EKONOMİ -12 Şubat 2026-

 

Milyonlarca araç sahibini ilgilendiriyor: Trafik sigortası fiyatları belli oldu -T24- 

trafik sigortası

Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Şubat ayında geçerli olacak azami trafik sigortası prim tutarlarını açıkladı. Prim tutarlarına yüzde 12,5 oranında zam geldi. 

Araç sahiplerinin her yıl yenilemesi zorunlu olan trafik sigortasında Şubat ayına ait azami prim tutarları açıklandı. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) tarafından yayımlanan güncel listeye göre, sürücülerin kaza geçmişine göre belirlenen basamak sisteminde prim tutarlarının rekor seviyelere çıktığı görüldü.

Özellikle İstanbul’da, en riskli sürücü grubu ile en düşük riskli sürücü grubu arasındaki fiyat farkının oldukça yüksek seviyelere ulaştığı dikkat çekti.

Risk profili değiştikçe tutar artıyor

Türkiye’nin en kalabalık araç trafiğine sahip İstanbul’da, standart bir otomobil sahibi (4. basamak) aracını trafiğe çıkarabilmek için en az 17 bin 59 TL ödemek zorunda. Ancak sürücünün risk profili değiştikçe bu rakam katlanıyor:

En Riskli Sürücü (0. Basamak): 51.177 TL

En Güvenli Sürücü (8. Basamak): 8.530 TL

Ankara ve İzmir'de de benzer artışlar gözlenirken, Ankara’da en düşük prim 8.288 TL, İzmir’de ise 8.047 TL olarak belirlendi.

Ticari taşımacılık yapan araçlar 

NTV'nin haberine göre, ticari taşımacılık yapan araçlar için sigorta yükü çok daha ağır bir tablo çiziyor. Özellikle toplu taşıma ve taksi esnafı, yeni tarifeyle birlikte yüksek maliyetlerle karşı karşıya:

Otobüsler (31+ Koltuk): İstanbul’da 0. basamaktaki bir otobüsün sigorta primi 337 bin 829 TL’ye fırlayarak listenin zirvesine yerleşti.

Taksiler: İstanbul’da en riskli taksi primi 137 bin 510 TL olurken, en düşük taksi primi 22 bin 918 TL seviyesinde kaldı.

Yaptırmaya ağır yaptırım

2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasını yaptırmayan ya da poliçe süresi dolduğu halde yenilemeyen sürücüler için ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Denetimlerde sigortasız olduğu belirlenen araç sahiplerine 1.246 TL tutarında para cezası kesiliyor. Ayrıca araç, sigorta eksikliği giderilene kadar trafikten men edilerek otoparka çekiliyor.

Saha denetimlerinde trafik polisleri, bazı durumlarda sürücülere dijital kanallar üzerinden anında sigorta poliçesi yaptırma imkânı sunabiliyor. Ancak poliçenin düzenlenmemesi halinde aracın trafikte ilerlemesine izin verilmiyor.

***

Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yükseltti! 

Yılın ilk enflasyon raporu açıklandı. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 2026 sonu enflasyon tahmininin yüzde 13-19'dan yüzde 15-21 aralığına yükseltildiğini açıkladı. Ara hedeflerde ise değişiklik yapılmadı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ilk enflasyon raporunu açıkladı. Buna göre Merkez Bankası, yüzde 13-19 aralığında olan yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 15-21 aralığına yükseltti.

Gıda enflasyonunun oynak bir seyir izlediğini kaydeden Karahan, sıkı para politikasına ilişkin duruşun devam etmesi gerektiğinin görüldüğünü vurguladı. Kira enflasyonuna yönelik tahminlerini aktaran Karahan, "Çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor" ifadelerini kullandı.

YIL SONU ENFLASYON BEKLENTİSİ YÜZDE 15-21 ARALIĞINDA

Karahan, dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için, sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceklerini kaydetti.

Konuşmasının son bölümünde enflasyon tahminlerini açıklayan Karahan, "2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik" dedi.

2025 yılının son enflasyon raporu sunumunda 2026 yılı için ara hedefin yüzde 16 olarak korunduğunu, tahmin aralığının ise yüzde 13–19 seviyesinde sabit kaldığı belirtilmişti.

Karahan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: 

"Fiyat istikrarının sağlanması doğrultusunda geçen yıl enflasyonda sağlanan gelişmeyi kıymetli buluyoruz. Sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmeye devam etmek için. önümüzdeki dönemde tüm para politikası araçlarını kullanmaya devam edeceğiz.

Enflasyon rakamlarının arka planında, kira gibi bazı hizmet kalemlerinde uzun süredir direnç gösteren ataletin bu dönemde kırılma işaretleri vermesini kıymetli buluyoruz. Nitekim bu gelişme, dezenflasyon sürecinin bundan sonraki seyrinde anahtar unsurlardan biri olacak.

Sıkı para politikamızın sonucu olarak talep kompozisyonunda dengelenme devam ediyor.

"MANŞET İŞSİZLİK ORANI GERİLEDİ"

Son çeyrekte sanayi üretimi yatay seyretti; hizmet sektörü de 2. çeyrekte başlayan yatay seyrini son çeyrekte de sürdürdü. Manşet işsizlik oranının dördüncü çeyrekte gerilediğini görüyoruz.

Çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar yukarı kaymakla birlikte, son çeyrekte halen negatif düzeye işaret ediyor.

2026 yılında, cari açığın bir miktar yükselmekle birlikte ılımlı seyrini sürdüreceğini öngörüyoruz.

"ENFLASYONA GIDA ETKİSİ, ŞUBATA DA SARKACAK"

Bir önceki Rapor dönemine kıyasla, tüketici enflasyonu 2,2 puan azalarak ocak ayında yüzde 30,7’ye geriledi.

Gıda enflasyonu oynak bir seyir izleniyor. Kasım ayında mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklarla sert bir düşüş gösteren sebze fiyatları, ocak ayında olumsuza dönen hava koşulları sonucunda belirgin biçimde yükseldi.

Ocak ayında enflasyonun üst banda yaklaştığı, bunda gıda fiyatlarının etkili olduğu görüldü. Şubat ayına da bir miktar sarkma olacak.

"KİRA ENFLASYONUNDA ANA EĞİLİM AŞAĞI YÖNLÜ"

2025 yılında da hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetleri etkili oldu. Çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor.

Eğitimde fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli buluyoruz.

"SIKI PARA POLİTİKASI DURUŞUMUZU KARARLILIKLA SÜRDÜRÜYORUZ"

Dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için, sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.

Türk lirası likidite yönetiminde operasyonel esnekliğin korunabilmesi için APİ portföy büyüklüğünün desteklenmesi önem arz ediyor. Yıl içinde kademeli alımlarımızla APİ portföyünü desteklemeye devam edeceğiz. Veriler, politika faizi adımlarımızın, mevduat ve kredi fiyatlamalarına önemli ölçüde yansıdığını gösteriyor.

Kredi büyümesini dezenflasyon süreciyle uyumlu tutmak ve parasal aktarımı güçlendirmek amacıyla son dönemde ilave adımlar attık.

TL mevduat payının yaklaşık yüzde 59 ile tarihsel ortalamasına yakın seyrettiğini görüyoruz.

ENFLASYON BEKLENTİLERİ

İyileşen enflasyon görünümü ve artan yatırımcı ilgisi ile tahvil faizleri tüm vadelerde aşağıya geldi. Dezenflasyon süreci ile birlikte, önümüzdeki dönemde tahvil piyasasındaki bu performansın sürmesini bekliyoruz. Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının ocak ayı ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla güç kazandığını görüyoruz.

Enflasyon düştükçe ve enflasyona dair belirsizlikler azaldıkça risk göstergelerindeki olumlu seyrin devam edeceğini düşünüyoruz.

2025 yıl sonunda enflasyon, ara hedefimiz olan yüzde 24'ün 6,9 puan üzerinde gerçekleşti. 2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik.

Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdüreceğimiz temkinli sıkı para politikası duruşumuz; talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek.

Her zaman altını çizdiğim gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul niteliğinde. Bu bağlamda, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz."

***

Sürücüler dikkat: Benzin fiyatlarına büyük zam geldi!-Cumhuriyet- 

Akaryakıt fiyatları, küresel piyasalardaki gelişmeler ve döviz kurundaki hareketlilikle yeniden gündemde. Benzin ve motorin fiyatlarına yansıyan zam sonrası İstanbul, Ankara ve İzmir’de güncel tarifeler merak ediliyor. Peki benzin fiyatları neden yükseldi? Benzin fiyatlarına ne kadar zam yapıldı mı? İstanbul, Ankara ve İzmir’de güncel akaryakıt fiyatları ne kadar? İşte tüm ayrıntılar...

Küresel piyasalardaki dalgalanmalar, döviz kurundaki hareketlilik ve art arda gelen ÖTV zamları akaryakıt fiyatları üzerindeki etkisini sürdürüyor. Yurttaşlar ise güncel benzin ve motorin fiyatlarını yakından takip ediyor.

BENZİNE ZAM YANSITILDI

Akaryakıt fiyatlarında son gelişmeler doğrultusunda benzinin litre fiyatına 1 lira 56 kuruş zam yapıldı.

Sürücüler, “Bugün benzin ne kadar?”, “Motorin fiyatı kaç TL?” ve “Akaryakıt fiyatlarında son durum ne?” sorularına yanıt arıyor.

Peki, 12 Şubat 2026 Perşembe günü itibarıyla İstanbul, Ankara ve İzmir’de benzin ve motorin fiyatları kaç TL?

İSTANBUL AVRUPA YAKASI AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 57.03 TL
  • Motorin litre fiyatı: 57.76 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.29 TL

İSTANBUL ANADOLU YAKASI AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 56.86 TL
  • Motorin litre fiyatı: 57.58 TL
  • LPG litre fiyatı: 29.69 TL

ANKARA AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 57.96 TL
  • Motorin litre fiyatı: 58.87 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.17 TL

İZMİR AKARYAKIT FİYATLARI

  • Benzin litre fiyatı: 58.24 TL
  • Motorin litre fiyatı: 59.15 TL
  • LPG litre fiyatı: 30.09 TL
***
Emekli maaşı zammında yargı süreci başladı: Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusunu kabul etti!-Cumhuriyet-

Anayasa Mahkemesi, en düşük emekli maaşına ilişkin düzenlemeyle ilgili CHP’nin yaptığı iptal başvurusunu esastan inceleme kararı aldı. Yüksek Mahkeme’nin vereceği karar milyonlarca emekliyi doğrudan etkileyecek. Süreç, emekli maaşı düzenlemesi açısından kritik önem taşıyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM), en düşük emekli maaşının 20 bin TL’ye yükseltilmesini içeren düzenlemeye karşı CHP tarafından yapılan iptal ve yürürlüğün durdurulması başvurusunu gündemine aldı. Yüksek Mahkeme, dosyada eksiklik bulunmadığına hükmederek başvurunun esastan incelenmesine karar verdi.

İLK İNCELEME SÜRECİ TAMAMLANDI

CHP’nin başvurusu, AYM Genel Kurulu’nun bugünkü toplantısında değerlendirildi. İlk incelemede başvurunun şekil şartlarını taşıdığı tespit edilirken, iptal talebinin esastan görüşülmesi için ilerleyen bir tarihte ele alınmasına hükmedildi. Böylece düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğu konusunda nihai karar daha sonra verilecek.

CHP’DEN İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA TALEBİ

CHP, 23 Ocak 2026 tarihli ve 7573 sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesinin iptali ile yürürlüğünün durdurulması istemiyle AYM’ye başvurmuştu. Düzenleme kapsamında, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ek 19. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “16.881” ibaresi “20.000” şeklinde değiştirilmişti.

“EŞİTLİK VE İNSANCA YAŞAM HAKKINA AYKIRI” İDDİASI

Başvuru dilekçesinde, düzenlemenin milyonlarca emekliyi kapsadığı belirtilerek yapılan artışın yeterli olmadığı savunuldu. CHP, tüm emekliler için insan onuruna yaraşır bir gelir düzeyinin sağlanması gerektiğini ifade etti.

Dilekçede ayrıca söz konusu değişikliğin Anayasa’da yer alan “insanca yaşam hakkı”, “eşitlik ilkesi” ve “hukuk devleti” ilkeleriyle çeliştiği ileri sürüldü. Anayasa Mahkemesi’nin esasa ilişkin değerlendirmesi sonucunda düzenlemenin iptal edilip edilmeyeceği netleşecek.

***

TÜİK dış ticaret verilerini açıkladı: Aralık ayında ithalatta büyük artış!-Cumhuriyet- 

TÜİK tarafından açıklanan Dış Ticaret Endeksleri, ihracat ve ithalat cephesindeki son görünümü ortaya koydu. Aralık ayı verileri, dış ticaret haddindeki değişimle birlikte ekonomik dengelere ilişkin önemli sinyaller verdi. Detaylar, sektör bazlı gelişmelerle birlikte açıklandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık 2025 dönemine ilişkin Dış Ticaret Endeksleri verilerini yayımladı. Açıklanan verilere göre ihracat ve ithalat birim değer endekslerinde artış kaydedilirken, miktar endekslerinde farklı yönlü değişimler görüldü. Dış ticaret haddinde ise yıllık bazda yükseliş gerçekleşti.

İHRACAT BİRİM DEĞER ENDEKSİ YÜZDE 13,0 ARTTI

İhracat birim değer endeksi Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,0 arttı. Endeks; gıda, içecek ve tütünde yüzde 12,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 8,0 ve imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 14,6 artış gösterdi. Yakıtlarda ise yüzde 8,0 azalış kaydedildi.

İHRACAT MİKTAR ENDEKSİ YÜZDE 0,4 AZALDI

İhracat miktar endeksi aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,4 azaldı. Bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 1,7 düşüş yaşanırken, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 4,8 ve imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 0,5 artış görüldü. Yakıtlarda ise yüzde 6,2 gerileme oldu.

İTHALAT BİRİM DEĞER ENDEKSİ YÜZDE 4,2 ARTTI

İthalat birim değer endeksi aralık ayında yıllık bazda yüzde 4,2 arttı. Gıda, içecek ve tütünde yüzde 9,2, imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,8 artış gerçekleşirken, yakıtlarda yüzde 9,8 azalış görüldü. Ham maddelerde (yakıt hariç) ise değişim olmadı.

İTHALAT MİKTAR ENDEKSİ YÜZDE 6,3 ARTTI

İthalat miktar endeksi aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,3 artış gösterdi. Gıda, içecek ve tütünde yüzde 35,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 9,4 ve imalat sanayinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 11,3 artış kaydedildi. Yakıtlarda ise yüzde 1,2 azalış oldu.

MEVSİM VE TAKVİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞ VERİLER

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat miktar endeksi, 2025 Kasım ayında 143,3 iken 2025 Aralık ayında yüzde 2,8 artarak 147,3 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ihracat miktar endeksi 2024 yılı Aralık ayında 164,1 iken 2025 yılı Aralık ayında yüzde 4,3 azalarak 157,0 olarak hesaplandı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ithalat miktar endeksi, 2025 Kasım ayında 130,0 iken 2025 Aralık ayında yüzde 1,0 artarak 131,3’e yükseldi. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise ithalat miktar endeksi 2024 yılı Aralık ayında 136,3 iken 2025 yılı Aralık ayında yüzde 3,0 artarak 140,5 oldu.

DIŞ TİCARET HADDİ 92,4 OLDU

İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan dış ticaret haddi, 2024 yılı Aralık ayında 85,2 iken 7,2 puan artışla 2025 yılı Aralık ayında 92,4 olarak gerçekleşti.

***

Bakan Şimşek yanıtladı: Köprü ve otoyollar özelleştirilecek mi?-Birgün-

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CHP'li Ulaş Karasu'nun İstanbul Boğazı'ndaki iki köprü ve bir dizi otoyolun özelleştirileceğine yönelik soru önergesine yanıt verdi. Şimşek, verdiği yanıtta  2026 Orta Vadeli Program'daki özelleştirme geliri hedefinin bu projelerle bağlantılı olmadığını savundu.


İktidarın, İstanbul Boğazı'ndaki iki köprüyü ve bir dizi otoyolu özelleştireceğine yönelik tartışmalar devam ediyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu’nun soru önergesinde söz konusu iddiaya yanıt verdi.

Bakan Şimşek, verdiği yanıtta  2026 Orta Vadeli Program'daki (OVP) özelleştirme geliri hedefinin bu projelerle bağlantılı olmadığını savundu.

Şimşek, özelleştirme gelirleri, harcamalar ve satılan kamu varlıklarına ilişkin soruları ise yanıtsız bıraktı.

Şimşek, 2026 yılındaki gelirin geçmiş yıllarda yapılan özelleştirmelerden kaynaklanan taksit ödemeleri ile 2026 yılında imzalanması öngörülen sözleşmelerin peşinatlarından oluştuğunu ifade etti.

BİLGİ TALEPLERİNE YANIT YOK

Karasu’nun, 2022-2025 yılları arasında gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarından elde edilen toplam gelir, satılan kamuya ait araç ve taşınmazların sayısı ile danışmanlık, denetim ve reklam harcamalarına ilişkin rakamlı bilgi taleplerine ise yanıt verilmedi. Şimşek ayrıca, Cumhurbaşkanlığı’na ait uçak ve araç filosunun sayısı ile bu filonun kamuya olan maliyetine ilişkin soruları da yanıtlanmadı.

KARASU: PEŞKEŞE İZİN VERMEYECEĞİZ

İstanbul’daki köprüler ile 7 otoyolun özelleştirilmesine ilişkin planların bugün daha net ortaya çıktığını belirten Karasu, satılacağı belirtilen yerlerin yıllık gelirinin 600 milyon dolar olduğunu hatırlattı.

Karasu, şunları söyledi: "600 milyon dolarlık yerin, sadece 3 milyar doları hemen almak için 25 yıllık gelirini bırakıyorlar. Beş yıllık gelire denk bir bedel için memleketin çeyrek asırlık kazancını bırakmak, Genel Başkanımızın da dediği gibi, bozguna uğramış işgal ordusunun yapmayacağı bir iştir. Bu satış, ekonomiyi yönetememenin ve seçim ekonomisine kaynak arayışının açık itirafıdır.”

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2012’de aynı varlıklar için 7 milyar doların altına satışa “vatan hainliği” dediğini de hatırlatan Karasu, “Bugün 3 milyar dolara vermeye kalkmak, o sözün de milletin hakkının da inkarıdır. Köprüler ve otoyollar günü kurtarmak için değil, gelecek kuşakların hakkı için korunur. Bu yanlışa sessiz kalmayacağız; milletin malını peşkeş çektirmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

https://www.birgun.net/haber/bloomberg-bogaz-koprusu-ve-otoyollarin-ozellestirilmesi-icin-danisman-belirlendi-690354

https://www.birgun.net/haber/chpden-kopru-ve-otoyollar-icin-yeni-iddia-33-5-milyar-dolarlik-rant-691346

Mustafa Kırcı - Yorum: Mehmet Şimşek'in cevabı buna çıkmıyor mu? "Özelleştirme yapılıp satılırsa da yan cebime koy"

***

AKP’nin övündüğü tablo: Yoksula sadaka -Mustafa Bildircin- 

Ülkedeki yoksulluğa rağmen AKP’nin övünç kaynağı olan sosyal yardımların yoksul hane başına dağılımı açığa çıktı. 2025 yılında hane başına aylık ortalama 3 bin 327 TL, günlük ise ortalama 110 TL sosyal yardım ödendiği belirlendi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın bütçe  görüşmelerinde övünçle anlattığı sosyal yardımların aylık karşılığı hesaplandı. Türkiye'de yardıma muhtaç hanelere 2025 yılında hane başına yalnızca 3 bin 327 TL yardım yapıldığı öğrenildi.

AKP hükümetleri döneminde giderek derinleşen yoksulluğun üzerini örtmek amacıyla kullanılan sosyal yardım harcamalarının düşüklüğü, “İktidar, yoksula sadaka veriyor” yorumlarına neden oldu.

YALNIZCA 236 TL’LİK ARTIŞ

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre, 2024 yılında hane başına ortalama 3 bin 88 TL’lik sosyal yardım yapıldı. Bakanlık, giderek derinleşen ve on milyonlarca yurttaşı kapsayan yoksulluğa karşın hane başı sosyal yardım harcamasını 2025 yılında ancak 236 TL artırabildi.

GÜNLÜK 110 TL

Muhalefetin, “Yoksulluğu gizleme bütçesi” olarak nitelendirdiği sosyal yardım harcamaları, 2025 yılında hane başına 3 bin 324 TL olarak gerçekleşti. Yoksul hanelere yapılan sosyal yardımların günlük karşılığı 110 TL oldu.

YOKSULUN ALAMADIKLARI

AKP’nin 2025 yılında yoksul yurttaşa reva gördüğü 110 TL’lik sosyal yardımın gücü, ancak yedi ekmeğe yetebildi. Yoksulluk nedeniyle en temel ihtiyaçlarını karşılamayan haneler aylık sosyal yardımla en fazla şu ürünleri satın alabilecek:

  • Ayçiçek yağı (5 litre): 450 TL
  • Dana Eti Karkas (1 kilogram): 630 TL
  • 30’lu Yumurta: 170 TL
  • Beyaz Peynir (900 gram): 215 TL
  • Siyah Zeytin (500 gram): 185 TL
  • Pilavlık Pirinç (1 kilogram): 80 TL
  • Bütün Piliç: 220 TL
  • Zeytinyağı (4 litre): 1200 TL

***

YAMA TUTMAYAN YOKSULLUK

Türkiye’deki derin yoksulluğu, “Yoksullukla mücadele” adı altında yapılan 2025’te yapılan 359,1 milyar TL’lik harcama da gizleyemedi. 2025’te, ailesi tarafından bakılamayan çocuk sayısı 183 bine, elektrik faturası ödenemeyen hane sayısı 2,5 milyona, GSS borçlusu sayısı ise 8,2 milyona ulaştı.

***

Kâğıt üstünde düşük, cebimizde ağır: Vergi yükü…-Murat Batı / T24- 

Dolaylı vergilere dayalı bir sistem, ödeme gücü ilkesini zayıflatır ve düşük ile orta gelir grupları üzerinde daha ağır bir baskı oluşturur. Dolayısıyla hissedilen vergi yükü ile istatistiklerde görülen oran arasındaki fark büyür.

“Türkiye’de vergi yükü ağır mı?” sorusu neredeyse her ekonomik tartışmanın bir köşesinde karşımıza çıkıyor. Çarşıda, pazarda, sosyal medyada ya da televizyon ekranlarında aynı cümleyi duyuyoruz: “Bu kadar vergi olur mu?” Peki gerçekten ne kadar vergi ödüyoruz? Ve daha önemlisi, ölçtüğümüz şey gerçekten hissettiğimiz yük mü?

Vergi yükü: Devletin topladığı vergilerin gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranıdır. OECD’nin 2025 Gelir İstatistikleri Raporu verilerine göre Türkiye’nin vergi yükü, OECD ortalamasının yaklaşık on puan altında. İlk bakışta tablo, Türkiye’nin yüksek vergili ülkeler arasında yer almadığı izlenimini yaratıyor. Hatta matematiksel açıdan bakıldığında, birçok gelişmiş ülkeye kıyasla daha düşük bir toplam vergi oranına sahip olduğumuz söylenebilir.

Ancak asıl mesele burada başlıyor. Vergi yükünün hesaplanma biçimi ile yurttaşın gündelik hayatında hissettiği (vergi baskısı-vergi tazyiki) şey, aynı şey değildir. Çünkü bu yük belirli kesimlerde yoğunlaşıyorsa, dolaylı vergiler aracılığıyla alışveriş fişine, akaryakıt pompasına, elektrik faturasına yayılıyorsa, hissedilen baskı çok daha ağır olabilir.

Dolayısıyla mesele yalnızca yüzde kaç vergi toplandığı değil; bu verginin kimden, nasıl ve hangi yöntemlerle toplandığıdır.

OECD 9 Aralık 2025 günü 2025 Gelir İstatistikleri Raporunu yayımladı. Bu Rapora ilişkin olarak Gelir İdaresi Başkanlığı da muhtelif istatistiklerini güncelleyip yayımladı.

Gelelim OECD verilerine…

OECD’nin 9 Aralık 2025’te yayımladığı 2025 Gelir İstatistikleri Raporu, üye ülkelerin toplam vergi gelirlerinin gayrisafi yurtiçi hasılaya oranını ortaya koyuyor. Bu oranlar, sosyal güvenlik primlerini de içeren toplam kamu gelirlerini kapsıyor ve 2024 ile önceki yıllara ilişkin verileri içeriyor.

 

2024 yılı itibarıyla OECD ortalaması yüzde 34,1’dir. Danimarka yüzde 45,2 ile listenin başında yer alıyor. Fransa, Avusturya, Belçika, İtalya, Finlandiya, Lüksemburg ve İsveç gibi ülkelerde de vergi yükü yüzde 40’ın üzerinde seyrediyor. Yani birçok Avrupa ülkesinde gayrisafi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 40-45’ine ulaşan bir vergi toplama kapasitesi söz konusudur.

Listenin alt sıralarında ise Meksika yüzde 18,3 ile en düşük vergi yüküne sahip ülke konumundadır. Onu yüzde 20,5 ile Şili, yüzde 19,9 ile Kolombiya ve yüzde 21,7 ile İrlanda izliyor.

Türkiye’nin 2024 yılı vergi yükü ise yüzde 24 düzeyindedir. Bu oran, OECD ortalamasının yaklaşık on puan altındadır. Türkiye’den daha düşük vergi yüküne sahip sadece dört ülke bulunuyor: Meksika, Şili, Kolombiya ve İrlanda.

Salt tabloya bakıldığında ortaya çıkan fotoğraf şu: Türkiye, OECD içinde vergi yükü görece düşük ülkeler arasında yer alıyor. Ancak bu matematiksel sıralama, tek başına vergi sisteminin adaleti ya da yurttaşın hissettiği vergi baskısı hakkında yeterli bir fikir vermiyor. 

Bizde oranın düşük olma nedenleri

2024 yılı itibarıyla OECD’de ortalama vergi yükü yüzde 34,1 iken Türkiye’de bu oran yüzde 24 düzeyinde. Yaklaşık on puanlık bir fark söz konusu. Üstelik Türkiye’den daha düşük vergi yüküne sahip yalnızca dört ülke bulunuyor. Bu fotoğraf “Türkiye düşük vergili ülkeler arasında” izlenimi yaratabilir.

Ancak matematiksel oranlar tek başına gerçeği anlatmaz. Vergi yükünü yalnızca gayrisafi yurtiçi hasılaya oranlayarak ölçmek, işin sosyolojik ve psikolojik boyutunu dışarıda bırakır. Oysa yurttaşın hissettiği şey oran değil, cebinden çıkan para ile bu paranın içindeki vergi tutarıdır.

Gelir vergisi yönünden

2025 yılında yaklaşık 2 trilyon 813 milyar lira gelir vergisi tahsil edilmiş. Bu tutarın yalnızca yüzde 6,5’i yıllık beyanname (geçici vergi dahil) veren mükelleflerden; yaklaşık yüzde 93,5’i stopaj yoluyla tahsil edilmiş. Başka bir ifadeyle gelir vergisinin ezici kısmı kaynağında kesilerek toplanmaktadır.

Stopajın önemli bir kısmını ücretliler oluşturmaktadır. Buna karşılık ticari kazanç sahipleri, serbest meslek erbabı ya da diğer gelir unsurlarına sahip kişiler beyan esasına tabidir. Bu tablo, vergi tazyikinin kim üzerinde daha yoğun hissedildiğine dair önemli bir fikir vermektedir. Vergisini peşin ve otomatik olarak ödeyen ücretlinin hissettiği yük ile kazancını beyan eden mükellefin hissettiği yük doğal olarak pek de aynı değildir.

Dolaylı vergiler yönünden

Sadece gelir vergisi ödemiyoruz.  Günlük hayatın her aşamasında KDV ve çoğu zaman ÖTV devreye giriyor; makette yapılan alışverişten akaryakıta, elektrikten doğalgaza, telefondan suya kadar pek çok harcamada dolaylı vergiler söz konusudur.

Dolaylı vergilerin temel sorunu, ödeme gücünü dikkate almamasıdır. Yüksek gelirli bir kişi doğalgaz tükettiğinde ödediği KDV oranı ile düşük gelirli bir kişi aynı tüketimi yaptığında ödediği KDV oranı aynıdır. Ancak bu verginin kişinin geliri içindeki ağırlığı düşük gelirli için çok daha fazladır. İşte subjektif vergi yükü tam da burada ortaya çıkar; düşük gelirlinin hissettiği yükün fazlalığı…

Diğer taraftan 2025 ve 2026 bütçe kanunları uyarınca dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı 2025 için yüzde 66,05 ve 2026 için ise yüzde 61,69 olarak tahmin edilmiş. Dolaysız vergilerin payı ise 2025 yılı için yüzde 33,95 ve 2026 yılı için ise yüzde 38,31 olarak tahmin edilmiş. Ancak bu değişim, dolaylı vergilerin azaltılmasından değil; dolaysız vergi tahsilatının artırılmasından kaynaklanmaktadır. KDV ve ÖTV’nin oranında ya da kapsamındaysa bir daralma öngörülmemektedir.

Dolayısıyla matematiksel kompozisyon değişse bile, dolaylı vergilerin gündelik hayattaki ağırlığı devam etmekte, bu da vergi tazyikinin azalmasından ziyade artması riskini beraberinde getirmektedir.

Kurumlar vergisi yönünden

Şirketler elde ettikleri kazançlar üzerinden kurumlar vergisi ödemektedir. Ancak son yıllarda kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı diğer vergi gelirlerine nazaran pek de yüksek değildir. Örneğin 2025 yılında bu oran yüzde 11,08 olarak gerçekleşmiştir. 2026 yılı bütçe tahminlerinde kurumlar vergisinin payının daha düşük olacağı öngörülmektedir.

Başka bir ifadeyle, vergi sisteminin omurgasını kurumlar vergisi değil; daha çok ücretlilerden ve tüketim üzerinden alınan vergiler oluşturmaktadır. Bu durumda vergi tazyikini daha yoğun hisseden kesimin kim olduğu sorusu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Kayıt dışılık yönünden

Buna bir de kayıt dışı ekonomi eklendiğinde tablo daha da netleşir. Kayıt dışı faaliyet gösterenler ya hiç vergi ödemez ya da eksik öderken, kayıtlı çalışanlar ve işletmeler sistemin tüm yükünü taşımaktadır. Ayrıca bazı servet unsurlarının yeterince vergilendirilmemesi de yükün dağılımını daha da bozabilmektedir.

Sonuç itibariyle

OECD verileri, Türkiye’nin toplam vergi yükünün ortalamanın altında olduğunu gösteriyor. Kâğıt üzerinde Türkiye, düşük vergili ülkeler arasında yer almaktadır. Ancak vergi meselesi yalnızca oranlardan ibaret değildir. Vergi yükünün düşük görünmesi, vergi baskısının düşük olduğu anlamına gelmez.

Asıl belirleyici olan, bu yükün kimler tarafından taşındığıdır. Türkiye’de vergi gelirlerinin önemli bir kısmı ücretlilerden ve tüketim üzerinden tahsil edilmektedir. Gelir vergisinin büyük ölçüde stopaj yoluyla toplanması ve dolaylı vergilerin bütçe içindeki yüksek payı, yükün geniş halk kesimlerine yayıldığını göstermektedir. Buna karşılık kurumlar vergisinin ve servet unsurlarının toplam gelir içindeki payı düşük kalmaktadır.

Bu yapı, vergi yükünün matematiksel olarak düşük; fakat dağılım itibarıyla yoğunlaştırılmış bir karakter taşıdığını ortaya koymaktadır. Dolaylı vergilere dayalı bir sistem, ödeme gücü ilkesini zayıflatır ve düşük ile orta gelir grupları üzerinde daha ağır bir baskı oluşturur. Dolayısıyla hissedilen vergi yükü ile istatistiklerde görülen oran arasındaki fark büyür.

/././


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

EKONOMİ -12 Şubat 2026-

  Milyonlarca araç sahibini ilgilendiriyor: Trafik sigortası fiyatları belli oldu -T24-  Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi, Şubat ayında geçe...