Emekçi proteine hasret: Sofrasına et koyamayan milyonlar ne yapmalı? -Burcu Günüşen / soL-

 2021 yılında 45 lira olan dana eti bugün kesimhanelerde 602 liraya satılıyor. 5 yıl önce bir asgari ücrete kesimhane fiyatıyla 63 kilo et satın alınabilirken bugün bu miktar 46 kiloya geriledi. Market fiyatlarıyla hesaplandığındaysa durum daha vahim. Asgari ücretin değeri sadece 32,5 kilo kıymaya denk geliyor. Peki sofrasına et koyamayan asgari ücretli ne yapmalı?

Türkiye’de milyonlarca emekçi uzun süredir artan et fiyatları ve düşen alım gücü nedeniyle sofrasına kırmızı eti koyamıyor. Beyaz ette de tüketim OECD ortalamalarının çok gerisinde seyrediyor. Süt ve süt ürünlerinde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.

Yüksek protein içeriğine sahip hayvansal kaynaklı besinler et, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri. Bitki bazlı protein kaynakları ise başlıca tahıl, baklagiller ve sert kabuklu yemişler olarak biliniyor.

Bilim ve Aydınlanma Akademisi’nin 2021 tarihli Beslenme Komisyonu raporuna göre, proteinlerin yapıtaşları arasında yer alan aminoasitlerden diyetle alınması gereken esansiyel aminoasitler açısından hayvansal kaynaklar öne çıkıyor. Bunun sebebi içerdikleri aminoasit bileşiminden kaynaklanıyor.

Hayvansal ürünlerin her biri insan beslenmesinde vazgeçilmez olan aminoasitlerin tamamını içerirken, bitkisel kaynaklarda ise bu aminoasitler farklı miktarlarda bulunmakla birlikte, tamamının tüketilebilmesi için diyetteki bitkisel ürün çeşitliliğinin artırılması gerekiyor.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine dayanarak sağlıklı bir yetişkinin günlük alması gereken protein miktarı vücut ağırlığının her bir kilogramı için 0,8-1 gram olarak öneriliyor. Bunun da yüzde 42’sinin hayvansal kökenli olması tavsiye ediliyor.

Bakanlık tavsiyesi: Özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde günde 2-3 köfte kadar et tüketilmeli

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Dairesi Başkanlığı adlı bir başkanlık bulunuyor. Bu başkanlığın yayımladığı beslenme rehberinde "Etler iyi kalite protein kaynağıdır. Özellikle protein gereksiniminin arttığı, hızlı büyümenin olduğu bebeklik, çocukluk dönemlerinde diyette mutlaka yer alması gerekir. Günlük 2-3 köfte kadar et-tavuk-balık-hindi tüketilmelidir. Etin kendisi protein içerdiği için suyundan ziyade kendisi yenilmelidir" deniliyor.

Ancak ülkemizde protein alımının çok daha azı hayvansal ürünlerden karşılanıyor.

2025 yılı OECD verilerine göre ülkemizde toplam et tüketimi yıllık kişi başına yaklaşık 29 kilo oldu. Bu miktar ABD’de 80, AB’de 54 kilogram. OECD ülkelerinin ortalaması ise yaklaşık 57 kilogram.

Bu veriler Türkiye’de toplam et tüketiminin ABD, AB, OECD ile karşılaştırıldığında ne kadar geride olduğuna dair tabloyu ortaya koyuyor:


Kişi Başı Yıllık Toplam Et Tüketimi (OECD 2025)

Amerika Birleşik Devletleri (ABD): 80,3 kg

Dana/Sığır: 23,2 kg
Domuz: 21,7 kg
Kümes Hayvanları: 35,0 kg
Koyun: 0,4 kg

Avrupa Birliği (AB): 54,4 kg

Domuz: 28,0 kg
Kümes Hayvanları: 16,2 kg
Dana/Sığır: 9,2 kg
Koyun: 1,0 kg

OECD Ülkeleri Ortalaması: 56,7 kg

Kümes Hayvanları: 21,9 kg
Domuz: 20,3 kg
Dana/Sığır: 13,4 kg
Koyun: 1,1 kg

Türkiye: 28,6 kg

Dana/Sığır: 11,9 kg
Kümes Hayvanları: 11,9 kg
Koyun: 4,8 kg
Domuz: 0,0 kg (Sıfıra yakın)

Veteriner Hekimler Derneği Genel Başkanı Gülay Ertürk benzer bir durumun süt ve yumurtada da yaşandığını söylüyor: AB ülkeleri yılda 311 litre süt içiyor, biz 274 litre. Onlar yılda kişi başı 300 yumurta yiyor. Biz de ortalama 202.”

Beş yıl önce 45 lira olan dana etinin üretici fiyatı bugün 602 lira

Ulusal Et Konseyi’nin 21 Mayıs 2026 tarihli fiyat listesine göre kombinalar ve kesimhanelerden alınan yağsız dana eti fiyatı 601,70 lira. Yağsız kuzu etiyse 680 lira. Geçen yıla göre dana etinde fiyat artışı yüzde 35 olurken kuzu etinde yüzde 29,6 oldu.

Beş yıl önce (2021) asgari ücret 2 bin 825 lirayken Ulusal Et Konseyi’nin o yılın 27 Mayıs haftasındaki fiyat listesine göre dana etinin kilosu 45 liraydı. Yani o zaman asgari ücretle 63 kilo dana eti alınabiliyordu. Bugün ise bu üretici fiyatlarıyla asgari ücret 46 kilo dana eti fiyatına denk geliyor.

Ulusal Et Konseyi’nin yayınladığı bu fiyatların üretici fiyatları olduğu, perakende satış fiyatlarının bunların belirgin biçimde üstünde seyrettiği göz önüne alındığında kırmızı ete dar gelirlinin ulaşmasındaki güçlükler daha fazla ortaya çıkıyor.

Bugün asgari ücret 32,5 kilo kıyma fiyatına denk 

Dana-kuzu kıymalık etin kilosu bugün çok yaygın olan bir süpermarket zincirinde yaklaşık 860 liradan satılıyor. Yani asgari ücretle bugün 32,5 kilo kıyma alınabiliyor.

"Türk halkı olarak bizim kırmızı et tüketimimiz olması gereken seviyede değil” diyen veteriner hekim Gülay Ertürk halkın protein açığını kanatlı et ve kurban bayramlarındaki kesimlerle kapatmaya çalıştığını belirtti. 

Ertürk Türkiye’de hem büyükbaş, hem küçükbaş hayvan sayısında azalma olduğunu söylerken kesim sayısının da geçmişe kıyasla azaldığını dile getirdi.

Bunun sebebi de hem halkın alım gücündeki düşüşle beraber azalan talep hem de girdi maliyetleri artan üreticinin sektörden çekilmesi.

Küçükbaş sayısındaki gerileme

Türkiye’nin 1980’lerde nüfusu 44 milyonlardayken mevcut koyun sayısının 50 milyon, keçi sayısının 20 milyon olduğunu belirten Ertürk şu anda toplam koyun-keçi sayısı 52-55 milyon civarında olan Türkiye’de küçükbaş hayvancılıktaki gerilemeye işaret ediyor.

Halk artık süte de ulaşamıyor

Hem üreticinin hem tüketicinin yaşadığı darboğaz nedeniyle oluşan tabloya işaret eden Ertürk sütte durumu şöyle anlatıyor: Süt üreticisi de zor durumda ama sütü tüketen halk da zor durumda. Bir kutu süt alıyorsunuz, markasına, yağ oranına, protein oranına göre değişiyor fiyatı. 70-80 liraya bir litre sütü de vatandaş alamıyor. Ama öte yanda da sütün belli bir maliyeti var, bu maliyeti karşılamakta zorlanan üretici de para kazanamıyor. Çünkü her şey dışa bağımlı. Bugün özellikle süt inekçiliğinde en büyük masraf yem. Hayvancılık giderinin yüzde 70’i yem. Özellikle konsantre yemlerde, hammadde olan mısırda yüzde 70, soyada yüzde 90 dışa bağımlıyız. Bunlar hep ithal, dövizle alıyoruz, dolayısıyla üretici para kazanamıyor. Ulusal bir hayvancılık politikasının oluşturulması gerekiyor. Örneğin koyunculuğun da geliştirilmesi kırmızı et alanında bir fikir. Meralarımız talan edildi. 1940’lı yıllarda 44 milyon hektar meramız vardı, bugün 13-14 milyon hektara düştü.”

