200 liralık ülke olduk -Mehmet Tezkan-
Bunun izahı şu; ekonomi batak!..
Elli kuruş, bir lira, beş lira, on lira, yirmi lira, elli lira… Hapsi fiilen tedavülden kalktı. İtiraz eden en yakın ATM’ye gitsin bu saydığım para birimlerini istesin bakın bakalım makine veriyor mu?
Makinalar artık yüz lira bile vermiyor...
500 lira istiyorsun veremem diyor ya 600 lira alacaksın ya da 400 lira...
İnanmayan yarın gitsin en yakın ATM’den 200 liranın altında para istesin; alamaz!..
Dedim ya en küçük para ile en büyük paramız eşitlendi. Bu iktidar gelir dağılımını halkın kahir eksenini fakirlikte buluşturarak eşitledi...
Ülkenin milyar dolarlık zenginleri elini cebine attığı zaman 200 lira çıkartıyor, en yoksulu da elini cebine attığında da 200 lira çıkartıyor.
Çünkü başka paramız yok… En alttakiler 250 gram et almak için 200 lira çıkartıyor, en tepedekiler yüz tane 200 TL çıkartıyor dostlarıyla buluştuğu akşam yemeğinin parasını ödemek için...
İstanbul’da indi bindi taksi ücreti 210 lira oldu...İşin var, hastan var, yürüyemeyecek yaşlı annen /baban var. Bindin taksiye beş yüz metre gittin 210 lira...
200’ü anladık da 10 lira neyin nesi…
Kimde 10 lira var…
10 lira diye bir para birimi kalmadı...
Geçenlerde Kadıköy’e gideceğim…
Yakın bir mevkide minibüse bindim, şoför otuz iki buçuk lira dedi…
Rakamla yazayım 32 lira 50 kuruş…
Yüz lira verdim. Şoför "abi iki buçuk liran var mı" dedi?
Dedim ki "artık öyle bir para yok…" Elli kuruş yok, bir lira yok, beş lira yok, on lira yok…
Hükümetin yegane temsilcisi 80 milyonu kobay yaptı. Üzerimizde deney yaptı… Faizi indirirsem enflasyon iner diyen Saray ekonomistlerinin aklına uydu...
Paramızı pul yaptı...
Orta sınıf fakir oldu. Fakir açlıkla yüzleşti. Su içerek karnını doyurur haline geldi…
200 liraya artık taksiyle bile binemiyorsun, 200 liraya 250 gram et alamıyorsun, 200 liraya yarım ekmek döner ne mümkün…
200 liraya karnını doyuramazsın…
Ama hükümet (tek kişi) hala 500 liralık kâğıt para 1000 liralık kâğıt para çıkarmamakta ısrar ediyor?
Neden?
Ekonominin battığının belgesi olmasın diye…
Ülkenin en büyük parası 4 Euro bile değil…
Ülkenin en büyük parası 5 dolar bile değil…
Yazık bize…
Geçen gün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı dinledim. Vize problemi soruldu. Dedi ki; "orta sınıf çok gelişti Avrupa’ya tatile gitmek, gezmek tozmak istiyor bu yüzden vize başvuruları yoğunlaştığı için yetiştiremiyorlar, gecikiyor…"
Eyvah ki ne eyvah!...
Ülkenin en etkili en yetkin bakanı ülkeyi böyle görüyorsa ülkenin hali kendisine böyle anlatılmışsa; vay halimize…
Moralinizi bozmak istemem ama üzülerek söylüyorum yakın zamanda refaha çıkma şansımız sıfır…
Neden mi?
Erdoğan’ın bakanları Türkiye’nin refah içinde yüzdüğünü düşünüyor.
Halktan kopmuşlar…
Sanki bu topraklarda yaşamıyorlar diyeceğim ama galiba gerçekten yaşamıyorlar!...
Çünkü hepsi malikanelerindeler…
Sokağa, pazara çıkmaya cesaret etmiyorlar…
Bazen oluyor böyle. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı son görüşmede istediğini alamadı, bildiğiniz gibi. Trump’ın İsrail’in tüm baskılarına karşın İran’la “diplomatik görüşme” yolunu seçmesi Netanyahu’nun her zaman dilediğini yaptıramadığını gösterdi bir kez daha. Onca sık gitmesine rağmen son ziyarette istediğini alamadı.
Netanyahu, Trump’ın ikinci döneminde onu en çok ziyaret eden yabancı başbakan unvanını elinde tutuyor. Düşünsenize, bu bir yıl içinde ABD’ye yaptığı altıncı ziyaret oldu Netanyahu’nun. İki buçuk saat süren bir görüşmenin yapıldığı bu ziyaret Netanyahu’nun aceleye getirdiği bir ziyaretti aslında. Trump’ın İran’ın nükleer programıyla ilgili görüşmeleri yeniden başlatması telaşlandırmış olmalı İsrail Başbakanını. Apar topar gidişi bundan.
İsrail, işgal altındaki Batı Şeria üzerinde yasadışı kontrolünü sıkılaştırıyor, ABD'nin arabuluculuğunda sağlanan “ateşkes”e rağmen Gazze'nin bombalanması da kuşatılması devam ediyor, ABD ile İranlı yetkililer, birkaç hafta önce kaçınılmaz gibi görünen bir savaşı önlemek için dolaylı görüşmeler yürütüyor. Netanyahu’nun son ziyareti bu gelişmeler eşliğinde gerçekleşti.
Son ziyaretle niyeti Trump’ı ikna ederek uranyum zenginleştirme programını sonlandırması, balistik füze programını sınırlandırması, bölgedeki militan gruplara sağladığı finansmanı kesmesi konusunda İran’a baskı yapmasını sağlamaktı. Ama Trump yine şaşırtıcı bir tutum alarak önceleri dile getirdiği onca tehdit dolu ifadelerine rağmen İran’a karşı “yumuşayarak” Netanyahu’yu hayal kırıklığına uğrattı. Bu şimdilik böyle tabii, sonrasını göreceğiz nasılsa.
Netanyahu ile Trump arasında bir başka anlaşmazlık daha var, belki gözden kaçmıştır. Trump, Gazze konusunda her türlü desteği verdiği Netanyahu’yu Batı Şeria’yı işgal planları konusunda desteklemiyor. İsrail kabinesinin Trump’a yanıtı Yahudi yerleşimcilerin Filistinlileri topraklarını terk etmeye zorlamalarını kolaylaştıracak bir yasayı onaylamak oldu. İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich yaptığı açıklamada, bunun “Filistin devleti fikrini gömeceğini” söyledi hatta. Ancak Trump görüşünde geri adım atmayarak ilhak karşıtı olduğunu “şu anda düşünmemiz gereken yeterince şey var” diyerek tekrarladı. Bunun Netanyahu’nun isteklerinin birincil önceliği olmadığını gösteren bir tutum olduğu açık.
Trump’ın neden böyle davrandığını yorumlamak zor. Ama, dünya petrol piyasasını belirleyen İran konusunda Avrupa’dan beklediği desteğin gelmemesi, Rusya ile ilişkilerin seyri açısından İran’a çullanmanın uzun vadede bir getirisinin olmayacağını düşünmesi bu tutumları almasında etken olabilir.
Netanyahu, zaman zaman Trump’la ters düşse de ikilinin çabucak toparlanan bir ilişkileri var. Bu nedenle ABD Netanyahu için adeta “komşu kapısı”. 2025’in başından beri tam altı kez Trump’la görüşmeye gitmesi bunun kanıtı.
Bakın şu ziyaret sıklığına; Şubat 2025: Netanyahu, ABD başkanının ikinci döneminin başlamasından sonra Trump'ı ziyaret eden ilk yabancı lider oldu. Trump'a, “Siz, İsrail'in Beyaz Saray'da sahip olduğu en büyük dostsunuz” demişti bu ziyarette.
Trump İsrail de dahil olmak üzere bazı ülkelerden gelen mallara uygulanan ABD gümrük vergilerini arttırınca Netanyahu Nisan ayında bir kez daha ABD’ye gitti. Ülkesine gümrük vergisi muafiyeti sağlamak amacıyla ABD ile ticareti artırmaya yönelik önlemler açıkladı. Ancak bu hamle işe yaramadı. O ziyarette de Netanyahu'nun gündemindeki diğer önemli konu İran'dı. İsrail başbakanı Tahran'a karşı harekete geçilmesini istiyordu. Ancak Trump, İran ile anlaşma yapmayı tercih ettiğini söyleyecekti.
İran-İsrail gerilimi sonucu ABD, Haziran ayında İsrail'le birlikte İran'ı bombalayarak ülkenin üç önemli nükleer tesisini vurarak Netanyahu’nun isteğini yerine getirdi malum. Bir ay sonra Temmuz’da yine ABD’yi ziyaret ederek Trump’a teşekkür eden Netanyahu, ABD'nin Gazze'de ateşkes için baskı yaptığı sırada, Trump ile iki kez daha bir araya geldi. İsrail Başbakanı Eylül ayında, dördüncü, Aralık’ta beşinci kez ABD’ye gitti aynı konuları görüşmek için.
Hızla gelişiyor, değişiyor gündem. O nedenle Trump’ın şu anda aldığı tutumun yarın tam tersini görebiliriz.
Netanyahu da bunu bildiği için habire gidip geliyor ABD’ye.
Bir ayda altı kez ziyaret ne demek?
/././
11 Şubat Adalet Bayramı olsun!!!-Ayşenur Arslan-
Kendime belki de en yakın hissettiğim felsefecidir Schopenhauer. Kimilerine karamsar gelen fikirleri bana “bir teselli verir”! Yalnız olmadığımı düşündürtür.
Şu sözleri mesela:
“Bu dünyada cesur insanlar ölür.. Zeki insanlar deli olur (delirir).. Ve dünya aptalların mutluluğuyla dolar!”
Bu denkleme, aptallar ve mutlulukları sayesinde gücü elinde tutan kötüleri de eklemek lazım bence. Aptallar olmasa kötüler var olamaz
İki dünya savaşını görmeden ölmüş.. Doğal olarak bugünün kötülüğüne denk gelmemiş ne de olsa!
Oysa biz Orta Çağ kafasına rahmet okutan “yaratıcı kötülükle” tanıştık. Yapayını deneyimliyoruz.
Sözüm meclisten dışarı; okyanus ötesinde Epstein korkunçlukları.. Bizim buralarda neredeyse kimsenin umursamadığı Kobani kuşatması altındaki çocukların başına gelenler.. IŞİD vahşetinin yavaş yavaş dirilmeye başlaması..
Bir de tabii, CHP’yi silip süpürmeyi hedefleyen Saray’ın yol haritası..
“Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yaptıkları yapacaklarının teminatı ise, o haritayı okumak zor değil..”
Ne olursa şaşırmayız acaba?
“ • CHP kurultay davası sil baştan gündeme gelir.. Özgür Özel görevden alınıp parti Kılıçdaroğlu’na teslim edilir.”
“ • Mansur Yavaş hakkında ‘yan baktın’ davası açılır ve daha ortada iddianame bile yokken Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin başına Akın Bey’in uygun gördüğü bir isim gelir..”
“ • İBB davasında aralarında rahatsız olanların da bulunduğu birkaç kişi daha tahliye edilir. İmamoğlu’na siyasi hayatını bitirecek uygun bir ceza verilir. Varlığıyla Erdoğan’ı mutsuz eden birkaç “deli” ise hapis yatmaya devam eder.”
***
Bu hamleler Erdoğan’ın bir dönem daha (aslında ömrünün sonuna kadar) iktidarda kalmasını garantilemez elbette. Saray’da, Bilal Bey’in AKP başkanlığından DEM’le yeni anayasaya kadar daha pek çok senaryo üzerinde çalışıldığından eminim.
Ancak o senaryoların hangisinde karar kılınacak? Memleket daha başka nasıl sürprizlerle karşılaşacak? Şimdiden söylemesi zor.
Trump’ın İran’a saldırıp saldırmayacağı.. Ya da kendisinin Epstein dosyaları nedeniyle koltuğundan olup olmayacağı.. Ve kim bilir hangi sıcak gelişme etkili olabilir.
Bu arada, toplumdaki hassasiyetin küçümsenmemesi gerektiğini gösteren itirazlar da şaşırtıcı olmaz.
Yine de her halukarda 2026 ve hatta 2027’nin çok zor geçeceği kesin.
Tüm kanıtlara ve tanıklara rağmen Ayşe Barım’ın iktidarı devirmeye teşebbüsle Gezi’yi organize etmekten 12 yıl küsur ceza alması.. Akın Gürlek’in “ADALETİN BAŞINA GELİŞİNİ KUTLAMA” fişeği gibi gelmedi mi size de!!
***
Ekmek parası mı dediniz?
Toplumun yarısı karnını şükürle ve Erdoğan’ın ulufeleriyle doyuruyor.
Emeğinin karşılığını almak isteyene ya kapı gösteriliyor ya da polis kuşatmasına alınıyor.
Grevler zaten Erdoğan’ın “yasak” kararına atacağı imzaya bakıyor.
Migros son örnek.
Sahibi, Tuncay Özilhan.
Siz onu asıl Yasemin Ergene’nin eski kayınpederi olarak tanıyor olabilirsiniz. Evliliğinde lükse, markaya, paraya gömülen Yasemin hanım, boşandıktan sonra da yaşam tarzından taviz vermedi. İddialara göre bir kirası aylık 880 bin tl olan bir eve geçiş yaptı.
Tabii bunun bir de elektriği, doğalgazı, arabası, kıyafetleri, seyahatleri, çantası, ayakkabısı vs var.
Ne yapsın Tuncay Özilhan?
Kolay mı zannediyorsunuz o camiada itibardan tasarruf etmemeyi!
Fakirlerin fasfakir olarak yaşamaya alıştığı gibi, zenginler de elbette neoliberal ekonominin gereklerini yerine getirecek. Sancağı yere düşürmeyecek!
***
Akın Gürlek işte böyle bir rejimin bekçisi olarak seçildi.
Birileri bayram ediyor.
Mesela Yeni Şafak gazetesi bulmacaya onu da koymuş.. Soyadını sormuş!
Sizler de ezberleyin, gün gelir yardımcı olur.
Baksanıza Akın Bey’le birlikte yeni rejimin yeni çerçevesi belli olunca kimileri anında harekete geçip yerini işaretlemiş!
Hiç şaşırmadıklarım da oldu.
Ruşen Çakır gibi -niyeyse- şaşırdıklarım da.
Nokta Dergisi’nde gazeteciliğinin ilk günden bu yana tanıyıp izlediğim Ruşen AKP grup toplantısına gitmiş.. Zor da olsa Erdoğan’ın elini sıkmayı başarmış!!!
Üstelik.. Daha bunlar başlangıç.. Kim bilir daha neler göreceğiz!
/././
O telefon kumpas için mi kapıya bırakıldı?-İsmail Saymaz-
Ayhan Bora Kaplan (ABK) hem sanığı hem de gizli tanığı olan Serdar Sertçelik, Türkiye’den kaçtıktan 26 ay sonra, iltica ettiği Macaristan’dan 31 Ocak’ta döndü ve tutuklandı.
Sertçelik, sınır dışı edilmediğini, kendi isteğiyle geldiğini ifade ediyor.
Dönme sebebi belli değil.
Belki de ileride daha net anlayabileceğiz.
Sertçelik, geldiği gün hürriyeti kısıtlama, iftira ve gizliliği ihlal suçlamasıyla gözaltına alındı. Bu soruşturma, Sertçelik’e ait olduğu iddia edilen bir cep telefonunun 12 Eylül 2025’te dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın avukatı Recep Öksüz’ün ofisinin kapısına bırakılmasıyla başladı. Telefonda ele geçirildiği iddia edilen WhatsApp yazışmalarında ABK’nın, avukatı Cengiz Haliç üzerinden soruşturmaya müdahale ettiği, polisleri yönlendirdiği, Sertçelik’e talimat verdiği ileri sürülüyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, iddialara ilişkin olarak 7 Şubat’ta ifade vereceğini anlatan Sertçelik, tutuklandı ve Sincan 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne kondu.
‘Kendim döndüm’
Sertçelik, 7 Şubat’ta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdi.
İfadesinde, Macaristan’da iki kez lehinde karar verildiği halde 26 Ocak’ta dilekçe vererek, Türkiye’ye döndüğünü söylüyor.
ABK soruşturmasında hakkında Eylül 2023’te yakalama kararı çıkarıldığında KKTC’de olduğunu anlatıyor.
Dönemin Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik’in bizzat arayıp “Dosyada seninle ilgili birşey yok. Birkaç soru soracağız” demesi üzerine ülkeye geldiğini kaydediyor. Ancak baskı ve işkenceye maruz kaldığını ve 19 sayfalık gizli tanık ifadesine parmağının bastırıldığını ileri sürüyor.
Sertçelik, M7 kod adıyla gizli tanık olarak bildiklerini anlattığı 19 sayfalık ifade tutanağı için “İmza atıp atmadığımı hatırlamıyorum. Parmak bastım” diye konuşuyor.
Polisler ‘Kaç’ dedi mi?
Ev hapsindeyken, kasten öldürme iddiasıyla operasyon yapılacağı tarihte Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden Komiser Ufuk Gülteki’nin evine gelerek, “Yurt dışına git” diye telkinde bulunduğunu iddia ediyor.
Murat Çelik’in 27 Kasım 2023’te Facetime’den “Kaç” dediğini ileri sürerek, “Çelik’in azmettirmesiyle yurt dışına çıkma kararı almıştım. Buna dair polisler hakkımda etkin bir araştırma yapmışlardır” diyor.
Afgan kaçakçılar kaçırmış
Ayağında elektronik kelepçe bulunan Sertçelik, “Hastaneye gideceğim” diyerek, babasıyla birlikte evden çıkmış. Babasını indirip “Bana bir şey sorma” demiş ve gitmiş.
Elektronik kelepçeyi söküp atmış.
Eryaman’a giderken arabasını yolda park edip arkadaşı Adem Kaçan’ı arayarak, “Yaralıyım, beni götürür müsün?” demiş. Kaçan da kabul etmiş. Sertçelik, “Adem’e kaçtığımı söylememiştim” diyor.
Eryaman’da kiraladığı evde bir haftaya yakın kalmış.
Arkadaşlarının kullandığı araçla İstanbul Şile’ye gelmiş.
Bungalovların bulunduğu bir bölgede iki üç gün konaklamış.
TikTok’ta insan kaçakçılarıyla anlaşmış.
Silivri’de buluştuğu Afgan kaçakçılar tarafından Edirne’den Yunanistan’a geçirilmiş.
15 gün kampta kalıp sığınma talebinde bulunmuş.
Mülteci kimliğiyle Arnavutluk, Kosova, Sırbistan, Bosna, Hırvatistan, İtalya, İsviçre, Fransa ve son olarak Karadağ’da kalmış. Sahte pasaportla Karadağ’dan Macaristan sınırını geçerken yakalanmış.
Sertçelik, şunları söylüyor: “Yunanistan’a geçerken kırmızı bülten yoktu. Yurt dışındayken Deniz isimli, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde aile üyeleri bulunan bir arkadaşım yakınları aracılığıyla bana elden para vermiştir. Macaristan’dayken abim göndermiştir.”
Kumpas suçlaması
Sertçelik, ofisin kapısına bırakıldığı öne sürülen cep telefonunu ve telefondan çıktığı iddia edilen yazışmaları sahiplenmiyor.
Ekim 2023’te KKTC’den dönerken yanında bulunan I-phone telefonunu polislere teslim ettiğini ve şifresini verdiğini söylüyor.
Ağabeyi Selçuk’un Mart 2024’te kapa para aklama soruşturmasında gözaltına alındığını belirtiyor. Bu süreçte kendisini arayan Demircan’ın “Gelmezsen abin tutuklanır. Bir söz ver. Sözümden çıkmayacaksın. Ne diyorsam onu yapacaksın, yoksa abin tutuklanır” dediğini ileri sürüyor.
Bu yüzden hukuk dışı teklifleri kabul etmek zorunda kaldığını, Demircan tarafından “belirli kişilerin isimlerini ifadelerine geçirmesi hususunda tehdit edildiğini” savunuyor. “Konuşturmak için dayattıkları şeyleri ispat amacıyla” Demircan’la görüşmelerini kaydettiğini belirtiyor.
Ağabeyi Selçuk gözaltındayken, cep telefonuna el konduğunu anlatıyor.
Polislerin iki cep telefonundaki WhatsApp yazışmalarını yeniden düzenleyerek, sahte içerikler üretip kumpas kurduğunu iddia ediyor.
Sertçelik: “Kıbrıs öncesi benim telefonumdan, Kıbrıs sonrası için abimin telefonundan bir miktar gerçek mesaj alarak, diğer mesajları teknolojik imkanlar kullanmak suretiyle sahte olarak oluşturarak, böyle bir yola başvurduklarını düşünüyorum. İğfal faaliyetini arttırmak amacıyla birtakım gerçek mesajın, manipüle edilen mesajlar içerisine inandırıcılığın artırılması amacıyla konulduğunu düşünüyorum.”
Poşetteki parmak izi
Sertçelik, avukatlık ofisinin kapısına bırakılan cep telefonunun, içerisinde olduğu poşette parmak izi çıkan Mustafa Öztaş ile üç-üç buçuk yıldır görüşmediğini söylüyor. Öztaş’ın Emniyetle ilişkisinin iyi olduğunu savunarak, şöyle devam ediyor:
“Telefonun bilgim dahilinde gönderildiği algısını oluşturmak ve bana iftira atmak amacıyla parmak izi bıraktırılmış olabilir.”
İfadenin bu aşamasında Sertçelik’in avukatı Alperen Ekici, müvekkilinin baştan beri FaceTime üzeriNden görüşmeler yaptığından söz ettiğini, bu imkanın yalnızca I-phone telefonlarda bulunduğunu, kapıya bırakılan cihazın ise android olduğunu vurguluyor.
Türkiye’den kaçtıktan sonra ABK’nin avukatı Cengiz Haliç’le iletişim kurmadığını, aralarında geçtiği iddia edilen yazışmaların gerçek dışı olduğunu ileri sürüyor.
Savcılıkta, avukatlık ofisinin önüne bırakılan telefonun kendisi tarafından gönderildiğini ve WhatsApp mesajlarını kabul etmesi halinde etkin pişmanlıktan yararlandırılıp tutuklanmayacağının söylendiğini iddia ederek, şunları söylüyor:
“Etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiyorum. Bu mesajların sahtelikleri ortaya çıktığı zaman hakkımdaki suçlamaların düşeceğine düşünüyorum.”
Tutanaktaki el yazısı not
Sertçelik’in iki avukatı tarafından tutanağa el yazısıyla bir şerh düşüldü. Sorguda MHP lideri Bahçeli ve Halk Bankası Genel Müdürü Osman Arslan hakkındaki kimi iddialar içeren WhatsApp içeriklerinin sorulduğu, Sertçelik’in “Böyle bir konuşma gerçekleşmemiştir” dediği, ancak sorular ve yanıtların tutanağa geçirilmediği yazıldı.
Sertçelik, 2 Şubat’ta ABK Davası kapsamında suç örgütü yöneticiliği, bir cinayet, sekiz yaralama, iki ayrı yağma ve iki kez kişiyi hürriyetinden alıkoymaktan da tutuklandı.
/././
AKP’li başkanın diploması yalan çıktı! Üniversite açıklama yaptı: Kaydı bile yok
AKP Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın, biyografisinde yer alan Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden mezun olmadığı ortaya çıktı. Üniversiteden yapılan açıklamada, Yusuf Alemdar’ın okula hiç kayıt yaptırmadığı ve diploma kaydının bulunmadığının tespit edildiği duyuruldu.
AKP Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın, mezun olduğunu ifade ettiği Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden mezun olmadığı açığa çıktı. Alemdar’ın biyografisinde, söz konusu üniversiteden mezun olduğu ifade edilirken Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, Alemdar’ın üniversiteye hiç kayıt yaptırmadığı ve diploma kaydının olmadığı belirtildi.
Kıbrıs Postası'nın haberine göre, Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Vakıf Yöneticiler Kurulu Başkanı Şemi Bora, Yusuf Alemdar’ın diplomasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Bora, son günlerde bazı haber ve medya kanallarında Yusuf Alemdar’ın DAÜ diplomasına sahip olup olmadığına ilişkin çeşitli haberlerin yer aldığını ifade etti.

“ÜNİVERSİTEMİZE HİÇ KAYIT YAPTIRMADIĞINI BİLGİLERİNİZE SUNARIZ”
Bora, “Yusuf Alemdar’ın üniversitemize hiç kayıt yaptırmadığını, öğrencimiz olmadığını ve Doğu Akdeniz Üniversitesi diploması bulunmadığını bilgilerinize sunarız” ifadelerine yer verdi.

KÖŞE YAZARI DİPLOMASININ OLMADIĞINI İLERİ SÜRMÜŞTÜ!
Gazeteci Levent Özadam, DAÜ’de görev yapan bir akademisyenin üniversite arşivlerinde yaptığı incelemede Alemdar adına herhangi bir mezuniyet kaydına rastlanmadığını yazmıştı. Özadam, DAÜ kayıtlarında Alemdar’ın isminin bulunamadığı iddiasını gündeme taşımıştı.
***
Polisin görevi bu mu? Cami kapısında elinde ayakkabı ve keratayla kaymakamı bekledi!
Karabük'te bir koruma polisi, cuma namazı çıkışında elinde ayakkabı ve kerata ile kaymakamı cami kapısında beklerken görüntülendi. Polisin içinde bulunduğu durum tepki çekerken, kendisine görevinin bu olmadığı söylenen polisin, "Emir kuluyum" dediği belirtildi.
Karabük'ün Yenice ilçesinde bugün cuma namazı çıkışında skandal bir olay yaşandı. İddiaya göre bir koruma polisi, elinde ayakkabı ve kerata ile cami kapısında kaymakamı bekledi.
ELİNDE AYAKKABI İLE KAYMAKAMI BEKLEDİ
Avukat Mustafa Kemal Çiçek, sosyal medya X hesabından paylaştığı fotoğrafta bir koruma polisinin, koruma görevlisi olduğu kaymakamın ayakkabısını elinde taşıyarak cami kapısında beklediğini kaydetti.

"EMİR KULUYUM"
Olayın Yenice İlçesi'nde bulunan Yeşil Cami'de yaşandığını belirten avukat Çiçek, koruma polisini uyararak böyle bir görevinin olmadığını söylediğini, koruma polisinin ise "Emir kuluyum" şeklinde yanıt verdiğini iddia etti.

POLİSİN GÖREVİ BU MU?
Kaymakamın, koruma polisine ayakkabısını taşıtması sosyal medyada tepkilere neden oldu. Kullanıcılar, polislerin görevlerinin bu olmadığını belirterek tepki gösterirken, Halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz da paylaşımı alıntılayarak, "Türk polisi elinde ayakkabı ve keratayla cuma namazından çıkan kaymakamı bekliyor" ifadeleriyle durumun vahametine dikkat çekti.

***
halkTV



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder