Ergin Yıldızoğlu + Mehmet Ali Güller -CUMHURİYET-


Davos: ‘Geçiş değil kopuş’-Ergin Yıldızoğlu- 

Deneyimli analist Walter Russell MeadWall Street Journal’da Davos Dünya Ekonomik Forumu (DEF) üzerine yazısına “Davosçular geçen yıl yadsıma politikası izlediler. Bu yıl ise korkuyu tadıyorlar” diye başlıyor, “Davos Adamı geçtiğimiz yıllar boyunca yeni bir dünya kurmaya çalıştı. 2026 yılında ise bir zamanlar doğal kabul ettiği düzenin çöküşünden nasıl kurtulacağını düşünmekle meşgul” sözleriyle bitiriyordu. Kanada Başbakanı Carney, iki kez alkışlarla kesilen konuşmasında “Bu geçiş dönemi değil bir kopuş” diyordu.

DEF, her yıl kapitalist uygarlığın seçkinlerinin içinde bulundukları tarihsel ana ilişkin algılarını yansıtır. Bu algıları da en iyi 116 ülkeden 11 bin lider girişimciye danışılarak hazırlanan Davos Risk Raporu sergiler.

‘KOPUŞ’, ‘PARÇALANMA’...

DEF’in Küresel Riskler Raporu 2026, neoliberal döneminin raporlarından niteliksel olarak ayrılıyor. Önceki raporlarda riskler, doğru politikalarla yönetilebilir sapmalar olarak görülüyor, sistemin kendisi sorgulanmıyordu. Rapor-2026 risklerin artık dışsal arızalar değil, bizzat sistemin ürünü olduğunu kabul ediyor.

Dil de farklı: “Uyum”, “kazankazan”, “paydaş kapitalizmi” yerini “rekabet çağı”, “silahlaşan ekonomi”, “düzen kaybı” kavramlarına bırakmış. Küreselleşme, artık “geri döndürülemez” bir ilerleme değil, parçalanan bir süreç. Eşitsizlik yan etki olmaktan çıkıp tüm riskleri birbirine bağlayan merkezi dinamik haline gelmiş. En çarpıcı fark: DEF artık düzen kurucu değil, dağılan kapitalist düzenin hasar tespitini yapan bir tanık. Rapor, neoliberal aklın “ilerleme” anlatısının tükendiğini ilan ediyor.

2026 raporu, artık bir “krizler” toplamından değil, daha derin kalıcı bir “rekabet çağından” söz ediyor: Bu çağda belirsizlik bir arıza değil, sistemin kendisi. Küresel düzen, işbirliği arayışlarından çok güç rekabetiyle şekilleniyor; ticaret, teknoloji, finans barış araçları olmaktan çıkıp jeopolitik silahlara dönüşüyor.

Rapora göre, küresel elitlerin yarısı önümüzdeki iki yıl için dünyayı “türbülanslı” ya da “fırtınalı” görüyor. On yıllık orta dönem için bu karamsarlık, çok taraflılığın gerilemesi, hukukun aşınması ve kuralların yerini güç ilişkilerinin almasıyla beslenerek daha da artıyor. En acil risk olarak öne çıkan “jeoekonomik çatışma”, gümrük vergilerinden yaptırımlara, yatırım yasaklarından tedarik zinciri silahlandırmasına uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Kısacası dünya, serbest ticaretin değil, stratejik içe kapanmanın mantığıyla işliyor.

Rapora göre, devletlerarası savaşlar, bölgesel çatışmalar, kalıcılaşan krizler kısa vadede küresel bir kırılmanın başlıca tetikleyicilerini oluşturuyor. Ekonomik alanda yeni bir “hesaplaşma” kapıda: Borç yükleri artıyor, varlık balonları şişiyor, enflasyonun geri dönme olasılığı artıyor. Tüm bunlar, piyasalardan çok “toplumsal sözleşmenin” geleceğini ilgilendiriyor.

Raporun özellikle vurguladığı eşitsizlik, yalnızca bir sosyal sorun değil; tüm riskleri birbirine bağlayan bir düğüm. Eşitsizlik derinleştikçe kutuplaşma artıyor, demokratik kurumlara güven eriyor, “sokaklar ile elitler” arasındaki uçurum genişliyor. Bu boşlukta yanlış bilgi, dezenformasyon hızla yayılıyor; özellikle yapay zekânın sunduğu olanaklarla hakikat daha da kırılgan hale geliyor.

İklim krizi, çevresel yıkım riski kısa vadede geri plana itilirken uzun vadede tablo tersine dönüyor. Aşırı hava olayları, biyolojik çeşitliliğin çöküşü, gezegenin kritik eşiklere yaklaşması, önümüzdeki on yılın en ağır riskleri olarak öne çıkıyor. Anlaşılan, bugünün “acil” jeopolitik ve ekonomik kaygıları, yarının varoluşsal tehditlerine karşı önlem almayı zorlaştırıyor.

Teknoloji başlığında da benzer bir ikilik var. Kısa vadede siber güvensizlik, dezenformasyon öne çıkarken uzun vadede yapay zekânın olumsuz sonuçları ilk beş risk arasına tırmanıyor. Denetimsiz teknolojik hızlanma, istihdamdan savaşa, mahremiyetten demokrasiye kadar geniş bir alanda yeni kırılganlıklar yaratıyor.

Raporun genel mesajı net: Dünya çok kutuplu ama çok taraflı (multilateral) değil. Kurumlar zayıflıyor, işbirliği kapasitesi düşüyor. Rapor soruyor: Sert rekabet ortamında ortak aklı, kamusal çıkarı yeniden inşa edebilecek miyiz? Yoksa riskleri yönetmek yerine, onlarla yaşamayı kabul mü edeceğiz? 

/././

ABD SDG’yi neden sattı?-Mehmet Ali Güller- 

PKK yöneticisi Murat Karayılan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsüne soruyor: “Ne oldu da müttefikinizi böyle bir saldırıyla yüz yüze bırakıyorsunuz?”

Yanıtını aynı akşam ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack net bir şekilde verdi: “ABD-SDG ortaklığının gerekçesi değişti. SDG artık IŞİD’e karşı birincil ortağımız değil.” Böylece ABD bir süredir yatırım yaptığı Şara ile “asıl aktör olarak” çalışacağını işaret etti.

Artık emperyalizm açısından mesele şudur: ABD SDG’nin tamamen “bireysel entegrasyon” ile sönümlenmesini mi isteyecek, yoksa yeniden “kullanım değeri” oluşur diye Kamışlı merkezli varlık bulundurmasını mı sağlayacak?

ŞAH VE PİYON İLİŞKİSİ

Emperyalizm budur; kullanır, kenara koyar. Bu gerçeği ülkemizde en iyi bilen isimlerden biri, Hrant Dink’ti. Dink, Kürtlerin temsilcilerini bu konuda birkaç kez uyarmıştı. Örneğin Dink, 25 Nisan 2006’da Malatya İşadamları Derneği’nde yaptığı konuşmada, “Geçmişte Ermeni halkı emperyalistlere güvendi ama yanıldı. Bugün Kürtlerin yaşadığı aynı şey” diyerek uyarmıştı. Ve eklemişti: “Amerika bu. Gelir, o kendi hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider.”

Aradan 20 yıl geçti ve Karayılan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsüne serzenişte bulunuyor: “Bu devletler demek ki sadece çıkarlarına bakıyor. Verilen sözlerin bir anlamı yokmuş.”

Ne sandınız? Emperyalist devletler Kürtlerin çıkarlarını mı savunacaktı? ABD kendi çıkarına bakar, kendi çıkarı için Kürtleri de Türkleri de Arapları da birbirine karşı kullanır.

O nedenle “Kürt kökenli bir Türk vatandaşı” olarak yıllardır anlatmaya çalışıyorum, Kürt’ün çıkarı Amerikalılara çalışmasında değil, yaşadığı coğrafyadaki halklarla ortaklaşmasındadır.

İRAN’A KARŞI CEPHE MESELESİ 

Kürtlerin “ABD bizi neden sattı” diyerek sorduğu sorunun yanıtı Trump’ın Erdoğan, Netanyahu ve Şara ile ayrı ayrı yaptığı üç görüşmededir.

ABD bölgemizde İsrail hegemonyasında bir yeni düzen inşa etmek istiyor. Washington’a göre bu yeni düzenin omurgasını “İran’a karşı cephe” oluşturacak. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın bir kaç kez “Göreceksiniz, İsrail ve Türkiye Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” demesi bundandır.

Bu yeni düzenin modelini Suriye oluşturuyor. ABD Suriye’nin İran etkisine girmemesini ve İsrail’le normalleşmesini garanti eden bir strateji izledi Esad’ın devrilmesinden bu yana. Bunun için de Şara’ya kredi verdi. Şara da Şam’da iktidar olabilmek için bu krediyi kullandı.

Bunun pratiğine, sahaya nasıl yansıdığına gelirsek...

PARİS MUTABAKATI

ABD 6 Ocak’ta Paris’te İsrail ve Suriye heyetlerine bir mutabakat imzalattırdı. Bu mutabakatla iki ülke “ortak iletişim mekanizması” kurmuş oldu.

Merkezinde ABD’nin olacağı bu mekanizma, bir istihbarat ve güvenlik mekanizması olarak “İran nüfuzuyla” mücadele üzerinden Şam-Tel Aviv ortaklığını normalleştirecek.

Paris mutabakatı, ABD ve İsrail’in Şara’ya SDG’nin üzerine yürüme yolunu açma mutabakatıdır aynı zamanda.

ABD CEPHESİ NASIL ENGELLENİR?

BOP ezberlerini unutma zamanı. Şimdi ABD’nin bölgedeki esas siyaseti, yukarıda belirttik, İran’a karşı İsrail’in de içinde olduğu geniş cepheyi kurmak. ABD İran’a karşı cephenin ihtiyacı olarak Türkiye ile PKK’yi, Suriye ile SDG’yi sistemlerine entegre etme mutabakatı yapmış durumda. Açılım odur.

ABD bu yolla Türkiye ve Suriye’yi, Türkleri ve Arapları, İran’a karşı cephede İsrail’le yan yana getirebilme peşindedir.

Peki Kürtleri böylesi bir cephede hiç mi değerlendirmeyecek ABD?

ABD Büyükelçisi Barrack’ın Kandil’i dışarıda bırakarak KDP’li Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani’yi, SDG’li Mazlum Abdi ve İlham Amed’i, Suriye’deki ENKS yöneticilerini 17 Ocak’ta Erbil’de toplaması yeni dönemin bir başka işaretidir.

Bunları uzun uzun tartışacağız. Ama asıl hepimizin üzerinde durması gereken konu artık şudur: İran’a karşı ABD cephesi nasıl engellenir?

ABD cephesi engellenemezse bütün halklar için daha acılı bir dönem başlayabilir.

/././

Trump kurulu -Mehmet Ali Güller- 

Trump’ın başkanlığını yaptığı Gazze için oluşturulan barış kuruluna 19 ülke imza attı. Washington 60 ülkeye davet göndermişti ama çoğu ülke Trump’ı yanıtsız bıraktı. Böylece Trump’ın barış kurulunu BM’nin yerine tasarlama planı daha baştan havada kalmış oldu.


Nitekim BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri olan Çin, Trump’ın, barış kurulunun BM’nin yerini alabileceği yorumuna karşı BM’nin merkezinde olduğu uluslararası sisteme bağlı olduklarını vurguladı (AA, 21.1.2026).

Çin’e, ABD’nin barış kuruluna davet edilen İngiltere ve Fransa’nın da reddini eklediğinizde ortaya Trump’ın tasarısının fiyasko olduğu sonucu çıkar.

ANKARA’DAN TRUMP’A ‘HAVET’

Erdoğan, Trump’ın davetine “Havet” dedi, kendi gitmedi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı gönderdi. Olasılıkla Erdoğan“Davos’a bir daha gitmeme” kararını çiğnemek istemedi ve İsrail Başbakanı Netanyahu’yla aynı kurulda, yan yana olmayı bu konjonktürde yanlış buldu. Ama Fidan’ın imzasıyla Türkiye resmi olarak Trump kuruluna katılmış oldu.

Ancak bu durum “Dünya beşten büyüktür” diyen iktidarın politikasını salt slogana indirgemiş oldu. Zira Trump kurulunda yer almak ile BM Güvenlik Konseyi’nin reformunu isteyerek Küresel Güney ülkelerinin daha çok temsilini savunmak, çelişmektedir.

DAVOS’TA ‘KOPUŞ’ SAPTAMASI

Trump kurulu imza töreni Davos’taydı. Ama Davos’ta daha öne çıkan konu başta Kanada Başbakanı Mark Carney olmak üzere konuşmacıların “kurallı düzen hikâyesinin” bittiğine işaret eden konuşmalarıydı.

Carney, “Kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen sahte olduğunu biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı. Çünkü Amerikan hegemonyasının sağladığı bazı ‘nimetler’ vardı” diyor ama artık “o güzel hikâyenin bittiğini” belirtiyor. Daha da önemlisi Carney, yeni dönemi bir geçiş değil, bir kopuş olarak niteliyor.

Evet, ABD hegemonyası zirvedeyken müttefikleri nimetlerinden yararlanıyorlardı. Ama ABD gümrük tarifeleriyle ortada bir nimet bırakmadı. Dahası Trump Kanada’yı 51. eyalet yapmak ve Grönland’a el koymak gibi saldırgan politikalar izliyor.

ABD’nin müttefikleri de mızrağın ucu kendilerine değince “Kurallı düzen sahteydi ama bize faydası vardı, artık yok” demek zorunda kalıyor.

MÜTTEFİKLERİ ÇİN’E YANAŞIYOR 

Carney’in konuşmasındaki asıl ilginç vurgu ise şuydu: “Çin’le stratejik ortaklık kurduk.” Evet, ABD’nin en yakın müttefiklerinden G7 zenginler kulübü üyesi Kanada başbakanı Çin’deydi ve ABD’nin baş rakibiyle stratejik ortaklık imzaladı Davos konuşmasından beş gün önce. Yine Davos’ta konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Macron da “Avrupa’da doğrudan Çin yatırımlarına ihtiyacımız var” dedi.

Oysa Avrupalı ülkeler ABD’nin baskısıyla Çin’le ilişkilerinin seviyesini son yıllarda sürekli düşürüyordu. Hatta İtalya, baskı nedeniyle Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’dan çekilmişti. Ama “Amerikan mızrağı” kendilerine değince Çin’le işbirliğinin yararını “keşfetmiş” oldular. Bu işbirliğini ABD’ye karşı koz olarak kullanmak niyetindeler.

SİSTEMİN ÇÖKÜŞÜ 

Davos’taki düzen eleştirilerinden birini de Dünya Ekonomik Forumu’nun geçici başkanlığını yürüten Larry Fink yaptı. Fink, “Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana yaratılan servet, Davos’a katılan türden insanlara gitti” saptamasını yaparak servetin anormal bölüşümünün sürmesi halinde sistemin başlarına yıkılacağına işaret etti özetle.

Aslında bu uyarı yeni değil. Üç yıl önce dünyanın en zengin 205 dolar milyarderi, Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta çağrı yaparak “Bizi vergilendirin” demişti. Çünkü “en zenginler”, kazandıklarının bir bölümününden vazgeçmedikleri takdirde, sistemin başlarına yıkılacağının endişesini yaşıyorlardı.

Ancak sorun tam da budur, kapitalistlerin ve kapitalizmin doyumsuzluğudur. Bazı zenginler bu gerçeği görse bile çoğu zengin bırakın pay vermeyi, daha da zenginleşmeyi sürdürmenin hep peşinde olacaktır. Sistemin açmazı da buradadır.

Düzen çökme sinyali vermektedir. Trump yönetimi, işte bu nedenle müttefiklerinin bile sırtına basmak ihtiyacındadır.

MUMCU’DAN YANARDAĞ’A

24 Ocak. Yazarımız Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıldönümü. 33 yıl geçti ama gazeteciler farklı yöntemlerle hedef alınmaya devam ediyor. Gazetecilerin eğemedikleri kalemini kırmayı sürdürüyorlar. Örneğin Merdan Yanardağ’ı Silivri’ye atıp yönettiği televizyona el koydular!

Ama bilmedikleri şu: Bu toprakların aydınları, gazetecileri Namık Kemallerden miras “kalemi dik tutma” kararlılığını her türlü baskıya rağmen sürdürürler!

/././

CUMHURİYET

soL "Köşebaşı+Gündem" -25 Ocak 2026-


Uyuşturucu soruşturmasında yeni ifade ortaya çıktı: 'Maddeleri getiren Veyis Ateş'ti' 

Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, Ebru Gülan ve Mustafa Manaz'ın da tutuklandığı uyuşturucu soruşturması kapsamında Ebru Gülan'ın 20 Ocak'ta verdiği ifade ortaya çıktı.

Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, Ebru Gülan ve Mustafa Manaz'ın da tutuklandığı uyuşturucu soruşturması kapsamında Ebru Gülan'ın 20 Ocak'ta verdiği ifade ortaya çıktı.

DHA'nın haberine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütelen soruşturma kapsamında ifede veren Ebru Gülan, uyuşturucu madde kullandıklarını ve teminatın eski Habertürk Genel Müdürü Veyis Ateş tarafından yapıldığını söyledi: "2019’da D.Y. ve ben Mehmet’in evindeydik. Mehmet Akif’in anahtarı bende vardı. Akşam Mehmet Akif eve geldi, ‘Biraz sonra Veyis Ateş gelecek, kokoreç getirecek’ dedi. Veyis Ateş geldi, kendisiyle orada tanıştım. Çok zaman geçmeden Veyis cebinden uyuşturucu madde olduğunu söylediği maddeyi çıkardı. Ben hayatımda ilk defa uyuşturucu maddeyi orada gördüm. Orada dördümüz de uyuşturucu madde kullandık. Ertesi gün Akif’i aradım, bir daha Veyis’i görmek istemediğimi söyledim. O gün Veyis beni hareketleriyle rahatsız etmişti. Mehmet Akif ile de Veyis’in bu hareketlerinden dolayı tartıştık. Daha sonrasında Mehmet Akif yeni bir siteye taşındı, beni eve davet etti. Veyis bende travma oluşturduğu için davetlerinde beni Veyis ile bir araya getirmeyi amaçlıyordu. Bu evde Veyis, ben ve Mehmet buluştuk ancak bu görüşmelerde uyuşturucu madde yoktu. Sonra pandemi dönemlerinde Mehmet beni evine davet etti. Bu buluşmalarda evde Veyis, Mehmet ve Büşra adında bir kadın ve onun kuzeni vardı. Burada da uyuşturucu madde kullandık, uyuşturucu maddeleri getiren ise Veyis’ti. Burada da ben bu kadınları tanımadığım ve Mehmet ile olan alakalarını bilmediğim için aramızda gerginlik ve kavga çıktı. Ben de bundan dolayı evden ayrılarak kendi evime gittim. Bir süre sonra tekrar buluştuk. Veyis yine uyuşturucu madde getirmişti ve biz yine uyuşturucu madde kullanmış ve vakit geçirmiştik."

'Uyuşturucuyu dışadan sipariş etmediler'

Ebru Gülan, "2020 yılı Haziran ayında Mehmet Akif beni tekrar aradı. Barışmak ve buluşmak istediğini söyledi. Ben de evine gittim. Gittiğimde evde Ahmet Göçmez, Serap S., Yağmur N., Mehmet Akif ve Kaan K. vardı. Ben gittiğimde zaten uyuşturucu madde kullanıyorlardı, ben de onlarla birlikte kullandım. 2020 yılı Ekim–Kasım ayları arasında Mehmet Akif tekrar davet etti. Evine gittiğimde Ahmet Göçmez, Serap S., Sevkiye ve Dilara Y. vardı. Ben gittiğimde orada uyuşturucu madde kullanıyorlardı, maddeyi dışarıdan sipariş etmediler. Kokain bittikten sonra Ahmet Göçmez tekrar cebinde bulunan kokainden çıkardı, onu da kullanmaya devam ettik" şeklinde konuştu.

'Ortama soktukları her kızın tepkilerini ölçüp ona göre ilerliyorlardı'

Gülan, ifadesinin devamında şöyle konuştu: "Mehmet Akif bana Ahmet ve Pınar ile birlikte uyuşturucu aldıklarını ve üçünün birlikte ilişkiye girdiklerini söylemişti. 2019 yılı 8 Mart’ta Mehmet Akif ve bir kızla birlikte Mehmet Akif’in evine üçümüz gittik. Daha sonra Mustafa Manaz da oraya geldi. Hep birlikte salonda şişe çevirmece oynadık. Oyunda daha çok cinsel içerikli ‘birbirimizin üstünü çıkar’, ‘soyun’, ‘onu öp’, ‘öpüş’ gibi şeyler yapıyorduk. Yine bu şişe çevirmece oyununu Veyis Ateş’le birlikte de oynadık. ‘Sütyenini çıkar gel’, ‘Veyis’le 3 dakika yan odada vakit geçir’ şeklinde teklifler oluyordu. Benim yakın kız arkadaşlarımın hemen hemen hepsiyle birlikte bu oyunu oynadı ve onlarla ilişkiye girmişti. Hatta alkol almadığı zamanlarda bile şişe çevirmece oyununda karşısındaki kişiye ‘5 tane shot at’ ya da ‘bir bardak viskiyi tek seferde iç’ gibi tekliflerde bulunuyordu. Kişilerin sistematik olarak ortama soktukları her kıza öncelikle şişe çevirmece oyunu oynatıp önce tepkilerini tespit edip ona göre ilerlediklerini görüyorum. Devamında da uyuşturucu madde teklif ediyorlardı. Bu olaylara tepki gösterildiği zaman hemen başka bir kadını bulup bu işleri onunla yapıyorlardı. Bu şekilde kadınlar arasında rekabet ortamı oluşturuyorlardı. Etraflarındaki kızlara kendilerini yetersiz ve uyumsuz hissettiriyorlardı. Bu olayları da normalleştiriyorlardı. Hatta ‘Bak, Pınar’la da bu işleri yaptık ve evlendik’ diyordu. Kendi evinde yaşanan ilişkileri ve olayları da telefonuyla video kaydına alıyordu. Hatta ilk gözaltına alındığımızda nezarette Buse isimli kız da ilk cinsel ilişkisini Mehmet’le yaşadığını, onu da bu şekilde manipüle ettiklerini anlatmıştı"

***

Erdoğan'ın yurttaşa reva gördüğü: Baba ve kızına elini öptürdü, 200'er lira 'harçlık' verdi. 

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydın'da düzenlenen törende sahneye çıkan baba ve kızına elini öptürdü, ardından ikisine de 200'er TL "harçlık" verdi.

Yurttaşların büyük bir kısmı "azami sınır" olarak belirlenen asgari ücretle hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Açıklanan son asgari ücret, sağlıklı beslenebilme için gereken tutarın dahi yaklaşık 1750 lira altında kalırken yurttaşlara düşense yoksulluk, iş cinayetleri, borçlanma ve daha nicesi...

İktidarın yurttaşlara reva gördüğü tablo ortadayken, bunlar arasına yeni bir görüntü daha eklendi.

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Aydın'da "Ev Sahibi Türkiye 6973 Kura Çekimi, 1482 Konut Anahtar Teslimi, Şehir Hastanesi ve Yapımı Tamamlanan Diğer Yatırımların Toplu Açılış Töreni"ne katıldı.

Tören esanasında sahneye çıkan bir aileyle konuşan Erdoğan, önce baba ve kızına elini öptürdü, ardından onlara "harçlık" verdi.

Yurttaşa ve kızına 200'er TL veren Erdoğan'ın "Hadi hatırlı olsun" dediği duyuldu.

https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-01/ssstwitter.com_1769275639954.mp4 

***

CBP güçleri Minneapolis'te bir kişiyi defalarca ateş ederek öldürdü. 

ABD'de eylemler devam ederken, Trump'ın görevlendirdiği sınır polislerinin saldırılarına bir yenisi eklendi. CBP güçleri protestolar esnasında yaşanan şiddetin videosunu çeken kişiyi gözaltına almaya çalıştı, ardından defalarca ateş ederek öldürdü. Trump "meşru müdafaa" iddiasında bulunurken, danışmanı ise öldürülen kişiyi şimdiden "terörist" ilan etti.

ABD’nin Minnesota eyaletine bağlı Minneapolis kentinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) güçleri bir operasyon sırasında aracıyla bölgeden geçen 37 yaşındaki Renee Nicole Good adlı kadını silahla başından vurarak öldürdü.

Bunun üzerine Minnesota eyaletinin yanı sıra ülke çapında da ABD’liler cinayete karşı sokağa çıktı. Ülke çapında eylemler sürerken, ICE ve ICE gibi ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na bağlı federal kuruluş Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) güçlerinin şiddet eylemleri sıkça kamuoyuna yansıdı.

Şimdi de CBP memurları, Minneapolis'te bir kişiye silahlı saldırı gerçekleştirdi. Breakthrough tarafından paylaşılan görüntülerde, Nicollet Caddesi'nde CBP memurlarının erkek bir şahsın üzerine çıkarak müdahale ettiği, ardından bir memurun silahını çekerek defalarca ateş ettiği görüldü.

Görgü tanıkları, ateş açıldıktan sonra CBP memurlarının olay yerinde dolaşarak etraftakileri filme aldığını aktardı. Saldırıdan önce ne yaşandığı ve kişinin kimliği hakkında şu an için bilgilendirilme yapılmadı.

Minnesota Valisi Tim Walz, "Federal ajanların Minneapolis'te bir kişiyi vurduğunu" doğruladı, Minneapolis Polis Şefi Brian O'Hara yaralı olarak hastaneye kaldırılan kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-01/ssstwitter.com_1769278128762.mp4

***

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -24 Ocak 2026-


Kendi haberini engelletti -İsmail Arı- 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gür-lek’ten Ekol TV’ye ziyaret” başlıklı haberi erişime engelletti. Erişim engeline haberin ‘‘kişilik haklarını zedelemesi’’ gerekçe gösterildi.(https://www.birgun.net/haber/kendi-haberini-engelletti-686631)

***

Ölçüsüz harcama geleneği: Konak tasarruf dinlemiyor -Mustafa Bildircin- 

Kamunun ölçüsüz harcama geleneğini frenlemek amacıyla yürürlüğe giren ve “Yeni bina yapımını” üç yıl süreyle durduran Tasarruf Genelgesi, bu kez hükümet konakları ile delindi. İçişleri Bakanlığı’na, yapımına devam edilen ve 2026 yılı içinde yapımına başlanması planlanan 41 hükümet konağı için 5 milyar TL'lik yatırım ödeneği verildi.(https://www.birgun.net/haber/olcusuz-harcama-gelenegi-konak-tasarruf-dinlemiyor-686625)

***

İdeolojik ajanda bütçesi -Mustafa Bildircin- 

İktidarın Türkiye’yi en temel alanlarda uluslararası sahnelerden silen politikaları, bütçe verilerine de yansıdı. 2025 yılında din hizmetleri için 96,1 milyar TL harcayan iktidar, kültür hizmetleri için ise yalnızca 52 milyar TL’lik kaynak kullandı.(https://www.birgun.net/haber/ideolojik-ajanda-butcesi-686626)

***

Meclis’te yokları oynuyor -Mustafa Bildircin- 

En düşük emekli aylığının 20 bin TL’ye yükseltilmesine yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Muhalefetin, “En düşük emekli aylığının artırılması” kapsamındaki önergeleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. CHP’nin emekli aylıklarında artış öngören önergenin görüşmeleri sırasında yoklama talep edildi. Yoklamanın ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, toplantı yeter sayısının olduğunu söyledi. CHP milletvekilleri yoklamaya itiraz etti.(SAHTECİLİK)  CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, AKP Bitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu adına, Genel Kurul’da olmamasına rağmen oy pusulası verildiğini açıkladı. Emeklilere yönelik kritik düzenlemenin tartışıldığı Genel Kurul toplantısına katılmamasına karşın pusula gönderen AKP’li Bedirhanoğlu’nun yasama karnesi de dikkati çekti. TBMM’nin verilerine göre, AKP’li Bedirhanoğlu, AKP tarafından Meclis’e taşınan hiçbir kanun teklifinin ilk imzacısı olmadı. Bedirhanoğlu, 2025 yılında Meclis Genel Kurul kürsüsüne hiç çıkmadı.(SORU DA SORMUYOR)  Bedirhanoğlu’nun, Meclis’in elindeki en önemli denetim faaliyeti olarak nitelendirilen soru önergesi mekanizmasına da başvurmadığı öğrenildi. Buna göre, AKP Bitlis Milletvekili Bedirhanoğlu tek bir soru önergesi dahi vermedi. Bedirhanoğlu’nun Meclis Araştırma ve Meclis Soruşturma önergesi bulunmadığı da belirtildi.

***

İhraç edilen teğmenle ilgili kritik karar: Teğmen Deniz Demirtaş'ın ihraç kararı iptal edildi-CUMHURİYET-

Ankara’daki Kara Harp Okulu’nda 30 Ağustos'ta töreninde yaşanan olaylar nedeniyle ordudan ihraç edilen teğmenlerden Deniz Demirtaş ile ilgili karar çıktı. Deniz Demirtaş’ın “TSK’dan ihraç” kararı Ankara 21. İdare Mahkemesi’nin kararıyla iptal edildi.

Ankara’daki Kara Harp Okulu’nda 30 Ağustos 2024’teki tören sırasında yaşanan olaylar gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen teğmenlerden Deniz Demirtaş hakkında açılan davada karar çıktı.

Ankara 21. İdare Mahkemesi, Demirtaş hakkında verilen “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası”nı iptal etti.

“HUKUKA UYARLIK BULUNMADI”

Mahkeme kararında, Teğmen Deniz Demirtaş’a isnat edilen “hizmete engel davranışlarda bulunmak” fiilinin somut ve açık şekilde ortaya konulamadığı vurgulandı. Bu kapsamda, Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun 16 Ocak 2025 tarihli ve 2025/23 sayılı ihraç kararında hukuka uyarlık bulunmadığına hükmedildi.

MADDİ HAKLAR FAİZİYLE ÖDENECEK

Kararda ayrıca, hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanan işlemler nedeniyle oluşan parasal zararların tazmininin zorunlu olduğuna dikkat çekildi. Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca, Demirtaş’ın ihraç işlemi nedeniyle yoksun kaldığı tüm parasal hakların, hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte idare tarafından ödenmesi gerektiği belirtildi.

Mahkemenin Teğmen Deniz Demirtaş hakkında verdiği karar şöyle:

 “Hizmete engel davranışlarda bulunmak" fiilini işlediğinden bahisle tesis olunan "Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası" ile cezalandırılmasına ilişkin Milli Savunma Bakanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu'nun 16/01/2025 tarih ve 2025/23 sayılı kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan; hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanan işlemler nedeniyle parasal haklardan kaynaklı zararların tazmini Anayasa'nın 125. maddesi gereğince zorunlu olduğundan, davacının dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının (sigortalı çalışmalarından kaynaklı elde ettiği kazançları da dikkate alınmak suretiyle) hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece tazmin edilmesi gerekmektedir.”

Image

DİĞER TEĞMENLER İÇİN SÜREÇ SÜRÜYOR

Teğmenler Ebru Eroğlu, İzzet Talip Akarsu, Batuhan Gazi Kılıç ve Serhat Gündar’ın ihraç kararına ilişkin açmış olduğu davalarda ise henüz karar çıkmadı.

NE OLMUŞTU?

30 Ağustos 2024’te Kara Harp Okulu mezuniyet töreni sonrası bazı teğmenler, törenin resmi bitiminin ardından kılıç çekerek “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla geleneksel subay yemini yaptı. Görüntülerin sosyal medyaya yansımasının ardından Milli Savunma Bakanlığı disiplin soruşturması başlattı. Soruşturma sonucunda aralarında Deniz Demirtaş’ın da bulunduğu beş teğmen, “emre itaatsizlik” ve “hizmete engel davranış” gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edildi. Karar kamuoyunda geniş tartışma yaratmıştı.

Cumhuriyet

Öne Çıkan Yayın

Çin Halk Cumhuriyeti izlenimleri (I +II) -Zülal Kalkandelen/Cumhuriyet-

Bozkır yangınını başlatan kıvılcım!(I)  Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kurucusu Mao Zedong, başlangıçta ufak da olsa, doğru bir toplumsal ha...