Öcalan: İsrail’e Ortadoğu’da Kürt devletçiliği lazım -İsmail Saymaz-
ABD ve İsrail, haydutlukta çığır açtı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırmadan, ABD Senatosu’na danışmadan İran’a saldırdılar.
Uluslararası hukuk ayaklar altında…
Bir vakitler Irak işgalini gerekçelendirmek için kullanılan kitle imha silahı yalanı kullanılmıştı. Şimdi sözde İran’ın elindeki nükleer silah tehdidini ortadan kaldırmaya bir ilkokulu bombalayıp 165 kız çocuğunu katlederek başladılar.
Ramazan günü Tahran’ı vurdular.
İran’ın dini lideri Hamaney’i eşi, kızı, gelini, torunu ve ülkenin askeri komuta konseyi ile birlikte katlettiler.
Kayıp sayısı binleri geçti.
Aylardır ekonomik protestolarla sarsılan molla rejiminin birkaç hafta içinde çökeceğini zannettiler.
Gel gör ki İran, enkazın altından güçlü çıktı.
ABD ve İsrail’e bütün gücüyle karşılık veriyor.
Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatan İran, savaşı bölgeye yayarak, körfez ülkelerindeki, hatta Güney Kıbrıs’taki Amerikan üslerini vuruyor.
İran’ın ‘Rojava’sı
ABD ve İsrail, bir yandan İran’a bomba yağdırırken…
Diğer yandan da ülkeyi etnik çatışmaya sürüklemek ve olası kara savaşında yerel işbirlikçi ve ihtiyat kuvvet oluşturmak için Kürt kartını çekiyor.
İran’da 80 yıldan beri şah’a, sonra da mollalara karşı mücadele veren, PKK’nın yerel kolu PJAK da dahil beş Kürt örgütü, ABD ve İsrail saldırısından önce ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu’nu kurdu. Büyük ihtimalle, yaşanacaklardan haberdar edilmişlerdi.
Kuzey Irak’ta kampları bulunan bu silahlı örgütler şu an İran’a saldırmış değil.
Aksine İran, onları vuruyor.
Ancak devlet otoritesinin çökmesi halinde Batı Azerbaycan ve Kürdistan eyaletlerinde yaşayan 8 ile 12 milyon Kürt, ‘Rojhilat’ (Doğu) teklifiyle ayaklandırılabilir. Kürtlerin ezici bir çoğunlukla Sunni olması ayrılıkçılığı harlayabilir.
Suriye’de tedavülden kalktığı zannedilen Rojava projesi İran’a taşınıyor denebilir.
‘Rojava’nın yerini ‘Rojhilat’ alıyor.
Bilinen ilk modern Kürt devleti olan Mahabad Cumhuriyeti’nin kurulduğu, köklü bir Kürt milliyetçiliği geleneğinin bulunduğu, Suriye’ye kıyasla milyonlarca Kürdün yaşadığı ‘Rojhilat’ diye anılan bu bölgedeki her gelişme Türkiye’yi ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini doğrudan ilgilediriyor. Çünkü PKK, kendisini feshetme ve silah bırakma kararı almışken, PJAK ise dört Kürt örgütüyle birlikte ayaklanmaya ve savaşa hazırlanıyor.
Öcalan ile görüşme
TBMM’de kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ adına AK Parti, MHP ve DEM Parti milletvekillerinin 24 Kasım 2025’te İmralı’da Öcalan’la gerçekleştirdikleri görüşmede İsrail ve İran’ın Kürt meselesine ilişkin tutumları gündeme gelmişti. Görüşmede PJAK’ın Öcalan’ın çağrısına uyup silah bırakıp bırakmayacağı konuşulmuştu.
Öcalan’ın dört ay önce söyledikleri bugün İran’da çekilen Kürt kartına dair bize yeterince fikir veriyor.
‘İsrail için Kürtler gerekli’
Öcalan, komisyona “İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu, çünkü Ortadoğu’nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail’in Ortadoğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini” söyledi.
“Ortadoğu’daki hegemonya için İsrail'e Kürt devletçiliği gerektiğini, başka türlü ayakta kalamayacağını ve hegemonya kuramayacağını” kaydetti.
Öcalan’ı dayanak alarak, diyebiliriz ki…
İsrail’in Ortadoğu’da hegemonya kurması için bir Kürt devleti inşa etmesi gerekiyor. Suriye’de çöken proje, İran’da deneniyor belli ki.
Öcalan, “Ne İsrail'in önerdiği İbrahim Anlaşması’na ne İran’ın Şii projesine” sıcak bakıyor. İki projenin de Türkiye’nin çıkarına uyumadığını düşünüyor. Öcalan, demokratik entegrasyon öneriyor. Türkiye merkezli entegrasyona Suriye, Irak ve İran’ın mecburen dahil olacağını savunuyor.
İran’daki Azerilerin en az Kürtler kadar önemli olduğunu belirterek, “Onların da demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir Ortadoğu Birliği olacağını” söylüyor.
“İran’ın PKK üzerine İsrail kadar ağırlığı var”
“İran’ın PKK üzerinde en az İsrail kadar ağırlığının bulunduğunu, kendisinin İran’ın ideolojisine katılmadığını” vurguluyor.
“İsrail’le ikisinin (İran) devlet ilişkisi içinde kendisine ‘Devlet ilan edecektik, Apo engelledi’ diyeceklerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir mensubu olarak hareket edeceğini ve demokratik toplumun Kürtlerin en ideal çözüm tarzı olduğunu” anlatıyor. “Türkiye'yi artık kendi devleti olarak gördüğünü, Türkiye’nin demokratik cumhuriyet olmasını istediğini” vurguluyor.
‘İdamlar varken silah bırakmazlar’
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Öcalan’ın fesih ve silah bırakma çağrısının toplumu çok rahatlattığını söylüyor. “Silah bırakın derken Suriye, Irak ve İran’daki yapıları da kapsamasının önemli olduğunu, PKK’nın bütün bileşenlerine söylediğini bildiklerini” ifade ediyor.
Yıldız’ın sözleri üzerine Öcalan, şöyle diyor: “Kendisinin İran’dan Azeriler ve Kürtler için demokratik haklar vermesini ve idamları sonlandırmasını isteyeceğini, bunun için inisiyatif kullanmaları gerektiğini, tabi bunun savaş anlamına gelmediğini ancak idamlar devam ederken (PJAK) silah bırakmayacaklarını, șu an İran’la bir diyalog ve ateşkes sürecine girmelerinin gerektiğini, bir entegrasyon çalışmasının İran'a dayatılabileceğini…”
Öcalan, silah bırakma çağrısının PJAK’ı kapsamadığını ifade ediyor. “İdamlar devam ederken PJAK’ın silah bırakmayacağını” söylüyor hatta.
İran’da Kürt kartının masaya sürülmesi ve ayrılıkçı ayaklanma, Türkiye’nin sonuçlandırma aşamasına getirdiği ‘Terörsüz Türkiye’ hayalini sekteye uğratabilir.
ESP Eşbaşkanı Murat Çepni’den mektup var
Geçen günlerde Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) operasyon yapıldı. Eşbaşkan Murat Çepni ile birlikte 81 ESP’li tutuklandı. Suçlama, yasadışı Marksist Leninist Komünist Partisi’nin yasal ayağı olmak. ESP, 16 yıldır faaliyet gösteren sosyalist bir parti. Cezaevinde olan eski HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, ESP kontenjanından Van Milletvekili seçilmişti. Murat Çepni ise 2018-2023 arasında İzmir Milletvekilliği yaptıktan sonra 2024’te DEM Parti’nin İstanbul’da eş belediye başkan adayı oldu. Daha sonra ESP Genel Başkanlığı’na getirildi. Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutulan Çepni, bana gönderdiği mektupta şunları yazıyor:
“Size Marmara Hapishanesi’nden yazıyorum.
Nam-ı diğer Silivri.
Ülkenin en az üçte birinin suçlanabileceği iddialarla bizler de tutuklanmış olduk.
İktidar tüm toplumu gözaltı ve tutuklamayla tanıştırdı. Eskiden belirli kesimler için olağan görülen, ‘devletin vardır bildiği’ denilerek desteklenen siyasi operasyonlar bugün soru işaretleriyle ele alınıyor. Ama sosyalistler olunca, hukuksuzluğa ama’sız fakat’sız hayır deme tavrı zayıf kalıyor. Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. İktidara dolaylı destek bu yaklaşımlardan ürüyor. Çünkü herkes için demokrasi, adalet, özgürlük diyemediğimizde hiç kimse için diyememiş oluyoruz. Olan ise sadece kendimizi kandırmak, toplumu oyalamak ve daha da önemlisi iktidarın yelkenlerini şişirmek oluyor.
Şubat başında büyük bir gürültü ile “22 ilde terör operasyonu” diyerek ESP’ye operasyon yapıldı. 100’ün üzerinde gözaltı ve 81 tutuklama. Son dönem İBB operasyonlarında alışık olunduğu üzere…
İddialar illegal örgüte değil, anayasal olarak kurulmuş, programında sosyalizmi resmi olarak işlemiş; AKP, MHP ve CHP gibi kongrelerini yapmış, çalışmaları kayıt altında olan bir legal, demokratik partinin varlığına yöneliktir.
Köyünde tarlasına sahip çıkan İkizderelinin de kolayca terörist ilan edilebildiği bir ülkede buna şaşırmıyoruz elbette. Böylesine devasa bir rant ve suç düzeni ancak böylesine büyük bir terör propagandası ile sürdürülebilir.
Halkın açlıkla boğuştuğu koşullarda hapis yatmak bedel bile sayılmaz.”
Türkiye girerse ne olur?-Serra Karaçam-
Türkiye’nin özellikle Tebriz çevresindeki Türkçe konuşulan bölgelerden başlayarak İran’ın bazı bölgelerine müdahale etme potansiyeli Washington’da dikkatle izleniyor.
Tarih tekerrürden ibaret.
Bölgemizdeki düzen, Orta Doğu düzeni İngiliz eseri.
Yakın geçmişe kadar Suudi Arabistan dahi yoktu.
Arabistan vardı.
Kılıçla savaşan kabileler.
Suud ailesi eline verilen silahlarla diğer aileleri yok ettiler ve orası Suudilerin Arabistan’ı oldu.
***
İran'da da 40’larda İngiliz işgali vardi.
İran, Reza Şah Pahlavi tarafından yönetiliyordu.
İran, 2. Dünya savaşı sırasında resmi olarak tarafsızlığını ilan etti ama müttefikler iki konudan endişe duyuyordu.
İran'ın, Adolf Hitler’in Almanyası ile ekonomik ve diplomatik bağları nedeniyle yakınlaşabileceği…
Almanya'nın Sovyetleri işgali ardından Müttefiklerin Sovyetler Birliği’ne silah ve yardım ulaştırabilmesi için güvenli bir hatta ihtiyaç vardı.
Bu hattı güvence altına almak için iki güç Ağustos 1941’de İran’ı işgal etti.
İngiltere Güneyden Irak ve Basra Körfezi üzerinden Sovyetler ise kuzeyden Kafkasya üzerinden İran’a girdi.
Kürtler İran’da silahlı kara hareketine girişirse Türkiye durmaz.
Ancak Trump ile uzlaşmadan da topa girmez...
O yüzden ABD Savunma Bakanı Hegseth "Bu bizim planımız değil ama başka aktörlerin planı var" diyor.
Suriye’de “meydan bizim etkimize açık kaldı, SDG gücünü kaybetti” diye sevinirken, nur topu gibi yeni komşu yolda olabilir…
****
Amerikalılar ve İsrailliler Irak üzerinden güney İran'ı ele geçirirken, Türkiye, Azerbaycan’dan ve Türkçe konuşulan alanlardan girer mi?
ABD şimdilik paraşütle inmeyecek gibi görünüyor.
Ama uzmanlara göre; bir uçak vurulur, pilot esir düşerse olaylar gelişebilir…
Ve küçük kara misyonlarından sonra her an bu kararlar değişebilir..
