Emekliler artık bayramın gelmesini istemiyor-EVRENSEL MANŞET-20/03/2026-

Emekliler artık bayramın gelmesini istemiyor-EVRENSEL MANŞET 

Fatih’te bir ev

Ömürleri çalışarak geçen üç emekçi... İkisi emekli olabilmiş, biri ağır hasta ve güvencesiz. Şimdi İstanbul Fatih’te başlarını beraber soktukları bir küçük evde ‘öğrenci gibi’ yaşıyorlar. Hayat, artık bayramın gelmesini istemeyecekleri kadar zorluklarla dolu. Onlarla aynı durumda olan milyonlar var.

İcralık olmayan yok: Dört bankayla icralık oldum. İcralık olmayan emekli yoktur. Çünkü mecbur kalıyor ve harcıyorsun, ödeyemeyince de icralık oluyorsun.

Otobüste ısınanlar: 65 yaş üstü şehir içi toplu taşıma ücretsiz olduğu için otobüse binip en uzak mesafeye giden, sonra tekrar binen emekliler var.

Akşam pazarında: Semt pazarına artık akşamları, kapanmasına yarım saat kala gidiyorum; fiyatlar düşer, daha ucuza alırım diye…

Emekli bayram gelmesini istemiyor: Fatih'te bir ev -Eylem Nazlıer/Evrensel- 

64 yaşındaki emekli Hasan Kızılyatak, maaşı yetmediği için iki arkadaşıyla "öğrenci evi" düzeninde yaşıyor. Kızılyatak; gıdayı taneyle alan, ısınmak için toplu taşımayı kullanan emeklileri birleşmeye ve mücadeleye çağırıyor.

Haberde yer alan emeklilerin fotoğraf vermeyi tercih etmemesi nedeniyle, arka planda kullanılan görsel yayın organı tarafından temsili olarak oluşturulmuştur.

Ömrünü çalışarak geçirmiş, 64 yaşında bir emekli… Bugün kendi evinde değil, Fatih’te 2+1 dairede, iki arkadaşıyla birlikte yaşam mücadelesi veriyor. 2014’ten bu yana üç erkek aynı çatının altında, bir öğrenci evi düzeninde yaşıyorlar. Ev arkadaşlarından biri kendisi gibi emekli, diğeri kanser hastası. Yılların emeğinin sonunda geldikleri nokta: Ortak kira, bölüşülen faturalar ve mecburiyetten kurulan bir dayanışma hayatı.

Onu neredeyse her eylemde görmek mümkün. Yağmurda, karda, donduran soğukta sendika önlüğüyle en önde duran isimlerden biri: DİSK Emekli-Sen Fatih Temsilcisi Hasan Kızılyatak. Bu kez bir eylem alanında değil, semtindeki bir kafede buluşuyoruz onunla. Beni çağırdığı kafe, emeklilerin buluşma noktası haline gelmiş. İçeride altı-yedi emekli var; Kızılyatak hepsini tanıyor. Çayın 20 TL olduğu bu mekanda, çoğu sabah gelip akşama kadar tek bir çayla günü geçiren emeklilerle dolu.

Belediye işçiliği, infaz memurluğu, anketörlük…

Sohbetimize emeklilik sürecine kadar uzanan çalışma hayatını anlatarak başlıyor Kızılyatak: “Çalışmaya askerden sonra 1986’da özel sektörde başladım. Daha sonra İBB’ye bağlı SUSER’de, İSKİ’ye bağlı iştiraklerde çalıştık. 1994’te Tayyip Erdoğan gelir gelmez ilk işi SUSER’i tasfiye etmek oldu, bizi kapının önüne koydu. Sonra memur sınavına girdim, Adalet Bakanlığında infaz koruma memuru olarak görev aldım. Oradan emekli oldum. Ama emekli maaşımız yetmez duruma gelince son yıllarda günübirlik işlerde çalışmaya başladım. Anketörlük yaptım, farklı işlere gittim. Evimizin ihtiyaçlarını karşılamak için mecbur kaldım. Çocuğumuz okula gidiyordu, masrafları vardı.”

‘Üç arkadaş öğrenci gibi yaşıyoruz’

Kızılyatak, ilk başta baba evinde oturduğunu, ancak miras nedeniyle ev satılınca iki arkadaşıyla birlikte ortak ev tutmak zorunda kaldıklarını söylüyor: “Baba evi satıldıktan sonra üç arkadaş ortak bir ev tuttuk. Aldığımız emekli maaşı yetmiyordu. Bu maaşla tek başına ev tutulmazdı. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle ortak ev tutmak zorunda kaldık. Üç arkadaş aynı evde kalıyoruz. Öğrenci gibi yaşıyoruz. 2+1 evdeyiz, hepimizin odası ayrı. Bu eve çıkarken de bütün eşyaları ikinci el aldık. Yeni bir eşya alacak durumumuz yoktu. 2014’ten beri böyle yaşıyoruz.”

Evde iki kişi emekli. Üçüncü arkadaşları ise akciğer kanseri hastası ve emekli değil. Aylık 15 bin lira kira ödediklerini söyleyen Kızılyatak, elektrik, su ve doğal gazla birlikte faturaların 17 bin lirayı bulduğunu, kışın daha da arttığını belirtiyor: “Giderleri üçe bölüyoruz. Bu yaştan sonra öğrenci gibi yaşamaya çalışıyoruz.”

Hasan Kızılyatak

‘Bu yaştan sonra öğrenci gibi yaşamak zor’

Aynı evi paylaşmanın kolay olmadığını da anlatan Kızılyatak şöyle devam ediyor: “Herkesin kendine göre bir yaşamı var. Ben televizyonu açtığımda Halk TV’de tartışma programı izlemek istiyorum, öbür arkadaş müzik ya da dizi izlemek istiyor. Mecburen fedakarlık yapıyoruz. Bazen onlar izliyor, ben telefondan takip ediyorum; bazen de ben izliyorum, onlar fedakarlık yapıyor. Örneğin; ben erken kalkıyorum, bu yüzden erken yatmak zorundayım. Gürültüye hassasım ama biri televizyon açıyor, öbürü ışığı yakıyor. Rahatsız oluyorsun ama mecbursun, mecburiyetten bunlara katlanmak zorundasın. Tek başına kiraya çıkacak gücün de yok. Belli bir yaştan sonra öğrenci gibi yaşamak zor.”

Ev temizliğini de çoğunlukla kendisinin yaptığını söylüyor. Bir arkadaşının hasta olduğunu, diğerinin de zaman zaman İzmir’e gittiğini ve günlük işlerde çalıştığını belirten Kızılyatak, “Pazartesi temizlik günümüz. Elimden geldiği kadar ben yapıyorum” diyor.

‘Son kullanma tarihine değil fiyatına bakıyoruz’

Kızılyatak, alışverişte kaliteye değil fiyata baktıklarını anlatıyor: “Zincir marketlerden alışveriş yapıyoruz. Son kullanma tarihine bakmıyoruz, fiyat etiketine bakıyoruz. Neresi ucuzsa oradan alıyoruz. Üç erkek olduğumuz için detaylı yemek yapamıyoruz. Makarna, pilav, çorba… Ucuz balık olursa balık ama bu sene balık yemedik. Tavuk alıyoruz, o da ucuzsa. Sağlıklı beslenme yok.”

Semt pazarına artık akşamları, kapanmasına yarım saat kala gittiğini söylüyor: “Eskiden sabah erkenden giderdim. Kimse yok, ürünler taze; daha kaliteli mal almak için sabah pazardaydım. Şimdi ise akşam, kapanmasına yarım saat kala gidiyorum; fiyatlar düşer, daha ucuza alırım diye… Artık emekliler bir şeyin kalitesine bakmıyor, mecburiyetten alıyoruz.”

Kurbandan kurbana kıymalı yumurta

Kasaptan alışveriş yapamadıklarını söyleyen Kızılyatak, “Çoğu emekli kasabın önünden bile geçmiyor. Alma durumu yok. Bizim eve gelince, apartmanımız 24 daireli. Yaklaşık 6-7 aile Kurban Bayramı’nda et getiriyor. Onları buzluğa atıyoruz, kıyma çektiriyoruz, kıymalı yumurta gibi yemeklerde kullanıyoruz. Kurbandan kurbana et gelir, onun dışında gidip rahatça kırmızı et almamız mümkün değil. Yarım kilo kıyma, yarım kilo parça et kasaptan alamıyoruz. Kasapları unuttuk. Bazen tavuk alıyoruz, kanat veya but olur; onu da en ucuz nerede bulursak oradan alıyoruz” dedi.

Taneyle sebze-meyve

Kızılyatak, sebze ve meyveyi taneyle aldıklarını anlatıyor: “Domates, salatalık taneyle alıyoruz. Mesela salı pazarından alışveriş yaptım; beş tane domates aldım, bir kilo bile etmedi ama beş tane alabildim. Üç tane salatalık aldım. Niye üç tane aldım? Kilosu 140 liraydı, başka bir seçenek yoktu. Artık kiloyla almak mümkün değil, taneyle alıyoruz. Havuç canımız çekti, havuç salatası yapalım diyoruz; üç dört tane alıyoruz. Kiloyla alışveriş devri bitti, sayıyla alıyoruz.”

Sinema, tiyatro, bir restoranda yemek hayal

Geçmişte ailesiyle düzenli olarak dışarıda yemek yediklerini, sinemaya ve tiyatroya gittiklerini anlatan Kızılyatak, bugün tek başına bile bunu yapmanın mümkün olmadığını söylüyor:

“Bir restoranda yemek yemek, hani arkadaşlarla sosyalleşmek isterseniz… İnanın, artık o bir hayal. Artık geçmişte yaptıklarımız ve anılarımızla yaşıyoruz. Gerçekten, yıllar önce kendi ailemden biliyorum; babam Deniz Yolları’ndan emekliydi. Ama çalışırken, ciddiyetle söylüyorum, her ay düzenli olarak ayda bir kere dışarıda yemeğe çıkardık. Ailece her hafta sonu sinemaya, 15 günde bir tiyatroya giderdik. Yıllardır ne sinemaya gidebiliyorum ne tiyatroya. Unuttum. Halbuki geçmişte bunları yapıyordum, şimdi yaptığımız, gittiğimiz şeylerin hayalleriyle yaşıyorum.”

‘Dört kredi kartından icralık oldum’

En düşük memur emeklisi maaşı olan 27 bin 400 lira aldığını belirten Kızılyatak, “Ay sonunu getirebiliyor musun” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “İcralık olmayan emekli yoktur. Herkes en az bir kez olmuştur. Çünkü yetiştiremiyorsun, mecbur kalıyorsun. Ödemesini yapamadığın için de icralık oluyorsun. Ben dört bankayla icralık oldum. Şu anda kartlarım var ama elimden geldiğince kullanmamaya gayret ediyorum. Vallahi, en son beş sene önce aldığım şeyleri giyiyorum. Üstümdeki gömleği doğum günümde oğlum aldı; en yenisi bu. Bu da oğlumun bana verdiği mont. ‘Baba,’ dedi, ‘Kış geldi, üzerinde bir şey yok.’ Oğlumun bana hediyesi.”

‘Bayram gelmesini istemiyoruz’

Kızılyatak, “Eskiden bayram olduğunda emekliler arife gününden hazırlık yapar, torunlarına verecekleri bayram harçlıklarını ayırırdı. Şimdi emekliler bayramın gelmesini istemiyor; ceplerinde para olmadığı için ne çocuklarına ne torunlarına verecek bayram harçlıkları var. Geldiğimiz nokta bu. Eskiden, aman çocuğumuz, torunumuz bir an önce gelseler de elimizi öpseler derdik. O devir artık emekliler için bitti. Çoğu emeklinin ortak sorunu bu.”

‘Tatile gitmek, gezmek hayaldi; hayalde kaldı’

Emekliler, geçmişin hatıralarıyla avunuyor. Kızılyatak, emeklilik hayalini babasının yaşamı üzerinden kurduğunu anlatıyor: “Babam emekli olduğunda toplu parayla daire almıştı. Emekli olunca her yıl değişik illere, tatil yerlerine giderdik. Ama biz o yaşamı tamamen unuttuk. Ne tatil, ne başka bir şey… Ben emekli olduğumda babam gibi bir yaşamı hayal ederdim. Hayaldi, hayal olarak kaldı. Eskiden emeklilerin çoğu yazın köylerine giderdi; peynirini, tereyağını ve diğer ürünlerini köylerinden alırlardı. Şimdi maalesef bu da bitti. Yol paraları çok pahalı. Köylerde hayvancılık ve tarım da büyük ölçüde yok. Bir tereyağı almak istesen 400-500 liradan başlıyor. Yani yetişemiyorsun. Hayallerimiz hep geçmişle sınırlı; onlarla avunuyoruz. Tatil yapmak, şehir şehir gezmek, ülke dışına çıkmak… Şu anda bunların hiçbiri mümkün değil. Yaşam o kadar zorlaştı ki…”

‘Emekliler ısınmak için otobüslerde, metrolarda günlerini geçiriyor’

“Emekliler günlerini nasıl geçiriyor?” sorusuna ise Kızılyatak şöyle yanıt veriyor: “Bunu anlatırken çok üzgünüm ama dostlarımdan şunu duydum: Altmış beş yaş üstü şehir içi toplu taşıma ücretsiz olduğu için Üsküdar’dan otobüse biniyor, en uzak mesafe neresiyse oraya gidiyor, sonra tekrar biniyor. Zamanlarını otobüslerde, metrolarda geçiriyorlar. Kahvelere bile artık gelemiyorlar; en düşük çayın 25 lira olduğu yerler var. Kışın soğukta parklarda oturamıyorlar, mecburen metro ve otobüslerde günlerini geçirmeye çalışıyorlar.”

Ülkenin bütün emeklileri birleşin…

Emeklilerin birleşik hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Kızılyatak, “Başarılı olabilir miyiz? Evet, olabiliriz. Türkiye’de şu anda 86 tane emekli sendika ve dernek var. 16 milyon emekli var. Yapmamız gereken tek şey ortak hareket etmek. Eğer birleşik bir cephe oluşturabilir, birlikte etkinlikler ve mücadeleler yapabilirsek, haklarımızı alabiliriz. Önümüzde bayram ikramiyesi var. Bize dayatılan 3-4 bin lirayı değil; biz hakkımız olan bayram ikramiyesini istiyoruz. Ekonomistlerin hesaplarına göre bizim bayram ikramiyemizin şu anda 17 bin lira olması gerekiyor. Enflasyon ve gelir kayıpları nedeniyle bu parayı almak zorundayız. Bütün emekli arkadaşlarıma da diyorum ki, gelin hakkımızı almak için birlikte hareket edelim.”

/././

EVRENSEL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -21 Mart 2026-

10 koldan savaşın ekonomiye maliyeti -Hayri Kozanoğlu-  Savaşın ekonomiye doğrudan veya dolaylı, çeşitli kanallardan olumsuz etkiler yaratma...