ABD’de yayımlanan yeni Epstein dosyaları, Türkiye’de depremler sonrasında kaybolan kız çocuklarına ilişkin yıllardır yanıtlanmayan soruları da hatırlattı. Epstein belgelerindeki iddialarla bu kayıplar arasında bir bağlantı olup olmadığı sorusu gündemde.
ABD'de cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarından hüküm giymiş Jeffrey Epstein'le ilgili dosyaların yayınlanmasıyla, Türkiye'de depremler sonrasında kız çocuklarının kaybolması yeniden gündeme geldi. Sosyal medyada yer alan paylaşımlarda, Türkiye’de yaşanan büyük depremlerin ardından yüzlerce çocuğun akıbetinin belirsiz kaldığı hatırlatılırken, Epstein belgelerinde yer alan “Türkiye’den reşit olmayan kız çocukları” iddialarıyla bu kayıplar arasında bir bağ olup olmadığı soruluyor.
Suç duyurusu ve takipsizlik kararı
Epstein dosyalarındaki bu iddiaları ilk gündeme getirenlerden biri Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olmuştu.
Dernek, 2024 yılı Ocak ayında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduğu suç duyurusunda, Jeffrey Epstein davasına ait belgelerde yer alan Türkiye bağlantılı iddiaların resen ve etkin biçimde soruşturulmasını talep etmişti. Dilekçede, Epstein dosyalarında şüphelilere yöneltilen “Türkiye, Çek Cumhuriyeti ve diğer ülkelerden reşit olmayan kız çocuklarının taşındığı” yönündeki sorulara dikkat çekilmişti.
Dernek, bu ifadelerin tek başına dahi Türkiye’den çocukların uluslararası bir insan ticareti ve cinsel istismar ağına dahil edilmiş olabileceği ihtimalini doğurduğunu vurgulamış; söz konusu iddiaların yalnızca basın ve sosyal medya tartışması olarak bırakılmasının, çocukların üstün yararı ilkesine açıkça aykırı olduğunu belirtmişti. Suç duyurusunda ayrıca, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri hatırlatılarak, Türkiye’nin aktif soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğuna işaret edilmişti.
Ancak derneğin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma, gündemin yeniden ısındığı bu dönemde takipsizlik kararıyla sonuçlandı.
Meclis’e taşınmıştı
Sosyal medyadaki bu tartışma, geçtiğimiz Aralık ayında İYİP Grup Başkanvekili Turhan Çömez’in açıklamalarıyla Meclis gündemine de taşınmıştı. Çömez, ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan Jeffrey Epstein dosyalarında Türkiye’den küçük yaştaki kız çocuklarının Epstein’in istismar ağına götürüldüğüne dair “çok ciddi bilgiler” bulunduğunu öne sürmüştü.
Çömez, belgelerde çocukların İngilizce bilmedikleri için yaşadıkları zorlukların dahi kayda geçirildiğini belirtmişti. Açıklamalarına rağmen, konuya ilişkin kapsamlı bir resmî soruşturma başlatıldığına dair kamuoyuna yansıyan bir bilgi olmadı.
Unutulan dosya: 17 Ağustos 1999 ve kayıp çocuklar
Bu tartışmalar, Türkiye’de daha önce de benzer soruların sorulduğunu hatırlatıyor. 17 Ağustos 1999 depreminden sonra sağ oldukları bilindiği halde kendilerinden bir daha haber alınamayan çocukların hikâyeleri hâlâ hafızalarda.
O dönemde sahte ambulanslar, hastanelerde kaybolan çocuklar, “evlat edindim” denilerek götürülen kız çocukları ve yıllarca süren tanık beyanları basında yer almıştı. Aradan geçen onca yıla rağmen, bu çocukların akıbeti aydınlatılamadı.
Bu dosya bugün yeniden akıllara geliyor, çünkü benzer bir belirsizlik, 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında da yaşandı.
6 Şubat sonrası: Kayıp çocuklar ve tarikat iddiaları
6 Şubat depremlerinin ardından kayıp çocuklara ilişkin resmî veriler kamuoyuyla paylaşılmadı. Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği’ne göre onlarca çocuktan haber alınamazken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı “kayıp çocuk yok” açıklaması yaptı.
Ancak bu açıklamadan sonra aileler tek tek ortaya çıktı, emniyet birimlerinin kayıp çocuklara ilişkin yazışmaları basına yansıdı ve Meclis’e verilen araştırma önergeleri reddedildi. Tartışmanın en kritik başlıklarından biri ise, refakatsiz depremzede çocukların tarikat ve cemaatlerle ilişkili yapılara yerleştirildiği iddiaları oldu.
6 Şubat 2023'te Gaziantep'in İslahiye ilçesinde depreme yakalanan ve Adana'daki eşini, 3 çocuğunu, annesi ve kayınvalidesini kaybeden Fatih Karaca o günden beri 13 yaşındaki kızı İrem Karaca'yı bulamadı.“Tarikat ve cemaatler çocuklarımız için deprem kadar büyük bir afettir” diyen Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, o dönemde de bu iddialarla ilgili ihbarlar aldıklarını duyurarak suç duyurusunda bulunmuş ve Bakanlığı göreve çağırmıştı.
Tarikatlara ilişkin bu iddialar, Epstein dosyalarında görülen küresel istismar ağlarıyla birlikte okunduğunda, çocukları korumasız bırakan bu yapıların da aynı düzenin ürettiği çürümüş ilişkiler ağının yerel halkaları olup olmadığı sorusunu güçlendiriyor.
2016 yılından bu yana kayıp çocuk verileri açıklanmıyor
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2008 ila 2016 yılları arasında tam 104 bin 531 çocuk kayboldu. Ancak TÜİK 2016’dan itibaren kayıp çocuklara ilişkin verileri açıklamıyor.
CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 25 Mayıs Uluslararası Kayıp Çocuklar Günü dolayısıyla 2024 yılında yaptığı açıklamada verileri paylaşırken, "2016’dan bu yana bu veriler, ne İçişleri’nde ne Emniyet Genel Müdürlüğü ne Aile Bakanlığı verilerinde artık paylaşılmıyor" demişti.
O dönem paylaşılan veriler günde ortalama 32, yılda 10 bin çocuğun kaybolması anlamına geliyor.
Dosyalarda Haiti detayı: 'Eğitim' ve 'vakıf' perdesi
Epstein dosyalarına geri dönersek dikkat çeken bir diğer başlık ise Haiti bağlantısı.
Belgelerde, Jeffrey Epstein’in 2011–2012 yıllarında Haiti’de deprem sonrası okullar işleten ve eğitim faaliyetleri yürüten Edeyo Foundation ile temas kurmaya çalıştığı görülüyor. Epstein’in bu kapsamda, dönemin ABD Virgin Adaları First Lady’si Cecile de Jongh’a e-posta göndererek, ABD’li bir okul tedarikçisini vakfın yöneticileriyle bağlantıya geçirip geçiremeyeceğini sorduğu belgelerde yer alıyor.
Dosyalara göre Epstein, 2011 yılında Edeyo Vakfı’na 25 bin dolar bağış yaptı; ancak vakıf bu parayı iade etti. Bu kayıtlar, Epstein’in yalnızca bireysel suçlar üzerinden değil, eğitim ve yardım faaliyetleri üzerinden kurduğu temaslar aracılığıyla da nüfuz alanı oluşturmaya çalıştığına dair soruları beraberinde getiriyor.
Haiti örneği, Epstein ağının yalnızca “özel adalar” ve kapalı çevrelerle sınırlı olmadığını; afetler, yoksulluk ve kurumsal zayıflık yaşayan ülkelerde, vakıf ve eğitim gibi başlıklar üzerinden de ilişki kurabildiğini gösteren bir örnek olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle, Türkiye’de de özellikle deprem sonrası korunmasız kalan çocuklar üzerinden yürütülen tartışmalar, Haiti’deki bu temaslarla birlikte yeniden okunuyor.
‘Bir grup sapkın değil, tepeden tırnağa çürümüş bir burjuva sınıfı'
Epstein dosyalarına ilişkin en sert değerlendirmelerden biri, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’dan geldi. Okuyan, Epstein vakasının birkaç “sapığın” işi olarak ele alınamayacağını savundu ve şunları söyledi: Epstein rezaleti, öyle bir grup sapkının marifeti değildir. Karşımızda tepeden tırnağa çürümüş bir burjuva sınıfı vardır. Patronlar, siyasetçiler, üst düzey bürokratlar, iliştirilmiş aydıncıklar kendilerinden başka kimsenin giremediği mekânlarda yarattıkları lağımın içinde kendilerinden geçmiş, küçücük çocukları bu korkunç ortama sürükleyip onların hayatını çalmıştır.
Okuyan, bu tablonun kapitalizmin doğrudan sonucu olduğuna işaret ederek, çocuk istismarının münferit değil, küresel bir iktidar ve sınıf ilişkisi sorunu olduğunu vurguladı.
Yanıt bekleyen sorular
Epstein belgeleri, Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir skandalı değil, kendi kapanmamış dosyalarını da hatırlatıyor: Depremler sonrası kaybolan çocuklar, reddedilen araştırma önergeleri, çelişkili resmî açıklamalar ve tarikat iddiaları…
"Bu çocuklara ne oldu?" sorusu hâlâ ortada duruyor.
soL

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder