Bebek Otel gerçekleri: Zenginlerden yükselen kötü kokunun kaynağı ne? + Kurallara dayalı uluslararası düzende mutsuz son -soL-

Bebek Otel gerçekleri: Zenginlerden yükselen kötü kokunun kaynağı ne?-Ali Ufuk Arıkan-

Zenginlerin kurduğu düzenin ne kadar derin bir çürümeye kaynaklık ettiğini gözler önüne seren büyük bir kir, Bebek Otel'den üzerimize saçıldı. Gelin, bu kirliliğin kaynaklarına ve yayıldığı ağlara hep birlikte bakalım.

Ahlat AğacıArif V 216İftarlık Gazoz ve son ayların en çok konuşulan filmlerinden olan Yan Yana, yapımcısı olduğu filmlerden sadece bazılarıydı.

Yıldırım DemirörenNihat ÖzdemirAli KoçAcun IlıcalıOkan Buruk gibi iş ve futbol dünyasından AKP’ye çok yakın olan isimler, bunların yanı sıra popüler dizi oyuncuları, mankenler ve patron çocukları da onun mekanına konuk olan isimlerden bazılarıydı…

Muzaffer Yıldırım’dan söz ediyoruz, meşhur Bebek Otel’in sahibinden.

MARS Sinema Grubu'nun ortaklarından ve CEO’su, spor kompleksi MAC’in sahiplerinden olan Yıldırım, Bebek Otel’den saçılan kirin ve pasın ardından tutuklandı.

Şimdi tüm ihale ona yıkılarak kişisel bir öyküye dönüştürülüyor yaşananlar, oysa kişisel değil, düpedüz düzenle ilgili bir örüntüyle karşı karşıyayız.

Ruhi Su’nun oğlundan Yıldırım’a uzanan yol

Sayfaları biraz geriye çevirelim önce.

Bursa'da ipek fabrikası olan Muammer Karamanoğlu tarafından 1955 yılında açıldı Bebek Otel.

Sonrasında 30 yıl gibi uzun bir süre Ruhi Su'nun oğlu Güngör Su tarafından işletildi. 2018 yılına geldiğinde Katarlılara satılacağı haberlerine konu oldu.

O günlerde “bir dönem edebiyatçıların buluşma noktası olan tarihi mekan” olarak tanımlanan otel, iddia edildiği gibi Katarlılara değil, film şirketi sahibi ve otel zinciri patronu Muzaffer Yıldırım’a satıldı.

İstanbul’un “en gözde mekanlarından biri”, böylelikle el değiştirmişti.

Sonra her şey baş döndürücü bir hızla ilerledi ve Bebek Otel defalarca ülke gündemine girdi, çeşitli skandallarla.

Aslına bakılırsa bu skandallarda şaşırtıcı bir şey yok.

"Hiçbir şey tesadüf değil. Bir yanda ‘girişimciler’, diğer yanda ise ‘girişkenler’ var. Ben kendimi bir girişimci olarak tanımlıyorum. Girdiğim her işin arkasında detaylı bir stratejik planlama bulunur" diyen "Mutluluk ve keyif satıyorum" sözleri mottosu olan bir patron söz konusu olunca, gerisi onun stratejik planlamasının unsurları oluyor, doğallaşıyordu. 

Şaşırılacak bir şey kalmıyordu...

Ergin Ataman, yeni kriterler ve pandemi

Bu skandallara gelmeden önce, son dönemde Bebek Otel’e dair sızıntıların merkezi olan Sabah gazetesinin, pandemi günlerindeki bir haberini hatırlatalım: “İstanbul'da yaşayanlar şehri terk etmedi ve otellere yerleşti. Özellikle hafta sonu otellerin restoranları, yiyip içebilmek servis alabilmek için iyi fikirdi. Yıldızı parlayan şehir otelleri Six Senses, Swissotel ve Bebek Otel oldu.”

"Pandemide şehri terk etmeyip İstanbul’da kalanlardan" kasıt tabii ki zenginler, onlar pandemide eve tıkılıp kalmak yerine Yıldırım’ın otelinde keyif yapıyordu.

Ancak aradan bir ay geçtikten sonra aynı otel, bu kez pandemi kurallarını hiçe sayma haberlerine konu oldu: “Pandemi kurallarını hiçe sayarak cumartesi gecesi 80 kişilik yasa dışı parti düzenleyen Bebek Otel hakkında işlem yapıldı. Emniyet güçleri, dün akşam üzeri kural tanımaz otele gelerek, yetkililere kapatma kararını tebliğ etti, ardından da mühürleme işlemi yapıldı. Bebek Otel'in beş gün süreyle faaliyetlerine ara verildiği öğrenildi.”

Otel’in yeni patronu sonrası yaşanan ilk skandal "pandemideki parti" haberi değildi.

Dönemin Anadolu Efes Başantrenörü Ergin Ataman, oğluyla kahvaltıya gittiği otelden, “buraya çocukları alamıyoruz” denilip kaldırılmıştı. Bu olayı sosyal medyadan duyurup tepki gösteren Ataman, 6 ay sonra bir davet üzerine gittiği otele yönetim kurulu kararıyla alınmayacaktı.

Ancak otele alınmayan tek kişi Ataman da değildi. 

Otel artık “önüne geleni” içeri almıyordu, patronların mekanıydı, zenginler girebilirdi ama bir “standartları” vardı: “Bebek Otel, Muzaffer Yıldırım'ın satın almasından sonra birçok hadise ile karşı karşıya kaldı. Yaşanılan son olayda Anadolu Efes'in teknik direktörü Ergin Ataman'ın çocuğu ile Bebek Otel'e yemek yemeye gitmesi ve çocuğundan ötürü içeri alınmaması dikkat çekti. Selma Türkeş'in de yeteri kadar şık olmadığı için otele alınmamasının ardından Tuncay Özilhan, Selma Çilek gibi isimlerin de kapıdan içeri giremediği konuşuluyor. Sosyetik bir güzelin taytlı olduğu için, ünlü bir yapımcının salaş kıyafetleri nedeniyle, motosikletiyle gelen misafirlerin ise motorcu kıyafetleri ile içeri alınmaması gibi daha birçok şikayet ve olay, Bebek Otel'in kıyafet kurallarını faşizan bir tutuma dönüştürdüğünü ortaya çıkardı. Bebek Otel'in en eski müdavimleri olan Bebek'in yaşlı sakinleri de otele adım atamaz oldu.”

Düzen yeni standartlar getiriyordu, bu nedenle kimileri eleniyordu.

Bir çürüme öyküsü

Geldik esas konuya.

“Muzaffer Yıldırım, Ali Koç'u sürekli bu şekilde kovalardı. Acun Ilıcalı da Ali Koç'u bu şekilde kovalayıp ulaşmaya çalışırdı. Tahminim Muzaffer Yıldırım Ali Koç ile ilgili bilgileri öğrenip Acun Ilıcalı'ya söylerdi. Ali Koç bazen ailesiyle bazen arkadaşlarıyla bazen iş adamlarıyla otele gelirdi. Muzaffer Yıldırım bu konunun takibine çok önem verirdi.” "Acun Ilıcalı isimli kişinin bir kez Muzaffer Yıldırım'ın evindeki partisine geldiğini gördüm. Yaklaşık 4 yıl geçmiştir." “Okan Buruk otele sıklıkla gelen müşterimizdi. Haftada iki gün otelimize gelirdi”

Bebek Otel gündeminde en çok bu üçlü konuşuldu, futbol ve patron dünyasının öne çıkanları oldukları için.

Ancak Yıldırım Demirören de oradaydı, Nihat Özdemir de, diğer ünlü patronlar, popüler oyuncular ve tabii ki patron çocukları da...

Hepsi, hep birlikte oradaydı: “Bebek Otel'in müdavimleri arasında geçtiğimiz haftalarda fuhuş ve uyuşturucu soruşturmasında tutuklanan FLO ayakkabılarının sahibi Mahmut Ziylan ve firari Kasım Garipoğlu'nun ekürisi firari iş adamı Burak Ateş'in de yer aldığı çok sayıda isim bulunuyor. Öyle ki Ziylan ve Ateş'in Bebek Otel'de özel VIP odalara sahip oldukları da edinilen bilgiler arasında yer aldı. Bu odalarda uyuşturucu ve fuhuş eylemlerinde bulunulduğu iddia edilirken, Bebek Otel'e gelen kadınlardan ve fuhuş için kadın temin eden kişilerden hesap alınmadığı da öğrenildi.”

Öyle bir otel ki, bir yanda Türkiye'nin en büyük patronları, bir yanda ülkeden saçılan en kirli çürüme öyküleri, hepsi aynı anda yandaş medyada yer bulmaya başladı kendine, tüm ayrıntılarıyla.

Tüm patronlar burada, İstanbul'da geceler burada noktalanıyor; iddialar böyle.

Otele girişte ünlüler için ayrı kayıt açılıyor, içeri kimlikleriyle giriş yapmıyorlar.

İçeride VIP odalarda uyuşturucu ve fuhuş partisi yapılıyor, Sabah gazetesi öyle yazıyor.

Yani patronların her türlü "özel zevki" için hizmet sunan bir mekandan söz ediyoruz, her şey tamamen onların keyfi ve düşkünlükleri üzerine kurulmuş.

Gizlilik önemli haliyle. Bir iddiaya göre içeriye gelenler cep telefonlarını girişte teslim ediyor ve eğlenceye böyle devam ediyor. İçeriden sosyal medya paylaşımı yapmanın ve neler yaşandığını anlatmanın yasak olduğunu yazıyor yine yandaş medya.

Bu yasağın delinmesi durumunda otele yeniden giremiyorsunuz.

Yukarıda bir pandemi parantezinden söz etmiştik, zenginler pandemide beş günlük dahi bir kapatmayı sindiremeyip, ifşa olma riski yaşayınca, Rumeli Hisarı'nda kiralanan lüks bir villaya taşınmış söz konusu partiler.

Patronlar için parti ne olursa olsun hep devam etmiş anlayacağınız.

Her şey yasak, her şey kayıt altında

Bebek Otel’den zenginlerin gerçek öyküsünü yansıtan haberler saçılıyor her yeni gün.

Onlardan birinde, otel sahibi Muzaffer Yıldırım’ın büyük bir arşiv kaydı olduğunu öğrendik.

İddiaya göre otelin uyuşturucu ve fuhuş partilerinin yapıldığı VIP odaları da dahil her şey kayıt altına alınıyordu.

Bu kayıtların patronların kendi çürümüş zevkleri dolayısıyla mı, yoksa kendi iç kavgalarında şantaj malzemesi için mi tutulduğu henüz bilinmiyor. Belki de hiç bilinmeyecek.

Şu an o kayıtların jandarma operasyonuyla ele geçirildiği biliniyor, sızıp sızmayacağı ise belirsiz. 

Önemli bir silah ele geçirildiği ise kesin.

Sonuç olarak bu haberde adına yer verdiğimiz ünlülerden ibaret değil Bebek Otel'den yolu geçenler. Bir Sabah yazarının bu skandallar patlamadan önce yazdığı üzere "sosyetenin en gözde mekanıydı" burası, ünlülerin, zenginlerin buluşma noktasıydı...

Kim bu mekana sadece "eğlence" için geldi, kim adı geçen suçlamaların parçası oldu, önemi de yok artık.

Uyuşturucu ve fuhuş iddialarının ayyuka çıkmasından sonra dahi ünlülerin gitmekten vazgeçmediği, baskını göze aldığı ya da böyle bir şey yaşanabileceğini aklının ucuna dahi getirmediği bir mekandan/düzenden söz ediyoruz.

AKP içi kavgadan saçılanlar

Peki, neyle ilgili tüm bunlar?

AKP içinde ucu CHP’ye kadar uzanan ciddi bir iç kavga olduğunu soL’da uzun süredir yazıyoruz.

Türkiye’de devam eden tüm davalar, bu davaların uzandığı yerler tam da bu iç kavga ve AKP içindeki ekiplerin kendi yol haritalarıyla ilgili.

Ali Koç, Acun Ilıcalı, Nihat Özdemir ve Yıldırım Demirören gibi isimlerin "normal" koşullarda ilişkilendirilmesi mümkün olmayan bir başlıkla ilişkilendirilmesi, bunun servis edilmesi biraz da bununla ilgili.

Bu haberde bunun detaylarına yeniden girmeden bu gerçeği not edip devam edelim ve bir soru soralım:

Her şey bundan ibaret mi?

Elbette değil ancak bu haber başka bir öyküyü, bu düzenin sınırsız çürümüşlüğünün ispatı olan bir olayı merkezine alıyor.

Ne anlamalıyız?

Bugünlerde Epstein belgeleri gündemde.

Çocuk istismarının bizzat ABD’nin eski ve yeni başkanları tarafından gerçekleştirildiği haberlerini okuyoruz günlerdir.

Sadece onlar değil, ABD’nin en büyük patronlarının, tüm dünyadan zenginlerin çocuk bedenleri üzerinden kurduğu korkunç karanlık ağı konuşuyoruz.

Epstein belgelerinden çıkan karanlıkla Bebek Otel’de yaşananları kıyaslamak değil derdimiz.

Ancak arada bir ortaklık, akrabalık bağı olduğu çok açık değil mi?

O bağın, yaşadığımız büyük çürümenin kaynağı, içinde nefes almak zorunda kaldığımız patron düzeninin kendisi.

Tüm dünyada zenginlerin bu büyük çürümenin yaratıcısı olduğunu görüyoruz, üstelik bunu toplumun her kesimine yaymak, doğallaştırmak için de ellerinden geleni yapıyorlar.

Bebek’te bir otelin bize anlattığı şey bu değilse nedir?

/././

Kurallara dayalı uluslararası düzende mutsuz son -Sinan Odabaşı- 

Kurallara dayalı uluslararası düzen, dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğuna zaten pek bir şey vaat etmemişti. Kanada Başbakanı ise, düzenin küçük ortakları için de hayal kırıklığı yarattığını ortaya koymuş oldu.

Uluslararası kapitalizmin festivali Davos Ekonomik Forumu’nun bu yıl öne çıkan figürü Kanada Başbakanı Mark Carney oldu ve çok da uzun olmayan konuşmasında, “kurallara dayalı uluslararası düzen” (rules based international order) döneminin sonuna gelindiğini ifade etti. Oysa çok değil, bundan yaklaşık dört yıl önce Biden yönetiminin ilan ettiği doktrin bu terim etrafında kurgulanmıştı.

1990’lı yılların “yeni dünya düzeni” efsanesinin bir versiyonu olarak da düşünebileceğimiz bu tanımlamanın içeriğini Carney şöyle doldurmuş: “Bu kurgu faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası, kamu mallarının sağlanmasına, açık deniz yollarına, istikrarlı bir finansal sisteme, kolektif güvenliğe ve anlaşmazlıkların çözümü için destek verilmesine yardımcı oldu.”

Sonrasında isim vermeden ABD’nin özellikle Trump döneminde artırdığı baskıya değiniyor: “… Büyük güçler ekonomik entegrasyonu silah, gümrük vergilerini kaldıraç, finansal altyapıyı baskı aracı ve tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zaaflar olarak kullanmaya başladı.” Son olarak, bu sorunların çözüme ulaştırılabileceği BM, DTÖ ve İklim Değişikliği Konferansı (COP) gibi kurumsal yapıların tehdit altında olduğunu söylüyor.

Bu konuşmada, Batılı ülkelerin siyasetçilerinden duyulmasına alışılan ve yer yer de dalga geçilen, “süreci endişeyle takip ediyoruz” gibi temkinli çıkışlara nazaran çok doğrudan bir yöntem kullanılmış. Bu tercihte, Davos’un, resmi açıklamalarda dile getirilemeyen düşüncelerin yüksek sesle ifade edildiği bir tür elitler forumu olmasının da payı elbette vardır. Her şeye rağmen kapitalizmin merkez ülkelerinin liderleri arasında, belki de Irak işgalinden sonra ilk kez bu denli açıktan görüş ayrılıklarının kamuya açık biçimde ifade edilmesi ilgi çekici oldu.

Kanada Başbakanı’nın bu çıkışı, İsrail’in ABD’nin desteğiyle Filistin’in imhası operasyonuna ya da ABD ordusunun bir devlet başkanını kaçırmasına verilmiş bir yanıt değildi. Trump’ın, önceki dönemlerin aksine, ABD hegemonyasını gerekirse diğer Batılı ülkelerin ekonomik ve ticari çıkarlarını da tehdit edecek biçimde korumaya çalışmasına ve belki de bunun Grönland konusunda el yükseltmesiyle yeni bir aşamaya yükselmesine karşıydı. En azından böyle denk geldi.

Bu durumun belirgin bir çifte standarda işaret etmekle birlikte aslında “kurallara dayalı uluslararası düzen” kavramının niteliğiyle uyumlu olduğunu söylemek istiyorum. Tartışmaların odağında yer alan gümrük tarifeleri meselesini ele alalım. Kanada Başbakanı’nın belirttiği düzende gelişmekte olan ülkelerin payına düşen, “yapısal reformlar” gerçekleştirerek yabancı sermayeyi kendi ülkelerine çekmek için diğerleriyle rekabete girmekti. Bu reformların içerisinde, diğer politikalarla birlikte, ticarette korumacılığı bir kenara bırakıp ulusal sektörlere verilen teşvikleri azaltarak DTÖ rejimine uyumlu davranmak bulunuyordu. Doğal kaynaklar üzerine ulusal egemenliği koruyup hele bir de bu alanlardan edinilen kazançları kalkınma politikaları ya da sosyal politikalara ayırmak ise söz konusu düzen için en tehlikeli davranış biçimlerinden birisiydi.

DTÖ rejimi, nesnel koşullara göre eşit olmayanlar arasında biçimsel bir eşitlik yaratılmasına dayanıyordu. Bu amaçla güçlü ülkelerin diğer ülkelerin mallarına ayrımcılık içeren tarifeler uygulaması yasaklanırken böylesi politikalardan zarara uğrayan ülkelerin başvurabileceği bir telafi mekanizması yaratılmıştı. Bu mekanizmanın işlevini ne kadar yerine getirebildiği daha uzun bir yazının konusu olabilir. Burada, gelişmekte olan ülkelerin ellerindeki sınırlı kurumsal olanaktan birisi olan söz konusu mekanizmanın dahi ABD’nin temyiz organına gerekli atamayı yapmaması nedeniyle yıllardır faaliyetlerini sürdüremez halde oluşunu belirtmekle yetiniyorum.

Kısacası kurallara dayalı uluslararası düzen, dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğuna zaten pek bir şey vaat etmemişti. Kanada Başbakanı ise, düzenin küçük ortakları için de hayal kırıklığı yarattığını ortaya koymuş oldu.

/././

soL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

Bebek Otel gerçekleri: Zenginlerden yükselen kötü kokunun kaynağı ne? + Kurallara dayalı uluslararası düzende mutsuz son -soL-

Bebek Otel gerçekleri: Zenginlerden yükselen kötü kokunun kaynağı ne?-Ali Ufuk Arıkan- Zenginlerin kurduğu düzenin ne kadar derin bir çürüme...