CUMHURİYET "Köşebaşı" -3 Temmuz 2025-

Büyük sürüklenme -Ergin Yıldızoğlu-

ABD ve İngiltere’de jeopolitik alanında rastladığım kimi çalışmalar önemli bir korkuyu yansıtıyordu: Dünya bir “Büyük Savaş”a doğru sürükleniyor. Artık, kapitalizm, “küreselleşmenin” (ABD hegemonyasının) dünyasından farklı bir yerde. Örneğin McKinsey araştırma şirketinin bir raporuna (Multinationals at a crossroads: Adapting to a new geopolitical era) göre çokuluslu şirketler (ÇUŞ), on yıllardır, tedarik zincirlerini, yatırımlarını ve üretim ağlarını sadece maliyet ve verimlilik üzerinden tasarladılar. Bu dönem sona eriyor. Küresel rekabet, artık, yalnızca piyasalarla, teknolojiyle sınırlı değil. Kritik madenler, enerji altyapısı, iletişim kabloları ve lojistik ağlar, doğrudan jeopolitik cephelere (paylaşım alanlarınaEY) dönüştüler.

Günümüzde hayat, cep telefonlarından savaş uçaklarına, elektrikli araçlardan füze sistemlerinin üretimine çoğu kez isimlerini bile bilmediğimiz bazı elementlere dayanıyor. Bu minerallerin üretim, arındırma süreçleri üzerinde tekelci bir konuma sahip olan Çin, 2025’te ABD ve müttefiklerinin yarı iletken teknolojilerine koyduğu kısıtlamalara karşılık, germanyum ve galyum ihracatını kısıtlayarak, konumunu bir jeopolitik silah olarak kullanabiliyor.

Geopolitical Monitor’dan Nicholas Weber “Unsecured Fronts: How Hybrid Warfare Influences Strategic Competition” başlıklı çalışmasında (25/06/2025) bu sürüklenmenin, ekonomik yaptırımlar, siber saldırılar, sabotajlar ve hammadde ambargolarıyla ilerlediğine dikkat çekiyor. Lawrence Freedman “The Age of Forever Wars”(Foreign Affaires Mayıs/Haziran 2025) başlıklı yazısında, savaşların, artık kısa sürede bir zafer getirmediğine, beklentilerin aksine sonu gelmez çatışmalara açıldığını saptıyordu.

ÇUŞ VE JEOPOLİTİK

McKinsey raporuna göre ÇUŞ, şimdi çok zor tercihlerle, karşı karşıyalar: Çin gibi denetimli piyasalardaki kâr oranlarını sürdürmek, artık savaş, yaptırım, el koyma veya ani tedarik kesintileri riskine değiyor mu? Ekonomik verimlilik, hukuk düzeni ve mülkiyet güvencesi üzerine inşa edilen eski dünya hızla dağılıyor. Foreign Affaires’te Wess Mitchell’in (The Return of Great-Power Diplomacy)- May/June 2025) vurgulandığı gibi Soğuk Savaş sonrası dünyanın, kurumlarının, kurallarının barışı garanti edebileceği düşüncesi (ABD hegemonyasının restorasyon beklentisi-EY) artık tarih oldu.

Bir süredir, ABD, Çin ve Rusya, sadece bölgesel nüfuz alanları üzerinden değil; enerji, hammadde, veri ve üretim teknolojileri üzerinden de rekabet ediyorlar. Bu sürüklenme içinde diplomasi, açıktan bir güç mücadelesinin aracına dönüşüyor. Trump yönetiminin dış politikasında, Nazi hukukçusu Carl Scmidt’in, o dönemde yeni bir “Büyük Savaş”ın zemini hazırlayan “pluriversum” teorisinin (dünyanın büyük güç arasında paylaşılması savaşı önler) canlandığı görülüyor. Gerçekte, böyle çok kutuplu dünyada ABD, Çin ve Rusya’yı aynı anda dengeleyecek kaynaklardan yoksun ve “Büyük Savaşlar”, genellikle küçük hesap hatalarıyla başlıyor.

VE TÜRKİYE

Dünya, enerji boru hatlarında, nadir toprak madenlerinde, çip ambargolarında ve altyapı sabotajlarında ilerleyen bir ekonomik, diplomatik savaş alanına dönüşüyor. Hem şirketler hem de devletler için artık, tedarik zincirleri sadece ticaret değil, bir ulusal güvenlik sorunu ve ekonomik, finansal bağımlılıklar, potansiyel tehdit kanalları. “Büyük Savaş” artık imkânsız değil. Ve buna hazır olmayanların -ister devlet ister şirket olsun- bu savaşın doğrudan cephesi (paylaşım alanı) olması kaçınılmaz.

Bu savaşa giden süreçte, gıda, su, enerji, yarı iletkenler, nadir maden tedariklerine ilişkin rekabetin toplumlarda yaşamsal basınçlar yaratması kaçınılmaz. Bu sürüklenme içinde tek tek ülkelerin güvenliği, askeri kapasitelerinin, ait oldukları ittifaklar sisteminin yanı sıra ve daha da önemlisi, ülke içindeki ekonomik siyasi, hatta kültürel dengelere, yönetimin vatandaşlarından aldığı “rızaya” dayanıyor.

Bu sürüklenmenin özelliklerine bakınca, ekonomik ve kültürel krizler içinde vatandaşlarından aldığı rıza son derecede aşınmış, bu nedenle “sandıktan” ısrarla kaçan, rakiplerini hapse atarak, susturarak ayakta kalmaya çalışan AKP Türkiye’sinin o ekonomik siyasi, hatta kültürel dengeler alanında hiç güven vermediği görülüyor.

                                                  /././

Lider, parti, rejim -Ergin Yıldızoğlu-

Bu pazartesi yazımı yazamayacaktım: Gözlerimde geçici bir sorun var. Ancak CHP’de yaşananları izlerken dayanamadım. Kısa bir yazıyı bir başkasına dikte ettirebilirim diye düşündüm.

LİDER VE PARTİ

Demokratik bir rejimle, mevcut ya da potansiyel bir otokrasi (“süreç olarak faşizmi”) arasındaki farklardan biri de bir siyasi parti ile lideri arasındaki ilişkidir. Demokrasilerde lider siyasi partiye hizmet etmek, partiyi hükümete taşımak için vardır. Bu nedenle, mevcut lider ilk kaybettiği seçimlerin ardından istifa ederek yeni bir liderin yolunu açar. Partide, eğer, mevcut liderin, gelecek seçimleri kaybedeceğine yönelik güçlü bir kanı oluşmuşsa, buna karşın istifa etmeye yanaşmıyorsa demokratik düzenin partisinin liderini değiştirecek mekanizmaları vardır. Buna karşılık, otokrasilerde ya da “süreç olarak faşizmde” siyasi partiler lidere hizmet etmek için vardır. Bu durumda partinin, liderini değiştirecek mekanizmaları yoktur.

Bu iki duruma kıyasla, girdiği her genel ve başkanlık seçimini “kazanan”, hatta kazanmayı “başaran”, demokratik bir geleneğe, projeye ve ideolojiye yabancı AKP’nin liderini değiştirmesi için bir gerekçe yoktur. Zaten AKP liderini değiştirmek için gerekli yapısal mekanizmalardan da yoksundur. AKP’de parti lidere aittir, lider partiye değil.

Türkiye siyasetinde esas sorun, demokratik bir geleneğin, projenin ve dinamiğin parçası olan CHP ile ilgilidir. Son kurultaya kadar, CHP, seçimleri birbiri ardına kaybeden, kaybettiği seçimlerde izlediği politikayı ısrarla sürdüren, partiyi hükümete taşıyamayan buna karşılık başkanlığı bırakmamakta ısrar eden “liderini”  değiştiremiyordu. Son kurultayda CHP delegeleri, partiye sahip çıktılar; ısrarla seçim kaybeden “lideri” görevinden aldılar. Yeni liderlik kendini seçimlerde kanıtlamış olan İmamoğlu ve partiyi canlandırmaya başlayan Özel etrafında şekillendi.

İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı toplumdan büyük destek alarak kesinleşti. Rejimin İmamoğlu’nu tasfiye etmeye yönelik, tutuklamaya kadar varan hukuk oyunları karşısında, kitlesel bir direnişi tetikleyen Özgür Özel de tam anlamıyla bir doğal ve son 23 yılda ilk kez muhalefeti canlandırmayı başaran etkin bir lider düzeyine yükseldi. Şimdi CHP, lideri Özgür Özel, arkasındaki kitle desteği, tutuklu olmasına karşın popülaritesi artmaya devam eden İmamoğlu, rejimi korkutan bir toplumsal dinamiği temsil ediyorlar.

KONGRE VE REJİM

CHP, liderini gerektiğinde “kongre oyunlarını” da içeren, iç mekanizmalarıyla değiştirdi. Kapitalist demokrasilerde para ve nüfus etkin faktörlerdir; “kongre oyunları” da bir demokratik partinin işleyişinin sıradan boyutlarından biridir. Bir kongrede lider adayları, bu “oyunları” engelleyemiyorlarsa, ya parti içinde gereken siyasi destekten yoksundurlar ya da mali destekçilerinin güvenini, liderlik kapasitelerini çoktan kaybetmişlerdir.

Buraya kadar olan her şey kapitalist demokraside “oyunun kurallarına” uygundur. Ancak kendi parti içi sorunlarını çözemeyen bir devrik “liderin” iktidardaki partiden, hele bu parti ile kendi partisi arasındaki derin tarihsel ideolojik uçuruma yadsıyarak medet umması yalnızca “oyunun kurallarına” aykırı değildir, ayrıca bir liderlik kapasitesinin tamamen tükenmiş olmasının da kanıtıdır.

Aslında, canlanan muhalefet dalgası, rejimin korkuları, eski lideri geri getirme arzuları, hatta çabaları şunu gösteriyor: CHP açısından bir ana muhalefet partisi olarak liderlik sorunu siyasi anlamda (liderlik hukuki bir konu değildir) bitmiştir. Eski liderin, hukukun kullanılarak geri getirilmesi, süreç olarak faşizm karşısında son demokratik siyasi direniş hattı olan ana muhalefet partisinin fiilen tasfiyesi anlamına gelecektir. Ondan sonra ne derler: “Allah, bu ülkenin vatandaşlarının yardımcısı olsun, onları canavarlardan korusun.”

                                                  /././

LeMan’ın altın madalyaları -Mehmet Ali Güller-

“Yeni ortaçağ”, pek çok yönüyle, “eski ortaçağ”dan daha geri.

Dün Soner Yalçın Nefes’te anımsattı. Osmanlı Şeyhülislamı Zekeriyazade Yahya Efendi, 17. yüzyılda, yani eski ortaçağda, Türkçesiyle şu şiiri yazmıştı: “Camide iki yüzlüleri bırak, ikiyüzlülük etsinler/ Meyhaneye gel ne ikiyüzlülük var ne de ikiyüzlü.”

Yeni ortaçağın siyasal İslamcıları ve dincileri, Osmanlı Devleti’nde üç kez şeyhülislamlık yapmış Zekeriyazade Yahya Efendi’yi, bugün olsa Türkiye Cumhuriyeti’nde yakarlardı!

Çünkü onlar Müslüman değil siyasal İslamcılar, çünkü dindar değil, dinciler!

LAİKLİK DİNDARLARIN GÜVENCESİDİR

Laiklik, bugün asıl Türkiye’nin dindarlarının güvencesidir. Zira yeni ortaçağın dincileri, dindarlara bile tahammül etmiyorlar, dün dindar Konca Kuriş’e tahammül edememişlerdi, bugün etek boyları nedeniyle imam hatip liseli kızları hedef alıyorlar.

Siyasal İslamcılık böyledir: “Kimsenin kılık kıyafetine karışılmasın” diyerek sözde “demokrasicilik” üzerinden türbancılık yaparlar ama sonra türbansızları adım adım hedef almaya başlarlar; etek boyuna, elbisenin kolsuzluğuna karşı çıkmaya başlarlar. Daha vahimi, gittikçe türbanı da yetersiz bulup türbanlıları çarşafa girmeye zorlarlar.

Çünkü türban başından beri siyasal İslamcılar için bir başörtüsü değildi, Müslüman kadınların örtünme meselesi değildi, davaları için bir siyasal araçtı!

LEMAN'IN GAZZE KARİKATÜRLERİ

Açıkça belirteyim: LeMan dergisi, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırıma karşı çok başarılı bir karikatür yayıncılığı yaptı. Filistinlilerin haklı davasını savunan ve İsrail’e tepki gösteren sayısız karikatürleri, LeMan’ın altın madalyalarıdır.

LeMan’ın son karikatüründen, yani bombaların altında ölüp melek olmuş Muhammed ve Musa’nın Filistin’in gökyüzünde selamlaşmalarından  “peygambere hakaret” sonucu çıkarmak, en hafifinden art niyettir.

Dahası bunu “Plan şuydu: 30 Haziran’da mahkeme olumsuz karar verseydi CHP Taksim’e çıkacak ve LeMan’ın provokasyonunu protesto edenlere saldıracaktı” diye savunmak, saf kötülüktür, komploculuktur. Zira LeMan’ın karikatürü 26 Haziran tarihliydi.

EMPERYALİZMİN İSLAMCILIK OPERASYONLARI

LeMan’ın karikatüründen İslama düşmanlık sonucu çıkaran ama İsrail’in İran’a attığı füzeleri “Şii vuruyor” diye alkışlayabilen kafa, elbette dindar değil, dincidir, mezhepçidir.

Emperyalizmin 19. yüzyılın sonlarında başlattığı, 20. yüzyılda Soğuk Savaş ile ilerlettiği ve 21. yüzyılda Büyük Ortadoğu Projesi içinde geliştirdiği “İslamcılık” operasyonlarını çözümleyebilmek, Müslümanlar açısından kritik önemdedir.

ABD emperyalizminin İhvan’la (Müslüman Kardeşler) ilişkisi, coğrafyamızda antikomünizme ve antiemperyalist milliciliğe karşı “siyasal İslamcılığın” beslenmesi, Yeşil Kuşak projesi kapsamında Afganistan’da SSCB’ye karşı El Kaidelerin kullanılması, Gladyo Hizbullahı, IŞİD, Nusra, HTŞ...

Müslümanların, dindarların sorgulaması gereken işte bu ilişkilerdir.

TÜRKİYE'NİN AVANTAJLARI

Evet, Türkiye’nin yaşadığı Malatya, Maraş, Çorum, Sivas/Madımak vahşeti ile emperyalizmin İslamcılık operasyonu ve onun Gladyo aygıtı arasında derin bir ilişki var.

Ama tüm bunlara rağmen yine de şunu söyleyebiliriz: Emperyalizmin 200 yıllık İslamcılık operasyonlarından, geniş coğrafyamızda en az etkilenen ülke yine de Türkiye’dir.

Çünkü Türkiye’nin bir Cumhuriyet Devrimi vardır, çünkü Türkiye’nin laikliği vardır, Çünkü Türkiye’nin Alevileri vardır. Çünkü Türkiye’nin Arap İslamcılığından ve İran İslamcılığından daha hoşgörülü bir Anadolu Müslümanlığı birikimi vardır.

Bunun kavranması “devlet adamları” açısından kritik önemdedir.

                                                 /././

Trump’ın silah bağı -Mehmet Ali Güller-

NATO’nun son liderler zirvesini, “kısa bildiri, yüksek savunma” diye özetleyebilmek mümkün.

Kısa sonuç bildirileri, nadiren her şeyin yolunda olduğuna ama genellikle işlerin yolunda olmadığına işaret eder. Lahey’deki zirve de işlerin NATO açısından pek yolunda olmadığına işaret etti.

Öncelikle NATO, son yıllarda sonuç bildirilerinde sürekli yer alan bazı konuları, bu yıl sonuç bildirisine almayarak bu alanlarda geri adım attığını göstermiş oldu. Ki o konulardan bazıları, NATO 2030 stratejik konseptinin de önemli başlıklarıydı. Bu nedenle Trump’ın ikinci döneminin bu ilk NATO liderler zirvesinde, “NATO stratejisinden geriye çekilmeye” işaret edebiliriz.

ÇİN BU KEZ BİLDİRİDE 'BAŞ RAKİP' DEĞİL

Örneğin Çin, daha önceki NATO belgelerinde, “kurallara dayalı düzeni tehdit etmekle” suçlanıyordu, “mücadele edilecek baş rakip” görülüyordu. Lahey’deki sonuç bildirgesinde Çin yok.

NATO liderlerine göre, NATO’ya karşı iki tehdit var: Rusya ve terörizm. Üstelik Rusya “acil tehdit” olmak yerine “uzun vadeli tehdit” olarak görülüyor.

NATO liderler zirvesinin son yıllardaki değişmez Asya-Pasifik ortak-konuklarının bu kez zirvede olmaması önemliydi. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi ABD’nin Çin’e karşı Asya-Pasifik stratejisinde temel dayanakları olan ülkelerin liderlerinin yokluğu ve yerine dışişleri bakanlarının yan oturumlardaki varlığı dikkat çekiciydi.

UKRAYNA NATO DESTEĞİNİ KAYBEDİYOR

NATO liderler zirvesinin bir diğer çarpıcı farklılığı da Ukrayna meselesiydi.  Zelenski bu yıl daha önceki ilgiyi göremedi, üstelik öncesinde “Rusya, NATO topraklarını hedef alacak, Rusya’ya karşı NATO’yu savunuyoruz” gibi iddialarda bulunmasına rağmen.

Evet, daha önce baş konuk olarak ağırlanan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski bu yıl zirvenin hiçbir resmi toplantısına katılamadı.

Diğer yandan sonuç bildirisinde de Ukrayna’ya daha hafif bir destek açıklanmış oldu. Üstelik ifade, NATO’nun kurumsal desteği yerine, NATO ülkelerinin tercihsel desteğine işaret eder nitelikteydi.

Ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi de bu yıl liderler düzeyinde değil, dışişleri bakanları düzeyinde ve çalışma yemeği formatında yapıldı.

Ve en önemlisi: Rusya’nın müdahalesinden önce başlayan ve sonuç bildirilerinde her yıl yer alan “Ukrayna’nın NATO üyeliğine” atıf yapılması, bu yıl kesintiye uğradı!

NATO'NUN BABACIĞI

Zirvenin en önemli sonucu, ABD Başkanı Trump’ın isteğiyle NATO ülkelerinin  savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmayı kabul etmeleriydi.

NATO Genel Sekreteri Rutte’nin, Trump’ın isteğini gerçekleştirmek için nasıl çalıştığını ve ülkelerin nasıl kabul ettiğini Trump’a müjdelemesi, Trump’ın da Rutte’nin müjdesini zirve öncesi sosyal medyasında paylaşması, öncelikle ikilinin çapsızlığına işaret ediyordu. Öyle ki bu çapsızlığı, Rutte’nin Trump’ın küfürbazlığını “Babacık sert bir dil kullanmak zorunda” diyerek savunması türünden bir başka çapsızlık izledi.

Buna ek olarak NATO aile fotoğrafı çekimi sırasındaki tokalaşmalar ve mimikler de Atlantik’te ciddi bir “devlet adamı erozyonu” yaşandığına işaret ediyordu.

TRUMP'IN İKİ YÖNLÜ TAKTİĞİ

Evet, NATO liderleri, Trump’ın baskısıyla, savunma harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 5’ine çıkarmayı kabul etti. Karara göre bunun yüzde 3.5’i doğrudan askeri harcamaları, yüzde 1.5’i de altyapı savunma harcamalarını  oluşturacak. 2029’da gözden geçirilecek hedefe, 2035’te ulaşılacak. (Bazı ülkeler açısından bunun kâğıt üzerinde kalacağını şimdiden söyleyebiliriz.)

Peki Trump neden NATO ülkelerinin savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmalarını istedi? NATO neden silahlanıyor? Büyük savaşa mı hazırlanıyor?

Daha ziyade Trump’ın ABD ile Atlantik müttefikleri arasındaki bağı, silah bağıyla korumak istediğine işaret ediyor bu karar. Böylece ABD silah şirketleri hem NATO ülkelerine silah satacak hem de ABD “silah bağı” üzerinden Avrupa üzerindeki denetimini sürdürecek.

Sonuç bildirgesinde yer alan “savunma sanayi işbirliği” ve “savunma ticareti önündeki engellerin kaldırılması” maddesi, kuşkusuz en çok ABD şirketlerine yarayacak. Zira savunma payını yüzde 2’den yüzde 5’e çıkaracak NATO ülkelerinin çoğu, bu artışı ancak ve ancak ABD silahı alarak artırabilir.  Çoğunun fabrika kurup, kısa zamanda kendi silahlarını üreterek savunma payını artırabilmesi mümkün değil.

Trump da böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacak.

                                                  /././

GÜNDEM -3 Temmuz 2025-

Mafya babasına kredi 4 yıl sonra itiraf edildi -SÖZCÜ-

Halkbank’ın Ayhan Bora Kaplan’la bağlantılı şirkete verdiği 550 milyon liralık kredi de Meclis’te soruldu. Halkbank Genel Müdürü doğruladı. “En sağlam kredilerimizden birisidir” diye savundu.(https://www.sozcu.com.tr/mafya-babasina-kredi-4-yil-sonra-itiraf-edildi-p190210)

                                                        ***

Lütfen deyip zararına satıldı -Veli Toprak/Sözcü-

Kiler Holding tarafından 2019’da 100 milyon dolara satılan ve 2023’te 48 milyon dolara yine Kiler Holding tarafından geri alınan Sapphire AVM TBMM’de tartışmalara neden oldu.

AKP eski Milletvekili Vahit Kiler’in sahibi olduğu Sapphire AVM, borcunun bir kısmının karşılığında 2019’un sonunda Halkbank tarafından 100 milyon dolara alınmıştı. 2023 yılının başında ise Kiler Holding’e yarı fiyatına yeniden satıldı. Sayıştay ise AVM için 78.9 milyon dolar değer biçti. Bu durum hatırlatılarak TBMM’de AVM’nin 48 milyon dolara satılarak kamu zararı oluştuğuna dikkat çekildi.(EKSPERTİZ DEĞERİNİN ALTINDA) Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ise AVM’yi borcuna karşılık aldıklarını, pandemi döneminde zarar edince elden çıkarmak zorunda kaldıklarını söyledi. Arslan, “Bize yük olunca ihaleye çıktık. Kimse almak istemedi. Biz de firmaya teklif edip ‘lütfen alın’ dedik, geri sattık” dedi.  Meclis KİT Komisyonu’nda Halkbank hesapları ele alındı. CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, “Sapphire AVM Eylül 2022’de satışa çıktı ve Ocak 2023’te satıldı. Halkbank borcuna karşılık aldığı AVM’yi yine aynı şirkete Kiler Holding’e neredeyse yarı fiyatına, 48 milyon dolara sattı. Oysa ekspertiz değeri 78.9 milyon dolar” dedi.Halkbank Genel Müdürü ise bu satışı şöyle savunmaya çalıştı: “Bu firmada başka bankaların da alacağı vardı. Biz de alacağımızı varlık borç takasına konu ederken o günkü ekspertiz değerlerinin altında bir rakamla bunu değerlendirip tahsis ettik. Zaman içinde gayrimenkuldeki Halkbank sahiplik oranı arttı. Ziraat Bankası ile benzer gayrimenkul alışımız olmuştu. AVM’nin üzerindeki seyir terası ve aynı zamanda rezidanslar da alındı. Bahsedilen tutarın içinde rezidanslar da var. Zaman içerisinde rezidanslar satıldı ve alacağımızdan düştü.” ‘Yasalara aykırı değil’ iddiası Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan şunları ifade etti: “AVM zarar edince firmaya biz teklif ettik. İşletemiyoruz, zarar ediyoruz. ‘Eğer durumunuz müsaitse, şartlar uygun ise bunu lütfen alın’ dedik. Yönetim kurulumuzun da onayıyla kredi alacağımızı artı faizlerini karşılayacak ve bunun da üzerinde bir rakamla tahsilat yapıldı. Bir kısmı peşin, vadeye bağlanan bölüm de faizsiz değil. AVM bizde kalsa, doğuracağı zararlar, artı bizim nakite ulaşmamamızın getirdiği sonuç çok daha büyük olacaktı. Bunun yasalara aykırı bir şey olduğunu düşünmüyoruz.”

                                                   ***

İklim Kanunu Teklifi, TBMM'de kabul edildi: İşte ayrıntılar!-Cumhuriyet-

Muhalefet partilerinin karşı çıktığı İklim Kanunu TBMM Genel Kurulu'nda yapılan oylamayla yasalaştı. İşte kanun teklifinin ayrıntıları...

Yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan Kanun, iklim değişikliği ile mücadelede esas olan sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini, planlama ve uygulama araçlarını, gelirleri, izin ve denetim ile bunlara ilişkin yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsıyor.

Kanunla, "Adil geçiş", "Birincil piyasa", "Denkleştirme", "Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)", "Gömülü sera gazı emisyonları" ile "Gönüllü karbon piyasaları", "İklim adaleti" gibi tanımlar yer alıyor.

İklim değişikliğiyle mücadelede genel ilkelerin belirlendiği Kanuna göre, iklim değişikliği ile mücadelede Türkiye'nin "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler" ilkesi dikkate alınarak, eşitlik, iklim adaleti, ihtiyatlılık, katılım, entegrasyon, sürdürülebilirlik, şeffaflık, adil geçiş ve ilerleme yaklaşımları esas alınacak.

Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, kamu yararı gözetilerek alınacak tedbirlere ve düzenlemelere süresinde uymakla ve bunları uygulamakla yükümlü olacak.

Ulusal Katkı Beyanında, net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda ülkenin kalkınma öncelikleri ve özel koşulları göz önünde bulundurulacak ve bu çerçevede önlemler alınacak.

Sera gazı emisyonlarının azaltımı ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerine ilişkin ilerlemeler yıllık bazda İklim Değişikliği Başkanlığınca izlenecek.

Gerekli görülen tedbirlerin alınması amacıyla görev alanı dahilinde, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, faaliyetleri ve standartları belirlemek, gelişmeleri izlemek, karbon fiyatlandırmasına ilişkin piyasaya dayalı mekanizmaları düzenlemekle İklim Değişikliği Başkanlığı yetkili olacak.

Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde plan ve projeler yapacak, yaptıracak, uygulayacak, destekleyecek ve işbirliği yapacak.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, İklim Değişikliği Başkanlığı, düzenlemenin uygulanmasına yönelik gerekli gördüğü bilgi, belge ve veriyi, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkili olacak. Kendilerinden bilgi ve belge talebinde bulunulanlar, bunları istenilen sürede bedelsiz olarak Başkanlıkla paylaşacak.

Başkanlık, kendi iş ve işlemleri için ihtiyaç duyduğu verileri de öncelikli olarak Ulusal Coğrafi Bilgi Platformundan temin edecek. Temin ettiği veriler ile kendi ürettiği verileri de kamu kurum ve kuruluşları ile paylaşılmak üzere Ulusal Coğrafi Bilgi Platformuna aktaracak.

İklim Değişikliği Başkanlığı, Ulusal Coğrafi Bilgi Platformunda bulunmayan verileri ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yaparak temin edebilecek. Milli savunma ve milli güvenliğe ilişkin bilgi ve belgelerin paylaşılmasına dair usul ve esaslar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve ilgili bakanlık tarafından müşterek belirlenecek.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, sınırlarını açıkça belirlemek ve yazılı olmak kaydıyla gerektiğinde yetkilerini Başkanlığa devredebilecek.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE FAALİYETLERİ

Kanunla iklim değişikliğiyle mücadele faaliyetleri belirleniyor. Buna göre, sera gazı emisyonları, Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır emisyon hedefi ve İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından yayımlanan veya güncellenen strateji ve eylem planları doğrultusunda azaltılacak.

Ulusal Katkı Beyanında sektörel bazda belirtilen sera gazı emisyonlarının azaltım faaliyetleri, ilgili kurum ve kuruluşlara mevzuatla verilen görev ve sorumluluklar dahilinde gerçekleştirilecek.

Ulusal Katkı Beyanında yer alan sektörel politikaların uygulanması ve hedeflere ulaşılması amacıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşların mevcut görev ve sorumlulukları gözden geçirilecek. Bu kapsamda Bakanlığın ve ilgili kurumların görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı ve net sıfır emisyon hedefi çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca düzenleme yapılabilecek.

İlgili kamu kurum ve kuruluşları, orta ve uzun dönemli hedeflerini içeren planlama araçlarını sera gazı emisyonlarının azaltım faaliyetleri çerçevesinde uyarlamak, hazırlamak, uygulamak, izlemek ve güncellemekle yükümlü olacak.

Kurum ve kuruluşlar, net sıfır emisyon hedefi ve döngüsel ekonomi yaklaşımı ile uyumlu olacak şekilde Ulusal Katkı Beyanında yer alan sektörlerde uygulanmak üzere, enerji, su ve hammadde verimliliği, kirliliğin kaynağında önlenmesi, yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, ürünlerin, işletmelerin, kurum ve kuruluşların karbon ayak izinin azaltılması, alternatif temiz veya düşük karbonlu yakıtların ve ham maddelerin kullanımı, elektrifikasyonun yaygınlaştırılması, temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanımının artırılması gibi azaltım önlemlerinin alınması, bu önlemlerin adil geçiş gereklilikleri gözetilerek uygulanması ile sıfır atık sisteminin kurulması, uygulanması ve izlenmesiyle yükümlü olacak.

Net sıfır emisyon hedefinin sağlanmasına yönelik emisyonların dengelenmesi için orman, tarım, mera ve sulak alanlarda karbon yutağı kayıplarını engellemek üzere ilgili kurum ve kuruluşlarca tedbirler alınacak, yutak alanların ve korunan alanların korunarak artırılması sağlanacak.

Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır emisyon hedefi ve İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından yayımlanan veya güncellenen strateji ve eylem planları doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşlarca iklim değişikliği ile ilişkili mevcut veya olası kayıp ve zararları önlemeye, riskleri en aza indirmeye veya fırsatlardan yararlanmaya yönelik uyum faaliyetleri gerçekleştirilecek.

Ayrıca Ulusal Katkı Beyanında yer alan iklim değişikliğine uyum faaliyetleri, kurum ve kuruluşlara mevzuatla verilen görev ve sorumlulukları dahilinde gerçekleştirilecek.

Ulusal Katkı Beyanında yer alan sektörel politikaların uygulanması ve hedeflere ulaşılması amacıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda ilgili kurum ve kuruluşların mevcut görev ve sorumlulukları gözden geçirilecek. Bu kapsamda Bakanlığın ve ilgili kurumların görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı ve net sıfır emisyon hedefi çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarca düzenleme yapılabilecek.

İlgili kamu kurum ve kuruluşları, ulusal ve yerel ölçekte iklim değişikliğine uyumla ilgili planlama araçları ile etkilenebilirlik ve risk analizlerini hazırlamak, hazırlatmak, hazırlanan bu araçları ve analizleri yatırım ve planlama faaliyetlerinde göz önünde bulundurmak ve bunları uygulamakla yükümlü olacak.

İklim değişikliğinin etkilerine karşı su kaynaklarının etkin yönetimini sağlamak üzere planlama araçları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanacak ve uygulanacak.

İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından iklim değişikliğinin ekosistemlere ve biyolojik çeşitliliğe etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir ekosistem yönetimi için tedbirler alınacak, denizel ve karasal korunan alanların muhafazası sağlanarak korunan alanların niteliği ve oranı yükseltilecek, iklim değişikliğinden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel alanlarda arazi tahribatının dengelenmesi sağlanacak.

Çölleşme ve erozyonla mücadele ile ağaçlandırma ve toprak muhafaza kapsamında orman dışı alanlarda oluşturulan yutak alanların net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda sürdürülebilir yönetimi sağlanacak.

İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından tarım sektörünün sürdürülebilirliğini temin için iklim değişikliğine dirençli ürün deseni ile gıda güvenliğinin sağlanması hedefleri doğrultusunda, doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin koruma kullanma dengesinin gözetilmesi ile ihtiyaç duyulan tekniklerin ve teknolojilerin yaygınlaştırılmasıyla, tarım sektöründe ekosistem temelli uyum yaklaşımını, doğa temelli çözümleri ve su bütçesini dikkate alan planlama araçları geliştirilecek ve buna uygun iklim değişikliğine dirençli uygulamalar yaygınlaştırılacak.

İklim değişikliğine bağlı afetlerin neden olduğu kayıp ve zararların azaltılması amacıyla risk değerlendirme, izleme, bilgilendirme ve erken uyarı sistemleri bütünleşik afet yönetimi esas alınarak geliştirilecek.

PLANLAMA VE UYGULAMA

Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerinde, yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi kapsamında iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından yayımlanan strateji ve eylem planları ile belirlenen esaslar dikkate alınacak.

İklim değişikliği strateji ve eylem planları, sera gazı emisyonlarının azaltımı ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla İklim Değişikliği Başkanlığı koordinasyonunda, ilgili kurum ve kuruluşların işbirliği ile dönemsel olarak ulusal ölçekte hazırlanacak, uygulanacak, uygulaması izlenecek, değerlendirilecek ve gerektiğinde ulusal veya bölgesel ölçekte güncellenecek.

İlin şartlarına uygun olarak strateji, eylem ve uygulama alanlarını belirlemek ve bunların uygulanmasını sağlamak üzere her ilde vali başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların varsa il veya bölge teşkilat temsilcileri ile yerel yönetimlerin temsilcilerinden oluşan İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kurulacak. Kurulun sekretaryasını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı taşra teşkilatı yürütecek, Kurulun çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenecek.

Yerel iklim değişikliği eylem planları, sera gazı emisyonlarının azaltımı ve iklim değişikliğine uyum amacıyla adil geçiş gereklilikleri gözetilerek her ilin bütüncül bir planı olacak şekilde vali koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından birlikte, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla hazırlanacak veya hazırlatılacak ve karara bağlanmak üzere İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kuruluna sunulacak.

Yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması veya izlenmesi süreçlerinde, ilgili kurum ve kuruluşlar kendilerinden talep edilen belge, bilgi ve veriyi ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde paylaşacak.

Sektörel etkilenebilirlik ve risk analizleri, strateji ve eylem planlarına esas teşkil etmek üzere iklim modelleri kullanılarak dönemsel olarak Başkanlık tarafından hazırlanacak ve güncellenecek.

FİNANSAL ARAÇLARA İLİŞKİN ESASLAR

Kurum ve kuruluşlarca iklim değişikliği ile mücadele amacıyla yapılacak faaliyetler ve yatırımlar için iklim finansmanı ve iklim değişikliğiyle mücadele teşviki kaynaklarının geliştirilmesi, kullanılması, sigorta araçlarının geliştirilmesi, yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası araçlarının, banka finansmanının ve diğer finansman araçlarının teşvik edilmesi esas olacak.

Döngüsel ekonomi hedefleri ve sıfır atık uygulamaları çerçevesinde ürünlerin yeniden kullanımı, atıkların yan ürün, alternatif hammadde olarak kullanılması ve geri dönüşüm, geri kazanım ile elde edilen ürünlerin zorunlu kullanım oranlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılacak ve buna dair destek mekanizmaları geliştirilecek.

İklim Değişikliği Başkanlığı, ulusal, sektörel ve tematik raporlar hazırlayacak; finansal kaynakları iklim değişikliği ile mücadele yatırımlarına yönlendirmeyi kolaylaştırmak üzere iklim değişikliği teşvik mekanizmaları geliştirecek, Türkiye Yeşil Taksonomisini kuracak ve yürütecek.

Türkiye Gümrük Bölgesinde ithal edilen malların gömülü sera gazı emisyonlarını ele almak için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kurulabilecek. SKDM'ye ilişkin raporlama, kapsam, içerik, usul ve esaslar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenecek.

İlgili kurum ve kuruluşlarca hazırlanan planlama ve uygulama araçlarında teknolojik öz yeterlilik kapasitesinin artırılması öncelikli hedef olarak belirlenerek temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanımının yaygınlaştırılması esas olacak.

Başkanlık, karbon yakalama ve depolama teknolojileri, hidrojen teknolojisi gibi iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik yeni teknolojik gelişmelerin takibi ile bu alanlardaki projelerin geliştirilmesi için ilgili kurumlarla işbirliği yapmaya, kurumların bu alanlarda çalışmalar yapmasını yönlendirmeye ve ilgili kurumlarla koordinasyon yapmaya yetkili olacak.

Başkanlığa bağlı ilgili kurumlarla koordineli olarak enstitüler ile araştırma ve uygulama merkezleri kurulabilecek.

Kurum ve kuruluşlarca, kamuoyu farkındalığının artırılması ve toplumun iklim değişikliğinin etkileri konusunda duyarlı hale getirilmesi için eğitim, bilinçlendirme ve kapasite geliştirme faaliyetleri gerçekleştirilecek.

Tüm eğitim düzeylerinde müfredat ve öğretim programlarının güncellenmesi ve yeşil iş gücünün yetiştirilmesi için gerekli çalışmalar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunca yapılacak.

Uygulamaların usul ve esasları, Bakanlık görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı, uzun dönemli iklim değişikliği politika belgeleri ve belirlenen net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda sorumlulukları dahilinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından belirlenecek.

                                                       ***

Orandan önce zam açıklandı: Açlığa yolculuk -Birgün-

TÜİK’in bugün açıklayacağı enflasyon oranıyla milyonlarca yurttaşın alacağı zam oranı da belirlenecek. Milyonlar enflasyon oranlarının açıklanmasını beklerken tüketim kalemlerine zam, maaşlardan önce geldi.

Başta kamu emekçileri ve emekliler olmak üzere milyonlarca yurttaşın gözü bugün açıklanacak enflasyon oranlarında.

Rakamlarla oynadığı nedeniyle sürekli eleştirilen Türkiye ve İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanacak olan enflasyon aynı zamanda kamu emekçileri ile emeklilerin alacağı zam konusunda da belirleyici olacak.

KESK ve Tüm Emeklilerin Sendikası bugün TÜİK’in açıklamasının hemen ardından konuya ilişkin açıklamalar gerçekleştirecek. KESK, bugün 10.30’da TÜİK önünde eylem yapacak.

Bugünün BirGün'ü

ZAMLAR ENFLASYON ORANINDAN DÜŞÜK

KESK MYK Üyesi Bahadır Bedricioğlu TÜİK’in şeffaf olmadığını ve düşük enflasyon oranı açıklayarak iktidar ile el ele halkı sefalete sürüklediğini belirtti. BirGün’e konuşan Bedricioğlu, şunları söyledi: “Yapılan zamlar, şu zamana kadar açıklanan enflasyon rakamlarının toplamından daha düşük bir puanda. Tüm maaşların enflasyon rakamına göre belirlendiği bir ülkede TÜİK de Türkiye’nin en büyük işverenlerinden biri konumunda. Ürün enflasyonunun toplandığı madde sepeti 2022 yılından beri halkla paylaşılmıyor. Halk, verilen enflasyon oranlarının neye göre hesaplandığını bilmiyor. Halktan gizli hesaplama yapılıyor. Hükümet ve İMF el ele rakamlarla toplumu yoksulluğa ve sefalete itiyor. Doğalgaz zammının geç açıklanmasından ötürü, yapılan zam TÜİK’in verilerinin bir parçası değil ve bu sayede Haziran enflasyonundan puan kırılıyor. Maaşlara yapılan zamlar, devletin vergileriyle ilgili olarak arttırdığı oranlarla uygun değil. Yapılan zamlar bütün toplumu ilgilendiriyor. TÜİK, her yıl kira zamlarını yüzde olarak maaş zamlarından fazla öneriyor. Büyükşehirlerde ortalama bir kira 27 bin lirayı bulmuşken halkın büyük bir kısmı yoksulluk ve açlık sınırı ile yaşama derdinde.”

Bedricioğlu taleplerinin şunlar olduğunu dile getirdi: İnsanca ücret, güvenli istihdam, yoksulluk sınırının herkes için en alt maaş sınırı olarak belirlenmesi, halktan yana kamu hizmeti, grev haklarının güvence altına alınması.

EMEKLİLERİN KURTULUŞU ÖRGÜTLÜ MÜCADELEDE

Yurt genelinde eş zamanlı eylemler düzenleyecek olan Tüm Emekliler Sendikasının genel başkanı Zeynel Abidin Ergen ise emekli aylıklarının her geçen yıl eridiği bir ortamda, emeklilerin yaşadığı sorunların ancak örgütlü mücadele ile aşılabileceğinin altını çizdi. “Daha güçlü bir şekilde taleplerimizi seslendirebilmek, emeklilerin örgütlenmesini sağlayabilmek için 40’ı aşkın yerde, ülke genelinde sokak eylemleri yapacağız” diyen Ergen, şunları söyledi: “Enflasyon oranına göre yapılacak zammın yaşamlarımızda bir karşılığı yok. Özellikle gıda zamlarında bize yapılan zamlar enflasyon oranının altında kalıyor. Emekli maaşını insanca yaşama yetecek seviyeye getirmek, sendikal haklarımızın tanınması ve sağlığa kolay erişimin sağlanması öncelikli taleplerimiz. Aynı zamanda 30 yıl boyunca çalışmış bir emeklinin maaşının işe yeni girmiş, vasıfsız bir memur maaşına eşitlenmesini istiyoruz.

Seyyanen yapılacak zamların da emeklileri kapsaması şart.”

EMEKLİYE ADETA ÖL DİYORLAR!

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba da emeklilerin Temmuz’da alacakları zamla ilgili açıklama yaptı. Ağbaba, “Yapılması beklenen zammın emeklilere ‘öl’ demekten farkı yok” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Enflasyon farkıyla 2 bin 500 lira civarı bir zam olacağı ve en düşük emekli maaşını 17 bin lira olarak teklif edeceklerini öngörüyoruz. Ancak bu emekliye öl demekten başka bir anlama gelmiyor. Teklife sonuna kadar karşı çıkacağız. Emeklinin yıllar içindeki kaybının telafi edilerek, kök maaşlarının asgari ücrete eşitlenmesi gerekiyor.”

***

SEFALET ÜCRETİ BUGÜN TESCİLLENECEK

Art arda gelen zamlarla her kalem hızla pahalanırken yurttaşın omuzlarındaki yük her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Üstelik zam takvimleri, yurttaşın geçim mücadelesinden önce TÜİK tablolarını düşünerek şekilleniyor. İktidar, enflasyon hesaplamasında baz alınacak 6 aylık döneme girmemesi için zamları temmuz başına öteleyerek adeta “takvim mühendisliği” yaptı. Böylece TÜFE’ye dahil olmayacak bu yeni fiyat artışları, kamu emekçisi ve emekli maaşlarına yansıyacak zam oranlarını baskılayacak. Fakat yurttaş aybaşıyla birlikte fatura ödemelerinde, markette yeni fiyatlarla karşılaşacak.

ÖTV YİNE VURDU

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışı doğrudan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’ndeki (Yİ-ÜFE) artıştan kaynaklanıyor. Mevcut sisteme göre her 6 ayda bir Yİ-ÜFE oranları üzerinden hesaplanan yeni ÖTV tutarları, akaryakıt ve tütün ürünlerinden alkollü içkilere kadar geniş bir listeyi kapsıyor. Ocak-Mayıs döneminde Yİ-ÜFE yüzde 12,92 olmuştu, haziran ayında da yüzde 1 ila 2 aralığında artması bekleniyor. Bu durumda akaryakıt, tütün ve alkol ürünlerine yüzde 14,61 oranında zam otomatik olarak yansıyacak. Beklenen zam oranı, benzinde 2,10 TL, motorinde 1,97 TL, LPG’de 1,61 TL fiyat artışı anlamına geliyor. Sigara paketlerinde de vergi yükü yaklaşık 8-10 TL artacak, maktu ve asgari vergiyle beraber bir paket sigaradaki toplam vergi 64,8 TL’yi bulacak. Rakıda ise ÖTV yaklaşık 200 TL artarak litrede 1565 TL’ye çıkacak. Böylece alkollü içkilerde verginin toplam fiyat içindeki payı daha da kabaracak.

SON ‘GAZ’ DEVAM

Ek zamlar dolaylı vergilerle sınırlı kalmadı. BOTAŞ’ın duyurusuna göre 2 Temmuz’dan itibaren konutlarda doğalgaz yüzde 24,6, sanayide yüzde 7,86 oranında zamlandı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından zamma dair yapılan açıklamada doğalgaz toptan satış fiyatlarında “bütçe hedefleri” doğrultusunda değişikliğe gidildiği söylendi. Kış gelmeden yapılan doğalgaz zammı şimdiden endişe yarattı. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, kararı, ‘1 ay önce ‘75 milyar metreküp doğalgaz bulduk’ dediler. Bulduğu gazı kullanmadan faturasını halka kesen iktidarın arsızlık yüzyılı son gaz devam" sözleriyle eleştirdi.

***

İSTANBUL’DA REKOR KİRAZDA

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Ücretliler Geçinme İndeksi’ndeki 336 üründen tam 180’inin fiyatı haziran ayında arttı. Kentte haziran ayında perakende fiyatı en fazla artan ürün yüzde 44,29 ile kiraz oldu. Onu yüzde 41,37 ile limon, yüzde 25,86 ile deniz-havuz kıyafetleri, yüzde 13,50 ile uçak bileti izledi. Gıda tarafında meyve suyu, soğuk çay, Antep fıstığı, elma ve patlıcan da çift haneli artış oranlarıyla dikkat çekti.

                                                             ***

Çanak çömlek patlıyor + Başımıza kumpas bombaları yağarken...-Ayşenur Aslan /halkTV-

Çanak çömlek patlıyor

Gazeteciliğimin ilk yıllarıydı. Yazmam için elime bir açıklama tutuşturuldu. Hac için Diyanet personel arıyordu. Koşullardan biri “yüzme” bilmesiydi. 

Tuhaf bulmuştum. “Acaba deniz yoluyla mı gidilecek..” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Neyse ki, kimseye sorup rezil olmadan yanıtı buldum: Kurbanlık hayvanı kestikten sonra derisini yüzmekten söz ediyorlardı.

Diyanet bugünlerde kurban kesecek kasap değil, daha “incelikli işler” yapacak eleman arıyor: Ütücü.. Çamaşırcı.. Aşçı.. Yemek servis elemanı.. VİP şoför.. VS..

Kolay değil elbette! Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın muhterem eşi Seher Erbaş’a kim hizmet edecek…
Kaldıkları Kabe manzaralı lüks otelin çalışanları mı dediniz?
Onlar da var ama Türkiye’den götürülen personel, Arafat’ta Erbaş çifti ve beraberlerindeki üç beş seçkin misafir için kurulan MERKEZ ÇADIR’da hizmet verecek-miş!
Bunlar, Cuma hutbesinde kamu işçilerine “iş yavaşlatmaya, eyleme kalkmayın cehennemlik olursunuz” diye parmak sallayanlar.
Bizim vergilerimizle 7 yıldızlı hayat yaşayıp fakirliği övenler.
Arapça bilmediği için eline yazdığı tercümeden kopya çekenler.
Aslında tek varlık nedenleri, Saray düzeni devam etsin diye dini kullanıp cehaletin malzemesi kılmak!
Öyle ya “Türkiye’nin Erdoğan ve Saray düzenine daha 6-8 yıl ihtiyacı varmış.”

***

Hesabı yapan, Süleyman Soylu.
Bir zamanlar adı Erdoğan sonrası için geçerken aniden yere çakıldı. Uzun bir aradan sonra da böyle bir hesap ve çağrıyla karşımıza çıktı.
Pek anlayamadık.
Türkiye’nin Erdoğan’a neden, hangi alanda ihtiyacı olabilirdi ki!
* Yüzde 35.4 enflasyon oranıyla dünya birincisiyiz.
* Faizde de birincilik kürsüsünü kaptırmıyoruz: Yüzde 46.
* Dünya yolsuzluk endeksinde Türkiye, 107. sırada.
* Türk-Iş’in hesabına göre memleketin yaklaşık yüzde 19’u “yoksulluk sınırı altında” yaşıyor.
* Asgari ücrete ya çok düşük ya da SIFIR ZAM iddiasını cebimize koyalım..
* Listeye bir de, konutlara yüzde 25 oranında doğalgaz zammını ekleyelim.

Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır ya!
23 yıllık bir iktidar sürecinde yapamadıklarını yapmak için mi ihtiyacımız varmış Erdoğan’a.
Daha konkordato artışlarından.. Çöle çevrilen tarım arazilerinden.. Hukuksuzluktan söz etmedik bile..

***

Ali Bey’in kıymetlisi Seher Hanım için vergilerimizden nasıl paralar saçıldığını anlattık ya.
Bir başka “kıymetli eşi” daha tanıtmadan geçemeyeceğim.
Sözcü’den Müslüm Evci’nin haberi:
“Nevşehir Hacıbektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Semih Aktekin’in eşi Banu Aktekin 2022 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi Cam ve Seramik Bölümü’ne başladı. Rektör Aktekin o dönemde Hacıbektaş ilçesinde bulunan seramik bölümünü eşinin daha rahat gidip gelebilmesi için Avanos ilçesine aldırdı. Eşinin mezun olmasının ardından cam ve seramik bölümü tekrar Hacıbektaş ilçesine alındı.”
Kıyamam ya!
Bu ne aşk böyle!!!!

***

Erdoğan, Saray ahalisi, Süleyman Soylu da memleketi böyle seviyor.
Ayrılamıyorlar. Bırakmak istemiyorlar.
Hatırlarsınız elbette.
Süleyman Soylu HaberTürk canlı yayınında aşkını şöyle itiraf etmişti:
“Hayatta en çok sevdiğim ses sigorta şirketimdeki poliçe basan yazıcıdan çıkan cırt cırt sesi..”
Erdoğan da “şiir yazmıyoruz belki ama şiir gibi yaşıyoruz” açıklamasıyla AKP dönemini en iyi anlatan çerçeveyi çizmişti.
İşte bütün bunlar aşk uğruna.
Erdoğan’a bunun için ihtiyacı var Türkiye’nin.
Levent Gültekin “Madem öyle, sandığa gidilsin ve kararı Türkiye versin..” diyor.
İlahi Levent! Olur mu öyle şey!
Aşk tutkudur. Bırakamazsın. Hatta “ya benimsin ya kara toprağın” dersin!!
Ama, Romeo Juliette ya da Leyla ile Mecnun’u hatırlayın. Aşkın sonsuz olması için aşıklar ölmeli ya da aşkın içinde yok olup gitmelidir ya..
Aksi takdirde aşk yok olup gider ya..
Ankara duyumlarına bakarsanız, Erdoğan'ın gerçeklik algısı iyiden iyiye bozulmuş.
İşaretler “yakında çanak çömlek patlayacak” diyor.
O zamana kadar dayanın.
İmamoğlu.. Özgür Özel.. Bu ülkenin iyi ve güzel insanları.. Birbirinizin elini bırakmayın. Dayanın!!!

***

2 TEMMUZ
32 yıl önceydi. Sivas’ta Madımak Oteli yaktıklarında.. Ne çok güzel insanı öldürdüler. Su olup akıp gidemedik. Kurtaramadık. Önceki akşam da Leman için sergilemeye kalktılar aynı provokasyonu. Neyse ki bu sefer yapabildikleri “ters kelepçe” ve Reisçilerin “iman tazeleme” paylaşımlarından öteye gidemedi.
Ateşe inat.. Madımak’ta yakılanlara selamlarımla.. Tanımaktan onur duyduğum Metin Altıok’tan bir şiir:
“Benim bu dünyada bir yerim olmadı,
Kuytu gövdemi saymazsak eğer.
Gövdem ki varla yok arası,
Hem varlığa, hem yokluğa değer.
Ama yüreğim hiç solmadı.”

                                                   /././

Başımıza kumpas bombaları yağarken...

“Yeni Şafak’ın düzenlediği 'Ticarette Türkiye Yüzyılı Zirvesi'ne, Ticaret Bakanlığı, Halkbank, Vakıfbank, Ziraat Bankası, Turkcell, THY ve Limak sponsor oldu.”

Faruk Bildirici medyayı didiklediği yazısının altına “birer cümle” ile dikkatini çeken notları sıralamış. Yeni Şafak notunu orada gördüm.

Nasıl bir programmış ki bu, memleketin tüm kamu bankaları katkı için koşmuş. Düzenli ilan katkılarının yanı sıra tabii. Yeter ki Saray’ın sesi, kalemi olsun.

Bunları görmeyen gözler, aslında İBB ile kurumsal bağı olmayan reklamcı Murat Kapki’nin tablo koleksiyonuna uçuyor. Azıcık paralanmış herkesin evinde rastlayacağınız.. Bütünlükten, dolayısıyla bana göre sanat gustosundan yoksun bir “koleksiyon” ile İBB davasını şişirmeye uğraşıyor.

Ben mi ne yapıyorum?
Gündemin en sıcak konusuna girmemek için arka kapıları deniyorum.
Leman vesilesiyle güç denemesine giren şeriatçı grupları tarif etmeden anlatmaya çalışıyorum.

***

Karikatürist gencin korkudan maskeye dönmüş yüz ifadesini.. Gözaltına alınırken filmlerdeki cinayete teşebbüs sahnelerini andıran ters kelepçe uygulamasını izlediniz mi?

İşte o sahneler.. Ardından dergi binasının basılması.. Madımak katliamının yıldönümünde korkudan felç eden sahneler..
Her şeyi gördük.. Belki de “özellikle gösterdiler”.
O kaos halinde bir tek karikatürü konuşamadık.
Zira ne dersek diyelim başımızın derde gireceğini, ama gözaltı ama fiili saldırı tehdidi altında olduğumuzu düşünüyorduk.
Fatih Altaylı bunun için Silivri’deydi. Osman Kavala tam 2 bin 800 gündür protestoyu aklımızdan bile geçirmeyelim diye betonların altındaydı..
Gele gele zihinlerimize konulan çelik bariyerlere gelip tosladık.
Artık kimsenin bize “şu konuyu görme, buna girme” demesine gerek kalmadı. O bariyerleri anında biz dikiyoruz beynimize.

Mesela..
Biri çıkıp da “ben o karikatürden aşağılama değil, Gazze’nin haline yanmayı çıkardım” dese..
Hatta “iki semavi din de çocukları paramparça eden bombalara karşı elele” sonucu çıkarsa..
Söyleyebilecek mi bunu?

Düşünün, meczubun biri çıkmış “ya onlar ölecek ya biz” diyor. Güvenlik güçlerinin yapabildiği, ancak, “hadi evine git kardeşim” oluyor.
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Erdoğan üniversiteleri eline aldı.. Kimisinin ismini değiştirdi.. Kimisinde fakülte açtı ya da kapattı..
Bu arada Ankara Bilim Üniversitesi’nde “İSLAMOFOBİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ “ kurulmasına dair imza attı.

Ne yapacak Enstitü?
Elbette nelerin İslam karşıtlığı sayılacağını araştırıp katalog hazırlayacak.
Daha yeni yazdım: “ Anayasada CUMHURİYET yazıyor. Ama beyler Türkiye’yi DİN DEVLETİ gibi yönetiyor. Demokrasi, hukuk falan laftan öte gitmiyor.”
Şimdi bu fiili durumu, tıpkı başkanlık sistemine geçişte olduğu gibi Anayasal hale getirmeye çalışacaklar.

***

Bu yolda yürürken de an itibariyle Türkiye’nin birinci konumdaki partisi CHP’yi bitirecekler. Daha İstanbul iddianamesini yazamadılar. Gündeme İzmir iddialarını attılar. Aralarında eski başkan Tunç Soyer’in olduğu çok sayıda isim gözaltında. Malum troller anında fısıldamaya başladı:
* İzmir iddialarının arkasında mevcut başkan Cemil Tugay varmışmış!
Anında yalanladı Tugay. 

Duyan oldu mu bilmem.

Tam da İmamoğlu’nun tutukluluğunun 100. gününde..Mutlak butlan davasının hemen ertesinde… Ne tesadüf ne tesadüf değil mi!! Memleket, hayatlar acımasız bir gücün elinde un ufak olup gidiyor sanki.

***

Ama bakmayın yazının iç karartan akışına!
Evet zulüm gittikçe koyulaşıyor.
Evet o karanlıkta biz gazeteciler pek azaldık. Başta Halk TV büyük gözaltı halinde yaşıyor.
Ama bu memleketten başka gidecek yerimiz yok.
En önemlisi de artık yüzde 60’larla ifade edilen “Saray karşıtı” halkı gönderebilecekleri bir yer de yok.
Biz kıvançta tasada elele buradayız!

İngiliz zırhlısı Boğaz’dan demir alırken yaver Mustafa Kemal’in de padişahın maiyeti ile bindiğini tahayyül edin. Anadolu parça parça paylaşılırken de Nice’te gösterişli matmazellerle dans ettiğini..
Oysa Mustafa Kemal daha Atatürk bile olmadan yolunu çizmişti.
Gitmedi. Savaştı. Kazandı.
Sizi bilemem ama, benim Arabistan ya da bugünkü Afganistan’da değil de Atatürk Türkiye’sinde yaşamamın bir borcu var.
Özgür Özel’in bir mitingde okuduğu şiirdeki gibi;

“Bin kez budadılar körpe dallarımızı
Bin kez kırdılar
YİNE ÇİÇEKTEYİZ İŞTE!”

***
Hapisteki herkesi.. Adalet arayan özgürlük bekleyenleri kucaklıyorum..

Ayşenur Aslan /halkTV

                                                   /././

Öne Çıkan Yayın

Adnan Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu’ndan devraldığı büyük korku: 141-142’nin Menderesli öyküsü… -Ali Ufuk Arikan /soL-

  "Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri ...