6 Şubat Anadolu katliamı: Yerdeki çatlaktan uluslararası sermaye çıkıyor + Doğal ve sosyal afet tanımı, siyaseti, ahlakı, felsefesi nedir?-EVRENSEL-


6 Şubat Anadolu katliamı: Yerdeki çatlaktan uluslararası sermaye çıkıyor -Kansu Yıldırım- 

Türkiye’yi derinden sarsan ve büyük acılara neden olan, 14 milyondan fazla insanı etkileyen, resmi açıklamalara göre 53 binden fazla insanın hayatını yitirdiği 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Kamu kurumları, okullar, hastaneler, ticari işletmelerin aralarında bulunduğu 39 binden fazla bina yıkıldı. Yıkımlar ve ölümler dışında 11 ilin nüfus ve demografik yapısı da büyük oranda değişti; 3 buçuk milyondan fazla insan deprem illerinden Ankara, İstanbul, Antalya, Bursa, İzmir, Mersin, Elâzığ, Muğla ve Kocaeli’ye göç etti.

Soma Maden Katliamı’na “fıtrat” diyenler 6 Şubat depremlerine de “asrın felaketi” adını taktı. İktidar ve yandaş basın, yıkımı bir tür “doğallık” ve “olağanlık” içerisinde kadercilikle sunarak depremin sınıfsal boyutunu gizlemeye çalıştı.

Deprem, yer kabuğunu etkileyen fiziksel bir hareket olmasına karşılık etkilerini bu denli ölümcül hale getiren sermaye hareketinin kendisidir. Korkut Boratav’ın veciz ifadesiyle “sermayenin sınırsız tahakkümü” diye tanımladığı, sermaye birikiminin akışkanlığını korumayı amaçlayan, finans, toprak ve rant ilişkisine göre şekillenen ekonomi ve imar politikaları “asrın gerçek felaketi”dir.

6 Şubat depremleri sermayenin topografyasını da etkiledi çünkü deprem bölgesi; Türkiye kapitalizminin emek yoğun sektörler eşliğinde büyüme stratejisinin şiddetli biçimde uygulandığı, küresel meta üretimine düşük ücretlerle eklendiği, kayıt dışı ve enformel çalışmanın yaygın olduğu, göçmen ve çocuk emeği ile ucuz emek rezervlerinin çeşitlendirildiği 120 bin kilometre karelik geniş bir üretim ve sömürü coğrafyası. Buna karşılık Kahramanmaraş’ın, Gaziantep’in, Adıyaman’ın, Hatay’ın, Malatya’nın ve öteki kentlerin derme çatma binalarında yaşayan emekçiler, kapitalist üretim ilişkilerinin bir girdi kalemi gibi istiflendikleri çürük binalarda ölüme terk edildi.

İktidar ve patronlar, depremin sermaye birikim dinamikleri üzerindeki etkilerine diğer boyutlarına nazaran fazla odaklandı. 6 Şubat’ı “afet kaynaklı en büyük ekonomik kayıp” olarak tanımlayan Strateji ve Bütçe Başkanlığının raporundaki verilere göre depremin maliyeti 103.6 milyar dolar. Bu da milli gelirin yaklaşık yüzde 9’una denk geliyor. 

2023 yılında yayımlanan “Kahramanmaraş ve Hatay depremleri raporu”na göre depremin yaşandığı 11 ildeki 38 OSB’de 4 bin 997 fabrikada yaklaşık 550 bin işçi çalışırken, deprem bölgesindeki illerin toplam milli gelirden aldığı pay yüzde 9.8 idi. 

Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşunun güncel verilerine göre başta Gaziantep ve Adana olmak üzere 60 OSB’de 5 bin 244 fabrika faaliyet gösteriyor. Türkiye genelinde OSB’lerde üretim yapan toplam 68 bin 933 fabrikanın yüzde 7.6’sı deprem bölgesinde. 

Deprem öncesinde de sanayi açısından kritik bir merkez olan bölgede, yıkımın ardından ortaya çıkan yeniden yapılanma süreci, sermaye açısından yalnızca kayıpların telafisi değil, üretim ve kapasite artışını hızlandıran bir fırsata dönüştürüldü..

Deprem bölgesindeki imalat sanayi kuruluşları kapasite kullanımında şu anda Türkiye ortalamasının üzerine çıkmış durumda. Sanayide toplam elektrik tüketimi 2023’ten 2025’e yüzde 5.5; doğal gaz tüketimi yüzde 29.8 arttı.

Benzer bir eğilim TOBB’nin ticaret istatistiklerinde gözlemlenebiliyor. Depremden bir yıl sonra 2024 yılında 12 bin 460 şirket kurulurken, 2025 yılında bu rakam 12 bin 900’e yükseldi. 11 ilde kurulan şirket sayısı da Türkiye ortalamasını geçti. 2025’te kurulan şirket sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3.5 artarken, Türkiye genelinde kurulan şirket sayısı 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 1.5 azaldı.

Bölgede tekstil ve ham maddeleri, hazır giyim ürünleri, hububat, bakliyat, yağlı tohum, çelik, tarım ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin ihracat performansları artıyor. Strateji ve Bütçe Başkanlığının 2026 yılında hazırladığı “Kahramanmaraş ve Hatay depremleri yeniden imar ve gelişme raporu”nda deprem bölgesindeki 11 ilin toplam ihracatının 2023 yılında 22.9 milyar dolara, 2024 yılında 24.2 milyar dolara, 2025 yılında ise 25 milyar dolara yükseldiği bilgisi yer aldı. 

Bu dönemde ihracatını artıran iller; Adana, Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Kilis ve Osmaniye oldu. 2025 yılında ülke genelinde imalat sanayii ihracatı 2023 yılına göre yüzde 6.9 artarken, deprem bölgesi bir kez daha Türkiye ortalamasının üzerine çıkarak, ihracatını yüzde 8.8 oranında artırdı.

Deprem bölgesinde sermayenin yeniden yapılanmasının ve faaliyete geçmesinin en önemli motivasyonu teşvikler, destekler, vergi borcu silme, kredi ve borç taksitlendirmeleri gibi doğrudan ve dolaylı olarak sunulan finansal desteklerdir.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2026 yılı bütçe sunumunda bu desteklerden bazıları paylaşıldı. Bakanlık üzerinden OSB’ler ve sanayi sitelerine sağlanan kaynak 23 milyar TL’ye ulaştı. 1584 yatırım için teşvik belgesi düzenlendi; Kahramanmaraş, Gaziantep ve Malatya’da 936 iş yerinin inşası Bakanlık tarafından yapılmıştır.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından şubat-aralık 2025 döneminde deprem bölgesinde imalat sanayisi yatırımlarına ilişkin 476.8 milyar lira sabit yatırım tutarı öngörülen toplam 4 bin 88 teşvik belgesi düzenlendi.

Depremlerden etkilenen bölgelerde KOBİ’lerin canlandırılmasına yönelik “Türkiye deprem sonrası mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin canlanması projesi” kapsamında 69 bin 951 şirkete 47.9 milyar TL destek ödemesi yapıldı.

Küçük sanayi sitesi ve müşavirlik yatırımları kapsamında 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 13.6 milyar TL harcanmış; KOSGEB tarafından KOBİ’lere 2.9 milyar TL, kalkınma ajanslarınca 1.08 milyar TL destek ödemesi gerçekleştirildi. 2025 sonu itibarıyla deprem bölgesinde sermayeye aktarılan destek ve finansman tutarı 17 milyar 627 milyon TL oldu.

Deprem bölgesinde sermaye kompozisyonu ve üretim göstergeleri iyileşirken, istihdamdaki 4 milyon 324 bin işçinin yüzde 37.1’i kayıt dışı. Bölgede ücret ortalaması ise asgari ücret ve yakın ücret seviyesinde.

Büyük çoğunluğu konut/altyapı inşaatı, barınma, tarımsal destek ve OSB’lere ayrılan kaynağın yeterli olmaması depremden etkilenen illerdeki üretimin ve ihracatın eski temposuna dönmesi için dış finansman girişini de hızlandırdı.

Dünya Bankası tarafından 2023 yılında KOSGEB’e KOBİ’lerin toparlanması ve iş sürekliliğinin sağlanması için 450 milyon dolar tutarında kaynak sağlandı. 2024 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına 600 milyon dolar, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasına (TKYB) istihdamın korunması ve ilave istihdam yaratılması için KOBİ’lere ve büyük ölçekli işletmelere uzun vadeli finansman sağlanması maksadıyla 523.4 milyon dolar kaynak temin edildi.

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), bölgenin yeniden imarı için kamu ve özel sektöre yönelik 1.5 milyar avroluk finansman paketi oluşturdu, bunun 1 milyar avrosu bankalara, bölgedeki özel sektör projelerine, KOBİ’lere ve yerel bankalara aktarıldı.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankasına (TSKB) Japon Uluslararası İşbirliği Bankası tarafından 200 milyon dolar, Uluslararası İslami Ticaret Finans Kurumundan (ITFC) 50 milyon dolar tutarında finansman destekleri verildi.

Asya Kalkınma Bankasından (AKB) 2025 yılında “deprem sonrası toparlanmayı hızlandırmak, dayanıklılığı artırmak ve istihdam yaratımını güçlendirmek amacıyla ihracat odaklı işletmelerin uzun vadeli finansmanla desteklenmesi” projesi kapsamında Eximbank’a Hazine geri ödeme garantisi altında 587.8 milyon dolar kredi verildi.

Deprem finansmanı kapsamında Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı tarafından 2023 yılında KOSGEB’e yaklaşık 138.4 milyon dolar kredi sağlandı.

İslam Kalkınma Bankası, Hazine ve Maliye Bakanlığıyla deprem bölgesine yönelik finansman anlaşması kapsamında 100 milyon dolar finansman sağladı. Bu finansman, ihracatçıların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kullanıldı.

Depremden kaynaklı zararların ve hasarların onarılması ve telafi edilmesi için şu ana kadar sağlanan dış kaynak tutarı 8.7 milyar dolara yaklaştı, bu finansmanın yaklaşık yarısı ihracatçıların ve reel sektörün desteklenmesi amacıyla kullanıldı.

Depremden etkilenen 11 ildeki 242 konteyner kentte 360 bin 455 kişi yaşamını sürdürmeye çalışırken, 6 Şubat’tan sonra yaşanan onca yıkıma ve acıya rağmen, depremden en az hasarla çıkan yine şirketler oldu. Tam da bu yüzden depremler salt doğa olayı değil, sınıf ilişkilerinin dışa vurumudur.

/././

Doğal ve sosyal afet tanımı, siyaseti, ahlakı, felsefesi nedir?-Adnan Gümüş- 

Bugün 6 Şubat. Koca üç deprem Pazarcık, Hatay, Elbistan ve geçen üç yıl.

Erzincan, Erzurum, Muş, Van, Adana, Adapazarı, Düzce, Elâzığ, Malatya, Maraş, Hatay, İzmir, İstanbul… depremlerin hepimiz doğrudan dolaylı tanığıyız, kimimiz en odağında kimimiz biraz daha uzaktan yaşadık yaşıyoruz.

Ben de bireysel olarak çeşitli depremler yaşadım ama 2023’te yaşadıklarım öncekilerden çok farklı idi.

2023 depremleri depremin şiddeti veya jeolojik bakımından değil ama başka pek çok bakımdan farklı bir afet oldu. Bugünkü sorum, 2023 depremlerinin öncekilerden farkının ne olduğudur. 

Bir mahkeme kararı: Afetin adaleti, ahlakı, yönetimi, siyaseti sorunu

2023 depremlerinde gündeme gelen olaylardan biri Adıyaman’da aralarında KKTC’li öğrenciler ve tur rehberlerinin de bulunduğu 72 kişinin yaşamını yitirdiği Grand İsias Otelinin yıkılması ve davaya ilgi oldu. Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi, tam da bu hafta kamu görevlisi sanıkların eylemlerinin neden ‘olası kast’ değil de ‘bilinçli taksir’ kapsamında değerlendirildiğine yönelik gerekçeli kararını açıklamış. Gerekçeli kararda; Adıyaman’ın deprem risk haritasının zamanla az riskli bölgeden yüksek riskli bölgeye değiştiğine, 6 Şubat’taki 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin şiddetine ve bu büyüklükte bir depremin yakın tarihte yaşanmamış olmasına, sanıkların çoğunun Adıyaman’da ikamet etmesine ve ruhsat ile yapı kullanım izni tarihleriyle deprem tarihi arasındaki süreye dikkat edildiği, bu gerekçelerle kamu görevi bakımından sanıkların ‘olası kast’ değil de ‘bilinçli taksir’ kapsamında yargılandığı/cezalandırıldığı ifade edilmiş.

Mahkeme, açıkça olmasa da, 2023 depremi sonrası yıkımları doğal bir afet olarak tanımlamış bulunuyor. Bu da tüm siyaset, ahlak, adalet ölçütlerini, değerlendirme biçimlerini değiştiriyor.

Peki, yaşanan afet doğal afet miydi sosyal siyasi bir afet miydi?

2023 afeti öncekilerden çok farklıydı: Aradaki fark sosyal siyasi farktı

Mahkemenin “öngörülemezdi” gerekçesini ben de bir türlü öngöremiyorum.

Depremleri öngörebiliyordum da deprem sonrası o gün bugündür yaşananların, yapılanların pek çoğunu öngöremedim, ancak hepimiz öngöremediğimiz çok şey gördük, görmeye de devam ediyoruz.

Mahkemenin kararında da öngöremediklerimiz var, maalesef öngördüklerimiz de hukuka, adalete yönelik çok soru oluşturuyor.

2023 depremlerinde depremlerin şiddeti değil ama depremde yaşanacaklara yapılacaklara dair öngöremediğimiz çok şey oldu, öngöremediğimiz çok şey yapıldı yaşandı. Depremde birincil roldeki AFAD işi organize edemedi, doğrudan arama kurtarma güvenlik rolü olacak asker bile alana sokulmamaya çalışıldı. Kızılay çadır satmaya kalktı. On binlerce insan günlerce AFAD ekibi bekledi, yaralısına cenazesine ulaşmak için adam aradı, tanıdık aradı, desteği olabilecek kurum kuruluş aradı, ulaşmakta zorlandı. Cenazesini işçi tutup çıkaranlar oldu. Yıkılan marketlerden sadece bisküvi su alınmadı, kasaları bile çalındı. Yardımların bir kısmı adreslere ulaşmadı, iline köyüne kasabasına göre farklı muameleler oldu, olmaya devam ediyor.

Benim dünyamda, çoğumuzun dünyasında, 2023 depremleri önceki tüm depremlerden farklı şeyleri, öngöremediğimiz çok şeyi, bir kısmını tahmin ettiğimiz ama ihtimal vermemeye çalıştığımız, kendimize ve insanlığa yakıştırmadığımız pek çok şeyi açığa çıkardı, yüzümüze vurdu.

Ancak depremin vektör etkisi ile açığa çıkardıklarının çoğu şey, enkaza yetişmekten, okulların kapatılmasından rezerv alanlarına kadar doğal afete değil sosyal afetlere dairdi. 2023 depremlerinde çok şiddetli depremler de oldu, bu açık, ancak öncekilerden en önemli fark olarak esas kırılmalar sosyal, siyasi, ahlaki yanlara dairdi.

Afetin tanımı ve iki ana türü: Doğal afet ve sosyal afet

Depremlerde insanlık bakımdan ana sorun insana ilişmesi ve insanlık bakımından yaşananlar, insanlık bakımından açığa çıkardıklarıdır. Depremin açığa çıkardığı her zaman afet değildir, afetlerin de hepsi doğal afetler değildir, bu ayrımların yapılabilmesi kritik önemdedir.

Depremin bir kısmı doğal afet bir kısmı sosyal afet sayılır.

Yaşanan insani yıkımlar, öngörülemez ve öngörülse bile bilim akıl teknoloji organizasyon ile; tasarısını, planını, işini, gücünü iyi yapmakla önlenemeyecek durumda ise bunlar doğal afetlerdir. Burada dikkat edilmesi gereken doğal depremlerin veya çok yağmur yağmasının sonucu binalar yıkılmıyor, bu şiddette deprem olacağı veya bu kadar yağmur yağacağı kestirilebildiği halde, farklı bir yerleşim ve yapı mimarisi ile yıkılmayacak barınaklar yapılabildiği halde, bunlar yapılmıyor ve depremde, yağmurda evler kayıyor, yıkılıyorsa bunlar doğal afetler değil, sosyal afetlerdir.

Doğal afetlerin sebebi insanlığın geldiği bilgi teknoloji ve iktisadi olanaklarla önleyemeyeceği afetlerdir, bunları bile öngörebilir ama ne yaparsa yapsın tedbir alamayacağı sonuçları ise bu felaketler doğal afetlerdir.

Mevcut bilgi teknoloji ekonomi olanakları içinde önlenebilecek yıkımlar zararlar bunlar yapılmadığından oluyorsa bu felaketler doğal değil sosyal afetlerdir.

Sosyal afette deprem ana sebep değil sebepleri, vektörleri açığa vuruyor

Doğal afetler de var, insanlık dört buzul evresi yaşadı. Ancak insani sosyal kayıplar insani toplumsal eksiklerden, hatalardan, kasıtlardan kaynaklanıyorsa işin sosyal siyasi ahlaki yanı öne çıkıyor, felaket insani, sosyal, siyasi, ahlaki bir afete varıyor. Pandemi, sel, deprem böyle durumlarda ana sebep, hatta vektör bile değil, ancak ana sebepleri ve vektörleri açığa vurucu, açığa çıkarıcı bir rolde bulunuyor.

Sosyal afetlerde ana sebep: Afet siyaseti, yönetimi, ahlakı

2023 depremleri, deprem jeolojisi bakımından da çok önemli olmakla birlikte, daha önceki depremlerden çok farklı olarak insanlığa, topluma, siyasete, ahlaka dair yaşananlar ile doğal yanından çok daha fazlasını, sosyal, siyasi, ahlaki yanını öne çıkardı.

Öteki ile birlikte yaşamak, hem doğa ve diğer canlılarla, hem de diğer insanlarla birlikte yaşamak, insanın ontik özelliği, insanın sosyal bir varlık olduğu açık. İnsan aynı zamanda akıllı bir varlık. İnsanın akıllı bir varlık ve sosyal bir varlık olması onun, Aristoteles’ten bu yana ifadesini bulduğu şekilde, “siyasi/politik zoon/canlı” olduğudur.

Siyaset; bir anlamı ile akıl sahibi canlıların amaç gütmesi ve gerçekleştirmesidir, daha iyisini yapma yönelim ve gücüdür. Siyaset akıl sahibi türler için zorunlu vazgeçilemez ertelenemez devredilemez bir özelliktir, öteki ile ilgili erekli örgütlü etkinlik/ eylemliliktir, öteki ile ilişkili her tür eylemimiz siyasidir, birlikte yaşam siyasettir. 

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te erdemleri; düşünce/teorik erdemler ve karakter erdemleri olarak ikiye de ayırmaktadır. Erdemlerin en başında düşünce erdemleri, düşünce erdemlerinin en başında da “sophia” gelmektedir, bilgisini bilimini insanlık adına kullanmak, insanlığın iyiliği için kullanmak bilgi sevgisidir, ana felsefedir, etik olandır, böyle eylemek, böyle yönelmek ve böyle yapmak siyasettir:

“Eğer bir şeyi kendisi için amaçlıyor, diğer şeyleri de ona ulaşmak için istiyorsak ve bir şeyi bir başka şey için istemiyorsak, bu en iyi durumdur. (…) Eğer söylediğimiz doğruysa onun ne olduğunu, hangi bilim olduğunu ve nelerle ilgilendiğini ifade edebilmemiz gerekir. Bu en önemli bilgi olmalıdır. Evet, siyaset bahsettiğimiz tarzda­dır, çünkü bir ülkede hangi bilimlerin gerekli olduğunu, kimlerin neyi ne kadar öğrenmeleri gerektiğini belirleyen bilim budur. Yine askerlik, ekonomi, hitabet gibi insan­ların çok önemsedikleri bilimlerin de siyasetin alanında yer aldıkları bilinir. Öte yandan siyaset nelerin yapılması, nelerden uzak durulması gerektiğiyle ilgili yasalar hazır­lar, buradan hareketle siyasetin diğer tüm iyileri içerdiğini ve insanlar için iyi olanı bulmaya çalıştığını söyleyebili­riz. İyi olan şey, insan için de ülke için de aynı şeyse, bu durumda iyiyi ülkenin elde etmesi daha güzeldir.” (Aristoteles, Nikomakhos’a Etik,”  1094 a, b)

Türkiye’nin ve insanlığın depremlerden yayılmacılığa, yoksulluk, yoksunluğa birincil sorunu doğadan geleni, kaçınamayacakları değil, kaçınabilecekleri, başarabilecekleridir.

Bu da siyasettir, siyasi ahlaktır. 2023 depremlerinin açığa vurduğu siyasetin ahlak dışılığıdır, ahlaksızlıklarıdır. Bundan sonra daha ağırlarını yaşamak istemiyorsak doğru düzgün bilgi, bilim, eğitim, yönetim, politika, afet siyaseti ve afet ahlakı şart bulunuyor. 

/././

EVRENSEL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -6 Şubat 2026-

Belediye Başkanı Böcek, Emniyet Müdürü Arslan ve iş takipçisi Ateş, okey masasında!-Tolga Şardan-  Sanık Fazlı Ateş’in ifadesiyle, Böcek ve ...