ABD ekonomik olarak da bu işin maliyetiyle yüz yüze.
Ford gemisi bir ABD uçak gemisi ve deniz kuvvetleri tarihinde görmediği kadar en uzun misyonunda.
Kaç ay daha kalacak uçak gemileri?
100 milyar daha gerekecek gemilerin eve gelmesi için.
Bütün bu lojistikler ABD için basit değil.
***
Öte yandan Kürtler kaç kere terk edildi?
Kaçında katliama terk edildiler?
Irak First Lady’si Şanaz İbrahim Ahmed sesleniyor:
“Kürtleri Rahat Bırakın, Biz Kiralık Silah Değiliz.”
1991’de Saddam’a karşı ayaklanmaya çağıranların onları nasıl yalnız bıraktıklarını ve nasıl katledildiklerini hatırlatıyor.
Sonra Saddam’ın gitmesi 2003’ü buldu….
1991’de, 2000'lerin başında, 2014’de, hep yarı yolda bırakıldılar.
***
Şimdi İran'a atılan bombaların hedefi rejimi felç etmek, kaçışı ve ayrışmayı teşvik etmek.
Ama bir diğer amaç Kürtlere yolu açmak.
Kürtlerin 4 ayrı ülkede toprakları var ama tek başına bir ulusları yok.
Araplar değişik ülkelerden oluşan aktörler yaratmış ama Kürtler; Arap, Türk ve Fars ülkelerine bölünmüş durumdalar…
Bunun mücadelesini hep birilerinin gölgesinde yapmakla eleştiriliyorlar.
***
Uzmanlar Kürtlerin İran'da işi bitiremeyeceğini, sayılarının genel nüfusa göre az olduğunu vurguluyor.
Ama onlardan başka savaşçı yok.
Devlet devirmek için özel kuvvetlerece eğitilmişler, organizeler.
İran'da Persler %50-60 arası. 600 bin rejim askeri, rejime destek veren 9 milyon insan var.
Perslerin hepsi desteklemiyor. Rejime destek %10 ile maksimum %25 arası.
Azeriler %40 ve %10 Kürtler.
Rejimin Kürtlere karşı Azeri Türkleri silahlandırdığı haberleri de geliyor.
Zira Devrim Muhafızları içinde Azeri Türk komutanlar var.
Bununla birlikte özgürlüğüne düşkün az miktarda Azeri Türkleri son dönemde muhalif Kürt koalisyonuna katıldı.
Katılmayanların bir kısmı da Federal İran Cumhuriyeti idealini benimsiyor.
Sivil Azerilerin "Kerkük'te yaşananlar" ve 1. Dünya savaşı dönemi gerilimlere atıfla korktukları bilgisi de geliyor…
Bu arada ABD Başkan yardımcısı Vance’in yakın zamanda Azerbaycan'a yaptığı tarihi ziyareti de unutmayalım.
***
Fikret Bila’nın dün Halk TV’de Açıkça programında dediği kabaca;
"Suriye, Irak İran’da 3 ülkede PKK - PJAK devlet kurmak için örgütleniyor. 4. ülke Türkiye'dir."
Yani Altaylardan Tunaya Türk Birliği ile Diyarbakır’dan Mahabad’a dinamiği arasında bir yere geldi Ortadoğu ve Türkiye'nin Kürt imtihanı.
Diğer taraftan hiç bir ülkede artık tek etnisite yok.
Rusya'da Özbek Müslüman her türlü kişi var.
ABD’nin durumu ortada.
Almanyada Portekizli asker var.
Ancak bu aidiyet durumu zorla olmuyor.
Devlet Bahçeli'nin başlattığı ve devam eden Türk Devletleri süreci bu durum görüldüğü için.
***
İran’da kaos hesabı tutar ve rejim çökerse boşluk oluşacak.
Bu boşluk nasıl ve kimin istediği şekilde dolacak?
BAE, Mısır gibi Pro İsrail ülkelerce mi yoksa Ankara-Doha çizgisinde mi?
Türkiye'nin İran’a öfkelenmemesi ve acele ederek NATO'ya koşup ağlamaması...
Hamaney'in ölümüne üzülmesi, hava sahasını kapatması da not edildi.
Bu stratejik tarafsızlık mı yoksa batı ve siyasal islam arasında yerini seçmiş bir duruş mu kurcalayanlar var.
Bu aralar "Yeni Osmanlı" ve Doha-Ankara laflarını Washington’da bolca duyacağız.
İran füzeleri havada S/400’ler nerede?-Mehmet Tezkan-
Eskiler fikri takip derdi. Eskiler genç gazetecilere fikri takibin önemini anlatırlardı. Fikri takip; bir sorunu, meseleyi sonuna kadar takip etme, bilgilenme, bilgiyi paylaşma demek.
Sorduğun soruların yanıtını alana veya yanıtını bulana kadar sormaya devam etmek demek…Bugün biz de fikri takip kavramından yola çıkararak dün gündeme getirdiğimiz meseleyi bugün sürdürelim…
Önceki gün İran’dan atılan balistik füze Hatay semalarında Doğu Akdeniz NATO hava ve füze savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilmiş, havada imha edilmiş, parçalar Hatay’ın Dörtyol ilçesine düşmüştü.
Dışişleri anında devreyle girdi gerekli girişimleri yaptı, Tahran’ı uyardı…
Balistik füzenin bilerek mi ülkemize atıldığı, rotasından mı saptığı, İncirlik üssünü vurmak için mi yollandığı yoksa hedefinin Güney Kıbrıs’taki üslere mi olduğu henüz netlik kazanmadı. Ama İran tarafı hedeflerinin Türkiye olmadığını açıkça beyan etti. Mesele büyümeden şimdilik kapandı…
Kapandı ama bitti mi?
Üst rütbeli subayların öldürülmesi nedeniyle İran ordusunun mozaik savunma stratejisine geçtiği belirtiliyor.
Mozaik savunma şu demek: Merkezle bağı kopan bölgesel komuta merkezleri kendi başına hareket ediyor. Kendi başlarına inisiyatif kullanarak füze veya dron saldırısı düzenliyor. Böylece çok merkezli savunma yapısı nedeniyle savunma zafiyetinin önüne geçiliyor.
Hatay semalarında vurulan füzenin otonom birimin kararı olabileceği ihtimali de güçlü…
Her neyse… Kazasız belasız, kimsenin kılına zarar vermeden atlatılan saldırının ardından dün şu soruları sormuştum…
BİR: S/400 savunma sistemimiz neden devreye girmedi?
İKİ: Savunma Bakanlığı envanterimizde dediği S/400 hala neden depoda tutuyor?
ÜÇ: “Hava savunma sistemimiz yok çok acil lazım” diye aldığımız S/400’ler neden altı yıldır aktif hale getirilmedi?
DÖRT: S/400’leri 2,5 milyar dolar nakit vererek bugünler için almadık mı?
BEŞ: İran’dan merkezin kararı veya otonom bölgesel yapının emriyle ülkemize yeni bir füze saldırısı yapılma olasılığı var. O halde S/400’leri bu şartlarda bile depodan çıkarmayacaksak ne zaman çıkaracağız?
Milli Savunma Bakanlığı dün imha edilen füze hakkında bilgilendirme yaptı ama tek bir cümle de olsa hava savunma sistemimizin bel kemiği olacağı iddia edilen S/400’lere değinmedi…
Rusya’dan satın aldığımız S/400’lerin gündeme geldiği dönemi hatırlayın. Hava Savunma sistemimizin olması şart, Petroitlere muhtaç kalamayız, Batı’nın insafına sığınamayız gibi sözler sarf edilmişti.
Girin arşive bakın. İktidara destek veren yazarların kaleme aldığı onlarca yazı çıkarabilirim. Onlarca TV programında bir o kadar gazetecinin/ akademisyenin söyledikleri arşivlerde duruyor…
S/400’lerin uçakla Ankara’ya getirilişi canlı yayınlarla saatlerce verilmişti. O günlerde S/400’lerin alınmasına karşı çıkmış ve şu soruları sormuştum:
S/400’leri hangi ülkeye karşı kullanacağız?
Batı ‘dan saldırı gelmez. NATO ülkesiyiz onlarla ittifak halindeyiz. Rusya’ya karşı kullanamayız savunma füzelerini onlardan aldık. Başlarında büyük ihtimalli Rus teknisyenler de olacak. Suriye ve Irak’ın Türkiye’yi vurma gibi bir kabiliyeti yok. Suriye hava sahası zaten Rusya’nın kontrolünde. Pakistan dost ülke saldırmaz. Geriye Hindistan ile komşumuz İran kalıyor. İran’la zaman zaman papaz olsak da itilafa düşsek de tarih boyunca hep sorunları konuşarak diplomatik yollarla çözdük. Sınırların belirlendiği Kasr-ı- Şirin anlaşmasından (1639) bu yana hiç savaşmadık. Biz S/400’leri kime karşı kullanacağız?
Bu sorulara o tarihte de yanıt verilmedi…
‘Çok acil, gerekli, zaman kaybedemeyiz’ sesleri arasında S/400’leri aldık…
O gün ‘çok acil çok gerekli’ diyenlerin bugün sesi çıkmıyor. S/400’lerin akıbetini soran yok. S/400’leri hatırlayan yok.
Neden dersiniz!...
Büyük Ortadoğu savaşı: Bakalım kışkıracak mıyız?-Ayşenur Arslan-
Bir yanda İran füzeleri.. Öte yanda Bahçeli ve Öcalan’ın başlattığı süreci berhava etme potansiyeli olan gelişme.. “Kürtler ABD tarafından İran’a karşı silahlandırılıyor” iddiaları.. Büyük Ortadoğu Savaşı yavaş yavaş sınırlarımızdan “sızarken” Ankara en hareketli günlerini yaşıyor.
Hatay yakınlarına düşen füzenin gün boyu TRT’den yandaş medyaya kadar konu edilip görüntülerinin dönmesi..
Ekranlardaki son dakikalar.. İran’ın Ankara büyükelçisinin Dışişlerine çağırılması..
Cumhurbaşkanlığı Dezenformasyon Merkezi’nin sosyal medyadaki bir iki dedikoduyu ciddiye alıp açıklama yapması çok ilginç doğrusu: “ Bazı sosyal medya hesaplarında yer alan “Trump Türkiye’ye İran’a saldırı talimatı verdi, Türkiye İran’a yönelik gizli bir askerî planın parçası, Türkiye İran’a karşı savaşa katılmak için CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasını talep etti” gibi iddialar doğru değildir. Türkiye bağımsız ve egemen bir devlet olarak; dış politikasını ve güvenlik kararlarını, sadece ve sadece kendisi belirlemekte ve uygulamaktadır.”.
Gündemin kaosuna, adı açıklanmayan bir Türk yetkilinin “füzenin hedefi aslında Kıbrıs’tı” sözleri de eklenince.. Sahiden “Biri Bizi Kışkırtıyor” mu diye düşünmeye başladık.
Zira;
“• Tel Aviv’de, Katar’da nokta atışı ile hedef vuran İran nasıl olmuştu da Kıbrıs’a gidecek füzeyi bizim sınıra yollayıvermişti?”
“• Bölgedeki belli birkaç ülke dışında tüm Arap ülkeleri savaşa dahil olmuşken.. Dahası, Fransa da Macron’un riskli kararıyla savaşta yerini alırken.. Trump’ın, “yakın dostu Erdoğan’dan elini taşın altına sokmasını beklemesi” ihtimal dışı mı olurdu?”
“• Gerçekte perde arkasında ne yaşanmıştı da, Nagehan Alçı’nın heyecanla “iftardan sonra çok sert açıklama yapacak” dediği Erdoğan, içinden manşet bile çıkmayan bir konuşma yapmıştı?”
“• Zaten, savaşın en sıcak saatlerinde topraklarımıza düşen füze için İran büyükelçisi Dışişlerine çağırılmıştı da.. Neden “Kınama” yerine “Türkiye’nin endişesi” iletilmişti?”
***
Saray, bugüne kadarki en kritik kavşakta.
Ya ABD ve genel olarak Batı’nın yanında yer alacak.. Ya da ABD’yi hayal kırıklığına uğratarak buhran seviyesine gelmekte olan ekonominin daha da zorlanmasına katlanacak..
Magazin haberlerinde okuyorsunuzdur: Geçirdiği herhangi bir ameliyat sonrası ziyarete gelmeyenlerin, geçmiş olsun mesajı göndermeyenlerin listesini tutan.. O isimlere hakkını helal etmeyen küçük ünlülerimizi görünce.. Aklınıza gelmez mi! Trump’ın da liste tutacağı.. Hem insani hem de ekonomik olarak ağır biçimde sarsılırken, “hani dostlar neredeydi” diye soracağı..
Sözün kısası, ABD Türkiye’yi kışkırtmak için her şeyi yapacaktır. Elindeki kozları kullanacaktır. Belki de PKK ve Irak ile İran’da örgütlü PJAK ile bambaşka bir kozu kullanmaya başlamıştır bile! Amerikan medyasından, Kürt medyasına kadar önemli adreslerden gelen haberler buna işaret ediyor.. İç cephedeki Terörsüz Türkiye süreci de çıkmaz sokağa girmiş görünüyor.
Öcalan, savaşın gidişatına da bakarak “önündeki sürenin çok azaldığını” fark etmiş olmalı.. Kendi “STATÜSÜ” hakkında ilk kez kartını açtı: “Meclis'te de benim statüm meselesi konuşuldu. Elbette ki benim statüm önemlidir. Bunun açıklığa kavuşması gerekiyor. Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür.”
DEM Parti, yeni bakanları, Adalet Bakanı Gürlek ile İçişleri Bakanı Çiftçi’yi ziyaret ederek sıkışık süreyi değerlendiredursun.. İktidar Ahmet Türk’e başkanlığını geri vermeyerek kayyum sisteminin devam edeceğini gösterdi. Adeta DEM’lilere “gerisini siz düşünün..” dedi.
***
Her ne kadar savaş, gündemdeki tüm başlıkların önüne geçse de Ankara’nın çılgın trafiğindeki önemli açıklamayı not etmeden geçemeyiz.
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, bu yıl yapılacak kongre sürecine işaret ederek partinin adının değişebileceğini söyledi. Masada Demokratik Cumhuriyet Partisi, Demokratik Halk Partisi gibi seçeneklerin olduğunu açıkladı.
Hatırlayacaksınız, geçen hafta buna dair kulisi yazarken, değişiklikle, Öcalan’a partide bir unvan verilebileceğini.. Böylece, hukuki olmasa da en azından meşruiyet algısı yaratılabileceğini söylemiştim.
***
İtiraf edeyim mi!
Dünyada ve elbette en önemlisi bölgemizde tarihi günler yaşanıyor. Ama benim zihnimde avaz avaz bağıran tek bir başlık var. Çifte istismar kurbanı anne-kızın ölümü ve cenaze töreninde yaşananlar.. İftihar ettiğim hemcinslerimin, yaşarlarken sahip çıkmayan aile erkeklerini tabutlara yaklaştırmaması..Ve elbette en korkuncu: tecavüzcü Kurana Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’in hala elini kolunu sallayarak dolaşması.
Medyanın çalışkan arısı İsmail Arı, “bu kadar da değil” diye bir haber paylaştı: “Ayhan Şengüler’in ismi Meclis kayıtlarına dahi sokulmadı. TİP milletvekili Sera Kadıgil’in verdiği soru önergesinde Şengüler’in ismi silindi.. İşte belgesi!”

Trump, CIA, MOSSAD, “Armageddon” hayalleri kuran Netanyahu boşuna uğraşmasın!
Bu vahşet karşısında beş on duyarlı kadın dışında kimse kışkırmıyorsa..
Güya Türk milleti adına görev yapan Meclis, aşağılık bir tecavüzcünün adını önergeden çıkartıyorsa..
Daha ne diyelim ki!!!
/././
halkTV


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder