halkTV "Köşebaşı" -23 Mart 2026-


“Cihantimur’u iyi ki kaçırmışlar, yoksa Türkiye’de hapse girmeyecekti”-İsmail Saymaz- 

İki yıl önce İstanbul Belgrad Ormanı’nda hız limiti 30 kilometre olan yolda 180 kilometre hızla seyrederek kaza yapan ve Oğuz Murat Aci’nin ölümüne, dört arkadaşını yaralanmasına neden olan 17 yaşındaki Timur Cihantimur’a geçen hafta dava açıldı.

Kazadan iki saat sonra annesi Eylem Tok’la önce Mısır’a, ardından ABD’ye kaçan ve bu ülkede tutuklu bulunan Cihantimur’a bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma suçlaması yöneltiliyor.

ABD’de tutuklu anne Eylem Tok ile baba Bülent Cihantimur’un aralarında olduğu beş sanık ise suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten yargılanıyor.

Aci’nin eşi ve kazada yaralanan dört arkadaşı şikayetlerini geri çekti.

Babası Özer Aci ve annesi Hoşnaz Aci’nin şikayeti ise sürüyor.

Dün Özer Aci ile konuştuk.

İki iddianameyi de okudunuz. Yorumunuz nedir?

Birincisi, bu aile organize çete şeklinde çocuğa yardım ediyor. Anne, baba, çalışanlar bir araya geliyor, organizasyon çeviriyorlar. Baştan beri şunu savundum: Baba bu çetenin reisi. Bu bir. İkincisi, kaza olabilir. Ama kazadan sonra yaşananlar, insanlık dışı davranışlar... “Benim evladım” diyeceğine “Bizim evladımız” deseydi. Burada ölüme terk var. Bunların kayda alınmasını isterdim iddianamede. Sen iki saat içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni terk edebiliyorsun. Benim oğlum 1.5 saat içinde İstanbul gibi bir yerde hastaneye ulaşabiliyor. İstanbul'da 112’nin ulaşma süresi 9-10 dakika. Benim evladım 70 dakika orada ne yapıyor? Adli Tıp raporu diyor ki “Kan kaybından ölmüştür.” Yahu sen ki doktorsun! (Bülent Cihantimur’u kastediyor) Evladını kaçır, ne cehenneme götürürsen götür. İyi ki götürdün. Yoksa hapse mapse girmeyecekti böyle bir yerde. İki gün girip üçüncü gün çıkacaktı.

"İyi ki kaçırdılar” diyorsunuz. Yoksa hapse girmeyecekti, öyle mi?

Tabii. 22 aydır hapiste şu an Amerika’da. Anne de hapiste. Belki anne Türkiye’de hiç hapse girmeyecekti. Allah bunlara öyle bir akıl verdi ki, ömür boyu hapisten çıkmayın diye.

Bu dava sadece benim davam değil. Kamuoyuna mal olmuş bir dava. Olayın üzerinden 2 yıl 16 gün geçti, halen konuşabiliyoruz. Yaramız taze. Yüreğimize doğru dürüst su serpilmesini istiyoruz.

Ölümlü dünyada yaşıyoruz, elhamdülillah. Ama benim keşkeler arka arkaya geliyor. Keşke biri oğlumun bacağına bir atel yapsaydı. Kan kaybı olmasaydı, ölmeseydi. Bunlar çocuğunu organize şekilde yurt dışına çıkarıyorlar. Bizim çocuğumuzu da organize şekilde ölüme terk ediyorlar.

Hala bir telefon kayıp. Yok. Telefondan bahseden de yok. Karşı taraf mı aldı? Kaza yerinde kayıp mı oldu? Kimse kayda almıyor. Telefonda belki çok farklı şeyler vardı.

Efendim, bir de suça sürüklenen çocuk... “Yatakta olması gereken çocuk” deniyor ya. Olması gereken çocuk ormanda 10 arkadaşıyla yarış yapanda bir şey yok! Sanki birileri elinden tutmuş “Gel sen 30 kilometre hız yapılan yerde 170-180 yap” demiş. Bunlar insanlık dışı davranışlar.

Doktor burnundan kıl aldırmıyor. Sanki başka bir mahlukat… Sen de öleceksin iki metrekare yere gireceksin, ben de. Benden farklı bir ırk mısın? Her şeyden önce insan olması lazım.

Hani çocuğun suçundan üçte bir indiriliyor ya, bu üçte biri versinler anne babaya. Bana doktor geldi, üçüncü gün yüz yüze görüştük. Bir kahve içme molası kadar konuştuk. Dedi ki “Gizlice çocuk anahtarı almış gitmiş.” Sonradan bakıyoruz ki çocuğa araba tahsis edilmiş, birkaç sefer ceza yemiş. kırmızı ışık ihlali var. Kimsenin kılı kıpırdamamış.

Gelininizle oğlunuzun arkadaşları şikayeti geri çekmiş. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Oğlumun arkadaşları derken, biri gelinin kardeşi, diğeri dayısının oğlu, öteki teyzesinin torunu… Gelini kandırdılar. Kandırdıktan sonra çocukları da kandırdılar.

Para mı konuştu?

Para konuştu tabii. 100 milyon dağıttılar. 20 milyonunu iki daireyle beraber geline verdiler. Yedişer milyon diğer çocuklar almış, arta kalanı avukatlar. Bir avukat 30 milyon nasıl alabiliyor?

Size de teklifle gelmişler miydi?

Ben baştan beri dedim ki “Maddi kısmı kenara bırakın. Manevi olarak konuşalım.” “Benden ne istiyorsun, maddi kısmı konuşmayacaksak” diyor doktor. Dedim, “Sen git çocuğunu getir, adalete teslim et, kapım her zaman açık.” Bunu Adalet Bakanlığı bile sordu. “Tazminat davası açmayacak mısın?” dediler. “Gerekirse iç çamaşırlarını bile alacağım” dedim. Ama benim bu davayı sonuçlandırmam lazım. Benim paraya ihtiyacım yok. Mahkeme neye karar kıldı, kayda değer bir şey varsa, oğlumun ismini yaşatacak anaokulu olur, ilkokul olur, cami olur, bir şey yapacağım. Torunum yetim kaldı, Darüşşafaka’ya bağışlayacağım. Orada eğitim görsün çocuklar. Açık ve net söylüyorum, gelinimin de paraya ihtiyacı olsaydı da o parayı alsaydı. Bari aldın, sor bir büyüğüne. “Yahu siz şart koşuyorsunuz, ben de koşuyorum. Çocuğumun okul eğitim parası karşılığı davamdan vazgeçiyorum” de. Bir insanın maneviyatını kaça satarsın? Bir insanın maneviyatının değeri kaç paradır? Bir para karşılığı olur mu İsmail Bey?

Olmaz.

Bir insan, özür dileyerek söylüyorum, şerefsiz olduktan sonra… Çocuğu benim oğlumu öldürdü, arkasından döndü, gelinimi satın aldı, torunumu göremiyorum…

Acılı insan bir şeye sarılmak istiyor. Bir şeyden tutunmak istiyor. Bizim tutunacak ne elimiz, ne ayağımız, hiçbir şeyimiz kalmadı. Yalan dünya herkese yeter. Sana da yeter bana da. İnsan olmak birinci duygu. “Benim evladım” değil, “bizim evladımız” denseydi, benim evladım yaşıyor olacaktı.

Bu çocuğun kafası çalışmıyorsa SOS arıyor. “Alo alo alo” diyor. SOS kayıtlarında var. "Adem abi adam ölüyor” diyor. Ya ölüyor dediği benim oğlum. Demek ki çocuğumun can çekiştiğini veya kan kaybettiğini 16 yaşındaki şerefsiz katil biliyor. Annesine niçin demiyor? “Anne beni götürme, orada insan ölüyor, önce onu kurtaralım.” Arabayı sürmeyi biliyorsun, 170 kilometre sürat yapmayı biliyorsun, babanı aramayı biliyorsun... Benim oğlum, tersi olsaydı da götürseydim, götürebilir miydim? “Baba birine çarptık, önce ona yardım etmemiz lazım” derdi.

Simitçiyi ‘muhbir’ diye iki bağımlı çocuğa öldürttüler

Yalova’da, simitçilik yapan Ramazan Elkıtay, saat 18 sularında evinin sokağına girdi. Komşusunun kızı Ayşegül’e “Aslan yeğenim, nasılsın?” diye seslendi. Ayşegül, “İyiyim abi” dedi.

Elkıtay, evinin kapısını açarken, arkasından gelen tetikçi beş el ateş edip kaçtı.

İddia o ki…

Elkıtay, bir vakitler beraber hareket ettiği suç örgütü tarafından muhbirlikle suçlanıyordu.

Tetikçi ve suç ortağı 18 yaşından küçüktü.

Birer milyon TL para ve Yunanistan’a gitme vaadiyle Elkıtay’ı öldürdüler.

Barış Boyun bağlantısı

Ateş edenin adı, A.F.

Lakabı, Rüzgar.

Yanındaki ‘Sofi’ diye bilinen K.B.

İstanbul Esenyurt’ta aynı mahallede büyüdüler.

K.B., ebeveynleri ayrılınca annesiyle Kırşehir Mucur’a yerleşti.

A.F. ve K.B., uyuşturucu bağımlısı ve satıcısı diye tanınıyor.

Onlara malı ‘Mazlum’ lakaplı H.B. veriyor.

Bu organizasyonu ‘Yıldıray’ lakaplı S.Ö. ve ‘Velo’ lakaplı V.A. yönetiyor.

Bu ikili ‘Barış Boyun’ grubuna yönelik İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada kasten öldürmeye ve nitelikli yağmaya teşebbüs ile örgüt kurmaktan yargılanıyor. Aranırken Yunanistan’a kaçtıkları anlaşılıyor.

Birer milyon TL ve Yunanistan vaadi

Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine göre S.Ö., V.A. ve H.B., muhbirlikle suçladıkları Elkıtay’ın infaz edilmesi için A.F. ve K.B.’ye birer milyon TL ile Yunanistan’a götürmeyi vaat etti.

Cinayette kullanılan silah 6 Aralık 2024 gecesi H.B. tarafından Küçükçekmece’deki bir evde A.F.’ye verildi.

A.F., 7 Aralık’ta saat 3’te O.K.’nin kullandığı araçla Yalova’ya doğru yola çıktı.

A.F., bir arkadaşına şöyle yazdı:

“Anneme her türlü bakacam, kadına bir milyon gönderiyorum, onlar için çabalıyorum. Paket mi oldum, paşa paşa yatarım. Güzel bi anda mermiyi yağdırcam. Adamlar bana dio ki kralsın kardeşim, yanımıza gel, seni fenomen yapıcaz. Dostum baksana, icraate gidiyorum.”

A.F., daha sonra K.B. ile mesajlaştı.

“Şu an Adama sıkmaya gidiyorum” diye yazdı.

K.B., “Bensiz yapma, beraber yapıcaz” diye yanıt verdi.

Evin önünde pusu

A.F., sabaha karşı Yalova’ya vardı.

O.K., tetikçiyi Elkıtay’ın evinin önünde indirdi.

O, İstanbul’a dönerken…

Tetikçiyi cinayetten sonra kaçırması için bir araç ve şöför Ö.S. gönderildi.

A.F., Elkıtay’ın evinin önüne pusu attı.

Daha sonra Elkıtay’ın Cengiz Koçal Caddesi üzerinde valiliğin karşısında simit tezgahı açtığı noktaya gitti. Yakında polis amirliği ve çevrede yüzlerce insan olduğunu gördü. Elkıtay’ı evinin önünde öldürmenin daha az riskli olduğu kanaatine vararak, bu görüşünü S.Ö.’ye yazdı.

S.Ö., tetikçiyi cesaretlendirmek için şöyle dedi:

“İki gözümsün hallet şunu. Hepsini bas ha baba, korkma, seni alıcam buraya. Sen kendine yakışanı yap, biz fazlasını yapacağız.”

Elkıtay, konumundan ayrılınca plan değişti.

Cinayetin evin önünde işlenmesine karar verildi.

A.F., adrese geçti.

V.A.’ya “Kapısında pusudayım. İçeriye girdiği gibi arkasından yağdırıp kaçıcam” diye yazdı.

Kurbanını beklerken, K.B. ile mesajlaştı.

K.B., eylemi birlikte yapabileceklerini kaydetti.

“İstersen ben atarım, sen atma, o kadar diyorum” dedi.

A.F., azmettiricilerle görüşüp K.B.’den taksiye binip Yalova’ya gelmesini istedi.

K.B., “Ben gelene kadar sıkma iki gözüm” dedi.

Mucur’dan taksiye atladı.

Saat 15.51’de evin konumuna geldi.

Bir süre kaldırımda oturdular.

Sokakta tur attılar.

Uyuşturucu kullandılar.

K.B., saat 18.20’de sokaktan geçen kişiye “Yozgat’ta havaalanı nerede?” diye sordu. Adam dalga geçtiğini düşündü. Ancak K.B., “Ciddiyim” dedi. Ardından “En yakın havaalanı nerede” diye sordu. Adam “Bursa” diye yanıt verdi ve havaalanının yolunu tarif etti.

A.F., ise beton direğe yaslanmış haldeydi.

O anda Elkıtay sokağa girdi.

Ayşegül’e “Aslan yeğenim nasılsın?" diye seslenip eve yürüdü. Evinin kapısını açmakla uğraşırken, arkasından gelen A.F., silahını çıkarıp beş el ateş etti.

Dördü Elkıtay’a geldi.

İki saldırgan iki ayrı sokağa kaçtı.

K.B., taksiye atlayıp Mucur’a giderken, Eskişehir’de gözaltına alındı.

A.F. ise kendisini bekleyen Ö.S. ile İstanbul’a doğru yola çıktı.

Ö.S., tetikçiyi Eyüp’te indirdi.

Beş dakika sonra taksi gelip A.F.’yi konuma götürdü.

Tanımadığı bir kişi tarafından eve yerleştirildi.

A.F., 12 Aralık 2024’e kadar evde kaldı.

Bir kişi erzak ve para getirdi.

Birkaç gün sonra teyzenin dükkanına giderek, annesine telefon açtı. Teyzesi polise haber verince yakalandı.

Muhbirlik iddiası

İddianamede “Elkıtay’ın öldürülme sebebinin ne olduğuna dair net bir tespit yapılamadığı” ifade ediliyor. Ancak eşi Zeynep Elkıtay’ın “Eşim üç dört yıl öncesine kadar gayrimeşru işlerle uğraşan insanlarla görüşüyordu, son bir aydır tedirgindi” dediği belirtiliyor.

A.F.’nin teyzesi G.E.’nin de Elkıtay’ın geçmişte H.T., V.A. ve S.Ö.’nün adamı olduğunu, bu kişilerin aleyhine muhbirlik yaptığı için öldürüldüğünü iddia ediyor.

İddianamede tetikçi A.F. ve K.B.’nin Barış Boyun grubu üyesi oldukları, V.A. ve S.Ö. ile H.B. tarafından verilen talimatı yerine getirerek, cinayeti işledikleri iddia ediliyor.

/././

İkinci bahardı kara kış oldu -Mehmet Tezkan- 

AKP iktidarı öncesi emekliler ikinci bahar yaşıyordu. Hele hele 1980 öncesi emekli olanlar ikinci baharın katmerli baharını yaşıyordu. Emekli ikramiyesi bir araba bir eve yetiyordu. Emekli aylığı evi geçindiriyordu…

AKP iktidarı sonrası hepsi hayal oldu…

Neden AKP iktidarını referans yaptım?

Şundan AKP ülkeyi 23 yıldır yönetiyor. Seçim zamanında yapılırsa çeyrek yüzyıla damgasını vuracak.
AKP öncesi ve sonrası demek normal değil mi?

AKP öncesi hayat bu kadar zor değildi. Yaşı 60’a, 70’e vuranlar biz hayatımızda böyle pahalılık görmedik demeleri şaşırtıcı gelmiyor!..

Gerçekten de böyle pahalılık olmadı. Böyle pahalılık yaşamadık…

Evet 80’li yıllarda, 90’l yıllarda yüksek enflasyon vardı ama hayat bu kadar pahalı değildi. Geçinip gidiyorduk. AKP iktidarıyla birlikte yoksuldan alınan vergiler zenginlere aktarılmaya başlanınca sadece emekliler için değil, çalışanlar için hayat kara kış oldu… Oysa ki AKP yoksulların oyuyla iktidar olmuştu!..

Neyse… Kara kış diyorum çünkü memleket ehil ellerde değil!...

Merkez Bankası Başkanı’nın mektubunu okudunuz mu? Piyasalardaki dalgalanmalar nedeniyle enflasyonlar baş edemediklerini söylüyor. Piyasalardaki dalgalanmalar nedeniyle faizi arttırmak zorunda kaldıklarını izah etmeye çalışıyor…

Piyasalardaki dalgalanmanın sebebi ne?

19 Mart operasyonu. Ekrem İmamoğlu’nun göz altına alındığı gün.

İddia ediyorum yakın gelecekte; 28 Şubat süreci olduğu gibi 19 Mart’ta post modern darbe diye alınabilir!
Belki de 12 Eylül darbesiyle eşitlenecek; bilemiyorum…

Ama şu gerçek ki; AKP’nin iktidarda kalmak için attığı adımlar ülkeyi fakirleştirdi. Yoksul Ortadoğu ülkesi haline getirdi…

Gençler mutsuz…

Çünkü üniversiteler üniversite değil. Akademisyenlerin ehliyeti yok. Mezun olunca işsizlik garanti!..

Yaşlılar mutsuz...

Aldıkları emekli aylığı karın doyurmuyor…

Ez cümle demem şudur; AKP iktidarıyla mutsuzlar ülkesi olduk. İkinci baharımız kara kış oldu…

Hayır diyen varsa, söylediklerime itiraz eden varsa, yaşantımızdan mutluyuz diyen olursa nedenini iki cümle bi zahmet yazsın…

Başta AKP Sözcüsü tabii…

/././

Akın Bey Neden Susuyormuş!-Ayşenur Arslan- 

Adı tarihe geçesice bakanımız Akın Gürlek, son olarak CHP lideri Özgür Özel’in ağır iddiaları ile gündeme geldi.

CHP Genel Başkanı Özel’in paylaştıklarına göre mal varlığı beyanında görünenden çok daha fazla evinin olması.. Lüksemburg’ta -ülkeye ait bir limanda- yatının olması.. Ve hatırlatıldığı üzere bir zamanlar Lüksemburg’daki Eti Maden Şirketi’nde yönetim kurulu üyeliği yaparak huzur hakkı alması..

İBB davasındaki tavrını bilenler, bu ağır iddialar üzerine kükreyeceğini tahmin ediyordu.

Onun yerine şöyle bir açıklama geldi: “Ben bunları kayda değer görmek istemediğim için cevap vermek de istemiyorum. Çünkü bunlar sıkıştığından dolayı saldırıya geçtiler.”

Nasıl yani!

Ağzını açana daha cümlesi bitmeden, kendisine ya da Reis’i Erdoğan’a hakaretten cezaevi yolunu gösteren Akın Bey mi söylüyor bunu!

“Kayda değer görmüyormuş!”

Bilmem hatırlar mı? Clinton başkanlık döneminde stajyer ile ilişkisi nedeniyle Kongre’de ifade vermişti. “Neden seks yaptın” diye değil… Mesele gündeme geldiğinde “yalanladığı”, yani “kamuoyuna ve Kongre’ye yalan söylediği için”..

Akın Bey kaçıncı yüzyılda yaşadığımızı zannediyor kim bilir.

Ama bu yüzyılda “HALKA YALAN SÖYLEMEK SUÇ” sayılıyor.

Yani siz kayda değer görseniz de görmeseniz de iddialar soruşturulmalı. Yalan söyleyip söylemediğiniz anlaşılmalı.

Bu kadar da değil.

Akın Bey malum, Erdoğan’ın güvenini kazandığı için önce İstanbul cumhuriyet başsavcılığı gibi memleketin en kritik görevine getirildi. Hemen ardından da Adalet Bakanı yapıldı.

Böyle bir isim, şimdi hakkında çeşitli iddialarda bulunanlar hakkında dava açacağını söylüyor. Yargının, Adalet Bakanı’nın taraf olduğu bir davada ne karar verir sizce?

***

Akın Bey bakan olduktan sonra kapılar arkasında değil, açıktan konuşmayı pek sevdi. Saray’ın sevdiği gazetecilerle sohbet videolarını izleyip duruyoruz.

Ama küçük bir tavsiye, bu konuda uzman yardımı alsın. Neyi nasıl söylemeli.. Neyi ağzına bile almamalı..

Mesela; Özgür Özel’in bir mitingde kendisine yönelik sözleri üzerine yuhalayanlar olmuş. Beyefendi de pek alınmış!

“Çoluk çocuğumuz var” diyor, üzüntüsünü anlatırken.

Doğrudur. Silivri’ye gönderdikleriniz taştan yapılmıştı. Onların çocukları, eşleri, anne babaları yoktu!

Dilimin ucuna, klavyemin harflerine neler neler geliyor ama söyleyemiyorum.

Ama sayesinde bir şölene tanık olduğumuzu söyleyebilirim.

Sosyal medyada paylaşılan yüzlerce mesajla ve fotoğrafla tutsakların çocuklarını, eşlerini, anne babalarını tanımak fırsatını bulduk.

Onlar elbet bir gün buluşacaklar!

***

SONAR Araştırma’nın başkanı Hakan Bayrakçı’nın, son anketiyle ilgili olarak Fatih Altaylı’ya söyledikleri, o “bir gün” için ilginç bir resim çiziyor:

“Her ankette kararsızlar çıkar. Fikrini söylemek istemeyen ya da gerçekten kararsız olan. Bunlar bazen yüzde 20 hatta 25’i bulur. Biz de bunu oy oranlarına göre partilere ekleriz. Ama son anketlerimizde kararsızların oranı yüzde 30’un üzerinde. Yer yer yüzde 32, yüzde 34 oluyor. Şimdi bunu paylaştırıyoruz. Ben başka sorularla destekleniyor bile olsa bu kadar yüksek oranda bir kararsızı doğru paylaştırmanın zor olduğunu söylüyorum.”

Bunun anlamı şu. Ankete katılan seçmen yanıt vermeye çekiniyor. Gerçek fikrini söylemiyor. Ben bu yüzden muhalefetin en az 3-4 puanının anketlere yansımadığını düşünüyorum. Tecrübem bana bunu anlatıyor. Muhalefetin oyu en az 3 puan daha düşük görünüyor.”

Yaaa!

/././

halkTV


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -23 Mart 2026-

 Adliye Sarayları: İktidarın yeni hastaneleri -Selçuk Candansayar-  Türkiye’de  yargı  sistemi; psikiyatrinin son altmış yıldır büyük bedell...