T-24 "Köşebaşı+Gündem" -14 Eylül 2025 -

İçimizden dökülen kurtçuklar -Mine Söğüt-

İnsanlar hâlâ birbirine “Koltuk bu kadar önemli mi?” diye bir soru soruyor. Oysa herkes biliyor. Koltuk bu kadar önemli. Koltuk çok önemli. Koltuk en önemlisi. Sorun da zaten burada. “Koltuk neden bu kadar önemli?” 

Meğer bu ülkede bir sürü insanın zihninin derinliklerinde onu bir kurtçuk gibi kemiren ne karanlık düşünceler ne korkunç niyetler ne olmadık hayaller varmış…

İktidar ülkeyi temelinden hızlıca bir sarstı, o kurtçuklar aynı anda bünyeden dökülmeye başladı.

Aklın beyinle bağı koptu. Evrensel değerler, mantık, adalet, vicdan, sağduyu… hepsinin pabucu dama atıldı. İnsanın bin yıllardır “insan” olmak için sınav verdiği tüm dersler müfredattan kayboldu ve onların yerini sadece hınç ve öfkeden ibaret bir boşluk kapladı.

Şu anda besini sadece kin olan tekinsiz bir enerji, o boşlukta etrafa gelişi güzel kılıç sallıyor. 

O kılıç azıcık “düşmana” ama en çok da herkesin en yakınına hatta kendi bedenine saplanıyor.

Ortalık kan deryası.

İyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın, haklının ve haksızın kanı bu cehenneme dönen ortamda mütemadiyen birbirine karışıyor.

Her şey birden çığrından çıkar mı? Çıkarmış meğer…

Herkes içinde bu zamana kadar kurtlanmış ne kadar duygu, fikir, eylem varsa aynı anda hepsini ortaya döküyor.

Politik arenada aynı safta bulunan insanların birbirlerine karşı biriktirdiği düşmanlıklar en olmayacak zamanda ortaya çıkıp en uç noktalara varıyor.

Düne kadar muteber sayılan kişiler bir anda şeytana dönüştürülüp taşlanıyor

Başı siyasi kimliği nedeniyle iktidarla devamlı derde giren bir müzik grubu, başı bambaşka bir nedenle yine iktidarla derde giren başka bir müzik grubuna yönelik akıl almaz ifadeler kullanıyor.

Kalabalıklar adalet kaygısını bir kenara bırakıp öfkeden beslenen kitlesel linçleri rasyonelleştirme çabasına girişiyor.

Aynı kazanın içindeki ıstakozlar son enerjilerini kazanı devirmek yerine kıskaçlarıyla birbirlerini boğmak için harcıyor.

* * *

Bu şu demektir:

“Vahşi Batı” hukukunu alenen meşrulaştıran iktidar nihayet bu çabasının meyvelerini topluyor. 

İnsanların içinden yerlere dökülüp ortalığa saçılan kötü kokulu sayısız kurtçuk gün yüzüne çıkmış ayaklar altında kımıl kımıl dolaşıyor ve insanlar hâlâ birbirine “Koltuk bu kadar önemli mi?” diye bir soru soruyor.

Oysa herkes biliyor. Koltuk bu kadar önemli. Koltuk çok önemli. Koltuk en önemlisi.

Sorun da zaten burada.

“Koltuk neden bu kadar önemli?” 

Bu soruyu soran yok.

Çünkü eğer bu soru sorulursa beyinler kurtlanmak yerine çalışmak zorunda kalacak. 

Akıl kemirilmek yerine toparlanacak. 

Vicdan eksilmeyecek tamamlanacak. 

İnsan birbiriyle dövüşeceğine birlikte düşünmek için çabalayacak.

İktidar kavramının içimizdeki o kurtçukları besleyen zehirli ve bir o kadar da lezzetli bir mama olduğu anlaşılacak.

O koltuk…

Hiçbir koşulda vazgeçilemeyen, kimselere kaptırılmak istenmeyen, üzerine binbir türlü oyunlar oynanan o koltuk sadece devletin ya da bir siyasi partinin tepesinde değil evde, okulda, işyerinde, ikili insan ilişkilerinin olduğu her alanda, tam ortada tek hedef olarak duruyor.

İnsanlık var olma savaşını birlikte değil birbirine rağmen hatta çoğu zaman birbirine karşı o koltuk için veriyor.

Ağır varoluş yükünü sırtlanıp kutsallarına tutunarak zar zor zirveye tırmanan insan neden tam oradan habire aşağıya yuvarlandığını bir türlü sorgulamadığı için beynindeki kurtçukları beslemeye ve o kurtçuklar yerlere dökülmeye başladığında da üzerlerine basıp basıp düşmeye devam ediyor.

Özünde vicdan ve temkin olmayan her şey o yüzden hep kötü kokar.

                                                              /././

Kıbrıs Türkü'nün zor seçimi -Hasan Göğüş-

Asıl vahim olan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren altı ay süreyle AB dönem başkanlığını devralacak olması. GKRY 15 yılda bir gelen bu fırsatı değerlendirmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bu süre zarfında AB ile diyaloğu koparmamakta yarar var

Kuzey Kıbrıs'ta görevlendirileceklere günlük ne kadar ödenecek?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) yakında seçimlere gidiliyor. Açıklanan takvime göre, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 19 Ekim Pazar günü gerçekleştirilecek. Geçen hafta sona eren adaylık başvuruları çerçevesinde seçimlerde ikisi partili, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar dahil üçü bağımsız beş aday başkanlık için yarışacak. Kısa bir süre önce yeni partisi Toplumsal Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (TAM) kuran Serdar Denktaş, bu seçimlere iştirak etmiyor. Her ne kadar resmen ortada beş aday olsa da seçimlerin Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile ana muhalefetin lideri Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman arasında geçeceği kesin. Merak edilen kimin seçileceği kadar seçimlerin ikinci tura kalıp kalmayacağı.

Adaylar neyi savunuyor?

Cumhurbaşkanı Tatar, son dönemde masaya sürdüğü egemen eşitlik ve uluslararası eşit statü gibi kavramları öne çıkararak iki devletli çözümü, Tufan Erhürman ise belirli koşullarla müzakerelere yeniden başlayarak gevşek bir federasyonu savunuyor. Kıbrıslı seçmenlerin işi kolay değil. Adeta“zor olan”la “imkansız olan” arasında bir tercih yapacaklar.

KKTC nüfusunda yaşanan değişiklikler

KKTC’de son kapsamlı nüfus sayımı 2011 yılında yapılmış. Daha sonra nüfus yıllık projeksiyonlarla ilan ediliyor. Ancak KKTC’de henüz adrese dayalı kimlik sistemi uygulamasına geçilmediği için projeksiyonlarla açıklanan sonuçların ne kadar sağlıklı olduğu şüpheli. 2023 yılı sonu projeksiyonuna göre, KKTC’nin toplam nüfusu 476 bin 214.

Geçtiğimiz hafta Yüksek Mahkeme Başkanı, 19 Ekim’de yapılması öngörülen cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik seçmen sayısını 215 bin 611 olarak açıkladı. Bu sayı beş yıl önce 2020 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine göre 16 bin civarında bir artış gösteriyor. Bu artış nüfusu KKTC’den 2.5 kat daha fazla olan Güney Kıbrıs’taki nüfus artışının üstünde. 215 bin seçmenin 125 bininin kök Kıbrıslı olduğu, geri kalanının Türkiye’den ve diğer üçüncü ülkelerden gelenlere vatandaşlık kazandırılanlardan oluştuğu tahmin ediliyor.

Kim kazanır?

Bugüne kadar yapılan kamuoyu yoklamalarının hemen hemen tamamında CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın ortalama 4-5 puan Cumhurbaşkanı Tatar’ın önünde olduğu görülüyor. Ancak seçimlere daha bir aydan fazla bir zaman var ve adaylar henüz sahaya inmediler. 5-6 puanlık fark Kıbrıs’ın şartlarında kapanamayacak boyutta değil. Ayrıca KKTC’de seçimleri kazanmak, hükümet etmek anlamına da gelmiyor. Türkiye ile iyi geçinmeden olmadan memur maaşları bile ödenemiyor.

Tufan Erhürman da bu gerçeği anlamış görünüyor. Nitekim geçen hafta “Yeni Düzen” gazetesinde yayınlanan mülakatında müzakere süreçlerinin her zaman Türkiye ile paralel yürüdüğünü, bundan sonra da elbette böyle yürütüleceğini,19 Ekim’de seçildikten sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye yapacağını, T.C. ile istişare etmeden doğrudan bir temas olmayacağını vurguluyor. Erhürman’ı bekleyen diğer bir sorun da parti içerisindeki farklı grupları bir arada tutabilmek. Toplumdaki “solcu olmak, Türkiye’ye karşı olmaktır” algısını yıkması gerekiyor. Kıbrıs Türk toplumu son tahlilde Türkiye gibi yüzde 60-65 muhafazakarlardan oluşuyor. Sol tabandan gelen bir adayın seçilebilmek için muhafazakâr kesimlerden de oy alabilmesi şart.

Erhürman bugüne kadar dengeleri iyi idare etmeyi başardı. Muhalifleri kendisini selefleri gibi bir öcü olarak göstermeyi beceremedi. Geçtiğimiz nisan ayında liselerde başörtüsünün serbest bırakılması uygulamasına gösterilen protestolara doğrudan katılmaması dikkatlerden kaçmayan politik bir davranıştı.

Kıbrıs müzakerelerinin geleceği

Bu ay New York’ta yapılacak BM Genel Kurul toplantısı sırasında geleneği devam ettirerek Genel Sekreter Guterres’in Tatar ve Christodoulides ile ayrı ayrı görüşmesi bekleniyor. Ayrıca Tatar yeniden seçileceğinden emin olmalı ki Cenevre’deki son toplantıda, BMGS’nin himayesinde genişletilmiş beşli formatta gayri resmi görüşmeler için yeniden bir araya gelmeyi kabul etmişti.

Asıl vahim olan 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren altı ay süreyle AB dönem başkanlığını devralacak olması. GKRY 15 yılda bir gelen bu fırsatı değerlendirmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Bu süre zarfında AB ile diyaloğu koparmamakta yarar var.

Bir diğer tehlike de Nobel Barış Ödülü peşinde koşan Başkan Trump’ın Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesi çabalarında iyice çuvallarsa yeni bir başarı hikayesini Kıbrıs’ta aramaya yönelmesi. Bu durum Ada’daki Türkler kadar, Rumları da endişelendiriyor. Kıbrıs Rumları Trump’ın İbrahim Anlaşmaları’ndan esinlenerek, “hadi gelin sorunlarınızı bir tarafa bırakın, aranızdaki ilişkileri normalleştirin, ticaret yapın, turizm’de, enerjide iş birliğine girin” demesinden korkuyor. Trump’ın sağı solu belli olmuyor. 

Der mi? Der.

                                                            /././

OECD, 2025 Vergi Reformu Raporu’nu yayımladı: Ülkelerdeki kişisel gelir vergileri ve vergi reformları ne durumda?-Murat Batı-

Kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkılarının toplam gelirlerdeki payı Şili ve Kolombiya'da yüzde 20'nin altında kalırken, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 60'ı aşmıştır. Zaman içindeki değişimler açısından, Türkiye'de kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkılarının toplam gelirlerdeki payında 2019'dan bu yana yaklaşık 12 puan, 2000'den bu yana ise 5 puandan fazla düşüş yaşandı

dünya para

OECD, 13 Ağustos 2025 tarihinde OECD/G20 Kapsayıcı BEPS Çerçevesi tarafından onaylanmış ve OECD Sekreterliği tarafından yayımlanmak üzere hazırladığı raporu 11 Eylül 2025 Perşembe günü saat 13 sularında yayımladı.

Bu rapor içinde OECD ülkelerinin vergi gelirleri ile vergi reformlarını karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.

Bu yazıda kişisel gelir vergisi açısından 2024 ve önceki yıllarda yapılan reformların -rapora sadık kalarak- bir kısmını izah etmeye çalışacağım.

Kişisel gelir vergisi açısından

Yaşam maliyeti endişeleri, 2024 yılında kişisel gelir vergisi (personal income tax) reformlarının önemli bir kısmını yönlendirmeye devam etti. Yükselen genel fiyat seviyelerinin ve yüksek faiz oranlarının devam eden etkisine yanıt olarak, birçok ülke, düşük ve orta gelirli haneleri desteklemek için, öncelikle taban daraltma tedbirleri şeklinde kişisel gelir vergisi reformları başlattı. Bazı ülkeler, daha fazla gelir elde etmek için en yüksek kişisel gelir vergisi ve sermaye geliri vergisi oranlarını da artırdı.  

Toplam vergi gelirlerindeki kişisel gelir vergisi payında ülkeler arasında büyük farklılıklar devam etmektedir. 2022 yılında kişisel gelir vergisi, Kosta Rika, Kolombiya ve Çekya gibi ülkelerde toplam vergi gelirlerinin yüzde 10'undan azını oluşturmuştur. Buna karşılık, sosyal güvenlik katkıları (social security contribution) Slovakya, Slovenya ve Çekya gibi ülkelerde toplam gelirlerin yüzde 40'ından fazlasını oluşturmuştur. Genel olarak, kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkılarının toplam gelirlerdeki payı Şili ve Kolombiya'da yüzde 20'nin altında kalırken, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yüzde 60'ı aşmıştır.

Zaman içindeki değişimler açısından, Türkiye'de kişisel gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkılarının toplam gelirlerdeki payında bir düşüş görüldü; 2019'dan bu yana yaklaşık 12 puan, 2000'den bu yana ise 5 puandan fazla düşüş yaşandı. Norveç'te de enerji sektöründeki olağanüstü kârlar nedeniyle 2019'a kıyasla 16,5 puanlık kayda değer bir düşüş yaşandı.

Estonya, Man Adası, Letonya ve Norveç, kişisel gelir vergisi oranlarını artırdı. Savunma harcamalarındaki artışı finanse etmek için Estonya, daha önce duyurduğu sabit gelir vergisi oranını yüzde 20'den yüzde 22'ye yükseltti. Man Adası örneğinde, iki gelir vergisi oranından daha yüksek olanı, sağlık hizmetlerine yönelik artan harcamaları finanse etmek için gelir elde etme amacıyla yüzde 20'den yüzde 22'ye çıkarıldı.

Letonya'da hükümet, kapsamlı bir gelir vergisi reformunun parçası olarak gelir vergisi oranlarını artırdı. Yüzde 20 ve yüzde 23 olan iki düşük gelir vergisi oranı tek bir dilimde birleştirildi ve 105.300 Avro'ya kadar olan gelirler yüzde 25,5 oranında vergilendirildi. 105.300 Avro'nun üzerindeki gelirler için en yüksek marjinal gelir vergisi oranı yüzde 31'den yüzde 33'e çıkarıldı. Ayrıca, Letonya 200.000 Avro'nun üzerindeki toplam vergilendirilebilir gelir için yüzde 3 ek bir oran getirdi.

Yaşam maliyetlerinin artmasıyla birlikte, yüksek gelirli bölgelerde düşük gelir vergisi oranlarında yapılan kesintiler, düşük gelirlilerin üzerindeki yükü azalttı.

Örneğin Avustralya, birinci ve ikinci vergi dilimlerine uygulanan oranları sırasıyla yüzde 19'dan yüzde 16'ya ve yüzde 32,5'ten yüzde 30'a düşürmüştür.

Hollanda, emek ve ev sahipliği geliri için 38.441 Avro'ya kadar yüzde 35,82 oranında yeni bir vergi dilimi getirmiştir.

İrlanda, 27.382 Avro ile 70.044 Avro arasındaki gelirler için Evrensel Sosyal Yük (Universal Social Charge) oranını bir puan daha düşürerek yüzde 3'e düşürdü.

İtalya, vergi oranlarının indirilmesini kalıcı hale getirerek ilk iki vergi dilimini birleştirdi ve düşük oranı korudu.

Hırvatistangenel olarak gelir vergisi oranlarını düşürdü. 2023 yılında önemli bir gelir vergisi reformunun kabul edilmesinin ardından Hırvatistan, yerel yönetimlerin kişisel gelir vergisi oranlarını belirleyebilecekleri aralıkların üst sınırlarını düşürdü. Örneğin, nüfusu 30.000'den az olan bir kasaba artık yüzde 15 ila yüzde 21 (önceden yüzde 15 ila yüzde 22,4) arasında daha düşük bir oran ve yüzde 25 ila yüzde 31 (önceden yüzde 25 ila yüzde 33,6) arasında daha yüksek bir oran belirleyebiliyor. Daha yüksek oran için eşik de 50.400 Avro'dan 60.000 Avro'ya yükseltildi.

Daha az sayıda bölgede, önceki yıllara kıyasla temel vergi muafiyetleri/istisnaları artırıldı. 2024 yılında Almanya, enflasyonun etkisini hesaba katmak için temel kişisel muafiyetini/istisnasını 10.908 Avro'dan 11.784 Avro'ya çıkardı. Benzer şekilde, Hırvatistan, istihdam geliri için temel muafiyetini/istisnasını 560 Avro'dan 600 Avro'ya çıkardı.

Finlandiya da temel kişisel muafiyetini/istisnasını artırdı. Kanada'nın birçok eyaleti (Yeni İskoçya, Prens Edward Adası ve Saskatchewan), enflasyonu hesaba katmak da dahil olmak üzere temel kişisel vergi muafiyetini/istisnasını ayarladı.

Letonya, tüm vergi mükellefleri için sabit bir asgari vergi muafiyeti getirdi ve bu muafiyetin önümüzdeki yıllarda kademeli olarak 510 Avro'dan 570 Avro'ya çıkması planlanıyor. Bu arada Litvanya, vergi muafiyet tutarı formülünü, asgari ücretten daha fazla kazanan bazı vergi mükellefleri için gelirin daha büyük bir kısmının muafiyet kapsamına alınmasını sağlayacak şekilde revize etti.

Bazı bölgeler, önceki gelir vergisi muafiyet/istisna tedbirlerini geri almak veya hedeflemelerini iyileştirmek amacıyla taban genişletme önlemleri aldı. 

Hollanda, temel vergi kredisini 335 Avro azaltırken, aşamalı olarak kaldırılmasını asgari ücret seviyesine bağladı. Hollanda ayrıca, daha önce açıklanan yıllık 1.000 Avroluk artışa kıyasla (otomatik endeksleme mekanizmasına ek olarak) en üst gelir vergisi dilimi eşiğini 557 Avro artırarak planlanan artışı yavaşlattı.

Finlandiya, hane halkı giderleri için vergi kredisinin azami tutarını 1.600 Avroya düşürdü. İsveç, teminatsız krediler için faiz üzerinden vergi indiriminin aşamalı olarak kaldırılacağını duyurdu. Ek olarak İsveç, yenilenebilir elektriğin mikro üretimi için vergi indiriminin kaldırıldığını, güneş panellerinin kurulumunda vergi indirim oranının yüzde 15'e düşürüldüğünü ve işe gidip gelme masraflarının indirim konusu olabileceği eşiğin yükseltildiğini duyurdu.

Romanya, inşaat, tarım ve gıda endüstrisinde çalışanlar için 10.000 RON'luk gelir vergisi muafiyetini kaldırdı.

Kanada'da Manitoba (Kanada’da bir eyalet), 200.000 ila 400.000 Kanada Doları arasındaki gelirler için temel kişisel vergi kredisinin aşamalı olarak kaldırılacağını duyurdu. Son olarak, Kanada'nın Québec eyaleti, kariyer uzatmak için uygunluk yaşını 60'tan 65'e yükseltti.

Finlandiya, Grönland, İrlanda, Kore ve İsveç, istihdamı desteklemek amacıyla kazanılmış gelir vergisi kredilerini artırdı. Grönland, kazanılmış gelir vergisi kredisi oranını yüzde 3'ten yüzde 17,5'e çıkardı ve daha yüksek bir azami ödeme yaptı.

İsveç, kazanılmış gelir vergisi kredisini artırdığını ve kredinin aşamalı olarak kaldırılacağını duyurdu. Finlandiya, kazanılmış gelir vergisi indirimini kaldırdı. Ancak telafi edici bir önlem olarak, nitelikli gelir için kazanılmış gelir vergisi kredisini 6 puan artırarak yüzde 18'e çıkardı ve çocuk sayısıyla birlikte artacak olan azami tutarı yükseltti.

Kore, çift gelirli haneler için kazanılmış gelir vergisi kredisi almaya hak kazanma eşiğini 6 milyon KRW artırarak 44 milyon KRW'ye çıkardı.

İrlanda, kişisel vergi kredisini, çalışan vergi kredisini ve kazanılmış gelir vergisi kredisini 1.875 Avro'dan 2.000 Avro'ya çıkardı.

Meksika, gelir vergisinden istihdam sübvansiyonu indirimi oranında art arda artışlar uyguladı.

İtalya, yıllık gelirin 8.500 Avro'nun altında olması durumunda vergiye tabi gelire dahil edilmeyen yüzde 7,1, 15.000 Avro'ya kadar yüzde 5,3 ve 20.000 Avro'ya kadar yüzde 4,8 oranında otomatik olarak verilen bir vergi indirimi getirmiştir. Ayrıca, 40.000 Avro'ya kadar gelir elde eden çalışanlar için, azami 1.000 Avro indirimle iade edilmeyen bir vergi indirimi getirmiştir.

Ülkeler ayrıca belirli gelir veya ikramiye türleri için avantajlı vergi hükümleri getirdi. Yunanistan ayda 300 Avro'ya kadar olan bahşişlere vergi muafiyeti getirdi.

Portekiz, verimlilik ikramiyeleri, performans ikramiyeleri veya çalışanın temel maaşının yüzde 6'sına kadar olan kar paylaşımı şeklinde gönüllü ödemeler için vergi muafiyeti getirdi.

Lüksemburg, kar paylaşımı ödemelerinin yüzde 50 vergi muafiyetinden yararlandığı katılım primini genişletti.

Hollanda, işverenlerin çalışanlarına vergisiz ödenekler sağlayabildiği ilk dilim iş maliyeti planının kapsamını, 400.000 Avro'nun altındaki gelirin yüzde 1,92'den yüzde 2'ye çıkardı.

Bazı ülkeler, belirli sektörleri desteklemek için gelir vergisi teşvikleri getirdi. Yurt içi yüksek teknoloji sektörünü hedefleyen bir dizi reformun parçası olarak, Ermenistan bilimsel araştırma ve geliştirmeyle ilgili ücretler için yüzde 10'luk indirimli bir gelir vergisi oranı getirdi.

Yunanistan, görev başındaki doktorların ücretlerine yüzde 22'lik sabit bir oranda ayrı bir vergilendirme getirdi.

Almanya, tarım ve ormancılık sektöründe gelir dengeleme seçeneğini genişletti. 2028 yılına kadar, tarım ve ormancılıktan elde edilen gelir, iklim değişikliği ve genel olarak dalgalanan hava koşulları nedeniyle kademeli gelir vergisi tarifesi kapsamında kâr dalgalanmalarının olumsuz etkisini azaltmak amacıyla üç yıllık bir süreye eşit olarak dağıtılabilecek.

Danimarka ve Slovenya, şirket hisseleri şeklinde sağlanan tazminatların vergilendirilmesinde değişiklikler getirmiştir. Danimarka, KOBİ'lerin hisse senedi bazlı tazminatlarını kolaylaştırmayı amaçlayan, çalışanların sahip olduğu hisse senetlerinin vergilendirilmesinde değişiklikler duyurdu. Slovenya, yeni kurulan şirketlerin çalışanları için hisse senedi bazlı tazminatlarda vergi yükümlülüğünün doğduğu noktayı, hisselerin çalışana devredildiği andan, hisselerin elden çıkarıldığı veya iş akdinin sona erdiği ana kadar değiştirdi.

Çeşitli bölgeler, engelli çocuklu ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler olan aileler için gelir vergisi muafiyeti/istisnası sağladı. Macaristan, bakmakla yükümlü olduğu çocuk sayısıyla birlikte artan aile ödeneğinin yanı sıra engelli bakmakla yükümlü olduğu kişiler için ödeneği kademeli olarak iki katına çıkaracağını duyurdu. Benzer şekilde Hırvatistan, bakmakla yükümlü olduğu çocuğu olan aileler için daha büyük ayarlamalarla çocuk ödeneğinin miktarını ve engellilik ödeneğini artırdı. Kore, bakmakla yükümlü olduğu çocuk sayısıyla birlikte vergi indiriminin miktarını artırdı. Ayrıca Kore, 2026 yılı sonundan önce boşanan çiftler için geçici bir vergi indirimi getirdi.

İrlanda, tek kişilik çocuk bakıcısı vergi indiriminin, engelli çocuk vergi indiriminin, bakmakla yükümlü olduğu akraba vergi indiriminin ve görme engelli vergi indiriminin miktarlarını artırdı.

İrlanda ve Kanada'nın çeşitli eyaletleri yaşlılar için ek gelir vergisi indirimi getirdi. İrlanda, evde bakım kredisini 150 Avro artırarak 1.950 Avro'ya çıkardı.

Kanada’nın bazı eyaletleri (Yeni İskoçya, Prens Edward Adası ve Saskatchewan), yaşlılar için kişisel vergi muafiyetlerini/istisnaasını enflasyona göre ayarladı.

                                                                   /././

Ursula von der Leyen Avrupa'yı "teknolojik egemenlik" konusunda uyardı+5G ihalesi yaklaşırken: Sizce telekom tarifeleri nereye fırlayacak?+Google ve YouTube'a ne oldu? -Füsun Sarp Nebil/T24-

Ursula von der Leyen Avrupa'yı "teknolojik egemenlik" konusunda uyardı.

Türkiye, AB standartları ve yatırımlarına uyum sağlayabilirse “bölgesel teknoloji üssü” ve “veri/altyapı köprüsü” rolünü güçlendirebilir. Ama uyum sağlamazsa dijital pazar erişiminde ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı artar

ursula von der leyenAvrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen

Ursula von der Leyen son State of the Union” (Avrupa Birliği’nin Durumu) konuşmasında teknolojik egemenlik”i savundu ve bunu savunma ile enerji politikalarıyla eş düzeye koyan vurgu yaptı. Ursula von der Leyen'in konuşmasında Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı ve tartışmalı AB-ABD ticaret anlaşması konuları öne çıktı.

Von der Leyen konuşmasında, ABnin enerji bağımsızlığı, savunma kapasitesi ve teknoloji altyapılarında egemenlik (sovereignty) kazanmasının kritik olduğunu vurguladı. Teknolojik egemenlikten kastı, veri, yapay zekâ, bulut altyapısı, standartlar ve yenilenebilir/temiz teknoloji gibi stratejik alanlardaki Avrupa’nın dış bağımlılığının azaltılması. Teknolojik egemenlik ayrıca enerji dönüşümü (clean tech, enerjide yenilenebilirlik, enerji ithalat bağımlılığının azaltılması) ile bağlantılı arz güvenliği perspektifinden ele alınıyor.

Özellikle, kendi standartlarımızı belirleyeceğiz, kendi yasamızı yapacağız; Avrupa her zaman kendi kararını verecek” gibi ifadelerle, ABnin dış baskılar (örneğin ABD, Çin, diğer ticari ve teknolojik rakipler) karşısında iç politika ve düzenlemelerinde bağımsızlığını koruma isteği ön plana çıktı.

Von der Leyen, ayrıca konuşmasında, dijital ve temiz teknolojiler söz konusu olduğunda daha hızlı, daha akıllı ve daha Avrupalı olmamız lazım” demesi, bu alanların savunma ve enerji gibi stratejik boyutta görülmeye başlandığının işareti. AB Komisyonu, bu hedeflere ulaşmak için rekabetçilik (competitiveness) ve stratejik özerklik (strategic autonomy) programlarını genişletmeyi planlıyor.

Dijital düzenleme paketleri (Omnibus Digital Package gibi) hazırlık aşamasında; ABnin kendi yapay zeka standartları, bulut altyapısı (Cloud and AI Development Act gibi yasalar) ve Avrupa içinden teknoloji tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

Ancak AB içinde sermaye, yetenek gibi nedenlerle, ülkeler arasında teknoloji kapasitesi açısından büyük farklar var. Bazıları bu alanda ilerleyebiliyor, bazıları geri kalıyor. Çip fabrikaları gibi stratejik sektörlerde üretim, altyapı gibi konularda büyük sermaye gerekiyor. Finansman, teşvikler ve piyasaların Avrupalı tedarik” yönünde harekete geçmesi lazım. ABnin hem Çin, hem ABD ile ticaret/düzenleme baskısına maruz kalması, teknolojik bağımsızlık stratejilerinin hayata geçmesini karmaşıklaştırıyor.

Yani Stratejik vizyon var; ama mevzuat geçişi, üretim kapasitesinin artırılması, kritik hammaddelere erişim gibi konular kısa sürede çözülemez.

Bu çerçevede, Türkiye’nin mevcut konumu

Türkiyenin yüksek teknoloji ithalatının büyük kısmı ABden geliyor: özellikle telekom altyapısı, savunma elektroniği, otomotiv parçaları, yarı iletken ve medikal cihazlar. Veri merkezleri ve bulut servislerinde (AWS, Azure, Google Cloud) AB ve ABD altyapılarına bağımlılık devam ediyor. 5G ve fiber yatırımlarında AB tedarikçileri (Ericsson, Nokia) söz konusu ama Çinli Huawei'in ağırlığı reddedilemez durumda.

Yerel teknoloji girişimlerine bakarsak, Savunma sanayiinde (Baykar, Aselsan) ve fintech, oyun, SaaS gibi alanlarda kısmi başarılar var. BTK ve Sanayi-Teknoloji Bakanlığı strateji belgelerinde ulusal siber güvenlik,” “yerli bulut,” “veri egemenliği” kavramları son yıllarda bolca geçiyor. KVKK ise ABnin GDPR’ına benzer şekilde model alınmış durumda, bu da uyum kolaylığı sağlıyor.

AB stratejisinin Türkiye’ye etkileri

Ursula Von der Leyen'in konuşmasındaki notlara Türkiye açısından baktığımızda, gerekli adımlar atılır, planlamalar yapılır, destekler gerçekleştirilir ve özel sektörün önü açılırsa, bir fırsat kapısı açılabilir.

- Ama AB'de veri ve dijital hizmetlerde, Avrupada üretilen verinin Avrupada kalması” fikri pekişirse, Türkiyeden ABye veri transferinde yeni sertifikasyon/standardizasyon gerekebilir.

- AB, çip üretiminde ve nadir toprak elementlerinde tedarik zincirlerini çeşitlendirirken Türkiye gibi lojistik köprü” ülkelerden ara hammadde veya lojistik hizmetleri talep edebilir.

- Savunma ve Siber Güvenlik ABnin savunma ve siber altyapıyı “kritik” sayması Türkiyenin NATO-AB projelerinde ve ortak siber tatbikatlarda rolünü değiştirebilir.

- Yeşil ve Temiz Teknoloji ABnin temiz enerji teknolojilerine verdiği öncelik Türkiyenin yenilenebilir ekipman, batarya ve nadir maden yatırımlarına fırsat açabilir.

Türkiye, AB-Asya arasında veri trafiği, fiber kablo geçişi, enerji ve lojistik köprüleri açısından stratejik konumda. ABnin egemen” altyapı hedefi Türkiyeyi gateway” yapabilir. Türkiyede kurulacak AB sertifikalı veri merkezleri, veri egemenliği”ne uyumlu bölgeler olarak konumlanabilir. Gallium, germanyum, bor, nadir toprak mineralleri gibi girdilerde Türkiyenin rezervleri AB için stratejik olabilir.

Ancak, ABnin katı standartları bir risk teşkil ediyor. Türkiye AB standartlarına uymazsa veri akışı, dijital hizmetler ve bulut sertifikasyonu konularında dezavantaj yaşayabilir. Çip, yapay zekâ altyapısı, bulut gibi stratejik alanlarda yerli üretim az; bu da dış politika risklerinde kırılganlık yaratıyor. ABnin ABD ile birlikte teknoloji ihracat kontrolü uygulaması Türkiyenin bazı projelerine erişimi kısıtlayabilir (örneğin ileri yapay zekâ çipleri, savunma teknolojileri).

Haberleşmede Avrupa altyapısına bağımlılık da kesintilere açık ve risk yaratıyor. Bunun için Türkiyenin denizaltı kablo ağını çeşitlendirerek Kızıldeniz benzeri sorunlu bölge riskini azaltması; Karadeniz, Akdeniz alternatif hatlar yaratması lazım. Ülke içindeki karasal fiber şebekenin güçlenmesi ayrıca önemli.  Yerli bulut sağlayıcılarını AB sertifikasyonuna uygun geliştirmeli, hem AB müşterisi çekmek hem de veri egemenliğini sağlamak açısından önemli. 

Özetle bakarsak, Von der Leyenin teknolojik egemenlik” önceliği Türkiye için hem stratejik risk hem de önemli fırsatlar içeriyor. Türkiye, AB standartları ve yatırımlarına uyum sağlayabilirse bölgesel teknoloji üssü” ve veri/altyapı köprüsü” rolünü güçlendirebilir. Ama uyum sağlamazsa dijital pazar erişiminde ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı artar.

Bütün bunlar için "teknolojik farkındalığı yüksek bürokrasi" ve çabalamaya hazır özel sektör gerekli. Son 20 yılda teknoloji alanında çok geç kalınmış olan tanımlamaların (veri merkezleri gibi) ve düzenlemelerin yapılması, altyapı için gerekli desteklerin sağlanması, her şeyin yeniden düşünülmesi ve planlanması önemli.

5G ihalesi yaklaşırken: Sizce telekom tarifeleri nereye fırlayacak?

Telefon tarifeleriyle ilgili olacak olan şu; operatörlerden bir ton para, hükümete akacak ve bunun finansmanı da tüketicinin sırtına binecek. Karşılığında, alacağımız farklı bir hız da olmayacak

internet telekominikasyon

Ağustosun son gününde Resmi Gazete'de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) 5G ihalesi duyurusu yayınlandı. Yani görünüşe bakılırsa, mobil hizmetlerde dünya 60'ıncılığında olan sıramızı, yukarılara çıkarmayı hedefliyorlar. Ama acaba öyle mi?

Şüphesiz ki ülkemizde en son teknolojilerin, en optimum (yani ucuz ama kaliteli) şekilde verilmesini, ülkemizin yeniliklerden geri kalmamasını istiyorum. 25 yıldır da bunu yazıyor, zaman zaman (bazen depremler olduğunda, bazen normal zamanlarda) daha iyi haberleşme şartları için uyarılar yapıyorum. Şimdi yine bir uyarı yapayım ama bu sefer uyarım sizi şaşırtabilir. Çünkü "5G'nin sırası mı?" diye soracağım.

Amacım yeni teknolojileri kötülemek ya da "Türkiye yeni teknolojilere geçmesin” demek değil. Özellikle, “Türkiye'de yeni teknoloji üreten yerli firma olmasın” demek hiç değil. Türkiye yeni teknolojilerin üreticisi ve satıcısı olmalı. Ama bunu ancak akılcı olursak yapabiliriz. Hamasetle, "Parayı bastırırsak yaparız" hayalperestliğiyle ancak bastırdığımız parayı çöpe atarız. Bunca zamandır yaptığımız gibi...

3G'den bu yana G'ler, tüketicilerin talepleri ile değil, pazarlamacıların iteklemesi ile gelişiyor

Öncesinde telekomünikasyon üreticisi olan bir firma ile 2022 yılında, 6G konusunda yaptığım ama yayımlamadığım bir söyleşiden söz etmek istiyorum. Bu söyleşideki sorularımdan ikisi şu şekildeydi:

  1. 3G'den bu yana G'lerin gelişmesi tüketici talepleri ile değil, pazarlamacı iteklemesi ile oluyor. Sizce 5G ya da 6G almak için tüketicinin 4.5G'den fazla nasıl bir avantajı var?
  2. 5G, 2015 yılında konulan iki hedeften latency (gecikme) ve kullanıcı sayısı (aynı anda 50 bin kişi gibi) özelliklerini yakalayamadı. O zaman 6G'nin bunları yakalayabileceğini nasıl iddia ediyorsunuz?

Bu ve diğer (hız vs. gibi) sorularıma cevapları aldım ama yayımlamadım, çünkü üretici "vay be 6G ha" şeklinde sorular sormamı beklerken, yukarıdaki iki sualle karşılaşınca şaşırdı ve bunun bir söyleşi değil, sohbet olarak kalmasını önerdi. Verdiği cevaplar da son derece sudan  ve popülist idi. (Türkiye'nin GSMH'sı şu kadar artacak vs. vs.) Sonuçta yayımlamamayı tercih ettim. Ama şimdi, o soruları siz okuyucuların (veya tüketicilerin) dikkatlerine sunuyorum.

Çünkü 5G, hız ve diğer özellikler konusunda 4.5G’den daha ileride ama 2015’de 3GPPP komisyonu tarafından konulan "eşik atlama" hedeflerini başaramadı. Başardıkları şunlar;

- 5G'den basitçe 10 kat hızlı,

- Gecikme süresi daha düşük,

- Hücre (baz istasyonu denebilir) başına daha fazla tüketiciye hizmet verebiliyor,

- 5G'den farklı olarak Network dilimleme sunuyor.

Peki bu özellikler bireysel tüketici için çok fark yaratır mı?

Pek yaratmaz. Çünkü 4.5G günlük rutini karşılayabilecek durumda. Yani bireysel kullanıcıların günlük hayatı için 5G çok fark yaratmaz. Ama online oyun için, drone kullanımında, kalabalık alanlarda (stadyum, konserler, havaalanlarında, ve arttırılmış gerçeklik (AR / VR) kullanımlarında 5G'nin hızı ve gecikme süresi vs. önemli olabilir.

5G'deki ülkemiz açısından sorunlar

Ülkemiz açısından bakılınca;

- Baz istasyonlarını santrala bağlayan fiber hatların oranı yüzde 90 olsa (operatörler yüzde 55 diyor ama off the record konuşanlar yüzde 30 ancak diyor),

- 3G tam kapsaması olsa, 4G kapsaması (9 sene sonra bile yüzde 15-20, belki 30 gibi gözüküyor) tam olsa,

- Dolayısıyla da Türkiye 4.5G hızında dünyada 60'ıncı olmak yerine mesela 17'nci olsa,

- Yerli teknoloji geliştirilmiş olsa (BTK güya yüzde 45 diyor ama bu da başka bir imaj çalışması. Türkiye'de geçici olarak montaj hatlar kuran yabancı üreticilerin üretimini yerli diye sunuyorlar) 'hadi hemen, şimdi 5G'ye geçelim' derdim.

Bir telekomünikasyon ağı uç uca eklenmiş su borularından oluşan su şebekesi gibidir. Bu boruların çapını telekomünikasyon ağındaki kabloların veri hızı gibi düşünebilirsiniz. Şebekedeki suyun akış hızını evinize giren borunun çapı değil, su kaynağından evinize kadar olan hat boyunca en dar borunun çapı belirler. Buna iletişimde darboğaz (bottleneck) denilir. Eğer darboğaz ilçenize gelen hatta ise eve giren borunun çapını artırmak aptalca bir yatırımdır, musluğunuzdaki suyun akış hızı değişmez.

Benzer şekilde, internet altyapısının diğer bileşenleri olan veri merkezleri ve trafik değişim noktaları (IXP) konusunda en ufak çalışma yok. 25-30 yıl geçmesine rağmen, Türkiye'de tarafsız bir IXP sorunu ısrarla çözülmedi. Bu sorunlar yerinde dururken 5G baz istasyonu kurmak, sadece eve gelen boruyu değiştirmek anlamına geliyor. 5G ile baz istasyonuna hızlı gitseniz de baz istasyonundan sonra internete giden sıkışıklık aynen devam edecek. Çünkü asıl sorunu inkar etmekte ısrar ediyoruz.

Tabii bir de temel konu; ekonomimiz harika olmasa da idare eder olsa, pahalılık tüketicinin sırtına bu kadar binmemiş olsa, mevcut internet ve telefon tarifeleri ödenebilir düzeyde olsa, 'hadi şimdi 5G'ye geçelim' derdim.

Ama olacak olan şu; operatörlerden bir ton para, hükümete akacak ve bunun finansmanı da tüketicinin sırtına binecek. Karşılığında, alacağımız farklı bir hız da olmayacak. Çünkü 5G hâlâ Standalone (SA) ve Non-Standalone (NSA) şebeke tartışmalarının ortasında bir teknoloji (bunu başka yazımda açacağım). Henüz SA (yani tamamen 5G) şebeke diğer ülkelerde de yok. Dolayısıyla gelecek olan şebeke NSA olacak. Yani 5G hızı hayal.

Ama Bakan Bey, yine hızımızın 10 kat artacağını söylüyor; sanki önceki ihalelerde de her yeni G'ye geçildiğinde, Türkiye’nin internet hızı hemen 10 kat artacakmış gibi açıklamalar yapılmamış gibi. 4.5G için de ekonomiyi uçuracak, GSYH'ya şu kadar katkıda bulunacak filan denmişti. Somut bir ölçüm var mı? Lisansın milyar dolarları alıp götürdüğü gerçek (-ki ölçümü çok kolay) ama katkısı olmuş mu? Olduysa ne kadar?  Madem hızı ve GSMH'yı bilmem kaç kat artıyor, bugün internet hızında neden 10-15. sırada değil de 60. sıradayız?

Şimdi bu 5G ihalesinin durumunu iyi anlamak için siz okuyucularıma önce dört sual sorayım;

  1. Bugün telekom servislerine (cep telefonunuza, sabit telefonunuza ve internet hattınıza) kaç TL ödüyorsunuz? Bu ödeme rakamından memnun musunuz?
  2. Fatura tutarınız içindeki vergi oranından haberdar mısınız? (Yüzde 10 özel iletişim vergisi (eski deprem vergisi), BTK masraflarına katkı payı, telsiz ücreti ve faturalardan kaldırılan ama cirodan ödenen yüzde 15 Hazine payı, tabii ki KDV...)
  3. Bu kadar ödemeye karşı aldığınız servisten memnun musunuz ?
  4. Telekom hizmetlerini seçmekte özgür müsünüz? Yani bu operatör iyi değil, şunu seçme özgürlüğünüz ne kadar var?

Şimdi 5G ile neler olacak bakalım;

  1. Operatörler, frekanslar için ihaleye katılacak ve en az 2,125 milyon dolar'ı (yani bugünkü kurla 87 milyar TL'yi) ya da daha fazlasını devlete verecekler. Bilin bakalım bu parayı operatör kimin cebinden ödeyecek?
  2. Operatörler 5G için yeni cihazlar alacaklar, bu rakamın en az 5 milyar dolar ve hatta 10-15 milyar dolar değerinde ve neredeyse tamamının ithalat olması bekleniyor yani  200-500 milyar TL'lik yeni bir cari açık (ve muhtemelen yeni faizler) rakamı oluşacak. Bilin bakalım bu parayı operatör kimin cebinden ödeyecek?
  3. İhale kurallarına göre, operatörler bugüne kadar olan vergilerden başka bir vergiyi yani ciro üzerinden yeni bir yüzde 5'i BTK'ya verecekler. Bilin bakalım bu parayı operatör kimin cebinden ödeyecek?
  4. Ülkemizin 1800'lü yıllardan bu yana gelen altyapısının imtiyazı 2005'den bu yana Türk Telekom'daydı. Şubat 2026'da sona erecek olan bu imtiyazın 2,5 milyar dolar karşılığında 24 yıl uzatıldığını, 2 hafta önce öğrendik. Bilin bakalım bu parayı operatör kimin cebinden ödeyecek?
  5. Tüketicilerin kaç tanesinde 5G telefonu var? Ülkemizde yeni bir cep telefonu ithalatı furyası ve yeni bir cari açık kapısı mı olacak? Bu ekonomiye nasıl etki yapacak?

Hızlar değişecek mi?

Doğrusunu isterseniz, benim düşüncem 5G ihalesinin, hükümete yeni bir fon sağlama operasyonu olduğu ama hızlarımızın bugünkünden çok daha farklı olmayacağı şeklinde.

Bunu nereden biliyorum derseniz; ülkenin mevcut fiber altyapısının ne kadar zayıf olduğunu en az 15 yıldır yazıyorum. Sadece ben mi yazıyorum? Devletin dokümanlarında 11'inci ve 12'nci Kalkınma Planları Özel İhtisas Komisyonu raporlarında da altı kalın kalın çizilerek yazılıyor ve olması gereken rakam da veriliyor. Bunun birden değişmesi beklenebilir mi? Ya da işaretler değişim gösteriyor mu?

Ha tabii ki operatörler, Ulaştırma Bakanlığı ve asıl sorumlu olan BTK tersini yani fiber altyapının yeterli olduğunu iddia ediyorlar. Ama benim "madem öyle neden sabit internette 100'üncü sıralarda ve mobil internette 60'ıncı sıralardayız?" soruma cevap veremiyorlar. Aşağıda dünyanın ortalama ve en yüksek hızları ile karşılaştırmayı görüyorsunuz.

Diğer yandan, Türk Telekom'un imtiyaz uzatma açıklamalarına bakın. Önümüzdeki 24 yıl için 17 milyar dolar yatırım (bakan tarafından ihale bedeli ile birlikte 20 milyar dolar'lık katkı diye sunuldu) yapacağı söylendi. 17 milyar dolar / 24 yıl = 680 milyon dolar eder. Aşağıdaki tabloya bakın, Türk Telekom son 10 yıldır zaten 500 milyon dolar civarı yatırım yapıyor ve ülke olarak biz bu yatırımla aldığımız (ya da alamadığımız fiber) hizmetlerden yakınıyoruz, memnun değiliz.

Aşağıda üç operatörün toplam gelirini ve de yatırımlarını görüyorsunuz:

(Her iki grafik için Mehmet Ali İnceefe'ye teşekkür ederim...)

Ama bu yatırım düzeyinin, yeni bir teknolojiye uygun şekilde yükselmeyeceği aynen süreceği anlaşılıyor. Yani 3G kapsamının yarım kalması, 4.5G kapsamasının onun kadar bile olmaması gibi, "mış gibi" bir 5G sahibi olacağız ve karşılığında inanılmaz paraların ödeneceği günleri göreceğiz.

Bunu kaç kişi istiyor?

Biliyorum bu yazı sizleri şaşırttı. Ben de en güzel, en yeni teknolojileri kullanmak istiyorum ama birilerinin "kral çıplak" demesi ve durumu tariflemesi, bu kadar paranın uçmasının yanlışlığını anlatması, göz göre göre kandırılmaya dur demesi lazım. Acaba 5G şu anda Türkiye'nin şartlarına ne kadar uygunBu kadar para harcayacak lüksümüz var mı? Devlet bunu görmüyor mu? 5G konusunda farklı yaklaşımlar daha doğru olmaz mı?

Neler yapılmalı, başka bir yazıda anlatacağım...

Google ve YouTube'a ne oldu?

Halk olarak, ödediğimiz paraların da karşılığı olan telekom altyapısını (fiber optik şebeke, veri merkezleri ve trafik değişim noktaları) "şimdi ve hemen" talep etmeliyiz

GoogleGoogle sistemi çöktü

4 Eylül 2025 sabah saatlerinde Google ve YouTube ulaşılamaz hale gelince, herkes panik oldu. Down dedector'e bakıldığında arızanın sabah 10.00 civarı başladığı ve Türkiye ve Doğu Avrupa genelinin etkilendiği anlaşıldı. (Down dedector, şikayetlerin eklendiği, bu yolla sorunların halktan alınan bilgiyle raporlandığı bir yer).

Olay bitti ama gözden geçirelim ve neler olduğunu anlatalım ki bu tür olaylar tekrar meydana geldiğinde bugünkü gibi telaş olmasın ve herkes ne olup bittiğini anlasın.

Turkcell üzerinden bağlantı sağlandı, Türk Telekom bağlantısı uzunca bir süre yoktu

Erişim sorunu yaşayan ülkeler arasında Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan, Gürcistan, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya, Ermenistan, Hollanda ve Almanya vardı. (Ancak Hollanda ve Almanya için yorumumuz farklı, Balkan ülkelerinden gidemeyen trafiğin diğer yöne yığıldığı, bu nedenle o bölgelerde de yoğunluk olduğu düşüncesindeyiz).

Erişilemeyen servisler, YouTube, Gmail, Drive, Haritalar, Arama, Analytics ve diğer Google hizmetleri olarak görüldü. Ancak ilginç olan şey, Turkcell kullananların erişimi mümkünken, Türk Telekom kullanıcıları uzunca bir süre daha bağlanamadı.

Turkcell üzerinden bağlanan kullanıcıların erişip, Türk Telekom kullanıcılarının erişememesinin temel nedeni "routing" yani trafiğin taşındığı güzergahların farklı olması. Turkcell'in, Türk Telekom'un fiyatları nedeniyle Frankfurt üzerinden trafik taşımasını zaman zaman eleştirmiştik (ülkemizin verilerinin yurtdışından dolaşması ve trafiğin hareketi nedeniyle ödenen paralar yüzünden) ama bu sefer kurtarıcı oldu. Özellikle Google Drive ya da Gmail kullanan küçük işletmelerin kesintisi bu sayede devam edebildi. 

Bunu teknik olarak da (merak edenler için) izah edelim:

Operatörler, Google servislerine erişim için BGP (Border Gateway Protocol) üzerinden farklı rotalar kullanır. Bir operatön Google’ın CDN (içerik dağıtım ağı) noktalarına gidişi veya İstanbul’daki peering noktaları arızadan etkilendiyse, bağlantı kesilir. Diğer bir operatör, aynı anda farklı bir rotadan (başka bir uluslararası çıkış veya Google’ın farklı CDN noktasından) erişiyorsa, hizmet kesilmeden devam edebilir. Bugün yaşadığımız olay da buydu.

Yani, Google’ın Doğu Avrupa / Türkiye’ye hizmet veren belirli bir veri merkezi veya CDN/edge sunucularında sorun yaşandığı anlaşılıyor. Arızanın "5XX Sunucu Arızası" olduğu düşünülüyor. Dolayısıyla arıza yaşanan rotayı kullanan operatörler (bu örnekte Türk Telekom) tamamen kesinti yaşar. Alternatif rotaları olan operatörler (ör. Turkcell), trafiği otomatik olarak sağlam kalan Google noktalarına yönlendirerek hizmet vermeye devam edebilir.

Sorunu Google mı düzeltti, Türk Telekom mu routing değiştirdi?

Gördüğümüz olayda, Türk Telekom’un kullandığı Google rotaları çalışmaz hale geldiği için erişim kesildi. Kısa vadede çözüm iki şekilde olabilir:

Türk Telekom yönlendirme (routing) değiştirmiş olabilir. Yani BGP tablosunda Google’a farklı bir çıkış tanımlanarak sorun çözülebilir (ama böyle bir açıklama olmadığına göre yapmadılar)

Ya da --çok büyük bir olasılıkla-- Google arızayı giderdi. Sorunlu bölgesel veri merkezini/CDN’yi devre dışı bırakıp trafiği başka noktalara aktardı.

Yani Operatörler (TT, Turkcell), BGP rotalarını optimize etmeye çalışır. Ya da İçerik sağlayan firma (ki bugün bu Google idi) sorunlu bölgeyi bypass edip yeniden yönlendirme yapar.

VPN nasıl çalıştı?

VPN kullanıldığında trafik Türkiye’den çıkış yapmadan önce farklı bir ülke üzerinden Google’a ulaşabiliyor. Seçilen sunuculara göre, sorunlu bölgesel Google altyapısı ve Türk Telekom rotaları bypass edilirse, yine servislere erişim mümkün oluyor. Bu da kesintinin bölgesel ve routing bazlı olduğunun delili zaten.

5XX sunucu hatası

Bağlantı sorununun nedeni olarak Google gün boyunca, blogundan ya da basın bülteni gibi bir resmi açıklama yayınlamadı (Google ileriki zamanda bu konuya açıklık getirecek rapor yayınlayacaktır). Sadece Google Cloud sözcüsünün İngiliz "The Guardian"a şöyle bir açıklama yaptığı bildirildi:

“Çeşitli Avrupa ve Asya bölgelerinde birçok Google hizmetinde ağ bağlantısı sorunları yaşandı. Şu anda daha yakından inceliyoruz.”

Ancak uzmanlar "5xx sunucu hatası"ndan bahsediyor.  Yani Google’ın kendi altyapısında (sunucu, veri merkezi ya da bölgesel yönlendirme) yaşanan bir soruna işaret ediyorlar. “5” ile başlayan tüm arıza kodları, sunucu tarafında bir problem olduğunu gösterir. Yani kullanıcı veya istemci (tarayıcı, uygulama) doğru şekilde istek gönderir ama sunucu bu isteği işleyemez veya yanıt veremez. Genelde geçici hatalardır (sunucu yoğunluğu, bakım, konfigürasyon, ağ sorunu).

Nedenleri ne olabilir derseniz, geçmiş örnekler olası nedenleri ortaya koyuyor:

Arka Uç veya Bulut Altyapısı Sorunları :Kesintilerin yaygın nedenleri arasında veri merkezi sorunları, yazılım hataları, bölgesel hizmet arızaları veya kapasite yanlış yapılandırmaları yer alır.

Bölgesel Yönlendirme veya CDN Ağ Kesintisi : VPN kullanımı hizmeti geçici olarak geri yüklediğinden, kesintinin bölgeye özgü ağ veya yönlendirme hatalarından kaynaklanması mümkün.

Ya da daha zayıf olmakla birlikte, jeopolitik/altyapı ve güvenlik açıkları. Benzer kesintilerden paralellikler çizen bir yorum, büyük deniz altı kabloları gibi merkezi altyapıların, özellikle jeopolitik açıdan hassas Karadeniz bölgesinde, arıza noktaları oluşturabileceğini öne sürüyor. Ayrıca tam Google'un doğumgününde (4 eylül 1998) meydana gelmesi nedeniyle de siber saldırı diye düşünenler oldu.

Bize ders nedir?

Yüzmilyonbin kere yazdığım gibi, internet altyapısının (fiber optik altyapı, güçlü veri merkezleri ve İnternet trafik değişim noktaları) sağlam olması lazım. Yetmez, eğer Google gibi çok uluslu içeriklerin ülkemizde veri merkezi oluşturması için, hukukun düzgün işlemesi, önüne gelenin istediği içeriği kaldırtması olayının sona ermesi lazım.

Yani demem o ki içeriğin, yurtdışında değil, içeride olması lazım. Dışarıda olması, hem çok büyük para kaybı hem verinin dışarıdan dolaşması (güvenlik) açısından sıkıntı anlamına geliyor. Bunu bir kez daha yaşamış olduk.

Bir de ne gördük? Yakında bir fiber optik düzenlemesi olacağı söyleniyor. Bu düzenleme anladığımız kadarı ile “tekelleşme"yi güçlendirecek bir düzenleme ama bugünkü örnekten de ne gördük? Tekelleşme erişimimizin her an böyle kesilmesi anlamına gelebilir. Bu bir arıza nedeniyle olabileceği gibi, savaş ya da afet açısından ciddi riskler içeriyor. Bugünkü gibi haberleşmemizin toptan kesilme gibi.

Özetle, halk olarak, ödediğimiz paraların da karşılığı olan telekom altyapısını (fiber optik şebeke, veri merkezleri ve trafik değişim noktaları) "şimdi ve hemen" talep etmeliyiz.

Ayrıca bugünlerde ihalesi ilan edilen 5G için şunu diyeceğim; 3G kapsama alanı ya da 4G kapsama tamamlandı mı ki, fiber altyapı gerektiği gibi mi ki 5G diyorsunuz?

Bunlar tamamlanmadan yapılacak 5G’nin anlamı sadece haberleşmenin daha da pahalılaşmasıdır. Halktan telekom adı altında daha çok para alınmasıdır. Çünkü telekom operatörlerinin nefesi zaten kesik, imtiyazla ödenen paranın üzerine alınacak olan 5G lisans paraları kimden çıkacak? Halkın bu şekilde tonla para alındığı için daha da pahalılaşacak bir 5G'ye ihtiyacı yok. Bunu ayrıca yazacağım.

Füsun Sarp Nebil / T24



Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -13 Ocak 2026-

  Emekli aylıklarında sefalet: Asıl sorumluyu unutma!-Aziz Çelik-  Emekli aylıklarındaki sefaletin asıl sebebi sosyal güvenlik karşı devriml...