halkTV "Köşebaşı + Gündem"-25 Şubat 2026-


İTO’da tartışma yaratan sunum: ‘Seks sektöründe 100 bin kadın ve kız çalışıyor’-Bahadır Özgür-

Dünyanın en büyük ticaret odası olan İstanbul Ticaret Odası (İTO) yönetimi, son haftalarda hep tartışma yaratan fikirlerle gündeme geliyor. İTO Başkanı Şekip Avdagiç’in, TEMU’dan yapılan alışverişin engellenmesine, yurt dışına çıkanların yaptığı harcamaların azaltılmasına dair önerileri kamuoyunda epey bir tepki çekmişti.

Ama tartışma sadece kamuya açık olan konularda yaşanmıyor. İTO üyeleri de özellikle 2026 yılı bütçe toplantısında milyarlarca liralık gelirin nasıl harcandığına dair sorular sormuştu. Vakıflara aktarılan, garsonlara verilen, yurt dışı gezileri için harcanan milyonlarca liranın yarattığı rahatsızlığı geçen haftalarda yazmıştım.

Bu yazılar üzerine pek çok İTO üyesi arayıp, tüccarlar ağır bir ekonomik buhran yaşarken odanın buna dair gerçekçi politikalar üretmek, iktidara isteklerini iletmek yerine, üyelerin sorunlarıyla ilgisi olmayan, garip sunumlar yapıldığını anlattılar.

Bir tanesi gerçekten dikkat çekici…

***

12 Şubat günü yapılan toplantıda İTO Meclis Başkanı Erhan Erken, tüm dünyayı sarsan Epstein rezaletiyle ilgili bir konuşma yaptı. Erken konuşmasında, “Acaba bu olaylardan nasıl bir ders alabiliriz noktasında bir araştırma yaptım. Bugün sizlerle bunu paylaşmak istiyorum” dedi. Ve İTO üyelerine verilerle desteklenmiş bir sunum yaptı.

whatsapp-image-2026-02-24-at-06-18-24.jpeg

Sunumun konusu ‘çocuklar ve genç kızlar.’ Erken, 18 yaş altı 22 milyon çocuk nüfusunun içinde yer alan ve ‘hassas gruplar’ olarak tanımladığı kesime dair oldukça ilginç veriler verdi.

Neden ilginç?

Çünkü, çocuklara ilişkin resmi verilere ulaşmak neredeyse imkansız. Ancak nereden aldığını bilmediğimiz verilerle Erken’in çizdiği tablo da korkunç.

Sunumdan aktaralım:
* Yetim/öksüz çocuk sayısı 350 bin civarında.
* Devlet koruması altında olan çocuk sayısı 25 bin.
* Cezaevinde olanların sayısı 5300.
* Sokakta yaşayan 45 bin.
* Resmi kayda göre çalışan çocuk sayısı 720 bin. Erken’in geniş kapsamlı tahmini ise 3 milyon civarında.
* Seks sektöründeki kadın ve kızların toplamı 100 bin!

whatsapp-image-2026-02-24-at-06-18-25.jpeg

Sunumdaki çocukların durumunu anlatan veriler vahim. Asıl tartışma yaratan veri ise sunumda ‘seks sektörü’ olarak nitelendirilen faaliyete sürüklenen ‘kadın ve kızların’ sayısı.

Sunumda ilgili tablonun altına şöyle bir not düşmüş:

“Bu veri toplam çocuk nüfusu ile karşılaştırma amacıyla verilmiştir. Bu grubun tamamı 18 yaş altı değildir. Sektör genel kadın sayısını temsil eder.”

İşte üyeler arasında rahatsızlık yaratan sunumun özeti böyle…

Bazı üyeler, çocuklarla ilgili bir sunumda fuhuş faaliyeti ile ilgili verinin neden karşılaştırma için verildiğini anlayamadıklarını söylerken, kimileri de ‘kadın ve kız’ ayrımının ne demek olduğunu soruyor.
Büyük kısmının tepkisi ise dünyanın en büyük ticaret odasının ‘seks sektörü’ ibaresini kullanmasına yönelik.

800 bine yakın iş yeri üyesi olan İTO’nun Meclis Başkanı’nın araştırmasının dayanağı merak konusu doğrusu. Zira, 100 bin sayısı korkunç bir rakam.

/././

İran pokeri ve teorik senaryolar -Serra Karaçam- 

Başkan Donald Trump’ın İran ile ilgili müzakere sürecinde nasıl bir adım atacağına dair her gün farklı haberler okuyoruz.

Kaynaklar bir bilgi veriyor, Trump bir mesaj ile dikkatleri başka yöne çekiyor.

Perşembe günü yapılacak görüşmeler öncesi son olarak Trump, Tahran’a ABD’nin taleplerine uyması için on gün süre verdi.

"Anlaşma öncelik ama olmazsa çok kötü şeyler olacak" diye tekrar etti.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Pazartesi günü Suudi Dışişleri Bakanı ile görüştü.

Salı günü Beyaz Saray’da Temsilciler Meclisi ve Senato liderlerine brifing verecek...

Son haberlere göre Başkan Trump diplomasi masasını yeniden şekillendirecek güçlü bir adım atmak istiyor.

Yani İsrail’e yakın kuruluşların önce vur sonra müzakere et tavsiyesi kafasına yatıyor.

Özel Elçi Witkoff Trump’ın Washington’un askeri konuşlandırmasına rağmen İran’ın neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

New York Times’ın haberine göre “Trump, İran liderlerine nükleer silah üretme kapasitesinden vazgeçmeleri gerektiğini göstermek amacıyla önümüzdeki günlerde ilk aşamada sınırlı bir saldırı düzenlemeye daha yatkın görünüyor. Bu adımlar Tahran’ı taleplerini kabul etmeye ikna etmezse, Trump danışmanlarına, bu yılın ilerleyen dönemlerinde İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i devirmeye yardımcı olmayı amaçlayan daha kapsamlı bir askeri saldırı ihtimalini açık bırakacağını söyledi.”

***

Kaynaklara göre, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, geçen hafta Beyaz Saray’da Başkan Trump ve üst düzey danışmanlarıyla yaptığı toplantıda endişelerini dile getirdi.

Caine, Washington’un İsrail’i savunma ve Ukrayna’ya destek kapsamında yürüttüğü faaliyetler nedeniyle "ABD’nin mühimmat stoklarının önemli ölçüde azaldığını" belirterek, İran’a yönelik herhangi bir büyük çaplı operasyonun ciddi zorluklarla karşılaşacağı uyarısında bulundu...

Başkan Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı açıklamada, haberleri doğrudan reddetti.

Caine’in İran’a yönelik "bir saldırıya karşı uyarıda bulunduğu" ya da "askeri bir kampanyaya muhalefet ettiği" yönündeki iddiaları kabul etmedi.

Haberleri “yüzde 100 yanlış” ve “sahte haber” olarak nitelendirdi.

Caine’in İran’la savaşa karşı olmadığını, ancak birçok yetkili gibi "çatışmadan kaçınmayı tercih edeceğini" söyledi.

Saldırı kararının yalnızca kendisine ait olduğunu vurguladı.

Ayrıca İran’la bir anlaşma yapmayı tercih edeceğini yineledi, ancak anlaşma sağlanamamasının o ülke için “çok kötü bir gün” anlamına gelebileceğini ifade etti.

***

İran’a olası sınırlı saldırının da, büyük operasyonun da maliyetleri ağır olabilir.

İran vereceği cevapla Amerikan askerlerinin ölümüne yol açabilir.

Washington "nereleri hedef alsak" diye bakarken "İran nasıl cevap verebilir" senaryosu da uzun süredir çalışılmakta.

Daha önce 2025 Hazirandaki saldırılara da, Süleymani’nin vurulmasına da büyük bir cevap vermedi.

***

Gözler İran’ın füze menzili dışında kalan yerlerde.

İngiltere üsleri kullandırtmayacağını söyledi.

Fransa, İran’ın misillemede bulunması durumunda müttefiklerini korumaya hazırlanıyor.
Paris, nükleer müzakerelerde geçmişte (JCPOA süreci gibi) aktif rol oynadı.

ABD, İran kaynaklı güvenlik endişeleri nedeniyle Lübnan’daki büyükelçiliğinden bazı personelini tahliye etti.

Bu adım, Washington’un olası misillemeleri ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.

***

Perşembe günkü görüşme tamam ya devam niteliğinde olabilir.

Bu arada Suriye’den Irak’a 5.700 eski IŞİD savaşçısı transfer edildi.

Bağdat’ın istihbarat servisleri, bu tutukluları ve Irak-Suriye sınırını aktif olarak izliyor.

Tamamen varsayımsal bir soru olarak, Suriye’den Irak’a transfer edilen eski IŞİD savaşçılarının İran’a yönelik operasyonlarda kullanılıp kullanılamayacağı sorulabilir.

Bu teorik senaryo, Irak’ın gözetimi, lojistik zorluklar gibi nedenlerle olası olmasa da, bölgedeki seçeneklerin sınırları hiç belli olmaz.

İşlerin buraya varıp varmayacağını İran’ın direnci belirleyecek.

Irak’ta seçilecek başbakan ve hükümeti, bu nedenlerle hem ABD’nin hem de İran’ın stratejileri için önemli. Maliki'nin istenmemesine bu gerekçeyle de bakılabilir.

Bu da merakla izleniyor.

***

Humeyni İran'a gelmek üzere olduğu dönemlerde, Pehlevi giderken, İran askerleri içinde devrime direnmeyenler sayesinde şahın düştüğünü hatırlatalım.

Yani devrim, biraz da protestoculara ateş etmeyi reddedenler sayesinde başarılı oldu.

Görevi rejimi korumak olan ve her yere dağılmış olan güçleri, özellikle dağlık bir alanda, bir anda yok etmek zor...

Kale içerden fethedilmeden başarılı olmak zor.

/././

Onlar iyi de çevreleri kötü!-Ayşenur Arslan- 

TÜRKGÜN “Orta Doğu ayakta” diye manşet atmış..
Saray medyası da vermiş veriştirmiş..
Hedef, ABD’nin Kudüs Büyükelçisi’nin, dünkü yazımda söz ettiğim “vaat edilmiş topraklar” açıklaması.
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 14 ülke kınım kınım kınamış.
Kınayanlar o ülkelerin liderleri, mesela Erdoğan ya da Sisi değil dışişleri bakanları.
Peki kınadıkları kim?

“Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan..
Malum şahsı oraya Büyükelçi olarak atayan..
Gazze yerle bir edildikten sonra harekete geçen..
Hareket demişken Gazze kıyılarına neredeyse bir Disneyland kurma projesinden söz eden..
Trump’ı değil de atadığı elçiyi kınamışlar.”

O kadarla da kalmamışlar. Trump’ı utangaç bir tavırla da olsa övmüşler:
“Açıklama Trump’ın ortaya koyduğu vizyonla çelişiyor. Plan hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşama ilkelerine dayanıyor.”

Utanmıyorlar da!
Ne vizyonuymuş bu! Avrupa’yı, Güney Amerika ülkelerini tehdit eden.. Kendi ülkesinde terör estiren.. Uzun yıllar sonra Küba’ya yine ambargo ile acı çektiren Trump’ın Gazze vizyonu mu?
Gazze’ye ateşkes ve yanısıra barış geldi zannediyoruz, değil mi?
Elbette hayır! Çocuklar hala aç, hala üşüyor.. İsrail Batı Şeria’yı ilhak planını tıkır tıkır yürütüyor.

***
Medyamız genel itibariyle ya ölü ya da ölü rolü yapıyor.
Suriye’yi eski El Kaideci Şara’ya teslim ettiler. Şara ile Rojava yönetimi anlaştı. Ortalık günlük gülistanlık.. MI?
Bir HAYIR daha: Kobani abluka altında ve özellikle çocuklar hem açlık hem de hastalıklarla boğuşuyor.
Öcalan’a umut hakkı doğdu diye gerisini merak etmemeliyiz herhalde!

Bizim çocuklarımızı merak etmeyen Kobanili çocukları mı edecek!
Sevgili Barış Terkoğlu dün öyle bir yazı yazdı ki, görmeyen göstermeyen kör olur!
Özeti şu: İzmir’de Tevfik Fikret okullarında ilkokul dördüncü sınıftan liseye kadar her sınıftan ikişer öğrenci seçilmiş. Kütüphaneye götürülüp üçer soru yöneltilerek sorguya çekilmiş:

“• Din dersinde ders işleniyor mu?”
“• Din yerine başka bir ders yapılıyor mu?”
“• Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu?”

Sorun sadece ABD’de değil ki! İşte bu da bizdeki sorun: Erdoğan iyi de çevresi kötü!!
Gençleri dinden soğuttukları yetmemiş.. Sıra küçük çocuklara gelmiş..
Erdoğan’ın haberi olsa “sakın ha” derdi tahminimce..

Ama çevresi Reis’i öyle bir kuşatmış ki, onun için ondan fazla endişeleniyorlar. 9 - 10 yaşındaki çocuklara da bu yüzden asla sorulmaması gereken soruları soruyorlar.

Ben size özet verdim ama siz yine de Barış’ın yazısını okuyun. Zira ailelere tek tek ulaşmış. Aileler hem skandalı doğrulamış hem de çocukların daha sonra içlerini kendilerine nasıl döktüklerini, nasıl korktuklarını anlatmış.

“Dinde zorlama olmaz” noktasından buraya nasıl ve neden geldiklerini biliyorlar mı?
Erdoğan’ın vizyonu da gerçekten bu mu?
Acaba kendisi, gün gelince bunların başını nasıl ağrıtacağının farkında mı?

Saray’a yakın kalemler, AKP’nin oy kaybında hep Erdoğan’a destek vermeyenleri suçlayıp topu taca atmaya çalışıyor ya! Maç 90’ıncı dakikada.. Haberiniz olsun.
Bundan sonra sizi hiçbir mazeret kurtaramayacak. Küçücük çocukların zihnine ektiğiniz korku tohumları da..

***

Son olarak, herhangi bir umudum olmasa da sormak istiyorum: Bu skandal soruşturulacak mı? “İhbarcı” MİSVAK dergisi hakkında suç duyurusunda bulunulacak mı?
Barış dün yazıda değil ama ONLAR yayınında dile getirdi.
Erdoğan’dan başkasının gülmediği islamcı mizah dergisi MİSVAK geçen ay şöyle bir paylaşım yapmış:

“TAKEV, SEV Koleji, ODTÜ Koleji, Tevfik Fikret Kolejinde, bazı derslerde cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında hakaret içeren ifadeler kullanıldığı yönünde ciddi iddialar yer alıyor.”

“BİRİLERİ” Misvak’ın iddialara dayandırdığı 'haberi' ciddiye almış anlaşılan. Şimdilik bildiğimiz kadarıyla Tevfik Fikret Koleji’ne MEB müfettişleri gitmiş.
Öteki okullar da araştırılmış mı, yoksa sıra henüz onlara gelmemiş mi, bilmiyorum.
Ama Tevfik Fikret Koleji’ndeki velilerden habersiz sorgunun akıbetini biliyorum!
Kabak eğer patlaması kaçınılmazsa muhtemelen okuldaki bir öğretmenin başına patlayacak. Sevgili Barış da “tehlikeli yazarlar” listesinde birkaç sıra üste çıkartılacak.

/././

Terörsüz Türkiye’yi neden halka anlatamıyorlar?-Mehmet Tezkan- 

MHP Lideri Bahçeli’nin Öcalan PKK’yı lağvetsin diye başlayan sürecin ilk aşaması başarıyla sonuçlandı mı? Evet…

Öcalan silahlı mücadele dönemi bitmiştir, PKK ömrünü tamamlamıştır çağrısı yaptı mı? Evet…

PKK bu çağrıya uyup kendini lağvetti mi? Lağvetmekle kalmadı sembolikte olsa törenle silahlarını yakmaya başlamadı mı? Evet…

Bu gelişmeler üzerine sürecin hukuki zeminini hazırlamak için Meclis tüm partilerin katılımıyla 50 kişilik komisyon kurup, yüzlerce kişiyi dinledikten sonra raporunu yazdı mı? Evet…

Ne yapılması gerektiğini detaya girmeden ana hatlarıyla sıraladı mı? Evet…

Böylece sürecin birinci aşaması tamamlandı mı? Evet…

Ama ikinci aşamaya geçilmesi için iki büyük sıkıntı var… Birincisi ilk adımı kimin atacağı, ikincisi süreci yani olup biteni halka kimlerin nasıl anlatacağı…

Birincisinden başlayalım…

Meclis raporu, PKK silahları tamamen bıraktığı MİT ve güvenlik güçleri tarafından onaylandıktan sonra hukuki adımların atılmasını öngörülüyor… AKP de bu görüşte, MHP de…

Öcalan önce kendisine özürlük verilmesini, iletişim kanallarını açılmasını bu olursa silah yakma ile eve dönüş sürecini koordine edebileceğini iddia ediyor. Kandil ise Öcalan’a Umut hakkı verilmeden adım atmayacağının mesajlarını iletiyor…

Bu mesele şimdilik askıda ama er veya geç bir şekilde çözülecek…

Gelelim ikinci meseleye. Olup bitenin halka anlatılması, toplumsal desteğin sağlanması gerekiyor. 2013 yılını hatırlayın…

Öcalan’ın bildirisi Nevruz’da Diyarbakır meydanında Türkçe ve Kürtçe okundu. Öcalan PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakmasını Türkiye’den çıkmasını istedi.

Çözüm süreci böyle başladı.

Süreci halka anlatmak için 68 kişiden oluşan Akil Adamlar heyeti kuruldu. Heyet üyeleri aralarında yedi bölgeyi bölüştü, iki buçuk ay boyunca il il hatta ilçe ilçe gezerek olan biteni halka anlattı. Ankara’nın amacını izah etti. Heyette akademisyenler, sanatçılar, yazarlar, bilim insanları, gazeteciler, iş dünyasının temsilcileri vardı.

Dikkatinizi çekerim. PKK daha silah bırakmadan, kendini lağvetmeden, teröristler bu toprakları terk etmeden iktidar toplumsal destek arayışına başlamıştı. Yılmaz Erdoğan da heyetteydi, Orhan Gencebay da…

Şimdi o günün fersah fersah ötesindeyiz. PKK diye bir örgüt resmen yok. Kandil silah yakmaya başladı. Öcalan yasal meşru platforma siyaset yapacaklarını ilan etti. Yolun üçte biri geçildi…

Ama toplumsal rıza arayan yok. Ankara’nın ne yapmak istediklerini halka anlatan yok. Halkla temas kuran yok…

Bırakın Ülkeyi dolaşıp toplantılar düzenleyecek akil adamlar heyetini milletvekilleri bile seçmenlerine durumu izah etmekten kaçınıyor.

AKP/MHP milletvekilleri il il dolaşıp ‘Terörsüz Türkiye’nin ne demek olduğunu anlatmıyor?

Neden?

İki nedeni var…

Birincisi; Öcalan özgür kalacak mı sorusundan korkuyorlar…

İkincisi; birinin çıkıp 'bırak PKK’yı o zaten bitti, kafalarını kaldıramadıklarını siz ilan ettiniz. Sen hayat pahalılığını nasıl bitireceksiniz onu söyle' demesinden çekiniyorlar… Çünkü verecek cevapları yok...

Son yıllarda siz hiç çarşı pazar gezip esnafla dertleşen, alış/veriş yapanlarla konuşan AKP’li MHP’li milletvekili gördünüz mü?

/././

Eski Ankara Emniyet Müdürü: Organize Şube’de bana kumpas kuruldu -İsmail Saymaz- 

Servet Yılmaz, başkentin en kudretli polis şefiydi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü 2017-2023 yılları arasında altı yıl yönetti.

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sağ koluydu.

Soylu, 2023’teki genel seçimden sonra bakanlıktan ayrılınca halefi Ali Yerlikaya, 3 Ağustos 2023’te Yılmaz’ı görevden alıp merkeze çekti.

Yerlikaya, Yılmaz’ı emekli edip teşkilattan uzaklaştırmak istedi.

Ne var ki başaramadı.

Yılmaz, halen Bakü’de İçişleri Müşaviri…

Bedava motosiklet suçlaması

Yılmaz’ın merkeze çekilmesinden iki ay kadar sonra, 23 Ekim 2023’te Ankara Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nde Kemal Tunç adlı kişinin ifadesi alındı.

Tunç, “Ankara Emniyeti’nde plaka işlemi yapan O.U.’nun çok üst düzey bir müdüre iki elektrikli motosiklet aldığını ve bunlara özel plaka takıldığını” ileri sürdü.

Kastedilen bu kişi, Yılmaz’dı.

Evrakta 2020 ve 2022’de O.U., ve Uğurlar Otomotiv tarafından 10.600 TL karşılığında iki elektrikli motosiklet satın alınıp Yılmaz adına tescil edilmiş görünüyor.

Yılmaz, Trabzonlu olduğu için plakalar 61 ile bitiyor.

Değnekçiye önceden bilgi mi verildi?

Yılmaz, hakkında böyle bir ifade alındığını 1.5 yıl sonra Mülkiye Müfettişliği’nin 17 Şubat 2025’te gönderdiği ifadeye davet yazısıyla öğrendi.

Yılmaz, ifadesinde motosikletleri satın aldığını, plaka için özel kalemini görevlendirdiğini anlattı.

Emniyet sistemlerinden sorgulanınca bulunabilecek plakalar ve araç bilgilerinin Tunç’a söylendiğinden şüphelenen Yılmaz, şöyle dedi: “Bilgiye dayanamayan, ‘Olsa olsa ya da desek desek ne desek’ türünden, ‘Bakarsanız bulursunuz’ gibi, emniyet birimlerinin kullandığı sistemlerden sorgulanınca ancak görülebilecek bilgilerime ifade öncesi bakıldığı ve ifadesi alınan şahsa söylendiği şüphesi uyandıran bu duyum iftiradır.”

Yılmaz, “Bilgilerimin ifade tarihinden önce emniyet veri sisteminden sorgulanarak kendisine verildiği veya yazdırıldığı şüphesi açıktır” diye vurguladı.

Tunç’un hangi soruşturma kapsamında ve ne sıfatla dinlendiğinin belirtilmediğini, ifadesinin gösterilmediğini anlatan Yılmaz, neyle suçlandığını anlayamadığını belirterek, “Bu durum evrensel hukuk normları ve savunma hakkına aykırıdır” dedi.

Polise iftiradan sabıkalı

Tunç’un iş takipçisi ve değnekçi diye bilindiğini, anlattığı işlemlerin içerisinde bizzat yer almadığını ve şahidi olmadığını savundu.

Bu kişinin daha önce Trafik Şubesi personeline iftiradan işlem gördüğünü kaydetti.

Nisan 2021’de ‘Milli Emlak Dosyası’ diye bilinen, kamu arazilerinin sahte belgelerle satılmasına ilişkin dolandırıcılık dosyasında S.D. adlı şüphelide ele geçirilen dijitallerde Tunç’un da adını geçtiğini hatırlattı. S.D. ile Tunç arasında “Trafik Şube’de görevlilere yönelik rüşvet aldıkları iddiasını kurguladıkları” yönünde yazışmalar saptandığını anlattı. S.D.’nin “Tunç’un polislere tuzak kurmaya çalıştığını” söylediğini kaydetti. Tunç ve S.D.’ye memura iftira atmaktan gözaltı ve işlem yapıldığını vurguladı.

Yılmaz, şu soruyu yöneltti:

“Organize Şube’de ifade alırken her bilgi sahibi, müşteki ya da şüpheliye bakıldığı gibi adı geçenin geçmiş adli işlemleri ve işlemlerdeki konumuna bakılmıştır. Belirtilen işlem görüldüğü halde nasıl bu somut karine yok sayılarak, şahidi olmadığı konuda yeni bir iftira atması teşvik edilmiştir?”

Dinç’in haberi var mı?

Kendisini kapsayan bir ifadenin alındığını vurgulayan Yılmaz, Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç’i kastederek, “Mevcut emniyet müdürünün bilgisinin olup olmadığı ve ne şekilde üst makamlara aktarıldığı önemlidir” diye yazdı.

FETÖ’ye sızdırma kuşkusu

Yılmaz, gizli kalması gereken bu ifadelerin iftiralar eklenerek, FETÖ’cü sosyal medya hesaplarında paylaşıldığını belirtti. Organize Şube yetkililerinin Cevheri Güven’e bilgi sızdırmaktan yargılandığına gönderme yapan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

“Bu soyut ifadelere konunun muhatabı olan şahsım bile iki yıl sonra vakıf olmuşken, 2023 sonlarında FETÖ hesapları tarafından işlenmesi, gizli dereceli olması gereken ifadelerin o tarihte ifadeyi alan ve sızdırmadan yargılanan görevliler tarafından sızdırılma ihtimalini güçlendiriyor.”

Dönemin Organize Şube’den sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ve Yardımcısı Şevket Demircan dahil çok sayıda görevlinin Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında FETÖ’ye bilgi sızdırmak, soruşturmaları usulüne uygun yapmamak, tanık ve şüphelileri yönlendirmek, hükümet, siyasiler ve devlet görevlilerinin isimlerini ifadelere alakasız şekilde eklemekten tutuklandığını ve yargılandığını anlattı. Aynı görevlilere Cevheri Güven’e bilgi sızdırmaktan dava açıldığını hatırlattı.

Organize Şube’de organize işler

Yılmaz, kendisine Organize Şube’de kumpas kurulduğunu ileri sürerek, şöyle dedi:  “Gerek ifadesi alınan Tunç’un profili, Organize Şube personelinin yargılama konuları ve izaha çalıştığım durumları, gerekse ifadenin duyuma dayanması ve bilmemesi gereken bilgileri belirtiyor olmasından hareketle bu evrakın bir kumpas olma ihtimalinin de düşünülmesini arz ve talep etmekteyim.”

Organize Şube tarafından ‘Ayhan Bora Kaplan’ soruşturmasına dahil edilmek istendiğini iddia eden Yılmaz, şöyle dedi: “Müdürlüğüm dönemimde suç örgütlerine karşı hazırlattığım ve adli birimlerle koordineli çalışılan projeli dosyalarda dahi şüpheli gösterilmeye çalışıldım.”

‘Cezaya yer olmadığına…’

Disiplin soruşturması sonunda, o dönemin Ankara Trafik Tescil Şube Müdürü Şerafettin Demir, Yılmaz ve Özel Kalem Müdürü Afşin Burkay Özgür tarafından motosiklet alınması için gönderilen paraları O.U.’ya ve Uğurlar Otomotiv’e ödediğini söyledi. Uğurlar Otomotiv’den verilen yanıtta da elden para alındığını doğrulandı. Bu doğrultuda Yılmaz ve iki polise ceza verilmesine yer olmadığı kararlaştırıldı.

***

Afgan çoban çalıştıran köylü, göçmen kaçakçılığından tutuklandı

Suriye’de 2011 yılında patlak veren iç savaştan sonra Türkiye yol geçen hanına döndü.

Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar ve Bangladeşliler sınırlarımızı kaçak şekilde aşarak, ülkemize doldu.

Suriyelinin yaşamadığı ilçe kalmadı neredeyse.

Daha düşük ücrete çalışmayı kabul ettikleri, aslında bu sömürüye mecbur oldukları için fabrikalarda, sanayi tesislerinde, atölyelerde, madenlerde, hatta küçük işletmelerde bile kaçaklar tercih ediliyor.

Şu an Anadolu’nun birçok köyünde çobanlık görevini Afganlar üstlenmiş halde.

2024 yılı itibariyle Türkiye’de 40 bin yabancı çoban vardı.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Bugün 25 bin Afgan çoban gitse tarım, hayvancılık kalmaz” demişti.

Kırıkkale’nin Sulakyurt ilçesinin Akkuyu köyünden Halil Köksal’ın günahı birçok köylü gibi sürüsünün başına bir Afgan çoban koymaktı.

Köksal, 66 yaşında bir çiftçi.

2013’te emekli olunca hayvancılığa başladı.

300 keçiyle başedemeyince Ankara’dan çoban getirdi.

Van’dan kaçak şekilde Türkiye’ye giren Afgan Ş.S. ile aylık 30 bin TL ücret, barınacak yer ve yemek karşılığında anlaştı.

4 yıl 2 ay ceza

İki ay sonra Sulakyurt Jandarma Komutanlığı’na yapılan ihbar sonucu Ş.S. yakaladı.

Köksal’a Türk Ceza Kanunu’nun 79/1. maddesine göre göçmen kaçakçılığı iddiasıyla Sulakyurt Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Yargılama sonunda Köksal’a 4 yıl 2 ay hapis ve 83.300 TL para cezası verildi. Gerekçeli kararda, Köksal’ın ucuza ve sigortasız insan çalıştırdığı ifade edilerek, şöyle deniliyor:

“Ülkede kalma hakkı olmayan yabancıların menfaat karşılığında kalmalarına yönelik ortam oluşturma, örneğin onlara iş verme, barınacak yer temin etme, yabancının görevlilerce takibini zorlaştıracak şekilde ülke içinde yerini değiştirme veya saklama eylemleri ile suç oluşacaktır.”

Köksal, karara itiraz etti.

Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi itirazı reddetti.

Üç çocuk babası Köksal, 29 Aralık 2025’ten beri cezaevinde…

Türkiye insan kaçakçıları için cennet halini almışken ve bu suç devletin bilgisi dahilinde hemen her gün işlenirken, fatura Akkuyulu Halil Köksal’a kesildi.

/././

Koruma kararı verilmedi ve 17 gün sonra öldürüldü -İsmail Saymaz- 

Polisler “Bir kadını vurdular, acil ekip istiyoruz” ihbarı üzerine geldikleri 9 Eylül Caddesi’nde Gözde Akbaba’yı ayağından vurulmuş halde yerde yatarken buldular.

“Seni kim vurdu?” diye sordular.

Akbaba, son nefesini vermeden önce eski sevgilisi Lokman Etken’in adını söyledi.

Akbaba’nın 17 gün önceki koruma isteği kabul edilse, saldırgan hakkında uzaklaştırma kararıyla yetinilmeseydi, genç kadın hayatta olacaktı.

Gözde Akbaba ve babası Osman Akbaba

Mahalle değiştirdi, kurtulamadı

İzmir’de yaşayan Akbaba’nın hayatı Etken’le sevgili olduktan sonra kabusa döndü.

Ayrılsa da yakasını kurtaramadı.

Babası Osman Akbaba’nın anlatımına göre…

Etken, tehdit mesajı gönderiyor, evinin camına taş atıyor, karşısına çıkıp çelme takıyor, “Benimle konuşacaksın, yoksa seni sürekli rahatsız edeceğim” diyordu.

Akbaba, kurtulmak ve izini kaybettirmek için Menemen’in Seyrek Mahallesi’ne taşındı.

Gel gör ki fayda etmedi.

Baba anlatıyor: “Sosyal medya platformlarından kızıma tehdit mesajları gönderip rahatsız etmeye devam etti. Kızımın WhatsApp konuşmalarını ve yazışmalarını görebiliyordu. Çünkü kızıma WhatsApp’tan mesaj göndererek, ‘Senin ne yaptığını biliyorum, seni izliyorum’ diye mesaj göndermiş.”

Etken, yalnızca Gözde’yi değil, babası Osman’ı da aradı.

“Kızını seviyorum. Bizi evlendirin. Evlendirmezseniz kendimi de kızını da öldürürüm” dedi.

Koruma talebi reddedildi

Gözde Akbaba, 2 Ocak günü İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şikayetçi oldu. Etken’in tehdit, hakaret ve ısrarla takip ettiğini söyledi.

Savcılık 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun’un dördüncü maddesi gereğince koruyucu tedbirlerden biri veya birkaçına karar verilmesini istedi. Etken için de kanunun beşinci maddesindeki önleyici tedbirlerden biri veya birkaçına karar verilmesini talep etti.

İzmir 2. Aile Mahkemesi, koruma tedbirine karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Etken hakkında iki ay süreyle uzaklaştırma tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Ancak saldırgan uzaklaştırma tedbirini birçok kez ihlal etti.

“Bana jandarma da savcı da birşey yapamaz” diyerek, Akbaba’yı takip edip küfür ve tehdit mesajı yazdığı peçeteleri kadının kapısına bıraktı.

En son Akbaba’yı “Seni silahla ayağından vuracağım ve yatağa mahkum edeceğim” diye tehdit etti.

Dediği gibi de yaptı.

Kapısında bekledi, vurdu

Etken, 19 Ocak akşamı Akbaba’nın oturduğu apartmanın önüne gelip pusuya yattı. Akbaba, kapıdan çıkınca arkasından koşarak, kadını yakaladı ve belden aşağısına nişan aldı. Akbaba, sol dizinin altından yaralandı.

Çok kan kaybeden kadın kaldırıldığı hastanede kurtarılamadı. Etken, ifadesinde yalanlar söyleyip kadını suçladı.

Akbaba ile sevgili olduklarını ve kendisini aldattığı için kadından ayrıldığını iddia etti. Tekrar birlikte olma teklifini reddettiği Akbaba’nın “Beni rahatsız ediyor” diyerek, peşine üç adam taktığını ileri sürdü. Adamlardan korktuğu için yanında silah taşıdığını savundu.

Cinayet akşamı Akbaba’nın apartman kapısında bekleyip evine bakarken görüntüleri olduğu halde yolda tesadüfen karşılaştıklarını öne sürdü. Bir aracı üzerine sürdükleri için tuzağa düşürüldüğünü zannederek önce yere, sonra Akbaba’ya ateş ettiğini söyledi.

Halbuki görüntülerde Etken’in Akbaba’nın arkasından koştuğu, kadını yakalayıp tuttuğu, silahını çıkardığı, defalarca ateş etmeye çalıştığı, en son ayağına sıktığı görülüyor.

32 yaşındaki Etken, cezaevine gönderildi.

Baba Akbaba, “Kızım uzaklaştırma kararı aldı. Erken, uzaklaştırma kararına uymayarak, kızımı takip edip hayatına son verdi” dedi.

Planlı bir cinayet

Etken Ailesi’nin avukatlığını Önce Kadınlar ve Çocuk Derneği üstlendi. Dernek başkanı Avukat Müjde Tozbey, Akbaba’nın etkin şekilde korunmadığı için katledildiğini ifade ederek, şöyle diyor: “Talebimiz yalnızca katillerin ceza alması değil, kadının yaşam hakkının korunmasıdır. Kanunların uygulanması, koruma mekanizmalarındaki eksikliklerin giderilmesi gerekir. Bunu yalnızca Gözde’nin katledilmesinde görmüyoruz. Katillerin ceza kanununda faydalanabilecekleri, indirim sağlayabilecekleri hükümleri bilmeleri ve buna yönelik savunma yapmalarında da görüyoruz. Lokman Etken, Gözde’nin itibarını zedelemeye yönelik ifadeler kullandı, sonra da cinayetin tesadüfen karşılaşma neticesinde gerçekleştiği savunmasını yaptı. Bu ifadenin haksız tahrikten faydalanmak için verildi. Kadınların soğukkanlı planlarla ve tahrik olmadan öldürüldüğünü biliyoruz. Bu savunmalara itibar etmeyiz. Katillerden de koruma mekanizmalarını etkin işletmeyenlerden de hesap soracağız.”

Casperlar’a bilgi sızdıran çetenin polis ağı var

Dokuz polis, bir zabıt katibi, bir gümrük muhafaza memuru ve bir eski polisin aralarında olduğu 17 kişinin ‘Casperlar’ diye bilinen suç örgütüne bilgi sızdırdıkları iddia ediliyor.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tutuklamaya sevk yazısına göre kırmızı bültenle aranan Casperlar’ın lideri ‘Hamuş’ lakaplı İsmail Atız, 3 Temmuz 2025’te Almanya’da yakalandı.

Dört gün sonra bırakılan ve İtalya’ya geçen Atız’ın Almanya’da uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı Türkleri tutuklayan savcıya silahlı saldırı düzenleteceği ihbarı alındı. Savcının evinin yakınında Atız’la hareket ettiği ileri sürülen G.Ş. adlı kişi 27 Temmuz 2025’te Almanya’da yakalandı.

G.Ş.’de ele geçirilen dijitallerde kritik bir bilgiye ulaşıldı.

Atız’ın, gözaltıdan iki gün önce G.Ş.’ye kendisiyle ilgili Polis Bilgi Sistemi (Pol-Net) sorgu sonucunu gönderdiği tespit edildi. Bu bilgi Almanya tarafından Türkiye’ye iletildi.

3000 TL’ye sorguladı

Yapılan araştırmada G.Ş.’yi T.C. kimlik numarasıyla 25 Mayıs 2025’ta saat 23.19’da Pol-Net’te sorgulayan kişinin Esenyurt Osmangazi Şehit Ersoy Karacaoğlan Polis Merkezi’nde görevli A.K. olduğu saptandı.

Aynı gün A.K.’nin banka hesabına S.C.G. tarafından 3.000 TL gönderildi.

Polis A.K.’nin S.C.G.’nin eşine sahte ifade ve serbest bırakma tutanağı çıkartarak, yerine imza attığı da belirlendi.

S.C.G.’nin A.K.’ye 43.200 TL gönderildiği tespit edildi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bu bilgiler üzerine 9 Ocak günü operasyon düzenledi.

Bilgi sızdırma çetesi

Savcılığın tespitine göre S.C.G., Casperlar’dan ayrı bir örgütün lideri.

Arkadaşı İ.T. ise bu suç örgütünün yöneticisi.

S.C.G., temasta olduğu kamu görevlilerden bilgi temin ederek, Casperlar’a ve diğer suç örgütlerine aktarıp finans sağlıyor.

Örneğin, Bakırköy Adliyesi’de zabıt katibi E.B.’ye iki Casper’ın kırmızı bültenlerinin çıkıp çıkmadığını, M.G.’nin aftan yararlanıp yararlanmadığını sorgulattılar.

E.B.’nin dayısının hesabına 1.086.320 TL gönderildi.

‘Kanka!’

Casperların hedefinde olan M.O.B.’nin T.C. kimlik numarasını Bursa Osmangazi Çekirge Polis Merkezi Amirliği’nden E.Ç.’den temin ettiler. Böylelikle M.O.B., Casperlar tarafından tehdit edildi.

Uyuşturucu satışında yer alıp çeteye para ödemeyen altı kişinin fotoğraflarını E.Ç.’ye gönderip adreslerini istediler. E.Ç.’ye yazdıkları mesajda “Kanka bu elemanlar İzmir’deki arkadaşların parasını ödememişler, yani bir şey koymuşlar, ulaşamıyorlarmış” dediler.

E.Ç.’ye 223.000 TL gönderildi.

Bağcılar’da geçen yıl Ş.A., aracında 8720 gram Marihuana ve 2180 gram kokain bulunan R.A.’yı silahla yaraladı. Çete Ş.A.’yı bulmak için İstanbul Güven Timleri’nden Y.B.’den konaklama bilgilerini elde etti.

Suç örgütü yöneticisi İ.T., polis Y.B.’ye 76.500 TL gönderdi.

Y.B. de İ.T.’ye 37.000 TL havale etti.

SKY listesini verdi

Baronların kullandığı ‘SKY’ adlı mesajlaşma programı Europol tarafından çözümlenince Türkiye’deki suç örgütü üyelerinin listesi ve mesajları Ankara’ya iletildi.

Ankara Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği’nden A.Ö., bu bilgileri S.C.G.’ye sızdırdı.

A.Ö., ayrıca S.C.G.’nin isteği üzerine H.K.’nin aranması olup olmadığına baktı.

Mersin Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi’nden M.A., dört kişinin pasaport, kimlik ve telefon numaraları ile adres bilgisini, suç kaydını ve araç fotoğrafını gönderdi.

M.A., bu paylaşımdan kaynaklı İ.T.’den 151.500 TL aldı.

Her nedense İ.T.’ye 932.000 TL gönderdi.

Bursa Osmangazi Çekirge Polis Merkezi Amirliği’nden E.Ç., 11 kişinin ismini, fotoğrafını, telefon numarasını, adresini sorguladı ve karşılığında 223.000 TL aldı.

Şırnak Cizre Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliği’nden E.K. ise bir kişinin üzerine kaç araba olduğun bakması istenince “Yarın baktırırız abim” dedi.

Van Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi Başkale Grup Amirliği’nden H.Y. de suç örgütüne bilgi verdi.

İpsala’dan uyuşturucu ticareti iddiası

İstanbul Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürlüğü’nde Devriye Ekipler Büro Amirliğinde görevli H.D.’nin suç örgütü üyeleriyle yaptığı yazışmalarda, tırlar içerisinde İpsala Gümrük Müdürlüğü’nden uluslararası ticaret gerçekleştirdikleri şeklinde konuşmalarının olduğu belirlendi.

S.C.G.’nin H.D.’ye “20 tane ot bizim. 200 tane getirirlerse 700.000 dolara karları var” dediği tespit edildi. Bu yazışmanın uyuşturucu ticaretine ilişkin olduğu iddia ediliyor.

H.D.’ye 2.350.000 TL gönderildi.

Suç örgütünün gümrükçüsü

Suç örgütü lideri S.C.G.’nin uyuşturucu ticareti için Casperlarla görüşme yaptığı ileri sürülüyor.

Almanya’da savcıya yönelik suikast iddiasıyla gözaltına alınan Ş.G. ile bağlantılı bir şekilde Brezilya’nın başkenti Sao Paulo’dan Türkiye’ye uçan yolcuların yanlarında getirecekleri uyuşturucuyu İstanbul Havalimanı’nda Gümrük Muhafaza Memuru S.A.’nın teslim alıp ülkeye sokacağı belirlendi.

S.C.G.’nin uyuşturucu ticareti ve bilgi satma eylemlerinden elde ettiği geliri E.K.’nin soğuk cüzdanına kripto para yöntemiyle gönderdiği, yüzde üç komisyonla havale olarak geri aldığı ileri sürülüyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yedi adayın adı geçiyor

Adalet ve İçişleri Bakanları…

Ardından bakan yardımcıları değişti.

Adalet Bakanı Gürlek, İstanbul’a en güvendiği çalışma arkadaşlarından birini, Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez’i getirdi.

İçişleri Bakanlığı’nda ise Emniyet Genel Müdürü (EGM) Mahmut Demirtaş’ın görevden alınabileceği söyleniyor.

Bakanlık koridorlarında yedi adaydan söz ediliyor.

Yedi aday şu isimlerden oluşuyor:

-TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başdanışmanı ve eski EGM Özel Güvenlik Denetleme Başkanı Suat Çelik.

Çelik, teşkilatta Milli Görüşçü diye biliniyor.

-İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü Aziz Yıldırım.

Yıldırım, en son Trabzon Valisiydi.

-Kocaeli Valisi İlhami Aktaş.

Aktaş, AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala’ya çok yakın bir isim.

-Emniyet Genel Müdür Yardımsı Mustafa Çalışkan.

Çalışkan, 15 Temmuz’un İstanbul Emniyet Müdürüydü ve eski Bakan Süleyman Soylu ile kanlı bıçaklıydı. Soylu’nun emekli etmeyi başaramadığı Çalışkan’ın yıldızı Ali Yerlikaya ile de pek barışmadı.

-Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Çorumlu.

Eski Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanı Çorumlu, MHP’ye yakın diye biliniyor.

-Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ömer Urhal.

-İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız.

Emniyet teşkilatı genel müdürlerin kendi içerisinden çıkmasına sıcak bakıyor.

Bu arada, Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç’in iki ay sonra emekli olacağı ve yaş haddinden görevinden ayrılacağı belirtiliyor.

/././

İlkokulda ‘Ramazan Kazı Kazan’ etkinliği tepkisi: Adı dahi başlı başına sorun 

Mardin'in Kızıltepe ilçesindeki Eşme İlkokulu'nda ramazan ayı etkinlikleri kapsamında öğrencilere "Ramazan Kazı Kazan" kartları dağıtıldı. Kartlarda dini içerikli görevler yer alırken, uygulama sert tepkiye neden oldu.


Mardin Kızıltepe Eşme İlkokulu'nda öğretmenler tarafından hazırlanan  "Ramazan Kazı Kazan" köşesinde, öğrencilerin kazıdığı kartlardan çeşitli görevler çıkıyor. Okul yönetimi, etkinlikle öğrencilerin manevi değerleri eğlenerek öğrendiğini öne sürdü.

EĞİTİM-İŞ'TEN SERT TEPKİ

Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, uygulamayı eleştirerek Sözcü’ye şunları söyledi: "Adı dahi başlı başına sorunlu olan 'Ramazan kazı kazan' bir şans oyununu yani kumarı çağrıştırıyor. İnanç; kazan-kaybet mantığı değildir. Okul, tüm çocukların kendini eşit ve güvende hissettiği ortak kamusal alandır. Bu alanın herhangi bir inanç pratiği üzerinden ayrışmaya açık hale getirilmesi kabul edilemez."

ÖĞRENCİLERE KAZI KAZAN YAPTIRILDI

Okul tarafından ismi “Ramazan Kazı Kazan” olarak açıklanan etkinlikteki kazı kazan kartlarında "Aile büyüklerini ziyaret et", "Filistin'deki çocuklar için dua et", "Ramazan manisi oku" gibi isteklerin yanı sıra "Sadaka Taşı", "Zimem Defteri" ve "Sadaka-i Cariye" gibi Osmanlı dönemine ait kavramlar da yer aldı. Diyanet'in ise kazı kazanı kumar olarak değerlendirdiği biliniyor.

***

halkTV

İlkokulda ‘Ramazan Kazı Kazan’ etkinliği tepkisi: Adı dahi başlı başına sorun


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

"GÜNDEM Başlıklar" -25 Şubat 2026-

AKP yok saydı, doğa uyardı: 11,7 milyar TL’lik hastane kayıyor -Mustafa Bildircin/Birgün-  YDA’ya inşa ettirilen Trabzon Şehir Hastanesi’nin...