Hayatında hiçbir şiddet eylemine katılmamış, bu nedenle suçlanmamış olan Mehdi Zana yaşamının 16 yılını, Abdi İpekçi cinayeti başta olmak üzere pek çok cinayet ve yaralama eyleminde ana faillerden biri olarak gösterilen Oral Çelik, Türkiye’de, yaşamının sadece 4 ayını cezaevinde geçirdi. 12 Eylül darbesine giden zeminin taşları itinayla dizilirken Mehdi Zana belediye başkanı, Oral Çelik bir tetikçiydi. Ağca, Çelik tarafından askeri cezaevinden kaçırılırken, Diyarbakır’a halkın oylarıyla belediye başkanı seçilen Mehdi Zana, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence görüyordu. Kürtçe konuştuğu, Kürtçe savunma yaptığı için hep işkence görmeye devam etti.
Başımıza gelen ne varsa normalleştirdiğimiz ülkede artık günlerce konuşulması gereken yaşam ve ölümlerin de üzerinden öylece geçilip gidiliyor.
Oysa o yaşam hikâyelerinde hem dünün hem bugünün Türkiye’sinde olup bitenleri net biçimde anlayabileceğimiz izler saklı.
29 Ağustos’ta Mehdi Zana yaşamını yitirdi, 30 Ağustos’ta Oral Çelik.
Bu iki ismin yan yana konulması, birlikte anılması doğru değil elbette… İdeolojik bir bakışla, herkesin kendi kahramanlarını savunması değil sözünü ettiğimiz. Objektif olarak değil… Hayatını hak mücadelesine adamış bir insanla, bütün yaşamını sözde kahramanlıklarla geçirmiş, cinayet, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı dışında mesleği olmamış bir insanı nasıl birlikte anabiliriz ki?
Ama Türkiye’nin bu iki isme nasıl baktığını, nasıl davrandığını konuşabiliriz.
Özetle başlayalım.
Hayatında hiçbir şiddet eylemine katılmamış, bu nedenle suçlanmamış olan Mehdi Zana yaşamının 16 yılını, Abdi İpekçi cinayeti başta olmak üzere pek çok cinayet ve yaralama eyleminde ana faillerden biri olarak gösterilen Oral Çelik, Türkiye’de, yaşamının sadece 4 ayını cezaevinde geçirdi.
* * *
Zana, yoksul bir ailenin çocuğuydu.
Genç yaşta terzi çırağı oldu. Siyasetle yakından ilgiliydi.
Yanında çalıştığı Niyazi Tatlıcı’nın dükkânı, o dönem Kürt aydınlarının da uğrak yerlerindendi. Hemen her siyasetten farklı isimler dükkâna gelir, fikirlerini tartışırdı.
Zana, bu büyülü atmosferde büyüdü ve Türkiye İşçi Partisi saflarında siyasete atıldı.
Kürt kimliğinin yok sayılmasına, Kürtçe’nin yasaklı olmasına tepkiliydi. Bu konudaki her konuşması ceza nedeni yapıldı. Genç yaşından itibaren cezaeviyle tanıştı. Ama siyaseti sürdürdü, Diyarbakır’da, eylemlerde Zana’yı hep en önde görmek mümkündü.
Mehdi Zana, 12 Mart 1971’de askeri muhtıra verildiğinde cezaevindeydi. Hilvan’da düzenlenen mitingdeki konuşmaları nedeniyle tutuklanmıştı.
Aynı yıllarda Alparslan Türkeş’in Diyarbakır’a gelmesine tepki gösteren gruba önderlik ettiğinde iyice hedef haline gelmişti. Sürekli tutuklanıyor ve tahliye ediliyordu. Birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarıyla da zaman zaman görüş ayrılıklarına düşüyordu.
Diyarbakır Belediye Başkanlığı’na aday olduğunda herkes dudak büktü. Eskiden birlikte siyaset yaptığı çevreler bile inanmıyordu kendisine.
Konuşmaları nedeniyle, seçime bir gün kala gözaltına alındı. Bu gözaltı, kentteki bütün dengeleri değiştirdi. Zana, en yakın rakibine iki kat fark atarak belediye başkanlığını kazandı.
