5 Eylül 2026 Cumartesi

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -5 Eylül 2026-

Munzur Üniversitesi personeli Cem Tekinoğlu’nun dikkat çeken para trafiği: Para gönderdiği kadınlar arasında üniversite öğrencileri de var -Candan Yıldız- 

“Fuhuş ve para aklama” soruşturmasında tutuklanan Yeni Partili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, aynı zamanda eski Munzur Üniversitesi personeli. Tekinoğlu’nun “Yardımsever bir insanım, eğitim desteği” diyerek açıkladığı para trafiği akıllara, Gülistan Doku'nun ablası Aygül Doku’nun “Dinar köprüsünü gören Munzur Üniversitesi'nin kameralarını kim, kimler sildi? Siz mi sildiniz Cem Tekinoğlu" sorusunu getirdi.

Cem Tekinoğlu

Altı yıl önce kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında yeni dalgalar yaşanırken kritik bir isim; Cem Tekinoğlu başka bir soruşturmadan tutuklandı. Hatırlayacaksınız, AKP İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu "4 yıl önce Tunceli'de bir kafede Munzur Üniversitesi'nin daire başkanı, buradaki kızların telefonlarını asker, polise veriyorsun diye dövülüyor” demişti.

Telefonla görüştüğüm Ensarioğlu söz konusu kişinin Bilgi İşlem Daire Başkanı olduğunu söylemişti.

Dört yıl önceki Munzur Üniversitesi Bilgi İşlem Daire Başkanı, o dönem üniversitenin rektörü olan Prof. U.İ’nin imzasını taşıyan Munzur Üniversitesi Stratejik Plan’da adı geçen Cem Tekinoğlu. 49 yaşındaki Cem Tekinoğlu Gülistan Doku soruşturması kapsamında değil, “Fuhuşa teşvik etmek, yaptırmak veya aracılık etmek, yer temin etmek”, “Uyuşturucu madde ticareti yapma veya sağlama”, “Uyuşturucu madde bulundurma ve kullanma” suçlamalarından gözaltına alındı ve tutuklandı. Cem Tekinoğlu savcılık sorgusunda Yeni Parti Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olmadan önce Munzur Üniversitesi Bilişim Daire Başkanı olduğunu, geçmişte 10 yıllık öğretmenlik yaptığını, aylık gelirinin 110 bin TL olduğunu söylüyor. Devlet memurluğu hala sürüyor.  

Polis sorgusunda ise Cem Tekinoğlu için MASAK raporundan yola çıkarılarak şu ifadeler kullanılıyor:

“Burs, kurs ücreti, cilt pakım paket ücreti, kitap ücreti, diploma ücreti, krem ücreti, çikolata parası gibi jargon kelimeler kullanılarak, genelde gece saatlerinde 39 farklı şahsın hesaplarına 24.06.2022 – 11.08.2026 tarihleri arasında 58 farklı işlemde toplamda 120.820 TL para çıkışının olduğu tespit edilmiştir.”

Cem Tekinoğlu’nun farklı gerekçelerle para gönderdiği isimler arasında 15 kadın ismi var. Bunların çoğu ya üniversite öğrencisi ya da üniversite eğitimini yarım bırakmış kişiler.

Bu para hareketleri için Tekinoğlu’na para gönderdiği tespit edilen kişileri tanıyıp tanımadığı, aralarındaki ilişkiyi, neden para gönderdiği gibi sorular soruluyor. Bu tabloya karşı Tekinoğlu’nun açıklaması şu oluyor:

“Genelde yardımsever bir insanım ve maddi ihtiyacı olan öğrencilerden talep olduğunda ben de onlara maddi destek olmak için küçük meblağlar şeklinde eğitimlerine destek amaçlı para göndermişimdir. Kesinlikle eğitim amacı dışında bu şahıslardan çıkar veya başka bir menfaat ilişkim olmamıştır. Yukarıda şahıslardan bazıların tanımam bile yani yakın bir ilişkimin olmadığını da bu şekilde beyan ederim.”

Tekinoğlu’nun para gönderdiği 58 kişi arasında “fuhuş” ya da “narkotik” kaydı olan isimler de var.

Dikkati çeken bir diğer nokta ise mal varlığı konusunda Cem Tekinoğlu, Ankara’da bir dairesinin, İzmir’de kooperatif hissesinin, Tunceli’de de 14 dönüm tarlası olduğunu beyan ediyor. Ancak bir ifadesinde yazlığı, arabası olduğunu, sattığını söylüyor. Banka hesaplarındaki meblağı da 120 bin olarak beyan ediyor.

Tekinoğlu’nun hesap hareketleri konusunda yüksek miktarların da altı çizilmiş MASAK raporunda:

“2017 – 2026 yılları arasında toplamda 110 farklı şahıs ve firmaların hesaplarından olmak üzere 5248 farklı işlemde toplamda 980.165.128,5 TL hesabına para girişinin olduğu, bu şahıslardan haklarında narkotik suç kaydı bulunan 3 farklı şahıs tarafından 20.000 TL, fuhşa teşvik, aracılık veya zorlama suçundan kaydı bulunan tek şahıs tarafından 500 TL ve 15 farklı şahıs tarafından toplamda 3.937.752,54 TL yüklü miktarda olduğu değerlendirilen para gönderme işleminin olduğu tespit edilmiştir.”

Tekinoğlu ise 984 milyon liralık bir transfer hacminin olmasının mülkün olmadığını savunuyor.Yine hatırlatalım, Cemal Enginyurt danışmanı Tekinoğlu’nun tutuklanmasından sonra “danışmanlık görevini iptal ediyorum” demişti. Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku da Cem Tekinoğlu’na “Dinar köprüsünü gören Munzur Üniversitesi’nin kameralarını kim, kimler sildi? Sil mi sildiniz Cem Tekinoğlu” diye seslenmişti. Soruşturmanın nerelere ulaşacağını göreceğiz, üniversite öğrencisi genç kadınların fuhuş ağlarına çekildiği, itildiği yönündeki iddialar mutlaka ama mutlaka araştırılmalı. Zira üniversite hayatını tamamlamadan okuldan ayrılanlar olduğu soruşturma dosyasından da anlaşılıyor.

Evet, o genç kadınlar neden okullarından ayrıldı?

/././

Para piyasası fonlarına yüzde 10 stopaj geldi -Murat Batı- 

Tam mükellef kurumlar açısından bu stopaj, hesaplanan vergiden mahsup edilebilecek bir peşin vergi niteliğinde olacak. Böylece daha önce kazancın elde edilmesi aşamasında yapılmayan vergi kesintisi artık peşinen yapılacak. Düzenlemenin dikkat çeken diğer yönü ise yeni stopajın daha önce alınmış fonların 5 Eylül 2026 tarihinden sonra oluşacak kazançlarına da uygulanacak olmasıdır. Bu hususun Anayasa’nın hukuk devleti, hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ayrıca tartışılması gerektiği kanaatindeyim.

5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kurumların para piyasası fonlarından elde ettikleri kazançların vergilendirilmesinde önemli bir değişiklik yapıldı. 

Yeni düzenlemeyle tam ve dar mükelleflerin para piyasası fonlarından elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj getirildi. 

Önceki uygulama nasıldı? 

Önceki düzenlemede, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrası  kapsamındaki kurumların bu kapsamdaki kazançları yüzde 10 stopaj uygulanacak kazançların dışında tutuluyordu. 

Bunun sonucu olarak şirketlerin para piyasası fonlarından elde ettikleri kazançlardan stopaj yapılmıyordu. 

Ancak bu kazançların vergisiz olduğu anlamına gelmiyordu. Tam mükellef kurumlar, elde ettikleri fon kazançlarını kurum kazancına dahil ediyor ve vergisini kurumlar vergisi kapsamında ödüyorlardı. 

Dolayısıyla bugüne kadarki sistemde vergi vardı ancak fon kazancı elde edildiği anda stopaj yoluyla “peşin” bir vergi kesintisi yoktu. 

Şimdi ne oldu? 

11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kurumların kazançları bakımından yeni bir ayrım yapıldı. Buna göre, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki mükellefler ile Kararda ayrıca belirtilen kurumsal yatırımcıların; para piyasası fonlarının katılma paylarından ve unvanında “para piyasası” ibaresi bulunan serbest yatırım fonu katılma paylarından elde ettikleri kazançlarda stopaj oranı yüzde 10, diğer kazançlarında ise yüzde 0 olacak. 

Dolayısıyla bütün yatırım fonlarına yüzde 10 stopaj getirilmiş değil. 

Değişiklik para piyasası fonlarına yönelik 

Bir başka ifadeyle, önceki düzenlemede kurumların kazançları yüzde 10’luk stopajın dışında tutulurken, yeni düzenlemeyle para piyasası fonu kazançları bu uygulamanın dışına çıkarılarak yüzde 10 stopaja tabi tutuldu. 

Tam ve dar mükellefler açısından sonuç aynı mı? 

Stopaj oranı her ikisi için de yüzde 10 olmakla birlikte vergisel sonuç aynı değil. 

Tam mükellef kurumlarda kesilen yüzde 10 stopaj peşin ödenmiş vergi niteliğinde. Kurum, fon kazancını yine kurum kazancına dahil edecek; kesilen stopajı ise hesaplanan vergiden mahsup edebilecek. 

Örneğin şirket para piyasası fonundan 1 milyon TL kazanç elde ettiğinde, 100 bin TL stopaj kesilecek. Bu tutar daha sonra hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilecek. 

Bu nedenle tam mükellef kurumlar açısından düzenleme yüzde 10 oranında ilave bir vergi getirilmesinden çok, verginin bir kısmının peşinen tahsil edilmesi anlamına geliyor. 

Dar mükellef kurumlarda ise yüzde 10 stopaj genel olarak nihai vergi niteliğinde olacak. 

Daha önce alınmış fonlara ne olacak?  

Karar yalnızca bundan sonra alınacak para piyasası fonlarını kapsamıyor; daha önce alınmış fonlar bakımından da oldukça önemli bir düzenleme içeriyor. 

Şöyle ki: 

Kararın yayımlandığı tarihten önce alınmış fonlarda da 5 Eylül 2026 tarihinden sonra oluşan kazanç kısmı yüzde 10 stopaja tabi olacak. Karardan önceki dönemde oluşan kazanç ise yeni stopajdan etkilenmeyecek. 

Örneğin bir şirket, fonu, kararın yayımlanmasından bir ay önce almış ve kararın yayım tarihinden üç ay sonra satmışsa, ilk bir aylık döneme isabet eden kazanç yeni stopaja tabi olmayacak; kararın yayımlanmasından sonraki üç aylık döneme isabet eden kazanç üzerinden yüzde 10 stopaj yapılacak. 

Dolayısıyla düzenleme geçmişte oluşmuş kazançları değil, kararın yayımlandığı tarihten itibaren oluşacak kazancı kapsamaktadır. 

Sonuç olarak 

11734 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla kurumların para piyasası fonlarından elde ettikleri kazançlara yüzde 10 stopaj getirildi. Tam mükellef kurumlar açısından bu stopaj, hesaplanan vergiden mahsup edilebilecek bir peşin vergi niteliğinde olacak. Böylece daha önce kazancın elde edilmesi aşamasında yapılmayan vergi kesintisi artık peşinen yapılacak. 

