İTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular -Bahadır Özgür-
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç’in adını hiç duymayanlar da son mahareti sayesinde öğrenmiş oldu. Yurt dışından 30 Euro gümrük muafiyeti ile alışveriş yapma imkanının kaldırılmasını ‘müjde’ diye açıklayınca, kıyamet koptu. Özellikle 1500 TL’lik harcamaya bile göz dikmelerine gençler oldukça öfkeli.
Peki Avdagiç memleket ekonomisini ve ‘yerli tüccarları’ bu kadar düşünüyorken, acaba kendi yönettiği kurumun milyonlarca liralık bütçesini nasıl harcıyor? Bir şeffaflık var mı? Binlerce üyesi gelir-gider kalemlerinin ayrıntısını biliyor mu?
Uzatmadan yanıtlayalım: Hayır!
800 bini aşkın üyesi ile dünyanın en büyük ticaret odası olan İTO’nun resmi olarak aidat gelirine, bütçesine, gelir ve gider tablolarına ulaşmak mümkün değil. Lafta kamuya açık lakin, bulabilene aşk olsun!
İşte tam da Avdagiç’in milleti zıplatan yurt dışı alışverişle ilgili açıklamaları tartışılırken, yeni bütçenin görüşüldüğü 26 Aralık günü yapılan olağanüstü meclis toplantısına dair bazı ayrıntıları öğrendim. Kimi üyeler kürsüden kalem kalem harcamaların detayını sordu.
Sorular gerçekten dikkat çekici.
Bir kısmını madde madde aktarayım:
* İTO yönetimi 2025 yılında ‘hediyelik’ başlığı altında tam 30 milyon 598 bin lira harcamış. Kime alınmış onca hediye? Üyeler de sordu ama yanıt yok.
* Bayağı yüklü yurt dışı seyahat gideri var. Fakat esas dikkat çekeni “Diğer kişiler seyahat ve konaklama” başlığı altında yapılan harcamalar. İTO yöneticileri ve üyeleri dışında ‘diğer kişiler’ kim, o da belli değil. Toplantıya katılanlar da öğrenmek istemiş. Nitekim bu ‘diğer’ kişilerin konaklamasına 8 milyon, uçak biletine 9 milyon lira harcanmış.
* İTO’nun 2025’te düzenlediği panel ve seminerler için harcaması 4 milyon 64 bin lira olurken, bunlar için alınan danışmanlık hizmetlerine ödeme ise 21 milyon 23 bin lira. Yine kimden hangi firmadan, nasıl danışmanlık alındığı açıklanmadı.
* ‘Bilgiyi geliştirme’ başlıklı kalemin toplam maliyeti 126 milyon 584 bin lira. Yazılım için ödenen para 110 milyon lira. Her yıl yazılım alınıyor mu, belirsiz. İlginçtir yazlımın bir de ‘bakımı’ yapılmış ve ona da 14 milyon lira ödenmiş.
* Bir başka kalem ‘Bilginin ticarileştirilmesi.’ İTO bilgi satıyor fakat burada ödenen gelir değil gider. Onun tutarı da 90 milyon 899 lira. Peki bunca yatırımdan ne kazanılıyor? Elbette belirsiz.
* İlginç harcamalardan birisi de bütçede ‘garsonlar’ diye geçen kalem. Ne İTO yönetimi garsonlara 12 milyon 121 bin lira ödedi. Haklı olarak üyeler soruyor: “Bu nasıl bir harcama? İhtiyaç oldukça günlük hizmet mi alınıyor, bizim garsonumuz mu var? Şirketlerle mi çalışıyoruz?”
* Diğer bir kalem de ‘kamuoyu oluşturma harcaması.’ Tutarı 43 milyon 690 bin lira. Reklam mı verilmiş, kime verilmiş, kampanya mı düzenlenmiş; düzenlenmiş ise kimle çalışılmış, belli değil yine.
Ve en önemli harcamaya geldik. İTO bütçesinden geçen yıl Turizm Geliştirme ve Eğitim Vakfı'na (TUGEV) 90 milyon 825 bin lira gönderildi. Burayı biraz detaylandıralım…
TUGEV aslında 1984 yılında Vehbi Koç, Semahat Arsel, Mehmet Kemal Dedeman başta olmak üzere 17 kişi ve kurum beraber kurdu. İTO ile bağlantılıydı. Amaç o dönem yetersiz olan turizm konusunda eğitimli personel yetiştirmeye katkıydı. Sonradan hem devlet okullar açtı hem de turizmcilerin birlikleri bu konuda rol üstlendi.
Vakfın başkanı Şekib Avdagiç. Yönetiminde aynı zamanda İTO Başkan Yardımcısı olan turizmci Bahadır Yaşık da bulunuyor. Yani kendi yönetimlerindeki vakfa 90 milyon lira vermişler. Üyeler toplantıda paranın niye verildiğini, nasıl bir turizm çalışması yapıldığını sordular.
/././
Önünde "diz çökmesi" işe yaramadı: Trump Machado’yu sildi -Mustafa K.Erdemol-
Gerçekten gündemi yakalamak çok zor. O kadar sık, o kadar hızlı değişiyor ki yetişmenin olanağı yok. Birkaç gün önce ABD’nin Venezüela haydutluğunu konuşurken, şimdi İran’da olup bitenlerde gözümüz kulağımız. Dünyanın içine sokulduğu sosyal/politik durum birbirini izleyen, birbirinden de bağımsız olmayan gelişmeler doğuruyor sürekli. Gündemdeki yerleri sık değişse de birbirine bağlı olaylar aslında tanık olduklarımız.
Aktörler de değişiyor değil tabii. Çoğunlukla ABD/ İsrail ortaklığının belirlediği gündemler bunlar. Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, Kuzey Kutbu’nda ya ikisinin birden ya da tek tek her birinin parmağı olan gelişmelere tanık oluyoruz. Dolayısıyla şu sıralar İran öne çıktığından olsa gerek Venezüela haydutluğunun kahramanlarından Maria Corina Machado’nun ABD Başkanı Donald Trump’a “yaltaklanma”sı gözden kaçıverdi. Ya da hak ettiği ilgiyi görmedi.
Oysa, teslimiyetin, kendini vermenin en rezil örneği bir figür olarak dikkatimizden kaçmamalıydı Machoda. Malum, bir süre önce uzun süreden beri itibarı yerle bir olmuş Nobel Ödülü’ne Barış alanında layık görülmüştü. Trump’ın aslında kendisine verilmesini beklediği ödüle yani.
İşte bu Machado, geçtiğimiz gün “ödülünü”, “Venezüela’ya yardımlarından ötürü” Trump’a verdi. Ödülü almakta hiçbir etik sorun görmeyen Trump da bunu “karşılıklı saygının harika bir göstergesi” sözleriyle değerlendirdi. Hiç büyümemiş “insanlar” yönetiyor dünyayı. Rezalet.
Kendi aralarında ne halt ederlerse etsinler ama kişiliksizliğin normalleştirilmesi gibi bir tehlike barındırdığı için öfke doğuruyor bu tür tutumlar. Peki Machado neden bu tür bir “yaltaklanma” ihtiyacı duydu? Kenara itildiği, Trump’tan beklediği ilgiyi görmediği için. Çünkü davranışlarında tutarlılık olmayan Trump yine şaşırtan bir tavır sergileyerek Venezeüla’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’ı açık açık övdü, biliyorsunuz. Ondan “she's a terrific person” (muhteşem biri) diye söz ederken ödülü kabul töreninde ne Machado’nun ne de Temmuz 2024 seçimlerinin galibi olarak tanımasına ragmen Venezüela muhalefet lideri Edmundo Gonzales Urrutia’nın adını bile anmadı.
Maduro’nun Yardımcısı, geçici Venezüela Devle Başkanı Rodriquez’in Trump’ın övgüsüne mazhar olmasını kendi adıma çok utandırıcı bulduğumu söyleyerek belirteyim; yeni bir “müttefik” bulduysa, Machado ile Urrutia’ya neden ihtiyaç duysun ki Trump? Muhalif ikilinin gözden düşmesinin gerekçelerinden biri de Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt’in dediğine göre, başta ordu olmak üzere Venezüela’nın diğer devlet kurumlarının sadakatini sağlayamayacaklarının düşünülmesi. Burada olumlu gibi görünen şu; demek ki ordu ile kurumlar pek de ABD’nin sandığı gibi “çantada keklik” değil. İster istemez Trump’ın onlarla çalışacağı anlamına geliyor bu. İhtiraslarının sınırlanmasına yarayabilir bu durum. Zayıf da olsa bir umut aslında benimki.
Sonuçta Nobel’i verip yeniden gözüne girmek istediği Trump tarafından “itin gözüne” sokulmuş bir figür olarak medyaya konu oldu Machado.
İşin bir de Nobel’i dağıtan komiteyle ilgili boyutu var. Komite ödülün “iptal edilemeyeceğini, paylaşılamayacağını, başkasına devredilmeyeceğini” açıkladı ama madalya sahibinin madalyayı dilediği gibi kullanabileceğini belirtti. Yani ödüle layık görülen, “ödül sahibi” sıfatını koruyabilir ancak madalyayı hediye edebilir. Açıklamanın tuhaflığından onların da meseleye bir çözüm getiremedikleri anlaşılıyor Oysa bilmeleri gerekirdi bu tür bir durumla karşılaşabileceklerini. Çünkü Ukrayna’dan kaçanlara yardım ettiği için kendisine verilen Nobel Ödülü madalyasını yakın zamanda 100 milyon dolardan fazla bir fiyata açık artırmayla satan Dmitri Muratov örneği var ortada.
Machado rezilliğine ülkesinin tarihini de alet etti bu arada. Yaklaşık 200 yıl önce Bağımsızlık Savaşı sırasında ABD’nin, büyük bağımsızlık mücadelesi lideri Simon Bolivar’a madalya verdiğini anımsatarak şimdi de “Bolivar’ın halkının”, “kardeşlik" adına ABD liderine aynısını yaptığını söyledi. Ülkesinin liderinin ABD’li haydutlarca evine girilerek kaçırılmış olmasından duyduğu en ufak bir rahatsızlık yok “nobel barış ödülü sahibi”nin.
Her zaman “efendi” değil, zaman zaman “köleler” de hak eder küfürü.
Ama kendini aşağılatana küfür etsen ne olacak?
/././
Son pandemi: Tükenmişlik!-Ayşenur Arslan-
Küresel ölçekte yapılan bir araştırmaya göre biz birbirimize güvenmiyoruz.
MetroPOLL’ün Türkiye çapındaki araştırmasına göre de yaklaşık iki kişiden biri tükenmişlik sendromundan muzdarip.
Hem de en aşırısından. Araştırmanın diliyle söylersek, toplumun yüzde 61’i “yüksek veya çok yüksek” düzeyde tükenmişlik yaşıyor.
Yani memleketin yarısından fazlası yorgun, mutsuz, umutsuz.
Tükenmişliğin en yoğun hissedildiği kesimler kadınlar, gençler, işsizler ve öğrenciler..
Kadınların üçte ikisinin (yüzde 66) yüksek tükenmişlik yaşaması, iş ve bakım yükünün yarattığı baskının bir göstergesi.
Bir bakıma tarih boyunca taşıdıkları yükün sonucu.
Ne var ki, günümüzde o yüke daha ağırları ekleniyor: Ekonomik yoksunluk.. Çocukların eğitimi konusunda yaşanan endişeler.. Hanede bazen evin erkeğinin işsiz olması.. Bir türlü silinemeyen borçlar..
Bunlar kişisel tablonun anlattıkları. Bir de toplumsal tablo var ama.. “Yoruyor, üzüyor, tüketiyor” denilen o tablodaki veriler şöyle sıralanıyor: Suç ve şiddet olayları (yüzde 29), Siyaset (yüzde 21), Ekonomi (yüzde 19) Toplumsal/ahlaki çürüme (yüzde 18)
* * *
Hiç tanımadığım, karşılaşmadığım Murat Çalık’ın başına gelenler mesela.. Kanser geçmişi ve ağır kilo kaybına rağmen tutukluluğunun devamına karar verildi, malum. Son günlerdeki durumunu bakılarak acil ameliyata alındı. Sonra… Ameliyattan 48 saat sonra cezaevine geri gönderildi.
O 48 saat sadece annesini, eşini, yakınlarını değil.. Bizleri de tüketti. Kendi adıma söylersem üç gündür uykularım haram!!!
Ona mı, sevgili arkadaşım Merdan’a mı, cezaevinde 300 günü tamamlayan İmamoğlu’na mı.. Hatta -abartmıyorum- İran’da idam edileceği söylenen o güzel evlada mı yanayım bilemedim.
Hukukun, Trump gibi delilerin kişisel oyuncağı haline geldiği.. Ya da İran’daki gibi karanlık çağlara gidiş bileti olduğu bir dünyadayız. Karanlığı aydınlatmak için kendisini yakanların devrindeyiz.
Sadece oralar şuralar değil elbette.. Buralarda da hukuk kayıplara karıştı.
Ciddi iddialarla suçlanan, telefonunun şifresini vermeyi reddeden Rezan Epözdemir tahliye edildi. Tutuklu oldukları süre, verilmek istenen cezanın yatarını aştığı halde bırakılmayanlar içerde.
Hukukun olmadığı yerde güven olur mu? Güven yoksa sorunlar çözülür mü?
MetroPOLL Araştırma diyor ki:
“Seçmen profilleri üzerinden yapılan analizde, toplumun yüzde 45'inin "her yere güvensizler" kümesinde olduğu görüldü. Bu grup ne devlete ne kurumlara ne de diğer insanlara güveniyor. Özellikle muhalefet seçmeninin (CHP, İYİ Parti, DEM Parti) büyük kısmı bu güvensiz ve tükenmiş kitleyi oluşturuyor. İktidar seçmeni ise daha çok "kuruma yaslananlar" (Devlet çözer diyenler) grubunda yer alıyor.”
Analizdeki “kuruma yaslananlar” ifadesi çok şey anlatıyor.
Toplum bugün yalnızca tükenmişler / tükenmemişler.. Güvenenler / güvenmeyenler vs diye ayrılmıyor.
Özellikle bir “iktidar projesi” olarak şöyle ikiye ayrılıyoruz:
Bir tarafta cebindeki son kuruşa kadar silkelenenler / diğer tarafta paranın gittiği iktidar destekçisi kitleler. Yani iktidara yaslananlar.
Araştırma aslında bize bildiğimiz ya da hissettiğimiz gerçeği anlatıyor. Gençlerin ruh hali.. Başta Milli Eğitim Bakanı olmak üzere bakanların ve AKP sosyetesinin çocuklarının yurt dışı tecrübeleri.. Sıradan hale gelen haberler, araştırmaya şöyle yansıyor:
“Aidiyet ve göç konusundaki veriler beyin göçü tehlikesini doğruladı. Genel nüfusun üçte ikisi Türkiye'de yaşamayı tercih etse de, 18-34 yaş grubunda durum kritik. Gençler ve eğitimli kesimde "Fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim" diyenlerin oranı, ülkede kalmak isteyenlerle neredeyse başa baş noktasına geldi. Rapor, bu grupta gitme isteğinin artık marjinal bir düşünce değil, "ana akım bir seçenek" olduğunu vurguluyor.”
Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olduğunu kendi ağzından duyduğumuz Erdoğan, gençleri ve yetkin isimleri “harcanabilir yığınlar” olarak görüyor ya!
O projenin amacı her neyse -bir başka yazıda ele alırız- sonucu ortada: *Hukuk yok.. *Güven yok.. *Huzur yok.. *Neşe hiç yok.
/././
O kız çocuğunu neden daha önce korumadınız?-İsmail Saymaz-
Ankara’da 14 ve 15 yaşlarındaki yaşındaki E. ve N. adlı iki kız çocuğunun gece kulüplerinde çalıştırıldığını, fuhuşa sürüklendiğini ve seks dolandırıcılığına itildiğini anlattığım köşe yazım büyük ses getirdi.
İnfial yarattı E. ve N.’nin başından geçenler…
Neler mi yaşamışlardı?
Hatırlatayım.
E., 2011 doğumlu.
İlkokul altıdan terk.
Geçen yıl 18 Eylül’de Emniyet’e başvurmuş.
Emniyet Ankara Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne yönlendirmiş.
E., 26 Eylül 2025’te kuruma kabul edilmiş.
İkinci çocuğun adı ise N.
2010 doğumlu.
Liseden terk.
16 Ekim 2025’te kuruma kabul edilmiş.
Ortak noktaları B. adlı gece kulübünde çalıştırılmak.
Çocuk Koruma ve İlk Müdahale Değerlendirme Birimi’nde 17 Ekim’de ifadeleri alındı.
Görüşme raporunda ‘çocukların anlattıklarına göre’ bölümünde şu iddialara yer veriliyor:
-‘İş hayatı’ garsonluk, konsomatrislik, striptiz ve direk dansıyla başlıyor.
-Patron “Bu adamla birlikte ol, sana 5000 TL ödenecek” diyor. Cinsel ilişki teklifini reddedenler işten atılıyor.
-Polis geldiğinde kızlar depoya açılan kapıdan dışarı çıkarılıyor.
-İçeride uyuşturucu satılıyor.
-‘B.’ adlı mekanda 18 yaşından küçük 10-15 kız çalıştırılıyor.
-‘B.’nin yanı sıra G., İ., P., ve B. adlı mekanlarda da kız çocukları çalıştırılıyor. G.’de kızlar fuhuşa zorlanıyor. A. ve P. uyuşturucu ağırlıklı.
-Kadınlar ve kız çocukları bazı gece kulüplerinin işletmecileri tarafından ‘Tokatçılık’ ya da ‘Çat Çat’ denilen seks dolandırcılığına sürükleniyor. Bu dolandırıcılık türünde, WhatsApp’tan ulaşan ‘müşterilerin’ evine anlaşmalı taksilerle gidiliyor. Evde para alındıktan sonra ‘organizatör’ çağırmış gibi aşağıya inilip kaçılıyor. Bir gecede 10-15 tokatçılık yaşanabiliyor.
-Antalya ve Mersin’e gidilerek, tokatçılık yapılıyor.
-Mamak, Keçiören ve Altındağ nüfus müdürlüklerinde anlaşmalı memurlar üzerinden çocukların yaşı kimlik kartlarında büyük gösteriliyor.
-‘Panel’ adı verilen telefon uygulaması ile adı-soyadı öğrenilen müşterilerin özel bilgileri ele geçirilerek, şantajla para vermeleri isteniyor.
Bakanlık gerçeği saklıyor
Ben bu rezaleti duyurunca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, açıklama yapmak zorunda kaldı.
Açıklamada, geçen eylül ve ekim aylarında kuruma ilk kabulleri yapılan kızların beyanları ihbar kabul edilerek, suç duyurusunda bulunulduğu ifade ediliyor.
Bu, doğru.
Böylece adli makamların harekete geçtiği, soruşturma açıldığı ve çocukların devlet koruması altına alındığı anlatılıyor.
Açıklamada şöyle devam ediliyor:
“Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunması en temel önceliğimizdir. Çocuklarımızın güvenliğini tehdit edecek hiçbir ihmal ve istismara müsamaha gösterilmeyecek ve bu konudaki mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir.”
Bu bilgi gerçeği yansıtmıyor.
E.’ye danışmanlık verilmiş
Dahası…
Yurttaşlara yalan söyleniyor.
Çünkü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri, E. ile ilk kez 18 Eylül 2025’te tanışmadı.
E.’nin bakanlığa bağlı Ankara Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) ile teması eskiye dayanıyor.
E., ‘evden kaçtığı’ gerekçesiyle annesi T.D. tarafından şikayete konu edilmiş. Bir aile mahkemesi danışmanlık tedbiri uygulanmasına karar vermiş. Çocuk Koruma Kanunu’nun beşinci maddesine göre danışmanlık tedbiri, anne ve babalara çocuk yetiştirme konusunda, çocuklara da eğitimleri ve gelişimleriyle ilgili sorunlarının çözümünde yol göstermeye yönelik bilgilendirmeye deniyor.
Yani E., Ankara ŞÖNİM’de danışmanlık alıyor.
Annesi konsomatris, babası cezaevinde
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, E. ve ailesini tanıyor mu?
Evet, tanıyor.
Kurum tarafından hazırlanan raporda, anne T.D.’nin konsomatris olarak çalıştığı, günlük 4.000 TL kazandığı, lise mezunu olduğu ve kızı üzerinde yeterli otoriteyi sağlayamadığı ifade ediliyor.
Baba D.’nin ise çeşitli suçlardan ceza aldığı, tutuklu olduğu ve 2039 yılına kadar içeride kalacağı belirtiliyor.
E.’nin iletişime açık olduğu, sorulara açık ve net cevap verdiği kaydediliyor. Kardeşi M.’nin ise sekizinci sınıfta okuduğu, başarısının yüksek ve okula devamının düzenli olduğu anlatılıyor.
Bir yıldır kulüplerde çalışıyor
Rapordan anlıyoruz ki…
E., danışmanlık aldığı tarihte konsomatrislik yapıyor.
Çünkü E., 18 Ekim 2025’te Çocuk İzleme Merkezi’nde alınan ifadesinde şöyle diyor:
“Bir kulüp var, ‘B.’ diye. Kız çocuklarını çalıştırıyorlar, uyuşturucu ve zorla alkol içiriyorlardı. Bu kulübe iki ay önce gitmiştim. Orada B.K. adlı kişi, kulübün sahibi ile arkadaş. B.K. ile ‘abla’ dediğim E.V. sayesinde tanıştım. E.V., eskort gibi gidip tokatçılık yapıyor. Bana ‘Gel beraber fuhuş yapalım, çok para var. Hiçbir şey yapmana gerek yok, yanımda otur, görüntü yap’ dedi. Yanında iki kere bulundum. Bu olay 1.5 ay kadar önce oldu.”
Ayrıca 22 Ekim 2025 tarihli görüşme raporunun sonuç bölümünde E.’nin “Bir yıldır bu kişileri tanıdığı, detaylı işlere gittiği” anlatılıyor.
E.’nin ifadesi, Ankara ŞÖNİM’de danışmanlık aldığı dönemde gece kulüplerinde çalıştığını, fuhuş ve seks dolandırıcılığına itildiğini gösteriyor.
Öyleyse…
E., neden vaktinde koruma altına alınmadı?
Niçin danışmanlıkla yetinildi?
Danışmanlık verilirken, konsomatrislik yaptığı bilgisini sakladı mı?
Yoksa bu bilgi biliniyordu da görmezden mi gelindi?
Bu soruları yönelttiğim Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri dosyada gizlilik kararı bulunduğu gerekçesiyle yanıt veremeyeceklerini söylediler.
Bakanlık görevlileri şüpheli
Oysa Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilileri şüpheliler arasında yer alıyor.
E.’nin danışmanlık sırasında fuhuşa itilmesi bakımından kamu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal yönünden dosya Memur Suçları Bürosu’na gönderilecek.
Hali hazırda E.’nin ifadelerinde adı geçen bir kişi tutukluyken, iki kişi için ev hapsi tedbiri uygulanıyor.
/././
halkTV



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder