Erdoğan nereye koşuyor? +Saray'ın büyük oyunu+NATO mermer NATO kafa / Ayşenur Arslan - halkTV

Erdoğan nereye koşuyor?  

Halk TV’ye 10 günlük rekor karartma cezası verildi. Gerekçesini sormayın lütfen. Zira iktidar aygıtı, susturmak için nasılsa bir bahane bulurdu. Hava durumu bile uyardı mesela. O yüzden gerekçeyi konuşmak, bana işin gerçeğinden uzaklaşmak gibi geliyor. Gerçeği ise AKP’liler bile görüyor, biliyor: Özellikle CHP kurultay davası öncesinde Halk TV’yi susturmak.. Diğer bağımsız kanalları da ürkütmek. Belki önümüzdeki günlerde medyayı tamamen susturmanın yolunu aramak.

Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, RTÜK kararından sonra ana haberde konuşurken anlattı: “ Öyle duyumlar alıyoruz ki , CHP'ye kayyum atandığında yaşanabileceklere, yeni bir medya düzeni olması lazım ki sorunsuz geçilsin.”

Erdoğan rejimi, daha ilk yıllardan itibaren medyayı adım adım teslim almaya çok büyük önem verdi. Bugün yüzde 90, belki daha fazlasını kontrol ediyor. Kamu reklamlarıyla besliyor. Ama o yüzde 90, Halk TV, Tele 1 ve Sözcü kadar izlenmiyor, etkili olamıyor. Hatta, son birkaç günde tanık olduk. Fatih Altaylı’nın boş koltuğu günde en az 500 bin izleyiciyle inanılmaz bir rekora imza atıyor.

Buna bir de Silivri Mektuplarını ekleyin..

“Gazetecilerin susturulamayacağı” sağır sultanlara duyuruluyor.

Susmayan gazeteciler ve sosyal medya.. Herkes her şeyi görüyor, anlıyor.

Mesela Ayşe Barım’ın hücresinde dört kez baygın bulunduğu halde tutsaklığının devam ettiğini öğreniyoruz.

Mesela İmamoğlu’nun “içerdeki herkes adına” feryadını duyuyoruz: “Buradan haykırıyorum, Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz! Kadınlar, hastalar işkenceye maruz kalıyor! Evlatlar, eşler, aileler rehin tutuluyor! Avukatlar tutuklanıyor, tehdit ediliyor, savunma hakkımız çalınıyor! Canımız tehdit altındadır! Yüksek yargı mensuplarına, Yüce Türk Yargısı’nın binlerce hakimine, savcısına; Israrla sesleniyorum, Bu, bir avuç insanı kollayan düzenin parçası olmayın, Yazık oluyor adaletimize, hukukun üstünlüğüne, geleceğimize, inancımıza, maneviyatımıza, doğmamış çocukların istikbaline!”

Cafer Mahiroğlu da artık AKP’nin önde gelen isimlerinin bile dile getirdiği vahim tabloyu apaçık çiziyor: “RTÜK kararını vermiş… Halk TV'ye yayın yaptırmayacağım diyor, tek sesli medya düzeni istiyorum diyor, yetki bende, güç bende, hukuk-adalet benim diyor. Susun diyor, Konuşmayın diyor, Görmeyin diyor, Lütfuma sığının, O zaman makbul olursunuz diyor...Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu göz ardı ediyorlar. Ama bilmiyorlar ki Halk TV’nin gücü beni aşalı çok oldu. Buradan Halk TV izleyicilerine soruyorum: Ne yapmamızı istiyorsunuz, karar sizin?”

Karar bence açık!

Saray’ın YENİ MEDYA DÜZENİ için yapmayacağı şey yok, anladık. Acaba 19 Mart sonrasında gerçek gazeteciler gibi milyonların da geri adım atmadığını, atmayacağını Saray anladı mı?

***

Erdoğan, rejimi 100 yıl öncesine götürmek.. Cumhuriyet’in tüm kodlarını değiştirmek.. Aklındaki (gerçekte naftalin kokulu) YENİ DÜZENİ sadece medyada değil, toplumun ve devlet aygıtının her tarafında tesis etmek peşinde.

Bakın şu rastlantıya!! Trump da aynı sloganla, bölge dizaynına son şeklini vermek üzere!!

whatsapp-image-2025-06-27-at-12-03-46.jpeg

Ortada, tarife gerek yok aslında, Trump. Bir yanında Netanyahu, diğer yanında Suudi Arabistan’ın güçlü prensi Selman.. Sonra Arap ülkeleri kralları, cumhurbaşkanları.. Bir de şaşırır mısınız bilmem, sol altta Suriye cumhurbaşkanı Şara!

Afiş, “YENİ ORTA DOĞU ZAMANI” başlığıyla Trump devrinin manifestosu gibi İsrail caddelerini süslüyor! Üst başlığıyla da yeni zamanın ruhunu özetleyen bir mesaj veriyor: “İBRAHİM İTTİFAKI”. İbrahim, tek tanrılı üç dinin atası sayılan Hz İbrahim. ABD başkanı da herhalde bekledikleri Mesih!

***

Aslında mesele epey eski. Tek kutuplu dünyada, küresel güçlerin emperyal hedefleri için tasarlanmış bir proje. Belki Büyük Ortadoğu Projesi’nin ta kendisi..
Belki o ismin altında gizlenmiş “ABD’nin bölgedeki koçbaşı İsrail’i korumak ve güçlendirmek” üzere hazırlanan gerçek plan! ABD şimdi “Vakit tamam” diyor.
Peki “Ümmet” tanımını dilinden düşürmeyen Erdoğan nerede? Afişte o neden yok?

Bir soru daha: Öcalan, 21 Nisan günü İmralı’da gerçekleşen buluşmada DEM heyetini ve özellikle Pervin Buldan’ı neden “İsrail suikastına karşı” uyardı.. Rojava yönetimi ile İsrail ilişkisine dair nasıl olumsuz yorum yaptı.. Ve bu görüşme notları kim tarafından nasıl / neden sızdırıldı..

Hadi adım adım ilerleyelim:

Tarih 2004. Mardin’in Kasımiye Medresesi’nde “Ortak Ata Hz. İbrahim’in Aydınlığında Dinler ve Barış Uluslararası Sempozyumu” düzenleniyor.
İktidar, bakanlarıyla orada. Ancak sempozyuma damgasını vuran, orada, hatta Türkiye’de olmasa bile, gönderdiği mesajla Fethullah Gülen.
Üç büyük dinin temsilcilerinin katıldığı buluşmayı “bölgede barış umudu” olarak tanımlıyor ve şöyle diyor: “İnsanlar arasında barışın teessüsü hususunda en önemli görev de Hazreti İbrahim’in torunlarına düşmektedir.”

Sonraki yıllarda gündemi bu çerçevede “dinlerarası diyalog” belirliyor. Kültürel kazılarla, fikir babası diye Said-i Nursi’ye kadar gidiliyor. Bir yandan da “İslam son dindir, diğerleriyle ortaklaşamaz” diyenlerin itirazı duyuluyor.

***

Anlaşılan az gitmiş uz gitmiş.. İBRAHİM İTTİFAKI’na dönmüşler. Orta Doğu’da majesteleri Donald’ın himayelerinde yeni düzenin bayrağı göndere çekilmiş.

Bakmayın İsrail’deki afişte Erdoğan’ın fotoğrafının olmayışına. NATO Zirvesi’nde Trump ile elele fotoğrafları asıl mesajı vermiş olmalı: Yüzyıla yakın bir süre Asya ve Orta Doğu ülkelerinde güç gösterisi yapan ABD yeniden sahnede. Bölge jandarması olarak, iddialı bir projeyle döndü. Irak, Suriye derken tüm engelleri aştı. İsrail’in korunmasını sağlayıp ABD’nin güvenli karakolu haline getirecek buluşma sağlandı. Görünüşte önünde iki engel kaldı: İran ve Türkiye! İran’ın başına daha neler gelecek, bilmiyoruz. Ama Türkiye’nin Erdoğan’ın tüm bağırış çığırışlarına rağmen saflarda yerini aldığını görüyor, anlıyoruz. Muhalefetin toptan şiddete, faşizan baskıya maruz kalmasının nedenlerini de…

Halk TV’yi karartsalar, hatta planladıkları gibi kapatsalar çöküşlerinin görülmeyeceğini, hatta önleneceğini mi zannediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti üç beş sarıklının aklı ile idare edilmiyor. Onların aklı ile sandığa tekme atılamaz bu ülkede. Er ya da geç o sandık gelecek.. AKP tıpış tıpış, yandaşlarıyla birlikte çekip gidecek.

Önemli olan, o güne kadar İmamoğlu ve arkadaşlarına.. Gazeteci dostlarımıza.. Ve GENÇLERİMİZE sahip çıkabilmek!

                                                     /././

Saray'ın büyük oyunu

Böylesi Demokrat Parti döneminde bile görülmemişti. Evet, Menderes yönetimi CHP’yi dört koldan kuşatmış.. Milletvekillerini ve üyelerini cendereye almıştı. Yine de aynı anda en az 4-5 senaryonun birden uygulamaya sokulması söz konusu değildi.

Şimdi bakıyoruz, diplomadan girip reklam panolarından çıkıyorlar.. Kurultayı şaibeli ilan edip dava açıyorlar. Memleketçe öğrenip günlük sohbetlerimize  kattığımız  “MUTLAK BUTLAN” ile partiyi bölmeye çalışıyorlar.

Oyun çok büyük. Yargının “arkalarında duracağına” güvenmeseler sahneye koyamayacakları kadar gözü kara. Elbette güvendikleri sadece yargı değil.. Kılıçdaroğlu. Pirus Zaferi’ni bilirsiniz herhalde. Kazanırken her şeyi, ordusunu, komutanlarını, dostlarını kaybeden Epir Kralı Pirus’u anlatır. Ve onun akıbeti savaş tarihine şöyle not düşülür: “Pirus zaferi, kazanan üzerinde o kadar yıkıcı bir etki yaratan bir zaferdir ki, bu durum neredeyse bir yenilgiyle eşdeğerdir.”

Kılıçdaroğlu’nun durumu daha dramatik. O daha savaşamadan kaybetti. Mahkeme her ne karar verirse versin, ne yazık ki artık “yok hükmünde”!

***
Sadece o mu?
Erdoğan da CHP ve İmamoğlu’na açtığı savaşla Pirus Zaferi yaşadı, yaşıyor.
“Dost” bildikleri de artık acı gerçeği söyleme cesaretini gösteriyor.
Eski hukuk danışmanı Prof. İzzet Özgenç mesela: 
"Sayın Cumhurbaşkanı’m, Hukuk uygulamamızda ölçünün kaçırılmış ve yargılamanın meşru amacı dışına çıkılmış olduğu güncel olaylara tanık olmaktayız. Ceza muhakemesinde hukuka uygun ve bilimsel yöntemlerle delil elde etme yöntemlerinden uzaklaşılarak, bir şekilde “şüpheli” süsü verilen kişilerin “etkin pişmanlık” görüntüsü altında yaptıkları açıklamalara dayalı olarak soruşturmalar yürütülmektedir. Bu soruşturmalarda verilen tutuklama kararları hoşunuza gidebilir ve siyasi amaçlarınız bakımından uygun bir ortam oluşturabilir. Ancak açıkça belirtmem gerekir ki, verilen tutuklama kararlarında ölçü gözetilmemektedir. Anayasanın uygulanmasını temin etme göreviniz bağlamında gereğinin yapılmasını takdirlerinize sunarım.”

Bir başka ve çok önemli isim daha.. AKP Genel Başkan yardımcısı Hayati Yazıcı da konuştu. Mahkemenin uzatmadan bir an önce karar vermesi gerektiğinin söyledi. Dahası mevcut hali de net biçimde eleştirdi: “Yargıya taşınmış, halen soruşturulması devam eden ve üzerinde gizlilik olan bir konu ile ilgili masumiyet karinesini olumsuz etkilemekten uzak durulmalı. Evrensel hukuk prensiplerine göre hareket edilmelidir.”

* * *

Saray’ın hukukçuları, danışmanları bunları bilmez olur mu! Bilirler elbette. Ne var ki oyunu kurallarına göre oynamaya cesaret edemezler. Hele şimdi CHP’nin, oyunu tarihi düzeyde yüzde 40’a çıkardığı bir dönemeçte.

Anayasa’ya, yasalara, seçim ahlakına uysalar kaybedecek çok şeyi olanların korkusu ta buralardan hissedilmiyor mu!

Korku demişken.. Yeni kuşağın en gözüpek gazetecilerinden.. Kendisinin de hakkında açılan davaların sayısını bilmeyen Silivrizedelerden Barış Pehlivan’a Armağan Çağlayan “korkmuyor musunuz” diye sorunca cevap şu:

“Korkuyorum. Ama korkuma teslim olmuyorum.”

Korkulur elbette. Önemli olan, o korkuyla neye, nasıl teslim olduğunuz.

Bakın, tanıdığım en titiz insanlardan Fatih Altaylı, Silivri’deki tek kişilik süitinden (!) 6 yıldızlı otel odası gibi söz ediyor.

Yazdığı mektuplarda en ufak bir mağduriyet, boyun eğmişlik hissi alamıyorsunuz.

Oysa.. Aklıma geliverdi; Nagehan Alçı lütfedip gittiği Küba’daki otel hakkında öyle fena bir tablo çizmişti ki mideniz kalkmıştı neredeyse.

Nagehan o otel üzerinden sosyalizm düşmanlığı yapma fırsatını kaçırmamıştı. Merdan Yanardağ, Barış Pehlivan, en son Fatih Altaylı.. Ve aslanlar gibi yatan İmamoğlu ve arkadaşları.. Korkuya teslim olmuyorlar.

* * *

Oysa Erdoğan’ın Trump ile fotoğrafına dikkatle bakınca “korkuyu” seziyorsunuz.

Kolay değil. Dünyanın neresine giderseniz karşınıza demokrasi ve İmamoğlu soruları çıkıyor. Kaderinizi bağladığınız ABD’nin “şakası olmayan” otokratı Trump da sizi parmağında oynatıyor.

Dahası var. Ayrıntılar neler neler anlatıyor..

* “Erdoğan’ın kısacık da olsa Trump ile “ilk kez” buluşmasında neden video değil de iki kare fotoğraf paylaşıldı sizce? Erdoğan’ın artık ne kadar zor yürüdüğü görülmesin diye olabilir mi!!!”

* Görüşme sırasında Erdoğan’ın dizindeki zarf da malum çok dikkati çekmişti. Zarfı kim kime verdi, içinde ne vardı.. Epey konuşulup tartışıldı. Sonra bir baktık, NATO zirvesini izleyen -Saray’a pek yakın- gazetecilerden Murat Çiçek canlı yayına çıkıp “son dakika haberini” aktarıyor.

* “Murat Çiçek araştırmış, kaynaklarına sormuş.. Sonunda öğrenmiş ki, zarfta Erdoğan’ın görüşme sırasında göz atmak isteyebileceği notlar yazılıymış. Nasıl yani! Tercüman aracılığıyla konuşurken, Erdoğan durup zarfı açacak.. Notlara göz gezdirecek ve aradığını bulunca devam edecek öyle mi! “

* Bu masala inanmamızı bekleyenlerin, başta İletişim Daire Başkanlığı’nın güvendiği bir şey var. Saray’ın yanında yer alan medya kuruluşları ne dense inanacak zaten.. Mecbur! Bağımsız medyanın ise ne yazık ki zirveye gidip izleme imkanı yok. En azından maddi sıkıntılar yüzünden yok!

* “Yine de şu kadarını, batı medyası ve ajansları aracılığıyla öğrenip masallara gülebiliyoruz: NATO ve ev sahibi Hollanda kraliyet yönetimi, Trump’ı darlayıp sinirlendirmemek için programı kısalttıkça kısalttı. Seremoniler jet hızıyla tamamlandı. Hatta zirvenin sonuç bildirgesi bile kısa tutuldu. Yani o zarf “daha sonra açılmak üzere” oradaydı. Ve eğer uluslararası ilişkilere dair küçücük bir fikriniz varsa iddia edebilirsiniz ki, “Erdoğan’dan Trump’a sevgilerle” iletilecekti!”

Reis, dünyanın ŞERİFİ Trump ile poz vermeyi, çok önemsiyor, biliyoruz. Ama o da şunu bilsin; bundan sonra kazanacağı her şey “PİRUS ZAFERİ” olacak.

                                                       /././

NATO mermer NATO kafa

Çocukluğumda tekerleme gibi söylenirdi. Ne anlama geldiğini bilmezdik aslında.. (*) NATO’nun ne işe yaradığını da! Ama bazıları en kısa ve en acı yoldan öğrenmişti. Mesela sevgili arkadaşım Yazgülü Aldoğan.. Babası, Türkiye NATO’ya üye olabilsin diye gönderildiği Kore Savaşı’ndan dönememişti. Şimdiki babalar, NATO için, canını değilse bile çocuklarının geleceğini feda edecek. Zira Trump’ın dayatması ile, üye ülkelerin savunma harcaması GSYH’nin yüzde 2’sinden yüzde 5’ine çıkartıldı.
Bu, Türkiye’nin, harcamasını 47 milyar dolar artırarak 70 milyar dolara çıkartması anlamına geliyor.

Aşağıdaki fotoğraf, işte bu sözün verildiği NATO Zirvesi’nde çekildi. Trump Avrupa’nın kolunu büktüğü için pek mutlu.

Ya Erdoğan?
İsrail’i Gazze katliamında destekleyen.. İran’a saldırısında kışkırtan Trump ile bu neyin mutluluğu???

NATO Genel Sekreteri Rutte, yüzde 5 için Trump’a öyle bir mesaj gönderdi ki, okuyanın yüzü kızarır: “Sayın Başkan, sevgili Donald, İran’daki kararlı eyleminiz için tebrikler ve teşekkürler; bu gerçekten olağanüstüydü ve başka hiç kimsenin cesaret edemediği bir şeydi. Hepimizi daha güvenli hale getirdi.  Donald, bizi Amerika, Avrupa ve Dünya için gerçekten çok önemli bir ana taşıdınız. Avrupa, olması gerektiği gibi BÜYÜK bir şekilde ödeme yapacak ve bu sizin zaferiniz olacak.”

* * *

Hadi gelin gelişmeleri mercek altına alalım:

* “Erdoğan ilk günden bu yana Gazze ve İran’ın yanındaymış gibi davrandı, konuştu. Dolayısıyla NATO ve abisi Trump’ın siyasi zaferinden O’nun payına bir şey düşmüyor olmalı.”

* İran’a saldırıyı kutlamak için BÜYÜK BİR ÖDEME ile şölene katılmaktan da asla söz edilememeli!

* “Rakamları ve ayrıntıları ekonomi yazarlarına bırakayım.. Ama genel olarak şunu görüp söylemek mümkün: Cari açık, dış borç, Hazine’nin hali vs derken, bir de NATO’ya 70 milyar dolarlık silah harcaması vaadi.. Ekonomiyi ısıtacak hamlelerin bedelini vatandaş ödemeyecek de kim ödeyecek.

* İktidar Cumhuriyet’in bütün kazanımlarını sata sata bugüne geldi: Hatta eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 2017’deki açıklamasına göre “15 yılda, 10 liman, 81 santral, 40 işletme, 3 bin 483 taşınmaz, 3 gemi ve 36 maden sahası satıldı. Bu satıştan da toplan 60 milyar dolar gelir elde edildi.” Dikkatinizi çekmiş olmalı.. 15 yıldaki bu vahşi satışın toplam geliri 1 yıllık NATO harcamasının altında!!

* “Ama söz sözdür.. Mecburen ödenecek de, elde satılabilecek ne kaldı diye baktım; En dişe geleni milli piyango, şans oyunları.. 70 milyar dolar biraz buralardan, daha çok cebinizden gelecek. Kiraz almayı bırakın, tadını unutacaksınız!”

* Daha geçenlerde, sınırımızın hemen öteki kıyısındaki Dedeağaç’ta bir NATO tatbikatı yapıldı. Ev sahibi Yunanistan, tatbikatın yeri nedeniyle doğal olarak, ev sahibiydi. ABD Ordusu da adeta yığınak yapmıştı.. Ve Türkiye o tatbikata davet edilmemişti. Yani dışlamıştı.. Bu da “tatbikatın Türkiye’ye karşı yapıldığı”  iddialarını bile gündeme taşımıştı.”

* * *

Bu sabah gazete manşetlerine baktım da hemen hepsi Erdoğan’ın “ateşkes kalıcı olmalı” sözlerini seçmiş! Ne 70 milyar dolar savunma harcaması.. Ne “İran’a karşı omuz omuza” politikası..

Anlaşılan, nasıl ki Reis Netanyahu’ya bağırırken onunla birlikte haykırdılarsa.. Şimdi yine onunla birlikte sakinleşip Trump’ı sevdiklerini hatırlamışlar!!

Siyasiler, gazeteciler, köşeciler, iş dünyasının elitleri.. Her durumu nasıl da meşrulaştırıyorlar.. Nasıl rasyonalize ediyorlar değil mi!

“Reis öyle diyorsa vardır bir bildiği..”

whatsapp-image-2025-06-25-at-14-02-25.jpeg

Son günlerde bir başka isim daha buna çok ilginç bir örnek oldu: Kılıçdaroğlu.

Kurultay davası öncesinde inadının “gerekçesini” şöyle açıkladı: “Partimi kayyuma teslim etmem.”

O da belli ki durumu rasyonalize etmiş. Partisini kim bilir hangi badirelere sürükleyecek tavrını zihninde böyle meşrulaştırmış.

O zihin artık her türlü açıklamaya, bilgiye kapalıdır artık.

Eğer CHP içinde birliği koruyabilirlerse kayyum ihtimalinin söz konusu olamayacağını.. Zaten yargı süreci birkaç yılı alacağı için şimdiden bir ihtimale göre hareket edilmemesi gerektiğini.. Ve daha pek çok siyasi, hukuki değerlendirmeyi duymayacak, dinlemeyecektir.

* * *

Hukuk sadece bizim değil, onun da gözlerinin önünde çiğneniyor. Ancak görmek istemiyorsanız görmüyorsunuz.

* Kurultay davasındaki tüm iddialar şimdiden çürütüldü.

* İBB davasında ne iddia edildiyse ya kanıtlanamadı ya da aksi ortaya çıktı.

* Gizli tanık furyası insafsız boyutlara vardı. Mesela, İBB tutuklusu reklamcı Murat Kapki “yeniden” ifadeye götürülürken EŞİNİN GÖZALTINA ALINMASI manidar bulundu ve İTİRAFÇILIĞA ZORLAMA olarak yorumlandı.

* Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, Saray danışmanları suçluyor.. Troll Ordusu köpürtüyor.. Köşeciler “hüküm verip kalemi kırıyor”..

Fatih Altaylı son örnek.

Söylemediği şeyler yüzünden Silivri’de. Konuşmasının tamamını bir zahmet deşifre etseler “pardon” deyip çıkartmaları lazım.

Ama ne yargının ne de Reisçiler’in böyle bir niyeti yok, biliyoruz!

Hatta “derinlerden” bildiren Rasim Ozan’a göre çok daha fazlasını beklemeliyiz:  “Fatih Altaylı’yı çok uzun süre bırakmayacaklar. En erken Temmuz 2027’de çıkabilir, o da belki. 'Ekrem İmamoğlu ne kadar yatarsa o da o kadar yatar' diyenler var. Fatih Altaylı operasyonunu 19 Mart operasyonunun medya ayağı olarak görmek mümkün. Duruşmalarda en hanım hanımcık da olsa 4 yıl 8 ay alsa onun yatarı 1.5 sene falan oluyor. Başka başka şeyler de var onun hakkında onlar da aktive edilecek gibi duruyor. Kanalına erişim engeli geleceği görünüyor. Kanalı kapatılacak belli. “

Altını çizelim:

“HAKKINDA BAŞKA BAŞKA ŞEYLER VAR, ONLAR DA AKTİVE EDİLECEK”  diyor Rasim Ozan. Elbette “nereden biliyorsun” diye soracak değilim.

Saray danışmanlarının, hatta cumhurbaşkanının bilmemesi gereken dava dosyaları ortaya saçılıyorsa sormanın anlamı var mı!

Bir sonraki cümle şöyle olmalı sanki: Bütün bunları bile bile yazmanın anlamı var mı!

(* ) Yunanca'da kafa "mermar"; mermer de mermer anlamına geliyormuş. "na to" ise işte anlamında. Yani tekerleme "Ha mermer ha kafa, fark etmez." biçiminde yapılabilir.

                                                                   /././

soL "Köşebaşı + Gündem" -27 Haziran 2025-

Bakırhan'dan Chatham House'da Kürt sorunu değerlendirmesi: 'İngiltere'nin özel bir konumu var'

Chatham House’da konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "İngiltere Ortadoğu’nun yeni döneminde özel bir role sahip'' dedi, DEM Parti'nin Ortadoğu’da siyasi olarak en güçlü öznelerden biri olduğunu söyledi.

Londra’da düzenlenen “Türkiye, Kürtler ve Ortadoğu’nun Bugünü – Barış ve İstikrara Giden Yol” başlıklı sempozyuma katılan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bölgedeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

Chatham House ve Lordlar Kamarası’nda gerçekleşen programlarda konuşan Bakırhan’ın oturum başkanlığını, eski HDP vekili ve eski Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir yaptı.

'Ortadoğu’yu dizayn etme hedefi var'

Bakırhan, Ortadoğu’daki mevcut durumun, 1’inci Körfez Savaşı’yla başlayan ve birbirini izleyen gelişmelerin bir yansıması olduğunu belirtti. 

“Ortadoğu’ya yeni bir nizam verme amacı, içinde bulunduğumuz sürecin en büyük göstergesidir. 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenen Ortadoğu’yu dizayn etme hedefi var” diyen Bakırhan, Gazze’den Tahran’a, Kiev’den Şam’a kadar geniş bir coğrafyada süren savaşların, "kapitalist modernitenin" krizine dayandığını ifade etti.

'İngiltere Ortadoğu’nun yeni döneminde özel bir role sahip'

İngiltere’nin Ortadoğu’nun yeni döneminde "özel bir role sahip olduğunu" ifade eden Bakırhan, şunları söyledi: İngiltere, Ortadoğu coğrafyasını ve kültürünü siyasal akıl çerçevesinde en iyi bilen devletlerden biridir. The British Library bunun en büyük kanıtıdır. İngiltere, askeri güç olmaktan ziyade, tarihsel birikimi ve bilgeliğiyle geçmiş hataların tekrarlanmasını önlemeli. Bölgedeki siyasal yapıların iç demokratikleşme yoluyla barışını tesis etmesinin değerini İngiltere’den daha iyi bilen az devlet vardır. İngiltere’nin bölge barışına katkı sunan bir aktör olması tüm halkların yararınadır. Başta İngiltere olmak üzere AB ülkelerinin çözüme katkı sunmasını temenni ediyoruz.”

'DEM Parti Ortadoğu’da hem aktif güç hem de siyasi olarak en güçlü öznelerden biri'

DEM Parti’nin "Ortadoğu siyasetini ve dinamiklerini en iyi bilen Türkiyeli güçlerden biri" olduğunu söyleyen Bakırhan, “Ortadoğu’da hem aktif güç hem de fikri-siyasi olarak en güçlü öznelerden biriyiz. Bu konumumuzu Türkiye’deki mücadelemiz ve uluslararası arenadaki diplomasi faaliyetlerimizle pekiştiriyoruz. İngiltere’deki çalışmalarımız bu stratejinin en somut örneğidir” dedi.

'Ortadoğu’daki gelişmeleri anlamadan Türkiye’deki çözüm sürecini anlamak mümkün değil'

Bakırhan, son gelişmeleri değerlendirirken Türkiye’deki yeni "çözüm süreci"ne de değindi:

Osmanlı’nın yıkılış sürecinde Kürtler ve Türkler Çanakkale’de birlikte savaştı, 1920 Meclisi’nde birlikte yönetti. 1921 Anayasası’nda Kürtlerin adem-i merkeziyetçi hakları tanındı. Ancak 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 1924 Anayasası ile farklılıkları yok saydı. Kürtçe konuşmak, Kürt ismi taşımak yasaklandı, Kürt varlığı inkar edildi. Bu politikalar 29 isyana neden oldu. 1984’te PKK’nın silahlı mücadelesi başladı, on binlerce insan öldü. 2013’te başlayan barış süreci 2015’te çatışmalarla kesintiye uğradı. Bugün yeni bir barış fırsatı doğuyor. Ancak Ortadoğu’daki gelişmeleri anlamadan Türkiye’deki çözüm sürecini anlamak mümkün değil.”

Bakırhan, Ortadoğu’daki son gelişmelerin, "Türkiye’deki barış sürecinin dinamiklerini doğrudan etkilediğini" vurgulayarak, "bölgede istikrarın önemli bir ihtiyaç olduğunu" ifade etti.

-------------

mstfkrc YORUM: Yeter ki işime gelsin emperyalist filan tanımam "YALARIM"


                                                            *** 

ABD'den İran için gizli diplomasi trafiği: 30 milyar dolar yardım, yaptırımları hafifletme...

ABD ve çeşitli Körfez ülkelerinin, İran'ın nükleer müzakerelere dönmesi için gizli görüşmeler gerçekleştirdikleri belirtildi. Görüşmede, İran'a sivil amaçlı enerji üreten nükleer program inşa etmesi için yardımda bulunulması gündeme geldi.

İran ile ABD arasında 15 Haziran'da Umman'ın başkenti Maskat'ta yapılması beklenen altıncı tur nükleer görüşmeleri iptal edilmişti. Bu süreçte İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan çatışmaya, ABD de dahil olmuştu.

Nükleer programa ilişkin tartışmalar devam ederken, Donald Trump yönetiminin, İran'a sivil amaçlı enerji üreten bir nükleer program inşa etmesi için 30 milyar dolara kadar yardımda bulunma, yaptırımları hafifletme ve milyarlarca dolarlık kısıtlı İran fonunu serbest bırakmaya yönelik tartışmalar yürüttüğü gündeme geldi.

Tüm bunların, Tahran'ı müzakere masasına geri getirme çabalarının yoğunlaştırıldığı bir girişimin parçası olduğu belirtildi.

'Saldırılar da görüşmeler de devam etti' iddiası

CNN'e konuşan kaynaklar, ABD ve Orta Doğu'daki müttefiklerinin, son iki haftadır İran ve İsrail'de gerçekleşen askeri saldırıların yoğunluğuna rağmen gizli şekilde İran'la görüştüğünü söyledi. Kaynaklar, söz konusu görüşmelerin bu hafta ateşkes anlaşmasının sağlanmasının ardından da devam ettiğini söyledi.

İki kaynak, ABD'nin İran'a yönelik saldırısından bir gün önce, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Körfez ülkelerindeki ortakları arasında Beyaz Saray'da saatlerce süren gizli bir görüşme gerçekleştirildiğini aktardı.

Habere göre toplantıda, İran'a sivil amaçlı enerji üreten bir nükleer program inşa etmesi için 30 milyar dolara kadar yardımda bulunulması görüşüldü.

Bir yetkili, bahse konu paranın İran'a ABD tarafından iletilmeyeceğini, ABD ile sıkı diplomatik ilişkileri bulunan Körfez ülkeleri tarafından ödenmesinin tercih edildiğini aktardı. ABD'li yetkili, "ABD, İran ile bu görüşmelere öncülük etmeye istekli" dedi ve "Birisinin nükleer programın inşası için ödeme yapması gerekecek, ancak biz bu taahhüdü vermeyeceğiz" diye konuştu.

CNN'in aktardığı taslağa göre, diğer teşvikler arasında İran'a yönelik bazı yaptırımların kaldırılması ve Tahran'ın şu anda serbestçe kullanması yasaklanan yabancı banka hesaplarında bulunan 6 milyar dolara erişmesine izin verilmesi de yer alıyor.

Yetkililer, geçtiğimiz hafta ortaya atılan ve şu anda değerlendirilen bir diğer fikrin de Körfez'deki ABD destekli müttefiklerin, ABD'nin saldırı düzenlediği Fordo nükleer tesisini zenginleştirme dışı programla değiştirmek için ödeme yapması olduğunu bildirdi.

Tartışmalara yakın kaynaklardan biri ise CNN'e yaptığı açıklamada, "Farklı kişiler tarafından ortaya atılan birçok fikir var ve birçoğu yaratıcı olmaya çalışıyor" diye konuştu.

Ne olmuştu?

İran ve İsrail arasındaki çatışmaların 12’inci günü 24 Haziran Salı günü yürürlüğe giren ateşkesin ardından NATO Liderler Zirvesi’nde gazetecilere açıklama yapan Trump, “İran'la müzakerelerin yeniden başlatılmasıyla ‘özellikle’ ilgilenmediğini ancak ABD'li ve İranlı yetkililerin gelecek hafta görüşebileceklerini söyledi. ABD'nin Orta Doğu Temsilcisi Steve Witkoff ise iki ülke arasında doğrudan ve dolaylı iletişim olduğunu belirtmişti.

ABD ile İran arasında altıncı tur görüşmelerin bu ayın başında Umman'da yapılması planlanmış ancak İsrail'in İran'a saldırması üzerine iptal edilmişti. ABD medyasında yer alan haberlere göre Tahran, nükleer programından vazgeçmeyeceğini ısrarla vurgulasa da uzun vadeli "barış için temkinli bir umudun olduğu" belirtilmişti.

Trump, daha önce ateşkesin “çok iyi” gittiğini söyleyerek, İran'ın “bombaya sahip olmayacağını ve zenginleştirme yapmayacağını” söylemişti. Ancak İran nükleer programından vazgeçmeyeceğinin altını çizmişti. İran Meclisi'nin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini askıya alan yasa tasarısını kabul ettiği bildirildi.

Oylama öncesin İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, UAEA'yı ABD'nin, İran'ın nükleer tesislerine gerçekleştirdiği saldırıyı “kınıyormuş gibi yapmayı bile reddettiği” için eleştirmiş ve milletvekillerine yaptığı açıklamada, “İran Atom Enerjisi Örgütü, nükleer tesislerin güvenliği sağlanana ve İran'ın barışçıl nükleer programı daha hızlı bir şekilde ilerleyene kadar UAEA ile iş birliğini askıya alacaktır” demişti.

Kim, ne istiyor?

İran ile ABD arasında devam eden nükleer müzakere sürecinde taraflar şu ana kadar Maskat ve Roma'da 5 tur görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmelerde, Tahran'ın uranyum zenginleştirme konusu, iki ülke arasında temel anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

İran, nükleer programını atom bombası üretmesine engel olacak şekilde kısıtlama karşılığında yaptırımların kaldırılmasını istiyor.

ABD, İran'a uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulmasını da içeren bir anlaşma teklifi sunmuştu. İran ise "kırmızı çizgilerini" aşan teklifi kabul etmeyeceğini ve kendi teklifini içeren şekilde ABD'ye bir yanıt hazırladığını bildirmişti.

                                                        ***

İsrail’deki gizli toplantıdan sızmıştı: Bir sonraki İbrahim Anlaşması Suriye’yle mi?

İsrail istihbarat şefinin Suriye’deki HTŞ hükümetiyle doğrudan görüştüklerini açıkladığı basına sızdı. Ardından ABD’den “Yakında İbrahim Anlaşmalarıyla ilgili büyük duyuru yapacağız” açıklaması geldi. Suriye’nin İsrail’le “normalleşmede” bir numaralı aday olduğu öne sürülüyor.

İsrail istihbarat şefi Tzachi Hanegbi’nin geçen Pazar günü İsrail parlamentosunda Dışişleri ve Savunma komiteleriyle düzenlediği kapalı toplantıdaki konuşmasında, Suriye’deki HTŞ yönetimiyle doğrudan temasta olduklarını açıkladığı ortaya çıktı.

Israel Hayom gazetesi Knesset’teki kapalı oturumdan sızan bilgileri haberleştirdi. Haberde, Hanegbi’nin milletvekillerine Suriye’deki HTŞ yönetimiyle hem güvenlik hem de siyasi koordinasyon için doğrudan ve devam eden kapsamlı görüşmelerden söz ettiği belirtildi.

'Hükümet düzeyinde günlük iletişim söz konusu, İran konusunda ortak çıkarlarımız var'

Hanegbi
Tzachi Hanegbi

Buna göre Hanegbi, HTŞ yönetimi lideri Ahmed Şara her ne kadar İsrail ile sadece “dolaylı” temaslardan söz etse de Şam ile Tel Aviv hükümetleri arasında gerçekte “doğrudan diyalog” olduğunu söyledi.

Gazete, Hanegbi’nin sözlerini şöyle aktardı: “Gerçekte doğrudan diyalog, tüm hükümet düzeylerinde günlük iletişim söz konusudur. Ben şahsen bu tartışmaları hükümetlerinin siyasi temsilcileriyle yürütüyorum.”

Haberde Hanegbi’nin ayrıca "İsrail ve Suriye, özellikle İran konusunda çok sayıda ortak çıkar paylaşıyor” dediği de aktarıldı.

'Suriye ve Lübnan İbrahim Anlaşmaları için başlıca adaylar'

İbrahim Anlaşmaları modeline dayanarak Suriye ve Lübnan'ı İsrail’le normalleşme anlaşmaları için “başlıca adaylar” olarak tanımlayan Hanegbi’nin Suriye ile olası bir normalleşme anlaşmasında İsrail’in şu anda Suriye’de işgal ettiği “tampon bölge”den de çekilmeyi değerlendireceğini söylediği de kaydedildi.

Öte yandan gazetenin ulaştığı Hanegbi, gizli toplantılardan sızanlar üzerine konuşmayacağını söylemekle yetindi, iddiaları yalanlayan bir ifade kullanmadı.

Witkoff: Birçok ülkede normalleşme bekliyoruz

ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise CNBC televizyonuna yaptığı açıklamada yakın zamanda İbrahim Anlaşmaları'na taraf olan ülkelerle ilgili “büyük bir duyuru” yapacaklarını söyledi.

İsrail ile İran arasındaki ateşkesin ardından kapsamlı bir barış anlaşmasına varılması konusunda umutlu olduklarını savunan Witkoff, yakın zamanda İbrahim Anlaşmaları'na taraf olan ülkelerle ilgili büyük bir duyuru yapacaklarını belirtti ve "Birçok ülkede normalleşme bekliyoruz" dedi.

Tel Aviv'de afiş asıldı

Öte yandan İran’la ateşkesin ardından İsrail’in başkenti Tel Aviv’de "Arap ülkeleriyle normalleşme" talep eden afiş asıldığı görüldü.

Tel Aviv
Tel Aviv'de merkezi bir noktaya asılan büyük afiş...

İsrail'de Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşmasının imzalanabileceğinin daha sık dile getirilmeye başlandığı bir dönemde asılan afişte Suriye’de HTŞ yönetimi lideri Ahmed Şara’nın fotoğrafının yer alması da dikkat çekti. 

"Bölgesel Güvenlik Koalisyonu" imzasıyla Tel Aviv’in merkezi bir noktasındaki reklam panosuna yerleştirilen afişte İsrail'le diplomatik ilişkileri bulunmayan Suudi Arabistan'ın Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Suriye’deki HTŞ yönetimi lideri Ahmed Şara, Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Trump ve Netanyahu ile yan yana getirildiği görülüyor.

İsrail, "İbrahim Anlaşmaları'yla" ilk olarak Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile sonrasında Sudan ve Fas ile diplomatik ilişkiler kurmuştu.

Suudi Arabistan, İran'ın Katar'daki ABD üssüne yönelik saldırısını kınamıştı

Öte yandan İran’ın Katar’daki ABD üssüne düzenlediği misilleme saldırısının ardından Körfez Arap ülkelerinin ardı ardına kınama açıklamaları yapması da dikkat çekmişti.

İran ABD’nin nükleer tesislerine yönelik saldırısına yanıt olarak Katar’daki ABD üssü El Udeyd’e füze göndererek misillemede bulunmasının ardından hedefinin “kardeş ülke Katar” değil ABD üssü olduğunu açıklamıştı. Ancak Katar saldırıyı “egemenliğinin ihlali” diye niteleyerek yanıt verme hakkını saklı tuttuğunu açıklamıştı.

Saldırının ardından Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Ürdün, Fas, Kuveyt, Umman, BAE ve Filistin yönetimi İran’ı kınayan açıklamalar yapmıştı.

Suudi Arabistan İsrail'in Gazze'deki katliamları devam ederken, İsrail'le normalleşme şartının Filistin devletinin tanınması olduğunu ortaya koymaya devam etmişti.

                                                     ***

T-24 "Köşebaşı +Gündem"-27 Haziran 2025-

 

Turgut Altınok’un dosyalarını “açık” tutan savcı, başsavcı vekilliğine terfi etti -Tolga Şardan-

HSK’nın Savcı Mehmet Beşir Güven’i, “başsavcı vekili” olarak terfi ettirmesinde mutlaka bir gerekçe vardır, kuşkusuz. Şimdiye kadar başarılı görev yapması sebebiyle böylesi bir görevde yükselme gerçekleşmiş de olabilir elbette. Ancak, epeyce kıdemi olan Güven’in, son terfisini kazanmasından hemen önce AKP’li siyasetçi ve belediyeci Turgut Altınok’a ait dosyaları açıkta tutması doğal olarak soru işaretine neden oldu

turgut altınok

Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yaz kararnamesinin yankıları devam ediyor.

Kararnamede yer alan yargı mensuplarının sayısının fazla olması sebebiyle, halen yeni bilgiler günışığına çıkıyor.

Büyüteç’te bir önceki yazıda, HSK kararnamesinin pek gündeme gelmeyen yansımalarını duyurdum.

Peşinden gazeteci Ali Can Uludağ yine aynı kararname içinden tespit ettiği bir hâkim atamasının perde arkasını aktardı kamuoyuna.

Listeyi detaylıca incelediğimde gözden kaçan bir ismi daha yakaladım.

Bu isim, Ankara Adliyesi’nde savcı iken son kararnameyle “başsavcı vekili” olarak terfi ettirilen Mehmet Beşir Güven.

Güven’in adını kararnamede gördüğümde, kısa süre önce yine Büyüteç’te okurlara aktardığım AKP’li Eski Keçiören Belediyesi Başkanı Turgut Altınok’la ilgili adli soruşturmalar aklıma düşüverdi birden!

Altınok’un belediye başkanı olduğu döneme ait ve yeni belediye yönetimince tespit edilen suç iddialarına yönelik yazıyı meraklı okurlar hatırlayacaktır.

Yazının dumanı henüz üzerinde.

Şöyle ki, mevcut belediye yönetimi Altınok dönemiyle ilgili altı ayrı dosyayı hazırlayıp Ankara Adliyesi’ne gönderdi. Dosyaların içeriğinde AKP’li eski belediye başkanının görevi sırasında işlediği iddia edilen suçlar var.

Detayları, linkini bıraktığım yazıda bulmanız mümkün.

Görevdeki yönetimin dosyaları belediye avukatları aracılığıyla adliyeye ulaştıktan sonra Altınok’un eski konumu, yani belediye başkanı olması nedeniyle başsavcılık bünyesindeki memur suçlarını soruşturan özel büroya sevk edildi.

Eski Keçiören Belediyesi Başkanı’nın altı dosyası birden -tesadüf eseri olsa gerek- aynı büroda, aynı görevi yürüten birden fazla savcı olmasına rağmen, hepsi tek savcıda toplandı. Belki Altınok’un soruşturmalarının ‘tek elden’ yürütülmesi için Başsavcılık takdir hakkını bu şekilde kullanmış olabilir.

Ancak zaman içinde ortaya çıkan tabloda, Altınok’la ilgili hem 2024’te hem de 2025’te yapılan suç duyurularının hiçbirisi lehte veya aleyhte sonuçlanmadı. Dosyalar bugün itibarıyla halen açık!

İşte bu altı dosyanın tek elde toplandığı isim, Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği görevine getirilen Mehmet Beşir Güven.

HSK’nın Savcı Güven’i terfi ettirmesinde mutlaka bir gerekçe vardır, kuşkusuz. Şimdiye kadar başarılı görev yapması sebebiyle böylesi bir görevde yükselme gerçekleşmiş de olabilir elbette.

Ancak, epeyce kıdemi olan Güven’in, son terfisini kazanmasından hemen önce AKP’li siyasetçi ve belediyeci Altınok’a ait dosyaları açıkta tutması doğal olarak soru işaretine neden oldu.

HSK kararnamesinin ardından Ankara Adliyesi’ne gelen giden yargı mensuplarından sonra Başsavcı Gökhan Karaköse, savcılar ve başsavcı vekilleri arasında yeni iş bölümü yapacak.

Güven’in yeni iş bölümünde alacağı görev, ilerisi için de işaret olacak.

* * *

İBB itirafçısının ifadesindeki ayrıntı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmasında her gün yeni iddialar ve bilgiler kamuoyuna yansıyor.

Tutuklandıktan sonra etkin pişmanlık çerçevesinde serbest bırakılan Adem Soytekin, şu sıralar gündemdeki yerini koruyor.

Soytekin’in, kendisinin yanı sıra yakınlarının da aynı soruşturmada gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından itirafçı sıfatıyla savcılara verdiği öne sürülen ifadelerine bakıldığında, İBB yönetimine yönelik ağır iddialar mevcut.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Soytekin’in savcılığa verdiği ifadelere göre tutuklandı.

Biraz araştırma ve evrak okuması yapıldığında ilginç bir tablo ortaya çıktı.

Şöyle ki; itirafçı Adem Soytekin etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadede, 7 Mart 2025 günü yani İBB gözaltılarından 12 gün önce telefonuna, Zeytinburnu Tapu Müdürlüğü’nden mal varlığına tedbir konulduğu bilgisinin verildiği bir mesaj geldiğini belirtti.

Soytekin, aynı ifadesine yansıyan bilgilere göre, telefonuna gelen mesajın ardından avukatı Mehmet Pehlivan'ı aradığını ve Pehlivan’ın kendisine "Konudan bilgimiz var, takip ediyoruz. Akşam YTT hukuk bürosunda buluşalım” dediğini anlattı.

Soytekin ifadesinde, “Mehmet Pehlivan tarafından bu konuşmasında herkese hangi avukatın atandığının belli olduğu, bana Avukat O.'nun atandığı, İBB'de gözaltına alınacak bürokratlara da hangi avukatların atandığının belli olduğu, ifadelerde neler konuşulacağının belirlendiği, belediye bürokratlarının tutuklanması halinde hepsine maddi yardım yapılacağı, herkese 'Operasyonun siyasi olduğunu, ifade vermeyeceklerini' söylemeleri şeklinde öğütleme yapıldı. Bu toplantıda Mehmet Pehlivan, operasyonun Medya A.Ş. özelinde olduğunu, Ekrem İmamoğlu'nu zaten gözaltına alamayacaklarını söyledi” dedi.

Soytekin’in bu sözleri, iktidara yakın yayın organlarının yanında Anadolu Ajansı’nca da haberleştirildi.

İtirafçı olmasının ardından tahliye edilen Soytekin’in ifadesine bakıldığında, İBB operasyonundan ilk kez YTT Hukuk Bürosu’nda yapılan toplantıda bilgi sahibi oldu. Hatta kendisine aynı hukuk bürosunda bir avukat atandı.

Ancak Adem Soytekin, 21 Mart 2025 günü savcılıkta verdiği ifadesinde yer aldığı şekliyle, kendisinin 5 Şubat 2025 günü söz konusu operasyondan haberdar olduğu anlaşılıyor.

Savcılık, şüpheli konumundaki Adem Soytekin’e Mehmet Şahin ile yaptığı bir telefon görüşmesini sordu.

İfade metninde yer alan telefon görüşme kayıtlarına göre, Mehmet Şahin, Soytekin’e “Cumhuriyet savcılığında adın geçiyor ama herhangi bir delil ya da hiçbir şey yok” bilgisini verdi.  Ayrıca 13 Şubat 2025’te yine aynı kişinin yani Mehmet Şahin'in, Soytekin’i arayarak “Başsavcıyla alakalı bir konu var onu ileteceğim” demesi dikkat çekici, kanımca.

Şüpheli Adem Soytekin, ilk defa bu görüşmede İBB soruşturmasından haberdar oldu. Ancak ifadesinde konunun İBB değil, başka bir mesele olduğunu aktarmasının bir anlamı olmalı elbette.

Soytekin’in ifadesinde devam eden telefon görüşme kayıtları, soruşturmanın İBB soruşturması olduğunu açıkça ortaya koydu.

Tabii bu arada, İmamoğlu ile birlikte hareket ettiği ifade edilen Soytekin’in henüz şubat ayı başında operasyon bilgisini aldığı, Mehmet Şahin’in AKP’ye yakın iş insanı olduğu, yakın geçmişteki seçimlerde AKP’li adaylarla birlikte siyasi hareket içinde yer aldığı biliniyor.

Şahin ayrıca, İBB soruşturması kapsamında ikinci dalga operasyonlarında gözaltına alındı ve adli kontrolle serbest bırakıldı.

* * *

Adalet Kulesi’nin anlamı

Özel bir konu için birkaç gün İstanbul’da bulundum, geçen hafta.

Tarihi yarımadadaki en önemli miraslardan birisi Topkapı Sarayı, herkesin bildiği gibi.

Daha önce de sarayı gezmiş olmama rağmen bir kez daha Sultanahmet’i gezdim.

Ve Topkapı Sarayı’nı da. Sarayı gezerken, Adalet Kulesi tüm ihtişamıyla göze çarpıyordu.

Bilmeyenler için özetleyim; Adalet Kulesi, Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusundaki anlamı en ağır yapılardan.

İlk inşası Fatih Sultan Mehmet dönemine ait olan Adalet Kulesi’nin varlığının simgesel anlamı, “topluma, devletin adaletli bir şekilde yönetildiği ve alınan kararlarda adil olunduğuna yönelik bir mesaj vermek” olarak bilinir. Ve tarihe de böyle kaydedildi.

Bunu notu eklememin sebebi, kendisini Osmanlı’nın devamı olarak tanımlayan iktidar döneminde yaşanan hukuksuzlar.

İstanbul Adliyesi, daha önce Sultanahmet’teydi. İronik olmakla birlikte, yargıya "adalet" mesajı Topkapı Sarayı’ndaki Adalet Kulesi’nden yayılırdı. Yeni İstanbul Adliyesi şimdi Çağlayan’da ve Adalet Kulesi’nden hayli uzak.

Sanırım, mevcut yargı mensuplarının içinde bulunduğu kaotik düzen bu uzaklaşmadan kaynaklanıyor!

* * *

Hidayet Türkoğlu, final serisini izlemeli

Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki basketbol final serisi, aynı zamanda bu yıl Euroleague şampiyonluğunu kazanan sarı lacivertli takımın oldu.

Yüksek bütçeli rakibinin neredeyse onda biri harcamayla kurulan ve Koç Dusan Alimpiyeviç liderliğinde mücadele eden Beşiktaş’ın finale çıkması büyük başarı. Euroleague’in üstün takımlarından Anadolu Efes’i yarı finalde eledi.

Beş maçlık final serisini izledim. Hemen tüm maçlarda hakemlerin oyuna büyük etkisi oldu. Fenerbahçe’nin böylesi bir tabloya zaten ihtiyacı yok.

Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu, eğer izlemediyse boş zaman yaratıp beş maçın tamamını izlemeli. Emekli basketbolcu olarak hakemlerin durumunu bizzat görmeli.

Hakem hatalarının oyuna nasıl etki ettiğini gözleriyle görüp gelecek sezon için tedbirleri almalı.

Aksi halde basketbol liginin, futbol liglerinden farkı kalmayacak!

                                                            /././

Kemal Bey’e parti mi dizayn ettiriliyor?-Tuğçe Tatari-

Ortada bir umut olmasa, her şey geçen yıllarda Kemal Bey’in mümkün kıldığı kadar umutsuz olsa, kimsenin CHP’ye veya İmamoğlu’na dokunacağı yoktu! CHP’li olmamama rağmen, Kılıçdaroğlu’nun CHP’de ‘umut vaat eden’ ekibin üzerine çökme çabasını protesto etmeye hazır hissediyorum kendimi. Kim bilir gönülden partili olanlar ne durumda…

kk

Kemal Kılıçdaroğlu siyaseten devirdiği yılların ardından şimdilerde resmen ve çok sesli bir ifade şekliyle ‘iktidarın adamı olarak şaibeli kişi’ olmakla itham ediliyor. Bu ithama neden olacak onlarca veri ortaya saçılırken de bu durumu gizleme, kapatma, mâni olma gibi ihtiyaçlar duymuyor.
Süreç açıktan, destursuz yürüyor.
Sürecin tanımı, CHP’nin Tayyip Erdoğan’ın istek ve beklentilerine göre yeniden tasarlanması, dizayn edilmesi.
İnsan bu yaşananlar karşısında artık gerçekten de fazlasıyla hayrete düşüyor!
Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’na karşı kazanarak Genel Başkan seçildiği 2023 kurultayına ilişkin olarak açılan davanın duruşmasına günler kala yapılan açıklamalar, karından konuşmalar, estirilen rüzgâr, çıkartılan polemikler filan elbette ki son noktada konunun nereye bağlanacağına ilişkin ipucu da veriyordu.

Ama insan ister istemez seçmenini, vatandaşını, tabanını, kitlesini, artık adına ne derseniz deyin birazcık ‘adam yerine’ koyar da bu kadar ‘salak muamelesi’ yapmaz, kendi hakkında farklı algıların, ‘Truva atı’ benzetmesinin oluşmasından da rahatsız olur sanıyor…
Fakat nafile!
Türkiye’de artık siyaset; kimsenin kimseden çekinmediği, centilmenliğe, güvenilirliğe, ilk günden beri edilmiş sözlerin tamamına ihanet ediyor olmanın dahi saklanması ihtiyacı duyulmadan yapılıyor.
Misal; davasını satan sattığını saklamıyor, çıkar ilişkisi kuran düzenin yıllardır nasıl yürüdüğünü anlamamıza neden olacak ‘unsurları’ gizlemeye dahi çalışmıyor.

Belki de Kemal Bey ilk günden beri orada” diye konuşuluyor, yazılıyor…
Muhalif bir siyasetçi için daha kötü bir durum düşünemiyorum!
Fakat Kılıçdaroğlu’nu asla durdurmuyor bunlar!
“Bir şeyler uydurularak punduna düşürme kurgusuna bile gerek bırakmadılar ülkede” diye isyan ederken buluyoruz kendimizi.
Rezillik öyle bir boyutta yaşanıyor yani.

‘Kendi partisine ihanet’ hükmü bir siyasetçiyle yan yana geldiğinde kariyer biter normalde, olması gereken de budur. Herkes adını ve kariyerini temiz tutmakla mükelleftir bu işlerde. Fakat görüyoruz ki etik, ahlak, duruş, onur gibi kavramların hiçbiri geçerliliğini korumamakta.

Şimdi diyorlar ki; demek ki her önemli dönemeçte başka başka partiler ve liderler için dillendirilen “AK Parti’yle anlaştılar” rüzgârları aslında tek bir adreste, yani CHP’nin tam da başında cereyan ediyormuş!
Fakat bunların konuşulur olması da engel olamıyor bu kişiye!

Tüm bu kör uçuşu ne için peki?
Ne uğruna?
Bu yaşananları ‘kişisel hırslardan’ ibaret saymak da safça!
Büyük bir siyasi skandal gizlenmeden cereyan ediyor ve biz de izliyoruz.
Gerçekten çok acayip!

CHP’li olmamama rağmen Kılıçdaroğlu’nun kendisinden sonra CHP’de oluşan ve ‘umut vaat eden’ ekibin üzerine çökme çabasını tüm gücümle protesto etmeye hazır hissediyorum misal. Kim bilir gönülden partili olanlar ne durumda…

Zaten tüm bu oyun da CHP’nin geleceğe dair umut vaat ediyor oluşundan dolayı oynanıyor. Ortada bir umut olmasa, her şey geçen yıllarda Kemal Bey’in mümkün kıldığı kadar umutsuz olsa, kimsenin CHP’ye veya İmamoğlu’na dokunacağı yoktu!
Evet evet artık net olmakta fayda var, zekâlarımıza daha fazla hakaret ettirmeyelim lütfen. Ki zekâlara hakaret edercesine bir savunuyla “Kayyım olacağına ben olayım” mantığı koyuluyor ortaya. Sokaklara dökülmesin CHP kitlesi, deniyor.

CHP kitlesi bugün sokağa çıkmayacaksa, bu ortaya çıkan, son tahlilde anlaşılan skandalı kınamayacaksa ne zaman neyi kınayacak Allah aşkınıza!

Özetle...
Nasıl hukuka müdahale edildiğinin gizlenmesine gerek duyulmuyorsa Erdoğan iktidarı eliyle CHP’nin başına Kılıçdaroğlu’nun döndürülme projesi de gizlenmiyor.
Kılıçdaroğlu ise AKP ile bu pazarlığa, bu iş birliğine oturma yaftası ile yola aynen devam ediyor, edebiliyor.

Cezaevinden kulis bilgisi aktaran Fatih Altaylı, Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel’e “Kurultay davasında sana destek olmamı istiyorsan Ekrem’i unut, ya sen ya Mansur aday olsun, o zaman yanında yer alırım” dediği iddiasında.

Kılıçdaroğlu ise, “Yolsuzlukla anılanları partiden temizleyeceğim… Beni hançerleyenlerle hesaplaşacağım… İşe mahallelerden başlayacağım” diyor.
Yani bu umut dalgasını yaratanları dağıtacağım, partide taş üstünde bırakmayacağım demeye getiriyor.
Belki de kendi tabanının hafızasızlığına güvenerek AK Parti eliyle CHP’yi dizayna soyunuyor!

                                                             /././

Anayasa Mahkemesi’nin engellilere yönelik ÖTV iptal kararının doğru anlaşılması -Murat Batı-

Anayasa Mahkemesi'nde belirtilen gerekçeler doğrultusunda, yüzde 90 altında engelli olup sürücü olamaz raporu bulunan engellileri de kapsayacak yeni bir yasal düzenlemenin yapılacağını beklemek yerinde olacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin engellilere yönelik ÖTV iptal kararının doğru anlaşılması

Bilindiği üzere, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na göre, belirli şartları taşıyan binek otomobilleri bayilerden sıfır kilometre olarak iksitap eden (alan) engelliler için vergi istisnası söz konusu olmaktadır.

Bu istisnadan yararlanan engellileri iki gruba ayırmak mümkündür. Şöyle ki; birinci grupta engellilik oranı yüzde 90 üzeri olanlar varken, ikinci grupta engellilik oranı fark etmeksizin araçta engelliliğine uygun özel tertibat yaptıran ve aracı bizzat kullanacak olan engelliler mevcuttur.

Ancak Antalya 2. Vergi Mahkemesi tarafından yüzde 90 oranından daha az derecede malul ve engelli olanlardan araç alımlarında sadece engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yaptırmak suretiyle bizzat sürücü olma imkânına sahip olanların özel tüketim vergisi muafiyetinden yararlanabileceğinin öngörülmesinin devlete yüklenen engellilerin korunmalarını ve toplum hayatına uyumlarını sağlayıcı tedbirlerin alınması şeklindeki pozitif yükümlülükle çeliştiği, bu durumun sosyal devlet ve eşitlik ilkelerini ihlal ettiği, engelli haklarının korunmasına ilişkin milletlerarası antlaşmalarla bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi de 26 Haziran.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Esas No: 2024/240, Karar No: 2025/100 sayılı kararı ile, ikinci grupta yer alan engellilere istisna uygulanmasını sağlayan yasal düzenleme, Anayasal eşitlik ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle 9 ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal etti.

Söz konusu karar incelendiğinde, iptal gerekçesi olarak kısaca “engellilik oranı yüzde 90 altında olan engellilerden aracı özel tertibatla kullanabilecek olanlar bu istisnadan yararlanabilirken, engellilik oranı yine yüzde 90 altında olan ancak aracı özel tertibatla dahi kullanamayacak olanların istisnadan yararlanamaması” gösterildi. Örneğin yüzde 70 engelli olan bir kişi özel tertibatlı araç kullanabiliyorsa istisnadan yararlanabiliyor, ancak aynı oranda engelli olan kişi hakkında “sürücü olamaz” raporu verildiyse bu kişi (Anayasa Mahkemesine göre daha dezavantajlı olmasına rağmen) istisnadan yararlanamıyordu. İşte bu durum eşitlik ilkesine aykırı görüldü. Özetle engel durumundan dolayı hakkında sürücü belgesi alamayacağına ve dolayısıyla herhangi bir taşıtı -engelliliğine uygun şekilde hareket ettirici özel tertibat yardımıyla dahi- kullanamayacağına yönelik olarak karar alınan malul ve engellilerin söz konusu istisnadan yararlanamamasına yol açılmaktadır.

Öncelikle burada kararın doğru anlaşılması açısından bir hususu vurgulamak gerekir: Anayasa Mahkemesine göre istisna uygulaması, yüzde 90 altında engelli olan herkese değil, yüzde 90 altında engelli olan ancak sürücü olamaz raporu bulunanlara genişletildi. Başka bir anlatımla yüzde 90 altında engelli olup normal ehliyetle sürücü olabilenlerle ilgili olmadığından istisnanın bu kişileri de kapsayacak şekilde genişletilmiş olduğundan bahsedilemez.

Peki şimdi ne olacak?

Karar, 9 ay sonra yani 26 Nisan 2026’da yürürlüğe gireceği için, bu sürede iktisap edilecek araçlar bakımından herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Ancak 9 ay içerisinde yeni bir düzenleme yapılmazsa, bu süre sonunda yukarıda bahsedilen ikinci gruptaki engellilerin istisna hakları da sona erecek. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi'nde belirtilen gerekçeler doğrultusunda, yüzde 90 altında engelli olup sürücü olamaz raporu bulunan engellileri de kapsayacak yeni bir yasal düzenlemenin yapılacağını beklemek yerinde olacaktır. TBMM ile Maliye Bakanlığı'nın, 9 ay içerisinde iptal gerekçeleri doğrultusunda yeni bir düzenleme yapmayıp mevcut istisna hakkını tamamen ortadan kaldırması ise büyük bir mağduriyet yaratır ve ihtimal vermeyeceğimiz bir hata olur[1].

[1] Önerileri için sevgili dostum Avukat Hüseyin İlik’e çok teşekkür ederim.

                                                               /././

Öne Çıkan Yayın

Adnan Menderes’in İnönü, Bayar ve Saraçoğlu’ndan devraldığı büyük korku: 141-142’nin Menderesli öyküsü… -Ali Ufuk Arikan /soL-

  "Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresinler. Proleterlerin, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri ...