Yılın ilk enflasyon verisi açıklandı
Yılın ilk enflasyon verisi açıklandı. Yıllık enflasyon yüzde 30,65'e yükseldi. Ekonomi yönetimi 2025 Aralık ayının başından itibaren Ocak ayında enflasyonun yüzde 20'li rakamlara ineceğini söylüyordu. Ancak yine hedefi tutturamadılar. Mehmet Şimşek ocak ayı enflasyonunda gıda fiyatlarının belirleyici olduğunu ifade etti.
TÜİK 2026 yılının ilk Tüketici Fiyat Endeksi'ni (TÜFE) açıkladı.
Buna göre 2026 Ocak ayının enflasyonu yüzde 4,84 oldu. Yıllık enflasyon ise yüzde 30,65 olarak gerçekleşti.
TÜFE'deki değişim 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 4,84 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,84 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,65 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %33,98 artış oldu.
HEDEFİ TUTTURAMADILAR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cevdet Yılmaz aralık ayından bu yana sürekli yıllık enflasyonun yüzde 20'li rakamlara gerileyeceğini belirtiyordu. Açıklanan rakamlara göre iktidar yine hedefi tutturamadı.
KONUT YILIN ZİRVESİNDE
En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %31,69 artış, ulaştırmada %29,39 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %45,36 artış olarak gerçekleşti.
İlgili ana harcama gruplarının yıllık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 7,82, ulaştırmada 4,64 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6,74 yüzde puan oldu.
AYLIK EN ÇOK GIDA VE ALKOLSÜZ İÇECEKLER ARTTI
En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun aylık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde %6,59 artış, ulaştırmada %5,29 artış ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %4,43 artış olarak gerçekleşti. İlgili ana grupların aylık değişime olan katkıları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 1,61, ulaştırmada 0,88 ve konutta 0,51 yüzde puan oldu.
174 ALT SINIFIN 157'SİNDE ARTIŞ
Endekste kapsanan 174 alt sınıftan 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla, 14 alt sınıfın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 3 alt sınıfın endeksinde değişim olmadı. 157 alt sınıfın endeksinde ise artış gerçekleşti.
Sektörlere ve alt gruplara göre aylık ve yıllık değişimler şöyle:
***
"GIDA FİYATLARI BELİRLEYİCİ OLDU"
Hazine ve Maliya Bakanı Mehmet Şimşek, ocak ayı enflasyonunda gıa fiyatlarındaki artışın belirleyici olduğunu ifade etti.
Şimşek şunları söyledi: "Ocak ayı enflasyon gerçekleşmesinde, olumsuz hava koşullarının etkisiyle uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde artan gıda fiyatları ile dönemsel unsurlar belirleyici oldu. Aylık enflasyon, beklentilerin üzerinde gerçekleşirken yıllık enflasyon yüzde 30,7’ye geriledi. Yıllık hizmet enflasyonundaki düşüş 21 aydır aralıksız devam ederken, temel mal enflasyonu yüzde 17,4 ile ılımlı seyrini sürdürdü. Yıllık kira enflasyonu ise bir önceki yılın aynı ayına göre 44 puan azaldı. Ocak ayına özgü faktörlerin, enflasyonun ana eğilimi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını öngörüyoruz. Arz yönlü adımlarla desteklenen dezenflasyon politikalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Böylece enflasyonun ana eğiliminin gerilemesini ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalmasını bekliyoruz."
https://twitter.com/i/status/2018623998951825445
***
Erleri bozuk telsizle nöbete yollamışlar!-İsmail Arı
Danıştay, nöbette kalbi durduğu için hayatını kaybeden erin ailesine manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Askerlerin bozuk telsizle nöbete yollandığı ve bu nedenle yardım çağırılamadığı belirtildi.
Danıştay, zorunlu askerlik görevinde nöbet esnasında hayatını kaybeden er için 9 yıl sonra dikkati çeken bir karar verdi. 5 Şubat 2016 tarihinde, Gaziantep 1’inci Hudut Taburu 2’nci Hudut Bölüğü Şehit Süleyman Hudut Karakol Komutanlığı’nda zorunlu askerlik görevini yapan bir piyade er nöbet sırasında kalbi durduğu için yaşamını yitirdi.
Yaşamını yitiren askerin ailesi dava açarak, komutanlığın ölümde kusuru olduğu gerekçesiyle 4 bin TL maddi ve toplam 410 bin TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini istedi.
‘BÜNYESEL ZAYIFLIK’
Adli Tıp Kurumu, erin kalp hastalığına bağlı dolaşım solunum durması sonucu hayatını kaybettiği yönünde bir rapor hazırladı. İlk derece mahkemesi de “Erin vefatının bünyesel zayıflığının etkisiyle meydana gelmiş olduğu anlaşıldığından, bu çerçevede bir hizmet kusuru bulunduğundan söz edilmesinin mümkün olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Aile ilk derece mahkemesinin kararını istinafa taşıdı. Bölge İdare Mahkemesi de istinaf talebini reddetti.
TELSİZ ÇALIŞMIYORMUŞ
Bu karar da temyiz makamı olan Danıştay’a taşındı. Danıştay 10. Daire Başkanlığı oy birliğiyle 16 Haziran 2025 tarihinde erin ailesine manevi tazminat ödenmesi gerektiğine hükmetti. Danıştay kararında, “Erlerin bozuk telsizle nöbete gönderildiği, telsiz teknik raporunda da ‘telsizin ses potunda arıza olduğu, ses potuna dokunulduğunda sesin kaybolduğu ve ses düzeyinin ayarlanamadığı, mevcut telsiz ile sağlıklı bir haberleşme sağlanamayacağı’ tespitlerine yer verildiği” ifade edildi.
Danıştay, “Tanık ifadelerinin incelenmesi neticesinde telsiz ile çağrı yapıldıktan sonra beklenildiği, cevap gelmemesi üzerine acil durum için havaya ateş açıldığı, bu yol ile de yardım gelmeyince köye gidilip bir vatandaşın evinden uzman çavuşun arandığı, aranan uzman çavuşun istirahatte olması nedeniyle durumun diğer uzman çavuşa bildirildiği, bu suretle birliğin olaydan haberdar edilebildiği, dolayısıyla haberleşmenin sağlıklı bir şekilde sağlanamaması sebebiyle müdahalede gecikme olduğu anlaşılmaktadır” denildi.
‘TAZMİNAT ÖDENMELİ’
Danıştay, yardım çağrılamadığı için ere ilk müdahalenin geç yapıldığını vurgulayarak, “Aileye manevi tazminat ödenmesi gerekirken manevi tazminat talebinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir” diyerek kararı bozdu. Öte yandan erin ölümüyle ilgili o dönem Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğü ve soruşturmanın sonucunda “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilerek dosyanın kapatıldığı da belirtildi.
***
ABB suç duyurusunda bulunmuştu: Danıştay'dan Melih Gökçek kararı
AKP'li eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında İçişleri Bakanlığı'nın "soruşturma izni verilmemesi" kararı kaldırıldı. Dosya yeniden İçişleri Bakanlığı'na gönderdildi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, AKP'li eski Belediye Başkanı Melih Gökçek döneminde FETÖ'ye ve FETÖ bağlantılı kişi ve şirketlere, imar planları yoluyla menfaat sağlandığı iddiasıyla yaptığı suç duyurusunda, İçişleri Bakanlığı’nın verdiği “soruşturma izni verilmemesi” kararı, Danıştay 1. Dairesi tarafından oybirliğiyle kaldırıldı.
Danıştay, dosyanın yeniden ön inceleme yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı’na gönderilmesine karar verdi.
"TERÖR SUÇU KAPSAMINDA"
Gazeteci Murat Ağırel'in haberine göre karara ilişkin görüşüne başvurulan hukukçular, dosyada yer alan iddiaların terör suçları (FETÖ) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bu tür bir dosyanın idari müfettiş incelemesiyle sınırlı kalamayacağını, hukuken terör suçlarına bakmakla görevli Cumhuriyet savcılıklarının yetki alanında bulunduğunu ifade etti.
Danıştay Gökçek’in yanı sıra dönemin belediye yetkilileri Ali Göksin, Altan Raşit Civan, Kamil Kılıç, Asım Balcı, Yunus Aluç, Ömer Faruk Erciyes ve Samet Kaya hakkına verilen karar da kaldırıldı.
"ÖN İNCELEME GEREKTİĞİNDEN"
Danıştay’ın kararında şunlar denildi:
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerden şikayetin ön inceleme yaptırılmasını gerektirecek nitelikte olduğu anlaşıldığından, ilgililere isnat edilen eylemlerin yargı kararlarına ve mevzuata aykırı imar planı değişiklikleri yapmak olduğu dikkate alınarak ön inceleme konusu her bir plan değişikliği sürecine katılan bütün Belediye görevlilerinin ismen ve görev unvanlarıyla belirlenmesi, plan değişikliği isteminin hangi gerçek ya da tüzel kişi tarafından talep edildiği, her bir plan değişikliği bakımından planlama alanında yürürlükte olan mevcut imar planına karşı açılmış ve/veya karara bağlanmış iptal davası bulunup bulunmadığı, planlama alanına ilişkin önceki imar planının iptaline ilişkin yargı kararı var ise, bu karar gereğinin ön incelemeye konu imar planı değişikliğiyle yerine getirilip getirilmediği, plan değişikliği ile planın parçacıl bir anlayışla değiştirilip değiştirilmediği, bu suretle değişiklik talep eden taşınmaz sahibine bireysel menfaat sağlanıp sağlanmadığı hususlarını ortaya koyan kapsamlı bir bilirkişi raporu elde edilmek suretiyle tüm bu bulgulara dayalı olarak ön inceleme raporu düzenlenmesi, yetkili merci tarafından söz konusu ön inceleme raporu da göz önünde bulundurulmak suretiyle soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin bir kararın tesis edilmesi, verilecek kararın türüne göre on günlük itiraz süresinin ve itiraza bakmakla görevli yeri de belirten gerekli bildirimler yapıldıktan sonra karara karşı itirazda bulunulması durumunda yazılı bildirimlere ilişkin günlü ve imzalı bildirim alındılarının asılları ile birlikte itiraz dilekçelerinin asılları da eklenerek dosyanın Dairemize gönderilmesi gerektiğinden, itirazın kabulü ile İçişleri Bakanı tarafından verilen şikayetin işleme konulmamasına ilişkin kararın kaldırılmasına, dosyanın karar ekli olarak İçişleri Bakanlığına, kararın bir örneğinin itiraz edenin vekiline gönderilmesine kesin olarak karar verildi.
***
Dünya çapında cezasızlık: Epstein dosyaları -Ayça Söylemez-
Sadece bir fuhuş ağı ya da çocuk istismarı çetesi değil. Sadece bir istihbarat örgütünün maşası da değil. Asya, Güney Amerika, Ortadoğu ve Afrika’daki iktidarlara müdahale etme hatta liderlerini devirip yönetime ve doğal kaynaklarına, servetlerine el koyma planları yapan bir yapı var karşımızda. Planları tabii ki her zaman tutmuyor çünkü gerçek hayat, kukla tiyatrosu değil.
ABD Adalet Bakanlığı, uzun zamandır konuşulan 3 milyon sayfalık Epstein dosyalarını yayımladı. Dosyalarda birçok ismin üstü karalanmış durumda, mağdurlar, faillerin isminin gizlendiğinden, kendi isimlerinin ise görünür şekilde dosyalarda yer almasından şikayetçi: “Jeffrey Epstein dosyaları şeffaflık adı altında açıklandı ancak aslında yaptıkları şey mağdurları ifşa etmek. Bir kez daha, mağdurların isimleri ve kimlik bilgileri ifşa edilirken, bizi istismar eden erkekler gizli kalmaya ve korunmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığı, yasal olarak gerekli tüm belgeler yayınlanana ve tüm istismarcılar ve onlara yardım edenler tamamen ifşa edilene kadar dosyaların yayınlanmasının tamamlandığını iddia edemez.” (Dosyadaki 18 şikâyetçinin ortak açıklamasından)
BM’DEN NATO’YA
Belgelerde ayin ritüelleri, vahşi cinayetler, Dr. Mengele tarzı deneyler ve internet kontrolü ile ilgili iddialar da var. Ancak sadece mağdurların anlattıkları bile “yeterince korkunç”.
Örneğin bir mağdur beyanındaki iddialarda, eski NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in adı geçiyor: “Büyük çaplı insan kaçakçılığına maruz kaldım. Bu, küçük bir çocukken başladı. Avukatlar, hâkimler, kraliyet ailesi üyeleri, politikacılar ve başkanlar, polisler ve diğerleri tarafından taciz edildim. Jeffrey Epstein'e birkaç kez satıldım. Benimle porno film çektiler. Beni her ülkede seks kölesi yaptılar. Beynimi öldürmeye çalıştılar. Norveç'teki kraliyet ailesi üyeleri Gunhild Stordalen, Petter Stordalen, Kjell Inge Rokke, Jens Stoltenberg, Jonas Gahr Store, Stian ve diğerleri beni komaya sokmak için işbirliği yaptılar ve beni sakat bırakmak istediler.”
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği İsveç Başkanı Joanna Rubinstein da yeni belgelerde Epstein adasını ziyaret ettiği ortaya çıkınca görevinden istifa etti. Ziyaretin yapıldığı dönem Epstein, cinsel suçlardan hüküm giymişti.
ABD BAŞKANLARI
ABD başkanlarının adı da sık sık ağır suçlarla yan yana anılıyor. Başka bir mağdur ifadesinin yer aldığı polis notu: “M'deki bir yat kulübünde Epstein ile tanıştığını, ilk olarak 5 yaşında ve daha sonra 8 yaşında istismar edildiğini anlatıyor. Eski ABD Başkanı William [Bill] J. Clinton tarafından da ağır bir uyuşturucu etkisi altındayken tecavüze uğradığını belirtiyor. 2000 yılındaki söz konusu yat gezisi sırasında, şu anki Başkan Trump ve [o dönem evli olmadığı] eşi Melania'nın da orada olduğunu belirtti. Ayrıca George Bush I. tarafından da istismar edildiğini belirtti.”
Aynı kişinin ifadesinde, bebeklerin de dâhil edildiği istismar ve cinayet iddiaları var, detayları buraya yazmam mümkün değil.
Bu şekilde yüzlerce mağdur beyanı, videolar var. İfadelerin bazıları yıllar öncesine ait. Ancak bahsi geçen isimlerle ilgili henüz bir yargılama yok. Soruşturma bile yok. Çoğunun adı halen gizleniyor. Zaten konunun “belgelerin açıklanmasına” sıkıştırılması da sorunun parçası. Ortaçağ’da değiliz, kanıtları kamuya açmak yerine yargının iddialara yönelik soruşturma yürütmesi beklenir, normalde. Aksi halde şu an sadece suçlu olduğunu düşündüğümüz isimleri öğrendik, e yani? Kaldı ki olayın aktörleri herhangi bir utanç da hissetmiyor.
Mutlak bir cezasızlık hali içerisindeyiz, uluslararası çapta…
/././
21. yüzyılda eşitsiz mübadele -Özge Güneş-
Geçtiğimiz hafta Amsterdam’da, Anti-Emperyalist Ağ (AIN) ile Arghiri Emmanuel Derneği’nin öncülüğünde düzenlenen “21. Yüzyılda Eşitsiz Mübadele” konferansını salonda takip etme fırsatı buldum; ben de bir sunumla programa katkı verdim. Konferansın hedefi, Arghiri Emmanuel’in eşitsiz mübadele kavrayışını 21. yüzyıl içinde yeniden konumlandırmaktı. Oturumlar yer yer üç paralel akış halinde ilerlediği için tüm konuşmaları dinleyemedim ve bu nedenle aşağıdaki değerlendirme izleyebildiğim oturumlara ilişkin notlarıma dayanıyor.
Konferansın çerçevesi, emperyalizmin yalnızca klasik sömürgecilik biçimleriyle değil; ücret, fiyat, ticaret ve üretim düzeneklerine dağılmış sistematik değer transferiyle işlediğini tartışmaya açıyordu. İlk iki günün teorik oturumları bu açıdan geniş bir ufuk sundu: göç, turizm, dijital emek, ekoloji/karbon ve Çin başlıkları, eşitsiz mübadelenin tek bir alana sıkıştırılamayacağını gösterdi.
∗∗∗
Öte yandan bazı sunumlarda metodolojik bir handikap da göze çarpıyordu. Emperyalizmi ölçülebilir bir değer kaybı olarak kuran yaklaşımlar, kimi zaman “nasıl işlediği” sorusunu geri plana itebiliyor. Oysa politik ekonomi açısından belirleyici olan, değer transferini mümkün kılan mekanizmaları ve bu mekanizmaların gündelik üretim ilişkilerinde nasıl sabitlendiğini görünür kılmak.
Ben de sunumumda bunu yapmaya çalıştım. Ferrero’nun Türkiye’de fındık piyasasında kurduğu tekelci pozisyonu, eşitsiz mübadelenin kurumsal üretim süreçleri içinde tartıştım. Fiskobirlik’in zayıflatılması ve kamusal alım ile fiyat düzenleme alanının daraltılmasını; IMF ve Dünya Bankası eksenli yeniden yapılandırma programları ile ticaret rejimlerinin daralttığı kamusal politika alanıyla birlikte okudum. Bu nedenle eşitsiz mübadelenin, ticaret fiyatlarının ötesinde, kırsal bağımlılığı yeniden üreten kurumsal yapılanma düzeyinde kavranması gerektiğini ileri sürdüm. Bu kurumsal dönüşümün, fındık üretimini giderek yarı-zamanlı emeğe yaslayan bir kırsal çözülme yarattığını; hasat döneminde ise mevsimlik işçilik rejimi yoluyla emek maliyetlerini aşağı çeken ve yeniden üretim yüklerini hanelere yıkan bir basınç ürettiğini sorunsallaştırdım.
Üçüncü gün, “Uluslararası bir stratejiye doğru” başlığıyla daha çok forum niteliğinde, farklı deneyimlerin konuştuğu bir pratik bölüm olarak kurgulanmıştı ve Anti-Emperyalist Ağ (AIN) tarafından yürütüldü. 1970’lerin anti-emperyalist mücadelelerinden dersler, dayanışma pratikleri, Britanya’daki Filistin doğrudan eylem deneyimi, sendikalar ve enternasyonalizm, öğrenci intifadası gibi güncel deneyimler üzerinden ilerledi. Oturumlar, mevcut dayanışma biçimlerinin ne yaptığını ve nasıl çalıştığını görünür kılarken uluslararası strateji yapılandırılmış bir mücadele hattına bağlanmadı.
Genel olarak konferans, emperyalizmi geniş bir perspektifle yeniden tartışmaya açması bakımından önemli bir girişim oldu ve eşitsiz mübadeleyi farklı alanlara taşıyan zengin bir envanter sundu. Buna rağmen, özellikle ilk iki günde, emperyalist düzeneklerin kurumsal-siyasal üretimini ve bu düzeneklerin Küresel Kuzey’in kendi coğrafyasında hangi siyasal-iktisadi düzenlemelerle yeniden üretildiğini daha görünür kılan bir tartışma hattı güçlendirilebilirdi. Aynı şekilde üçüncü günün pratik oturumları açısından da mücadele perspektifi, Güney’le dayanışmayı tek yönlü bir hatta indirgemek yerine, Küresel Kuzey’in de kendi coğrafyasında örgütlenmenin ve kırılma üretmenin bir zemini olduğunu daha açık kurabilir.
∗∗∗
Bana kalırsa 1970’lerden aktarılan deneyimlerden çıkarılacak temel ders, belirli anları yüceltmekten çok, o günün koşullarında dayanışmanın hangi ihtiyaçlara yanıt verdiğini ve nasıl mümkün kılındığını kavramaktır. Bu deneyimler aynı zamanda, gündelik hayattaki çatlakların dönüştürücü örgütlenme hatlarına nasıl bağlanabildiğini de gösterir. Dolayısıyla mesele, geçmişi bir şablon olarak bugüne taşımak değil, aksine her yerde temas edilebilecek çatlakları siyasal bir hat haline getirebilme kapasitesini tartışmaktır. Konferansta bu yönde işaretler vardı. Özellikle genç kuşak hareketlerinin dayanışmayı gündelik hayatın politikleştirilmesiyle birleştirme çağrısı, bundan sonra bakılması gereken yönü daha belirgin kılıyordu.
/././
İnsan olmak, insan kalmak -Hüseyin Aygün-
Zygmunt’un annesi ve babası, sanki her zaman sonsuza kadar birlikteydiler. Ona hiç anlatmamışlardı, nereden geldiklerini. Zaddiklerin aile ağacının sürgünü, küçük esnaf babası bir kez -yüzünde kızarıklıklarla- anlatmıştı; Kheder’deyken diğer oğlanların ekmekleri ve yağları varken, babasının ona sadece kuru ekmek almasına izin verdiğini. Poznan’da yaşıyorlardı. Burası hemen hemen Judenrein bir kentti ve Zygmunt bunun anlamını erken öğrenmişti.
Prusya-Alman hâkimiyetindeki şehir, el değiştirmelerle yüzleşti. Bir Almanlar, bir Polonyalıların idaresindeydi. Kent tekrar Polish şehri olunca, sakinlerine Leh ya da Alman yurttaşlığını seçme hakkı verildi. Tüm zenginler -bu arada epeyce fakir- Almanya’yı seçtiler. Ancak bir yirmi yıl sonra, 1938’de Nazilerce hepsi Polonya sınırına zorla geri gönderildiler. Tehcirin adı Polenaktion’dı.
Babası Büyük Buhran ile iflas bayrağını çekti ve Paris’e doğru yola koyuldu. Yer değiştirerek kurtulacağını sanan çok sayıda insandan ilki değildi. Orada tüm parasını, karşılarındaki enayinin görüntüsüne kıs kıs gülüp, onu dükkân kiralama vaadiyle kandırmış zeki Parislilere kaptırdı. Gönderdiği mektupta, aslında derdini anlatmıyor, karısının onu yeniden kabul edip etmeyeceğini soruyordu. Hırslı anne onu kabul etti; baba kirli sular akan bir palto ile evine, yenilmiş halde geri döndü. Çevreden iş dilendi, -asla bir tüccar olamadı- bulamayınca kendini Warta Nehri’ne attı. Ama bahtsız kişiler, talihsizlikten kaçamazlar; ordan geçen bir izci takımı soğuk suya daldı ve iradesine rağmen onu sudan çıkardı.
Zygmunt ilköğretimini 1938’de tamamladı. Poznan’daki devlet liseleri, numerus nullus ilkesini uyguluyorlardı. Bu, bazı çocukların dışlanması demekti. "İki yazılı sınavı da mükemmel çocuk", çabuk kabul aldı. O yıl, Treblinka’nın yolları henüz inşa edilmemişti ama okul sıralarındaki getto çoktan inşa edilmişti. -Sonradan eşi olacak- Jasia -çok başarılı olduğu halde- "Lehçe’den 5 alamaz"dı.
∗∗∗
Büyük gün geldiğinde, Berger Akademik Lisesi’nin kapısından -kepiyle ve gururla-, tekme ve yumruk yağmuru altında geçti. Sınıfın en uzak köşesine atıldı; orada yalnız olmadığını fark etti. Küstah bir cüretle Leh olmak isteyen beş Yahudi öğrenci sınıfta vardı: Biri Holokost’ta can verdi, üçü ülkelerini terk etti, biri Zygmunt’la Varşova’da kaldı.
Sonra zaman hızlandı. 1 Eylül’de Almanlar Polonya’yı işgal etti. Poznan sınırdan 96 kilometre uzaktaydı. Bombardıman uçakları altında şehri terk ettiler. Sırtlarında sarı üçgenlerle üç kişi, Wloclawek istasyonundan, ülkenin Rus işgali altındaki tarafına doğru yol aldılar. Rus tarafında, Yahudi ve Leh diye bir şey yoktu; herkes birlikte acı çekiyordu. Yürümek için bazılarına yollar, diğerlerine kaldırımlar, sarı bantlar yoktu.
Ama amcalarından biri, tek bir atın çektiği arabayla, sınırın tam tersine gidiyordu. O, Sovyetlerin burjuva ile toprak sahiplerine son verme çağrılarını işitmiş, -nun gibi-fabrika sahiplerinin zenginliklerine el koymaya girişiklerini görünce -ki kötü arasında- Almanları yeğlemişti.
Molodeczno’da Komsomola katıldı. 22 Haziran’da savaş çıktı. Buradan da kaçtılar. Moskova-Urallar arası bir Kolhoz’a atıldılar. Günde 24 saat, haftada yedi gün açtılar. Yemek beklerken açtılar, yemek bittiğinde de açtılar. Ülke açtı. Herkes açtı. Paylaşılan açlık daha az acı veriyordu. Zygmunt, tüm hayatı boyunca evde hiç ekmek olmadığında uyuyamadı. Ekmeğin önemini bilmiyorsanız, şanslısınızdır.
∗∗∗
16 yaşında Zygmunt, Wiatka’da okulu altın madalya ile bitirdi. Askeri liseye alınmadı. Gorki Üniversitesi’ne girebiliyordu. 3 ay Skahunia Demiryolu Atelyeleri’nde gönüllü çalıştı. Bir lehimciden işi öğrendi. Kızıl Ordu her yerden çekiliyordu. Rusya -bugün olduğu gibi- Avrupa’nın birleşmiş sanayi gücü karşısında tek başına savaşıyordu. Kendileri de feci şekilde onarılmaya ihtiyaç duyan binalarda çalışıyorlardı. Atölyeler duman ve zehirli gaz doluydu. Kimse aldırmıyordu. Bunun ciğerler için anlamını iyi bilen eski zanaatkârlar hiç umursamıyordu. Genç Zygmunt, buradaki insan dayanışması ve adanmışlık manzarası karşısında ezilmişti. Gayri insani koşullar, aslında hep insanlıktan çıkarmaz; bazıları insandaki insanlığı açığa sererdi.
Zygmunt Bauman -çok genç yaşta- herkesin düşlerindeki ülkeyi Sovyetler’de bulmuştu. Açlığın, sefaletin, işsizliğin olmadığı ülke. Bir kişinin başarısının, başka birinin yenilgisi anlamına gelmeyeceği bir ülke (Parçalar Halinde Hayatım, Ayrıntı Y. s. 118).
Sovyetler adasından geldik Epstein adasına: Çocuklara tecavüzün, cinayetin, sömürünün ve şantajın merkezine. Tüm dünya liderlerinin dâhil olduğu çirkef insanlık çukuruna. Sovyetler sanki bin yıl öncede kalmış gibi: Oradan bu yana çok şey kaybettik; insanlık en başta gelir. Kapitalizm çünkü "insandaki, insanlık dışılığı ortaya serer."
/././
TÜİK, enflasyon sepetini güncelledi: Hangi ürün çıkarıldı, yerine hangi ürün geldi?
TÜİK ocak ayı itibarıyla enflasyon sepetini değiştirdi. Buna göre simit, yöresel peynirler ve hazır pizzalar sepete alınırken kakao, ekmek hamuru kravat, gazeteler ve tıraş malzemeleri sepetten çıkarıldı. Ayrıca en çok artışın yaşandığı alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar, sağlık, eğitim, bilgi ve iletişim ana grupları ağırlığı azalırken giyim ve ayakkabı, mobilya, lokantalar ve konaklama hizmetleri, kişisel bakım, sosyal koruma, çeşitli mal ve hizmetler gruplarının ağırlığı artırıldı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), enflasyon sepetinde yer alan ürünleri ve ağırlıklarını güncelledi. Sepette bu yıl 428 madde ve 972 madde çeşidi dikkate alınacak.
TÜİK'in internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Kurum, her yıl fiyat derlenen yerleşim ve iş yerleri ile sepette yer alan ürünler, ağırlıkları ile ürün tanımlarını güncelliyor.
Buna göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), toplumun tüketim kalıplarını mümkün olduğunca gerçeğe yakın şekilde yansıtmayı hedefleyen mal ve hizmet sepeti üzerinden hesaplanıyor.
Piyasada mevcut tüm mal ve hizmet fiyatlarının, takip edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle TÜFE hesaplaması için hane halklarının tüketim harcamalarında önemli yer tutan mal ve hizmetler dikkate alınarak, bir sepet oluşturuluyor. Söz konusu sepet, tüketicilerin günlük yaşamlarında sıkça tercih ettiği ürün ve hizmetleri içeriyor.
BAZ YIL GÜNCELLENDİ
Yürütülen çalışmalar neticesinde "2025" TÜFE için yeni baz yılı (temel yıl) olarak belirlendi. Baz yılı, fiyat endekslerinin "100" olarak kabul edildiği yıl olarak tanımlanıyor.
Baz yılının yenilenmesi, endeksin yorumlanmasını kolaylaştırırken, uluslararası karşılaştırılabilirliği artırmakta ve endeks seviyelerinin aşırı büyümesini engelleyerek, daha anlaşılır referans noktası sağlıyor.
Baz yılının değişmesiyle, TÜFE'de halen kullanılan mevcut sınıflama yapısı yerine, güncel tüketim kalıplarını daha iyi yansıtan "Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması COICOP-2018"e geçilmesine karar verildi.
Yeni baz yılı, sınıflama ve ağırlık yapısı ile üretilen ilk veriler, ocak TÜFE haber bülteniyle yayımlandı.
Bu işlem, endeksin yeniden hesaplanmasını değil, yalnızca mevcut verilerin yeni sınıflama yapısına uygun şekilde gruplanmasını ifade ediyor.
Bu nedenle, manşet enflasyon göstergelerinde herhangi bir değişiklik olmayacak. Yalnızca bazı alt endekslerde sınıflama farkından kaynaklı değişiklikler görülebilecek.
SEPETTE YER ALAN ÜRÜNLERİN SAYISI DEĞİŞİYOR
Açıklamaya göre, bu yıl itibarıyla alandan veri derleme yöntemiyle elde edilecek fiyat sayısı, derlenen toplam fiyat sayısının yaklaşık yüzde 51,14'ünü oluşturacak.
TÜFE'de bu yıl 81 il ve 239 ilçe kapsamında, 39 bin 70 iş yeri ve 5 bin 246 konuttan (kira) 428 madde ve 972 madde çeşidi için her ay yaklaşık 636 bin 640 fiyat derlenecek.
Her yıl Aralık ayında yapılan güncellemede, hanehalklarının tüketim harcamalarında ağırlığı artan mal ve hizmetler endeks sepetine dahil ediliyor, ağırlığı azalan ürünler sepetten çıkarılıyor.
Bu nedenle, TÜFE sepetinde yer alan ürünlerin sayısı her yıl değişim gösteriyor. TÜFE tüketim sepeti ve ağırlıkları ise yıl içinde değişmeden sabit kalıyor.
Bu yıl TÜFE ağırlıklarının belirlenmesinde kullanılan temel veri kaynağının değişmesi ve yeni sınıflamaya geçilmiş olması nedeniyle madde sepetine yeni giren ve çıkan madde sayısının, geçen yıllara kıyasla fazla olduğu görüldü.
Güncellemeye göre, bu yıl sepete simit (fırın, market ve benzeri yerlerde satılan), yöresel peynirler, hazır pizzalar, hazır börekler, okul forması, bebek elbisesi, termos ve otomobil ekspertiz ücreti gibi 38 madde listeye alındı.
Kakao, ekmek hamuru (yufka), kravat, gazeteler ve tıraş malzemeleri gibi 30 ürün ise sepetten çıkarıldı.
Ayrıca, hanehalklarının madde çeşidi düzeyinde değişim gösteren güncel tüketim tercihlerinin de TÜFE sepetine yansıtılabilmesi için her yıl olduğu gibi pek çok madde altına yeni madde çeşitleri eklendi.
Örneğin, 2026 yılında dizel otomobil (madde) tamamen TÜFE sepetinden çıkarken, "otomobil (benzinli, elektrikli ve hibrid)" maddeleri altına yeni madde çeşitleri eklendi.
ANA GRUP AĞIRLIKLARI
TÜFE hesaplamalarında kullanılacak, ana grup ağırlıkları da belirlendi. TÜİK'in, enflasyon hesaplama güncellemesiyle "2003=100" olan baz yılını "2025=100" olarak değiştirmesiyle, ana grup sayısı da 12'den 13'e çıktı. Bazı ana grupların isimlerinde de değişikliğe gidildi.
Özellikle dijital ürünler ve dijital içerik tüketimine ilişkin kategoriler, COICOP-2018'de ayrı bir sınıf haline getirildi ve belirsiz tanımlar ortadan kaldırıldı.
Sigorta ve finansal hizmetler, yeni harcama grubu olarak enflasyon hesaplamasında yer aldı.
Buna göre, gıda ve alkolsüz içeceklerin ağırlığı yüzde 24,96'dan yüzde 24,44'e, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtların ağırlığı yüzde 15,21'den yüzde 11,40'a gerilerken, ulaştırmanın ağırlığı 15,34'ten 16,62'ye yükseldi.
Gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar, sağlık, eğitim, bilgi ve iletişim ana gruplarının ağırlığının azaldığı, giyim ve ayakkabı, mobilya, mefruşat ve evde kullanılan ekipmanlar ile rutin ev bakım ve onarımı, ulaştırma, eğlence, dinlence, spor ve kültür, lokantalar ve konaklama hizmetleri, kişisel bakım, sosyal koruma, çeşitli mal ve hizmetler gruplarının ağırlığının arttığı görüldü.
Söz konusu ağırlıklar, alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünlerinde yüzde 2,75, sağlıkta yüzde 2,79, bilgi ve iletişimde yüzde 3,10, eğitimde yüzde 2,02, giyim ve ayakkabıda yüzde 7,90, mobilya, mefruşat ve evde kullanılan ekipmanlar ile rutin ev bakım ve onarımında yüzde 7,92, eğlence, dinlence, spor ve kültürde yüzde 4,34, lokantalar ve konaklama hizmetlerinde yüzde 11,13, kişisel bakım, sosyal koruma, çeşitli mal ve hizmetlerinde yüzde 4,49 ve sigorta ve finansal hizmetlerde yüzde 1,07 olarak belirlendi.
Tüketici fiyat endeksi ana gruplarının isim değişiklikleri ve oran ağırlıkları şöyle:
| Ana harcama grupları | 2025 | Ana harcama grupları | 2026 |
Gıda ve alkolsüz içecekler | 24,96 | Gıda ve alkolsüz içecekler | 24,44 |
| Alkollü içecekler, tütün | 3,52 | Alkollü içecekler, tütün ve tütün ürünleri | 2,75 |
| Giyim ve ayakkabı | 7,16 | Giyim ve ayakkabı | 7,90 |
| Konut | 15,21 | Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar | 11,40 |
| Ev Eşyası | 7,67 | Mobilya, mefruşat ve evde kullanılan ekipmanlar ile rutin ev bakım ve onarımı | 7,92 |
| Sağlık | 4,09 | Sağlık | 2,79 |
| Ulaştırma | 15,34 | Ulaştırma | 16,62 |
| Haberleşme | 3,62 | Bilgi ve iletişim | 3,10 |
| Eğlence ve kültür | 3,36 | Eğlence, dinlence, spor ve kültür | 4,34 |
| Eğitim | 2,30 | Eğitim | 2,02 |
| Lokanta ve oteller | 8,31 | Lokantalar ve konaklama hizmetleri | 11,13 |
| Çeşitli mal ve hizmetler | 4,43 | Kişisel bakım, sosyal koruma ve çeşitli mal ve hizmetler | 4,49 |
Sigorta ve finansal hizmetlerBirgün |






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder