasi ve insan haklarından yana duruşuyla belleğimizde yer edinen değerli kalem Şükran Soner’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

- Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: DİSK davası sürecinde arşiv niteliği taşıyan bir gazetecilik mirası bıraktı ve DİSK Tarihi 3 kitabının mimarı oldu. Soner, onurlu gazeteciliğin simge isimlerinden biri oldu, işçi sınıfının hafızasını oluşturdu ve son ana kadar yazmaya devam etti.

- Birleşik Metal İş Başkanı Özkan Atar: Biz işçilerin sesini duyurdu ve bu mücadelenin içerisinde tüm benliğiyle yer aldı. Anısını mücadelemizde yaşatacağız. n eski DİSK genel başkanı Rıdvan Budak: Sanki o davanın bir parçasıymış gibi, tek gün bile gelmemezlik etmeden, takip edip yanımızda oldu. Onun usta kalemi sayesinde DİSK davası kamuoyunun vicdanında beraat etti.

- ESKİ DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi: Kalemini sermayenin, zorbalığın ve haksızlığın yanında değil; emekçinin, ezilenin ve hakkını arayanların yanında kullandı. n Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu adına Başkan Rutkay Aziz: Uzun yıllar boyunca gazeteciliğe, emek mücadelesine ve toplumsal yaşamımıza sunduğu değerli katkılarıyla iz bırakan Şükran Soner’i saygıyla anıyoruz.

- Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı (ADD) Hüsnü Bozkurt: Daima halkın haber alma özgürlüğünü savunmuş, ömrünü Atatürk ilke ve devrimlerine, ulusal birliğe, emek mücadelesine ve sendikal örgütlülüğe adamış çok değerli bir Cumhuriyet kadınını, kaybettik.

- Tutuklu Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün: Gazeteciliği boyunca emekten, demokrasiden, insan haklarından ve özgürlüklerden yana tavrıyla örnek olan Sayın Şükran Soner, kalemi ve mücadelesiyle daima hatırlanacak.

- Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan: Ardında yarım asrı aşan bir gazetecilik emeği ve onurlu bir mücadele bıraktı. Işıklar içinde uyusun.

- Tutuklu Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş: Türk basınının önemli isimlerinden, eski TGS genel başkanı Şükran Soner’e Allah’tan rahmet, sevenlerine ve basın camiamıza başsağlığı diliyorum.

- YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: Kalemini emeğin hakkından yana kullanan gazeteciler, Şükran ablayı unutmayacak.

- YENİ Parti Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: Emek mücadelesinin öne çıkan kalemi Şükran Soner’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrendim.

- YENİ Parti Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer: Kalemiyle her zaman ezilenin, işçinin, kadının ve hakkı yenenin yanında dimdik duran gerçek bir Cumhuriyet aydını sevgili Şükran Soner’i kaybettik. Hep özlemle anacağız.

- SOL Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Alper Taş: Kalemiyle, yüreğiyle her daim emeğin, ezilenin yanında yer alan hak ve adalet yürüyüşçüsü Şükran Soner ablamız gönüllerde yaşayacak.

- 26. Dönem Ankara Milletvekili, Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka: Kendisiyle yaptığımız sıcak sohbetleri ve güzel anılarımızı hep özlemle hatırlayacağım. 

- 16. ve 22. Dönem Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı: Emek dünyasının değerli yazarı Soner için Cumhuriyet’e, ailesine başsağlığı dilerim.

- Koop-C Yönetim Kurulu: Kalemiyle gerçeğin peşinde olan, emeğin ve emekçinin yanında duran, özgür düşüncenin yılmaz savunucusu; Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Koop-C Yönetim Kurulu Üyesi Şükran Soner’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

- Halkın Kurtuluşu Partisi (HKP): Artık yazılarıyla, anılarıyla işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin hak arama mücadelesinde yaşamaya devam edecek. 

- İlerici Kadınlar Derneği (İKD): Emek mücadelesinin kalemi, bir dönem İKD danışma kurulu üyesi olarak kadın mücadelesinde de yerini almış olan dostumuz, yol arkadaşımız, ablamız Şükran Soner’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.

- Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu: 60 yıllık meslek hayatı boyunca emekçilerin, kadınların, insan haklarının ve toplumsal mücadelenin sesi oldu.

- Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay: Değerli bir Cumhuriyet aydını ve Cumhuriyet kadınını yitirmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.

***

İşçi sınıfı bir çınarını daha kaybetti: Şükran Soner bugün toprağa verilecek -BİRGÜN- 

Yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamında emeğin, işçinin, demokrasinin ve insan haklarının yanında duran gazeteci-yazar Şükran Soner yaşamını yitirdi. Soner’in ardından yapılan açıklamalarda ‘‘Emek haberciliği ve emek hareketi büyük bir çınarını kaybetti’’ denildi.

Türk basınının ve emek gazeteciliğinin önemli isimlerinden gazeteci-yazar Şükran Soner, bir süredir tedavi gördüğü hastanede dün sabah yaşamını yitirdi. Yaklaşık 60 yıllık meslek yaşamı boyunca işçilerin, emekçilerin, sendikaların ve hak mücadelelerinin sesi olan Soner, Türkiye işçi sınıfının yakın tarihine de tanıklık etti. Sendikal mücadele içindeki aktif rolüyle de emek hareketinin hafızasında yer alan Soner, TGS’nin ilk kadın genel başkanı olarak da sendikal basın tarihinde iz bıraktı. Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı olan Soner için bugün saat 11.30’da İstanbul Şişli’deki Cumhuriyet Gazetesi binası önünde tören düzenlenecek. Soner, öğle vakti Şişli Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Eyüpsultan Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

EMEĞİN HAFIZASIYDI

Soner’in vefatının ardından basın meslek örgütleri, sendikalar, siyasetçiler ve gazeteciler yayımladıkları mesajlarla Soner’in emek mücadelesine ve gazeteciliğe bıraktığı mirasa dikkat çekti.

Cumhuriyet Vakfı Genel Başkanı ve imtiyaz sahibi Dr. Mehmet Alev Coşkun: Şükran Soner  emekçilerin haklarını ömür boyu savundu. Sevgili Şükran Soner, seni daima sevgi ve saygı ile anacağız. Seni unutmayacağız.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mine Esen: Yaşamını emek ve insan hakları mücadelesine adayan, bu konuda yaptığı haberlerle kamuoyunda farkındalık sağlayan, gerçeğin ve adaletin peşinde güçlü kalemiyle hepimize örnek olan çok sevgili Şükran ablamızı kaybettik. Son günlerine kadar yazmaktan, üretmekten vazgeçmeyen, basındaki genç meslektaşlarına yol gösterici olan Şükran Soner, umudun, direncin, mücadele ruhunun simgesiydi.

BirGün yazarı Prof. Dr. Aziz Çelik: Şükran Abla emeğin hafızası, 1960'lardan 2000'lere emeğin gür sesiydi. Şükran Abla emek gazeteciliğinin duayeniydi. Sadece bir gazeteci olarak değil aktif bir sendikacı olarak da emek mücadelesinin içinde yer adlı. Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın çeşitli kademelerinde görev yaptı. TGS Genel Başkanlığı yaptı. Emek hareketini, işçi haberlerini onun Cumhuriyet'teki efsane ‘‘İşçinin Evreninden’’ köşesinden takip ettik yılarca. Ayrıntılı haberleriyle, arka plan bilgileriyle emek gazeteciliğinin yüz akı oldu. 12 Eylül'ün en karanlık günlerinde emek haberciliğini ısrarla sürdürdü. Üç ciltlik DİSK Tarihi kitabını yayına hazırlarken onun Cumhuriyet yazılarından ve arşivinden çok yararlanmıştık. Şükran Ketenci, 12 Eylül döneminde açılan DİSK davasının adeta vakanüvisiydi. Onun yazıları olmasaydı kitabın DİSK Davası bölümünü yazamazdık. O gün gün DİSK Davasındaki adaletsizlikleri yazdı ve tarihe bıraktı. Şükran Soner’in Önder Aker ile birlikte ‘‘Ben Devletim Köleleştiririm (1989)’’ kitabı 12 Eylül dönemi emek hareketi için çok kıymetli bir eserdir. Emek haberciliği büyük bir çınarını kaybetti. Emek hareketi büyük bir çınarını kaybetti. Yattığı yer incitmesin. Güle güle Şükran Abla.

BirGün yazarı Hayri Kozanoğlu: Emek hakları, işçi direnişleri, toplumsal mücadeleler denilince ilk akla gelen isimdi sevgili Şükran Soner. Son zamanlara kadar, bozulan sağlığına rağmen koşuşturmaya devam etti. Cumhuriyet gazetesinin ve demokrat kamuoyunun yeri doldurulamayacak bir kaybı…

BirGün yazarı Zafer Arapkirli: Şükran abla, ilerleyen yaşına ve sağlık durumuna rağmen, asla her gün "kağıt ve mürekkep kokusunu" soluma tutkusundan vazgeçmedi. Gazete binasına (eski tabirle matbaaya) gelip gitmek, onun için vazgeçilmez bir ibadetti. Çalışkanlığı ile hepimize örnek oldu. Huzur içinde uyusun.

BirGün yazarı Nazım Alpman: Abide bir gazeteciyi yitirdik! Cumhuriyet gazetesinin temel taşlarından biri olan Şükran Soner (Ketenci) hayatını Türkiye işçi sınıfına adamış bir hak savunucusuydu. 12 Eylül 1980 darbesinde her salı Davutpaşa Kışlası’na gelip DİSK tutuklusu sendikacılara çay, kahve, sigara, zeytin, peynir vb. şeyleri sendikacıların eşleri aracılığıyla yolladığının tanığıyım. Davutpaşa kışlasının kapısında yakın dost olmuştuk. Gazeteciliğini ise bütün dünya biliyor!

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar: Emek tarihinin en yakın tanıklarından gazeteci-yazar Şükran Soner’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. 60 yıllık gazetecilik yaşamı boyunca kalemini emekten, demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana kullandı. Biz işçilerin ve sendikal mücadelenin sesini duyurdu, emeğin hafızasını tuttu ve gelecek kuşaklara aktardı.  Çalışma odasının baş köşesinde DİSK gömleği, duvarında sendikamızın gazetesi bulunurdu. Anısını emek ve demokrasi mücadelemizde yaşatacağız. Bir abla sıcaklığıyla ve tecrübeleriyle yol gösterici oldu.

DİSK: Şükran Soner meslek hayatı boyunca onurlu gazeteciliğin, emek haberciliğinin, işçi sınıfının simge isimlerinden biri oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından açılan DİSK davasından bugüne işçi sınıfının ve DİSK’in mücadele hafızasını oluşturdu. Şükran Soner’in bizlere, işçi sınıfına ve DİSK’e bıraktığı mirası her zaman mücadelemize ışık tutacaktır. İşçi sınıfı Şükran Abla’sını unutmayacak…

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu: DİSK davasından bugüne uzanan gazetecilik yaşamı boyunca işçi sınıfının ve DİSK’in mücadele hafızasını oluşturdu. Şükran Abla, o günlerde yaptığı haberlerle arşiv niteliğinde çok değerli bir gazetecilik mirası bıraktı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Üyesi İlhan Taşcı: Birlikte bir dönem aynı çatı altında çalışmaktan onur duyduğum; iyi insan, iyi gazeteci Şükran Soner ablayı kaybetmenin tarifsiz üzüntüsü…

Gazeteci-yazar Atilla Özsever: Şükran Soner çalışma dünyası ve çalışma hayatıyla ilgili duayen bir gazeteciydi. Sadece gazetecilik yapmadı; gazeteciler sendikasında ve cemiyetinde yöneticilik görevleri üstlendi. Türkiye işçi sınıfı tarihine yazılarıyla, çalışmalarıyla çok kıymetli bir miras bıraktı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası: 74 yıllık sendika tarihimize ilk kadın başkan olarak geçen Şükran Soner’i kaybetmenin üzüntüsü içerisindeyiz.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti: Başarıyla uzun yıllar gazeteci ve yazar olarak mesleğine hizmet eden Şükran Soner’i hiç unutmayacağız.

Çağdaş Gazeteciler Derneği: Meslek hayatı boyunca emeğin ve emekçinin sesi olmuş, basın çalışanlarının örgütlü mücadelesinin ön saflarında yer almış deneyimli gazeteci Şükran Soner’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.

SOL Parti MYK Üyesi Alper Taş: Kalemiyle, yüreğiyle her daim emeğin, emekçinin, ezilenin yanında yer alan hak, adalet, eşitlik, özgürlük yürüyüşçüsü, Cumhuriyet gazetesi yazarı güzel insan Şükran Soner ablamız sonsuzluğa göç etti. Cumhuriyet gazetesi ailesinin, sevenlerinin başı sağ olsun. Gönüllerde yaşayacak.

YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: Kalemini emeğin hakkından yana kullanan gazeteciler, Şükran Ablayı unutmayacak!

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu: Şükran Soner, mesleğinin olanaklarını toplumdan, emekten ve kamusal yarardan yana kullanan; tanıklık ettiği dönemin gerçeklerini gazeteciliğin sorumluluğuyla kayda geçiren bir gazeteci olarak hafızalarımızda yaşayacaktır.

İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da Soner’in kaybından duyduğu üzüntüyü dile getirirken tutuklu Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ‘‘Bir dönem Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanlığı da yapmış olan Soner, Türk basınını önemli isimlerinden biriydi’’ ifadelerini kullandı.

***

60 YILLIK GAZETECİLİK

1946 yılında Kosova’nın Priştine kentinde doğan Şükran Soner, 1956 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde eğitim gördüğü 1964-1966 yıllarında Akşam gazetesinde yarı zamanlı çalıştı. Gazeteciliğe 1966 yılında Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başlayan Soner, genç yaşta hazırladığı işçi ve eğitim sayfalarıyla dikkat çekti. İlerleyen yıllarda sendikal mücadelenin de içerisinde yer aldı. 12 Mart döneminde Cumhuriyet’teki diğer bazı yazarlarla birlikte işten çıkarılan Soner, bir yıl sonra yeniden gazeteye döndü. 1990 yılında Nadir Nadi’nin ölümünün ardından gazeteden ayrılanlar arasında yer aldı, daha sonra yeniden Cumhuriyet’e döndü. Cumhuriyet’te uzun yıllar “İşçinin Evreninden” başlıklı köşeyi yazan Soner, grevleri, işçi direnişlerini ve çalışma yaşamındaki dönüşümleri sahadan takip etti. 12 Eylül sonrasında açılan önemli davaları da yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. İnsan Hakları Derneği, Ada Dostları Derneği ve Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfı gibi kuruluşların kuruculuk ve yönetim kadrolarında görev yapan Soner, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde üç dönem Onur Kurulu Üyeliği yaptı. TGS’de ise genel sekreterlik ve genel başkanlık görevlerinde bulundu. “Düşler Kuruyorum”, “Biz de Çocuktuk”, “Bizim 68’liler”, “Tito’nun Çocuklarından Atatürk’ün Gençliğine Göçün Göbeğinde” ve “İşçiyim Haksızım” kitaplarını kaleme alan Soner, anı, gezi ve araştırma türlerinde eserler verdi. 2016 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’ne layık görülen Soner, yaşamının son dönemine kadar Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını sürdürdü. Şükran Soner’den geriye yalnızca yazıları değil; işçi sınıfının, sendikal mücadelenin ve emek gazeteciliğinin hafızasına bıraktığı güçlü bir miras kaldı.

***

Kesintisiz 60 yılını Cumhuriyet’e adadı -Alev Coşkun/Cumhuriyet- 

Şükran Soner gazetecilik yaşamının tüm aşamalarını Cumhuriyet gazetesinde geçirdi. Cumhuriyet gazetesinde 1966 yılından bugüne 60 yıl kesintisiz olarak çalıştı.

Muhabirlik, yazı işleri müdürlüğü ve sütun sahibi olarak yazarlık yaptı. Şükran Soner bir Yugoslav göçmeniydi. Göçmenliğin ne demek olduğunu ve Yugoslavya’nın emperyalist devletler tarafından parçalanmasını daima yazdı ve hatırlattı.

Emekçilerin haklarını ömür boyu savundu. Şükran Soner, Cumhuriyet Vakfı’nın kuruluşundan bugüne daima vakfa sadakatle bağlı kaldı. Uzun yıllar vakıf yönetim kurulu üyeliği yaptı.

Cumhuriyet gazetesinin karşı karşıya kaldığı her olayda gazetenin ve Cumhuriyet Vakfı’nın yanında yer aldı.

Sevgili Şükran Soner, seni daima sevgi ve saygı ile anacağız. Seni unutmayacağız.

/././

Emek tarihinin tanığı, emekçinin sesi Şükran Soner yaşamını yitirdi -soL- 

Cumhuriyet gazetesi yazarı, Cumhuriyet Vakfı kurucularından, Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın eski Genel Başkanı Şükran Soner yaşamını yitirdi. Yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamı boyunca işçilerin, sendikal mücadelenin ve emek hareketinin sesini basına taşıyan Soner, Türkiye basınının önemli isimlerinden biriydi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Cumhuriyet Vakfı kurucularından gazeteci Şükran Soner yaşamını yitirdi. Gazeteciliğe 1966 yılında Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başlayan Soner, meslek yaşamının büyük bölümünü aynı gazetede geçirdi. İşçi ve eğitim sayfalarını hazırlayan Soner, özellikle işçi sınıfı mücadelesi, sendikal hareket, emek tarihi, demokrasi ve insan hakları alanlarındaki gazeteciliğiyle tanındı.

Soner, yalnızca sendikal mücadeleyi izleyen bir gazeteci olmadı; gazetecilerin örgütlü mücadelesinde de uzun yıllar sorumluluk üstlendi. 1970'li yıllarda iki dönem Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Eğitim Sekreterliği yapan Soner, 1999'da TGS Genel Başkan Vekilliğine, 2001 yılında ise TGS Genel Başkanlığına seçildi.

12 Mart döneminde Cumhuriyet'teki diğer bazı yazarlarla birlikte gazeteden uzaklaştırılan Soner, yaklaşık bir yıl sonra Nadir Nadi döneminde gazeteye döndü. Sonraki yıllarda da Cumhuriyet'teki yazılarında Türkiye'nin emek ve sendikal mücadele tarihini, 1968 kuşağını ve ülkenin siyasal kırılmalarını kendi tanıklıklarıyla aktarmayı sürdürdü.

İşçi hareketinin yakın tanığıydı

1946 yılında Priştine'de doğan Soner, ailesiyle birlikte 1956 yılında Türkiye'ye göç etti.

Gazeteciliğe başladığı 1960'lı yıllardan itibaren Türkiye işçi sınıfı hareketinin en önemli dönemlerine yakından tanıklık etti. Grevleri, direnişleri, işçi örgütlenmelerini ve sendikal mücadeleyi yıllar boyunca takip eden Soner, pek çok sendikacı ve işçi önderinin yaşamını ve mücadelesini de yazılarıyla kayıt altına aldı.

İnsan Hakları Derneği ve Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfı'nın da aralarında bulunduğu çeşitli demokratik ve toplumsal örgütlenmelerde kuruculuk ve yöneticilik yapan Soner, Cumhuriyet Vakfı'nın da kurucuları arasında yer aldı.

Soner'in “Bizim 68'liler”, “Tito'nun Çocuklarından Atatürk'ün Gençliğine Göçün Göbeğinde” ve Önder Aker'le birlikte hazırladığı “İşçiyim Haksızım”ın da aralarında bulunduğu kitapları yayımlandı.

Şükran Soner, yaklaşık 60 yıllık gazetecilik yaşamında sermayenin ve iktidarların değil, emeğiyle yaşayanların hikâyesini anlatmayı seçti. İşçilerin grevlerinden sendikal hak mücadelelerine, 68 kuşağından demokrasi mücadelelerine uzanan uzun bir dönemin hem tanığı hem de kayıt tutanlarından biri oldu.

TKP: Soner’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz

Türkiye Komünist Partisi (TKP), hayatını kaybeden usta gazeteci Şükran Soner için bir taziye mesajı yayımladı: "Kalemini yaşamı boyunca işçi sınıfından ve emekçilerden yana kullanan gazeteci Şükran Soner’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Şükran Soner’i saygıyla anıyor; ailesine, yakınlarına, okurlarına ve Cumhuriyet emekçilerine başsağlığı diliyoruz."

***

(derleyen:mstfkrc)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Türkiye’den İsrail’e 16 milyon varil petrol sevk edildi, Petrol Ofisi ele geçirildi: Soykırım ağları Türkiye’de -Uğur Zengin / EVRENSEL-

Kapitalizmin emperyalist çağında dev şirketler, kendi iç pazarlarını ele geçirirken rakiplerini boğdu ve dünya pazarına açıldı. İnsan ve doğ...