İsrail, Suriye’de şimdilik hedef küçülttü -Akdoğan Özkan/T24
Şam ve Tel Aviv arasındaki kapsamlı güvenlik anlaşması görüşmeleri hedef küçültüp “gerilimi düşürme” görüşmelerine direksiyon kıvırmış gibi görünüyor. Ankara için geçici de olsa bir zafer, bir soluklanma imkânı. Ama tehdit ortadan kalkmış değil.
Suriye’de Ankara için bir felaketin eşiğinden dönüldü. Tabii “şimdilik” kaydını düşelim.
Plan şuydu: Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 58 yıl sonra New York’ta BM Genel Kurulu’na seslenecek ilk Suriye lideri olacak ve bu oturum sonrasında İsrail ile -ABD arabuluculuğunda- bir güvenlik anlaşması imzalayarak, bir anlamda ülkenin güney kesiminin anahtarını Tel Aviv yönetimine bırakacaktı. Görüşmelere yakın dört kaynağın Reuters haber ajansına verdiği bilgilere bakılırsa, iki ülke arasında güvenlik anlaşmasına varma çabaları, İsrail'in Suriye'nin güneyindeki Süveyda vilayetinde kendisi için bir “insani koridor” açılmasına izin verilmesi talebi nedeniyle son dakikada sekteye uğradı. Suriye’nin özellikle İsrail’e “insani” amaçlı da olsa bir “kara koridoru” açılması talebini egemenliğinin ihlali olarak değerlendirerek son dakikada reddettiği kaydediliyor.
Ankara için de İsrail’in ABD'nin müttefiki olan Kürt grupların kontrolündeki bölgeleri, Suriye'nin Golan Tepeleri'nden başlayıp Dera, Süveyda, Tenef, Deyrizor ve Ebu Kamal vilayetlerinden geçerek Fırat Nehri'ne uzanan bir koridor üzerinden İsrail'e bağlama planı şimdilik ötelenmiş oldu. Davut Koridoru, ilan edilmiş resmi bir Tel Aviv hedefi olmasa da analistler, Nil Nehri'nden Irak'taki Fırat Nehri'ne kadar uzanan Tevrat'taki bir hududa atfen kullanılan bu koridorun “Büyük İsrail” projesinin bir parçası olarak bu ülkeye bölgesel nüfuzunu arttıracak stratejik bir erişim noktası sağlayacağını, Netanyahu’nun da böyle bir hesapla hareket ettiğini düşünüyorlar.
Diplomatik kaynaklardan İsrail ve Arap medyasına sızan bilgilere bakılırsa, Suriye iye bu koridorun ilk adımı gibi görülen “güvenlik anlaşması” imzalanırsa, İsrail ordusu 1974’te imza edilen ateşkes anlaşmasına uygun olarak, Suriye’de işgal ettiği yerlerden büyük ölçüde çekilecek, ancak bunun karşılığında da Suriye ordusu Şam’dan Süveyda'ya kadar uzanan bölgeyi asker ve silahtan arındıracak, Süveyda Valiliği dahilinde İsrail için bir “insani koridor” kurulmasına izin verecekti. Ayrıca Suriye ordusu, ülkede füze ve hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere stratejik silah konuşlandırmamayı taahhüt edecek, İran'a yönelik hava saldırılarını sürdürebilmesi için hava sahasını İsrail savaş uçaklarına açmayı resmen kabul edecekti.
Geçen hafta detaylı şekilde yazdığım üzere, ABD'nin Şam'a yönelik yaptırımlarını kalıcı olarak kaldırması da biraz bu “güvenlik anlaşmasının” imzasına bakıyordu.
Yine geçen hafta yazdığım şekilde, anlaşma bu şekilde imzalanırsa, İsrail Golan Tepeleri’nden Süveyda’ya, oradan da Suriye’deki ABD desteğinde hareket eden Kürt milislerin kontrolünde bulunan kuzeydoğu Suriye topraklarına uzanan “Davut Koridorunu” üzerinden l yakın bir gelecekte Türkiye’nin bir anlamda komşusu olabilecekti.
Diplomatik çevrelerden geçen hafta yansıyan haberler de Suriye ile İsrail’in, ABD'nin arabuluculuğunda Bakü, Paris ve Londra'da aylarca süren ve nihayet New York'ta yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu öncesinde hız kazanan görüşmelerin ardından, bir “güvenlik anlaşmanın” genel hatları üzerinde anlaşmaya yaklaştıkları yönündeydi.
Markaj sonuç verdi
Ankara Şara’yı bu amaçla bir süredir -deyim yerindeyse- sıkı markaj altına tutuyor ve yoğun temaslarla -iki ülke arasında bir güvenlik anlaşması imzalanacaksa bile- Ankara’nın güvenliğini tehlikeye atacak şartlar barındırmasına engel olmaya çalışıyordu. O yüzden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM'nin 80. Genel Kurulu'na katılmak için gittiği New York'ta Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Türkevi'nde dahi bir araya gelmişti. New York’ta da “markaj” uygulanan Şara’nın bu ziyareti, Şam’ın güvenlik anlaşması görüşmelerinde Ankara’nın taleplerini dikkate alıp almadığının sinyallerini vermesi açısından önemliydi.
Gelinen noktada, Ankara’nın 2011’den başlayarak Suriye politikasında yaptığı hatalı birtakım tercihler, bu ülkenin bir devletsizliğe teslim olmasına ve güç vakumunda ancak İsrail’in silah oynatabildiği bir ülke haline gelmesine katkıda bulunmuştu. Ankara’nın Suriye’deki -eğitim için dahi olsa- olası askeri varlığını açıkça reddeden Tel Aviv, bu çerçevede daha önce Humus çevresindeki bir havalimanı ile hava savunma üssünü Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının konuşlanmasına izin vermeyecek ve Ankara’ya meydan okuyacak şekilde imha etmişti.
Suriye’nin kuzeyinde askeri üsler kuran, Şam yönetimine muhalif askeri yapılanma olan Suriye Milli Ordusu’nun kuruluşuna ve eğitimine büyük destek veren ve nihayet Esad’ı iktidardan uzaklaştırarak Şara’yı zafere ulaştırdığını zanneden Ankara, bir anda Suriye’de sadece 3 milyon Sünni Arap Suriyeliyi mülteci olarak kendi coğrafyasına almış olarak denklem dışı kalma noktasına gelmişti.
Sürecin geldiği noktadan bakarsak, İsrail’in dayattığı şartlara Şara’nın şimdilik prim vermemiş olması Tel Aviv’i Washington üzerinden belirli ölçülerde de olsa dizginlemeye çabalayan Ankara için geçici bir zafer sayılabilir. Ancak konu kapanmış değil. Şam, yaptırımların kalıcı olarak kalkması için görüşmeleri sürdürecek. Bu arada, Ankara, bir yandan Şara’nın yukarıda detaylarını verdiğim şartlar barındıran bir güvenlik anlaşmasının altına imza atmasına engel olmaya çalışırken, bir yandan da 10 Mart Mutabakatı’na uymasını istediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Washington’a, “Aralık ayına kadar Kürt milislerin Suriye’ye entegrasyonu sonuçlanmazsa, askeri harekata geçebiliriz” mesajını vermeye çalışıyordu. ABD, Beyaz Saray’daki Erdoğan- Trump görüşmesinde, Biden döneminde imtina ettiği itibarı Ankara’ya geri vermiş, abartılı davranışsal jestler ile Türkiye’yi “güvenilir müttefik” gibi hissettirmiş iken Ankara’nın Aralık ayı terminine de fren koymuş olabilir. Ancak “entegrasyon” konusunda da henüz atılmış somut bir adım yok. Kürtlerin entegrasyon öncesinde kendilerine özerkliğin yolunu açacak anayasal garantiler istediği de biliniyor.
Son olarak, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (KUK) Başkanlık Kurulu üyesi Naamat Davud, Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’dan görüşme için halen resmi bir davet almadıklarını açıkladı. Davud, “Suriye çok etnikli ve çok uluslu bir ülkedir ve Kürt sorunu, anayasal olarak ele alınması gereken ulusal bir meseledir ve Kürt ulusal hakları anayasada güvence altına alınmalıdır," şeklinde konuştu. Davud, Kürt Ulusal Konseyi'nin temel talepleri arasında “tüm Suriyeliler için çoğulcu, demokratik ve istikrarlı bir Suriye'nin kurulması, yeni anayasada her unsurun kendine özgü niteliğini koruyacağı ve Kürt ulusal haklarının tüm Suriyeli toplulukların haklarıyla birlikte güvence altına alınması gerektiğini,” vurguladı.
“Gerilimi düşürmeye” doğru
Velhasıl, Suriye’nin kuzeyinde “entegrasyon” meselesi kolay çözülecek gibi görülmüyor. Bu şartlar altında, Ankara’nın da Washington üzerinden bastırmasıyla, Şam ve Tel Aviv arasında, yakın vadede, Suriye’nin güneydeki egemenliğini yitirmesine yol açacak kapsamlı bir “güvenlik anlaşmasından” ziyade, yukarıda saydığım maddelerden bazılarını dışarıda bırakabilecek “gerilimi düşürme” amaçlı bir anlaşma imzalanabilir. Zaten ABD’nin Suriye Özel temsilcisi Thomas Barrack da son günlerde, “insani koridor” şartının yer almadığı bir “gerilimi düşürme” anlaşması için çalışıldığından dem vuruyor. Gerilimi düşürme anlaşmasının” İsrail ile Şam yönetiminin müzakere ettiği güvenlik anlaşmasına giden yolda “ilk adım” olacağını belirtiyor.
Zira Washington aslında iyi biliyor ki, İsrail’in “insani koridoru” fırsat bilip Dürziler üzerinden Suriye’nin egemenliğini hiçe sayan bir manevraya girişmesi halinde, Ankara da kuzeyde inisiyatifi askeri yöntemlerle ele alacak bir operasyona girişeceği mesajını net olarak verdi.
Gerek Şam gerek Ankara şu şartlar altında bir miktar daha zaman kazanmış görünüyor. Ancak ilerleyen süreçte Ankara’nın kaygıları ne ölçüde dikkate alınacak, bu arada Kürt milis güçlerinin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Şam’ın otoritesini tam olarak kabul edip, -adını dahi koymadığı bazı “süreçlerde” geldiği “hukuki çözüm aşamasını” Meclis Komisyonu’nun gündemi yapmaya çalışan- Ankara’nın da onaylayacağı şartlar altında Suriye ordusunun bir parçası olacak mı, bunu zaman gösterecek.
Suriye İnsan Hakları rakamlarına bakılırsa, bölgede Sünni aşiretler ile Dürziler arasında temmuz ayında yaşanan mezhep çatışmaları, infazlar, İsrail bombardımanları ve diğer şiddet olaylarında 2 bin 26 kişi hayatını kaybetmişti. Suriye’nin güneyini Suriye askerleri ve silahlarından arındırmayı hedefleyen İsrail, bir yandan da belirli Dürzi gruplara silah ve para yardımı yapıyor, tüm Dürzi grupları birleştirmeye çalışıyor.
/././
Gazze Şeridi'nde can kaybı 66 bini aştı -soL-
İsrail ordusunun 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı son 24 saatte 79 artarak 66 bin 5'e yükseldi.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in devam eden saldırılarında yaşanan can kayıpları ve yaralanmalara ilişkin son bilgiler paylaşıldı.
Son 24 saatte Gazze Şeridi'ndeki hastanelere 79 ölü ve 379 yaralının getirildiği aktarıldı.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde 19 Ocak'ta varılan ateşkesi bozarak 18 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda 13 bin 137 Filistinlinin öldüğü, 56 bin 121 kişinin yaralandığı belirtildi.
İsrail-ABD güdümlü yardım dağıtım noktalarında Filistinlilerin hedef alındığı sistematik saldırılarda 27 Mayıs'tan bu yana öldürülenlerin sayısının 2 bin 566'ya, yaralananların sayısının da 18 bin 769'a ulaştığı ifade edildi.
İsrail'in Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten beri düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının ise 66 bin 5'e, yaralıların 168 bin 162'ye yükseldiği kaydedildi.
Gazze Şeridi'nde enkaz altında hâlâ binlerce ölü olduğu belirtiliyor.
***
Sandalye ve Blair House ötesi: Erdoğan’ın sıkıştığı üçgen -Yalçın Doğan /T24-
Erdoğan tam açmazda. Trump - Putin - Bahçeli üçgenine düşüyor. İçeride ve dışarıda bu üçgen içinde sıkışıyor. Trump’la işbirliğine giderse, Bahçeli’ye çarpıyor, yani iktidar ortağına!..
İki siyasi çığırtkanlık var, Erdoğan - Trump görüşmesine ilişkin yandaşların hezeyanında:
Sandalye ve Blair House.
Trump’ın Erdoğan’a “ne kadar değer verdiğini” anlatmak üzere, sandalye örneği veriliyor.
“Sandalyeye otururken, Trump rahat oturması için Erdoğan’ın sandalyesini arkadan tutuyor ve ona doğru çekiyor.”
Sandalye sahnesi devamında “Trump Erdoğan’ı el üstünde tutuyor” haberleri flaş, flaş, flaş!..
Oysa...
Trump 14 Şubat’ta Hindistan Başbakanı Modi’nin,
7 Nisan’da da Netanyahu’nun rahat oturmaları için sandalyelerini yine arkadan tutuyor ve onlara doğru çekiyor.
Erdoğan’a özel değil, Oval Ofis’te kabul ettiği liderlere jest.
Yağdanlık uğruna çarpıtma serbesttir!..
Blair House
Washington’da Erdoğan Blair House’da ağırlanıyor.
Beyaz Saray’ın hemen karşısındaki Blair House 1824’ten beri Başkanın Konuk Evi olarak hizmet veriyor. Yabancı liderlerin “devlet ziyareti” sırasında ağırlandıkları ev.
“Devlet ziyareti” çerçevesinde ABD Başkanı ile görüşmeye gelmişse, Patagonya lideri de Blair House’da ağırlanıyoor, Papua Yeni Gine lideri de. Konuk evinde liderle birlikte gelen heyetten toplam on iki kişi kalabiliyor.
Blair House’da ağırlanan başka Türk liderleri de var:
1954’te Cumhurbaşkanı Celal Bayar,
1959’da Başbakan Adnan Menderes,
1964’te Başbakan İsmet İnönü,
1967’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay,
1972’de Başbakan Nihat Erim,
1991’de Cumhurbaşkanı Turgut Özal,
1992’de Başbakan Süleyman Demirel,
1993’te Başbakan Tansu Çiller,
1999’da Başbakan Bülent Ecevit.
Erdoğan için ayrıcalıklı bir muamele yok.
Erdoğan, Blair House çalışanlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi
Bahçeli’nin TRÇ formülü
Zafer tamtamları karşısında ciddi bir itiraz yükseliyor.
Erdoğan Amerika’ya ayak basarken, ortağı Devlet Bahçeli çok farklı bir siyasi tercih ilan ediyor:
“Dünyaya meydan okuyan ABD - İsrail şer koalisyonuna karşı en uygun seçenek Türkiye, Rusya ve Çin’den (TRÇ) oluşan ittifaktır”.
Erdoğan “Dostum Trump” diyor, Bahçeli Amerika’yı her türlü kötülüğün beklenebileceği ülke olarak niteliyor. Sonra önerisini tanımlıyor:
“Askeri bloktan ziyade, enerji, ulaştırma, sanayi, teknoloji, finans alanlarında (...) ortaklık modeli.
(...)Uluslararası güvenlik alanında kaos devam ederse, barışa katkı verebilecek unsurlarla desteklenen, ekonomik ve ticari konular dahil, çok yönlü işbirliği imkanları da mümkündür.”
Trump’tan şok çıkış
Araya Trump giriyor. Beyaz Saray’da basının karşısında Erdoğan’ı fena sıkıştırıyor:
“Türkiye Rusya’dan petrol ve doğalgaz alımını durdursun, bu alanda bizimle anlaşmaya varsın!”
Bu laf orada kalmıyor, Türkiye Amerika ile:
-LNG, sıvılaştırılmış doğalgaz anlaşması ile
-Nükleer enerji santralları anlaşması imzalıyor.
Önceden anlaşmaya varılmış ki, imzalar anında atılıyor.
Bahçeli - Trump
Bahçeli sektirmiyor, ertesi gün:
“Rusya ve Çin ile (...) LNG kapasitesi ve nükleer projelerde Türkiye’nin arz güvenliği ve fiyat istikrarı sağlayacak uygulamaları geliştirmek mümkündür”.
Bahçeli çok net, Amerika ile imzalanan enerji anlaşmasına karşı çıkıyor.
Erdoğan - Bahçeli arasında ilk en net görüş ayrılığı.
Rusya boş durmadı
Bahçeli’ye paralel, Rusya lafı çakıyor:
“Türkiye egemen bir devlet olarak, Rus petrolü alımı dahil, Rusya ile işbirliğinin devamına bağımsız olarak karar verecek durumdadır.
Türkiye ile ekonomik ve ticari anlaşmamızı sürdürüyoruz. TürkAkım ve Mavi Akım tam kapasiteyle çalışmaktadır”.
Petrol ve doğalgaz alımının yanı sıra, Rusya Akkuyu’da halen bir nükleer enerji santralı inşa ediyor. Ayrıca, Ankara Rusya’ya geçen yıl ikinci nükleer santral için öneri götürüyor.
Ama, Beyaz Saray’da hem sıvılaştırılmış doğalgaz, hem nükleer santral imzaları atılıyor!..
Trump - Putin - Bahçeli
Trump Türkiye’nin Rusya ile enerji ilişkisinin kesilmesini istiyor.
Putin Türk - Rus anlaşmalarının devam edeceğini bildiriyor.
Bahçeli Amerika’ya “şer ittifakı” derken, Rusya’ya yanaşmayı öneriyor.
Erdoğan tam açmazda.
Trump - Putin - Bahçeli üçgenine düşüyor.
İçerde ve dışarda bu üçgen içinde sıkışıyor.
Dışarıda:
Trump’ı aşarsa, Putin’e çarpıyor.
Putin’i aşarsa, Trump’a çarpıyor.
İçeride:
Trump’la işbirliğine giderse, Bahçeli’ye çarpıyor, yani iktidar ortağına!..
Trump’la görüşmesini öve öve bitiremiyorlar ya...
Geldiği noktada bu üçgende sıkışıp kalıyor.
Ayıkla pirincin taşını!..
/././








.jpeg)





.jpeg)

