Milyarderlerin serveti 20 trilyon doları geçti: 3 bin 500 kişi bile değiller!
Forbes’un bu yılki Milyarderler Listesi’ne giren 3 bin 428 kişi arasında 43 Türk patron var. Sömürü katmerleşir, dünyanın yoksulları savaşlarda ölürken dünyanın en zenginlerinin serveti bir yılda 4 trilyon dolar artarak 20,1 trilyon dolarla rekor seviyeye yükseldi. Trump’ın serveti de 6,5 milyar dolara çıktı.
Amerikan "iş dünyası" dergisi Forbes'un "Milyarderler Listesi"ndekilerin sayısı bu yıl sadece 400 artışla 3 bin 428'e çıkarken, ellerinde tuttukları toplam servet 20,1 trilyon dolara yükseldi.
Forbes'un 40'ıncı kez yayımladığı Milyarderler Listesi'ne göre, dünya genelinde milyarder sayısı, geçen yıla kıyasla 400 kişi artarak 3 bin 428 oldu.
Geçen yıl boyunca zenginler, büyük bir hızla zenginleşmeye devam ederken ellerinde bulundurdukları servet, benzeri görülmemiş bir hızla arttı.
Milyarderlerin toplam serveti, bu yıl geçen yıla kıyasla 4 trilyon dolar artarak 20,1 trilyon dolarla rekor seviyeye yükseldi.
Dünya genelinde 20 kişinin, 12 haneli yani 100 milyar dolar ve üzeri servete sahip olduğu görüldü.
Elon Musk birinci sırada yer aldı
Tesla, SpaceX, X ve xAI gibi şirketlerin sahibi ABD’li patron Elon Musk, art arda ikinci yıl Milyarderler Listesi'nin zirvesinde yer aldı.
839 milyar dolarlık tahmini servetiyle kayıtlara geçen en zengin kişi olan Musk, dünyanın ilk trilyoneri olma yolunda ilerlerken 800 milyar dolar barajına ulaşan ilk kişi oldu.
Google'ın kurucu ortağı Larry Page, 257 milyar dolarlık tahmini net servetiyle listede 2'inci sırada yer alırken, Page'i 237 milyar dolarlık servetiyle ortağı Sergey Brin izledi.
Amazon'un kurucusu Jeff Bezos, 224 milyar dolarlık servetiyle listede 4'üncü sırada, Meta Üst Yöneticisi Mark Zuckerberg de 222 milyar dolarlık servetiyle 5'inci sırada yer aldı.
Trump’ın serveti 6,5 milyar dolara yükseldi
ABD Başkanı Donald Trump'ın serveti ise büyük ölçüde kripto işlemleri ve dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla hakkında açılan davada cezasının iptal edilmesiyle yüzde 27 arttı. Serveti tahmini 6,5 milyar dolara yükselen Trump, listede 645'inci sırada yer aldı. Dünyanın farklı bölgelerine tehditler yağdırıp, "uluslararası hukuk tanımayacağını" söyleyen, ülkelerin sınırlarına ve yönetim şekillerine karışan Trump'ın serveti özellikle son 3 yılda katlandı. Trump servetinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan kripto para varlığını da ikinci kez başkan seçildiği son bir yılda sağladı.
Bu yıl 481 kadın patron Milyarderler Listesi’nde yer alırken ve bu sayı listenin yüzde 14'ünü oluşturdu.
ABD’li milyarderleri Çinli milyarderler izliyor
ABD, ilk 20'deki 15 isim de dahil olmak üzere 989 kişiyle en fazla milyardere sahip ülke oldu. ABD'deki milyarderlerin servetlerinin toplamı 8,4 trilyon dolar olarak hesaplandı.
ABD'yi 610 milyarderle Hong Kong dahil Çin ve 229 milyarderle Hindistan izledi.
Bir avuç azınlığın elinde tuttuğu servet tüm dünyanın yoksulluğunun da asıl sebebi. soL, sermayedarların sınıf düşmanlığını, kârlarını katlama çabasını ifşa ediyor. soL'a destek verin, abone olun.
Listedeki 43 Türk milyarder: Toplam servetleri 106 milyar dolara çıktı
Bu yılki Türk Dolar Milyarderleri Listesi'nde 43 kişi var. Listeye sekiz yeni isim eklendi ve bir kişi de sıralamaya yeniden girdi.
Türk Dolar milyarderlerinin toplam serveti geçen yıla göre 26,6 milyar dolar artarak, 106 milyar dolara ulaştı.

Listenin zirvesinde ABD’de yoğurt markası Chobani’nin kurucusu Hamdi Ulukaya var. Ulukaya 13,5 milyar dolarlık servetiyle dünyanın milyarderler listede 219'uncu sırada yer aldı ve Türkiye'nin en zengini olarak gösterildi.
Ulukaya'yı, 5,3 milyar dolarlık servetiyle Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, 4,9 milyar dolarlık servetiyle Kazancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemil Kazancı, 3,8 milyar dolarlık servetiyle Rönesans Holding Onursal Başkanı Erman Ilıcak ve 3,2 milyar dolarlık servetiyle Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk izledi.
Ayrıca, Almanya merkezli biyoteknoloji firması BioNTech'in Üst Yöneticisi (CEO) ve Kurucu Ortağı Uğur Şahin, ABD merkezli havacılık şirketi Sierra Nevada Corporation'ın sahipleri Eren Özmen ve Fatih Özmen de Milyarderler Listesi'nde yer alan Türk isimlerden oldu.
Turgay Ciner yeniden listede
Tera Holding’in kurucusu Emre Tezmen ve babası Oğuz Tezmen listeye tepeden bir giriş yaptı. Tülay Kazancı ve Mehmet Kazancı kardeşler; piyasa değeri 12 milyar dolara yaklaşan Enka İnşaat’ın hissedarları Tara Ailesi'nden Ceyda Lale Tara, Yasemin Zeynep Keyman ve Leyla Tara Suyabatmaz; Gülçelik Ailesi'nden ise Vildan Gülçelik de ilk kez dolar milyarderi oldu. Turgay Ciner de geçen yıl giremediği dolar milyarderi listesine bu yıl yeniden girdi.
Bayraktar kardeşlerin toplam serveti 5 milyar doları geçti
Ayrıca listede Erdoğan’ın damadı ve Baykar’ın ortağı Selçuk Bayraktar ile kardeşi ve ortağı Haluk Bayraktar da sırasıyla 2,7 ve 2,4 milyar dolarlık servetleriyle yer aldı.
***
Esas tehdit giderek büyüyor: Türkiye’yi gerçekten Patriot, NATO, ABD ve hatta İsrail mi koruyacak?-Ali Ufuk Arikan-
İran bugün soykırımcı İsrail’in ve kısa süre önce haydutça bir ülkenin devlet başkanını kaçıran ABD’nin saldırısı altında. NATO ve neredeyse tüm Batı ülkeleri de bu ikilinin çizdiği hattın uygulayıcısı, destekleyicisi konumunda. Böylesi bir tabloda bize, ülkemizi olası tehditlerden yine aynı iki gücün sahip olduğu silahların koruyacağı söyleniyor. Gerçekten de burada bir tuhaflık yok mu?
NATO, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya sahnesinde güç projeksiyonu yapabildiği bir platformdur. Çünkü şu anda yürütülen bu operasyon, yani İran’a yönelik bu askeri harekat, NATO müttefiklerinin olumlu şekilde devreye girmesini ve özellikle Avrupa’daki kritik askeri varlıkların kullanılmasını gerektiriyor. Bu nedenle ABD, Avrupa ve Kanada’nın birlikte hareket etmeye devam etmesi, bu Amerikan-İsrail harekatının başarısı açısından da son derece kritik önem taşıyor.
ABD’nin haydutça birçok ülkeyi hedef aldığı, soykırımcı İsrail’in bölgenin tamamında terör estirdiği bir dönemde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin bu açıklıkta bir itirafta bulunması gerçekten ilginç.
Ancak asıl ilginç ve bizi daha yakından ilgilendiren konu, yukarıdaki itirafın merkezinde yer alan NATO ya da ABD’nin varlığının Türkiye’ye güvenlik sağladığı iddiası.
Şimdi gelin önce bu iddianın altının ne kadar boş olduğuna sıcak bir savaş bölgesi üzerinden yakından bakalım, ardından da bu durumun ülkemiz için yarattığı tehditlere odaklanalım.
Körfez’in hali ortada, Suudiler ağlıyor, İsrail panikte
İran kendisine yönelik saldırının ilk gününden itibaren Körfez’de yer alan ve ABD-İsrail saldırılarında aktif olarak kullanılan ABD üslerini hedef aldı.
Bu durum Körfez’de ciddi bir telaşa yol açarken aynı zamanda ABD’ye yönelik büyük bir tepkiye neden olmuş durumda. Gerçekte bugün başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm Körfez ülkeleri istemedikleri, kararını vermedikleri ve katılmadıkları bir savaşa cebren sokulmuş oldu. Ayrıca ABD savunması çok sayıda askeri üssün bulunduğu Körfez ülkeleri yerine İsrail’e odaklanmış durumda. Ve benim değerlendirmeme göre şüphe yok ki Körfez tarafında müttefik ABD’ye karşı bir sitem var. Partner ülke ABD’ye karşı bir serzeniş var. Çünkü İran tarafından Körfez ülkelerine bomba yağarken Körfez’e ihtimam göstermeyen ve sadece İsrail halkını, güvenliğini ve istikrarını gözeten bir ABD var.
Suudi Arabistanlı analist Süleyman el-Akili'nin El-Cezire’ye savaşın başlamasından birkaç gün sonra söylediği bu sözler de bunun sağlaması niteliğinde.
ABD’nin her tür koruma vaadiyle yıllarca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettirdiği, adeta arka bahçesine dönüştürdüğü Körfez ülkeleri, hedef oldukları ilk saldırılarda fazlasıyla korumasız olduklarını gördüler.
İlk günden bu yana Körfez’de darbe almayan tek bir ülke kalmazken, bu durum ABD’nin "geçilmesi mümkün değil, büyük koruma sağlıyor" dediği savunma sistemlerinin gerçek durumunu ortaya koyuyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük holdinglerinden biri olan Al Habtoor Group'un kurucusu Halaf Ahmed Al Habtoor'un "Bizi bu tehlikeli tırmanışın içine kim soktuğunu da biliyoruz. Bu savaşın kararını alanlar bölge halklarına ya da müttefiklerine danışmadı. Eğer Trump ve Graham ülkelerini ve Amerikan askerlerini İsrail’in çıkarları için riske atmak istiyorsa bu onların tercihidir. Ama biz aynı şeyi yapmayacağız" tepkisi de bu tablonun eseri.
Ancak sorun sadece Körfez’de yaşanmıyor.
İsrail’de de durum pek parlak değil.
"Demir Kubbe" efsanesinin çökmesiyle birlikte İsrail bu savaşta da büyük zorluklar yaşıyor.
Körfez’deki tartışmaların bir benzeri İsrail’de de yaşanırken, burada eksen biraz daha farklı.
İsrail medyası, ABD’den alınan mühimmatların maliyetinin savaşın uzamasıyla birlikte giderek arttığına işaret ederken, yakında ABD’nin Körfez ülkelerine sağladığı güvenlik duvarı nedeniyle İsrail’in yalnız kalabileceği ve daha fazla hedef olabileceğini işliyor.
Yani tersi bir korku İsrail’de de baş göstermiş durumda.
Sonuç olarak "siyasi" kısmını bütünüyle kenara koyduğunuzda dahi, ABD’nin müttefiklik ilişkisi kurduğu ülkelere askeri olarak "tam bir koruma sağladığı" iddiasının hiçbir karşılığı olmadığı bir kez daha görülmüş durumda.
Egemenliğini ABD’ye devret, belki seni korur…
Böylesi bir tabloda haliyle gündeme işin “siyasi” boyutu giriyor.
Emperyalizm siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel olarak girdiği her coğrafyaya nüfuz ediyor, orayı kendi çıkarları doğrultusunda eğip büküyor ve işbirlikçileri eliyle “alternatifsiz” olduğu düşüncesini yaymaya çalışıyor.
Yayılmaya çalışılan bu alternatifsizlik algısı “Batı medeniyeti”, “özgürlükler” ve “demokrasi” etiketleriyle süslenip tüm dünyaya pazarlanıyor. Tüm dünyada terör estiren ABD ve İsrail bir anda “İran’a özgürlük götüren kahraman” gibi sunulmak isteniyor.
Bunu, ilişki kurduğu ülkelerin tamamını kendisine boyun eğdirerek ve yörüngelerini Amerikancılığa sabitleyerek yapıyor.
Sonra?
Sonrasında ABD’nin çıkarı neyse tüm ülkeler o çıkarın peşinden sürükleniyor.
Körfez ülkelerinin bugün yaşadıkları tam da bu değil mi?
Kendilerine karşı yıllardır en ufak bir saldırıda bulunmamış komşu ülke İran’a soykırımcı İsrail ve ABD eliyle saldırıların ana üssü olarak kullanılan Körfez ülkeleri, şimdi iş ABD’nin onları korumasına geldiğinde yukarda aktardığımız üzere ortada kalıveriyor.
Rutte’nin dediği gibi, ABD’nin güç projeksiyonuna tabiler, ABD ve İsrail çıkarı neyse, onun yanında yer almak zorundalar.
Egemenliklerini ve bağımsızlıklarını ABD’ye teslim eden her ülke gibi.
Ürdün'deki Muwaffak Salti Hava Üssü'nde THAAD Anti-Balistik Füze Sistemi’ne ait hasar görmüş ABD AN/TPY-2 radarı. Radarın maliyeti en az 500 milyon dolar.Ülkemizdeki asıl tehdit ne?
İsrail ve ABD ortaklığıyla komşu ülkenin dini liderinin öldürüldüğü haydutça bir saldırı düzenleniyor ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan çıkıp bunu ABD ile anlaşmak için “fırsat penceresi” olarak tanımlıyor.
Sonra burada da durmuyor ve “Bunları yapmadan İsrail ile ABD ile ağız dalaşına bile girilmemeli” deyip, bir dizi “ev ödevi” hatırlatması yapıyor.
Ancak Fidan en önemli “ev ödevini” unutuyor, egemenlik ve bağımsızlık.
Atılacak veya atılabilecek tüm adımları Amerikancılığı merkeze alarak tarif eden Fidan, ülkemizin güvenliğinin tam da bu nedenle riske atıldığını "ustalıkla" pas geçiyor.
Ülkemiz şu anda İran tarafından atılacak füzeler nedeniyle (bu konudaki İsrail ve ABD yalanlarına karşı gerçekleri okumak için) tehdit altında değil.
- Ülkemiz, iktidarı ve Meclis muhalefetinin bir bütün olarak Amerikancı bir çizgide siyaset yapması nedeniyle tehdit altında.
- Ülkemiz, tamamı ABD çıkarlarını koruyan yabancı üsler nedeniyle, İncirlik’te bulunan ABD nükleer silahları nedeniyle tehdit altında.
- Ülkemiz, iktidar tarafından da “düşman” olarak tanımlanan İsrail’e ve onun en büyük ortağı ABD’ye düzenli istihbarat sağlamak için kullanılan radar üssü nedeniyle tehdit altında.
- Ülkemiz tüm bu adımların arkasındaki patronların düzeni nedeniyle tehdit altında.
soL Haber, savaşın başından bu yana tüm çarpıtmalara karşı gerçeğin mücadelesini veriyor. soL'un bu haberleri okurlarımızın verdiği destekle artıyor ve güçleniyor. Sen de soL'a destek vermek için hemen abone olabilirsin.
Kürecik’teki Patriot ya da Doğu Akdeniz’deki NATO mu ülkemizi koruyor?
İddia bu.
"NATO olmasa, ABD olmasa Türkiye şu anda saldırıya uğrardı" deniliyor.
Kim tarafından ve neden?
ABD’nin siyasetiyle, askeri üsleriyle yayıldığı ülkemiz için esas tehdidin ABD olduğu, İsrail olduğu bu kadar açıkken, neden ısrarla bu yalanlar pişirilip pişirilip önümüze atılıyor?
Çünkü Türkiye’nin Amerikancı bir rotadan çıkması, içinde yaşadığımız düzenin sorgulanması, bağımsız ve egemen bir ülke olması istenmiyor. Meclis’teki grubu bulunan tüm partilerin aldığı Amerikancı pozisyon da bunun için. Millî Savunma Bakanlığı, hava sahasının korunması için bir Patriot hava savunma sisteminin Malatya’ya konuşlandırıldığını bildirdi. Sistemin Almanya’daki NATO’nun Ramstein Üssünden geldiği, İncirlik’tekilerin daha gelişmişi olan Patriot PAC-3 modeli olduğu kaydedildi. Savunma sisteminin sadece Kürecik’i korumakla sorumlu olmadığı, güvenlik şemsiyesinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni kapsayacağı ifade ediliyor.
Bu haber bugün yandaş Türkiye gazetesinde yer aldı.
Onlar dahi emin değiller, “ifade edildi” diyorlar ama içleri rahat değil belli ki.
Çünkü ABD’nin sadece kendi çıkarlarını, kendi üslerini korumayı merkeze aldığını bugün Körfez’e göz ucuyla bakınca görüyorlar. Kendi üslerini dahi koruyamayan ABD’nin İsrail ile bölgeyi düzlemek için girdiği savaşta Türkiye’yi koruyacağı iddiası gerçekten de halkı kandırmaya çalışmaktan başka bir şey ifade etmiyor.
İki füzeyi engellemedi mi?
Bir diğer iddia da bu.
"ABD olmasa, NATO olmasa Türkiye’ye şu anda iki İran füzesi isabet etmişti" deniyor.
ABD basını ilk olayın ardından İncirlik Üssü'nün hedef alındığını iddia etmiş, bu iddiayı doğrulayan hiçbir kanıt ortaya çıkmamıştı.
Ancak aksini gösteren çok sayıda şüphe gündeme gelmişti.
Birincisi, İran kesinlikle Türkiye’ye yönelik bir füze saldırısı olmadığını ilan etti.
Yabancı ajanslara konuşan bir AKP yetkilisi de bunu doğrulayan biçimde “füzenin büyük olasılıkla Güney Kıbrıs’a atıldığını, hedefinin şaşırtıldığını” söylemişti.
Tam da burada İsrail-ABD oyunları devreye giriyor.
İran, ülke içinden ve bölgeden ABD ile İsrail’in "sahte bayrak operasyonları" yaptığını belirtiyor.
İngiltere’nin Güney Kıbrıs’a atılan bir füzenin menşeinin İran olmadığını açıklaması ve konuyu araştırdığını duyurması da bu açıdan son derece dikkat çekiciydi.
Yani ortada Türkiye’nin hedef alındığı bir saldırıdan ziyade, ülkemizi İsrail ve ABD’nin yanında savaşın içine çekmeye dönük bir provokasyon olduğu iddiası çok daha gerçekçi görünüyor.
Bunun aparatı olarak kullanılan NATO’nun ve onun Patriotlarının Türkiye’yi koruyan bir kalkan değil; aksine ABD ve İsrail eliyle ülkemizi hedef haline getiren başlıklar olduğu, İran'a saldırıları fırsat bilenlerin yeni Patriotlar yerleştirerek ülkemizdeki NATO'ya bağımlılıkta bir adım daha attığı açık değil mi?
/././






