Yüksek yargı kritik davette: Zor anlar!..-Yalçın Doğan-
Bizim yüksek yargıdan bir heyet Strazburg’da AİHM’in adli yıl açılış törenine katılıyor!.. Davet AİHM’den gelse de, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir dönemde bizim yüksek yargı üyelerinin bu davete katılmaları yürek istiyor!.. Acaba, dönüşte verdikleri kararlarla yüzleşirler mi?
Soldan sağa: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı Fahri Akçin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Muhsin Şentürk, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Danıştay üyesi Aysel Demirel, AİHM Türk Yargıcı Saadet Yüksel, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, Danıştay Başsavcısı Cevdet Erkan, Danıştay üyesi Kenan Balan ve Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Murat Azaklı, AİHM adli yıl açılış programıda | Fotoğraf: AAİktidarın hoşuna gitmeyen kararları alan yargıçlar sürgün edilirken...
Mahkeme heyeti aynı davada bir kaç kez değiştirilirken...
Daha önce iktidar partisinden milletvekili aday adayı ya da partinin herhangi bir kademesinde görev yapmış biri yargıç ya da savcı olarak kritik davalara atanırken...
Adil yargılama hakkı sayısız kez ihlal edilirken...
Evrensel hukuk gereği, tutukluluğun istisna olma hali çoktan geride kalmışken...
Bağımsız yargının sonu gelmişken...
Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları uygulanmazken...
Hatta...
AYM “hak ihlali” kararı verdiği davada tahliye talebini geri çevirirken...
Daha da beteri...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları uygulanmazken...
Bizim yüksek yargıdan bir heyet Strazburg’da AİHM’in adli yıl açılış törenine katılıyor!..
İyi cesaret!..
Dikkat çeken isim
AİHM yeni adli yılı 30 Ocak’ta açılıyor. Törene Türkiye’den yüksek yargı heyeti davet ediliyor.
Davet AİHM’den gelse de, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir dönemde bizim yüksek yargı üyelerinin bu davete katılmaları yürek istiyor!..
Heyetin başkanı AYM Başkanı Kadir Özkaya. Heyette dikkat çeken diğer isim Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Muhsin Şentürk.
Şentürk’ün önceki görevi Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanlığı. O dönemde...
AİHM kararına rağmen, Osman Kavala’nın mahkumiyetini onaylıyor.
AYM’nin Can Atalay kararına uymuyor, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunuyor.
Bunun ötesinde, asıl AİHM kararları...
AİHM kararlarının uygulanmaması Türkiye - Avrupa Konseyi ilişkilerini kritik bir aşamaya taşıyor.
Orada bulunduğu sırada AİHM Başkanı’nı özel olarak ziyaret ediyor. Zor ziyaret!..
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya (sol 3), Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez (sağ 4), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Muhsin Şentürk (sol 2), Danıştay Başsavcısı Cevdet Erkan (sağ 3), Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı Fahri Akçin (solda), Danıştay üyeleri Aysel Demirel (sağ 2) ve Kenan Balan (sağda) ile AİHM Türk Yargıcı Saadet Yüksel (sol 4) ve Avrupa Konseyi Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Nurdan Bayraktar Golder, Fransa'nın Strazburg şehrinde düzenlenen AİHM adli yıl açılışında
“Mutlaka uygulanmalı”
AİHM Başkanı ile görüşürken, AYM’nin doğrudan kendi iradesiyle bağlantılı konular da var.
Gezi davası hükümlüleri Tayfun Kahraman ve Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında AYM hak ihlali kararı veriyor, bu kararlar uygulanmıyor.
Kadir Özkaya, yargıç ve savcılara seslendiği eğitim programında şöyle diyor:
“AYM kararları insan hakları merkezli yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bu bağlamda AYM kararları mutlaka devreye girmeli, hak ihlallerinin giderilmesi açısından mahkemeler o kararları mutlaka uygulamalıdır.”
Çok doğru.
Gezi davasında 18 yıl hapis cezası verilen şehir plancısı Tayfun Kahraman ve TİP'ten Hatay Milletvekili seçilen avukat Can Atalay
Tayfun Kahraman çelişkisi
Ne var ki...
Tayfun Kahraman ile ilgili AYM kararına gelince...
Orada biraz durmak gerekiyor.
Tayfun Kahraman’ın başvurusu üzerine, AYM 31 Temmuz 2025’da “adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine” karar veriyor, “şiddet içeren olaylarla Kahraman arasında illiyet bağının tespit edilmediği” gerekçesiyle…
İhlalin sonuçlarının kaldırılması ve Kahraman’ın yeniden yargılanması için kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderiyor.
“Adil yargılama hakkı ihlal” diyor ancak, AİHM’in Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala bağlamında olduğu gibi, tahliye kararı vermiyor!..
13. Ağır Ceza Mahkemesi AYM kararını dinlemiyor, “Yeniden yargılama zorunluğu yoktur” diyor.
Bunun üzerine, Kahraman 27 Kasım 2025 tarihinde AYM’ye ikinci kez başvuruyor. Özellikle, acil sağlık durumu nedeniyle hemen tahliye edilmesini talep ediyor.
3 Aralık 2025 tarihinde AYM Kahraman’ın tahliye talebini geri çeviriyor. Sağlığı ile ilgili tüm önlemlerin alınmasını istiyor.
İyi ki, istiyor!..
Bu mu AYM’nin etkili hak arama yolu olması?..
Görüşmede, AİHM Başkanı bizim yargı heyetine benzeri soruları sormuş olabilir mi?..
Sormuşsa, bizim heyet ne gibi yanıtlar vermiş olabilir?..
Türkiye açık ara önde
Ayrıca...
Tören öyle bir zamana rastlıyor ki, AİHM 2025 yılı istatistikleri yayınlanıyor.
2025 yılında AİHM’e toplam 53 binden fazla başvuru yapılıyor.
46 ülke arasında AİHM’e 18 bin 464 başvuru ile Türkiye açık ara ilk sırada.
Bunun anlamı şu:
İnsanlar uğradıkları haksızlıklar karşısında, AYM’den de umdukları adaleti bulamayınca, çareyi AİHM’e başvurmakta buluyorlar!..
Yüksek yargının zor ziyareti.
Dönüşte verdikleri kararlarla yüzleşirler mi?..
Yüzleşmek yetmiyor, izlenimlerini hem iktidara, hem yargıç ve savcılara da anlatırlar mı?..
/././
Erdoğan’ın reform aşkı!-Mehmet Y.Yılmaz-
Erdoğan 2026’yı “reform ve büyüme yılı” olarak ilan etti. Altı sene önce de yılbaşı konuşmasında 2021’in “demokratik ve ekonomik reformların yılı olacağını” söylemişti. O yıl "reformlar yılı” olmasaydı belki de dolar bugün 100 lirayı geçmiş mi olacaktı? Belli ki Erdoğan için “reform”, yapılması gereken değil, vaat edilmesi iyi olan bir şey.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 2026’yı “reform ve büyüme yılı” olarak ilan ettikten sonra Türkiye’nin şahlanacağını ve enflasyonun da belinin kırılacağını söylediğini okuyunca gözyaşlarıma hâkim olamadım. “İşte yıllardır arayıp da bulamadığımız muhalefet lideri sonunda doğuyor” dedim.
Ancak her güzel şey gibi bunun da bir sonu oldu, birden hatırladım ki 2002’den beri Türkiye’yi tek başına yönetiyor!
Niye Türkiye’yi on beş ya da üç sene önce şahlandırmamış, bunu bilmiyorum. Bence kendisi de bunun nedenini tam olarak bilmiyor.
Biliyor olsaydı, bu reform dediği şeyin neye benzeyeceğini, kuş mu, deve mi olduğunu falan anlatırdı.
Öyle yapmıyor, reform sözü verip geçiyor.
Böyle konuşarak reformlarla düzelteceğine söz verdiği meseleleri yaratanın kendisinden başkası olmadığı gerçeğini de saklamak istiyor.
Sanki birileri Türkiye’ye geçen sene bozmuş, Erdoğan şimdi 2026’da reformlar yaparak bunu düzeltecekmiş gibi bir algı yaratma peşinde.
Bilmiyorum hatırlar mısınız; 31 Ocak 2020 günü de yılbaşı konuşmasında 2021’in “demokratik ve ekonomik reformların yılı olacağını” söylemişti.
O gün 1 ABD Doları almak için 7 lira 42 kuruş yetiyordu. Dün baktım, 1 ABD Doları almak için 43 lira 49 kuruş gerekiyordu.
Demek ki “2021 reformlar yılı” olmasaymış belki de dolar bugün 100 lirayı geçmiş mi olacaktı?
Belli ki Erdoğan için “reform”, yapılması gereken değil, vaat edilmesi iyi olan bir şey.
Onun için bol keseden vadediyor ama iş yapmaya gelince yan çiziyor.
Seçmenin hoşuna gidiyor mu diye soracak olursanız, seçim kaybetmediğine göre bugüne kadar işe yaramış.
Bir sonraki seçimde de işe yarayacak mı, normal bir seçim yapılabilirse göreceğiz.
***
“Verimsiz yöntem” meselesi!
| Kırk sene düşünsem, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları meselesini “AB üyeliğinin önünü tıkayan verimsiz yöntem” diye tanımlamak aklıma gelmezdi. DEİK üyesi iş insanlarımızı kutlarım: Demek istiyorlar ki bunları boş verin, işimize bakalım! |
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde yer alan iş konseylerinin başkanları bir ortak bildiri yayınlayarak Türkiye’nin AB üyeliği için Avrupa’nın “paradigma değiştirmesi” çağrısı yaptılar.
Bildiride şöyle deniliyor:
“Türkiye’nin katılım sürecini tıkayan mevcut verimsiz yöntemin yeniden değerlendirilmesinin zamanı gelmiştir.”
Kırk sene düşünsem, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları meselesini “üyeliğin önünü tıkayan verimsiz yöntem” diye tanımlamak aklıma gelmezdi.
Onun için iş insanlarımızı kutlarım: Demek istiyorlar ki demokrasiyi, insan haklarını, AİHM kararlarını falan boş verin, işimize bakalım!
Söylemek istediklerini öyle güzel ambalajlamışlar ki şapka çıkardım!
Bu normal bir durum.
Aralarında ayrık otları olsa da Türkiye burjuvazisinin böyle bir derdi hiç olmadı zaten.
Tablo, bir kulübe üye olmak isteyip de giriş fiyatını çok bulduğu için indirim isteyen tipleri çağrıştırıyor.
Kulüp bu işe ne der bilemiyorum: Unutmayalım ki AB’nin iş çevrelerinin de bu tür şeyler pek umurunda olmaz.
Onların aradığı demokrasi ve insan haklarına saygıdan daha çok “öngörülebilir bir hukuk” düzenidir.
Türkiye’deki varlıklarının, yatırımlarının, ticaretlerinin başına bir iş gelmemesidir.
Onun için DEİK üyesi iş insanlarının esasen Erdoğan’a “paradigma değiştirmeyi önermesi” gerekiyor.
Erdoğan, memleketi yönetirken tercih ettiği “verimsiz yöntemi” değiştirmeli ki AB’den Türkiye’nin üyeliği önüne çıkarılan gerekçeler havada kalsın.
Bunu yapınca AB’ye muhtemelen yine de üye olamayız ama hiç olmazsa medeni bir ülkede yaşamakta olduğumuzu hissederiz.
Enerjimizi otokrasiyi kurmak ya da onunla mücadele etmeye harcamak yerine memlekete faydası olacak işlere yöneltiriz.
***
Amaç milleti birbirine düşürmek mi?
| Pos cihazlarının kullanımında Maliye’nin çıkarabileceği engelleri kaldırsalardı, cafelerde, lokantalarda on binlerce insanın emeğinin karşılığı olarak ödenen bahşiş meselesi kendiliğinden çözülmüş olurdu. Bunu yapmadılar çünkü içinden çıkamadıkları sorunları çözebilmenin onlar için tek bir yolu var: Yasaklamak! |
Erdoğan yönetimi, bazı kişiler sosyal medyada yangın çıkardı diye lokanta ve eğlence sektöründe “servis ücretinin faturaya eklenmesini” yasakladı.
Bunun anlamı şu: Cebinizde bir tomar para taşıma alışkanlığınız yoksa lokantalarda, cafelerde falan bahşiş bırakamayacaksınız.
Oysa bunun çok basit bir yolu vardı: Avrupa’da ve ABD’de bu tür iş yerlerinde yaygın olarak kullanılan pos cihazlarında isterseniz, istediğiniz oranda bahşişi kendiniz faturaya ekleyebiliyorsunuz.
Bu tür işyerleri için bu tür pos cihazlarının kullanımında Maliye’nin çıkarabileceği engelleri kaldırsalardı, on binlerce insanın emeğinin karşılığı olarak ödenen bahşiş meselesi kendiliğinden çözülmüş olurdu.
İsteyen istediği bahşişi verir, Maliye Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı görevlileri de “toplanan bahşişlerin eksiksiz olarak çalışanlara aktarılıp aktarılmadığını” kolayca kontrol edebilirdi.
Pos cihazından çekilen tutarın içindeki bahşiş üzerinden KDV almak, vergisini işverene yüklemek gibi sakıncalar da ortadan böylece kalkmış olurdu.
Üstelik bu tür cihazları ithal tekelini bir Müslüman kardeşimize ihale etmek de mümkündü ki zaten rızkın da onda dokuzu ticarette değil mi?
Bunu yapmadılar çünkü içinden çıkamadıkları sorunları çözebilmenin onlar için tek bir yolu var: Yasaklamak!
/././
Emlak vergisinde sınıfta kaldık; artışlar iki katla mı, yoksa üç katla mı sınırlandırılacak?-Erdoğan Sağlam-
Değerli okurlar, 2026 yılı için takdir komisyonlarınca takdir edilen asgari arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin çok yüksek artışlarla belirlenmiş olması çok ciddi tepkilere neden olunca, artışların 2017 yılında olduğu gibi yasal düzenleme ile sınırlandırılması gündeme geldi. Peki şimdi nasıl bir sınırlandırma yapılacak, açılan davalar ne olacak?
Yasal düzenlemeye göre artışlar iki katla mı, yoksa üç katla mı sınırlandırılacak?
Önceki düzenlemede artış bir önceki yıl değerlerine göre yüzde 50 ile sınırlandırılmıştı. Bu defa en fazla yüzde 100 artış yapılacağı, yani emlak vergi değerlerinin iki katına çıkarılacağı beklentisi hakimdi.
Eğer bu şekilde düzenleme yapılsaydı, 100 birim olan değer 200 birime çıkacaktı.
Ancak 7566 sayılı Kanuna Meclis Genel Kurulunda iktidar ve ana muhalefet partilerinin anlaşarak birlikte verdikleri ile önerge eklenen maddeyle, 2025 yılında 2026 yılı için takdir edilen asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerleri dikkate alınarak 2026 yılı için hesaplanan bina ve arazi vergi değerlerinin, 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemeyeceği hükme bağlandı.
Tahmin edeceğiniz üzere, sınırlamaya ilişkin düzenlemenin artışı 2 katla mı, yoksa 3 katla mı sınırladığı konusunda hummalı bir tartışmayı başladı.
Vergi uzmanlarının büyük çoğunluğu, yasal düzenlemede kullanılan “iki kat fazlasını” ifadesinden hareketle artışın iki kat değil üç kat olacağı, yani 100 birimlik değere 200 birimlik değer eklenerek artış sınırının 300 birim olacağı görüşündeydi. Maliyenin de bu görüşte olduğu söylenmekteydi.
5 Aralık 2025 tarihli yazımda düzenlemenin bu şekilde yapılmasını şu nedenlerle eleştirmiştim.
* Yasal düzenlemede yer alan cümlenin öznesi artış oranı değil, emlak vergi değeri olduğundan, bu ifadeye göre artışın en fazla “iki kat” olması gerekir. Çoğu vergiciden farklı düşünüyorum. Bence 100 birimlik değer, 200 birimi geçmemelidir!
* Artışın iki kat değil, üç kat olarak uygulanması, vergi yükünün dört yıl öncesine göre yaklaşık 7.5 katına yükselmesi manasına geliyor. TÜFE’deki artışın 4,5 kat civarında olduğu dikkate alınırsa, bu artışın makul olmadığı açıktır, dolayısıyla fahiş artışın yapılan düzenleme ile sınırlandırılmadığını söyleyebiliriz. Yani yasal düzenleme amacına ulaşmamıştır!
* İktidar ve muhalefetin uzlaştığı az sayıdaki örnekten birini belediyelerin tahsil ettiği emlak vergisinin oluşturması ilginçtir. Madem bu kadar kolay uzlaşmak mümkün, neden çok daha önemli konularda uzlaşma sağlanamıyor!
* Çok değerli Üstadım merhum Nevzat Kesan’ın çok kullandığı bir söz vardı: “Vâzıı kanun meramını izahtan aciz değildir.” Eskiden bu söz geçerli idi, ancak maalesef son yaşadığımız örnekler yasal düzenleme yapma konusunda çok geriye gittiğimizi gösteriyor. Yasal düzenlemeler belirsiz, tartışmalı ve muğlak olamaz. Tartışmaya yer bırakmayacak şekilde net ve açık olmalıdır.
* Yoksa bilerek mi bu şekilde bir ifade kullanıldı? Yasal düzenlemeye tepki olmasın, Meclisten kolay geçsin diye niyet üç kat artış yapmak olduğu halde iki kat artış yapılıyor algısı mı yaratılmak istendi? Sanmıyorum, ancak bu doğru ise önergenin kabulüne oy veren milletvekilleri yanlış yönlendirilmiş veya eksik bilgilendirilmiş demektir. Düzenleme çok aceleye getirildiği için milletvekillerinin bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini düşünüyorum.
Tebliğ ne diyor?
Maliye 31 Aralık 2025 tarihinde yayımladığı 89 seri no.lu Emlak Vergisi Genel Tebliğinde, uygulamanın nasıl yapılacağını açıkladı. Görüşünün yukarıda belirttiğim şekilde (yani üç kat) olduğunu öğrenmiş olduk.
Tebliğe göre, 2025 yılı emlak vergisi değeri 100 birim olan bir arsanın 2025 yılına ait vergi değerinin iki kat fazlasını [100 + (100 x 2) = 300 birimi] geçemeyecek.
Binada vergi miktarını, 2026 için takdir edilen asgari arsa metrekare değerleri ile 2026 yılı bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri belirlediği için hesaplama biraz karışık. Sadece arsanın asgari değerini yeni yasal düzenleme etkiliyor. İnşaat maliyetleri tebliğ ile belirleniyor. Bu açıdan bina vergilerinde üç kat artış söz konusu olmayacak. Arsa ile sınırlı bu artış söz konusu olacak.
Mülkiyeli abim, çok değerli gazeteci Mehmet Y. Yılmaz 13 Ocak 2026 tarihli yazısında bu konuyu çok güzel bir üslupla eleştirdi ve “TBMM ne diyor, Maliye ne anlıyor?” diye sordu.
Sayın Yılmaz’ın çok beğendiğim bu yazısında (esasen tüm yazılarını çok beğeniyor ve üslup konusunda kendisinden çok şey öğreniyorum), bu konu ikinci konu olarak işlendiği için vergi dünyasına daha çok ulaşmasını teminen yazısının bazı bölümlerini aynen alıntılıyorum:
“…Türkçe okuma yazma bilen sade vatandaşlar bu maddeyi okuyunca şunu anlıyorlar:
2025 yılında metre kare birim değeri mesela 100 lira olan bina ya da arazinin 2026 yılı için hesaplanacak birim değeri 200 lirayı geçemez!
…………….
Bakanlığın yayınladığı 89 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliği’ne göre 2025 yılı emlak vergisi değeri 100 lira olan gayrimenkulün 2026 değeri 300 lirayı geçemiyor.
Maliye Bakanlığı’nın kullandığı Türkçe ile halkın kullandığı Türkçenin farklı olduğunu buradan anlıyorum.
Maliye Bakanlığı’nın geçmiş uygulamalarında “katlı artışların” hepsinde “kendisi artı kat sayısı kadar kendisi” formülü uygulanıyormuş.
Kendisi 100 ise, iki kat artışı 200, toplamı 300 hesaplanıyormuş.
