T-24 "Köşebaşı + Gündem" -15 Eylül 2025 -

Yalansız yaşamanızı istiyorum -Fikret İlkiz-

Kötülükler ve 12 Eylül rejimi ülkenin siyasi ve toplumsal yaşamında iz bırakmıştır. Önemli olan yaklaşan felaketlere karşı hazırlıklı olabilmek ve başa çıkmanın yollarını yaratmaktır. Kaderden öte geleceğimizi kendimiz yaratmak zorundayız. Memleketi yönetmeli, boyun eğmekten vazgeçmeliyiz

12 eylül

45 yıl önce…

12 Eylül 1980 tarihli Resmî Gazete'nin 17103 sayılı nüshasında yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi’nin Bir Numaralı Bildirisine göre; Türk Silahlı Kuvvetleri, “iç hizmet kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış”  ve Milli Güvenlik Konseyi ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

Böylece “Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini, yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içerisinde ve emirle yerine getirme kararı almış ve ülke yönetimine bütünü ile el koymuş olan” Milli Güvenlik Konseyi’nin, 4 numaralı bildirisi ile; Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, üyeler Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi kurulmuştur  (RG. 12.09.1980 tarih 17103 sayı)

12 Eylül 1980 günü Kenan Evren tarafından yapılan radyo ve televizyon konuşmasında, “...ülkenin ve milletin bütünlüğünü, milletin hak, hukuk ve hürriyetini korumak, can ve mal güvenliğini sağlayarak korkudan kurtarmak, refah ve mutluluğunu sağlamak, kanun ve nizam hakimiyetini, diğer bir deyimle devlet otoritesini tarafsız olarak yeniden tesis ve idame etmek gayesiyle devlet yönetimine el koymak zorunda” kalındığını açıklamıştır.  Amaç doğrultusunda; parlamento ve hükûmet feshedilmiş, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmış, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmişti.

Yaygın şiddet olayları nedeniyle, 26 Nisan 1979 tarihinde Adıyaman, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Siirt ve Tunceli, 20 Şubat 1980’de Hatay, İzmir, 20 Nisan 1980 ‘de ise Ağrı illerinde sıkıyönetim başlamıştı. 12 Eylül 1980'e gelindiğinde diğer illerde de (48 il) sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetim 19 Mart 1984 tarihinden itibaren aşama aşama ve en son 19 Temmuz 1987 tarihinde kaldırıldı. 

1961 Anayasası'nın korumasındaki demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilen demokrasi ve parlamenter sistem 13 Eylül 1980 günü yok edildi. Tüm siyasi partiler ve  muhalif harekette bulunabileceği kabul edilen demokratik kitle ve meslek örgütleri kapatıldı. Yönetici ve üyeleri hakkında soruşturma başlatıldı. Çoğu yıllarca tutuklu bırakıldı. Verilen idam kararları  uygulandı ve açılan birçok ceza davası sonunda 12 Eylül rejimi sistem olarak meşrulaştırıldı.  

Tüm yargı organları 12 Eylül 1980 döneminin en güçlü organları haline dönüştürüldü. Emir, telkin ve baskılara açık olarak hareket eden sıkıyönetim mahkemeleri, Askeri Yargıtay ve yüksek yargı organları 12 Eylül 1980 darbesinin felsefesine uygun olan yeni rejimin hukukuna teslim oldu, 12 Eylül “rejimine” boyun eğdi. 1980-1983 yılları arasındaki yargı kararlarında ne hukuk ne adalet ne insan hakları vardır. Övünülecek bir “hukuki geçmişimiz” ve bir dirhem adalet dahi yoktur.

Yargı el konulmaması ve etkilenmemesi gereken güç olarak kendi iç dinamiklerini yaratamamıştır.

Yargı, bağımsızlığı ve tarafsızlığı için özerkliği seçmemiş ve özgürlüğünün gücü olmak istememiştir.  

Bazen hangi dönemin hangi döneme göre daha iyi veya daha kötü olduğu sorgulanır. Bu zamanda bile 12 Eylül rejiminin ve sıkıyönetimin daha iyi olduğu ileri sürülür. Her rejimin kötülüğü kendine…  

Her olağanüstü dönemin acıları ve eziyetleri birbiriyle karşılaştırılmayacak kadar birbirinden beterdir, kötüdür. Kötülükler ve 12 Eylül rejimi ülkenin siyasi ve toplumsal yaşamında iz bırakmıştır. Önemli olan yaklaşan felaketlere karşı hazırlıklı olabilmek ve başa çıkmanın yollarını yaratmaktır. Kaderden öte geleceğimizi kendimiz yaratmak zorundayız. Memleketi yönetmeli, boyun eğmekten vazgeçmeliyiz.

Gazeteci yazar Erbil Tuşalp “Eylül İmparatorluğu / Doğuşu ve Yükselişi” kitabını ( Bilgi Yayınevi Nisan 1988 Birinci Basım) yeni doğan çocuğuna, çocuklara ve  yüreği sevgi dolu insanlara “mektuplar” olarak yazdı. 12 Eylül’ün ne olduğuna ve ne yapmak istediğine dair sözleri kitabının ilk sayfalarında yer aldı:

“ (…)  Sizin için tartışmasız, başkaldırısız, kavgasız, kitapsız, şiirsiz, bilimsiz, politikasız … bir gelecek öngörüldü. Geleceğinizi araştırıp, sorgulamak için ipuçlarına gereksiniminiz olduğunu sanmıyorum. Geleceğinizin nasıl hazırlandığını bilmek istersiniz diye yazıyorum. Yalansız yaşamanızı istiyorum” (15 Ekim 1987).

Kitabını bitirirken kendi kızına yazdıklarına gelince;

“ Bunları okuyup anlayacak yaşa geldiğinde; imparatorlukların tümünden korkmak gerektiğini, tümüyle savaşmanın kaçınılmaz olduğunu dilerim anlamış olursun. Aralarında hiçbir ayrım olmadığını; birinin daha önce, birinin daha sonra aynı acıları ürettiklerini saptamış olursun. (…) Faşizmi öğren ve bir daha yaşanmaması için onunla kavgaya hazır ol.”

12 Eylül; bilinmesi ve öğrenilmesi gereken acı bir memleket tarihidir. 

12 Eylül bir hayaletin gölgesi gibi dolaştığı bu memlekette birbirinden öğrendikleriyle yarattıkları acıları sürekli yineleyenlerin acımasız iktidar hırsıdır.  

Birbirlerine öğrettikleri ve birbirlerini tekrarlayarak sürdürdükleri baskı ve zulme karşı mücadele etmenin bin türlü yolu var…

İşte birisi…

Bertolt Brecht, Nazilere karşı yazdığı şiirinde Ya Hep Beraber Ya Da Hiçbirimiz (Çeviri: A. Kadir - A. Bezirci Halkın  Ekmeği, S. 104-105) adlı şiirini şöyle bitirmiştir:

“Kim tutacak elinden, bitik kişi?
Birleşmek zorundadır başkalarıyla
yoksulluğa dayanamayan.
Birleş sen de yoksullarla, durma.
Birleş yarına bırakmayanlarla bu işi.

Ya hep beraber ya da hiçbirimiz.
Kurtulmak yok tek başına
yumruktan ve zincirden.
Ya hep beraber ya da hiçbirimiz.”

45 yıl sonra hatırlananlardan geriye kalanlar…

Yaşamasak bile okuyup öğreneceğimiz yaşa geldik, birçoğumuz bu yaşları geçti… Şimdi sokaklarda protestolara katılan ve başkaldıran öğrenciler barikatları aştı, yıktı, geçti… Gençler “siyaset” öğretiyor, sokakları mekanları, protestoları parlamento dışı muhalefet nasıl yapılır, ülkeyi yönetmeye aday olanlara öğretiyor artık. Protestoları yaratan halk politika öğretiyor.  

Yalansız yaşamak mı istiyorsunuz; mücadelemiz olmalıdır!

Yalansız yaşamak, geçmişi unutmak mıdır?  

Yalansız yaşamak mıdır seçimimiz, susmak mıdır, öğrenemediklerimiz midir hayatımız...

Yoksa ülkeyi yönetmek için geçmiş zamandan kalanları öğrenmek mi?

Bir şiirde bir yol daha var…

Dünya Şiir Antolojisinin (Pozitif yayınları-Eylül 2008) 115 inci sayfasından Ataol Behramoğlu’nun çevirisiyle hepimize göz kırpan Bertolt Brecht’in “Öğrenmeye Övgü” şiiriyle hep beraber öğrenelim ve başlayalım…  

Öğren en basiti. Zamanıdır.
Sakın geç deme.
Öğren abeceyi, çok bir şey değil gerçi
Öğren ama, başla.
Koru kendini yılgınlıktan.
Her şeyi öğrenmelisin.
Çünkü sensin artık yönetecek olan.  

Köprü altındaki, öğren!
Öğren, demir parmaklıklar ardındakini!
Ev kadını, öğren!
Öğren, altmış yaşındaki!
Kimsesiz çocuk, okul ara kendine
Bilim ara, soğuktan kıkırdayan.
Sarıl kitaba, aç insan. Silahtır o
Çünkü sensin artık yönetecek olan  

Çekinme soru sormaktan arkadaş!
Enayi yerine koydurma kendini
Alın teri dökmeden bellediği şeyi
Biliyor sayılmaz insan.
Geçir gözden hesap pusulasını
Unutma, sana ödetilecek faturası

Parmak bas üstüne her rakamın
Nerden çıkmış, sor bakalım
Çünkü sensin artık yönetecek olan”  


Brecht şiirinin yol göstericiliğinde “ öğrenmeye övgü”nün tam zamanıdır! 

Yılgınlıktan vazgeç, bilimi ara, kitaba sarıl, soru sor, sorgula, yaşına bakma; öğren öğrenebildiğin ne varsa! Enayi sanmasınlar seni ve hiç kimseyi! Alın teri dökerek bilmelisin olup bitenleri, demir parmaklıklar ardındakini…

Yalansız yaşamak mı istiyorsunuz? Hiçbir şey yoksa bile şiir oku, çocukların ve herkes için!

Zamanıdır öğrenmeliyiz artık, çünkü ülke yalansız yönetilir. 

                                                    /././ 

Yılın ilk sekiz ayında da bütçe dolaylı vergilerle stopajın sırtında…-Murat Batı-

2025 ocak-ağustos döneminde geçen yıl aynı döneme nazaran tahsilat oranı en fazla olan gelir kalemi yüzde 93,2 artışla gelir vergisi olmuştur. ÖTV genel toplamı ise geçen yıl aynı döneme göre yüzde 39,2 oranında artmıştır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı kendi internet sitesinde 2025 yılı ocak-ağustos dönemi bütçe gerçekleşmelerini 15 Eylül Pazartesi günü yayımladı. Aşağıda detaylı şekilde göreceğiniz üzere vergi gelirlerinin yüzde 47,31’ini KDV ve ÖTV tahsilatı oluşturmaktadır.

Dolaylı vergilerin payı ocak-ağustos döneminde yüzde 62,62; dolaysız vergilerin payı ise yüzde 38,38 olarak gerçekleşti.

Tahsil edilen gelir vergisinin yüzde 91,3’ü stopaj yoluyla alınmış.

2025 yılı ocak-ağustos döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 8 trilyon 891,2 milyar TLbütçe gelirleri 7 trilyon 983,6 milyar TL ve bütçe açığı 907,6 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 7 trilyon 465,4 milyar TL ve faiz dışı fazla ise 518,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Diğer kalemlerin akıbetini ise aşağıda izah etmeye çalışayım.

2025 ağustos ayı bütçe gerçekleşmeleri

2025 yılı ağustos ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 191,4 milyar TL, bütçe gelirleri 1 trilyon 288,1 milyar TL ve bütçe fazlası 96,7 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 11,6 milyar TL ve faiz dışı fazla ise 276,4 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Merkezi yönetim bütçesi 2024 yılı ağustos ayında 129 milyar 594 milyon TL açık vermiş iken 2025 yılı ağustos ayında 96 milyar 705 milyon TL fazla vermiştir. 2024 yılı Ağustos ayında 32 milyar 548 milyon TL faiz dışı açık verilmiş iken 2025 yılı Ağustos ayında 276 milyar 436 milyon TL faiz dışı fazla verilmiştir.

2025 ocak-ağustos dönemi bütçe giderleri

2025 yılı ocak-ağustos döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri 8 trilyon 891,2 milyar TLbütçe gelirleri 7 trilyon 983,6 milyar TL ve bütçe açığı 907,6 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 7 trilyon 465,4 milyar TL ve faiz dışı fazla ise 518,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Merkezi yönetim bütçesi 2024 yılı ocak-ağustos döneminde 973 milyar 554 milyon TL açık vermiş iken 2025 yılı ocak-ağustos döneminde 907 milyar 635 milyon TL açık vermiştir. 2024 yılı ocak-ağustos döneminde 209 milyar 545 milyon TL faiz dışı açık verilmiş iken 2025 yılı ocak-ağustos döneminde 518 milyar 124 milyon TL faiz dışı fazla verilmiştir.

2025 ocak-ağustos dönemi bütçe gelir gerçekleşmeleri

Merkezi yönetim bütçe gelirleri ocak-ağustos dönemi itibarıyla 7 trilyon 983 milyar 566 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Vergi gelirleri 6 trilyon 871 milyar 696 milyon TL, genel bütçe vergi dışı gelirleri ise 894 milyar 771 milyon TL olmuştur.

Aşağıdaki tabloda 2025 ocak-ağustos dönemi vergi gelirleri ve bu vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payları gösterilmiştir.

Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere 2025 ocak-ağustos döneminde KDV ve ÖTV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 47,31; dolaylı vergilerin payı yüzde 62,62 ve dolaysız vergilerin payı ise yüzde 38,38 olarak gerçekleşti.

Stopaj yoluyla alınan gelir vergisinin toplam gelir vergisi içindeki payı yüzde 91,3 kadardır.

Ocak-ağustos 2025 ile geçen yıl aynı dönem vergi tahsilatı karşılaştırılması

2024 yılı ocak-ağustos döneminde bütçe gelirleri 5 trilyon 253 milyar 15 milyon TL iken 2025 yılının aynı döneminde yüzde 52 oranında artarak 7 trilyon 983 milyar 566 milyon TL olarak gerçekleşmiştir.

2025 yılı ocak-ağustos dönemi vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 56,1 oranında artarak 6 trilyon 871 milyar 696 milyon TL olmuştur.

Aşağıdaki tabloda vergi kalemleri bazında ocak-ağustos 2025 tahsilat tutarları ile geçen yılın aynı dönemdeki tahsilat tutarları ve değişim oranları bulunmaktadır. 

Yukarıdaki tabloya göre 2025 ocak-ağustos döneminde geçen yıl aynı döneme nazaran  tahsilat oranı en fazla olan gelir kalemi yüzde 93,2 artışla gelir vergisi olmuştur. Bunun ardından BSMV yüzde 68,1 ile; kolalı gazozlardan alınan ÖTV yüzde 56,8 ile; yüzde 60,9 ile özel iletişim vergisi, yüzde 65,4 ile dijital hizmet vergisi, yüzde 64,9 ile harçlar, yüzde 60,1 ile dahilde alınan KDV gelmektedir Diğerlerinin artış oranları yukarıdaki tabloda görülmektedir.

ÖTV genel toplamı ise geçen yıl aynı döneme göre yüzde 39,2 oranında artmış.

                                                            /././

soL "Köşebaşı + Gündem" -15 Eylül 2025-

Hikmet Çetin'den dikkat çeken 'Kılıçdaroğlu' iddiası: 'Mutlak butlan için en üst düzeydekilerle temas içinde...'

CHP'nin eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, kurultay davasında mutlak butlan kararı çıkması için Kemal Kılıçdaroğlu’nun yoğun çaba harcadığını ve üst düzey isimlerle temas kurduğunu iddia etti.

Eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin, geçtiğimiz günlerde önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ile yaptığı görüşmelerin ardından gündeme dair dikkat çeken açıklamalar yaptı.

T24’ten Cansu Çamlıbel'e konuşan Çetin, CHP'nin bugün görülecek 'Kurultay davası', tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş ve siyaset gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Dikkat çeken 'Kılıçdaroğlu' iddiası 

Kurultay davasından ‘mutlak butlan’ yönünde bir karar çıkacağını tahmin ettiğini belirten Çetin, CHP'nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu konuda "çok çalıştığını, en üst düzeydekilerle temas içinde olduğunu" iddia etti.

Çetin, “Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın yeniden aday olamayacağı konusu üzerinde gereken ağırlıkta durmadı. Anayasaya aykırı olduğunu bile bile dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘evet’ dedi, Selahattin Demirtaş bugün onun yüzünden hâlâ içeride” dedi.

'Eski genel başkanımız bu konuda çok çalışıyor'

Çetin kendisine kurultay davasına ilişkin yöneltilen soruya şöyle yanıt verdi:

"Ben 2023 kurultayımızın ‘mutlak butlan’ sayılması yönünde bir karar çıkacağını tahmin ediyorum. Senin hatırlattığın İstanbul teşkilatına kayyım atanmasının bana kalırsa da bunun işareti oldu. Bence Ankara’dan ‘mutlak butlan’ kararı çıkacak çünkü eski Genel Başkan’ımız bu konuda çok çalışıyor."

Çetin, Çamlıbel'in "Kemal Kılıçdaroğlu mu?" sorusuna ise "Evet" yanıtını verdi.

'Üst düzeydekilerle temas içinde'

Çamlıbel Çetin’e, Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreci sessizce izlemekle kalmayıp, kurultayın iptali için bizzat aktif biçimde çalıştığını iddia ettiğini belirterek, elinde bu iddiayı destekleyecek herhangi bir bilgi olup olmadığını sordu.

Çetin ise soruyu, "Ben onun en üst düzeydekilerle de temas içinde olduğunu sanıyorum" şeklinde yanıtladı.

Çetin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yakın çevresini mi kastediyorsunuz? O halde size göre ona net biçimde işaret verildi ve o da hazırlığını yapıyor, öyle mi?" sorusuna işe şu cevabı verdi:

Evet. Dikkat ederseniz 'Ben neredeysem Genel Merkez orasıdır' gibi şeyler söyledi bir ara. Hazırlığı ona göre yapıyor.

Bahçeli görüşmesi

Çetin, MHP lideri Devlet Bahçeli ile görüşmesinde konuşulanları da şöyle anlattı:

Şimdi Sayın Bahçeli’ye bir anımı anlattım. 12 Eylül'de Alparslan Türkeş’i gözaltına aldılar, sonra bıraktılar. Yıllar sonra ben bir gün Ankara Oran’da yürüyüş yaparken kendisiyle karşılaştım. Arkasında beş altı kişiyle, korumalarıyla o da yürüyordu. Türkeş o kısa sohbette bana şöyle dedi: ‘Eğer 12 Eylül’den önce CHP ile MHP koalisyon yapsaydı, sokaklarda anarşi biterdi ve 12 Eylül olmayabilirdi.’ Sonra bana ‘Siz ne düşünüyordunuz?’ diye sordu.

Ben dedim ki: ‘Ben de o sırada kesinlikle böyle düşünüyordum. Vedat Dalokay ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi – MHP koalisyonunun çok şeyi halledeceğini düşünüyordum. Bence de bu yapılabilseydi 12 Eylül de olmayabilirdi.’ Sonra ülkücülerin o dönem yaptığı bazı şeyleri eleştirince Türkeş ‘Her şeyi kontrol edebildiğinizi sanıyorsunuz. Oysa bazı şeyleri ben de kontrol edemedim. Beni de aştılar’ dedi.

'CHP-MHP koalisyonunun çok başarılı olacağına inanıyorum'

Çetin, “Peki siz Alparslan Türkeş ile yıllar önce aranızda geçen bu sohbeti bugünün konjonktüründe MHP lideri Devlet Bahçeli’ye neden anlatma gereği duydunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi: Ben hala bugün bile CHP ile MHP'nin koalisyonu çok başarılı olacağına inanıyorum.

                                                       ***                                                  

Fahrettin Altun’un hızla zenginleşen oğlu evlendi: Erdoğan ve ailesi katılmadı, tüm protokol şahit oldu

Fahrettin Altun’un 210 milyonluk sermaye artışıyla gündeme gelen oğlu Mustafa Bilge Altun, Rümeysa Reis'le Mecidiye Kasrı’nda evlendi. Nikaha AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan katılmadı, mesaj gönderdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı görevinden alınarak, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanlığı’na atanan Fahrettin Altun'un oğlunun düğünü yapıldı.

Beykoz'daki Mecidiye Kasrı'nda düzenlenen gösterişli nikah töreninde, İlknur Çakmak ve Engin Reis'in kızı Rümeysa Reis ile Fahrettin Altun ve Fatmanur Altun'un 210 milyonluk sermaye artışıyla gündeme gelen oğlu oğlu Mustafa Bilge Altun evlendi.

Törene, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AKP Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, TBMM İçişleri Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu Üyesi Mahir Ünal, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, eski Avrupa Birliği Bakanı ve Büyükelçi Egemen Bağış, eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile bazı milletvekilleri ve belediye başkanlarının yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Katılanlar arasında TYT Türk'ün sahibi Eski MHP milletvekili Arzu Erdem de vardı.

Erdoğan katılmadı, mesaj gönderdi

Düğüne Erdoğan ve ailesinden herhangi birinin katılmaması da dikkat çekti.

Gazeteci Fatih Altaylı, Fahrettin Altun’un İletişim Başkanlığı görevinden alınmasının gerekçesinin AKP’li bir isme karşı komplo girişiminin parçası olması olduğunu öne sürmüştü. Altaylı, “Bu komplo girişimi belgeleriyle cumhurbaşkanına sunulunca Erdoğan bir an bile tereddüt etmeden ipi çekmiş. Ankara'da konuşulan bu” demişti.

Erdoğan düğüne gönderdiği şu mesajı sahneden okundu:

“Nazik davetiniz için içtenlikle teşekkür ederim. Değerli çiftimize çıktıkları bu yolda sevgi ve saygı çerçevesi içinde sağlıklı bir ömür sürmeleri temennisiyle iki cihan saadeti diler, beraberliklerini her iki aileye de huzur ve mutluluk getirmesini cenab-ı allahtan niyaz ederim. Bu vesileyle sizlere ve kıymetli misafirlere en kalbi sevgi ve selamlarımı sunarım.”

Nikahı Tevfik Göksu kıydı, Ali Erbaş dua okudu

Kuran okunmasıyla başlayan törende, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş dua etti.

Çiftin nikahını Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu kıydı. Nikah şahitliklerini ise davete katılan protokol üyeleri yaptı.

Nikahın ardından çifte mutluluklar dileyen Hulusi Akar, "Allah bir erkek bir de kadın yaratmış. Dolayısıyla bunların birleşmesinden de evlilikler ve aile oluyor. Dolayısıyla aile bizim toplumumuzun olmazsa olmazı. Bu zaman içerisinde maalesef içeriden dışarıdan yapılan bir takım neşriyatla erozyona uğratılıyor. Buna müsaade etmemek lazım. Bu güzel toplumun bunun farkında olduğuna eminim" diyerek, evlilik cüzdanını çifte takdim etti.

500 bin liralık sermayesini 3 yılda 210 milyon liraya çıkarmıştı

Timur Soykan, Altun'un, göreve geldiği yıl şirket kuran 20 yaşındaki oğlunun, 500 bin liralık sermayesini 3 yılda 210 milyon liraya çıkardığını yazmıştı.

Tarım alanında faaliyet gösteren MBA adlı şirkete imtiyaz tanınıp tanınmadığını soran Soykan, yanıt hakkı tanımak için aradığı Fahrettin Altun'un, sorularına cevap vermediğini belirtti.

                                                     ***

CHP kararı hukuken ne söylüyor: 9 maddede kararın anlamı -Emre Alım-

CHP kurultay davasında alınan erteleme kararı sonrası gözler önce 21 Eylül’de yapılacak olağanüstü kurultaya ve sonrasında 24 Ekim’de görülecek davaya çevrilmiş durumda. Anayasa Mahkemesi eski raportörü ve hukukçu Ali Rıza Aydın, davanın hukuki çerçevesini 9 maddede soL’a değerlendirdi.

CHP'de İstanbul yönetimi görevden uzaklaştıran yargının, Özgür Özel ve ekibini de görevden alıp almayacağı merak konusu.

Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi bugün bu soruya yanıt vermek için toplandı. Haziran ayında "erteleme" kararı alan mahkeme, yine aynı kararı verdi. Sonraki duruşma 24 Ekim Cuma günü görülecek.

Bu tarih Özel yönetimi açısından kritik öneme sahip. Bugünkü davadan "mutlak butlan" kararı çıkması ihtimaline karşı 900'den fazla delegenin imzasıyla 21 Eylül'de olağanüstü kurultaya gidilmesi kararlaştırılmıştı. Böylece mahkeme Kemal Kılıçdaroğlu'nu partinin başına getirse de 6 gün sonra yeniden Özgür Özel'in genel başkan seçilmesi planlanıyordu.

Mahkeme henüz Kılıçdaroğlu lehine bir karar vermedi ancak CHP kurmayları delegelerin imzasıyla düzenlecek kurultayın, mahkemenin iptal etmek istediği 3 yıl önceki kurultayda alınan kararları boşa düşüreceğini böylece yargılama için de hukuki zeminin ortadan kalkacağını savunuyor. 

Buna karşın mahkemenin bugünkü duruşmada, 21 Eylül’de yapılacak kurultaya ilişkin tüm delege listeleri ve birleştirme tutanaklarını talep etmesi de dikkat çekti.

Tartışmalar sürerken Anayasa Mahkemesi eski raportörü, hukukçu Ali Rıza Aydın dava sürecini soL'a değerlendirdi.

'Dava aslında reddedilmeliydi'

Aydın’a göre, davanın özü itibarıyla reddedilmesi gerekirdi. Ancak mahkemenin erteleme yoluna gitmesi, siyasi iktidarın baskısı altındaki yargının “kaçamak kararlarla” süreci idare etmeye çalıştığını gösteriyor.

Aydın, siyasi partilerde seçimli kurultayların denetiminin yalnızca YSK’ya ait olduğunu, mahkemelerin bu sürece müdahale etmesinin Anayasaya aykırı olduğunu vurguluyor. Bu nedenle 21 Eylül’de yapılacak kurultay ve buradan çıkacak sonuç, davanın seyrinden etkilenmeyecek. 24 Ekim’de verilecek kararın da kurultay sonuçlarına herhangi bir etkisi olmayacağına dikkat çekiyor.

Ali Rıza Aydın'ın 9 maddelik değerlendirmesi şöyle:

1-Bugünkü Ankara/CHP davasının açılma süreci ve amacı anayasal yönden okunduğunda, Anayasanın yargı mercileri önünde davacı olarak hak arama özgürlüğünü kullandığı savına sığınıldığı ileri sürülse de Anayasanın siyasi faaliyet, seçme ve seçilme hakları ile siyasi partilerle ilgili hükümlerine, siyasi partilerin seçimli kongreleri de dahil olmak üzere seçimlerin genel yönetim ve denetiminin Yüksek Seçim Kurulu'na ait olduğuna ve YSK kararları aleyhine başka merciye başvurulamayacağına ilişkin hükümlerine göre davranmak ve değerlendirmek gerekecektir. 

2-Bu kapsamda bugünkü davanın reddedilmesi beklenirdi. Erteleme kararı ret anlamına gelmez. Mahkemenin açılmış olan başka birçok davayı ve sonuçlanmış olan kararları, bilirkişi raporlarını toparlamak üzere erteleme kararı vermesi bir ölçüde kabul görebilir. Ret kararı verememesini içinde bulunulan düzenin siyasi iktidarının etkisi altında kalan mahkemeler yönünden de okumak olası. 

3-Bir yandan da kimilerince ısrarla dile getirilen tedbir, mutlak butlan gibi kararlara imza atabilmenin en azından yargının birikimi ve hukuk devleti sınırları içinde dayanağının bulunması da abesle iştigal olacaktı.

4-Ama yargı da artık işin içinden çıkamıyor. Kendisini dahi kurtaramayacak mayınlı, sorunlu bir alanda dolaşıp duruyor. Kaçamak kararlarla durumu idare etmeye çalışıyor. Espirili bakışla anlatılırsa, Adalet Bakanı'nın sürekli beyan etme gereği duyduğu “bağımsız yargı”nın da bir adabı var sonunda ama yargı da çıkmazda. Çürüme genel.

'Davanın yeni kurultay sürecine etkisi yok, kurultay meşrudur'

5-Anayasaya dönersek, siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez olduğu ilkesi herkesi olduğu gibi yargıyı da bağlar. Gerisi “yargı da bir yere kadar, o yer de egemen sömürücü sınıfın ve siyasal iktidarının istek ve gereksinmeleridir” tanımlamasına girer ki bugünkü Anayasa ve hukuk bunu yazmıyor.

6- “Yazmadığı halde”den, “fiili durum”a hareket edildiğinde konu anayasa, hukuk, devlet, siyaset, seçme ve seçilme gibi düzenlemelerden başka bir yere kayar. Siyaset bilimcilerin konusuna girmeyelim. 

7-Bugünkü ertelenen davanın olası geleceğine anayasal yönden bakıldığında, CHP’nin Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve Tüzük gereği olağanüstü kurultay kararı meşrudur, buradaki seçimin yönetim ve denetimi YSK’dedir ve ertelenen davanın ne şimdi ne kurultay süresinde ve sonucunda kurultaya bir etkisi olmaz. Eğer erteleme tarihi olan 24 Ekim'de karar verilecekse, verilecek kararın da bu kurultayın sonucuna herhangi bir etkisi olamaz. 

8-Konuyu aynı gemide çok parti ama tek siyaset savunucularının, o tek siyasetin çürüttüğü kurumlardan medet ummalarına getirmenin anayasal bir okuması var kuşkusuz. Ancak Anayasanın birçok maddesi, Cumhuriyetin birçok ilkesi ihlal ya da ihmal edilirken, Anayasaya aykırı yasalar ortada cirit atarken, seçim hukukunun adaletsizliği tavana vurmuşken suskun kalmanın, “adaletsizlik” gibi bir sonuçla haykırılması da tartışmalara açık.

9-Bütünsel bakıldığında, siyasi faaliyet, seçme ve seçilme, seçim güvenliği gibi hakların siyasal iktidarın güdümüne sokulmak istenmesi gibi bir durumla karşı karşıya Türkiye. Eşitsiz düzen adaletsizliği yaratıyor, aynı düzenin kurumlarından adalet aranıyor. İyileştirmelerle gelir mi? Tarih bize gelmeyeceğini gösteriyor. 

                                                                      /././

ÇED raporunda kopyala-yapıştır rezaleti: Maraş’taki santralin verilerini Giresun'daki projeye yazmışlar-Yusuf Yavuz / soL-

Giresun’un Güce ilçesinde inşa edilmesi planlanan HES projesinin ÇED raporunda, yaklaşık 650 kilometre uzaklıktaki Kahramanmaraş’da inşa edilen başka bir HES projesinin bilgileri kullanıldı.

Giresun’un Güce ilçesinde, türkülere konu olan ünlü Gelevara Deresi üzerinde inşa edilmesi planlanan Yiğit HES Projesi için 4 Ağustos 2025 tarihinde ÇED Nihai kararı verildi. Eğimli bir araziye sahip olan ve heyelan riski taşıyan bölgede inşa edilecek HES için 1254 metrelik iletim tüneli açılması planlanıyor.

Projeyle ilgili hazırlanan ÇED raporunda Giresun’daki HES projesinin suyunun Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde inşa edilen Kumarlı HES’e verileceğinin belirtilmesi skandal olarak değerlendirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda yapılan İDK toplantısında Milli Parklar yetkililerinin de dikkatini çeken skandal bununla sınırlı kalmadı. ÇED raporunda DSİ akım verileri ile uyuşmayan bilgilerin yer aldığı, başka bir projenin bilgilerinin kullanıldığı tespit edildi. 

Bölgenin doğası üzerinde büyük bir yıkıma neden olacağı belirtilen HES projesinin skandal bir ÇED raporuyla başlayacak olması, yöre halkının tepkisini çekti.

Gelevara Deresi yok olmanın eşiğinde

Türkiye kuraklıkla sınanırken tatlı su kaynakları da birer birer kuruma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Ülkenin en yoğun yağış alan bölgesi olan Doğu Karadeniz’de ise son yıllarda kurak kış mevsimleri yaşanıyor. Bölgede kış aylarında çıkan örtü yangınları, artan seller ve arazi tahribatına son yıllarda HES’ler de eklenince Karadeniz’in türkülere konu olan ünlü derelerinin de yok olmasına neden oluyor.

Giresun’daki ünlü Gelevara Deresi’de bunlardan biri. Balaban Dağlarından doğan Gelevara (Özlüce) Deresi, Giresun’un Espiye ilçesinden Karadeniz’in sularına karışıyor. Güce ilçesi sınırlarındaki bölümünde daha önce Güce Regülatörü ve HES ile Gökçebel Barajı inşa edilen Gelevara Deresi ve çevresi yeterince tahribata uğramıştı. Ancak su kaynaklarının alarm vermesine rağmen HES yıkımının sonu gelmiyor.

Eğimli arazide HES tahribatı, 1254 metrelik tünel

Gelevara Deresi üzerinde yeni bir HES projesi için daha geçtiğimiz ay ÇED Nihai kararı çıktı. "Güce Tekkeköy Enerji Üretim San. Ve Tic. A.Ş." tarafından Tekkeköy İle Yukarıboynuyoğun Köyleri sınırları içerisinde yapılması planlanan Yiğit Regülatörü ve HES Projesi (5,13 MWm/4,93 MWe) için eğimli arazilerden oluşan vadide 1254 metre uzunluğunda iletim tüneli inşa edilecek.

Tekkeköy yerleşimine 300 metre mesafede inşa edilecek olan HES projesinin büyük bir çevresel yıkıma neden olacağını dile getiren yöre köylüleri, iletim yapıları, yükleme havuzu, regülatör, santral, tünel ve yeni açılacak yolların yaratacağı tahribatın telafisinin mümkün olmadığını savunuyor.

     Proje Gelevara Deresi üzerinde tahribat yaratacak

Giresun'un yeşil coğrafyası karartılacak

ÇED raporunda yer verilen verilere bakıldığında, yöre halkının endişelerinin haksız olmadığı görülüyor. Proje kapsamındaki arazi tahribatının boyutları ürkütücü. HES için 104.357,416 m3 kazı, 34.723,196 m3 dolgu işleminin gerçekleştirileceği öngörülüyor. Kazı faaliyetleri sonucunda toplam 69.634,22 m3 kazı fazlası malzemenin oluşacağı belirtilen ÇED raporunda, bu malzemenin alanda depolanacağı kaydediliyor.

Bir kısmı Hazine arazisi, bir bölümü de vatandaşa ait arazilerden oluşan proje alanında kamulaştırma da yapılacak. Satın alma ya da kiralama seçeneklerini de deneyecek olan şirketin, 2022 verilerine göre fizibilite maliyeti yaklaşık 250 milyon lira olan projeyi iki yılda tamamlamayı hedeflediği belirtiliyor.

ÇED raporunda skandal: Maraş'taki proje kullanıldı

İnşaat aşamasında dinamitli patlatmaların da yapılacağı belirtilen HES için hazırlanan ÇED raporunda yer verilen bilgilerin başka bir ildeki projeden alınması ise bir skandal olarak değerlendirildi. Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki bir HES projesi için akım gözlem ve meteoroloji istasyonu verilerinin Giresun’daki projenin raporunda kullanıldığı ortaya çıktı. 

Skandalın olduğu bölüm, ÇED raporunda şöyle yer alıyor: “Yiğit HES suyunu Özlüce (Gelevera) Nehri, Karaovacık deresinden sağlayacaktır. Gelevara Dere akışını kuzey yönünde sürdürerek Karadeniz’e dökülmektedir. Kaynak suları tek bir noktadan değil, mevcut havuzun biraz mansabından da gelmektedir. Mevcut yapılara zarar vermemek ve kaynak suyunun geldiği yerleri bozmamak için yaklaşık 10 m kot kaybedilerek aynı zamanda yükleme havuzu olarak da kullanılacak havuzda sular topladıktan sonra Kumarlı HES santraline verilecektir. Proje yerini temsil ettiği kabul edilen Göksun meteoroloji istasyonuna ait yıllık toplam yağış ortalaması 574.8 mm’dir.”

Giresun'daki HES projesinde Kahramanmaraş'taki projenin verileri kullanıldı

Yetkili hatayı fark edip uyardı

Ankara merkezli "Ekonorm" adlı bir çevre danışmanlık şirketi tarafından hazırlandığı görülen ÇED raporundaki skandal, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda yapılan projeyle ilgili İDK toplantısına katılan Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) yetkilisinin de dikkatini çekmiş, konuyla ilgili görüş yazısında ilgili firma kurumlar uyarılmıştı. 

Mili Parklar’ın uyarı niteliğindeki görüş yazısında, proje için sunulan Özlüce Deresine ait uzun yıllar akım değerlerinin, DSİ’nin gönderdiği akım değerleri ile aynı olmadığı belirtildi. ÇED raporundaki içindekiler dizini ile çekil dizini içindeki başlık ve metinlerde yazım yanlışları olduğu da vurgulanan Mili Parklar’ın yazısında, “Hatta raporunda ikinci sayfasında farklı bir projenin bilgilerinin yer aldığı hususları tespit edilmiştir” denilerek konu hakkında ilgililer uyarıldı.


 Milli Parklar da skandal konusunda uyarıda bulundu

Bir yanda kuraklık, bir yanda HES ısrarı: Su bitti yıkım birmedi

Öte yandan ülke genelinde inşa edilen HES projelerinin birçoğunun kuraklık ve yetersiz su nedeniyle enerji üretiminde sorunlar yaşadığı, birçok projenin ise entegre GES ve RES projelerini hayata geçirmek için başvuru yaptığı ortaya çıktı. 

DSİ tarafından 2021 yılında bu amaçla çıkarılan bir genelge (2021/6) ‘Ana Kaynağı Hidrolik Olan Enerji Tesislerinde Birleşik Yenilenebilir Enerji Tesisi Kurulması Hk.’ Adını taşıyor. HES projelerine birleşik olarak GES ve RES gibi enerji santrallerinin kurulabilmesinin önünü açan genelgenin ardından 2023 yılı verilerine göre ülke genelinde 140 HES şirketinin başvuruda bulunduğu öğrenildi. 

DSİ verilerine göre 732 HES bulunduğu göz önüne alındığında her 5 HES’ten birinin kuraklık, susuzluk ya da yetersiz su gibi sorunlarla baş başa kaldığı düşünülüyor. Ülke genelindeki HES’lerin yüzde 20’sinin mevcut tesise entegre olacak şekilde GES ya da RES projesi başvurusu yaparak sorunu aşmaya çalıştığı belirtildi.

Yusuf Yavuz / soL

Ultra lüks gemiyle umreye gidiyorlar + Güvenlikler konseri kaçak izleyen genci çatıdan attı! -SÖZCÜ-

 Ultra lüks gemiyle umreye gidiyorlar -Ali Macit-

Varlıklı muhafazakar kesim kutsal topraklara giderken önce tatil yapıyor, sonra ihrama bürünüyor. Mini hac denilen umre, lüks ve tatille birleştiriliyor, fiyat 61 binden başlıyor.

Müslümanlar için kutsal bir ibadet olan umre, artık beş yıldızlı “cruise” gemisiyle yapılıyor. Maddiyat yerine maneviyata yönelmek için de yapılan kutsal topraklara yolculuk için kişi başı en az 1.500 dolar (61 bin TL) veriliyor. Oda sayısına göre fiyat da artıyor. Yolcular önce lüks gemide tatil yapıyor, ardından Mekke’ye gidip Umre ibadetini yapıyor.

Yatak odaları ‘villa tipi’ diye sunuluyor.

İstanbul’daki Galataport’tan kalkan gemi, Kuşadası, Bodrum, Şarm El Şeyh, Cidde, Mekke ve Medine güzergâhını kapsıyor. Sekiz gecelik tam pansiyon bir gemi tatiliyle başlıyor, ardından umre ibadeti ile devam ediyor. Yolculuk, muhafazakâr hassasiyetlerle düzenlenmiş bir Cruise gemisiyle yapılıyor. Gemide 15 restoran var.

Geminin sosyal alanları göz kamaştırıcı.

PURO SEVENLERE ÖZEL ALAN

Genellikle muhafazakar çiftlerin tercih ettiği gemiye tek başına katılmak da mümkün. Gemi içinde eğlence ve yüzme alanı bulunuyor. Ancak alkol ve kumar yasak. Gemide havuz 09.00–12.00 saatleri arasında kadınlara özel. İki ana havuz, beş su kaydırağı ile bir su parkı da bulunuyor. Geminin sekiz numaralı kafe bölümünde puro severler için bir alan da bulunuyor. Gemi içinde ibadet etmek isteyenler için mescid de yer almış.Odalar lüks otel odasından farksız.

TAM TATİL ROTASI

Gemi 12 Eylül’de İstanbul’dan yola çıktı. Bir sonraki turu Haziran 2026’da yapılacak. 13 gün cruse gemisiyle devam eden turun planlaması şöyle:

1-Gün: İstanbul

2-Gün: İstanbul, Kuşadası

3-Gün: Kuşadası

4-Gün: Kuşadası, Bodrum

5. Gün: Mısır’ın tarihi limanı Port Said’e varış. Gemide eğlenceler.

6. Gün: Süveyş Kanalı geçişi, Mısır

Dinlenme alanları ve yemek bölümleri...

7-Günü: Şarm El Şeyh, Mısır. Kızıldeniz’in renkli mercanları, altın kumsallar ve otantik pazarlar.

8-Gün: Şarm El Şeyh’te serbest gün.

9-Gün: Cidde, Umre Başlangıcı. Cruise programı sona eriyor, otobüslerle Mekke’ye hareket.

10. Gün: Mekke’de ibadet

11. Gün: 2. Umre, dinlenme, alışveriş.

12. Gün: Medine’ye Geçiş & Mescid-i Nebevi Ziyareti

13. Gün: Medine’den İstanbul’a uçuş.

‘KUMARHANE KAPANDI MI?

İktidara yakın gazetenin yazarı bu gemilerde kumar bölümü de bulunduğunu belirterek “Gemideki casino bölümü de mutlaka kapatılmıştır, kadın ve erkek havuz saatleri de farklı saatlerde olacaktır diye tahmin ediyorum” ifadelerini kullandı. Yazar, varlıklı muhafazakar kesime gelen lüks umre eleştirileri karşısında ise şunları söyledi:

KIBLE NASIL TUTACAK

“Bazıları namaz esnasında gemi rota değiştirdiğinde kıblenin nasıl tutturulacağını merak etmiş. Seyir halindeki araçlarda namaz kılınırken yön değişmesi sorun olmuyor diye biliyorum. Otobüsle ya da gemiyle geze geze gitmekle, uçakla umreye gitme arasında elbette bazı farklar var. Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları bu konu hakkında ne düşünüyorlar acaba?”

                                                      ***

Güvenlikler konseri kaçak izleyen genci çatıdan attı!

Mersin’in Mezitli ilçesinde bir konseri tiyatro salonunun çatısından izlemeye çalışan gençlerden biri itildi, diğeri darbedildi. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

(https://www.dailymotion.com/video/x9qhkty)

Mersin’in Mezitli ilçesi Akdeniz Mahallesi’ndeki Mezitli Belediyesi’ne ait Amfi Tiyatro’da dün akşam düzenlenen Blok3 konserinde bazı gençler, konseri çatıda izlemeye çalıştı. Özel güvenlik görevlileri, çatıya çıkan kişilere müdahale etti.

Müdahale sırasında gençlerden biri 2 metre yükseklikteki çatıdan itilirken, bir genç ise darbedildi. Çatıdan düşen kişi kısa süre yerde kaldıktan sonra ayağa kalkarak bölgeden uzaklaştı.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Olay, çevredekiler tarafından cep telefonuyla kaydedilip sosyal medyada paylaşıldı. Görüntüleri ihbar kabul eden Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayla ilgili soruşturma başlattığı bildirildi.

Sözcü


Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -13 Ocak 2026-

  Emekli aylıklarında sefalet: Asıl sorumluyu unutma!-Aziz Çelik-  Emekli aylıklarındaki sefaletin asıl sebebi sosyal güvenlik karşı devriml...