Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -23 Mart 2026-


Bakanlıktan doğrulattığım bilgiler...-Barış Terkoğlu- 

Ergenekoncu pislik, Kemalist p..., Türkan Saylan’ın eniği... Ne zaman kutum bu küfürlerle dolsa içim rahatlar. ABD’de gün ışıdıktan sonra gelen mesajlara bakar, “Oh, işimi iyi yapmışım” derim. Ancak geçen salıdan beri bunlara Özel-İmamoğlu fotoğraflılar eklenince şaşırdım.

Şöyle anlatayım...

Geçen salı, yedi tanesi Silivri’den olmak üzere sekiz tane canlı yayın yaptım. Gün içinde hem İBB yargılamalarını hem de Adalet Bakanı Gürlek’in tapu kavgasını konuştuk. Son yayın, Onlar YouTube kanalımızda Barış Pehlivan’laydı. 11 yıl önce bugünkü bakanın Mahrem kitabımızı nasıl yasaklattığından bakan hakkında yazdığım yazıya iki yıl hapis cezası verdirmesine, Özel’in tapu açıklamasından AKP’den gelen cevaplara kadar her şeyi konuştuk. Yayının sonunda bakanlığı da yanıt hakkı için aradığımı söyleyerek bakanlık kaynaklarının açıklamasını aktardım. İşte bundan sonra “Sen bakanlığı nasıl ararsın” diye başlayan örgütlü bir operasyon başladı.

FETHULLAHÇI TROLLERİN MUHALEFET AĞI 

Trol diyoruz. Sudaki balıkları yemlemekten geliyor. Örgütlü bir organizasyon binlerce kişiyi oltaya doğru çekiyor.

Mesela “Etkili Haber” isimli muhalif görünümlü sayfayı Kanada’da Fethullahçılarla iş tutan bir avukat yönetiyor. Mesela “Sebastian Trudeau” ismini kullanan muhalif görünümlü trolün mesajı aynı telefondan atılıyor. Aynı kaynak yüzlerce CHP’li görünümlü sosyal medya hesabıyla sosyal medyada muhalifleri trollüyor. (Türkiye’deki ilişkilerine şimdilik girmiyorum!)

Sonunda FETÖ trolleri başlattı, Emrullah Uslu’dan Cevheri Güven’e firari örgüt mensupları aleyhimde programlar yaptı, peşlerine “altı oklu balıklar” takıldı. Sonunda şaşırmamız gereken, benimle birlikte bir grup gazeteci arkadaşımıza yönelen küfür ittifakı ortaya çıktı.

Nitekim bir sosyal medya analistinden trol raporu istedim. Sonuç şöyle çıktı: FETÖ başlatmış, kimi CHP’li hesaplar katılmış, konuyu anlamayan vatandaş peşinden gitmiş!

Şikâyetim yok. Biz saçını ortadan ikiye ayıran, kılıcını düşmanın küfrüyle bileyleyen kuşağız. Beni düşündüren; Fethullahçıların sözüm ona muhalifleri bu kadar kolay peşine takması. Bir eksik varsa bizimdir. Demek, Ali Tatar’dan Kuddusi Okkır’a, TSK’den ÇYDD’ye, Balyoz’dan Devrimci Karargâh’a, 7 Şubat’tan 15 Temmuz’a... Fethullahçı çetenin eylemlerini kimi “muhaliflerimiz”e yeterince anlatamamışız. 12 yıl iktidar ortağı olup kaybedince muhalefet kisvesi giyen FETÖ’ye bulaşanın meşruiyetini yitireceğini gösterememişiz. Sözüm olsun, bundan sonra eksik kalanı tamamlayacağız!

Pensilvanya’dan fetva mı geldi, birileri kararname mi yazdı, siyasiler talimat mı yayımladı? Bilmiyorum. Bildiğim: Ben Cumhuriyeti savunmayı “FETÖ’cü abiler”den öğrenmedim. Kamunun parasıyla maaşım ödenmedi. Genel merkezlerden haber icazeti almadım. Burası Kara Ses’in örgütünü yazarken Cemalettin Kaplan’a soru soran Uğur Mumcu’nun köşesi. Haliyle fetvalar, talimatlar, icazetler beni ilgilendirmiyor! Haber varsa şeytanın karşısına bile çıkarım.

NATO’NUN YENİ TÜRKİYE ORDUSU

İşte yakasında muhalefet logosu sırtında Fethullah’ın paltosu olanlar “Sen bakanı nasıl ararsın” diye küfrededururken bu sırada ben başka bir bakanlığı arıyordum; Milli Savunma Bakanlığı’nı.

Şöyle anlatayım: Bir süredir, “Türkiye NATO’dan koptu mu kopuyor mu” diye tartışıyoruz ya... Bir kaynaktan, NATO’nun Türkiye’de yeni bir kolordu kurduğunu öğrendim. Adı “MNC-TÜR” idi. Açılımı “Multinational Corps Türkiye”Yani “Çokuluslu Kolordu Türkiye”.

Önemli bir haberdi.

Önce emekli askerleri aradım. Hiçbiri duymamıştı.

Bilgiyi teyit için Milli Savunma Bakanlığı’nı aradım. Böyle bir kolordunun kurulup kurulmadığını, amacının ne olduğunu, bunun Ortadoğu’da yaşananlarla ilgisi olup olmadığını sordum.

Bir süre sonra dönüş yapıldı: NATO’nun Türkiye’de böyle bir karargâhı yok!

Telefonu kapatırken “Bu bilgi yalansa belki de onun da yazılması lazım” dedim.

Derken…

NATO ÇALIŞANININ PAYLAŞIMI 

Araştırmaya başladım. Bilmeyenler için söyleyeyim: Linkedln diye bir sosyal medya ağı var. Bir milyardan fazla kullanıcısı olan iş-çalışma odaklı bir ağ. İşte orada NATO’da çalışan bir Türk olan H.Y’nin paylaşımını gördüm.

Kişisel bilgilerinde en başa “NATO MNC-TÜR”ü yazmıştı. Bir paylaşımında 29-30 Ocak’ta, NATO’nun savunma planlarını gerçeğe dönüştürmeyi hedefleyen LANDCOM Kolordu Komutanları Konferansı’nda, MNC-TÜR’ü temsilen katıldığını söylüyordu.

Dahası...

Bir başka paylaşımda MNC-TÜR’ün armasını da paylaşmıştı. Çift başlı Selçuklu kartalına benzettiğim, ortasında Ay-Yıldız olan bir figürün üzerinde NATO yıldızı, iki yanda da “korkusuz” ve “azimli” kelimelerinin İngilizcesi yazıyordu.

H.Y, kolordunun kuruluşunu şöyle duyurmuştu:

“Çokuluslu Kolordu Türkiye (MNC-TÜR) kurulmasına katkıda bulunmaktan gurur duyuyorum. Yeni bir NATO kuvvet yapısı karargâhı olarak MNC-TÜR, NATO’nun caydırıcılık ve savunma duruşunu güçlendirmede, çokuluslu birlikte çalışabilirliği artırmada ve ittifakın operasyonel hazırlığını desteklemede kilit bir rol oynayacaktır.”

Söz konusu NATO toplantısının fotoğrafı, görevdeki bir ismin paylaşımı, sağ omza takılan “patch” dediğimiz arma... Hatta H.Y’nin paylaşımın altına NATO’da görev yapan çok sayıda yabancı asker kutlama mesajı yazmıştı.

RESMEN KABUL EDİLDİ 

Bunun üzerine tekrar bakanlığı aradım. NATO çalışanı H.Y’nin bir milyardan fazla üyesi olan sosyal medya ağında herkese açık paylaştıklarını aktarıp tekrar sordum.

Birkaç saat sonra dönüş oldu. Bakanlık bu kez NATO MNC-TÜR’ü kabul etti. Ama bazı şerhlerle: “Bu çalışma NATO’nun bölgesel planlamaları kapsamında yapılıyor. Başladı ama henüz nihayete ermiş değil. Henüz kurulmuş değil, kesin kurulacak da diyemeyiz. Arması da kesin olarak bu değil. Çalışma geçen yıl başladı. Son İran krizi ile ilgisi yok. Evet, NATO kapsamında yapılıyor ama biz yapıyoruz, yerli bir çalışma.”

Konuştuğum resmi kaynak, henüz kuruluş aşamasında olduğunu söylemekle birlikte, NATO’nun Türkiye’deki yeni çokuluslu karargâh planını doğruluyordu. Ayrıca NATO çalışanı H.Y’nin bu aşamada paylaşım yapmasından bakanlığın rahatsız olduğu da söylendi.

Sonuç olarak haber resmi ağızdan da doğrulanmış oldu: NATO, geçen yıldan bu yana, bölgesel çalışmalar kapsamında, Türkiye’de yeni birçok uluslu karargâh kurulması için çalışma yapıyor.

Bunu da duyurmak gazetecilik yapmak için Pensilvanya’dan ya da muhalefet merkezlerinden icazet almaya ihtiyaç duymayan gazetecilere düştü!

Sonuç olarak...

Boşuna beklersiniz! Asla vazgeçmeyecek, bir santim bile geri adım atmayacağız!

Son not: Her görüşten, her partiden, her kesimden destek olanlara teşekkür ederim. Emin olun, kurtuluş ve kuruluştan gelen CHP’de de Fethullah’ın çamuruyla yıkananlar azınlık dahi olamayacak kadar azlar. Sadece sinir merkezlerini tuttukları için çok görünüyorlar. Çokluk, bizdedir. Dün beni arayan CHP lideri Özgür Özel’in “Bu, muhalefeti içine çekmeye çalışan bir FETÖ operasyonu” sözleri, benimle aynı yerden baktığını düşündürdü. Öyleyse bir daha söyleyelim: İktidardaki Fethullahçı çete dağıtıldı, muhalefetteki de dağıtılacak!

/././

'Nerede o eski bayramlar' dememek için...-Murat Ağırel- 

Ramazan Bayramı bu yıl Türkiye’de yalnızca bir dayanışma ve umut zamanı değil, aynı zamanda derin bir sorgulama ve yüzleşme eşiği olarak karşımıza çıkıyor.

Bayramlar, toplumsal vicdanın en berrak şekilde hissedildiği zamanlardır değil mi? Ancak bugün o vicdan, hem içeride hem dışarıda yaşanan gelişmeler karşısında ciddi bir sınavdan geçiyor.

Savaş var, hukuksuzluk var, ekonomik darboğaz var, büyük siyasi sorunlar var...

Türkiye’nin en büyük şehirlerinden birinin seçilmiş belediye başkanına yönelik yargı süreci, hukukun tarafsızlığına dair soru işaretlerini büyütmeye devam ediyor.

Davayı bizzat takip ediyorum. Davayı, adalete ekmek gibi ihtiyacımız olduğu için takip ediyorum. Zabıta Cemal amca, ev hanımı Şükran teyze, emekli Ahmet dayı, öğrenci Ali, atanamayan Elif öğretmen için takip ediyorum.

Hukukun, iktidar mücadelelerinin bir aracı haline gelmesi ihtimali, demokratik sistem açısından en tehlikeli eşiklerden biridir. Eğer bir toplumda adalet duygusu zedelenirse bayramlar dahi o eksikliği telafi edemez. Eğer toplumsal ayrılıklarımız bu davalarla daha da artarsa artık hiçbir bayram bu toplumun bölünmüşlüğünü gideremez. Bir türlü anlamıyoruz.

Gazeteci Alican Uludağ neden cezaevinde mesela? Çocuklarının gözü önünde sabaha karşı gözaltına alınmasına neden olacak ne gibi bir suç işlemiş olabilir? En azılı terörist şüpheliler bile böyle gözaltına alınmıyorken gazetecilik yapan, eleştiren, sorgulayan bir insana bu muamele neden? Susturulmak isteniyor. Ama benim tanıdığım Alican Uludağ’ı susturamazsınız.

Öte yandan küresel ölçekte yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin iç dengelerini doğrudan etkiliyor. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Bu gelişmenin ardından İsrail’in Pars petrol ve gaz sahasına yönelik saldırısı, enerji piyasalarını altüst etti. Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, halihazırda kırılgan olan ekonomiler için yeni bir yük anlamına geliyor. Ben cumhurbaşkanı gibi ekonomist değilim! Ekonominin nabzını marketlerde, pazarda tutuyorum. Benim için önemli olan emeklilerin, asgari ücretlilerin, emeğiyle geçinenlerin ekonomik durumudur. Savaş doğrudan bu kesimleri etkiliyor. Zenginlerin hayatında değişen bir şey yok. Mazot fiyatları korkunç noktalara doğru gidiyor. Bakın bu ne demek biliyorsunuz değil mi? Aklınıza gelebilecek her ürüne zam gelecek demek.

Enerji maliyetlerindeki artış, kaçınılmaz olarak enflasyonu tetikleyecek. Zaten yüksek seyreden yaşam maliyetleri, önümüzdeki dönemde daha da ağırlaşabilir. Bayram sofraları belki bugün kuruluyor; ancak yarının mutfağı için aynı iyimserliği korumak zorlaşıyor. Vatandaş, yalnızca geçim derdiyle değil, aynı zamanda geleceğe dair belirsizlikle de mücadele ediyor.

Esas sorun da bu ya zaten. Belirsizlik... Her konuda, her şeyde belirsiz bir hayatımız var. Bütün psikolojik sorunlarımızın da temelinde bu yatıyor. “Ekonomi her şeyi belirler” dendiğinde de kastedilen bu zaten.

İç siyasette ise başka bir tartışma gündemde: Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ait olduğu iddia edilen mal varlıkları. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Gürlek’e ait olduğunu iddia ettiği gayrimenkulleri gündeme taşıması, kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Benim dikkatimi çeken AKP içerisinde Akın Gürlek’i bu iddialara karşı kimsenin savunmuyor oluşu.

Peki, gerçek bayram duygusu nasıl olur?

Soru zor olduğu kadar cevabı da basit aslında. Gerçek bayram duygusu; ekonomik refahın olduğu, adaletsizliğin derin bir duygusal bölünmeye neden olmadığı, insanlar arasındaki fikir ayrılıklarının ayyuka çıkmadığı, çıksa bile belli bir düzlemde buluşabildiğimiz ilkelerin olduğu zamanlarda yaşanabilir.

Sevdiklerinizle mutlu, sağlıklı ve birlik içinde bir bayram geçirmenizi temenni ediyorum. “Nerede o eski bayramlar” demediğimiz bayramlarımız olsun.

/././

Kazananın-kaybedenin ötesinde...-Ergin Yıldızoğlu- 

ABD ve İsrail’in İran saldırısını değerlendirirken analistlerin çoğu aynı soruyu soruyor: İran mı kazanıyor, ABD mi? Bu soru yanlış değil ama analizi bir ikileme sıkıştırarak savaşın gerçek sorumlularını görmeyi zorlaştırıyor.

‘KARAKUTULAR’ 

Uluslararası ilişkilerin egemen paradigması “realizm”, ülkeleri birer “karakutu” olarak ele alır: İçine değil, dışarıya yansıyan güç kapasitesine, varsayılan çıkarlarına odaklanır. Oysa her ülkenin içinde çatışan çıkarlar, kazananlar, kaybedenler bulunur. İran’ı, ABD’yi veya İsrail’i birer bütünsel aktör (“karakutu”) olarak görürsek savaşın gerçeğini bütünüyle kavramakta zorlanırız.

İran’a yönelik saldırılarda, tek bir füzeyle 204 çocuk, sonra binlerce insan hayatını kaybetti, yaralandı. Bu insanlar için savaşın galibi yok. Müzakereye eğilimli “reformist” Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın temsil ettiği kanat, Umman üzerinden yürütülen görüşmeler kritik bir aşamaya gelirken bombalar düşmeye başlayınca çöktü. Bu gelişmeden en çok zarar gören, değişim isteyen İranlılar oldu. Ocak ayında güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuların aileleri, şimdi kaçınılmaz olarak ulusal onura, tarihi mirasa sahip çıkarak saldırı altındaki totaliter rejimin etrafında safları sıklaştırıyorlar.

İsrail’de Netanyahu açısından savaş yalnızca stratejik değil, varoluşsal: Hakkındaki yolsuzluk davaları askıya alındı, hükümeti düşürecek bütçe oylaması ertelendi, erken seçim tehlikesi uzaklaştı. İsrail’de “Büyük İsrail” inancıyla hareket eden küçük bir yerleşimciler azınlığına dayanan Ben Gvir ve Smotrich, Knesset’teki 120 sandalyeden yalnızca 14’ü ile Netanyahu koalisyonunun anahtarını ellerinde tutuyorlar. Bunlar açısından, Gazze soykırımıyla yerleşimciler için yeni olanaklar yaratıldı, Batı Şeria’nın ilhakı için uluslararası alan açılıyor. İran’ın caydırıcı şemsiyesi zayıflıyor. Bu sırada İsrail halkı, soykırımın sorumluluğunun ve savaşın altında belki de modern Yahudi tarihinin ikinci büyük travmasını yaşıyor.

BİR ACAYİP ZİNCİR 

ABD’de Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin başkanı Joe KentTrump’a sunduğu istifa mektubunda bu savaşın Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğine, İran’ın yakın bir saldırı hazırlığında olmadığına ilişkin istihbarat değerlendirmelerini anımsatarak savaşı İsrail’in dayattığını ileri sürdü. Kent, son müzakerelerde anlaşmaya çok az kalmışken savaş kararının alınmasını, Trump’la Netanyahu arasındaki yakın ilişkiye dayandırdı. Kent’in iddiaları, aslında küçük bir yerleşimci nüfusla başlayan bir etki zincirinin Netanyahu üzerinden Trump’a ulaşarak savaşın, ABD’nin Ortadoğu’nun geleceği ve İsrail halkının kaderi üzerinde adeta belirleyici bir etki yaptığını düşündürüyor.

Bazı analistler, Epstein dosyalarının yarısından azının, o da redakte edilmiş biçimde, kamuoyuyla paylaşıldığına, Trump’a ilişkin FBI ifade tutanaklarının ise hem kamuya açık hem de Kongre’nin erişimine sunulan kısmında büyük eksiklikler olduğuna işaret ediyorlar. İsrail istihbaratının Epstein ağıyla belgelenmiş bağlantıları, “Bu eksik dosyalar nerede olabilir” sorusunu akla getiriyor. Eğer bu dosyalar üzerinden Trump’a karşı kullanılabilecek bir “kaldıraç” varsa onu söze dökmek bile gerekmez. Ortak bir sessizlik, bazen en güçlü baskı aracı olabilir.

Bu sırada savunma sanayisi, silah üreticileri, enerji şirketlerinin belirli fraksiyonları bu savaştan çıkar sağlarken savaşın ekonomik, psikolojik ağırlığı Amerikan halkının sırtına yükleniyor. Yakıt ve temel malların fiyatları, üretim maliyetleri, piyasalarda da kırılganlık artarken halkın çocukları, nedeni bir türlü açıklanamayan bir savaşa sürülüyor.

Özetle, bir ayaklanma riski altındaki molla-devrim muhafızları koalisyonu rejimi ve soykırım sorumlusu, yargı kaçkını Netanyahu’nun hayatta kalabilmek için bu savaşa ihtiyaçları vardı. Toprak genişlemesini dini bir emir olarak benimseyen küçük ama bir yerleşimci azınlıkla başlayan etki zincirinin ucundaki, başının üzerinde Epstein kılıcı sallanan Donald Trump da bu savaştan yararlanmayı umdu.

Bu savaşı anlamak istiyorsak ekonomik jeopolitik “büyük resmin” yanı sıra, kazanan-kaybeden ikileminin ötesinde, “karakutunun” içine, karar vericilere ve sorumluluklarına da bakmak gerekiyor.

/././

Washington bildirisi -Mehmet Ali Güller- 

Resmi adı Riyad bildirisi olsa da 12 bölge ülkesinin imzaladığı 6 maddelik o bildiri aslında Washington bildirisidir.

Daha acı olanı da 12 ülkeden birinin ülkemiz olmasıdır. Türkiye dışında Washington bildirisine imza atan bölge ülkeleri şunlardır: Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

ABD’YE SESSİZ BİLDİRİ 

Bildiri, Riyad bildirisi ya da bölge bildirisi değildir, Washington bildirisidir çünkü:

1) 12 bölge ülkesinin dışişleri bakanları İran’ı kınıyor, İran’a “Saldırılarını derhal durdur” diye ültimatom veriyor ama ABD’ye tek laf etmiyor!

Oysa ABD’nin İran’a saldırısı “neden”, İran’ın yanıtı ise “sonuç”tur. Bölge ülkelerinin sonuca işaret edip nedeni görmezlikten gelmesi, tam da Washington’ın istediği durumdur.

2) 12 bölge ülkesi, İran’ın Körfez ülkelerine, hatta Türkiye ve Azerbaycan’a saldırdığını iddia ediyor. Oysa İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’a bir saldırısı yok, olmadığını İran yetkilileri defalarca açıkladı. İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’ı hedef aldığı iddiasının sahibi Washington’dır, çünkü İran’a karşı kara gücü aramaktadır!

İRAN’IN MEŞRU YANITI

3) İran’ın Körfez ülkelerine saldırısı ise propaganda edildiği gibi değildir. İran Körfez ülkelerini vurmuyor; Körfez ülkelerindeki ABD’yi vuruyor. ABD İran’a Teksas’tan ya da New York’tan saldırmıyor, Körfez ülkelerinden saldırıyor. İran da haliyle Teksas’ı ya da New York’u değil, ABD saldırısının geldiği “Körfez ülkesindeki Amerika”yı vuruyor.

Üslerin dışına taşan İran hamleleri ise ABD ve İsrail saldırısına veri sağlayan teknoloji merkezlerinden ABD personelinin yerleştirildiği otellere kadar çeşitlilik göstermektedir. Üzerinde en çok durulan Katar’daki petrol rafinerisinin vurulması ise açık ki öncesinde İsrail’in vurduğu İran petrol rafinerisine yanıttır.

WASHINGTON’IN TALEPLERİ BİLDİRİDE 

4) 12 bölge ülkesi, İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açmasını istemektedir ki bu zaten doğrudan Washington’ın talebidir.

5) 12 bölge ülkesi, İran’ın “bölgedeki örgütleri desteklemesini, finanse etmesini ve silahlandırmasını” durdurmasını istemektedir ki bu da Washington’ın talebidir. Husilerin yalnızlaştırılmasını ve ezilmesini isteyen ABD ve İsrail’dir. Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve ezilmesini isteyen ABD ve İsrail’dir.

6) 12 bölge ülkesi, “Lübnan’da silahların devlet tekeline alınmasını” istemektedir. Bu da ABD ve İsrail’in talebidir. Bizzat ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın bölge mesailerinden biri budur.

BİLDİRİDEKİ İSRAİL KURNAZLIĞI 

Görüldüğü üzere Riyad bildirisi aslında Washington bildirisidir ve bölgenin tarihine bir utanç vesikası olarak geçecek niteliktedir.

İran’ı kınayan ama ABD’ye ses etmeyen bildiride bir tek yerde İsrail’in adı şu şekilde geçmektedir: “İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığını ve bölgedeki yayılmacı politikasını kınamışlardır.”

ABD’ye ses etmeden İsrail’i eleştirmek, bölge yönetimlerini, halklarının tepkisinden korumak amacıyla bildiriye eklenmiş bir kurnazlıktan ibarettir. Dahası İsrail’i İran’a saldırdığı için değil, Lübnan’a saldırdığı için kınamak ucuz bir kurnazlıktır!

ABD’NİN ÇİFTE KÖRFEZ KAZANCI  

ABD Dışişleri Bakanlığı, daha yeni BAE, Kuveyt ve Ürdün’e 16 milyar dolarlık silah satışına onay verdi. Diğer devletlere de ABD silah satıyor. Sadece bu tablo bile çok şey anlatıyor. ABD hem bu ülkelerden İran’a saldırarak bu ülkelerin vurulmasına neden oluyor hem de bu ülkelere İran’dan korunması için silah satıp para kazanıyor!

Körfez ülkeleri, normalde İran’a saldıramasın diye topraklarını ve hava sahasını ABD ve İsrail’e kapatmalıyken saldırgandan silah alıyor, saldırgana hizmet ediyor, saldırgana üs oluyor ve İran’dan yanıt gelince de kınama bildirisi yayımlıyor!

Bu utanca “emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin” imzasını dahil edenleri de tarih önemle not ediyor!

/././

Kâğıttan kaplan -Mehmet Ali Güller- 

Kâğıttan kaplan benzetmesi, Çin devriminin lideri Mao Zedong’un emperyalist ABD için kullanmasıyla bir siyasi kavrama dönüştü ve Çin’den dünyaya yayıldı.

Kavram, Mao’nun kâğıttan kaplan dediği emperyalist ABD’nin başkanı Donald Trump tarafından bu kez NATO için kullanıldı ve “ABD olmadan NATO kâğıttan kaplandır” dedi.

Böylece yedi yıl arayla NATO, üyesi iki nükleer güç tarafından “zayıflığıyla” tanımlanmış oldu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2019’da “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti, 2026’da ABD Başkanı Donald Trump “ABD olmadan NATO kâğıttan kaplandır” dedi.

ABD ZAYIFLADIĞI İÇİN NATO ZAYIF 

Mesele şu ki Trump’ın “ABD olmadan” vurgusu, NATO’nun ABD varsa kaplan olduğu anlamına gelmiyor.

NATO hâlâ ve esas olarak ABD’dir ve NATO’nun kâğıttan kaplana dönüşmesi, ABD’nin kâğıttan kaplana dönüşmesinin sonucudur. Yani NATO “ABD olmadığında” değil, ABD zayıfladığı için kâğıttan kaplandır.

Dolayısıyla Mao bir kez daha haklı çıkmıştır: Emperyalist ABD kâğıttan kaplandır.

ABD GÜÇLÜ OLSAYDI YALNIZ KALMAZDI 

ABD zayıfladığı için NATO zayıflamıştır. ABD zayıfladığı için NATO üyeleri ABD’nin yardım çağrılarına sessizdir. ABD güçlü olsaydı, ABD’nin “en yanında” olabilmek için birbiriyle yarışacaktı bu ülkeler.

ABD gücünün zirvesinde Afganistan ve Irak’a saldırırken geniş koalisyon kurabilmişti örneğin. Bugünse İran karşısında İsrail ile baş başa kalmış durumda. Yanına müttefik alabilmek için bir yandan diplomasiye başvuruyor bir yandan da provokasyona!

Kütle çekim kanunudur; gücün kadar müttefik toplarsın. Gücün varsa örneğin, Ankara’daki iktidar Irak’ta olduğu gibi “Bir koyup üç alacağız” diyerek yanında savaşa girmek ister. Ama gücün zayıflamışsa, Ankara’daki iktidar İran’da “kontrollü dengeciliği” seçer. (ABD’nin İran’a diş geçirmeye başladığı görülürse bugün çağrılara sessiz kalan müttefiklerinin çoğu ABD’nin yanındayız diye sıralanır, o ayrı elbette.)

AMERİKAN HEGEMONYASININ SONU 

Nicholas Mulder, 17 Mart 2026’da İngiliz Financial Times’da şu başlıkla yazdı: “ABD’nin ekonomik savaşta hâkimiyeti dönemi sona erdi.”

Atlantik coğrafyasında konuşulan ve tartışılan artık budur. ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı, “süper devlet” olmadığı, kurallarını koyduğu düzeni koruyamadığı, hatta çıkarı için kendisinin de düzenin kurallarına uymadığı, bu nedenle düzenin yıkılmakta olduğu artık ABD’nin müttefikleri tarafından saptanan ve Davos’ta, Münih’te dile getirilen bir gerçekliktir.

2019’da Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan Amerikan Hegemonyasının Sonu adlı kitabımda ayrıntılı inceledim. ABD hegemonyasının zayıfladığını verilerle ortaya koyup bununla çok kutuplu/ merkezli dünya inşası arasındaki ilişkiyi analiz ettim. ABD’nin hegemonyasının “sonu” ise elbette bir “uzun çöküş” süreci içindedir.

ABD bir çıkış bulamazsa ki çıkışsızlıktan İran’a saldırdı, hamlesi tarihe bu sürecin hızlandırıcısı olarak kaydedilecektir.

ÖRTÜLÜ AMERİKANCILIK 

ABD’nin zayıflamasının bir başka yansıması da Amerikancıların halidir. Kamuoyunu yönlendirebilmekteki etkisizliklerini “Türkiye’de ne çok İrancı varmış” diyerek açıklamaya çalışıyorlar.

İrancılık diyerek karalamaya çalıştıkları, Türkiye’deki milyonların ABD-İsrail saldırısına karşı çıkmasıdır. Bugün milyonlar emperyalist-Siyonist ittifakın komşusuna saldırısına karşı çıkarak hem haklının ve mazlumun yanında konumlanıyorlar hem de ABD’nin “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni”ne itiraz ederek Türkiye’yi savunuyorlar.

Açıktan “Amerikancıyım, Atlantikçiyim” diyemeyenler ise milyonların bu tutumunu İrancılık diye yaftalayarak örtülü Amerikancılık-İsrailcilik yapıyorlar.

/././

İsrail basınından dikkat çeken iddia: 'ABD, Hark Adası'na çıkarma yapmak için sevkiyatı hızlandırdı' 

ABD'nin İran'ın petrol terminallerinden Basra Körfezi'ndeki Hark Adası'na çıkarma yapma hazırlıkları kapsamında bölgeye personel sevkiyatını hızlandırdığı iddia edildi. Söz konusu iddia İsrail'in Jerusalem Post gazetesinde yayımlandı. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/israil-basinindan-dikkat-ceken-iddia-abd-hark-adasi-na-cikarma-yapmak-icin-sevkiyati-hizlandirdi-2488811

***

‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ düzenlemesi haber yapma hakkına sınırlama oldu: İlk çeyrekte 4 gazeteci gözaltına alındı -Aytunç ürkmez- 

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (TCK 217/A) suçu iddiasıyla gazeteciler Furkan Karabay, Alican Uludağ ve Bilal Özcan’ın ardından BirGün muhabiri İsmail Arı da gözaltına alındı. Böylece 2026’nın ilk çeyreğinde bu suç iddiasından şu ana kadar 4 gazeteci gözaltına alınıp, 2’si tutuklanırken, uygulanmaya konduğu Ekim 2022'den Nisan 2025’e kadar 67 gazeteciye soruşturma başlatıldı, 4’ü tutuklandı.  https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/halki-yaniltici-bilgiyi-alenen-yayma-duzenlemesi-haber-yapma-hakkina-sinirlama-oldu-ilk-ceyrekte-4-gazeteci-gozaltina-alindi-2488783

***

Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -23 Mart 2026-

 Adliye Sarayları: İktidarın yeni hastaneleri -Selçuk Candansayar-  Türkiye’de  yargı  sistemi; psikiyatrinin son altmış yıldır büyük bedell...