Bir vergi uzmanına göre kanunda “iki kat fazlası” yerine “iki katını” denilseymiş, Maliye Türkçesi ile Vatandaş Türkçesi birbirine eşitlenecek ve herkes aynı şeyi anlayacakmış.
Benim bilgim Maliye Bakanlığı’nın vergi işlerinin sırlarını çözmeye yetmez.
Bildiğim şu ki kanunlar yapılırken madde metinlerinin “yanlış anlamaya meydan vermeyecek açıklık ve netlikte” yazılması gerekir.
Bu durumda TBMM’nin kanun yazmayı bilmediği sonucunu mu çıkarmalıyız yoksa Maliye’nin kendisini TBMM’nin yerine koyup, aşırı yorum ile vergi tahsilatını arttırmayı hedeflediği sonucunu mu? ...”
Peki, açılan davalar ne olacak?
Tahminimce takdir kararlarına karşı açılan davaların çoğunda vergi mahkemeleri, yapılan yasal düzenleme nedeniyle konusu kalmayan davalar hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedecekler.
İlgilendiğim birkaç davada vergi mahkemelerinin bu sonuca aşağıdaki gerekçelerle ulaştığını gördüm (Anlaşılan İstanbul’da vergi mahkemeleri bu konuda prensip kararı almışlar, benzer kararlar verilmeye devam edecek):
“Yapılan düzenlemeye göre, 2026 yılına ait vergi değerinin 2025 yılına ait vergi değerlerinin iki kat fazlasını geçemeyeceği, buna göre vergi değeri belirlenirken kanunun öngördüğü sınırın aşılması durumunda ise takdir edilen asgari değerin bu sınıra kadar olan kısmının dikkate alınacağı anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere Kanun Koyucu, emlak vergisinin matrahı olan vergi değerini bizzat kendisi belirlemiştir.
Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin 17.11.2021 tarih ve 2018/27686 Başvuru numaralı kararında da belirtildiği üzere, değerin doğrudan kanun koyucu tarafından tayin edildiği hâllerde vergi mahkemelerinin denetim yetkisinin sınırlı hâle geleceği; bu gibi durumlarda artık hukuka uygunluk denetiminin değil anayasallık denetiminin yapılması gerekeceği, Vergi Mahkemelerinin 1319 sayılı Kanun'un 29. maddesine uygunluk denetimi yapmalarının mümkün olmaktan çıktığı, geçici 23. maddede ise idareye herhangi bir takdir payı bırakılmadığı, buna göre, söz konusu Kanun ile öngörülen düzenleme gereği 2026 yılına ait vergi değeri 2025 yılına ait vergi değerinin iki kat fazlasını geçemeyeceği için bu sınırı aşan asgari metrekare birim değerlerinde doğrudan Kanun hükümlerinin uygulanacağı ve sınırın aşılması durumunda takdir edilen asgari değerin bu sınıra kadar olan kısmının dikkate alınacağı, Kanuni düzenleme ile müdahale edildiğinden dolayı takdir komisyonu kararı ile belirlenen değerin yargısal denetiminin bu aşamada artık yapılamayacağı sonuç ve kanaatine varıldığından; 2026 yılına ilişkin emlak vergisi değerine esas asgari arsa m2 birim değerinin belirlenmesine ilişkin takdir komisyonu kararına karşı açılan işbu davanın söz konusu Kanun hükmü nedeniyle konusu kalmadığından, davanın esası hakkında karar verilmesine yer bulunmamaktadır.
Yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile ilgili olarak ise: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesinde, Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin, yargılama giderlerini haklılık oranına göre paylaştıracağı; 323. maddesinde, vekalet ücretinin de yargılama giderleri kapsamında olduğu ve 331. maddesinin 1. fıkrasında davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde hâkimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 17.11.2021 tarih ve 2018/27686 Başvuru numaralı kararında da belirtildiği üzere, yüksek oranlarda asgari metrekare birim değerlerine dair şikayetlere kanun koyucunun sessiz kalmadığı ve kanuni düzenleme ile vergi değerine müdahale edildiği hususu göz önüne alındığında, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.”
Birkaç davada da mahkemenin yasal düzenlemeden sonra davacıdan talep konusunda güncelleme istediğini duydum.
Yukarıda açıklamaya çalıştım, 2025 değerlerinin 3 katı bile fahiştir, dolayısıyla yasal düzenleme ile yapılan sınırlandırma yeterli olmamıştır. Bu nedenle, dört yıl önceki değere nazaran 4,5 katı aşan artış için açılan dava devam ettirilebilir. Yani istinaf ve temyiz olanağı kullanılabilir.
Üstelik mahkemeler “iki kat fazlası” ifadesini karar verirken incelemedikleri için, bu konuda da karar verilmesi istenebilir. Bu açıdan da olumlu sonuç alınması mümkün olabilir.
Emsal Yargıtay kararları
Değerli meslektaşım Erdal Güleç’in bir paylaşımından öğrendiğime göre “... kat fazlası” ifadesinin yarattığı tartışma yeni değil. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uygulamasında da bu tartışma yaşanmış. Kısaca özetlemeye çalışacağım.
FSEK uyarınca mali hakların ihlali nedeniyle açılan tecavüzün ref’i davası kapsamında hak sahipleri, kendilerinden izin alınmadan eserlerini işleyen, çoğaltan, yayan veya bir şekilde umuma iletenlerden sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir (m.68/1). Benzer biçimde hak sahipleri, eserlerinin izinsiz çoğaltılan kopyaları henüz satışa çıkarılmasa da mali haklarını ihlal edenlerden sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir (m.68/2).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği bir kararda belirtildiği üzere telif tazminatı, “farazi sözleşme ilkesi” uyarınca hesaplanan miktarın üç katını geçemez. Yargıtay’ın ilk derece mahkemeleri tarafından verilen ve dört kata ulaşan bedellere hükmedilen kararları bozduğu görülmektedir. Düşüncemize göre FSEK’in öngördüğü sistemde ref’i davası kapsamında istenebilecek üç kat bedel, asıl ücret ve üç katı biçimde değil sadece ücretin üç katı biçiminde anlaşılmalıdır. Aksi taktirde asıl ücret (bedel) ile birlikte üç kat istenmesi durumunda toplam miktar aslında dört kat olacak, bu durum da FSEK m.68’deki düzenlemeye aykırılık oluşturacaktır.
Emlak vergisinde üç kat fazlası ifadesine ilişkin davalarda, makalede bahsedilen yargı kararları dava dosyasına emsal olarak sunulabilir.
Ayrıca açılacak davalarda dil bilgisi uzmanları ve matematikçilerden oluşacak bilirkişilerden de bu ifadeye (iki kat fazlası) ilişkin görüş alınması talep edilebilir.
İzleyen yıllarda ne olacak?
Gelecek üç yılda (2027, 2028 ve 2029 yıllarında) eski düzenleme gereğince arazi vergisi matrahları ile asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerlerinin yeniden değerleme oranının yarısı kadar artması söz konusu idi, 7566 sayılı Kanunla yapılan ayrı bir düzenleme gereğince söz konusu artışlar yeniden değerleme oranı kadar artırılarak uygulanacak.
İzleyen takdir dönemlerinde de takdirin geçerli olacağı ilk yılı takip eden üç yıl için otomatik artışlar yeniden değerleme oranının tamamı kadar artacak.
1-Yargıtay HGK, 02.04.2003 tarih ve E.2003/4260, K.2003/271 sayılı karar
2- Yargıtay 11.HD, 06.03.2000 tarih ve E.1999/9978, K.2000/1893 sayılı karar (“Bir eserin izinsiz çoğaltılması hâlinde, hak sahibinin tecavüz edenden isteyebileceği maddî tazminat miktarı, farazî sözleşme ilkesi uyarınca hesaplanan miktarın üç kat fazlasını geçemez. Mahkemece, bilirkişi raporunda hesaplanan ve hüküm altına alınan miktarın, sözleşme olsaydı istenebilecek miktarın dört katı fazla olduğu gözden kaçırılarak fazla miktarda maddî tazminata hükmedilmesi doğru değildir.)
3- Aytül Özkan ve Ahmet Fatih Özkan, “Fikir ve Sanat Eserleri Bağlamında Tecavüzün Ref’i Davası ve Üç Kat Bedel Sorunu”. Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt. 6, Sayı 1, 2016, Sayfa 116.
/././