Mehdi Zana
* * *
Belediye başkanlığı dönemi de böyle geçti. Devlet, Zana’yı yok sayıyordu.
Hayatını değiştiren karşılaşmalardan biri 1979’da yaşandı. Gazeteci Faruk Bildirici’nin bugünü anlamak için mutlaka okunması gereken, “Yemin Gecesi” kitabındaki anlatımına göre, 12 Eylül askeri darbesinden sadece bir yıl önce, darbeci generaller, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’le birlikte Diyarbakır’a geldi.
Darbeden sonra Kürtçe konuşma yasağı koyacak olan Evren, belediyeyi ziyaret etmedi. Ancak Mehdi Zana, Orduevi’nde düzenlenen yemeğe eşi Leyla Zana ile katıldı.
Evren ve komutanlar yemek boyunca Zana’ya ağır sözlerle yüklendi. Zana ise altta kalmadı. Komutanlar öfkeliydi.
Unutulmaz anlardan biri, Bilici olan soyadını aynı anlama gelen Kürtçe, Zana ile değiştirmesine takılan generallerden biri ile yaşandı.
Zana, “Yahu bu Zana ne demektir?” diye imayla soran generale, yüzündeki şark çıbanına ve Malatyalı olmasına atıfla, “Anlamını biliyorsunuz, siz de Kürtsünüz” yanıtını verdi. “Malatyalıyım ama Kürt değilim” diye öfkeyle çıkıştı general.
Zana, sonradan Milli Güvenlik Konseyi’nde yer alacak Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın kendisine takılmalarını da yanıtsız bırakmadı. Az önce eşinin hastalığından yakınan Şahinkaya’ya, “Leyla, okusun üflesin, inancınız varsa” diye takıldı. Şahinkaya, muskasını çıkartarak, “Sizler komünistsiniz inanmazsınız ama bizler inanırız” dedi. Zana ise “Allahım şükürler olsun, böyle üst düzeylere gelmiş komutanlarımızın dinlerine muti olduklarını gördüm” diye alaycı yanıt verdi.
Kendisini yok sayan, küçük gören komutanlarla aynı dilden konuşuyordu.
Bedelini ödedi bu cesaretinin!
12 Eylül’den hemen sonra tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne konuldu ve ağır işkenceden geçirildi. 1991’e kadar cezaevinde tutuldu. Henüz çocuk denilecek yaşta evlendirilen Leyla Zana, o dönemde okudu, siyasete atıldı, Mehdi Zana’dan ayrı bir kimlik olarak kendini kabullendirdi, siyasi tarihe damga vurdu.
* * *
Mehdi Zana, cezaevi döneminden sonra aktif siyasete girmedi ama görüşlerini her yerde dillendirmeye devam etti. Toplamda 16 yıl hapis yattı.
Öyle ki Leyla Zana’nın DEP milletvekiliyken dokunulmazlığı kaldırılıp cezaevine konulduğu, bu nedenle henüz küçük yaştaki çocuklarına baktığı dönemde bile Mehdi Zana, sadece önceki konuşmaları gerekçe gösterilerek cezaevine konuldu.
Yaşamı boyunca yargılandı, tehditlere maruz kaldı, takip edildi.
Mahkemede Kürtçe savunmak yapmak istemesi “bölücülük” sayıldı.
Kürt kimliğine yönelik konuşmalarının tamamı dava konusu yapıldı.
Suçu buydu!
* * *
Bir de Türkiye’nin Oral Çelik’e olan tavrına bakalım.
70’li yıllardan itibaren yaşamını şiddetle, kanla, yasadışı yol ve yöntemlerle geçiren ve “kahraman” olarak anılmak isteyen Çelik’e…
Çelik’in ismi Bahçelievler Katliamı’nda, Malatya’da öldürülen öğretmen Nevzat Yıldırım cinayetinde, Abdi İpekçi cinayetinde, Papa suikastinde geçiyordu.
Aynı zamanda İpekçi cinayetinden sonra Mehmet Ali Ağca’nın cezaevinden kaçırılması, cinayetten önce silah ve barınmayı sağladığı iddiaları vardı.
Avrupa’da buna uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlamaları eklendi. Yurt dışına Ağca ile birlikte çıktıkları tarihe kadar hiç cezaevine girmedi.
Arşiv bilgilerine göre, Oral Çelik, 14 Kasım 1986'da Fransa'da "Bedri Ateş" adına düzenlenmiş sahte bir pasaportla ve uyuşturucu suçlamasıyla yakalandı. Tam da Türkiye’nin Abdullah Çatlı ve Oral Çelik dahil arkadaşlarını ASALA’ya karşı görevlendirdiği iddia edilen dönemde…
Nedense ASALA’yı bitirdiği söylenen bu ekibin neredeyse tamamı aynı dönemde uyuşturucu ticaretinden yakalandı.
Yakalandıktan sonra Oral Çelik olduğunu ısrarla reddetti ancak sonra kabullenmek zorunda kaldı. Yaklaşık 4 yıl cezaevinde tutuldu.
Fransa'da gerçek kimliği tespit edildikten sonra Papa suikastı davası kapsamında İtalya'ya iade edildi. İtalya'da yaklaşık 2 yıl tutuklu yargılandıktan sonra beraat etti. Papa suikastinde gözcülük yaptığı öne sürülen Çelik’i, Abdullah Çatlı’nın ifadesi kurtardı.
Ardından İsviçre'ye iade edilen Çelik, buradaki suçlamalar ve geçmişteki uyuşturucu dosyaları nedeniyle cezaevinde kaldı. Fransa, İtalya ve İsviçre’de yaklaşık 10 yıl cezaevinde tutulduktan sonra Türkiye’ye iade edildi.
Oral Çelik
* * *
Türkiye böyle bir ismi yargılamak için ister değil mi? Bunun için iade talep eder. İstemedi. Oral Çelik, kendi talebiyle Türkiye’ye gönderildi.
Çelik’in dosyalarının büyük bölümü için zamanaşımı işlemi yapıldı.
Abdi İpekçi suikastı ve "silahlı çete üyesi olmak" suçlamaları sürüyordu. 23 Ocak 1997 tarihinde tahliye edilerek serbest bırakıldı.
Türkiye'de yaklaşık 4 ay cezaevinde kaldı.
1999’da İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, İpekçi suikasti davasında "kesin ve inandırıcı delil bulunamadığı" gerekçesiyle Çelik hakkında beraat kararı verdi.
2006'da bir gazeteye verdiği röportajda "İşin ortasındaydım, detaylar bende saklı" ve "Ağca'yı cezaevinden ben kaçırdım" demesi üzerine yeniden yargılanması talep edildi ama bu talep reddedildi. Ağca’yı cezaevinden kaçırdığını da övünerek anlattı ama zaten bu dosya da zamanaşımına girmişti.
Tahliye edildikten bir yıl sonra, 1998’de, hakkındaki davalar sürerken Malatyaspor’a başkan oldu. Susurluk davasından da yargılanmaktan kurtulmuştu.
Bir daha da birkaç gözaltı dışında hiç sıkıntı yaşamadan yaşamını sürdürdü. “İş insanı” unvanı bile aldı.
* * *
12 Eylül darbesine giden zeminin taşları itinayla dizilirken Mehdi Zana belediye başkanı, Oral Çelik bir tetikçiydi.
Askeri cezaevinden bir katili kaçıran, Çatlı çetesinin baş aktörlerinden Oral Çelik, hep ödüllendirildi.
Darbeye giden yolda İpekçi’nin öldürülmesi de en önemli kavşaklardan biriydi.
Türkiye, Abdi İpekçi gibi bir ismi öldürenlere bile doğru düzgün bir ceza vermedi. Bir sır kutusunun içine kapattı olanı biteni.
Ağca, Çelik tarafından askeri cezaevinden kaçırılırken, Diyarbakır’a halkın oylarıyla belediye başkanı seçilen Mehdi Zana, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence görüyordu.
Kürtçe konuştuğu, Kürtçe savunma yaptığı için hep işkence görmeye devam etti.
Bu ülke, bugüne böyle geldi.
İki ölüm, bize bir resim sunuyor.
Ama bugün bile bu kadar açık seçik bir resmi bile isteyen istediği gibi, sloganlara hapsedilmiş gözlerle görüyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder