Transit Silahlar ve Eşref Rüya -Serra Karaçam-
Pentagon kaynaklarına dayandırılarak verilen, “ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında Türkiye’deki üslerin yakıt tankerleri için kullanılmak istendiği” iddiaları çok tartışıldı.
Şu anda ABD’nin İran operasyonundaki yakıt ihtiyacı, Avrupa’daki üsler ve tanker uçakları tarafından destekleniyor.
Tanker uçaklar hâlihazırda Avrupa’dan operasyon yürütüyor ve uzun menzilli saldırılara destek sağlıyor.
Son olarak, Irak’ta havada ABD Hava Kuvvetlerine ait iki yakıt tankeri geçen hafta kazaya karışmış; birinde 6 ABD askeri hayatını kaybetmiş, diğer uçak İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na zorlukla inmişti.
Hatta Başkan Donald Trump, Çarşamba günü bu uçak kazasında hayatını kaybeden altı asker için düzenlenecek saygı törenine katılmak üzere Delaware eyaletindeki Dover’a gitti.
Sözcü Leavitt bunun Başkan için en zor görevlerden biri olacağını söyledi.
Yani, bu yakıt tankeri meselesinde 6 asker kaybettiler…
***
Türk yetkililer ise ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında Türkiye’nin kullanılmadığını açık bir şekilde belirtti.
Ankara’nın diplomasiyi teşvik edip çatışmaya çekilmekten kaçınması nedeniyle, böyle bir adım atma olasılığı hesaplanıyor.
“Karşılığında ne alınırsa bu mantıklı olur?” sorusu da soruluyor.
Buna cevap olarak Halkbank ve silah satışları akıllara geldi.
Ben kendi kaynaklarımdan ABD’nin bu isteğini veya aldığı cevabı doğrulatamadım.
Bazı yorumcular, Türkiye üzerinden askeri malzeme geçişine izinleri yeniden düzenleyen son kararı, Ankara’nın ABD operasyonlarını destekleyebileceğinin bir göstergesi olarak işaret etti.
Yetkinin Meclis’ten alınıp Bakanlığa verildiği iddiasıyla eleştirenler var.
Türkiye’de silah ve askeri malzeme transitine ilişkin kararlar kural olarak yasama yani Meclis değil, yürütme yetkisindedir.
Bu kapsamda, askeri ekipman geçişi, hava sahası izinleri ve lojistik onaylar gibi rutin işlemler; Ticaret Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve ilgili güvenlik kurumları tarafından idari düzenlemeler çerçevesinde yürütülür.
Ancak bazı durumlarda konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetki alanına girer.
Özellikle yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlandırılması, Türk askerinin yurt dışına gönderilmesi veya bağlayıcı uluslararası askeri anlaşmalar yapılması gibi konular anayasa gereği Meclis onayı gerektirir.
Yeni düzenlemenin yaptırımları delmek için transit geçiş rejiminin kullanılmaması adına alınan önlemlerle ilgili olduğu aktarılıyor.
Yani Türkiye’den İran’a olası sevkiyatlara dair bir önlem olarak görmek mümkün.
İran'ın, Türkiye’yi silah sevkiyat rotası olarak kullandığına dair bir kanıt yok.
Geçmişte bazı ağlar Türkiye’yi bir transit merkez olarak kullanma hedefiyle çoğunlukla nakit para ya da yasa dışı finans akışlarıyla ilgili olarak dikkat çekti.
Zaten altın meselesi de bunu gösteriyordu.
Bu arada Eşref Rüya dizisi son bölümlerinde Eşref’e istihbaratçı Balıkçı tarafından verilen yeni görev dikkat çekti...
Türkiye’den İran’a silah sevkiyatı ve paranın da altın olarak ülkeye sokulması misyonunu dağıtıp engellemesi istendi.
Gündem yakalamada ve feraset göstermekte Kızıl Goncalar'dan sonra geyet iyiler.
***
Velhasıl bu karar ile ABD’nin Türkiye’de tanker uçakları konuşlandırma talebinde bulunduğuna dair iddialar arasında doğrulanmış bir bağlantı bulunmuyordu.
Kararnamenin ve söylentinin aynı anda ortaya çıkması net bir kanıt ortaya sunmuyor.
Türkiye üzerinden ekipman geçişine izin vermek, uçakları ağırlamaktan veya operasyonlara katılacak uçaklara lojistik destek vermekten biraz farklı.
Elbette soru sormak her zaman makul.
Basın da bir ülkenin immün sistemi.
Yabancı bir şey bünyeye girdi mi bakmak işidir.
Emin olmadan da haber yapılmaz ancak soru sorulur.
Tabi konu burdan MİT tırlarına kadar gider mi derseniz orda tartışmanın boyutları değişiyor.
Ulusal güvenlik ile uluslararası hukuk arasında başka gri bölgelere giriyor.
***
Bu konuda gri alanı Güvenlik ve Dış Politika Analisti Suat Delgen, gazeteci Hediye Levent’e anlattı.
Ben de bu yazıyı sizlere hazırlamış ve Pentagon kaynaklarımı daha derin deşmeye çalışır halde cevap beklerken dinledim.
Mevcut kararnamenin Ticaret Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığı arasındaki yetki kargaşasını ortadan kaldırarak, Ticaret Bakanlığı’nın uygunluk yetkisi vermesi gerektiğini netleştirdiği aktarıldı.
Özetle:
“Bu uygunluk yetki belgesi verilirken İlgili kurumun görüşü alınarak MİT ve Genelkurmay’ın görüşü de değerlendiriliyor.
Bu CB Kararı silah ve mühimmat transit geçişini kolaylaştırmamakta aksine sıkı bir denetim getirerek zorlaştırmakta.
Özellikle İran’ın batı ve diğer ülkelerden satın aldığı bazı malzemeler hem sivil hem de askeri alanda kullanılabilecek çift yönlü ve fonksiyonlu ürünlerdir.
Görünürde başka amaçlı transit ticaret konusu malzemelerin, savaş ve silah mühimmat ve ekipmanı olarak kullanılma ihtimali ve şüphesi varsa bu malzemeler için MSB, MİT ve diğer kurumların görüşü alınacaktır.
Bu denetimin ve kararın ABD’nin silah ve mühimmat transferi ile ilgisi yoktur.
Ancak İran’a silah ve mühimmat konusu ürünlerin transit ticaretini kısıtladığı için son tahlilde yine ABD lehine ve İran aleyhine sonuçlar doğurabilecektir.
Bununla birlikte bu Türkiye’nin savaşan taraflar arasında denge politikasını bozucu etki yapmaz çünkü meşru bir düzenlemedir.” diyor.
***
Salı günü Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Amerika’nın Yabancı Silah Satışlarının Reformu oturumuna ev sahibiydi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "antisemitik" olarak nitelendirilen açıklamaları gündeme getirildi.
Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilci Randy Fine, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yıldan kısa süre önce ‘Allah Siyonist İsrail’i yok etsin ve yerle bir etsin’ dedi. İsraillileri ‘beş ya da altı yaşındaki çocukları öldürecek kadar ileri giden katiller’ olarak niteledi.” dedi.
Fine, “Savunma Bakanlığı neden lideri bu tür açıklamalar yapan bir ülkeye Amerikan silahları satmanın iyi bir fikir olduğunu düşünüyor?” diye sordu.
Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı Direktörü Michael Miller, bu konunun kendi yetki alanı dışında olduğunu söyledi:
“Türkiye’nin tarihsel olarak yabancı askeri satışlar kapsamında en büyük alıcılarımızdan biri. Türkiye’ye satış yapılıp yapılmayacağına ilişkin karar, Başkan adına Dışişleri Bakanlığı yönlendirmesine bağlı.”
Savunma Bakanlığı Tedarik ve Sürdürülebilirlik Müsteşarı Michael Duffey de soruyu benzer şekilde geçiştirerek, “Yanıtım Direktör Miller ile benzer” dedi.
Duffey, “Türkiye’den gelen bu açıklamaların hiçbirini desteklemiyorum, bunların korkunç olduğunu düşünüyorum” diye ekledi.
“Ancak bu tür bir kararın Türkiye’ye silah satışının ABD ulusal güvenliği açısından avantajlı olup olmadığının değerlendirilmesi benim uzmanlık alanım veya bilgi setim dahilinde değil.”
Yani aslında tam da Repkon USA’ın ABD’de İsrail’e satılmak üzere üretilecek mühimmatın yüklenicisi olarak değerlendirilmesi tartışmalarından sonra Erdoğan'a yine bir can suyu gelmiş oldu.
Tabii Fine’in amacı bu demiyoruz.
Onun gibi, Erdoğan’ın azılı bir İsrail düşmanı olduğuna inanan İran Yahudisi Amerikan bir haham arkadaş da sürekli bana Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demeçlerini atıp duruyor.
Ancak 7 Ekim’de, babasının cesedi Hamas tarafından rehin alınan bir kişiyle Kennedy Center'daki anma töreninde söyleşi yapmıştım.
Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin uzun bir geçmişe dayandığı ve söylenen ile yürütülen siyasetin farklı olduğu ifade edilmişti.
Yani herkes kendi penceresinden bakıyor...
***
Bu arada, Çarşamba günü Senato’da görevden alınan İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in yerine gelecek olan Markwayne Mullin için onay oturumu yapıldı.
Oturumun başkanı, muhalif Cumhuriyetçi Rand Paul, Mullin’in geçmişte kendisine “yılan” dediğini hatırlatarak “öfke sorunları” olduğunu söyledi.
Bir diğer önemli oturum ise istihbarat komitesi oturumuydu.
Terörle mücadele direktörünün İran savaşı nedeniyle protesto amacıyla istifa etmesinden bir gün sonra, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard da küresel tehditler konulu oturumda senatörlerin karşısına çıktı.
Gabbard ve CIA Direktörü John Ratcliffe, Epik Öfke Operasyonu hakkında yoğun sorularla karşılaştı.
Ratcliffe, İran’ın Rusya, Çin ve ABD’nin diğer rakiplerinden istihbarat desteği talep ettiğini doğruladı:
“İranlılar Rusya’dan, Çin’den ve ABD’nin diğer hasımlarından istihbarat desteği talep ediyor. Bu ülkelerin bu desteği sağlayıp sağlamadığı konusunu gizli oturumda ele alabiliriz” dedi.
Gabbard İran rejiminin “görünüşte ayakta kaldığını ama büyük ölçüde zayıfladığını” da söyledi.
İki isim Senato'da İran’ın bu kapasiteye altı ay içinde ulaşıp ulaşamayacağı konusunda yorum yapmadı. Gabbard, İran’ın isterse 2035’ten önce kıtalararası füze geliştirmeye başlayabileceğini söyledi. Ancak İran’ın yakın bir tehdit oluşturup oluşturmadığını değerlendirmeyi reddetti ve bunun istihbaratın değil başkanın yetkisinde olduğunu belirtti.
Oturumlar sürerken, Senato Genel Kurulu’nda yeni seçim düzenlemelerini içeren SAVE America Act’in görüşmeleri devam ediyor.
Trump Perşembe günü de Japonya başbakanını Beyaz Saray’da ağırlıyor.
/././
Bankalararası Kart Merkezi’nde vurgun var, tek bir tutuklu yok -İsmail Saymaz-
Merkez Bankası’nın ana hissedarı olduğu Bankalararası Kart Merkezi’nde (BKM) en az 100 milyon TL’lik vurgun ve yolsuzluğa ilişkin dava açıldı.
Merkez Bankası eski Başkan Yardımcısı Emrah Şener ve BKM eski Genel Müdürü Baran Aytaş ile yardımcısı Bora Koç da dahil olduğu dokuz sanık var. Şener suç örgütünün lideri olmakla, Aytaş yöneticilikle suçlanıyor.
Suçlamalar şöyle:
Suç örgütü kurma ve ona üye olma, ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik.
Böylesi ağır suçlamalara rağmen tutuklu yok.
Şener tutuklandıktan bir ay sonra, 14 Kasım 2025’te…
Aslan, 18 Kasım 2025’te…
Koç ve iki sanık 8 Ocak 2026’da…
Ve Baran Aytaş ise 28 Ocak 2026’da bırakıldı.
İçeride hiçbir tutuklu kalmadı.
Bağlantılar Beştepe’ye uzanıyor
Türkiye, MB’deki bu yolsuzluğu 17 Ekim 2025’de yayınlanan ‘Bankalararası Vurgun Merkezi’ başlıklı yazımla öğrenmişti. BKM vurgunu TCMB Denetim Genel Müdürlüğü’nün incelemesi sayesinde tespit edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen 10 Eylül 2025 tarihli rapora göre BKM, 2023’te iki ihale gerçekleştirdi.
Bu iki ihale şunlar:
Çipli Plastik Kart Alımı İhalesi
- TROY (Türkiye’nin Ödeme Sistemi) için Spesifikasyon ve Applet Yazılım Geliştirme İhalesi
Kamu İhale Kanunu’na göre sözleşme bedeli 66.224.498 TL’yi aşmayan mal veya hizmet alımları istisna kapsamında yer alıyor.
Yani, kanun kapsamı dışında temin edilebiliyor.
BKM’nin en yüksek tutarlı iki ihalesinin ‘Enarge Mühendislik Eğitim Danışmanlık Araştırma Geliştirme Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ tarafından kazanılması, ihale tutarlarının istisna sınırının hemen altında gerçekleşmesi MB’nin dikkatini çekti.
Enarge’nin kurucusu ve gerçek sahibi, Taha Meli Arvas.
Vaktiyle ‘Sabah’ ve ‘Daily Sabah’ gazetelerinde yazarlık yapan Arvas, 2020-2021 yılları arasında 11 ay süreyle SPK başkanvekili olarak çalıştı. Arvas, bugün Enerji Piyasaları İşletmeleri Anonim Şirketi Genel Müdürü ve Eti Maden İşletmeleri Yönetim Kurulu üyesi.
Babası Ercümend Arvas hem Aselsan Yönetim Kurulu Başkanı hem de 9 Nisan 2025’ten bu yana Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu üyesi.
Deneyimsiz şirkete servet aktarıldı
İddianamede altı ayrı yolsuzluktan suçlamasından söz ediliyor.
- İlki, Çipli Plastik Kart Alım İhalesi.
- BKM, iki buçuk milyon çipli kart alımına çıktı.
Üç şirket teklif sundu.
Enarge, 3.235.000 dolara aldı.
TL olarak değeri, 64.269.745 TL’ye denk.
Şu usulsüzlükler belirlendi:
- Kamu İhale Kanunu’ndaki istisna maddesine uymuyor.
- 30 günlük teslimat süresi verilerek, daha fazla isteklinin girmesi engellendi. Kartlar yedi ay sonra teslim edildi.
- Enarge, gerekli belge ve deneyime sahip değildi; bu ihaleden önceden haberdar oldu.
- Enarge’ye ihale tarihinden bir gün sonra 75.838.299,10 TL’lik ödeme yapıldı. KDV artışı nedeniyle 1.285.394 daha ödendi.
- 2.5 milyon kart bedelsizce Vakıflar Bankası’na gönderildi.
Yalnızca Enarge’ye teklif gitti
İkincisi…
TROY için Spesifikasyon ve Applet Yazılım Geliştirme ihalesi.
Bu ihale 23 Haziran 2023’te yapıldı.
Bedeli, 65.250.000 TL.
Enarge ve yazılım geliştirme hizmetini verecek olan XH Smarttech ile anlaşma yapıldı.
Usulsüzlüler şöyle:
- Yalnızca Enarge’den teklif alındı.
- Bedeli 28 Aralık 2023’te ödendi. Halbuki Mart 2024 itibariyle iş bitmemişti.
- İş, vaktinde teslim edilmedi.
Eski çalışana paravan şirket kurduruldu
BKM kaynakları Enarge üzerinden paravan firmalara aktarıldı ve yurt dışına çıkarıldı.
Dubai’de kurulan ‘Lela Payment Solutions - FZCO’ firmasına 821.250 dolar ve Singapur merkezli ‘EM Smarttechs Pte. Ltd.’ye 4.090.591 dolar ödendi.
EM Smarttechs’in 16 Ocak 2023’te Singapur’da kurulduğu ve sermayedarı Muhammed Güven’in 17 Nisan 2023’te BKM’den ayrıldığı tespit edildi.
Güven’in eski BKM Genel Müdürü Baran Aytaş tarafından 13 Ocak 2023’te iki haftalığına Tayvan ve Singapur’da geçici olarak görevlendirildiği belirlendi.
1.676.841 dolar zimmete geçirildi
Enarge’nin Güven tarafından kurulan EM Smarttech üzerinden ithalat yapılmış gibi göstererek, yurtdışına para çıkardığı savunuldu.
Toplam 4.911.841 doların paravan firmalara gönderildiği ve en az 1.676.841 doların zimmete geçirildiği ileri sürüldü.
Şener, şirkete ortak mı?
Güven ile Şener’in ‘Em Smarttech’ isimli şirketin faaliyetlerini ortak yönettiklerine dair mesajlaşma kayıtlarının olduğu vurgulandı.
Güven’in 9 Ocak 2025’te Emrah ile İbrahim Şener’in anneleri Ayşe Hatimoğlu’nun hesabına 137.950 dolar gönderdiği kaydedildi. Toplanan paralarla Emrah ve İbrahim Şener’in kardeşleri Yunus’un üzerine ev satın almış olabilecekleri anlatıldı.
Çalıntı proje
Üçüncü suçlama…
Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nden (TTO) 31 Mart 2023’te yapılan hizmet alımı.
Bedeli: 44.150.000 TL.
Proje, dijital para üzerine.
Usulsüzlükler şöyle:
- İhale düzenlenmedi. Başka bir firma ile görüşme yapılmadı ve onlara teklif verilmedi.
- ‘Dijital kimlik’ ve ‘tokenizasyon’ raporlarının Cemil Ulu tarafından hazırlanarak, Şener’e iletildiği, Şener’in de paravan firma üzerinden Doç. Dr. Ali Çoşkun’a yolladığı, EM Smarttechs'ın kendisi hazırlamış gibi TTO’dan ödeme aldığı saptandı.
Akrabaya kıyak
Dördüncüsü…
‘Be Bold Reklam Tasarım Yazılım Ticaret Limited Şirketi’ ile ‘TR Karekod Kurumsal Kimlik Kılavuzu’ için sözleşme yapıldı.
Bedeli: 1.857.900 TL.
Usulsüzlükler şu şekilde:
- İş referansı olmayan tek firma, Be Bold.
- Açık ara farkla en yüksek fiyata sahip şirket.
- Birden fazla tedarikçiden teklif alınması gerekirken alınmadı. -Sözleşme Aytaş’ın isteği üzerinde yapıldı. İtiraz eden BKM çalışanı E.Ü., işten atıldı.
- Be Bold, BKM’ye hizmet vermeye başladığı tarihten 2.5 ay önce kuruldu. Başka bir kuruma hizmet vermedi. Fimanın sahibi Çağkan Göktaş ile Baran Aytaş, yakın akraba.
Yemek ve kredi kartlarını kullanmış
Beşincisi…
Yemek kartları skandalı.
Yedi kişiye 1.571.501 TL yemek kartı ödemesi yapıldı.
Bu kişilerin yurtdışında yüksek lisans ve doktora öğrencisi olduğu, yemek kartlarının kendilerine teslim edilmediği ortaya çıktı. Kartları Emrah Şener’in kullandığına dair mesajlar bulundu.
Altıncısı…
Kurumsal kredi kartı vurgunu.
Aytaş’a iki kurumsal kredi kartı tahsis edildi.
Toplam harcama: 93.392 TL.
Aytaş, Viyana’dayken İş Bankası kartıyla harcamalar yapıldığı, QNB Finansbank’a ait diğer karttan aynı tarihte İstanbul’da yeme-içme ödemesi gerçekleştirildi. Bu kartın da
Şener tarafından kullanıldığı tespit edildi.
Şener, ekibini ‘Merkez’de topladı
İddianameye göre…
Şener, bütün çevresini BKM’de topladı.
Yüksek lisans öğrencisi olan Aytaş’ı 2017-2020 yılları arasında TCMB'de danışmanı olarak çalıştırdı, 2020’den sonra ise BKM’de Genel Müdürlüğe getirdi.
Yine yüksek lisans öğrencisi olan Bora Koç'u 2018’de danışman olarak işe aldırdı. Dört yıl sonra BKM'de Genel Müdür Yardımcılığı’na getirdi.
İddianamede, usulsüzlük şekilde elde edilen gelirin Şener ile kendi çevresinden oluşan diğer şüpheliler tarafından doğrudan veya dolaylı şekilde paylaşılarak menfaat sağlandığı iddia ediliyor.
/././
İsrail halkı ne düşünüyor? Katliamları destekliyor mu desteklemiyor mu?-Mustafa K.Erdemol-
İkinci Dünya Savaşı sırasında sıradan Almanların milyonlarca Yahudinin öldürülmesinden haberleri olmadığı yazılıp çizilirdi bir zamanlar. Tarihin en büyük soykırımından ahlaki olarak kurtulmanın bir yolu da buydu belki. Çok kitap vardır bu içerikte. Çok belgesel de.
Son yıllarda durumun hiç de böyle olmadığı, Almanların büyük bir bölümünün aslında olan bitenden haberdar olduğu yazılan yeni kitaplarla ortaya kondu. En iyi örnek herhalde Florian Huber’in “Promise Me You Will Shoot Yourself- The Downfall of Ordinary Germans” (Bana Söz Ver Kendini Vuracaksın- Sıradan Almanların Düşüşü) adlı kitabıdır. Kitapta sıradan Almanların Yahudi düşmanlıklarından, Hitler’e olan bağlılıklarından (intihar edenler bile var sevenlerinin arasında) ayrıntılı bir biçimde sözediliyor.
Halklar, sanıldığı gibi masum değildir. Nice kitlesel kıyımın destekçisi topluluklar vardır ki, şaşar insan. En acı örnek olarak emperyalistlerce parçalanmış eski Yugoslavya’nın birbirini boğazlayan halklarına bakılabilir.
İsrail halkı olunca daha bir çarpıcı oluyor bu. Tarihinde, sonuncusu geçen yüzyılın ortalarına doğru yaşananı olmak üzere büyük kitlesel kıyıma uğramış bir halk olarak İsraillilerin, Gazzelilere olan nefretini görmek gerçekten şaşırtıyor. Oysa empati yapma yetenekleri birçok topluluktan daha fazla İsraillilerin. Bu nedenle, yirmi yıl kadar önce, dünyanın belki de en büyük barış hareketlerinden birine sahipti bu ülke. Nereye gitti bu insanlar? Pompalanan nefretin ulaştığı boyut, hareketi bastırmış çok belli ki. Binlerce Gazzeli’nin ölümüne ses çıkaran bir avuç insan var İsrail’de şimdi. Hepsi bu.
Ülkenin sol eğilimli gazetesi Haaretz, geçen yıl bir anket yaptı. (Şöyle bir arayın, karşınıza gelecektir; A March 2025 poll of Israeli public opinion, commissioned by Pennsylvania State University and published by the Israeli newspaper Haaretz). Sonuçları korkunç bir anketti bu. İsraillilerin yüzde 82'si Filistinlileri Gazze'den sürmek istiyor, yüzde 47'si her Filistinlilin, erkek, kadın, çocuk, öldürülmesini savunuyordu ankete göre.
Yani Binyamin Netanyahu halka ragmen değil, onların onayıyla, desteğiyle yapıyor demek ki her ne yapıyorsa. Çok açık ki ülkede, soykırım, etnik temizlik, toplu katliam, artık adı her neyse, destekçiliği çok yaygın durumda. Ankete katılanlar ne kadar dindarsa nefret duygusu da soykırım destekçiliği de o kadar artıyor bu arada.
Ortaya çıkan manzaradan memnun olmayan eski Başbakan Ehud Olmert’in, İsrail'in “sivil halkı ayrım gözetmeksizin, sınır tanımadan, acımasız şekilde öldürerek bir yok etme savaşı yürüttüğü” itirafını akılda tutarak bu anketi değerlendirmek gerekir. Hükümetinin katliamlarına destek veren büyük bir çoğunluk var ülkede.
İsrail savunucularının, ülkelerinin ne kadar demokrat, ne kadar hoşgörülü olduğuna ilişkin vermeyi sevdiği örnek, Filistin asıllı İsrail vatandaşlarının varlığıdır. Ülkede barış içinde yaşadıklarını iddi ederler. Anket bunun da gerçek olmadığını ortaya koydu. Az sayılmaz, İsrail vatandaşlarının yaklaşık yüzde 21'i Filistinlidir. Bunların tam anlamıyla İsrailli olarak kabul edilmedikleri, üçüncü sınıf vatandaşlar olarak İsrail rejimi tarafından eşit muamele görmedikleri söylenir. Sır değildir bu, Netanyahu 2019 yılında hem de gurur duyarak, “İsrail tüm vatandaşlarının devleti değildir” dememmiş miydi? Kabul edilen yeni vatandaşlık yasasına göre İsrail Yahudi halkının “ulus devleti” olarak tanımlanıyor, yani Filistinlilerin gerçek anlamda İsrailli olmamaları “yasal bir statü”.
Sözkonusu ankete göre, gerçek vatandaş olarak kabul edilen Yahudi İsraillilerin yüzde 56'sı tüm Filistinli vatandaşların sınır dışı edilmesini istiyor. Bu oran, 40 yaşın altındaki İsraillilerin yüzde 66'sını da içeriyor.
Söylemek acı ama halkı da yöneticisi de katliamcı bir devlet var karşımızda. Bezalel Smotrich, Maliye Bakanlığı yapmış biridir. Kendisini “faşist homofobik” olarak tanımlıyor. Defalarca, Gazze'nin “tamamen yok edilmesi” çağrısında bulundu, Gazze’deki 2 milyondan fazla Filistinliyi “açlıktan öldürmenin hem haklı hem de ahlaki” olduğunu savunabildi.
Etnik/dini düşmanlığı en acı biçimde yaşamış bir halkın, bir başka halka kendisine yaşatılanları layık görmesi nasıl açıklanabilir bilmiyorum.
Ben asla olmayacağım ama neredeyse herkesi “antisemit” yapan İsrail devleti ile vatandaşlarının çoğu galiba.
Acı ama, herhalde.
/././
Kara savaşını maçası yemez!-Mehmet Tezkan-
Eskiden savaşanlar birbirlerine mancınıkla taş atarlardı. Ordular birbirlerinin gücünü kırmak için ok savaşı yaparlardı. Okçuların yerini sonra toplar aldı. Kaleler toplara dayanamadı…
Mancınıklar görevlerini füzelere devretti. ABD/İsrail/ İran 20 gündür birbirlerine füze yağdırıyor, kamikaze dronlarla saldırıyor. Büyük bir yıkım var ama sonuç yok.
Savaşın kazananı yok… Olmayacakta!..
Eskiden ordunun başındaki komutan/padişah/kral öldürülünce savaş biterdi. Önderini kaybeden başsız kalan ordu dağılırdı.
İran savaşı bu anlayışı bitirdi. İran’ın dini önderi, tek ve en yüksek otoritesi, Velayet-i Fakıh rütbesindeki Ali Hamaney öldürüldü. Hamaney ile birlikte Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı dahil 20’den fazla üst düzey komutan savaşın ilk günü öldü. Yerine yeni isimler atandı.
Yetmedi ABD/İsrail ikilisi İstihbarat Başkanı’nı öldürüldü, Besic dedikleri Ahlak Polisi şefi öldürüldü. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani öldürüldü, panik yok!..
O Laricani ki rejimin temel direklerinden biriydi. Derin devlet deniliyordu, Ali Hamaney’in sağ koluydu…
O da gitti, İran’a bir şey olmadı…
Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney geçti. Velayet-i Fakıh oldu. Sağ mı, yaralı mı, yoksa o da mı öldürüldü belli değil!.. Ortalarda yok, kimi Moskova’ya kaçırıldığı orada tedavi edildiğini söylüyor. Füze ile vurulan evdeymiş, bir ara bahçeye çıktığı için ağır yaralı kurtulmuş. İddia bu…
İran’ın başında dini lider yok. Var ama yok!..
Ama halk sokakta, İran teslim olmadı…
Gidenlerin yerine daha radikal isimler geldi. Molla zulmüne yönelik toplumsal öfke ABD’ye yöneldi. Molla nefreti ABD nefretine dönüştü…
Eskiden mancınıkla taş atsalar da ok fırlatsalar da toplar ateşlense de sonuçta savaşanlar karşı karşıya gelir kozlarını paylaşırlardı. Mancınıkların yerini füze rampaları alsa da galiba bu kural değişmedi. Ordular yüz yüze gelmeden, kozlarını paylaşmadan, biri ötekini yenmeden, teslim almadan savaş bitmiyor.
Füze savaşları sonuç getirmiyor. 2003 yılında ABD Irak’a girerek Saddam’ı devirdi. Kara harekatıyla Irak’ı teslim aldı…
O zaman soru şu; füzelerle sonuç alamayacağını gören Trump kara savaşını başlatır mı?
Zor, amiyane tabiriyle maçası yemez. Çünkü deniz Piyadelerini İran topraklarına sokmak demek onları ölüme göndermek demek… Ne kadar çılgın olursa olsun bu yükü kaldıramaz…
Trump’ın toplumsal desteği yok, İran’ı niye vurduğunun izahı da yok. İlk günlerde ‘aman bize bulaşmasın’ mantığıyla sessiz kalan Avrupa tepki göstermeye başladı. Trump NATO’yu savaşa çekmek istedi. Hürmüz boğazı için yardım etmezlerse NATO’yu kötü bir gelecek bekliyor diye tehdit etti.
İlk tepki Almanya ve İngiltere’den geldi; ‘bu NATO’nun savaşı’ değil…
İran savaşı biterse!.. Bu da muallakta bir söz. İran savaşının nasıl biteceğini kimse bilmiyor. Trump dahil. ABD Başkanı savaşı bitirmek istiyor ama nasıl bitireceğini kendi de bilmiyor!..
Niye bulaştığını, İran’ı neden vurduğunu bilmediği gibi…
Savaş ilelebet sürmeyeceği için elbet bir gün bitecek. Bittiği gün, Trump yerinde kalır mı, koltuğunu korur mu bilinmez. Ama İran savaşı şu gerçeği ortaya çıkardı. Avrupa artık sırtını ABD askeri gücüne dayayarak hayatını sürdüremez…
ABD’siz NATO mu olur, Avrupa için yeni bir savunma teşkilatı mı kurulur bunu önümüzdeki günler gösterecek.
Ama bu savaş dünyaya şunu gösterdi…
Güçlü uluslararası kurullar olmadan, o kurumlara yaptırım gücü sağlanmadan, uluslararası hukuk güçlenmeden, ülkeler uluslararası kurumları içselleştirmeden, popülist/güçlü otoriter liderler dizginlenmeden dünya huzura kavuşmayacak…
Aksi taktirde…
Gücü eline geçirdiği, borusunu ötürdüğü, insan haklarının hiçe sayıldığı, ölümlerin kol gezdiği, savaşların dört bir yanı sardığı dünyada yaşamaya çalışırız…
Yaşayabilirsek tabii…
/././
Bir FETÖ Kumpasından Bugüne!-Ayşenur Arslan-
Yıl 2010 olmalı.. Kanal D Haber’de haber merkezinin başındayım. Bir cuma akşamüstü saat 17.00 gibi istihbarat şefi, elinde bir CD ile koşturarak geldi.
Bu kadar ayrıntıya ne gerek var diyeceksiniz. Az sonra nedenini anlatacağım. Zira sonradan anladığımız üzere gün de saat de özel olarak seçilmişti.
CD’de iki yıl kadar önce Aktütün karakolunu basmaya gelen PKK’lıların uydu görüntüleri vardı. Daha doğrusu iddia buydu. Saldırıyı biliyorduk. 17 askerin şehit olduğu saldırının sorumlusunun PKK olması da en azından şaşırtıcı değildi.
Peki, 2010 yılında istihbarat şefini heyecanlandıran ne olabilirdi CD’de.
Açıklama şöyleydi: Uydu görüntüleri Ankara’da Genelkurmay’a ve ABD’de Pentagon’a eş zamanlı olarak iletiliyordu.
Yani her iki adreste de PKK’lıların karakola doğru geldiği görülüyordu. Ne var ki hiçbir önlem alınmamış ve onca askerin ölümüne göz yumulmuştu. Yani yapmamız istenen haberle PKK değil TSK’yı suçlanacaktı. Amaç buydu.
CD’yi, benden sonra haber merkezinin başına geçecek olan arkadaşım Süleyman Sarılar’a verdim. Süleyman, üzerlerinde koordinatların yazılı olduğu dört parça görüntüyü hemen Google Map’te aradı. Sonuçta, üç parçanın Kuzey Irak’ta kaydedildiğini.. Yalnızca birinin karakol yakınlarında, ancak baskın zamanına uymayacak mesafede olduğunu öğrendik.
***
Şimdi gelelim ilk başta yer verdiğim ayrıntılara. CD’yi gönderenler, Mehmet Ali Birand’ı iyi tahlil etmiş olmalılardı. Ne de olsa Birand böyle sansasyonel haberi ertesi güne, yani kendisinin ekranda olmayacağı cumartesi gününe bırakmak istemezdi. Saat de anlamlıydı. Bültene bir saat kala uzun uzadıya araştırıp kafa yoracak halimiz olmayacağı varsayılmıştı belli ki!
Eğer o gün Süleyman gerçeği keşfetmese, ben de -sonunda haber merkezinden kovulmama neden olan- tartışmalardan birine dalmasam hesapları tutacaktı herhalde.
Ama Süleyman da ben de geri adım atmadık.
Benim tezim şuydu: “TSK’nın kendisine emanet gençlerin ölümüne seyirci kalması o kadar vahim, o kadar iğrenç bir suç olur ki.. Bunu yüzde 99 değil, yüzde 100 emin olmadan veremeyiz.”
Birand, görüntünün çekiciliğine kapılmıştı: “İddia olarak versek, ama aklımıza takılan soruları da eklesek olmaz mı?”
Olmazdı elbette. Nitekim olmadı.
Sonrasında çok düşündüm.
Arkasında muhtemelen FETÖ’nün olduğu kumpaslarda iş bu noktaya gelmişti demek ki!
CD Kanal D Haber’de yutturulamamıştı. Ancak pazar günü Taraf’ın neredeyse ilk sayfayı kaplayan manşetini görünce anladık. Doğru adrese gitmişti!
Pazartesi akşamı da Star’da Uğur Dündar, Taraf’ın haberinden hareketle bizim de tespit ettiğimiz her ayrıntıyı ekrana taşıdı.. Ve bir bakıma kumpası ifşa etti.
Ama düşünün!!
Bir ülkede silahlı kuvvetler, baskına göz yumarak askerlerin ölümüne neden olmakla suçlanıyor. Bu iddia, bizim 15 dakikada ulaştığımız verilere rağmen manşet oluyor. Ne savcılık ne de herhangi bir hükümet yetkilisi soru bile sormuyor.
“•Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla kozmik odanın basılması..”
“•İlhan Cihaner’in akla ziyan iddialarla makamında gözaltına alınması..”
“•Hanefi Avcı’nın hem ODATV hem de -şaka gibi- Devrimci Karargah davasından yargılanması..”
Daha neler neler..
O gün FETÖ ile AKP elele yürüdüğü için kumpasları görmeyenler, bugün de İBB ve Casusluk davalarında üç maymunu oynuyor.
Ama gün gelip devran dönünce bugünlerin de yazılıp anlatılacağını bilsinler.
Taraf’ın o haber için yıllar sonra “yanlışmış” diye -tabii küçücük bir köşeye sıkıştırılmış birkaç cümleyle- özür dilemesi bir şey değiştirmedi.
Saray kalemleri ve sözcüleri için de ne özür fayda eder ne de “aldatılmışız” masalı.
Yüzlerce kişi bu bayramda da haksız yere cezaevinde.
Antik çağ üzerine bir kitapta karşıma çıktı. Vergilius’un epik bir şiiri şöyle bitiyor:
“Dayanın benim can kardeşlerim..
Koruyun kendinizi iyi mutlu günler için..”
Cezaevindeki tutsaklara.. Dışarda nefes almakta bile zorlanan ailelerine.. En çok da babasının neden eve gelemediğini bir türlü anlayamayan o küçücük evlatlara..
Ve sizlere, her şeye rağmen iyi bayramlar diliyorum.
ABD nasıl ki “kâğıttan kaplan” diye alay ettiği İran’ı yok edemiyorsa.. Bizler de Cumhuriyet’in yok edilmesine izin vermeyeceğiz.. Tutsakları teker teker içerden alıp kucaklayacağız.
/././
Saraçhane mitingi sonrası 35 gözaltı
Saraçhane’de “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin yıl dönümünde düzenlenen buluşmanın ardından polis müdahalesi yaşandı. Bozdoğan Kemeri çevresinde 35 kişi gözaltına alındı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, gözaltına alınanların 19’unun 18 yaşın altında olduğunu belirterek uygulamaya tepki gösterdi. https://halktv.com.tr/siyaset/sarachane-mitingi-sonrasi-35-gozalti-1016151h
***
halkTV


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder