Bu bildiriyi Netanyahu ve Trump mı hazırladı? Hakan Fidan'dan utanç verici bildiriye imza
Riyad'da Hakan Fidan'ın da katıldığı "islam ülkeleri" toplantısından utanç verici bir bildiri çıktı. ABD ve İsrail'in adının dahi anılmadığı, İran'ın kendi kendisiyle savaşıyor gibi yansıtıldığı bildiride İran kınandı, "saldırıları derhal durdurması" istendi. Soru ortada, kimin için?
İran’ın, komşu ülkelerin topraklarındaki Amerikan hedefleri olduğunu iddia ettiği yerlere yönelik misillemesi kaçınılmazdı; her ne kadar derinden üzücü ve tamamen kabul edilemez olsa da. Hem İsrail hem de Amerika tarafından İslam Cumhuriyeti’ni sona erdirmeyi amaçlayan bir savaşla karşı karşıya kalan İran liderliği için bu muhtemelen eldeki tek rasyonel seçenekti. ...Amerika’nın dostları için soru basittir: Bu süper gücü bu istenmeyen bataklıktan çıkarmak için ne yapabiliriz?”
Bu çarpıcı sözler, İran ile ABD arasındaki müzakerelerin merkezinde yer alan Umman’ın Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi’ye ait.
Albusaidi, diplomatik bir çözüm mümkünken ABD’nin İsrail’in baskısıyla bu savaşa sürüklendiğini söylüyor.
Albusaidi’nin bu çıkışı iki açıdan "tarihi" nitelik taşıyor:
* Sürecin İfşası: Müzakereleri bizzat yürüten bir ülkenin, sürecin İsrail tarafından baltalandığını açıkça ilan etmesi.
* Diplomatik Cesaret: Kendi ülkesindeki bazı noktalar da hedef alınmasına rağmen, İran’ın yanıtlarını "meşru" görecek kadar net bir duruş sergilemesi.
Bu hatırlatmanın temel sebebi; aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 12 ülkenin dün Suudi Arabistan’da düzenlediği bir toplantıydı.
Umman’ın yer almadığı bu zirve, kamuoyuna "Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı" olarak duyuruldu.
Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarını bir araya getiren bu görüşmeye Riyad ev sahipliği yaptı.
Yukarıda Umman örneğinde gördüğümüz birinci elden tanıklık bir yanda dururken; bu 11 ülke ve AKP iktidarının temsilcisi Hakan Fidan, tüm açık gerçeklere gözlerini kapatarak imza attıkları bildiriyle bir kez daha ABD çıkarlarıyla uyumlu bir çizgide hizalandı.
Hakan Fidan Riyad'daki toplantıdaHafızayı tazelemek: Savaş nasıl başladı?
Yayımlanan bildirinin içeriğine geçmeden önce, mevcut saldırı ortamının fitilini ateşleyen gelişmeleri kaba hatlarıyla anımsayalım:
* İran ve ABD müzakerelerinde somut sonuçlara yaklaşıldığı söylenen bir evrede, İsrail ve ABD beklenmedik şekilde hukuksuz bir saldırıya imza attı.
* Söz konusu saldırıda İran’ın dini lideri Hamaney ve çok sayıda üst düzey komutan öldürüldü.
* Minab’da 160 çocuk, haydutça saldırıların kurbanı oldu.
* İran’daki yerleşim alanları, hastaneler ve devlet binaları ayrım gözetmeksizin hedef alındı.
Utanç verici bildirinin satır araları
Bu tabloya rağmen Riyad’dan, 12 ülkenin dışişleri bakanları eliyle yükselen ortak ses ise aksi yönde oldu.
Özetle aktaralım:
* İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve stratejik noktaları vurması kınandı.
* Bölgesel istikrarın tesisi için İran’a saldırıları durdurma ve "iyi komşuluk" ilkelerine uyma çağrısı yapıldı.
* İran ile ilişkilerin geleceğinin; egemenliğe saygı ve iç işlerine müdahale etmeme prensibine bağlı olduğu belirtildi.
* İran’dan BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyması ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği tehdit etmemesi istendi.
Peki, bu metinde bir eksiklik yok mu?
İran, kendi kendine mi savaşıyor?
Hedef alınan üsler, doğrudan ABD ve İsrail’in saldırılarına destek sağlamıyor mu?
Bir gün içinde 160 ilkokul çocuğunun katledilmesinden, hastanelerin vurulmasından sorumlu olanlar bu bildiride neden bir kez dahi olsun zikredilmiyor?
İsrail ve ABD'nin adını anmak bu 12 ülkenin bakanına yasaklandı mı?
Hakan Fidan ve diğer 11 bakana göre bu soruların bir karşılığı yok.
Bu yüzden de imza atılan metinde, İsrail’in ve ABD'nin saldırganlığına dair tek bir kınama cümlesi yer almıyor.
Görünen o ki bakanların beklediği şey; İran’ın bu kuşatmaya boyun eğmesi, İsrail’in ve ABD'nin bölgedeki hakimiyetinin pekişmesi ve herkesin bu sürece teslim olması.
AKP’nin çıkışsızlığı: 'Fırsat penceresi' mi, aşağılanma mı?
Son dönemde AKP kanadından İran savaşına dair gelen 'itidal' mesajlarına karşın, Hakan Fidan’ın Riyad’daki bu tavrı bir kafa karışıklığından ziyade; Amerikancı siyasetin içine düştüğü derin çıkışsızlığın bir yansıması.
Hatırlanacağı üzere Hakan Fidan, kısa süre önce yaptığı bir açıklamada İran’a "ev ödevi" hatırlatması yapmış ve bir ülkenin liderinin öldürülmesini "fırsat penceresi" olarak nitelemişti: "İranlılar, Başkan Trump'ın üzerindeki karar baskısını iyi okuyup eline önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. (Liderlerin öldürülmesi) Burada bir fırsat penceresi olabilir... İranlıların çok aşağılanmayacağı ama başkalarının endişelerinin karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım."
Diplomatik olarak son derece “aşağılayıcı” görünen bu öneri devlet televizyonu TRT ekranlarında dile getirilmişti.
Şimdi aradan geçen 15 günün ardından yukarıdaki bildirinin haberi de devletin Anadolu Ajansı’nda yayımlandı, ancak nedendir bilinmez, sadece İngilizce sitesinden…
Belki gerçekten "utanç verici" bulunduğu içindir...
***
Washington'da İran çatlağı: İstifa eden 'terörle mücadele' direktörü hakkında FBI soruşturması iddiası
İran’a yönelik saldırıları “vicdanen desteklemediğini” belirterek istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent savaş öncesinde istihbarat camiasındaki kilit karar vericilerin Trump’a görüşlerini aktarmasına izin verilmediğini, Hamaney suikastının İran rejimine yaradığını, İsrail lobisinin baskısının savaşın çıkmasında etkili olduğunu söyledi. Kent ayrıca Charlie Kirk suikastına dair de iddialarda bulundu. Kent’in bir süredir “gizli bilgileri sızdırdığı” iddiasıyla FBI tarafından soruşturma altında olduğu ileri sürüldü.
ABD’de ülkesinin İran'a saldırılarını "vicdanen destekleyemeyeceğini" belirterek istifa eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent'in gizli bilgileri sızdırdığı şüphesiyle aylardır Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) soruşturması altında olduğu iddia edildi.
Axios'un konu hakkında bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberinde, yetkililerin Kent'i "bilinen bir sızıntı kaynağı" olarak nitelendirdiği ve Kent'in başkanla yapılan brifinglerden çıkarıldığı ileri sürüldü.
Kent'in istifasından önce FBI tarafından soruşturma altına alındığı belirtilen haberde, bilgileri ABD'li gazeteci Tucker Carlson ile muhafazakar bir podcast yayıncısına sızdırmasından şüphelenildiği öne sürüldü. Haberde, FBI'ın İsrail ile İran'a ilişkin istihbaratla ilgili de Kent'i soruşturduğu savunuldu.
Haberde, Kent'in söz konusu iddialarla ilgili yorum taleplerine yanıt vermediği kaydedildi.
Kent, salı günü sosyal medya hesabından istifa mektubu paylaşmış, mektubunda, "İran'daki devam eden savaşı vicdanen destekleyemem" ifadelerini kullanarak, İran'ın ABD ulusu için yakın bir tehdit oluşturmadığı halde ülkesinin, "İsrail'in ve güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle" bu saldırıları başlattığını belirtmişti.
