T-24 "Köşebaşı + Gündem" -13 Şubat 2026-

İddia: Mustafa Çiftçi, bakanlığı Bilal Erdoğan'a göre şekillendirecek; Akın Gürlek'le dokunulmazlıkların kaldırılması gündemi artacak 

Muhalefetteki siyasetçilere göre kabinedeki değişim hem siyasetin daha da sertleşeceğinin hem de seçim sathına girildiğinin işareti.

bilal erdoğan akın gürlek mustafa çiftçi
Ankara kulislerinde yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin Bilal Erdoğan'a yakın olduğu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partinin ardından İçişleri ve valileri de oğlu Bilal Erdoğan'a göre şekillendirmekte olduğu iddia edildi. Ayrıca, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasıyla birlikte, Özgür Özel başta olmak üzere CHP'li siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması eskisinden daha yoğun bir şekilde gündeme getirilebileceği öne sürüldü.
 
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süredir kabinede beklenen değişikliği gerçekleştirerek, Adalet Bakanlığı'na İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek'i, İçişleri Bakanlığı'na da Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi'yi atamasının yankıları sürüyor. 
 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde başta İBB soruşturması olmak üzere Türkiye gündemine damga vuran çok sayıda soruşturmaya imza atan Akın Gürlek'in bir süredir bakanlık görevini istediği, emniyet ve İçişleri Bakanlığı'nın kimi uygulamalarından da rahatsızlık duyduğu kulislerde konuşuluyordu.
 
Kabinede revizyon yapması uzun süredir beklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, yargı ve güvenlik alanındaki en kritik iki bakanlıkla sınırlı değişikliğe imza atması, kulislerde "seçim kabinesi" yorumlarına neden oldu. 
 
Dw Türkçe'den Gülsen Solaker'in haberine göre, bu değişiklik genel olarak Erdoğan'ın yargı ve iç güvenlik politikalarını daha katı bir çizgiye çekme hamlesi olarak değerlendiriliyor. Bunun en önemli yansımasının da CHP ile ilgili olacağı tahmin ediliyor. DW Türkçe'ye konuşan CHP'li yetkililere göre Gürlek'in bakan olarak atanması ile İstanbul'un ardından Ankara yargısı da kontrol altına alınmaya
çalışılacak ve bu nedenle yeni dönem siyasette çok daha sert geçecek.

CHP'li bir yetkiliye göre Türkiye siyasetinde "daha sert bir döneme" giriliyor ve bu kendini sadece yargı alanında hissettirmeyecek. Yeni atanan İçişleri Bakanı Çiftçi'nin Yerlikaya'ya kıyasla "daha sert" olduğu yorumu yapan bir yetkiliye göre, bundan sonra toplumsal olaylarda göstericilere daha sert uygulamalar görülebilir.

CHP'li üst düzey bir yetkili cezaevleri izinleri konusunda Gürlek'in eski bakan Yılmaz Tunç'a zaman zaman sinirlendiğini ve bu kadar çok izin verilmesinin doğru bulmadığını aktardığını söyleyerek, yeni dönemde izin konusunun sorun oluşturabileceğini belirtiyor.

DW Türkçe'de yer alan habere göre, Ankara kulislerinde yeni Bakan Çiftçi'nin Bilal Erdoğan'a yakın olduğu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partinin ardından İçişleri ve valileri de oğlu Bilal Erdoğan'a göre şekillendirmekte olduğu konuşuluyor.

İçişleri Bakanlığına atanan Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanlığına atanan Akın Gürlek

CHP kurultayı iptal davası, dokunulmazlıklar mı sırada?

Sadece CHP'de değil diğer partilerdeki bazı siyasetçilerde de yeni bakanların "daha katı" tutum alacağı beklentisi bulunuyor. Sayıları az olmakla birlikte bazı siyasetçiler ise Gürlek'in Adalet Bakanlığı koltuğuna oturtularak bir nevi ödüllendirildiğini ancak eski görevinden "daha pasif" bir pozisyona oturtulduğu yorumları yapıyor.

Ancak çoğunluk Türkiye siyasetini ve özellikle CHP'yi daha zor zamanların beklediği görüşünde. Bu siyasetçiye göre önümüzdeki dönemde halen TBMM'de bulunan fezlekeler işleme alınarak başta Özgür Özel olmak üzere CHP'li siyasetçilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması eskisinden daha yoğun bir şekilde gündeme getirilebilir.

CHP'ye göre kabine değişikliği aynı zamanda seçim sürecine dönük bir stratejinin parçası.CHP'li bir siyasetçi son değişimi "Türkiye fiilen seçim sürecine girdi. Ancak bu süreç projeler üzerinden değil, muhalefeti parçalama ve baskılama üzerinden yürütülecek gibi görünüyor" sözleriyle okuyor.

 

***
75 yıllık dev holding için verilen iflas kararı mahkeme kararıyla kaldırıldı .

75 yıllık dev holding için verilen iflas kararı mahkeme kararıyla kaldırıldı

İstanbul’un en değerli arazisi olarak kabul edilen Zincirlikuyu’daki arazisini Zorlu Holding’e satmasıyla gündeme gelen ancak 10 Kasım 2022’de iflasına karar verilen Çiftçiler Holding, iflasa karşı açtığı iptal davasını kazandı. 

Kuruluşu 1949’a dayanan ve 1964’te Türkiye’de ilk kez kamyonet montaj faaliyetlerine başlayan Çiftçiler Holding, adını daha çok İstanbul’un en değerli arazisi olarak bilinen ve 90 dönümlük kısmı 1974 yılında yapımı biten Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) nedeniyle kamulaştırılan Zincirlikuyu’daki Karayolları arazisiyle duyurdu. 

Yönetim Kurulu Başkanlığımı Hakan Mehmet Çiftçi, Başkan Vekiliğini de Hatice Paksoy Çiftçi’nin yaptığı holdingin, çoğu kısmına sahip olduğu bu emsalsiz arazi, Zorlu Holding’e satılmış ve üstünde Zorlu Center’in yükseldiği bugünkü halini almıştı. 

Çiftçiler Holding, uzun yıllar Volkswagen kamyonet ve minibüslerinin montajını bu arazi üzerindeki tesislerinde yapmış, Türkiye’nin otomotiv sanayisinin geçmişinde dair izler bırakmıştı.

Patronlar Dünyası'ndan Murat Kaya'nın haberine göre, Çiftçi ailesi, Zincirlikuyu’da kendilerine ait, Zorlu’ya komşu başka bir değerli araziye de Çiftçi Towers adıyla proje yaptı. Bu projenin müteahhitliğini  Türkerler İnşaat üstlendi. Ancak dev holdingi iflas sürecine götüren ekonomik zorlukları da bu ortaklıkla başlamış oldu. 

Türkerler İnşaat’ın ortaklıktan ayrıldığı haberleri gündeme gelirken, inşaat 2018 yılından bu yana bir türlü tamamlanamadı. Projenin sahibi Çiftçiler Gayrimenkul ile ilgili devam eden iflas davaları sorun teşkil etti. Bu süreçte, iflas kararları çıktı ve şirketin tasfiye işlemleri başladı. 

10 Kasım 2022'de iflas etti

Ana şirketin iflas etmesiyle birlikte holding de,  bu durumun dışında kalamadı. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi, 10 Kasım 2022’de Çiftçiler Holding Anonim Şirketi’nin iflasına karar verdi. Ve bu holdingin tasfiyesi için de İstanbul 1. İflas Dairesi görevlendirildi. 

Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve enflasyonist ortamda irili ufaklı birçok şirketin iflası haber olurken, kuruluşu 1949’a dayanan 75 yıllık dev holdingin iflası iptal ederek geri gelmesi ise şaşkınlık yarattı. Ekonomi için olumlu bir haberi yansıtma şansı verdi. 

İflasın iptaline yönelik kararı, ailenin iflasa itirazlarını değerlendiren istinaf mahkemesine uyan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi aldı. 

Mahkeme kararında, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne kayıtlı, Beşiktaş Zincirlikuyu Meydanı’nda faaliyet gösteren müflis Çiftçiler Holding AŞ’nin, 10 Kasım 2022 tarihli iflas kararının, itiraz üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi’nce (istinaf) değerlendirildiğini hatırlattı.  

İflas dairesi iflası kaldırdı

Hukuk Dairesinin 5 Haziran 2024’te iflası kaldırdığı bilgisini veren mahkeme, bu karara uyarak dosyayı tasfiyeyle görevlendirdiği İstanbul 1. İflas Dairesi’ne gönderdi. İflas Dairesi de, iflasın kaldırılmasına yönelik hüküm kurdu. 

İflas Dairesi bu kararı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353/1-a-6.maddesinde yer bulan, “ İlk derece mahkemesince, davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmadan kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir” hükmüyle verdi.

***

Hukukun tabutuna bir çivi daha!-Mehmet Y.Yılmaz- 

Ayşe Barım’ın yargılandığı iddianame “olsa olsa böyle olmuştur” varsayımıyla yazılmış bir iddianameydi. Savcıya göre ise hükümet çok aciz. Her şey onu yıkacak bir sonuç yaratabilir! Bu yargılama da Türkiye’de hukuk devletinin tabutuna çakılan çivilerden biri olarak tarihteki yerini alacak.

ayşe barımAyşe Barım (Fotoğraf: Fatoş Erdoğan, X)


Dün Ayşe Barım hakkında 30 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın karar duruşması vardı. Duruşmadan hemen önce öğrendik ki savcılık, esas hakkındaki görüşünü değiştirmiş ve daha ağır ceza talebinde bulunmuş. Barım’ın  “ağırlaştırılmış müebbet hapis” ile cezalandırılmasını talep etmiş.

Bu yazıyı yazdığım saatte Barım ve avukatı savunmalarını yapmıştı ancak henüz karar açıklanmamıştı.

Gelecekte Türkiye hukuk tarihinin iftihar etmeyeceği sayfalarından birini oluşturacak bu davanın “esas aktörü” sabahın ilk saatlerinde Adalet Bakanlığı’na getirilerek taltif edildiği için kararın ne olacağını beklemeye gerek görmedim.

Daha önce Barım için tutukluluğu kaldırma kararı veren hâkimin başına gelenleri de bildiğim için kararı verecek hâkimlerin de hangi temel içgüdüyle hareket edeceğini tahmin edebilirim.

Hatırlayan kaldı mı bilmiyorum ama Ayşe Barım’ın başına örülmek istenen çorabın ilk ilmekleri bu konuyla hiç alakası olmayan bir soruşturma ile başlamıştı.

İki ünlü oyuncunun aşkı aslında reklam amaçlıymış, erkek oyuncunun bir erkek iş adamıyla ilişkisine kılıf yaratılıyormuş falan.

Ancak tuhaflıklara çalışan bir zihnin anlayabileceği bu soruşturmanın asıl nedeninin çok başka olduğu da o günlerde İstanbul’da film ve dizi sektörünün popüler sohbet konusuydu.

AKP’ye yakın bir yapımcı, Barım’ın menajerliğini yaptığı oyuncuları bir dizisinde oynatmak istemiş, “hayır” yanıtını alınca da “isimsiz bir ihbarla” bu işi başlatmıştı.

Sonra kimin aklına geldi bilinmez, Ayşe Barım’ın “muhabbet tellallığından” vazgeçildi ve bir başka uyduruk ihbarla Barım’ın hükümeti devirmek üzere gizli faaliyetler yürüttüğü iddia edildi.

Daha sonra bu ihbarın sahibinin Ayşe Barım’ı tanımadığı, Gezi protestolarına ise hiç katılmadığı da ortaya çıktı ama ne fark eder?

Gezi ile ilgili ciddi bir paranoyaya sahip iktidar sahiplerini memnun etmek için bir iki kişinin hayatını kaydırmak, Türkiye’de bazı çevrelerde vicdani bir rahatsızlık yaratmıyor.

Bu arkadaşlar kendilerine sorsan Müslümanlar, yani kul hakkı filan da var işin içinde ama nasıl olsa camide arkandan usulen “helal olsun” diyorlar, melekler de bunu kayda geçiriyor diye mi düşünüyorlar acaba?

Barım’ın yargılandığı iddianame “olsa olsa böyle olmuştur” varsayımıyla yazılmış bir iddianameydi.

Savcılık bir hayal kurmuş, onu gerçekmiş gibi anlatıyor.

Barım, “oyuncuları Gezi protestolarına katılmaya davet ederek hükümeti devirmeye kalkışmakla” suçlanıyor.

İddianameyi okuduktan sonra savcılığın hayal gücüne hayran mı olsam, gülsem mi karar verememiştim.

172 sayfalık iddianamenin ilk 63 sayfasında, Gezi eylemleri anlatılıyor.

Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılması planını protesto eden 18 oyuncunun görüntüleri ve sosyal medya paylaşımları “delil” olmuş.

Ayşe Barım, o tarihte herkesin yaptığı gibi bir kere Gezi Parkı’na da gitmiş, fotoğraf çektirmiş.

Gezi Parkı’nda yapılan basın açıklamasına katılan oyuncuların görüntüleri de delil sayılmış.

Delillerden biri Ayşe’nin oyuncu Mehmet Ali Alabora ile telefon konuşması.

Bu konuşmanın çözümünden anladığımız şu: Yönetmen ve oyuncuların imzalaması düşünülen bir bildiri var ve Ayşe Barım buna karşı.

Savcının iddiasının aksine, konuşmadan anlaşılıyor ki Barım bu işlere bulaşmayı hiç istemiyor.

Hem kendisinden bu tür bir bildiriye oyuncularını yönlendirmesini isteyenleri kırmamaya gayret etmiş hem de oyuncularının imza atmamalarını sağlayarak, onları rejimin şerrinden koruyabileceğini düşünmüş.

Barım’ın hükümeti devireceğini gösteren bir diğer kanıt orman yangınları sırasında “help Turkey” etiketiyle paylaşımlarda bulunmak.

Barım’ın, Çiğdem Mater ve Osman Kavala ile telefon görüşmesi yaptığı belirtiliyor ama ne konuşulduğunu savcı tahmin etmiş!

Madem konuştular, hükümeti devirmeye kesin kararlılar diye düşünmüş.

Yani anlayacağınız bizler, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine savcıdan daha çok güveniyoruz.

Savcıya göre ise hükümet çok aciz. Her şey onu yıkacak bir sonuç yaratabilir!

Bir fotoğraf, bir basın açıklaması, söylenen bir söz!

Hükümet adeta devrilmek için bahane arıyor gibi!

Ya da öyle ciddi bir paranoya hem hükümeti hem de Adliye’yi sarmış ki her şey hükümeti devirmeye teşebbüs suçunu oluşturabiliyor.

Bu otoriter rejimlerin temel karakterlerinden biridir: Paranoya derecesinde korku.

Hem Anayasa Mahkemesi’nin hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Gezi protestoları nedeniyle mahkûm edilenler hakkındaki kararlarını tekrarlamayacağım.

Osman Kavala’nın, Çiğdem Mater’in, Tayfun Kahraman’ın, Can Atalay’ın, Mine Özerden’in suçlu oldukları için değil muktedir öyle istediği için hapiste tutulduklarını AİHM ve AYM kararları söylüyor.

Bu yargılama da Türkiye’de hukuk devletinin tabutuna çakılan çivilerden biri olarak tarihteki yerini alacak.

Günün birinde bütün bunlar geride kalacak elbette ama o zamana kadar ateş de düştüğü yeri yakmaya devam edecek.

-----

Not: Yazı kaleme alındıktan sonra mahkeme kararını açıkladı. İddianamede "hükümeti yıkmaya teşebbüse yardım" suçlamasıyla 30 yıl hapsi istenen Barım için, savcılık, duruşma aşamasında, "Eylemi yardım değil, doğrudan teşebbüs" yorumu yaparak ağırlaştırılmış müebbet hapis talep etti. Mahkeme ise iddianamedeki suçlamayı esas alarak Barım'ın 12,5 yıl hapsine karar verdi.

/././

“Öngörülebilir” diyor ki öngörebiliyoruz zaten!-Mehmet Y.Yılmaz- 

Gerçek bir kutlama için Akın Bey’in, adalet sistemimizdeki bu arızayı düzeltmesini bekleyeceğim. Beğenmediği kararı veren hâkimleri eski Bakan’ın yönettiği HSK’nın yaptığı gibi sürebilir, başka mahkemeye tayin edebilir. Mahkeme heyetlerini değiştirme yetkisi de onda. Bu “arıza” düzeltilmeden, “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı” içi boş laflardan başka bir şey değildir

akın gürlekAdalet Bakanı Akın Gürlek

Adalet Bakanlığı’ndaki görev değişiminin ardından yapılan yorumları dikkatle okudum.

Yorumcuların çoğunluğu eski savcı, yeni Bakan Akın Gürlek’in tayininin, “sertleşmeye işaret edeceğini” söylüyorlar.

Reis eski Bakan’dan ne istedi de Tunç yapamadı, ya da Reis, Tunç’tan ne isteyecekti de o ayak sürüyecekti gibi soruların yanıtlarını bilmiyoruz elbette.

Ama şunu biliyoruz ki Reis isteyecek de Tunç yapmayacak, yapamayacak, böyle bir şey mümkün değildir.

Bu daha çok Gürlek ile Tunç arasındaki kişisel çekişmeden kaynaklanıyor gibi geldi bana.

Uzun süredir ikilinin arasının açık olduğu ile ilgili dedikodular duyuyorum. Gürlek’in de bakan olmak için can attığı hep söyleniyordu zaten.

Çok derin tahlillere gerek yok bence.

Öte yandan dün yeni Adalet Bakanı Akın GürlekHâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla HSK üyeleriyle ilk toplantısını yaptı.

“Liyakat, ehliyet ve mesleki yeterliliği esas alan şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.

Bu sözlerini okuyunca gülsem mi, adalet sisteminin ruhuna bir Fatiha mı okusam, karar veremedim.

Liyakat, ehliyet, mesleki yeterlilik gibi kavramları geçiyorum.

Günün birinde beni de bakan falan yaparlarsa ben de söylerim.

Takıldığım kısmı “şeffaf öngörülebilir yönetim anlayışını kararlılıkla sürdüreceğiz” sözleri.

Bu “anlayışın” nasıl bir şey olduğunu biliyoruz.

Beğenilmeyen kararları veren hâkimleri kararname dönemlerini bile beklemeden tayin et, yargılama sırasında mahkeme heyetlerinde değişiklikler yap, hâkimler savcıların astı gibi davransınlar, kendilerine verilen tutuklama emirlerini tartışmadan kabul etsinler, savcılar sanıkların lehine olan deliller ile ilgilenmesinler, hâkimler de bunu soruşturmasınlar vs.

Bunlar adalet sistemimizin artık olmazsa olmaz prensipler bütünü olduğu için de Bakan “öngörülebilir” diyor.

Bunun evrensel hukuk ile hukuk devleti uygulamaları ile bir ilgisi yok belki ama kabul edelim ki “öngörülebilir” bir tablo.

Yeni Bakan Gürlek, HSK'nın “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının teminatı olan önemli kurumlardan biri” olduğunu da söylemiş ki işte bunu okurken ister istemez kahkaha attım.

Üyelerinin ezici çoğunluğu iktidar tarafından belirlenmiş, başkanı ve yardımcısı bizzat iktidarın tayiniyle göreve gelen bir kurumdan söz ediyoruz!

Kısaca Venedik Komisyonu olarak bilinen “Hukuk Yoluyla Demokrasi için Avrupa Komisyonu”, Türkiye’nin de 13 Nisan 1950’den beri üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı.

Üye ülkelerin “hukuki yeterliliklerini” de inceliyor, raporlar yazıyor.

Venedik Komisyonu, Türkiye’nin HSK’sı için çok rapor yayınladı. Sonuncusu 9 Aralık 2024 tarihini taşıyor.

Özetini söyleyeyim: HSK, bağımsız değil, siyasete bağlı bir kurum. Böyle bir kurumla yargı bağımsızlığı tesis edilemez.

Bu raporun Türkçe kopyasına bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Sonuç olarak şunu söylemeliyim:

Akın Bey’i yeni görevinden dolayı kutlarım. Ama bu kutlama lafın gelişi. Gerçek bir kutlama için Akın Bey’in, adalet sistemimizdeki bu arızayı düzeltmesini bekleyeceğim.

Bugün İstanbul Adliyesi’nde sürmekte olan siyasi amaçlı oldukları konusunda kamuoyunda geniş bir mutabakat olan davaları açan kişi olarak Gürlek, o davalara bakacak hâkimlerin amiri oldu.

Beğenmediği kararı veren hâkimleri eski Bakan’ın yönettiği HSK’nın yaptığı gibi sürebilir, başka mahkemeye tayin edebilir. Mahkeme heyetlerini değiştirme yetkisi de onda.

Bu “arıza” düzeltilmeden, “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı” içi boş laflardan başka bir şey değildir.

* * *

Neyin “mehâbeti” bu?

TBMM Başkanı Meclis’te çıkan yumruklu kavgayla ilgili olarak “Anayasa’ya aykırı bir teşebbüs olarak kayıtlara düşmüştür” dedi. Bu TBMM’nin seçilmiş bir üyesi halen hapiste. Anayasa Mahkemesi kararı, bir yerel mahkeme tarafından çöpe atıldı. Onu da not etmiş miydi acaba?

Başkan Kurtulmuş, “Anayasa’ya aykırı teşebbüsü kayda aldığını” da söylüyor.

Bu TBMM’nin serbest seçimler sonucunda seçilmiş bir üyesi halen hapiste.

Anayasa’ya göre “herkesi bağlayan Anayasa Mahkemesi kararı”, bir yerel mahkeme tarafından yırtılıp, çöpe atıldı ve Kurtulmuş’un başkanı olduğu Meclis, bunun için kılını bile kıpırdatmadı.

Onu da not etmiş miydi acaba diye merak ettim ama dert etmesin, ben not ettim, ara ara hatırlatırım.

Bir de sözlük notu: Mehâbet, dilimize Arapçadan geçmiş bir kelime. “Korku hissiyle karışık saygı” gibi bir anlamı var. “Ululuk, yücelik, saygınlık” anlamında da kullanılıyor.

/././

EKONOMİ -12 Şubat 2026-

 

Milyonlarca araç sahibini ilgilendiriyor: Trafik sigortası fiyatları belli oldu -T24- 

trafik sigortası

Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Şubat ayında geçerli olacak azami trafik sigortası prim tutarlarını açıkladı. Prim tutarlarına yüzde 12,5 oranında zam geldi. 

Araç sahiplerinin her yıl yenilemesi zorunlu olan trafik sigortasında Şubat ayına ait azami prim tutarları açıklandı. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) tarafından yayımlanan güncel listeye göre, sürücülerin kaza geçmişine göre belirlenen basamak sisteminde prim tutarlarının rekor seviyelere çıktığı görüldü.

Özellikle İstanbul’da, en riskli sürücü grubu ile en düşük riskli sürücü grubu arasındaki fiyat farkının oldukça yüksek seviyelere ulaştığı dikkat çekti.

Risk profili değiştikçe tutar artıyor

Türkiye’nin en kalabalık araç trafiğine sahip İstanbul’da, standart bir otomobil sahibi (4. basamak) aracını trafiğe çıkarabilmek için en az 17 bin 59 TL ödemek zorunda. Ancak sürücünün risk profili değiştikçe bu rakam katlanıyor:

En Riskli Sürücü (0. Basamak): 51.177 TL

En Güvenli Sürücü (8. Basamak): 8.530 TL

Ankara ve İzmir'de de benzer artışlar gözlenirken, Ankara’da en düşük prim 8.288 TL, İzmir’de ise 8.047 TL olarak belirlendi.

Ticari taşımacılık yapan araçlar 

NTV'nin haberine göre, ticari taşımacılık yapan araçlar için sigorta yükü çok daha ağır bir tablo çiziyor. Özellikle toplu taşıma ve taksi esnafı, yeni tarifeyle birlikte yüksek maliyetlerle karşı karşıya:

Otobüsler (31+ Koltuk): İstanbul’da 0. basamaktaki bir otobüsün sigorta primi 337 bin 829 TL’ye fırlayarak listenin zirvesine yerleşti.

Taksiler: İstanbul’da en riskli taksi primi 137 bin 510 TL olurken, en düşük taksi primi 22 bin 918 TL seviyesinde kaldı.

Yaptırmaya ağır yaptırım

2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasını yaptırmayan ya da poliçe süresi dolduğu halde yenilemeyen sürücüler için ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Denetimlerde sigortasız olduğu belirlenen araç sahiplerine 1.246 TL tutarında para cezası kesiliyor. Ayrıca araç, sigorta eksikliği giderilene kadar trafikten men edilerek otoparka çekiliyor.

Saha denetimlerinde trafik polisleri, bazı durumlarda sürücülere dijital kanallar üzerinden anında sigorta poliçesi yaptırma imkânı sunabiliyor. Ancak poliçenin düzenlenmemesi halinde aracın trafikte ilerlemesine izin verilmiyor.

***

Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti! 

Yılın ilk enflasyon raporu açıklandı. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 2026 sonu enflasyon tahmininin yüzde 13-19'dan yüzde 15-21 aralığına yükseltildiğini açıkladı. Ara hedeflerde ise değişiklik yapılmadı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Buna göre Merkez Bankası, yüzde 13-19 aralığında olan yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 15-21 aralığına yükseltti.

Gıda enflasyonunun oynak bir seyir izlediğini kaydeden Karahan, sıkı para politikasına ilişkin duruşun devam etmesi gerektiğinin görüldüğünü vurguladı. Kira enflasyonuna yönelik tahminlerini aktaran Karahan, "Çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor" ifadelerini kullandı.

YIL SONU ENFLASYON BEKLENTİSİ YÜZDE 15-21 ARALIĞINDA

Karahan, dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için, sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceklerini kaydetti.

Konuşmasının son bölümünde enflasyon tahminlerini açıklayan Karahan, "2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik" dedi.

2025 yılının son enflasyon raporu sunumunda 2026 yılı için ara hedefin yüzde 16 olarak korunduğunu, tahmin aralığının ise yüzde 13–19 seviyesinde sabit kaldığı belirtilmişti.

Karahan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: 

"Fiyat istikrarının sağlanması doğrultusunda geçen yıl enflasyonda sağlanan gelişmeyi kıymetli buluyoruz. Sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmeye devam etmek için. önümüzdeki dönemde tüm para politikası araçlarını kullanmaya devam edeceğiz.

Enflasyon rakamlarının arka planında, kira gibi bazı hizmet kalemlerinde uzun süredir direnç gösteren ataletin bu dönemde kırılma işaretleri vermesini kıymetli buluyoruz. Nitekim bu gelişme, dezenflasyon sürecinin bundan sonraki seyrinde anahtar unsurlardan biri olacak.

Sıkı para politikamızın sonucu olarak talep kompozisyonunda dengelenme devam ediyor.

"MANŞET İŞSİZLİK ORANI GERİLEDİ"

Son çeyrekte sanayi üretimi yatay seyretti; hizmet sektörü de 2. çeyrekte başlayan yatay seyrini son çeyrekte de sürdürdü. Manşet işsizlik oranının dördüncü çeyrekte gerilediğini görüyoruz.

Çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar yukarı kaymakla birlikte, son çeyrekte halen negatif düzeye işaret ediyor.

2026 yılında, cari açığın bir miktar yükselmekle birlikte ılımlı seyrini sürdüreceğini öngörüyoruz.

"ENFLASYONA GIDA ETKİSİ, ŞUBATA DA SARKACAK"

Bir önceki Rapor dönemine kıyasla, tüketici enflasyonu 2,2 puan azalarak ocak ayında yüzde 30,7’ye geriledi.

Gıda enflasyonu oynak bir seyir izleniyor. Kasım ayında mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklarla sert bir düşüş gösteren sebze fiyatları, ocak ayında olumsuza dönen hava koşulları sonucunda belirgin biçimde yükseldi.

Ocak ayında enflasyonun üst banda yaklaştığı, bunda gıda fiyatlarının etkili olduğu görüldü. Şubat ayına da bir miktar sarkma olacak.

"KİRA ENFLASYONUNDA ANA EĞİLİM AŞAĞI YÖNLÜ"

2025 yılında da hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetleri etkili oldu. Çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor.

Eğitimde fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli buluyoruz.

"SIKI PARA POLİTİKASI DURUŞUMUZU KARARLILIKLA SÜRDÜRÜYORUZ"

Dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için, sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.

Türk lirası likidite yönetiminde operasyonel esnekliğin korunabilmesi için APİ portföy büyüklüğünün desteklenmesi önem arz ediyor. Yıl içinde kademeli alımlarımızla APİ portföyünü desteklemeye devam edeceğiz. Veriler, politika faizi adımlarımızın, mevduat ve kredi fiyatlamalarına önemli ölçüde yansıdığını gösteriyor.

Kredi büyümesini dezenflasyon süreciyle uyumlu tutmak ve parasal aktarımı güçlendirmek amacıyla son dönemde ilave adımlar attık.

TL mevduat payının yaklaşık yüzde 59 ile tarihsel ortalamasına yakın seyrettiğini görüyoruz.

ENFLASYON BEKLENTİLERİ

İyileşen enflasyon görünümü ve artan yatırımcı ilgisi ile tahvil faizleri tüm vadelerde aşağıya geldi. Dezenflasyon süreci ile birlikte, önümüzdeki dönemde tahvil piyasasındaki bu performansın sürmesini bekliyoruz. Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının ocak ayı ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla güç kazandığını görüyoruz.

Enflasyon düştükçe ve enflasyona dair belirsizlikler azaldıkça risk göstergelerindeki olumlu seyrin devam edeceğini düşünüyoruz.

2025 yıl sonunda enflasyon, ara hedefimiz olan yüzde 24'ün 6,9 puan üzerinde gerçekleşti. 2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik.

Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdüreceğimiz temkinli sıkı para politikası duruşumuz; talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek.

Her zaman altını çizdiğim gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul niteliğinde. Bu bağlamda, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz."

***

Sürücüler dikkat: Benzin fiyatlarına büyük zam geldi!-Cumhuriyet- 

Akaryakıt fiyatları, küresel piyasalardaki gelişmeler ve döviz kurundaki hareketlilikle yeniden gündemde. Benzin ve motorin fiyatlarına yansıyan zam sonrası İstanbul, Ankara ve İzmir’de güncel tarifeler merak ediliyor. Peki benzin fiyatları neden yükseldi? Benzin fiyatlarına ne kadar zam yapıldı mı? İstanbul, Ankara ve İzmir’de güncel akaryakıt fiyatları ne kadar? İşte tüm ayrıntılar...

Küresel piyasalardaki dalgalanmalar, döviz kurundaki hareketlilik ve art arda gelen ÖTV zamları akaryakıt fiyatları üzerindeki etkisini sürdürüyor. Yurttaşlar ise güncel benzin ve motorin fiyatlarını yakından takip ediyor.

BENZİNE ZAM YANSITILDI

Akaryakıt fiyatlarında son gelişmeler doğrultusunda benzinin litre fiyatına 1 lira 56 kuruş zam yapıldı.

Sürücüler, “Bugün benzin ne kadar?”, “Motorin fiyatı kaç TL?” ve “Akaryakıt fiyatlarında son durum ne?” sorularına yanıt arıyor.

Peki, 12 Şubat 2026 Perşembe günü itibarıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de benzin ve motorin fiyatları kaç TL?

İSTANBUL AVRUPA YAKASI AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 57.03 TL
  • Motorin litre fiyatı: 57.76 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.29 TL

İSTANBUL ANADOLU YAKASI AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 56.86 TL
  • Motorin litre fiyatı: 57.58 TL
  • LPG litre fiyatı: 29.69 TL

ANKARA AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 57.96 TL
  • Motorin litre fiyatı: 58.87 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.17 TL

İZMİR AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 58.24 TL
  • Motorin litre fiyatı: 59.15 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.09 TL
***
Emekli maaşı zammında yargı süreci başladı: Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusunu kabul etti!-Cumhuriyet-

Anayasa Mahkemesi, en düşük emekli maaşına ilişkin düzenlemeyle ilgili CHP’nin yaptığı iptal başvurusunu esastan inceleme kararı aldı. Yüksek Mahkeme’nin vereceği karar milyonlarca emekliyi doğrudan etkileyecek. Süreç, emekli maaşı düzenlemesi açısından kritik önem taşıyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM), en düşük emekli maaşının 20 bin TL’ye yükseltilmesini içeren düzenlemeye karşı CHP tarafından yapılan iptal ve yürürlüğün durdurulması başvurusunu gündemine aldı. Yüksek Mahkeme, dosyada eksiklik bulunmadığına hükmederek başvurunun esastan incelenmesine karar verdi.

İLK İNCELEME SÜRECİ TAMAMLANDI

CHP’nin başvurusu, AYM Genel Kurulu’nun bugünkü toplantısında değerlendirildi. İlk incelemede başvurunun şekil şartlarını taşıdığı tespit edilirken, iptal talebinin esastan görüşülmesi için ilerleyen bir tarihte ele alınmasına hükmedildi. Böylece düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğu konusunda nihai karar daha sonra verilecek.

CHP’DEN İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA TALEBİ

CHP, 23 Ocak 2026 tarihli ve 7573 sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesinin iptali ile yürürlüğünün durdurulması istemiyle AYM’ye başvurmuştu. Düzenleme kapsamında, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ek 19. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “16.881” ibaresi “20.000” şeklinde değiştirilmişti.

“EŞİTLİK VE İNSANCA YAŞAM HAKKINA AYKIRI” İDDİASI

Başvuru dilekçesinde, düzenlemenin milyonlarca emekliyi kapsadığı belirtilerek yapılan artışın yeterli olmadığı savunuldu. CHP, tüm emekliler için insan onuruna yaraşır bir gelir düzeyinin sağlanması gerektiğini ifade etti.

Dilekçede ayrıca söz konusu değişikliğin Anayasa’da yer alan “insanca yaşam hakkı”, “eşitlik ilkesi” ve “hukuk devleti” ilkeleriyle çeliştiği ileri sürüldü. Anayasa Mahkemesi’nin esasa ilişkin değerlendirmesi sonucunda düzenlemenin iptal edilip edilmeyeceği netleşecek.

***

Öne Çıkan Yayın

İliç ile yansıyan durum memleketin liç ediliş halinin görüntüsüdür + İliç’ten 2 yıl sonra, maden ve güvenlik-EVRENSEL-

İliç ile yansıyan durum memleketin liç ediliş halinin görüntüsüdür -Cemalettin Küçük- İliç ile görünür hâle gelen durum, aslında memleketin ...