İran’a saldırılar sürerken, NATO Malatya’ya Patriot konuşlandırıyor: Türkiye’nin korunmadığının savaşa çekildiğinin göstergesi -Dilan Temiz/Evrensel-

Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ve Kuzey Kıbrıs’a gönderilen F-16’ları değerlendiren Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca, Türkiye’nin emperyalist savaş planlarının parçası haline getirildiğini belirtti.


ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş bölgeye yayılarak sürüyor. Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya NATO Patriot sistemlerinin konuşlandırılacağının açıklanması ve Kıbrıs’taki askeri hareketlilik Türkiye’nin savaştaki pozisyonu ve ülkedeki NATO üslerine yönelik tartışmaları yeniden gündeme getirdi. İktidar “güvenlik” ve “savunma”yı öne sürerken Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca ile Türkiye’nin savaş denklemindeki pozisyonunu, Halkbank davasındaki anlaşmanın anlamını ve “NATO Türkiye’yi korur mu?” sorusunun cevabını konuştuk.

Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ne anlam ifade ediyor? Rusya’dan alınmış S-400’leri de düşününce, Türkiye NATO savunmasına muhtaç mı, neden ihtiyaç duyuluyor bunlara?

Patriot konuşlandırılması teknik bir tedbir gibi sunuluyor ama gerçeğe bakarsak bu, Türkiye’nin emperyalist savaş planlarının içine çekildiğinin somut göstergesi. NATO’nun radar ve savunma ağı, Türkiye’yi “koruyor” gibi görünse de esasen bir cephe ülkesi haline getiriyor. Üstelik, bu hamleyle Türkiye’yi emperyalist siyonist savaşın hem parçası hem de hedefi haline getiriyorlar. Milli Savunma Bakanı halktan gizliyor ama gerçek şu ki Malatya’ya Patriot konuşlandırılması talebi bizzat Türkiye tarafından yapılmış.

"ABD ve İsrail’in bölgedeki etkinliğinin artırılması için bu hamlenin yapıldığı açık"

Soruyoruz; ülkeyi ABD’nin çıkar hesaplarının en ileri aygıtına çiğnetirken, emperyalist savaş planlarının açık karakolu haline getirirken hangi yetkiye dayanıyorsunuz? Gerekçe güvenlikmiş! Bölgeyi kan gölüne çeviren emperyalist haydutlar bu ülkeye nasıl güvenlik getirebilir? Halkı ‘güvenlik’ söylemiyle sadece maniple etmekle kalmıyor, üstüne yalan da söylüyorlar. S-400’ler üzerinden “bağımsız savunma” söylemiyle büyük Türkiye masalları anlatırken, NATO’nun Patriotlarına muhtaç halde olmak, iktidar politikalarının açık çelişkisidir. Halkın bu çelişkiyi görmediğini sanmak ise tam bir aymazlık. Türkiye yurttaşlarının güvenliği ve çıkarları için değil, ABD ve İsrail’in bölgedeki etkinliğinin artırılması için bu hamlenin yapıldığı açık. Bu hamleyle Türkiye’yi emperyalist siyonist savaşın hem parçası hem de hedefi haline getiriyor iktidar.

"ABD’nin haydutluklarını kınayan bir tek kelime söyleyemiyorlar"

Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında ABD’yi anmadan "İsrail tahriki ile başlayan" saldırı vurgusu yaparak, NATO ile eş güdümlü çalışmalar” yaptıklarını söyledi. İktidar sözcülerinin açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Saray rejiminin sözcüleri savaşın başından bu yana bu savaşın asıl sorumlusu olan ABD’ye tek laf edemeyip, İran’ı kınayarak, tüm dünya halkları nezdinde barbarlığı açık olan siyonist İsrail’i işaret ederek esasen ABD odaklı emperyalist yayılmacılığın koltuk değnekliğini yapıyorlar. Erdoğan’ın da son konuşmasında İsrail’i eleştirip ABD’yi anmaması, gerçek savaş denkleminden uzaklaştırıyor halkı. Tüm konuşmalarda ‘bölgesel güvenlik mimarisi’ kavramını kullanıyorlar. Güya bu mimariye göre Türkiye savaşın muhatapları arasındaki çelişkilerden yararlanarak kendisine korunaklı bir alan sağlayacak. Yalan. Saray sözcülerinin bölgesel güvenlik mimarisi dedikleri şey, ABD- İsrail yedeğinde durmak. Gerçekte Türkiye’yi, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda bir köprü ve cephe ülkesi konumuna sokuyorlar. Kamuoyuna ABD’nin haydutluklarını kınayan bir tek kelime söyleyemiyorlar.

Şu savaş ortamında, temmuzda NATO zirvesine ev sahipliği yapmakla övünüyorlar. Bölgeyi yıkıma uğratan emperyalist güçlerin saldırı karargahı NATO’ya hizmetkarlıkla övünmenin neyi barış politikası, neyi tarafsızlık? Gizli oturumlarda, tekli diplomatik görüşmelerde ABD’nin tarihi suçlarını utangaçça ifade ettiklerini görüyoruz. Bu açık bir ikiyüzlülük, tarihsel bir suç. Saray rejimi, bu savaşta aldığı rol dolayısıyla çıkıp, açık açık, yurttaşlarına, bu ülkeyi ve insanlarını, ABD-İsrail güdümündeki emperyalist çıkar ve politikalardan tümüyle bağımsız bir hat izleyerek koruyacağını söyleyemeyen bir iktidar. F-16’ların Kuzey Kıbrıs’a gönderilmesi, Güney’de silahlanma artışı, adayı yeniden gerilimin odağı yapıyor. Bu, halkların güvenliği için değil, bölgesel güç dengeleri için yapılıyor. Türkiye halkı açısından gerçek tehdit, kendi topraklarında ve komşu bölgelerde yaratılan bu emperyalist gerilim sarmalıdır. Türkiye’nin ve bölge halklarının gerçek çıkarı: Savaşın dışında kalmak, halkın güvenliğini ve ekonomik haklarını korumak, emperyalist askeri politikaların parçası olmamaktır.

"NATO’nun askeri varlığını meşrulaştırma stratejisi izleniyor"

İktidara yakın Türkiye gazetesi “güvenlik kaynaklarına” dayandırdığı dün yayımlanan haberinde Türkiye hava sahasına yönelen iki füzenin Tahran civarından ateşlendiğini yazdı. İran’ın “Türkiye’yi hedef almadık” açıklamaları sonrası yapılan bu haberi, Patriot hamlesiyle birlikte nasıl değerlendirirsiniz?

Hatay ve Gaziantep’e düşen füze parçaları, Ortadoğu’da savaşın sınırımıza dayandığını gösteriyor. İktidara yakın medya “füzeler Tahran’dan geldi” diyerek kamuoyunu emperyalist güçlerin yedeğine girmeye rıza göstermeye hazırlıyor; hemen ardından güvenlik adı altında NATO Patriot’ları devreye sokularak Türkiye’de savaş korkusunu normalleştirme ve NATO’nun askeri varlığını meşrulaştırma stratejisi izleniyor. Gerçekte Türkiye’nin ihtiyacı NATO’ya açılan yeni saldırı hatlarının mevzisi olmak değil, halkı savaşın dışında tutacak anti-emperyalist, bağımsız bir dış politika hattı olmalıdır.

"F-16’larla egemenliğini ABD’ye devrettiğini ilan ediyor"

Kıbrıs’a değindiniz. İran’a saldırılarla birlikte Kıbrıs’ta da askeri yığınak arttı. Güney Kıbrıs’a yönelik silahlanmaya ek olarak Türkiye de Kuzey’e 6 adet F-16 uçağı gönderdi. Buradaki gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yaşanan askeri yığınak, bölgedeki gerilimin önemli bir parçası. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki egemenlik hakları söylemiyle Kuzey’e gönderdiği F-16’lar ve NATO’nun yayılmasına açtığı alanlarla egemenliğini ABD’ye devrettiğini ilan ediyor aslında. Ama bu gerçeği gizleyip, halka güvenlik önlemleri diyerek bu egemenlik devrini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu hamleler, halkın güvenliği için değil, bölgedeki güç dengelerini ABD’nin bölgesel politikalarına yedeklenen Saray rejiminin pazarlık payını artırmak için yaptığı hamleler. Enerji hatları, üsler, silahlanma, savaş provokasyonları… Bunların hiçbiri halkın günlük hayatında güvenlik sağlamıyor; aksine, kriz ve savaş riskini artırıyor.

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin iktidarının sınıfsal tercihlerini de gösteriyor: halkın değil, sermayenin ve emperyalist güçlerin çıkarlarının korunduğu bir dış politika. Kıbrıs’taki askeri hareketlilik, bunun somut bir göstergesi.

Halkbank davası: "Bu cephede sen de yer al” mesajı vermesiyle eş zamanlı

Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte, Türkiye-ABD ilişkileri farklı bir raya mı girdi? İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde uzun yıllar süren Halkbank davasında da uzlaşmaya varıldığı açıklandı. Uzlaşmanın detayları ya da pazarlık denkleminin öğelerine ilişkin ne dersiniz? 

Halkbank davasının kapanması, sadece bir hukuki gelişme değil; emperyalist çıkarların yeniden dağılımıyla doğrudan bağlantılı. Türkiye, AKP iktidarı elinde, uzun yıllardır Ortadoğu’nun ekonomik ve siyasi dengelerinde emperyalist güç bloklarının yedeğinde bölgede gerici güçleri destekleyerek kırıntı kapma rolü oynayan bir ülke olarak sahada. Bu davanın kapanması, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırılar sırasında Türkiye’ye “bu cephede sen de yer al” mesajı vermesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Yani mesele hukuk değil; Türkiye, emperyalist güçler tarafından uzun süredir pazarlık masasında bir oyuncu olarak konumlandırılıyor. Bu pazarlık, halkın çıkarına değil, sermaye ve iktidarın uluslararası ilişkilerdeki avantajına hizmet ediyor. Ek olarak, halkın gözünde “bağımsızlık” ve “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlar kullanılıyor, ama sahadaki pratik, Türkiye’nin emperyalist savaş ve ekonomik dengelerin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.

Dilan Temiz/Evrensel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

İran’a saldırılar sürerken, NATO Malatya’ya Patriot konuşlandırıyor: Türkiye’nin korunmadığının savaşa çekildiğinin göstergesi -Dilan Temiz/Evrensel-

Hatay ve Antep’e düşen füzeler, Malatya’ya Patriot konuşlandırılması ve Kuzey Kıbrıs’a gönderilen F-16’ları değerlendiren Emek Partisi Mille...