Görevi süresinde 11 kez çatışmaya katıldığını aktaran Kent, "Amerikan halkına hiçbir fayda sağlamayan bir savaş için" ülkesinin gelecek neslini "savaşmaya ve ölmeye göndermeyi destekleyemeyeceğini” belirtmişti.
Kent’in istifası İran savaşıyla Trump’ın MAGA hareketi içindeki çatlağı bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştı.
İstifa gerekçelerini anlattı: 'İran'ın saldıracağına dair bir istihbarat yoktu'
İstifasının ardından Kent, Çarşamba günü eski Fox News sunucusu Tucker Carlson’ın podcast yayınına katıldı ve istifa gerekçelerini daha ayrıntılı olarak açıkladı.
Kent, Carlson'a İran'ın ABD'ye önleyici bir saldırı düzenleyeceği veya nükleer silah üretmenin eşiğinde olduğuna dair hiçbir istihbarat olmadığını ve savaştan önce Beyaz Saray’da "sağlam bir tartışma" olmadığını, bunun yerine "kararı İsraillilerin yönlendirdiğini" iddia etti.
ABD’nin İran’a başlattığı saldırılara giden süreçte "kilit karar vericilerin önemli bir kısmının” Trump’a görüşlerini ifade etmelerine izin verilmediğini söyleyen Kent bunun aksine geçen yıl ABD'nin İran nükleer tesislerine yönelik saldırılarından önce "güçlü bir tartışma" yaşandığını anlattı.
28 Şubat’ta başlatılan saldırılar öncesindeyse Kent’e göre bu tartışmalar engellendi.
Kent ayrıca ABD’nin saldırılarına gerekçe olarak öne sürdüğü “İran’ın bir saldırı başlatacağına yönelik istihbarat” iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, ortada böyle bir istihbarat olmadığını dile getirdi:
"İranlıların 1 Mart'ta büyük bir sinsi saldırı başlatacaklarına, 11 Eylül, Pearl Harbor vb. gibi bir şey yapacaklarına, üslerimizden birine saldıracaklarına dair hiçbir istihbarat yoktu. Böyle bir istihbarat yoktu.”
'Hamaney İran'ın nükleer programını kontrol altında tutuyordu'
ABD ve İsrail saldırılarının ilk günü öldürülen Ali Hamaney için Kent’in yaptığı açıklama da dikkat çekti. Hamaney’in İran’ın nükleer programını kontrol altında tutan isim olduğunu belirten Kent "Eski dini lider Ali Hamaney'in hayranı değilim, ancak nükleer programlarını kontrol altında tutuyordu. Nükleer silah edinmelerini engelliyordu. Eğer onu ortadan kaldırırsanız, onu agresif bir şekilde öldürürseniz, insanlar o rejimin etrafında toplanacaktır” dedi.
'İran nükleer silah edinmenin eşiğinde değildi'
Carlson'ın İran'ın nükleer silah edinmenin eşiğinde olup olmadığı sorusuna "Hayır, değillerdi" diye yanıt veren Kent İran'ın stratejisinin "nükleer programı tamamen terk etmemek" olduğunu dile getirdi.
Kent ayrıca, İsrail'in ABD'yi çatışmaya çektiğini ve Ortadoğu'daki Amerikan politikasını geniş ölçüde etkilediğini düşündüğüne ilişkin savını Carlson’a verdiği söyleşide de yineledi.
‘Yakın tehdit İran değil İsrail’
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın yakın bir tehdit olduğuna dair yorumlarının hatalı olduğunu, çünkü İran'ın kışkırtılmadan saldıracağına inanmak için hiçbir neden olmadığını belirten Kent’e Carlson, "Yani, Dışişleri Bakanı'nın bahsettiği yakın tehdit İran'dan değil, İsrail'den mi geliyor?" diye sordu.
Kent, "Kesinlikle" diye yanıtladı. "Ve bence bu, daha geniş bir meseleye işaret ediyor: Ortadoğu'daki politikamızın sorumlusu kim?”
Sesinin ve yorumlarının Beyaz Saray’a ulaşmadan kısıldığını savunan Kent bu nedenle konuşma kararı aldığını anlattı.
İstifa öncesi Trump'la görüşme: 'Harika geçti'
İstifası öncesinde Trump ile görüştüğünü de söyleyen Kent bu görüşmeyi “Harika geçti” diye anlattı, Trump’ın görüşmede “çok saygılı ve nazik” olduğunu savunarak “kişisel olarak iyi koşullarda” ayrıldıklarını kaydetti.
Charlie Kirk suikastı: 'Yabancı bağlantıları soruşturmaya izin verilmedi'
Kent ayrıca, MAGA hareketi içinde kritik önemi olan Charlie Kirk suikastıyla ilgili de konuştu.
Adalet Bakanlığı ve FBI’ın Kirk suikastında olası yabancı bağlantıları soruşturmasına izin vermediğini öne sürdü. Öte yandan CNN Kent’in geçen yıl FBI Direktörü Kash Patel ve diğer Adalet Bakanlığı yetkililerinden, Kirk'ün ölümünü soruşturmak için FBI sistemlerine erişmeye çalışmasının ardından bir kınama aldığı haberini yayımlanmıştı.
Carlson’ın 1963'teki Kennedy suikastıyla ilgili dosyaların kamuoyundan gizlenip gizlenmediği sorusuna da yanıt veren Kent, kayıtlarda "dünyayı sarsacak" bir şey olduğunu düşünmediğini söylerken şu ifadeyi de kullandı: ”Sistem, bilgilerin hızla gizliliğinin kaldırılmasına alışmamızı istemiyor.”
Beyaz Saray'a yanıt: 'Bu toplantıların nasıl geçtiğine dair fikrim var'
Öte yandan Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt Salı günü yaptığı açıklamada, Kent'in istifa mektubunun "yanlış iddialarla" dolu olduğunu öne sürmüş, Trump'ın başka bir ülke tarafından savaşa sürüklendiği yönündeki iddiaları "hakaret edici ve gülünç" olarak nitelendirdi.
Leavitt ayrıca Çarşamba günü Fox News'e verdiği bir röportajda Kent'in önemli bir figür olmadığını savunmuş ve İran savaşı öncesinde veya sırasında "hiçbir tartışmaya dahil olmadığını" ve başkanın istihbarat brifinginin hazırlanmasında "bir süredir" rol oynamadığını söylemişti.
Kent, Carlson’a verdiği mülakatta bu açıklamaya yanıt niteliğinde şu sözleri kaydetti: ”Eminim yönetim çıkıp 'Hayır, davet edilmediniz' diyecektir, ama bu toplantıların nasıl geçtiğine dair oldukça iyi bir fikrim var ve davet edilmemiş olsam bile, en azından bunların gerçekleştiğini bilirdim.”
Joe Kent kimdir?
Joe Kent Trump tarafından aday gösterilmiş ve yakın müttefiki Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın özel kalem müdürü olarak görev yaptıktan sonra, geçen yaz Senato tarafından Ulusal Terörle Mücadele Merkezi'nin başına getirilmişti.
Kent, Temsilciler Meclisi üyeliğine adaylık kampanyalarından birinde aşırı sağcı Proud Boys üyesine danışmanlık hizmeti için ödeme yapmasıyla da gündeme gelen bir isim.
2020 seçimlerinin “çalındığını” söyleyen Kent o dönemde ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü'nün eski direktörü Dr. Anthony Fauci'nin "Covid dolandırıcılığı" nedeniyle cinayetle suçlanması gerektiğini öne sürmüştü.
Trump: Görevden alınmasının iyi bir şey olduğunu anladım
Salı günü Kent hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Trump "Onun güvenlik konusunda her zaman zayıf olduğunu düşünmüştüm. Onu yakından tanımıyordum, ama oldukça iyi bir adam gibi görünüyordu. Ancak açıklamasını okuyunca, görevden alınmasının iyi bir şey olduğunu anladım, çünkü İran'ın bir tehdit olmadığını söylemişti. İran bir tehditti. Her ülke İran'ın ne kadar büyük bir tehdit olduğunun farkındaydı” ifadelerini kullanmıştı.
***
Kontrolsüzlük sürüyor: Trump, Güney Pars saldırısının ardından paniğe kapıldı
İran'a hedef gözetmeksizin saldıran Trump, bu defa savaşa yeni bir sınır çizdi, enerji altyapısının karşılıklı olarak hedef alınmamasını önerdi. Tahran'la ateşkes iddialarının gündemde olduğu bir dönemde gelen bu teklif, İsrail'e de mesaj niteliğinde.
ABD Başkanı Donald Trump savaşın ilk gününden bu yana kendine özgü ciddiyetsiz üslubuyla birçok muğlak ve tutarsız açıklamada bulundu. Bu nedenle İran'a yönelik saldırıların spesifik hedeflerini ve savaşın akıbetini öngörmek mümkün değildi.
Ancak Trump bu defa somut ve net bir mesaj paylaştı. Konu dünyanın en büyük doğal gaz sahası olan Güney Pars sahasıydı.
Basra Körfezi'nde yer alan bu saha İran ile Katar arasında paylaşılıyor. Dün İsrail sahadaki İran tesislerini bombalamış, İran da misilleme olarak Katar’ın en önemli sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesislerini barındıran Ras Laffan’ı vurmuştu.
Saldırılardan saatler sonra Trump, İran Katar'a saldırmadığı sürece İsrail'in Güney Pars gaz sahasına başka saldırı düzenlenmeyeceğini ancak Katar'ın LNG altyapısı yeniden hedef alınırsa ABD'nin Güney Pars gaz sahasının tamamını yok edeceğini söyledi.
Bu defa savunmaya geçti
Her gün dünyanın dört bir yanına saldırı tehditleri savuran Trump’ın mesajındaki savunmacı üslup dikkat çekti. İsrail'in "Ortadoğu'da yaşananlara duyduğu öfkeyle" İran'daki Güney Pars doğalgaz sahasına saldırı düzenlediğini savunan Trump, tesisin "nispeten küçük bir bölümü"nün vurulduğunu öne sürdü.
Trump, ABD'nin saldırı hakkında hiçbir şey bilmediğini, Katar'ın ise hiçbir şekilde bununla ilgisi olmadığını ve saldırının gerçekleşeceğinden haberi olmadığını savunarak İran'ın bunu ve saldırıyla ilgili diğer gerçekleri bilmediğini ve Katar'ın LNG gaz tesisinin bir kısmına "haksız" ve "adaletsiz" şekilde saldırdığını iddia etti.
Oysa Associated Press'in dünkü haberine göre ABD yönetimi, İsrail'in Güney Pars sahasını hedef alma planından haberdardı. Yalnızca saldırıda yer almamıştı.
ABD uzun vadeli bir hesabın peşinde
Trump yönetimi benzer bir mesajı dolaylı olarak savaşın ilk günlerinde de vermişti. İsrail’in İran’daki yakıt depolarını vurması üzerine Beyaz Saray’a yakın Axios peş peşe yayımladığı haberlerle Trump yönetiminin saldırının boyutundan haberdar olmadığını aktarmış ve İsrail’in “petrol depolama alanlarını tekrar hedef almaması" konusunda uyarıldığını kaydetmişti.
Haberlere göre ABD’nin burada iki kaygısı vardı. İlk olarak saldırıların petrol fiyatlarını daha da artırmasından endişe ediliyor, bir vadede çökülmek istenen İran’ın enerji altyapısının sağlam kalması isteniyordu. İkinci olarak sivil altyapıya yönelik bu hamlelerin halk nezdinde tepki çekmesinden endişe ediliyordu.
Bu kaygıların Güney Pars sahası özelinde de hissedildiğini anlamak mümkün.
Sahadan sadece Katar’ın ihraç ettiği LNG miktarı, başta Avrupa ülkeleri ve Hindistan olmak üzere dünyadaki talebin yüzde 20’sini oluşturuyor. İran içinde tüketilen doğalgazın yüzde 70’inden fazlası da buradan sağlanıyor. Yani sahadaki tesislerin vurulması İran’da hayatı sekteye uğratabilir, Avrupa’da gaz faturalarını daha da artırabilir, Hindistan’daki işgücünü “ucuz” olmaktan bir nebze çıkarabilir.
Nitekim sermaye ilk tepkisini verdi. Brent petrol fiyatı Türkiye saatiyle 09.00 itibarıyla yüzde 4,72 artışla 112,7 dolara yükseldi. ABD tipi ham petrolse yüzde 1 artışla 96,44 dolara çıktı. Hürmüz cephesinde yeni bir gelişmenin olmaması da fiyatların yukarı çekilmesinde etkili oldu.

İran, Katar'a saldırmaya karar vermedikçe, İsrail tarafından Güney Pars gaz sahasına yönelik başka hiçbir saldırı gerçekleştirilmeyeceğini belirten Trump, "Böyle bir durumun olması halinde ise ABD, İsrail'in yardımı veya onayı olsun ya da olmasın İran'ın daha önce hiç görmediği veya tanık olmadığı güç ve şiddetle Güney Pars gaz sahasının tamamını havaya uçuracaktır" ifadesini kullandı.
Trump, İran'ın geleceği üzerinde yaratacağı uzun vadeli etkiler nedeniyle bu düzeyde bir şiddet ve yıkıma izin vermek istemediğini ancak Katar'ın LNG'si tekrar saldırıya uğrarsa, bunu yapmaktan çekinmeyeceğini ifade etti.
İsrail pencerenin kapanacağından mı çekiniyor?
Trump yönetiminin, savaşın gidişatına dair eğilimi halen netleşmiş değil. ABD yetkililerinden takvime dair gelen mesajlar savaşın "aylarca sürebileceği"nden "günler içinde bitebileceği"ne salınmayı sürdürüyor.
ABD ve İsrail'in hava bombardımanı, İran'a ciddi hasar vermiş durumda. Buna rağmen İran, savaşın uzamasına tamamen hazır olduğu mesajını ısrarla vermeyi sürdürüyor. Bu mesajlar başta ABD ve İsrail'e olmak üzere dışarıya yönelik olduğu kadar, bir psikolojik hazırlık olarak İran'ın içine dönük bir yön de taşıyor.
İsrail basınında Trump'ın aniden savaşı bitirme olasılığı sık sık dile getiriliyor. Kimi yorumcular, son günlerde İsrail'in, İran'ın enerji altyapısına dönük saldırıları, savaşın bitme ihtimaline karşı olabildiğince hasar verme arayışı olarak değerlendiriyor. İranlı üst düzey yetkililerin, özellikle de Ali Laricani'nin öldürülmesi de hem benzer bir hasar verme arayışı olarak hem de Trump yönetiminin arka kapıdan bir ateşkes müzakeresi yapabileceği isimleri ortadan kaldırmak suretiyle savaşın bitişinin önüne geçme çabası olarak yorumlanıyor.
İddia: ABD üçüncü kez İran'a ateşkes mesajı gönderdi
Iran Now, İranlı diplomatik kaynaklardan edindiği bilgiye göre, ABD yönetiminin üçüncü kez bölge ülkelerinden biri aracılığıyla savaşın durdurulmasını talep eden bir mesaj gönderdiğini yazdı.
İddiaya göre ABD'nin talebine bu kez, Tahran'ın karşılık vermemesi halinde İran içindeki suikastların dozunun sıklığının artırılacağı tehdidi de eşlik etti.
İranlı diplomatik kaynak, "tutumlarının değişmediği ve yetkilileri tarafından duyurulan hedeflere ulaşılmadan savaşın durdurulmayacağı" şeklindeki, İran'ın ısrarla tekrar ettiği pozisyonun bir kez daha dile getirildiğini öne sürdü.
Öte yandan, savaşı kısa zamanda bitirme seçeneğinin güçlü ihtimal olduğunu söylemek de zor.
Reuters'ın sabah saatlerinde geçtiği habere göre Trump yönetimi, savaşın sonraki safhasına hazırlık için binlerce ABD askerini daha bölgeye sevk etmeyi de değerlendiriyor. Bu seçenek, Hürmüz Boğazı'nı açmak üzere ABD'nin Körfez'in İran kıyılarına karadan çıkarma yapmasını kapsıyor. Böyle bir adım, savaşın mutlak olarak uzaması ve tarafların kayıplarının dramatik şekilde artmasını beraberinde getirir.
***