Düzenlemenin dikkat çeken diğer yönü ise yeni stopajın yalnızca bundan sonra alınacak fonlara değil, daha önce alınmış fonların 5 Eylül 2026 tarihinden sonra oluşacak kazançlarına da uygulanacak olmasıdır. 

Bu hususun Anayasa’nın hukuk devleti, hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından ayrıca tartışılması gerektiği kanaatindeyim.

/././ 

Putin’den Uzak Doğu’ya yönelik teknoloji hamlesi: Kuantum iletişim ağı 2030’a kadar Pasifik’e ulaşacak -Füsun Sarp Nebil- 

Rusya’nın Uzak Doğu bölgesindeki teknoloji hamlesi, kuantum iletişim ağının genişletilmesiyle sınırlı kalmayacak. Putin’in açıkladığı diğer teknoloji başlıkları arasında yapay zekâ, robotik, biyoteknoloji, tele-tıp ve yeni enerji teknolojileri de bulunuyor. Bu alanlarda yapılacak yatırımlar ve geliştirmelerle birlikte Uzak Doğu’nun teknolojik altyapısı güçlendirilerek bölgenin kalkınmasına önemli katkılar sağlanması hedefleniyor. Putin’in belirlediği 2030 hedefleri doğrultusunda, Uzak Doğu’nun teknolojik olarak da daha ileri bir seviyeye taşınması planlanıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Vladivostok’ta Doğu Ekonomik Forumu’nun (EEF 2026) genel kurulunda yaptığı konuşmada, Rusya’nın Uzak Doğu kalkınma stratejisinin önemli bir bölümünü teknoloji üzerine kurdu. Putin’in teknoloji başlıkları  arasında kuantum iletişim ağının Uzak Doğu’ya kadar genişletilmesi, yapay zekâ ve robotik için özel düzenleme rejimi, biyoteknoloji ve biyomedikal araştırmalar, tele-tıp ve yeni enerji teknolojileri öne çıktı.  

Bunların içinde en dikkat çekeni ise Rusya’nın halihazırda 7.800 kilometreyi aştığını not ettiği, “kuantum iletişim ağını” 2030’a kadar bütün Uzak Doğu bölgesel başkentlerine ulaştırma hedefiydi. 

Putin konuşmasını esas olarak Rusya’nın Uzak Doğu bölgesinin 2036’ya kadar kalkınma stratejisine ayırdı. Ancak konuşmanın teknoloji açısından dikkat çekici tarafı, bölgeyi yalnızca limanlar, demiryolları ve enerji tesisleriyle değil, yeni nesil dijital altyapıyla da Rusya’nın Asya-Pasifik kapısı haline getirme hedefi oldu. 

Putin’in konuşmasındaki teknoloji başlıklarına bakıldığında üç katman görülüyor: kuantum iletişim altyapısı; yapay zekâ, robotik ve insansız sistemlerin daha hızlı uygulanması; bunları destekleyecek bilim, enerji ve düzenleme altyapısı. 

Putin: Rusya’nın kuantum ağı 7.800 kilometreyi geçti 

Konuşmanın teknoloji açısından en somut açıklaması kuantum iletişim ağıyla ilgiliydi. Putin, güvenli ve hızlı veri iletiminin kritik olduğunu belirterek Rusya’nın geliştirdiği kuantum iletişim ağının ana yüklenicisinin Russian Railways (Rus Demiryolları - RZD) olduğunu söyledi. 

Putin’e göre Rusya’daki ana kuantum ağının uzunluğu şimdiden 7.800 kilometreyi aşmış durumda. Ağ 27 federal bölgeyi ve nüfusu bir milyonun üzerinde olan 13 büyük şehri birbirine bağlıyor. Putin hükümete ve RZD’ye 2030’a kadar ağı Uzak Doğu’ya ve bölgedeki bütün bölgesel başkentlere ulaştırma talimatı verdi. 

Burada önemli bir terminoloji sorunu var. Putin’in bahsettiği “kuantum ağı”, kuantum internet değil. İkisibirbirine karıştırılabilir. Kuantum iletişim, bugünkü interneti daha güvenli hale getirmeye çalışıyor. Kuantum internet ise gelecekte kuantum cihazlarının birbirleriyle doğrudan haberleşeceği yepyeni bir ağ kurmayı amaçlıyor. 

Örneklersek, Kuantum iletişimde, İstanbul'daki A Bankası Ankara'daki şubesine bir dosya gönderiyor. Dosyanın kendisi yine normal fiber internetten gidiyor. Fakat dosyayı şifrelemek için gereken gizli anahtarın güvenli biçimde paylaşılmasında kuantum teknolojisi kullanılıyor. 

Birisi anahtarın iletildiği kuantum kanalını dinlemeye çalışırsa, fotonları ölçmesi onların kuantum durumunu değiştirir. Taraflar böylece hattın dinlenmiş olabileceğini fark edebilir. Putin'in bahsettiği Rusya'daki 7.800 km'lik ağ esas olarak bu kategoriye giriyor. 

Yani Rusya'nın bankaları veya devlet kurumları arasında dosyalar “kuantum halinde uçmuyor". Normal  veri iletişimine kuantum tabanlı bir güvenlik katmanı ekleniyor. 

Kuantum internet ise çok daha ileri ve henüz gerçekleşmemiş bir hedef. Gelecekte İstanbul'daki bir kuantum bilgisayarıyla Ankara'daki başka bir kuantum bilgisayarını düşünün. Amaç bu 2 bilgisayar ile bir kuantum ağ oluşturmak. Burada artık yalnız şifreleme anahtarı değil,  kuantum bilgisi (qubit-kuantum durumları) ağ üzerinden paylaşılabilecek. 

Bu sayede uzaktaki kuantum bilgisayarları, kuantum sensörleri ve başka kuantum cihazları birbirleriyle bağlantılı çalışabilecek. Bunu bugünkü dünyaya benzetirsek, QKD yani kuantum iletişim = Çok güvenli bir zarf sistemi. Mektubunuz hâlâ normal posta ile gidiyor; ama zarfın güvenliği kuantum fiziğiyle kontrol ediliyor. Kuantum internet, posta sisteminin kendisinin tamamen yeni bir teknolojiye dönüşmesi oluyor. 

Neden Rus Demiryolları? 

İlk bakışta garip gelebilir: Kuantum teknolojisiyle Rus Demiryolları’nın ne ilgisi var? Aslında oldukça mantıklı. İnternetin kablolarla taşındığını düşünürseniz, tüm ülkeyi boydan boya geçen elektrik hatları, demiryolları, karayolları gibi altyapıların yanında bu kabloları döşemek daha kolay.   

Demiryollarının ülke boyunca uzanan çok geniş fiber-optik telekom altyapısı bulunuyor. Moskova’dan ülkenin uzak bölgelerine kadar uzanan bu fiziksel koridorlar, uzun mesafeli kuantum iletişim altyapısı kurmak için kullanılabiliyor. 

Rusya bu nedenle kuantum iletişim yol haritasının koordinasyonunu RZD’ye verdi. Putin’in bugün açıkladığı 2030 hedefi gerçekleşirse, bu ağın Rusya’nın Avrupa bölümünden başlayarak Sibirya üzerinden Pasifik kıyısındaki Uzak Doğu'ya kadar genişletilmesi anlamına gelecek. 

Bu da yalnız bilimsel bir deney değil; devlet, finans, ulaştırma ve kritik altyapı iletişiminin güvenliği açısından stratejik bir altyapı yatırımı anlamına geliyor. Putin’in ikinci teknoloji hamlesi: Uzak Doğu bir “regulatory sandbox” olacak 

Konuşmadaki belki de kuantum ağından sonraki en önemli teknoloji açıklaması ise 1 Ocak 2027 hedefi. Putin, modern teknolojilerin ekonomi, sosyal hizmetler ve kamu yönetiminde daha hızlı kullanılabilir hale gelmesi için Uzak Doğu’da özel bir hukuki rejim oluşturulmasını istedi. Amaç yeni teknolojilerin mevcut bürokratik izin süreçlerine takılmadan gerçek ortamda denenebilmesi. 

Putin’in konuşmasında bunun için verdiği örnekler oldukça dikkat çekici, tarımda drone'lar, endüstriyel robotlar, tele-tıp ve tıbbi değerlendirmelerde yapay zekâ. Yani Uzak Doğu'nun bir çeşit büyük ölçekli regulatory sandbox haline getirilmesi planlanıyor. 

Yeni bir yapay zeka veya robotik uygulaması önce yıllarca düzenlemelerin oluşturulmasını beklemek yerine bölgede daha hızlı denenebilecek, yapay zekâ özellikle sağlık sistemine giriyor. 

Putin'in yapay zeka konusunda verdiği örnek de önemli. Yapay zekânın tıbbi sonuçların ve değerlendirmelerin hazırlanmasında kullanılmasını, yeni hukuki rejim kapsamında denenebilecek teknolojiler arasında saydı. Bu, yapay zekanın yalnız sanayi veya savunma teknolojisi olarak değil, kamu hizmetlerinin parçası olarak konumlandırıldığını gösteriyor. 

Ancak konuşmada hangi yapay zekâ modellerinin kullanılacağı, verilerin nerede tutulacağı veya tıbbi yapay zekâ kararlarının hukuki sorumluluğunun kimde olacağı konusunda ayrıntı verilmedi. Dolayısıyla bu bölüm şimdilik politik hedef, teknik uygulama planı değil. 

Rusya yabancı bilim insanlarını da Uzak Doğu’ya çekmek istiyor 

Putin ayrıca konuşmanın yapıldığı Russky Island'daki inovasyon ve bilim merkezine dikkat çekti. Merkezin, bilgi teknolojileri, biyoteknoloji, biyomedikal ve diğer ileri teknoloji alanlarında uygulamalı çalışmalar yürüttüğünü söyledi. 

Putin, Uzak Doğu'daki bilim merkezleri ve üniversitelere yalnız Rus bilim insanlarının değil, yabancı bilim insanı ve mühendislerin de çekilmesini istedi. Bunun için konut, başlangıç desteği ve ailelere yardım gibi teşvikleri içerecek ayrı bir program hazırlanmasını hükümetten talep etti. 

Bu özellikle Rusya'nın Ukrayna savaşı sonrasında Batı teknoloji ekosisteminden büyük ölçüde kopmuş olması düşünüldüğünde dikkat çekici. Hedefin doğal yönü giderek Asya-Pasifik bilim ve teknoloji ekosistemi oluyor. 

Enerji teknolojisi de planın parçası 

Putin'in teknoloji stratejisinin başka bir ayağı enerji. Uzak Doğu'nun 2050'ye kadar enerji gelişimi için kapsamlı bir program hazırlanacağını söyledi. Bunun içinde temiz üretimin artırılması ve uzak bölgelerin enerji ihtiyacının karşılanması bulunuyor. 

Konuşmada özellikle küçük ölçekli nükleer enerji tesislerinden bahsedildi. Bu ayrıntı yapay zeka ve veri merkezleri açısından da önemli. Çünkü kuantum iletişim, yapay zeka, veri merkezleri ve yüksek performanslı hesaplama altyapısı büyüdükçe Uzak Doğu'nun elektrik ihtiyacı da artacak.  

Malum, yapay zekanın elektrik ihtiyacı masaya konulunca, ABD ve Avrupa’da da Nükleer Enerji yeniden moda oldu. Birden bire nükleer enerji “yeşil enerji” sınıfına alındı ve eskimiş ve kapatılmış tesisler bile yeniden çalıştırılıyor. 

Dolayısıyla konuşmada birbirinden bağımsız düşünülebilecek, enerji, dijital altyapı, yapay zeka ve kuantum iletişim başlıkları aslında aynı ekonomik dönüşüm planının parçaları. 

Putin’in teknoloji mesajı: Uzak Doğu'yu Rusya'nın Asya'ya dijital kapısı yapmak 

Putin'in bugünkü konuşmasını teknoloji açısından ayırdığımızda ortaya oldukça net bir strateji çıkıyor. Rusya Uzak Doğu'yu yalnızca: liman, demiryolu, petrol, doğal gaz bölgesi olarak değil yanısıra teknoloji bölgesi olarak da planlıyor. 

Putin, klasik fiziksel altyapıların üzerine ikinci bir katman ekliyor. Kuantum güvenli haberleşme, Yapay zeka, robotik, biyoteknoloji, yeni enerji ve teknoloji deney alanı. Ve kuantum ağının 2030'a kadar Pasifik'e ulaştırılması bu stratejinin dijital omurgalarından biri olacak. 

Rusya bu 7.800 kilometrelik QKD altyapısını zaman içinde kuantum bilgisayarlarını birbirine bağlayan gerçek bir kuantum ağa dönüştürebilecek mi? Putin'in bugünkü konuşması bunu vaat etmiyor. Fakat Rusya'nın şimdiden ülke çapında fiziksel kuantum iletişim altyapısı kuruyor olması, o geleceğe yönelik önemli bir temel oluşturabilir. 

Putin’in bu konuşması gerçekten de önemli. Rusya'nın mevcut gelişmeleri ve durumu iyi analiz edebildiğini, ülkeyi ileri götürmek için ana noktalarının farkında olduklarını  gösteriyor.

/././

Adalet Bakanlığı, faili belli cinayetleri de inceleyecek mi?-Gökçer Tahincioğlu-

Türkiye’de 1990’lı yıllarda işlenen cinayetlerin failleri, bu cinayetlerin emrini kimin verdiği gayet iyi biliniyor. Düşünün ki Türkiye, Susurluk çetesinin varlığını kabul ederek bu çetenin üyelerini cezalandırdı ancak çete üyelerinin eylemleri cezasız kaldı. Sadece çete kurdukları için komik cezalar aldılar. Üstelik diğer dosyalar gibi kanıtların bulunması da zor değil. Silah numaralarından parmak izlerine tanık anlatımlarından itirafçılara kadar hemen her unsur var bu dosyalarda. Geriye sadece Türkiye’nin hakikatle yüzleşme niyetinde olup olmadığı kalıyor...

Yıllar önceydi.

Aynı mahalle sınırları içerisinde kalan iki ayrı sokakta, bir ay arayla iki ayrı kadın evlerinde bıçaklanarak öldürüldü.

Cinayetlerden birinin failleri kısa süre sonra bulundu zira o kadının öldürüldüğü evde ayrıntılı parmak izi incelemesi yapılmış, rutin sürelerin dışına çıkılarak yapılan ayrıntılı incelemenin sonunda katillerin kimliği tespit edilmişti.

Öldürülen diğer kadının katilleri ise bulunamadı.

Oysa cinayetlerin yakın zamanda, birbirine yakın yerlerde ve benzer yöntemlerle işlenmesi nedeniyle ikinci cinayeti işlediği tespit edilen katillerle ilgili inceleme yapılmış, ilk cinayeti işleme ihtimalleri değerlendirilmişti. Ancak o cinayetin işlendiği dönemde o bölgede bulunduklarını gösteren en ufak bir kanıt yoktu.

* * *

Yıllar sonra faili meçhul kalan dosyaların aşırı biriktiği eleştirilerinin yapıldığı bir dönemde savcılıklara, emniyet ve jandarma teşkilatlarına talimat verildi.

Dosyalar yeniden ele alınacak ve dönemin teknolojik olanaklarıyla yeniden incelenecekti.

Bu talimattan kısa süre sonra hızla birçok dosyada failler bulundu, savcılıklar iddianameler hazırladı.

Faili bulunan dosyalardan biri de faili meçhul kalan o kadın cinayeti dosyasıydı.

Ancak garip biçimde katillerin ikinci kadın cinayeti dosyasında suçlu bulunan, o dönemde de bağlantıları araştırılan kişiler olduğu iddia ediliyordu.

İddianameye göre, o dönem bulunamayan kimi tanıklara ulaşılmış, emniyette teşhis işlemi yapılmış ve tanıklar katilleri kadının öldürüldüğü sokakta gördüklerini anımsamışlardı.

Ancak yargılama başladığında tanıklar aniden gördüklerini unutuverdi!

İddialarına göre emniyetten çağrılmışlardı, emniyette bu kişileri gördüklerini söylemeleri istenmiş ve bunun üzerine teşhis ettiklerini söylemişlerdi. Konunun ayrıntısını da bilmiyorlardı.

Dosya, beraatle sonuçlandı, cinayet faili meçhul kaldı.

* * *

Tek bir örnek, faili meçhul dosyaları aydınlatmak üzere verilen çabaları boşa düşürmez elbette. Belki yetkinin yerel makamlara bırakılmayıp, uzman bir daire başkanlığı üzerinden çalışmaların yürütülmesinin nedeni de benzer kaygılardır…

Her şeyden önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bakanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra ilk iş olarak bu dosyaları ele alması tek başına mühim… Bu konuya özel bir daire başkanlığı kurulması da…

Gürlek, kısa aralıklarla faili meçhul kalmış bazı dosyaların aydınlatıldığı müjdesini de veriyor.

Üstelik birçoğu kamuoyunun bilmediği, muhtemelen çoğu sahipsiz, ne yapacağını bilemeyen, adalet arayan, isteyen ailelerin dosyaları.

Umalım ki gerçekten bu cinayetler aydınlatılmış olsun…

* * *

Ancak bu konuda bazı başlıklarda sessiz kalınması da dikkati çekiyor.

Bu faili meçhul dosyaların yanında, sonuca bağlanmamış, cezasız bırakılmış, aslında faili belli dosyalar da var.

Yıllar boyunca sonuna kadar gidilmesi halinde istenmeyen adreslere çıkacağı için sürüncemede bırakılmış, zamanaşımına girmesi için beklenmiş dosyalar bunlar.

Bir bölümü gerçekten zamanaşımına da girdi.

Türk Ceza Kanunu’ndaki bazı suçlar için öngörülen “zamanaşımı yoktur” hükmü bu dosyalarda uygulanmadı.

Bazı cinayetlerde ise zamanaşımı süresinin dolmasına az bir süre var. Hemen harekete geçilmezse bu dosyalar da zamanaşımına girecek.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda işlenen cinayetlerin failleri, bu cinayetlerin emrini kimin verdiği gayet iyi biliniyor.

Düşünün ki Türkiye, Susurluk çetesinin varlığını kabul ederek bu çetenin üyelerini cezalandırdı ancak çete üyelerinin eylemleri cezasız kaldı. Sadece çete kurdukları için komik cezalar aldılar.

Musa Anter’den Savaş Buldan’a Mehmet Sincar’dan kayıplara kadar uzanan devasa bir liste var. Bu isimlerden bazılarının yakınları Adalet Bakanlığı’na da başvuru yaptı.

Üstelik diğer dosyalar gibi kanıtların bulunması da zor değil. Silah numaralarından parmak izlerine tanık anlatımlarından itirafçılara kadar hemen her unsur var bu dosyalarda.

Geriye sadece niyet kalıyor.

Türkiye’nin hakikatle yüzleşme niyetinde olup olmadığı.

Dokunulmaz kılınan bazı isimlere dokunmak niyetinin olup olmadığı.

Geçtiğimiz günlerde Susurluk çetesinin liderlerinden Abdullah Çatlı’nın sağ kolu olarak nitelendirilebilecek Oral Çeliköldü.

Oral Çelik’in, Abdi İpekçi suikasti, Mehmet Ali Ağca’nın kaçırılması, Papa suikasti gibi eylemler nedeniyle sadece 4 ay cezaevinde kaldığı ortaya çıktı.

Türkiye, bu mu?

Önüne gelenin istediğini öldürdüğü ve sonra “kahraman” ilan edilerek suçlarının ört bas edildiği bir ülke mi Türkiye?

Bakanlık, belki bu soruların da yanıtı olabilecek adımları atar ve bazı dokunulmazlara dokunulmasının yolunu açar.

O zaman gerçekten başka bir iklim üzerine konuşmanın da kapısı aralanabilir.

/././

Bir büyük yazarımız daha bizleri terk etti: Şükran Soner -Atilla Dorsay-

Sevgili Şükran’a aslında öylesine şükran borçluyuz ki... Yazı üslubu, Türkçesi, içtenliği, memleket sevgisiyle öylesine dokunaklı ki...

Evet, Şükran Soner de aramızdan çıkıp gitti. Basında en eski (80 yaşında vefat etti), başından beri aynı gazeteye yazan, Cumhuriyet’i hem gazete hem de siyasal inanç açısından asla terk etmeyen bir hanımefendi idi. Nerdeyse çocukluğundan itibaren, yüz yaşını aşmış (1924’de kurulmuştu) Cumhuriyet’e belki en bağlı gazetecilerden biriydi.

Gerçi Cumhuriyet’in yazar-çizerleri de ayrı bir yazıyı gerektirir. Kuruluş döneminin efsane olmuş eski isimlerine gitmeyip şöyle bir bakarsak ve önce hanımlardan başlarsak... Miyase İlknur, Mine Kırıkkanat, Işık Kansu, Ayşe Emel Mesçi, Nilgün Cerrahoğlu... Jale Özgentürk, Işıl Özgentürk, Zeynep Oral, Bilsay Kuruç, Elçin Poyrazlar, Mine Esen (günümüzdeki ana yönetici)... Ayşegül Yüksel, Evin İlyasoğlu, Dikmen Gürün, Özlem Yüzak... Eren Ayşenur... Işık Kansu, Zülal Kalkandelen, Nergis Şimşek...

Ve isterseniz erkeklere geçelim...Yine Ali Sirmen gibi çok eski isimlere gitmeden bir bakalım. Adnan Binyazar, Özgen Acar, Öner Yağcı, Ahmet Tan, Emre Kongar... Sertaç Eş, Öztin Akgüç, Üstün Dökmen, Bedri Baykam, Ahmet Saltık... Alev Coşkun, Ataol Behramoğlu, Altan Öymen, Özsan K. Öymen... Özdemir İnce, Murat Ağırel, Oktay Ekşi, Özgen Acar, Barış Terkoğlu... Sinan Meydan, Erdal Atabek, Müjdat Gezen, Tuğrul Akşar... Orhan Bursalı, Barış Terkoğlu, Mustafa Balbay, Ergin Yıldızoğlu... Ve daha vs. denebilir.

Evet, işte böyle bir Cumhuriyet... Aralarından süzülüp gelen onca isme ve yeteneğe karşın, Cumhuriyet de zor günler geçiriyor. Hem gazete olarak hem de ülkenin siyasal görünümü açısından... Unutmayın ki bu ikisi de tam bir yüzyılın ürünleri ve de koca bir toplumun temel kaygılarıydı. Ve öyle de sürüyor. 

Sevgili Şükran’a aslında öylesine şükran borçluyuz ki... Biraz rötarla da olsa onu yürekten anmak istedim. Belki son yazılarından birini vermem en iyi seçim olur. Temmuz ayından kalma bu yazı üslubu, Türkçesi, içtenliği, memleket sevgisiyle öylesine dokunaklı ki... Cumhuriyet okuru veya değil, bu yazıyı birlikte okuyalım. Biraz kısaltarak:

Şükran Soner

Prof. İsa Eşme'den yarım kalan aydınlatma atılımı: Köy Enstitüleri

Bugün Cumhuriyet YouTube’dan yayına girecek üç kuşaktan tanıklıklarda, söyleşi konuğumuz Prof. İsa Eşme yarım kalmış Aydınlatma atılımımızı, Köy Enstitüleri’lerini gündemimize taşıyor. Bir ömür boyu eğitim sorunlarının içinde, çözüm arayışlarını araştırmış; sorumluluk almış; çok sayıda kitabı üretmiş; çözüm arayışlarına dönük sayısız söyleşiye katılmış, makale yazmış hocamızın ulaştığı sonuçları üç kuşak söyleşimizle de paylaşmak istedik

Dikkatli okurlarımız Prof. Eşme’nin kuşkusuz ikinci sayfadaki görüşlerini de anımsıyorlardır. Ülkemizde en ağırları 2002 sonrası tek adam rejimleri yetkililerinin keyfi, sınırsız kullanılmasının sonuçları, genç kuşakların geleceğini daha ağır bir bir batağın içine sürüklüyor. Aydınlanmacı eğitimciler 12 Eylül sonrası yasakçı kalıpları içinde de eğitimde dibe çekilişi durdurmak için, görev aldıkları tüm üst derece yönetim kurumlarında ellerinden geldiğince sorumluluk gereklerini yerine getirmek için çok çaba verdiler.

Eğitimde ellerin kolların bağlanabilmesi de tuzak olarak öngörülmüş. YÖK çatısı altında bile Prof. Erdoğan Teziç ve Prof. İsa Eşme’nin eğitimi dibe çekme darbelerine karşı duruşlarını anımsıyorum. Bilimsel sorumluluklarından vazgeçmeyen sorumlu Aydınlanmacılar’ın YÖK çatısı altındaki çabaları kısa süreli soluk yaratabilmiş olsa da, eğitimin en yukardan çok değerli okul öncesi yaşlara kadar her alanda adım adım geriye çekilmesi, dindar ve kindar gençliğin yetiştirilmesi, tarikatların ellerine teslim edilmesi atılımları durdurulamadı. 

Çapa’daki öğretmen okulunda başlamış öğrencilik yıllarının günlerinden, eylemlerinden tanıdığım hocamızın sonraki yıllarda birbirinin üzerine eklemlenmiş yıllarından tanıklıkları, elbette bir söyleşiye sığdığı kadar paylaştılar. 

Ülkemiz gençliği adına nefes alınabilmesi için gerçekçi adımların atılmasının dışında, başkaca bir çözüm olamayacağının altını çiziyor. İzlemenizi, geleceğe dönük hak arayışlarında savaşım vermenizi dilerim.”

İşte örnek bir Şükran Soner yazısı... Ne diyelim, Allah rahmet eylesin...

Şükran Soner
/././
CHP ve Yeni Parti grubu katılmadı, çoğunluk sağlanamadı: Meclis üyelerinin gözaltına alındığı Üsküdar Belediyesi'nde başkanvekili seçimi ertelendi.
Üsküdar Belediyesi'nde bugün yapılması planlanan başkan vekillik seçimi nedeniyle sabahın erken saatlerinden itibaren bina polis ablukasına alındı. Cumhur İttifakı'nın 21 belediye meclisi üyesi ve CHP'li yalnızca 1 üye oylama için salona geldi. Seçim, Meclis'te salt çoğunluk sağlanamadığı için 8 Eylül’e ertelendi. CHP Sözcüsü
Müslim Sarı, Yeni Parti grubuyla ortak karar aldıklarını ve seçime katılmadıklarını belirtti. https://t24.com.tr/gundem/uskudar-belediyesinde -secim-hareketliligi-bina-polis-ablukasina-alindi,1345964

***
15 Temmuz Şehitler ve FSM de dahil; köprü ve otoyollar için 30 yıllığına özelleştirme kararı 


Kararda, 2003 ve 2010 tarihli kararlarla daha önce özelleştirme kapsam ve programına alınan otoyol ve köprülerin de yeni kararla özelleştirme kapsamına alınan otoyollarla birlikte özelleştirilebilmesine karar verildi. Buna göre söz konusu otoyol ve köprüler, çevre ve bağlantı yolları ile üzerlerindeki tesis ve varlıklarla birlikte bir bütün halinde veya ayrı gruplar halinde özelleştirilebilecek. Özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2031'e kadar tamamlanması, sözleşme süresinin ise 30 yıl olması kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararla, Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu'nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arasındaki bölümü özelleştirme kapsam ve programına alındı. Söz konusu kararla, 2003 ve 2010 tarihli kararlarla daha önce özelleştirme kapsam ve programına alınan otoyol ve köprülerin de özelleştirilmesine karar verildi. Bu kapsamda 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü de yer alıyor. 

4 Eylül 2026 tarihli ve 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, söz konusu otoyolların bağlantı yolları ile üzerlerinde bulunan bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri, ücret toplama merkezleri, yük aktarma merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları da özelleştirme kapsamında olacak. 

Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz duruma sert çıktı. Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda 2 boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındığını duyuran Yavuzyılmaz, “Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun; 2025 yılı toplam kârı 600 milyon dolar; 30 yıllık toplam kârı 18 milyar dolar! Güncel kurla 871 Milyar 920 milyon lira!” hesabı yaptı. Yavuzyılmaz, iktidara, "Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır! Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!” diye seslendi.

Resmî Gazete'deki kararla özelleştirme kapsamındaki otoyol, çevreyolu ve köprüler şöyle:

Edirne-İstanbul-Ankara Otoyolu, Pozantı-Tarsus-Mersin OtoyoluTarsus-Adana-Gaziantep Otoyolu, Toprakkale-İskenderun Otoyolu, Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu, Niğde-Pozantı Otoyolu, Ankara Çevre Otoyolu, İzmir Çevre Otoyolu, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Çevre Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu, Bursa Çevre Otoyolu'nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 

Cumhurbaşkanı kararına göre, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu’nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arası bağlantı yolları ve bunların üzerinde bulunan bakım, işletme ve hizmet tesisleri, ticaret toplama ve yük aktarma merkezleri özelleştirme kapsam ve programına alındı. Kararda, 2010 yılında özelleştirme kapsam ve programına alınan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün işlettiği köprü ve otoyollara da işaret edildi. 

Daha önce kapsamda bulunan otoyol ve köprüler de yeni düzenlemeye dahil 

Kararın 2'nci maddesinde, yeni kapsamın daha önce alınan özelleştirme kararlarıyla birlikte ele alınacağı belirtildi. 

Buna göre Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 24 Şubat 2003 tarihli ve 2003/4 sayılı kararıyla özelleştirme kapsamına alınan otoyol ve köprüler ile 15 Ekim 2010 tarihli ve 2010/88 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alınan otoyol ve köprüler de düzenleme kapsamında bulunuyor. 

2010 tarihli kararda, daha önce 2003 tarihli kararla özelleştirme kapsamına alınan Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep ve Toprakkale-İskenderun otoyolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri özelleştirme programına alınmıştı. 

Aynı kararla bu otoyol ve köprülerin bağlantı yolları, ayrıca Gaziantep-Şanlıurfa, İzmir-Çeşme ve İzmir-Aydın otoyolları ile Ankara, İzmir ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Çevre Otoyolları ve bunların bağlantı yolları da özelleştirme kapsam ve programına alınmıştı. 

2010 kararında ayrıca söz konusu otoyol, köprü ve bağlantı yolları üzerindeki hizmet tesisleri, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıkların da kapsama alınmasına karar verilmişti. 

Yeni üç otoyol mevcut kapsama ekleniyor 

2026 tarihli kararla ise söz konusu mevcut kapsama Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu'nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arasındaki bölümü eklenmiş oldu. 

Kararın 2/c bendinde, önceki kararlarda belirtilen otoyol ve köprülerle yeni kararla kapsama alınan otoyolların; çevre ve bağlantı yolları, bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri, yük aktarma merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıklarıyla birlikte bir bütün halinde veya ayrı ayrı gruplar halinde özelleştirilebilmesine karar verildi. 

Kararda özelleştirmenin mülkiyet devri yöntemi hariç olmak üzere gerçekleştirilmesi öngörüldü. Buna göre; işletme hakkının verilmesi, kiralama, mülkiyetin gayri ayni haklarının tesisi, gelir ortaklığı modeli, işin gereğine uygun diğer hukuki tasarruf yöntemleri kullanılabilecek. Bu yöntemlerden biri veya birkaçı birlikte uygulanabilecek. 

Kararla özelleştirme sözleşmesinin süresi 30 yıl olarak belirlendi. 

Özelleştirme işlemlerinin ise 31 Aralık 2031'e kadar tamamlanmasına karar verildi. 

Özelleştirme tamamlanana kadar işletme KGM'de 

Özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar söz konusu otoyollar, çevre ve bağlantı yolları, köprüler, bakım ve işletme tesisleri, hizmet tesisleri, ücret toplama merkezleri ve yük aktarma merkezlerinin bakım, onarım, işletim ve diğer yükümlülükleri Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. 

Özelleştirme sonrasında bu varlıkları devralacak işletmecilerin bakım, onarım, işletim ve diğer yükümlülükleri KGM tarafından belirlenecek. Bu yükümlülüklere ilişkin denetim ve kontroller de KGM tarafından yapılacak. 

Yavuz Denizyılmaz: Vatandaşa ihanet!

Yeni Parti Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz duruma sert çıktı. Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda 2 boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındığını duyuran Yavuzyılmaz, “Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun; 2025 yılı toplam kârı 600 milyon dolar; 30 yıllık toplam kârı 18 milyar dolar! Güncel kurla 871 Milyar 920 milyon lira!” hesabı yaptı.  

Yavuzyılmaz, “Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş ve devletin yüksek kârla işlettiği bu köprüleri, otoyolları ve çevre otoyollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir. Bu yolları özelleştirmeyle işletecek olan şirketler 30 yıl boyunca araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapacaklar. Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır! Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!” diye yazdı.

***

T-24

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -5 Eylül 2026-

Munzur Üniversitesi personeli Cem Tekinoğlu’nun dikkat çeken para trafiği: Para gönderdiği kadınlar arasında üniversite öğrencileri de var -...