Türk tekstil sermayesinin yapısal krizi: Yurtdışına 1,9 milyar dolarlık yatırım, yurtiçine sefalet ücreti -Kansu Yıldırım/EVRENSEL-

Antep’te ‘sıradan’ bir gün: İşçi M.’nin yanan eli

Antep’te patronların daha fazla kâr için fabrikalarda ‘sıradan’ hale getirdiği, BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen’in itiraz ettiği için tutuklandığı vahşi düzen böyle işliyor: İşçi M.A’nın eli 180 derecede yandı, iş kazası demesin diye ifadesine müdahale edildi, ilaç parası ödenmedi, devamsızlık iddiasıyla işten atıldı, gelirsiz bırakıldı. Ücreti ödenmeyen işçiler işten kaçınma hakkını kullandı, patron işten attı, fabrika önüne kurdukları çadır jandarma tarafından yıkıldı.

***

Türk tekstil sermayesinin yapısal krizi: Yurtdışına 1,9 milyar dolarlık yatırım, yurtiçine sefalet ücreti -Kansu Yıldırım- 

BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen, Sırma Halı işçilerinin direnişinde “İşçiler ölüyor, kolları elleri kopuyor, bir tane patron ifade bile vermiyor”, “Bu ülkede yasalar zenginler için geçerli değil.” cümleleri gerekçe gösterilerek “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Türkmen daha önce de Başpınar’da tekstil ve dokuma işçilerinin sefalet ücretlerine karşı sürdürdüğü mücadele nedeniyle Gaziantep’teki patron oligarşisinin isteğiyle cezaevine gönderilmiş, hakkında karalama kampanyası yapılmıştı.

Mehmet Türkmen’in her yıl tekstil ve dokuma işçilerinin ücret mücadelesinin yükseldiği, fabrikalarda iş bırakmaların ve eylemlerin başladığı dönemde tutuklanması, ev hapsi cezasına çarptırılması, gözaltına alınması, şahsına ve BİRTEK-SEN yöneticilerine yönelik baskının sistematikleşmesi rastlantısal değildir.

Kent ekonomisinin kolonlarından biri tekstil ve dokuma sektörüdür. Her eylem ve direniş sonucundaki ücret ve hak kazanımı, kent ve ülke ölçeğinde ses getirirken, başka fabrikalarda ve işyerlerinde emsal niteliği taşımakta, mücadele ateşini de harlamaktadır.

Gaziantep tekstil sektörünün anatomisi

Türkiye’de tekstil üretimi üç havzada kümelenmiş olup bunlar; İstanbul, Edirne, Sakarya, Düzce, Tekirdağ ve Bursa’nın bulunduğu Marmara havzası, İzmir, Uşak, Aydın ve Denizli’nin bulunduğu Ege havzası ve Gaziantep, Adana, Adıyaman, Kayseri, Kahramanmaraş, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa’nın bulunduğu Güney Anadolu havzasıdır.

Tekstil üretimin yüzde 75’ini yapan Güney Anadolu havzasında üretimin merkez üssü Gaziantep’tir. Gaziantep Sanayi Odası’nın verilerine göre kentte 800’den fazla büyük ve orta ölçekli tekstil fabrikası yer almakta, daha çok hammadde ve yarı mamul üretimi gerçekleştirilmektedir. Gaziantep tekstil sanayi, 6 alt sektör ve 20 üretim kolunda, daha çok hammadde ve yarı mamul üretimine yoğunlaşmıştır.

Makine halısı ve makine halısının üretiminde kullanılan sentetik iplikleri imal eden şirketler çoğunluktadır. Polyester, tekstürize polyester iplik, bükülmüş polyester iplik üreten şirketlerin sayısı artmıştır. Şirketlerin büyük bölümü akrilik iplikler, polipropilen iplikler, makine halısı, tufting dokuma halısı, pamuk ipliği, polipropilen çuval ve torba, non woven kumaş, triko örme eşyalar-giyim penye konfeksiyon giyim tekstil kollarında faaliyettedir.

Gaziantep, Türkiye’de üretilen makine halısı üretiminin yüzde 91’ini, polipropilen iplik üretiminin yüzde 91’ini, dokusuz kumaş üretiminin yüzde 82’isini, akrilik iplik üretiminin yüzde 77’isini, PE veya PP şeritten çuval üretiminin yüzde 40’ını, pamuk ipliği üretiminin yüzde 36’sını tek başına gerçekleştirmektedir.

İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” araştırmasının 2023 yılı ve 2024 yılı listelerinde Gaziantep’ten 29 şirket yer almıştır ve il bazında 5’inci sıradadır. 2024 yılı “İkinci 500” listesinde ise 36 şirketle üçüncü sıradadır. Tekstil sektörü lokomotif özelliği taşırken, İSO “İkinci 500” listesindeki payı yüzde 41’in üzerindedir.

Buna karşılık tekstil sektöründe ortalama işçi ücreti 31 bin 600 lira, kompleci ücreti 35 bin 300 TL, makineci ücreti 42 bin TL civarındadır.

BİRTEK-SEN öncülüğünde kentteki grev veya iş bırakma eylemleri nedeniyle üretimin aksaması sadece bölge ölçeğinde değil, tedarik zincirleri açısından da kritik önemdedir. Tekstil sektörünün üretim ve ihracat parametreleri açısından yapısal krize girdiği bu dönemde eylemlerin ve grevlerin engellenmesi, kentteki sendikal hareketin bastırılması daha önemli hale gelmektedir.

Tekstil sektörünün krizi

“Emek yoğun üretim” ve “fason üretim” denilince akla gelen ilk sektör tekstildir ve son yıllarda sektörde alarm zilleri çalmaktadır. Sektör yöneticileri küresel pazardaki pay kaybını, tedarik zincirlerinde rekabetin gerilemesini, üretimin ve istihdamın daralmasını sıklıkla ücretler olmak üzere yüksek girdi fiyatlarına ve kur politikalarına bağlamaktadır.

Öncelikle sektörün uzun yıllardır üretim ve yatırım planlamalarını küresel tekstil ve hazır giyim tekellerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirmesi, en büyük pazar konumunda olan Avrupa ekonomisindeki yavaşlama, küresel savaş riski ve bölgesel sorunların artışı sektörün kırılganlığını artıran temel etkendir.

MÜSİAD’ın 2025 Sektör Kurulları Raporu’nda “Türkiye’deki birçok firma dünya çapında bilinen markalara üretim yaparken, kendi markalarını oluşturmak yerine yurtdışındaki büyük markalara bağlı kalmaktadır” ifadesiyle tekelci bağımlılık ilişkisinin olumsuz rolüne işaret etmektedir. Hızlı meta üretimi ve yüksek kâr odaklı sermaye birikim stratejisi, üretim ile marka ayrışmasını engellemiş, sektörü küresel şirketlerin taşeronluğundan ibaret bir modele sıkıştırmıştır.

Öte yandan banka kredi faizlerinin yüksek seyretmesi reel üretimi zora sokan diğer bir etkendir. Yüksek faiz ortamında krediye erişimi zorlaşan şirketler işletme sermayesi ihtiyacını karşılayamamakta, makro-ekonomik politikaların faturasını başta ücretler olmak üzere hızlı müdahale edebilecekleri alanlara çıkarmaktadır.

İş Bankası’nın sektör raporuna göre tekstil ve hazır giyimde iç ve dış talepteki zayıf görünüm ile dış pazarlarda rekabet gücünün kaybı nedeniyle 2023 yılından beri süren olumsuz tablo devam etmektedir. Takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre yılın son çeyreğinde sanayi üretimi tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yıllık bazda sırasıyla yüzde 8,8 ve yüzde 25,8 gerilemiştir.

2025’de yıllık bazda tekstil sektörünün üretimi yüzde 5,4, hazır giyim sektörünün üretimi yüzde 14 daralmıştır. Son çeyrekte kapasite kullanım oranı tekstilde yüzde 69,1, hazır giyimde yüzde 75,6 ile uzun dönemli ortalamalarının altında seyretmiştir.

Türkiye’de üretilen tekstil ürünlerinin Uzak Doğu menşeli ürünlere göre yaklaşık yüzde 60, Kuzey Afrika menşeli ürünlere göre yaklaşık yüzde 45 pahalı duruma geldiğini ifade etmektedir. Sektör temsilcileri bu sorunu da “enerji, hammadde ve iş gücü maliyetlerindeki artışın rekabet gücünü düşürmektedir” diyerek işçilerle ilişkilendirmektedir. Ne var ki, gerek Türk tekstil şirketlerinin gerek yabancı tekellerin üretimlerini kaydırdığı ülkelerin temel cazibesi sadece ücretlerin ve girdi fiyatlarının ucuzluğu değil, sömürünün sınırsız ölçeğidir, piyasanın emek aleyhine kuralsızlığıdır.

Tekstil sektörü denildiğinde ilk akla gelen Mısır’da 200’den fazla Türk şirketi faaliyet gösterirken, ülkede asgari ücret yaklaşık 150 dolar civarındadır ve ILO’nun verilerine göre Mısır’da 2012 yılında kayıt dışı çalışma oranı 55,9 iken, 2025 yılında bu oran yüzde 67’ye çıkmıştır.

Ödemeler Dengesi istatistiklerine göre tekstil ve giyim eşyaları kategorisinde faaliyet gösteren şirketlerin yurt dışına doğrudan yatırımları 2025 yılında 1,9 milyar dolara ulaşmıştır. Yeşim Grup, Çalık Holding, LC Waikiki, Eroğlu Holding, Ulusoy Tekstil, Şirikçioğlu Grup, Şahinler Grup, Küçükçalık Grubu gibi çok sayıda şirket üretimlerini Mısır’a kaydırmıştır.

Daha ucuz emek ve girdi maliyetinden kaçan Türk tekstil burjuvazisini bekleyen kötü bir sürpriz ise, AB’nin Hindistan ile imzaladığı kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşmasıdır. Hindistan, AB menşeli ürünlerin yüzde 90’ından fazlasında gümrük vergilerini kademeli olarak düşürürken; AB, Hindistan’dan gelen ürünlerin yüzde 95’ten fazlasında vergileri azaltacaktır. Dikey entegre üretim yapısı ile özellikle pamuklu ürünlerde büyük avantaja sahip olan Hindistan’ın Avrupa pazarında daha rekabetçi duruma gelmesi beklenmektedir.

Yıllardır hızlı kâr odaklı, dışa bağımlı, düşük ücretli emek yoğun fason üretim stratejisinin kolaycılığına kaçan sektör içeriden ve dışarıdan sorunlar yaşadıkça kapanan şirket sayısı da artmaktadır.

Tekstil ve hazır giyimde 2023 yılında 141 şirket konkordato ilan ederken bu sayı 2024 yılında 252’ye, 2025 yılında yüzde 84’lük artışla 466’ya yükselmiştir. Ayrıca 2025 genelinde tekstilde 861, hazır giyimde 4.126 şirket kapanmıştır. Kapanan veya iş hacmi daralan şirketlerin istihdam yapısı da bozulmuştur. 2020 yılında hazır giyimde 608 bin 587, tekstilde 1 milyon 68 bin 986 bin olan ücretli çalışan sayısı, 2025 yılı Nisan ayında hazır giyimde 551 bin 621’e, 925 bin 777’ye gerilemiştir. 2025 yılı genelinde toplam istihdam kaybı hazır giyimde yaklaşık 85 bin kişi, tekstilde yaklaşık 49 bin kişi olmuştur.

Sektör, yüzde 3,2 pay ile dünyanın 7. büyük hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçısı olup, Avrupa Birliği’ne yüzde 10,8’lik pay ile 3. büyük ihracatçıdır. Ancak son yıllarda ihracat performansları gerilemektedir. TİM verilerine göre 2025 yılı genelinde hazır giyim ve konfeksiyon sektörü ihracatı yüzde 6,3 düşüşle 16 milyar 773 milyon dolara gerilerken, tekstil sektörü ihracatı da yüzde 0,8 azalarak 9 milyar 408 milyon dolar oldu. Uzun yıllardır yıllık bazda üçüncü sırada yer aldığı en fazla ihracat gerçekleştiren sektörler sıralamasındaki konumunu kaybederek, yerini elektrik ve elektronik sektörüne bıraktı.

Daha uzun bir yazının konusu olabilecek bir diğer olgu da sektördeki tekelleşmedir. Özkaynakları güçlü olan ve yatırım portföyünü çeşitlendirebilen, finansmana erişimde görece avantajlı olan şirketler ayakta kalırken, zayıf profilli şirketler ya iflas etmekte ya üretim ve ihracatta gerilemektedir. Kapanan ve üretim hacmi daralan şirketlerin pazar payını daha büyük şirketler ele geçirmektedir.

Krizin faturası işçiye ve Türkmen’e!

Tekstil ve hazır giyim sektöründe kriz, özünde Türk sanayisinin içinde olduğu yapısal krizden bağımsız değildir. Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti olan 40 bin TL’nin altında kalan ortalama 30-35 bin TL’lik işçi ücretleri sektörü krize sokan neden hiç değildir. Aksine sektör bugüne kadar işçileri daha çok çalıştırmaya ve ücretleri baskılamaya dayalı mutlak artık değer sömürüsü ile ayakta kalmıştır. Yüksek kâr marjı için fabrikalarda teknolojik entegrasyonu artırmak ve işçi haklarını iyileştirmek yerine ücretlerde artış yapmayan, işçileri aşırı ve uzun çalıştıran, işçi güvenliği önlemlerini almaktan kaçınan, işyerlerine sendikaları sokmayan, Çin, Bangladeş ve Vietnam gibi ülkelerle düşük maliyetli üretim rekabeti için işçilerin canını hiçe sayan üretim modeli iflas etmiştir. En son Şireci Tekstil’de hurda makinalarla çalışmak zorunda kalan ve iki kolu da kopan işçi Murat Doğan’ın başına gelenler bu anlayışın eseridir.

Bu anlayış bugün Mehmet Türkmen’i tutuklatmıştır çünkü sektör, bu krizden çıkmak için her krizde olduğu gibi faturayı işçiye çıkarmaya çalışmakta, BİRTEK-SEN ve Türkmen de buna itiraz etmektedir.

Mehmet Başkana ve “Yalnız Bırakmayın” dediği işçilere selam olsun!

Kansu Yıldırım/EVRENSEL


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -18 Mart 2026 -

Kadıköy Rıhtımı’nda oldubitti: Cami projesi için şimdi de otopark kapatıldı.  Kadıköy sahilindeki İSPARK otoparkı, cami projesi için gece ya...