Gizli açlık nedir? Emekçiler ne yapmalı?

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Kutay Sırıklı’ya göre Türkiye’de alım gücü düşen geniş kitleler ağırlıklı olarak karbonhidrat bazlı beslenmeye yöneldiği için ciddi oranda gizli açlık çekiyor. Gizli açlık, bireyin günlük kalori ihtiyacını karşılayarak tokluk hissi sağlamasına rağmen; demir, çinko, iyot, A vitamini, B12 gibi hayati öneme sahip mikro besin öğeleri ve nitelikli proteinlerden mahrum kalması durumudur. Bu tablo, kalori açığı olmaksızın hücre düzeyinde yetersiz beslenmeyi ifade eder. Uzun vadede bağışıklık sisteminin zayıflamasına, bilişsel fonksiyonların gerilemesine, fiziksel ve zihinsel gelişim bozukluklarına neden olur.”

Sırıklı'ya göre mutlak açlığın istatistiği tutulabiliyorken, gizli açlığın nüfus düzeyindeki ölçümü çok daha zor. Türkiye'de mutlak açlık oranları düşük seyrediyor. Yüksek oranda kıtlık veya açlığa bağlı kayıplar yaşanmıyor. Ancak yüksek gıda enflasyonunun bir sonucu olarak, alım gücü düşen geniş kitleler ağırlıklı olarak tek tip ve karbonhidrat bazlı beslenmeye yöneldiği için ciddi oranda gizli açlık çekiliyor.”

​Fizyolojik sürdürülebilirliğin temeli olan "yeterli ve dengeli beslenme" ilkesinin ancak geniş bir yelpazede gıda çeşitliliğine erişimle sağlanabileceğini söyleyen Sırıklı “Mevcut ekonomik koşullarda ise tüketim alışkanlıkları besin kalitesinden koparak yalnızca karın doyurma eylemine indirgenmiş durumdadır” diyor.

Peki bugünkü koşullarda yeterli ve dengeli beslenemeyen bir emekçi ne yapmalı? Bireysel tüketim alışkanlıklarında basit değişiklikler soruna bir nebze de olsa çare olur mu?

Alanı olan gastronominin “gıdayı duyusal ve besinsel açıdan en üst seviyeye taşımak için disiplinler arası bilimsel yaklaşımlar kullandığını” dile getiren Sırıklı “Bir yemeğin tat, doku, aroma ve yapısal dengesini iyileştirme uğraşı, on binlerce yıllık kültürel birikimin ve gelişimin bir sonucudur. mutfak kültürleri bu şekilde ilerler” diyor.

Ancak nitelikli gıdaya erişimi engellenen emekçilere "uygun maliyetli alternatifler" veya "hayatta kalma reçeteleri" sunmayı etik açıdan “kabul edilemez” olarak değerlendiriyor.

'En sağlıklı tavsiye: Boş tencerelerle sokağa çıkmak'

Sırıklı şöyle diyor: İnsanlık, nitelikli gıdaya erişim hakkına sahiptir. İnsanları asgari olana ikna etmek, yoksunluğu meşrulaştıran ikame yöntemler önermek veya azıyla yetinmeye yönlendirmek mesleki ve toplumsal sorumlulukla bağdaşmaz. Bu bağlamda, gıda yoksulluğuna karşı verilebilecek en ‘sağlıklı’ tavsiye, bireysel tüketim alışkanlıklarını iyileştirmek değildir. Bu eşitsizliği yaratan düzene karşı boş tencerelerle sokağa çıkmaktır.”

Burcu Günüşen / soL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Emekçi proteine hasret: Sofrasına et koyamayan milyonlar ne yapmalı? -Burcu Günüşen / soL-

  2021 yılında 45 lira olan dana eti bugün kesimhanelerde 602 liraya satılıyor. 5 yıl önce bir asgari ücrete kesimhane fiyatıyla 63 kilo et ...