T-24 "Köşebaşı + Gündem" -30 Kasım 2025-

 CHP’de Özgür Özel damgası ve Kılıçdaroğlu’nun açtığı yol -Gökçer Tahincioğlu- 

Özel, mücadeleyle liderliğini pekiştirdi… Şimdi önünde CHP’nin lideri olarak mücadele etmesi gereken daha zorlu yollar var.

Kurultay yorgunu CHP’nin 39. Olağan Kurultayı öncesi, en azından delegelerde biraz olsun usanmışlık görülebileceği düşünülüyordu.

Ancak üç günlük kurultay maratonu için Ankara’ya gelen delegelerde o havayı görmek mümkün değildi.

Genel başkanlık yarışının yaşanacağı bir kurultaya gelmişler gibi coşkulu, uzun zaman sonra ilk kez bir kurultay toplanmış gibi enerjiklerdi.

Tıpkı Özgür Özel gibi.

Özel’in konuşması, salondaki sıcak havanın daha da ısınmasını sağladı.

CHP’nin son 9 ayda yaşadıkları, yılgınlıktan çok partiye, kurultayın yapıldığı, Ankara Arena’ya da yansıyan bir direnç kazandırmış gibi görünüyordu.

* * *

6 Kasım 2023’teki kurultayda, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan genel başkanlık koltuğunu almayı başaran Özgür Özel için ilk aylarda, “Henüz lider olamadı” yorumları yapılıyordu.

Zaman, Özgür Özel’i çok zorlu bir mücadelenin içerisine soktu.

Belediyelere yönelik ardı ardına yapılan yolsuzluk operasyonları, eski Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin ilk günden başlattıkları, “usulsüzlük” tartışmaları, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutuklanan onlarca isme sahip çıkılması ve bunun kamuoyuna anlatılması zorunluluğu, yeni bir genel başkan için kaldırılması ağır yükler olarak duruyordu.

Özgür Özel, bu süreci aktif ve dirençli bir mücadeleyle aşma kararı aldı.

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte, Saraçhane’den başlamak üzere sokakta olmayı tercih etti. Her hafta İstanbul’un bir ilçesinde ve farklı bir kentte yaptığı mitinglere paralel olarak partisine kayyım atanma ihtimaline karşı da Ankara’da mücadelesini sürdürdü.

Kayyım riski nedeniyle topladığı olağanüstü kurultaylara paralel olarak olağan kurultay sürecini başlattı ve 39. Olağan Kurultay’ın toplanmasını sağladı.

Bununla birlikte parti programını yeniledi ve seçmene, “Sadece mücadele etmiyoruz, iktidar için de çalışıyoruz” mesajını net şekilde verdi.

* * *

Tüm bu çabaların sonucu kurultay salonunda net biçimde görülüyordu.

Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığı’nı dolduran, liderlik tartışmalarına net biçimde set çeken görüntüsünü salona da yansıtmayı başarmıştı.

Salonun dört yanında CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu ile ilgili afişler vardı.

Ve kimsenin kafasında CHP Genel Başkanı aday olur mu, aday kim olacak tartışması yoktu. Tam da Özel’in dediği gibi, partililer de bugünün mücadele günü olduğunun bilincinde, yarın yapılacak tartışmaları bugün yapmanın gereksizliğinin farkında bir görüntü çiziyorlardı.

* * *

Genel Başkan seçimi de bunu doğrular nitelikteydi.

Özel, başkanlık seçiminde, geçerli 1333 oyun tamamını aldı. Tam 1333 oyla yeniden genel başkan seçildi.

CHP’nin toplam 1385 kurultay delegesi var. Bunlardan bir bölümü tutuklu. Sandık başına giden 1357 delegeden sadece 24’ü geçersiz oy kullandı.

Geçerli bütün oylar Özel’e gitti.

Salondaki hava, sandığa da yansıdı.

* * *

Kurultay salonunda en çok konuşulan konuların başında, eski Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, iktidara yakınlığı bilinen Sabah gazetesinin manşetinde yer alan sözleri geliyordu.

Salona gelmeyen Kılıçdaroğlu, Sabah’a konuşmayı tercih etmişti.

Kılıçdaroğlu’nun tepkilerinin Özel’e değil İmamoğlu’na yönelik olduğunu, Özel, arkasında durdukça partiye ve İmamoğlu’na yönelik dozajı yükselttiğini anlamak için bu söyleşi bile yeterli.

Kayyım davasının sonucu merakla beklenirken, Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerde, “Partiye döndüğümüzde partililer ve delege de bizi anlayacak, fazlalıklar temizlenecek” havası vardı. Ancak hem kayyım davası hem de iktidara yakın medya üzerinden yapılan açıklamalar, Özel’i zaten destekleyen partide geniş bir konsensüs alanı yaratmış durumda.

Bunu Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden gören yok mu ya da CHP’lilerin ne düşündüğü hiç mi umursanmıyor, muhataplarına sormak gerekir.

Ancak öyle anlaşılıyor ki CHP Genel Başkanlığı’nın yeniden kazanılması dışında pek de umursanan bir başlık yok o taraflarda…

* * *

Özel’in, CHP Kurultayı’ndaki rahatlığı, pek az genel başkana nasip olacak nitelikteydi.

Usulen Parti Meclisi’nde kimlerin olacağı, MYK’ya kimlerin gireceği konuşuluyordu ama bu bile ikinci planda kalıyordu.

Zira alışık olduğumuz “Liste delindi mi?” tartışmaları da bu ortamda tali kalıyor.

Özgür Özel, partiyi tek bir hedef ve mücadele alanı üzerinde birleştirmiş görünüyor.

CHP yeni parti programını belirledi ve Özel’i lideri olarak kabul etti. PM seçimi ve ardından MYK’nın belirlenmesiyle süreç tamamlanacak.

Ve asıl süreç başlayacak.

Açılan davaların duruşmaları, yeni davalar ve yerel mahkemenin reddettiği kayyım davasının akıbeti…

Çözüm sürecine paralel olarak kurulacak anayasa masası ve o masaya yönelik tutumun CHP’ye yansımaları…

Özel, mücadeleyle liderliğini pekiştirdi… Şimdi önünde CHP’nin lideri olarak mücadele etmesi gereken daha zorlu yollar var.

/././

 Kurultay notları: Özel’den, iktidara ve Kılıçdaroğlu’na sert eleştiriler -Tolga Şardan- 

Özel’in iktidara yönelik eleştirilerinde “erken seçim” talebi öncelikliydi. İktidara yönelik eleştirilerinde yargının CHP’ye yönelik çalışmalarına yer veren Özel’in, yakın zamanda hakkındaki önemli belgeyi paylaştığı ve hemen her mitingde adını verdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in ismini konuşmasına almaması, açıkçası dikkat çekiciydi. Konuşmasında CHP liderinin isim vermeden dile getirdiği bir diğer uyarının adresi ise DEM Parti’ydi

kurultay

Tuncelili ozan Ali Asker’in 2024’te yayımladığı Zordur albümündeki “Türkünü Söyle”nin dizeleriyle kürsüye çıktı CHP Genel Başkanı Özgür Özel.

“(…) Birlikte geçtik köprülerden, birlikte türküler söyledik, birlikte göğüsledik zoru biz, güzeli birlikte düşledik.

Sesimiz kısık çıktı bazen, yine de türküler söyledik, sendeledik yolda ilerlerken, ama hiç geriye dönmedik.

Kim demiş sustuk, kim demiş sustuk, kim demiş direnmeyip teslim olduk. (…)”

Adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında tartışılan 38. Olağan Kurultay’da genel başkan olduktan sonra iktidarın yargı baskısıyla karşılaşmasına karşın siyasi mücadelesine devam eden CHP Genel Başkanı, böylesi engel, baskı ve badireye rağmen 39. Olağan Kurultay’ı toplamayı başardı.

Genel başkan seçildiği 38. Olağan Kurultay’ın ardından araya iki de olağanüstü kurultay sığdırmak zorunda kalan Özel; yerel seçimlerden birinci parti çıkmanın siyasi karşılığını iktidarın kitlendiği belediye soruşturmaları, İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanması, dokunulmazlıkların kaldırılması gibi birbirinden beter sıkıntılarla boğuşurken, kurultay delegelerini 39. Olağan Kurultay için salonda buluşturdu.

CHP lideri konuşmasının başlangıç cümlelerinde, genel başkan seçildiği kurultay ile genel başkan olarak katıldığı ilk kurultay arasındaki iki yıllık zaman içinde, kendisinin ve partisinin yaşadıklarını kısa ancak anlamlı şekilde ifade etti:

“ (…) İki yılda karakışlardan, dar yollardan geçtik. Bize ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar, dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler’ dediler. ‘Teslim olacaklar’ dediler. Ama yine buradayız, ayaktayız.

‘Bin kere budadılar körpe dallarımızı. Bin kere kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kere korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.’ (…)”

Tek aday olarak girdiği 39. Olağan Kurultay çalışmaları çerçevesinde kürsüye çıkan Özel, yaklaşık 75 dakikalık konuşmasında iktidardan, kendisinden önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na, Terörsüz Türkiye projesi kapsamında CHP’nin aldığı “İmralı’ya gitmeme” kararını eleştiren DEM Parti’ye eleştirel mesajlar verdi.

Konuşmanın içeriğinin yanı sıra kürsü performansına bakıldığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yargı soruşturmasıyla başlayan ve sonrasında 15 CHP’li belediyeye yönelik polis ve yargı operasyonları nedeniyle organize edilen mitinglere katılan Özel’in, bu süreçle beraber saha pratiğini fazlasıyla elde ettiğini ve geliştirdiğini görmek mümkündü Ankara Arena’daki kurultayda.

Özel konuşmasında parti örgütünün çalışmalarından memnun olduğunun altını çizerken, “Kadınlara, gençlere, bilime güvendik. Örgütümüze güvendik” değerlendirmesini yaptı. 

CHP Genel Başkanı’nın, “Özgüvenli siyaset yaptık ve söz verdiğimiz gibi ilk seçimde partimizi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi yaptık. Yüzde 25 olan oyumuzu 10 ay sonra ittifak olmadan yüzde 38’e çıkarttık” değerlendirmesi, aynı zamanda iktidarın neden ana muhalefet partisinin üzerine gittiğinin gerekçelerinden birisi bilindiği gibi.

Özel iki yıl içinde CHP’nin nereden nereye geldiğini özetledikten sonra yavaş yavaş CHP’ye karşı yaklaşımlara yanıt vermeye başladı.

Erken seçim talebi ve CHP’nin adayı: Ekrem İmamoğlu

Özel’in iktidara yönelik eleştirilerinde “erken seçim” talebi öncelikliydi. İktidarın, CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’ndan çekindiğini “Bugün adayımızın metrodaki sesinden, duvardaki resminden, sosyal medyadaki hesabından bile korkuyorlar” diyerek yineledi.

İmamoğlu'nun yapay zekâ ile hazırlanan videosu sinevizyondan izletildi (Fotoğraf: T24/Ceren Bayar)

Özel, İmamoğlu’nun cezaevinde olması ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanı Mansur Yavaş’ın da soruşturmalar sebebiyle aday olamayacağı, kendisinin aday olacağı yönünde iktidar yanlıların değerlendirmelerine de “Onlara buradan bir kez daha söylüyorum: Ekrem İmamoğlu adayımızdır. A planımız da B planımız da Z planımız da budur” diyerek son noktayı koydu.

İktidara yönelik eleştirilerinde yargının CHP’ye yönelik çalışmalarına yer veren Özel’in, yakın zamanda hakkındaki önemli belgeyi paylaştığı ve hemen her mitingde adını verdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in ismini bu kez konuşmasında anmadı, Erdoğan'a yönelik eleştirileri sırasında "[Erdoğan] AK Parti yargı kollarının başına anayasaya aykırı olarak bir bakan yardımcısını, bir siyasi kişiliği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla atadı. Çünkü onun artık bizimle siyasi rekabet edecek takati yoktur" diyerek değindi. 

Özel, konuşmasının iktidarı eleştirdiği bölümünde, AKP’nin kurduğunu ifade ettiği “müesses nizama” karşısına halkın gündelik ekonomi tablosunu koydu konuşmasında.

“(…) Müesses nizamın savcıları, hâkimleri olabilir. Ama bizim yanımızda millet var, millet. Yanımızda kirasını ödeyemediği için okulu bırakan öğrenciler var; akşam sokakta yürümeye korkan kadınlar var. Pazardan filesi boş dönen emekliler var. Sendikalaşması, örgütlülük hakkı engellenen, sömürülen işçiler var. Artık hayat standardı bozulan, yoksullaşan orta direk var. Güzelim okullardan mezun olup yoksulluk sınırının altında maaşlara çalıştırılan, her gün sırtındaki yük biraz daha artar ve üstüne üstlük işten atma tehdidi ile terbiye edilen, korkutulan beyaz yakalılar var. (…)”

Müesses nizam üzerinden Kılıçdaroğlu’na yüklendi

Bu sabaha gözünü açan CHP’liler, önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, iktidar yanlısı Sabah gazetesine verdiği ve gazetenin manşetten yayımladığı röportajıyla karşılaştılar.

Genel Başkan Özel’in telefonla arayıp bizzat kurultaya davet ettiği Kılıçdaroğlu’nun, görüşlerini kurultaya katılıp kürsüden açıklaması gerekirken -son dönemde sıkça yaptığı şekliyle- iktidara yakın gazetecilere konuşması garipsenecek türden.

Tam da CHP’nin 39. Olağan Kurultay gününe rastlayan söyleşide Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleri ile anılmaz, bunlarla bir araya gelemez. Üzerinde iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz, derhal arınmalı ve yoluna devam etmelidir” değerlendirmesini yaptı.

CHP Genel Başkanı Özel, konuşmasında Kılıçdaroğlu’nun “arınma” tanımlamasına yanıt verdi.

İktidarın oluşturduğunu ifade ettiği “müesses nizam” tanımlaması üzerinden eski genel başkan Kılıçdaroğlu’na yüklenen özel, “Müesses nizamla mücadeleden dönüş yoktur. Dönüşü olmayan bu yolda korkanlara da yer yoktur. Müesses nizamla işbirlikçi olanlara, kara düzenin sesi olanlara, örgütlerin vermediği görevleri başka kapıda arayanlara yer yoktur” dedi.

İsim vermemesine karşın adresin Kılıçdaroğlu olduğu gayet net anlaşılırken Özel vites artırdı:

“Cumhuriyet Halk Partisi arınacaksa işte bu anlayıştan aranacaktır. Bizi yüzde 25’e hapsetmek isteyenlerden sokaklardan ve meydanlardan koparmak isteyenlerden arınacaktır. Çünkü bu parti artık seçim gecesi ışıkları erkenden söndüren, üyelerinin gözyaşı döktüğü bir parti olmayacak. Bu parti, kadın kollarının seçim akşamı tülbenti sirkeye basıp başına bağladığı bir parti olmayacak. Bu parti, gençlik kollarının, ışığı sönmeden kendi evine gidemediği, boynu bükük sokakta beklediği, babası ‘Ne oldu seçim’ deyince yere bakan gençlik kollarının partisi olmayacak. CHP arınacaksa bizi eskiye döndürmek isteyenlerden arınacak. Artık kimse bizi yenilgiye alıştıramayacak. Ya müesses nizamın paslı zincirleri bu milleti saracak ya da bu millet bizimle birlikte zincirlerinden kurtulacak.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel

DEM’e AKP uyarısı

Konuşmasında CHP liderinin isim vermeden dile getirdiği bir diğer uyarının adresi ise DEM Parti’ydi.

Özel’in konuşmasını izleyenler, Terörsüz Türkiye projesinden hareketle DEM Parti’ye açıkça olmasa da “iktidara güvenmeme” uyarısında bulunduğunu farkına vardı.

Hatırlanacağı üzere DEM Parti, İmralı’da hükümlü Abdullah Öcalan’ı ziyaret edecek milletvekili heyetine katılmadığı gerekçesiyle CHP’yi eleştirdi.

Bu eleştiriye karşı CHP lideri Özel, DEM Parti’yi ‘geçmişte yaşananların yeniden yaşanmasını’ önlemek amacıyla şöyle uyardı:

“Bugün milletten korkanlar, ‘Kürt sorunu’ demekten de korkanlardır. Birileri bırakın Kürt sorununu, Kürtlerin varlığını bile inkâr ederken hala Kürtlerin seçtiği belediyelere kayyım atarken, siyasetçilerin genel başkanları, eş genel başkanları, belediye başkanlarını hapislerde tutarken Cumhuriyet Halk Partisi kararlılıkla bu sorunun demokratik yöntemlerle çözümünü savunmuştur.

Biz, DEM Parti ile görüştüğümüz için terörist ilan edilirken, duruşundan milim sapmayan, yeri geldiğinde de Kürtlere, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit yurttaşı olduğunuzu hissedeceksiniz’ diye vaatte bulunmaktan korkmayan bir partiyiz. Büyük bir Türkiye İttifakı, bizim hayalimiz ve idealimizdir. Bu anlayışla bu sorunun demokratik yollardan çözülmesi için Meclis’te komisyon kurma önerisini de dile getiren partiyiz.

Ve bunların hepsini son seçimleri kazanmış, Türkiye’nin birinci partisi olmanın gücü ve sorumluluğu ile yapıyoruz. Türkiye’nin demokratik geleceğine cesaretle liderlik edeceğiz. ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.’ Biz bu vatanın her köşesine barış, huzur ve refah sözü veriyoruz.

Gelinen aşamada komisyon 18 toplantı yapmıştır. Ama hala belediyelerde, millet iradesinin üstünde atadıkları kayyımlar bulunmaktadır. Hala Kürtlerin belediye meclislerine girmesini suç sayan, Kent Uzlaşısı adı altında utanç davalarından insanlar hapis yatmaktadır. Hala seçilmiş siyasetçiler hapistedir. Hala Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM kararları uygulanmamaktadır. Bunlar çözülmeden, tüm meselenin ‘olmazsa olmaz’ denilerek İmralı’ya gitmeme noktasına sıkıştırılması doğru olmamıştır. Siyaset dayatmalarla değil, milletin rızasını alarak yapılır. O yüzden partimizin aldığı karar yıkıcı değil yapıcıdır. Çünkü menzil barışsa istikamet samimiyettir. (…)”

Pek çok ülkeden katılım oldu

Özel’in mesajlarının yanında biraz da kurultay salonunun atmosferinden söz etmek gerek.

Kurultayı yöneten divan kurulunun okuduğu “kurultayı izleyen yabancı misyon” listesinde pek çok ülke yer aldı. Avrupa ülkelerinden ve ABD'den diplomatlar kurultayı takip etti.  

Afganistan, Avusturya, Bangledeş, Belçika, Çin, Avrupa Delegasyonu, Fransa, Almanya, Yunanistan, İran, İsrail, İtalya, Japonya, Kosova, Kırgızistan, Hollanda, Norveç, Pakistan, Filistin, Romanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık, Ukrayna, Amerika Birleşik Devletleri ve, Zimbabve'nin Ankara Büyükelçiliği adına da Kurultay'ı takip eden yetkililer yer aldı. 

Salonun tamamına neredeyse kırmızı -beyaz renkler hâkimdi, ışıklandırmanın yanında pankartların birkaçı dışında kırmızı- beyazdı. Ayrıca, özellikle mi organize edildi bilemiyorum ama, sahneden salona ışığın “altı koldan” yayılması güzeldi.

Özel’in konuşması, sık sık sloganlarla kesildi. İzleyiciler, erken seçimi isteyen sloganlarla salonda fark yarattı.

Kurultayı takip etmek için ülkenin her yanından gelen izleyenler içinde başörtülü ve türbanlı konukların bulunduğu görüldü. Söz konusu izleyiciler Özel’in konuşmasını alkışlarla destekledi.

CHP lideri, konuşması sırasında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’la ilgili eleştirel mesajlar ve görüntülerin yer aldığı bir videoyu salona izlettirdi. Bu sırada kurultayı izlemek amacıyla salonda bulunan AKP Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, yerinden ayrılarak tribünü terk etti.

Sonuç olarak CHP Genel Başkanı, “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla çalışmalarını yürüttüğü 39. Olağan Kurultay’da partisinin iki yıl sonraki 40. Olağan Kurultayı’nın iktidar konumunda gerçekleştirmek için söz verdi.

İki yıl kısa zaman, çabuk geçer. Bakalım gelecek kurultayda CHP nerede olacak?

/././

 CHP'nin kurultay maratonunda son gün: Özgür Özel'in anahtar listesi belli oldu, işte A Takımı'ndaki isimler -Ceren Bayar- 

CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı’nın üçüncü ve son günü, saat 08.00 itibarıyla başladı. “Şimdi İktidar Zamanı” sloganlı kurultayda bugün Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve Bilim Kültür Sanat Platformu (BKSP) seçimleri yapılıyor. Dün yapılan genel başkanlık seçimlerinde şimdiye kadarki en yüksek oyla dördüncü kez CHP Genel Başkanı seçilen Özgür Özel'in anahtar listesi belli oldu. Mevcut MYK ve PM üyelerinin tamamı Özel'in anahtar listesinde yer alırken, 32 yeni isim dikkati çekti. Özel’in listesinde bir önceki PM’de görev yapan 12 isim ise yer almadı.

Demokrat Parti'den istifa edip CHP’ye katılan İzmir Milletvekili Salih Uzun,  DEVA'dan istifa ederek katılan İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, eski Lefkoşa Büyükelçisi Ömer Kaya Türkmen’in yanı sıra sanatçı Arif Sağ’ın oğlu sanatçı  Tolga Sağ da Özel'in listesinde yer aldı. Parti içi sol muhalif tutumuyla bilinen İlhan Cihaner ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun son döneminde görevli İstanbul Milletvekili  Zeynel Emre de listedeki isimler arasında.

Kurultayın ilk gününde tüzükte yapılan değişiklikle 52 kişiden oluşan PM, 70’e; sekiz kişiden oluşan BKSP ise 10 kişiye çıkarılmıştı. CHP kurultayında Parti Meclisi üyeliği için 145 kişi aday oldu. 145 kişinin adının yazıldığı çarşaf liste delegelere dağıtılacak. Delegeler kabinde bu listeden 80 kişiyi seçerek işaretleyecek.

CHP liderinin anahtar listesinin büyük oranda kabul görmesi bekleniyor.

Parti tarihinde en yüksek oyu alarak Genel Başkan seçilen Özgür Özel: Bütün Türkiye'ye gösterdiniz ki CHP iktidara hazırdır!

CHP'nin "39. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi" yayınlandı

T24 gelişmeleri aktarıyor...

14.30 - Anahtar liste belli oldu; işte A Takımı'ndaki isimler!

Özel’in anahtar listesinde yer alan isimler şu şekilde: 

Süreyya Öneş Derici, Barış Övgün, Turgay Özcan, Suat Özçağdaş, Tuğçe Hilal Özkan, Engin Özkoç, Uygar Parçal, Evrim Rızvanoğlu, Selin Sayek Böke, Baran Seyhan, Polat Şaroğlu, Bihlun Tamaylıgil, Namık Tan, Mahmut Tanal, Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Gamze Taşçıer, Canan Taşer, Melisa Uğraş, Mehmet Salih Uzun, Pınar Uzun Okakın, İsmail Atakan Ünver, Ozan Varal, Mehmet Necati Yağcı, Deniz Yavuzyılmaz, Emre Yılmaz, Deniz Yücel, Mahir Yüksel, Gökan Zeybek, Erhan Adem, Zeliha Aksaz Şahbaz, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Cavit Arı, Ednan Arslan, Baki Aydöner, Ensar Aytekin, Yankı Bağcıoğlu, Murat Bakan, Saniye Barut, Ozan Bingöl, Burhanettin Bulut, İlhan Cihaner, Sercan Çığgın, M. Gül Çiftçi Binici, Cansel Çiftçi, Nihat Dağ, Gülşah Deniz Atalar, Bedirhan Berk Doğru, Zeynel Emre, Hikmet Erbilgin, Bahattin Bahadır Erdem, Asiye Ergül, Ali Abbas Ertürk, Ali Gökçek, Gökçe Gökçen, Kübra Gökdemir, Volkan Memduh Gültekin, Elif Leyla Gümüş, Nazan Güneysu, Ozan Işık, Uğurcan İrak, Özgür Karabat, Ulaş Karasu, Yalçın Karatepe, Ecevit Keleş, Sevgi Kılıç, Berk Kılıç, Sinem Kırçiçek, Önder Kurnaz, Burcu Mazıcıoğlu, Aylin Nazlıaka.

YDK listesi 

Turan Taşkın Özer, Yasemin Reçber, Aliye Timisi Ersever, Hümeyra Akkuş Sandıkcı, Ayça Akpek Şenay, Erbil Aydınlık, Süleyman Bülbül, Oğuzhan Cenan, Aliye Coşar, Deniz Çakır, Aysemin Gülmez, Remzi Kazmaz, Erdoğan Kılıç, Mesut Kırşanlı, Ali Narin.

Bir önceki PM’de olup yeni listede yer almayanlar

Yalçın Görgöz, Ali Haydar Hakverdi, Ali Haydar Fırat , Baran Bozoğlu, Berna Özgül, Semra Dinçer, Berkay Gezgin, Niyazi Şen, Özgür ceylan, Hikmet Yalım Halıcı, Mehmet Alkım Denizaslanı, Şengül Yeşildal.

Listeye giren 32 yeni isim

PM: Ozan Bingöl, İlhan Cihaner, Zeynel Emre, Nihat Dağ, Barış Övgün, Bihlun Tamaylıgil, Cansel Çiftçi, Salih Uzun, Evrim Rızvanoğlu, Süreyya Öner Derici, Tuğçe Hilal Özkan, Polat Şaroğlu, Ozan Varal, Emre Yılmaz, Cavit Arı, Ednan Arslan, Asiye Ergül, Ali Gökçek, Kübra Gökdemir, Volkan Gültekin, Elif Leyla Gümüş, Berk Kılıç, Önder Kurnaz.

Bilim Kültür Sanat Platformu: Güldem Atabay, Emre Kartaloğlu, Kerim Rota, Oya Ünlü Kızıl, Serkan Özcan, Şule Özsoy Boyunsuz, Murat Arslan, Tolga Sağ, Ömer Kaya Türkmen.

14.40 - CHP kurultayında PM seçimi nedeniyle renkli ve hareketli saatler yaşanıyor

Adaylar delegelere kendilerini tanıtmak için her imkanı kullanmaya çalışıyor. Oylamanın yapılacağı salonun girişine kimi adayın destekçileri yüksek sesle ikna çalışmalarına devam ederken, kimi de anahtarlık, kalem, kolonya gibi eşantiyonlar dağıtarak delegelere ulaşmaya çalışıyor.

Arena’nın dışı kadar içi de hareketli ve renkli görüntülere sahne oluyor. Parti Meclisi adaylarını tanıtan pankartlar tribünleri süslüyor. Oyların kullanılacağı kabinlerin çevresi adayların resimleriyle kaplandı.

https://www.dailymotion.com/video/x9upyay

14.15 - PM üyeliği için 145 kişi yarışacak 

CHP kurultayında Parti Meclisi üyeliği için 145 kişi yarışacak. 145 kişinin adının yazıldığı çarşaf liste delegelere dağıtılacak. Delegeler kabinde 145 kişinin içinden 80 kişiyi seçerek işaretleyecek.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bir anahtar liste hazırlayarak 80 kişiyi işaret edecek. Özel’in anahtar listesinin büyük oranda kabul görmesi bekleniyor.

13.00 - Özel’in anahtar listesi netleşmeye başladı 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel’in Parti Meclisi anahtar listesi netleşmeye başladı. Mevcut PM’deki 49 isim yerini korudu, Özel’in anahtar listesine 31 yeni isim girdi.

Geçmiş dönemde TİP ve Gelecek Partisi’nde siyaset yapan isimler

Ekonomi alanında çalışmalar yürütmek üzere PM’de yer alacak isimlerden biri ekonomist, yazar Güldem Atabay oldu. TÜRMOB Önceki Genel Başkanı Emre Kartaloğlu da Özel’in listesinde yer buldu.

Vergi Uzmanı, yazar ve önceki dönem TİP milletvekili adayı Ozan Bingöl ile Gelecek Partisi kurucularından finans uzmanı Kerim Rota anahtar listeye giren isimler oldu.

Gene Gelecek Partisi kurucularından olan, şu anda da İstanbul Büyükşehir Belediyesi danışmanlarından ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi İcra Kurulu üyesi olarak görev yapan Serkan Özcan da listede yer aldı. Özcan, Ekrem İmamoğlu’na yakınlığıyla bilinen isimlerden.

Koç Holding, Dünya Bankası, Kemal Derviş’in danışmanlığından CHP’ye

Eski devlet bakanlarından Fikret Ünlü’nün kızı, geçmiş dönemde Kemal Derviş’in danışmanlığını yapan, Koç Holding, Dünya Bankası gibi kurumlarda görev yapan Oya Ünlü Kızıl anahtar listede yer alan isimlerden oldu. 

İlhan Cihaner listede

Hukuk alanında da kamuoyunun yakından tanıdığı isimler PM’de yer aldı. CHP eski milletvekillerinden, parti içi sol muhalif tutumuyla bilinen İlhan Cihaner, Özel’İn anahtar listesinde yer aldı.

Anayasa hukukçusu, Prof. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, Özel’in A takımına giren isimlerden oldu.

Kılıçdaroğlu ekibinden Özel’in anahtar listesine

CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, Özel’in anahtar listesine girdi. Emre, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son döneminde CHP’nin Hukuk ve Seçim İşleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştü.

Türkiye Veteriner Hekimler Birliği 50. Dönem Başkanı ve İBB Bilim Kurulu üyesi Murat Arslan ile Hatay’da CHP’de siyaset yapan Diş Hekimi Nihat Dağ, Özel’in listesinde yer aldı.

Dış Politika kadrolarına da yeni isimler eklendi. Dışişleri Bakanlığı tarafından 2011’de görevden alınan Lefkoşa Büyükelçisi Ömer Kaya Türkmen, Siyaset Bilimci Prof Dr. Barış Övgün anahtar listede yer aldı.

Sağ partilerden transferler listede

Anahtar listede, CHP eski genel sekreterlerinden Bihlun Tamaylıgil de yer aldı.

Partiye Demokrat Parti’den transfer olan İzmir Milletvekili Salih Uzun ve DEVA Partisi’nden transfer olan İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu da anahtar listede.

Sanatçı Arif Sağ’ın oğlu sanatçı Tolga Sağ da listede yer alan isimler arasında.

11.00 - 188 başvuru alındı, oylama yapılacak 

CHP'nin 39'uncu Olağan Kurultayı'nda Parti Meclisi üyeliği için 151, Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği için 37 aday başvuru yaptı. Oylamanın saat 15.00'te başlayacağı bildirildi.

08.30 - PM ve YDK adaylık başvuruları uzatıldı 

Edinilen bilgiye göre, Özel, 23 kişiden oluşan mevcut MYK üyelerinin tamamını anahtar listesine alacak. PM ve YDK adaylık başvuruları için saat 08.30’a kadar belirlenen süre iki kere uzatıldı. Adaylık başvuruları saat 09.30’da sona erdi.

08.00 - Kurultayın son günü başladı 

CHP’nin 39’uncu Olağan Kurultayı’nın üçüncü ve son günü, saat 08.00 itibarıyla başladı. “Şimdi İktidar Zamanı” sloganlı kurutlayın bugünkü gündem maddesine göre Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve Bilim Kültür Sanat Platformu (BKSP) seçimleri yapılacak. Kurultayın ilk gününde tüzükte yapılan değişiklikle 52 kişiden oluşan PM, 70’e; sekiz kişiden oluşan BKSP ise 10 kişiye çıkarılmıştı. Bu kapsamda Özel bugün 80 kişilik bir anahtar liste oluşturacak.

***

 Şam’ın yolu artık İmralı’dan mı geçiyor?-Namık Tan- 

Son İmralı ziyaretinin odağı Suriye ise Ankara’nın Suriye politikasında Öcalan’a vekalet verdiğini mi varsaymak gerekiyor?

Suriye’de kendi kendine ayakta duracak ya da Suriye’yi kendi kendine ayağa kaldıracak bir merkez, bir devlet merkezi henüz yok. Bu merkezin kök salıp güçlenebilmesi, en kısa yoldan belirtmek gerekirse, ABD’nin yaptırımları kaldırmasına bağlı.

Başkan Trump bu yaptırımları yetkilerini kullanarak 180 günlük süreler için askıya alıyor. Ancak, tek başına bu yaptırımları kaldırma yetkisi yok. Kongre’nin El Şara’ya bakışının, Trump’ın ve Büyükelçi Barrack’ın istediği kıvama gelebilmesi, Şam’ın, SDG ve İsrail’le yahut en azından ikisinden biriyle arayı düzeltmesine bağlı.

Özel Temsilci Witkoff’un sızdırılan son Rus yetkililerle olan telefon görüşme kayıtlarına ve Ordu Sekreteri Driscoll’un NATO üyesi ülkelerin Büyükelçileri dahil Kyiv’deki temaslarına göre, Trump yönetimi, Ukrayna’ya, Donbas’ı ve Kırım’ı Putin’e armağan ederek teslim olması yönünde baskı yapıyor. Aynı Trump’ın, İsrail’in işgal ettiği ve işgali eteklerine dek genişlettiği Golan Tepeleri konusunda farklı bir tutum benimsemesi beklenir mi?

Henüz bu hafta sonu, İsrail’in Suriye’ye karadan havadan düzenlediği askeri harekat en az 13 kişinin ölümüne yol açtı. Baba-oğul Esat’ların bile 50 sene direndiği böylesi bir ödünü vermeye El Şara nasıl razı gelsin? Razı geleceği varsayılsa, Şara kendisini ne süreyle koruyabilir? Yakın çevresindeki cihatçı muharipleri ne süreyle denetimi altında tutabilir?  

SDG açısından kendi gücüne denk hatta daha zayıf Suriye ordusuna entegrasyonun sorun olmadığı belli. Emir-komuta zincirini koruyarak ve kendi bölgesinde görev yapmak üzere birkaç tümen ve bir tugay halinde bu entegrasyon kağıt üzerinde kolaylıkla sağlanabilecek.

SDG için sorun adımların diziminde (sekans) saklı. Yani SDG şu kadarını doğal olarak biliyor ki, önce orduya entegrasyon adımını atarsa, Suriye devletinin gelecekte alacağı biçim konusunda yürüttüğü müzakerelerde eli zayıflayacak.

Çünkü bizde bazı şeylerin siyaset üstü olduğunu iddia edenlerin sandıklarının aksine her şey siyasi. Ve pazarlık yahut müzakere de ayıp değil, zaruri ya da en azından işin doğasının gereği.

Kaldı ki, zayıf bir devlet merkezi olsa da güçlü bir vizyonu olan, şiddet tekelini kurabilmiş, belirli bir uyum içinde belirli bir amaca doğru hareket edebilen ve yurttaşlarına ortak bir gelecek umudu sunan bir yönetim de yok Şam’da. El Şara’nın, Suriye halkından yeni bir ulus yaratması hiç kolay değil.

Suriye’de yurttaşlık bilincinin bugünden yarına yeşeremeyeceği de ortada. Suriye’de yurttaşlık yok, inançlara ve etnik kökenlere veya yörelere dayalı kimlikler var. Suriye’de Sünni Arapların çoğunlukta olduğu; onların ardından Kürtlerin, Arap Alevilerin, Dürzilerin, Hristiyan Arapların, Türkmenlerin geldiği biliniyor. Bundan ötesi bilinemiyor.

Suriye’de potansiyel yatırımcıların gözlerini ışıldatacak, komşu Irak’taki petrol sahalarına benzer bir “bonanza” da yok. Ülkenin gaz ve petrol kaynakları ancak kendine yetecek ölçekte. Bu yıl kuraklık zeytini vurdu. Tahıl ambarı denilen SDG denetimindeki bölgede de durum farklı değil.  

Suriye’nin ekonomik ve kadim kültürel merkezleri Antep’ten aşağıya doğru dizili Halep, Hama, Humus ve Şam ile kıyıdaki Lazkiye ve Tartus. Buralarda da ancak olası turizm gelirlerinden söz edilebilir. Ulaştırma, eğitim, sağlık gibi alanlar hacimli ve sürekli yatırımlar bekliyor.

Türkiye’nin, Hatay ve Kilis gibi sınır illerini Suriye’de durumun görece istikrara kavuşması canlandırabilir. İnşaat malzemeleri, farmakoloji ve gıda ürünleri ihraç edilebilir. Bunun adı da “sınır ticareti” olur ve bu kadarı bile yine sürdürülebilirlik açısından ABD yaptırımlarının kalkmasına bağlı.

SDG’nin PKK uzantısı Kürt bileşenleri YPG ve YPJ. Siyasal kanat ise PYD. SDG’nin silahlı gücünün yüzde 60’ı Araplardan oluştuğu gibi Kürtler de SDG denetimindeki bölgenin herhangi bir yerinde ezici çoğunluk değiller. Bu bölgeyi ülkenin geri kalan bölümünden Türkiye’den girip Irak’a akan Fırat ırmağı idareten ayırıyor. Dolayısıyla tarih, siyaset, topografya ve demografi IKB bağlamını çağrıştırmıyor.

İsrail’in SDG üzerinden Türkiye’ye stratejik bir tehdit oluşturduğu da doğru değil. Bu iddiaya göre SDG hem İsrail ile işbirliği yapıyor, hem Öcalan’ı herkes gibi dinliyor. Aynı Öcalan ise hep İsrail tehlikesine karşı uyarılarda bulunuyor.

Sahada ise SDG’nin başat iş birliği ortakları ABD ve ardından Fransa.

CHP çok doğru bir kararla İmralı’ ya giden TBMM heyetine üye vermedi. CHP yine doğru bir kararla komisyonda kalmayı da sürdürüyor. Yeni programda Avrupa Konseyi’nin yerel yönetimler sözleşmesinin uygulanması, terör suçu tanımının AB müktesebatıyla uyumlu kılınması ve anadilde öğrenim gibi hususlar da genel ve temel demokratik cumhuriyet ilkelerinin yanı sıra yer alıyor.

Oysa, son İmralı ziyaretinin odağı Suriye ise Ankara’nın Suriye politikasında Öcalan’a vekalet verdiğini mi varsaymak gerekiyor? Amaç Öcalan’ı kullanarak yani yumuşak bir hamleyle veya başka deyişle “sempati kanalından” SDG’yi “teslim almaksa” ziyaretle gerçekleşen Öcalan’a dış politikada da meşruiyet verilmesi oluyor.

Böylece hem Öcalan hem PKK çok daha görünür kılınmış oluyor. Oysa aksi iddia edilmiyor muydu?

Suriye’nin geneline dönersek İsrail, Suriye’nin yeterince zayıf ve yeterince güçlü olmasını hedefliyor. Yukarıda El Şara’nın ikilemini açıklarken SDG ile İsrail’le ilişkilere değinmiştik. Erdoğan’ın ikilemi de bundan çok ayrı değil.  Erdoğan da Kongre engelini ancak İsrail’in bir anlamda “suyuna giderek” aşabileceğinin bilincinde. Çünkü Kongre engeli tek başına Trump’ın bastırmasıyla aşılamıyor. Bundan ötürü TRT’ye “soykırımcı” veya “katil İsrail” diye yayın yaptırılırken MGK ve Erdoğan çok daha ılımlı bir dil yeğliyor.

Öyleyse, şimdi neredeyiz? SDG açıktan PKK’laştı. PKK silah bırakmadı. TBMM heyeti İmralı’ya giderek Öcalan’ı meşru müzakere muhatabı ve hatta dış politika aktörü de kıldı.

“Çatışma çözümü çalıştıklarını” dile getirenler sözü sürekli FARC’a, ETA’ya getiriyor. Bu uzmanlar FARC ile olan sürecin Kolombiya’da yarıdan daha az bir katılımla reddedildiğini söylemiyorlar. İspanya’nın ise 1975-82 yılları arasında nasıl derli toplu ve hızlı bir demokratikleşme süreci geçirip, bunu NATO ve AB üyelikleriyle taçlandırdığını da anlatmıyorlar.

Oysa arabayı atın önüne değil atı arabanın önüne koşmak gerekiyor. Demokratikleşme, hukuk devleti, ifade özgürlüğü zemini olmadan çözüm olmaz. Kapalı gitmesi gereken temasları MİT, açık olması gereken demokratikleşmeyi ise TBMM ve sivil toplum yürütür. Aksi takdirde iki otoriter liderin uzlaşması Türkiye’yi ancak felakete götürür. Oradan ne barış ne demokrasi çıkar.

/././

 Futbolun ötesine geçen mücadele: Real Madrid-Barcelona rekabetinin tarihi 

13 Mayıs 1902'de, iki buçuk yıl önce kurulmuş FC Barcelona takımı, ülkenin başkentinde sadece iki ay önce kurulmuş bir ekiple, FC Madrid'le ilk kez karşı karşıya gelmek için bu kente gitti.

O zaman kimse bunun dünya futbolunun en büyük rekabetinin başlangıcı olacağını bilmiyordu.

Katalan ekibi için bu turnuvada "sıradan, kolay" bir maç olacaktı.

Madrid deplasmanı o zaman İspanya'nın en iyi futbol takımı olarak kabul edilen Athletic Bilbao'ya karşı oynamayı istedikleri final maçına giden yolda bir ayrıntıydı sadece.

Karşılaşma, 16 yaşına ulaştıktan sonra resmen görevi üstlenen Kral 8. Alfonso'nun tahta geçişini kutlamak için organize edilen Taç Giyme Kupası'nın yarı final maçıydı.

Bu aynı zamanda, İspanya'nın genelinden takımların katıldığı ilk futbol turnuvasıydı.

FC Barcelona 1899'da Avrupa genelinde futbolun ve diğer Britanya menşeili sporların Avrupa genelindeki popülaritesinin arttığı bir dönemde, kentte yaşayan bazı genç yabancılar tarafından kuruldu.

Madrid maçından önce, Barcelona'nın Katalan kulüplerin katıldığı, 1900-1903 arasında düzenlenen Mayaca Kupası sayesinde iki yıllık tecrübesi vardı.

Madrid ekibi ise, kulübün ilk başkanı olarak kabul edilen mühendis Julian Palacios tarafından kuruldu ve 1900-1902 arasında hala gayrı resmi bir ekipti. 6 Mart 1902'de Palacios sorumluluğu Juan Padros'a devretti ve Padros kulübü resmin kuran isim oldu.

İki ekip arasındaki ilk El Clasico derbisi oynandığında, Katalan kulübünde iki İsviçreli, bir Alman ve üç İngiliz oyuncu vardı.

1920'de adını Real Madrid olarak değiştirecek Madrid ekibinin kadrosunda ise sadece bir yabancı oyuncu bulunuyordu.

Madrid'in tecrübesi de azdı, çünkü şimdiye dek sadece başkentteki diğer takımlara karşı dostluk maçları yapmışlardı.

Hipodromda maç

Maç, Madrid'in en meşhur caddelerinden, bugün Santiago Bernabeu Stadyumu'nun bulunduğu La Castellana'daki at yarışı pistinde yapıldı.

Pist çok büyüktü ve organik gübre olarak at dışkısı kullanılıyordu. Bu durum o zamanlar tetanosa bile yol açabiliyordu.

En başından beri beyaz formalar giyen Los Blancos'ların (Beyazlar) tek yabancı oyuncusu Arthur Johnson maçın ilk golünü açtı ve El Clasico'da topu ağlara gönderen ilk futbolcu olarak tarihe geçti.

Fakat maç, Barcelona'nın 3-1 üstünlüğüyle sona erdi.

Katalan ekibi bu zaferle turnuvanın finaline çıktı ve Athletic Bilbao'yla karşılaştı. En nihayetinde Bask ekibi şampiyonluğu kazandı. Turnuva aynı zamanda, bugün Kral Kupası diye bilinen organizasyonun ilk versiyonuydu.

Rekabetin tarihi

Tüm İspanyol takımları arasındaki karşılaşmalar ilerleyen yıllarda da devam etti. 1902-1916 arası Madrid ve Barcelona yedi kez karşılaştı. Beş maçı Barcelona kazanırken, iki maç berabere bitti.

Fakat iki ekip arasındaki asıl "kan davası" sekizinci karşılaşmalarında gelen ilk tartışmalı hakem kararıyla başladı.

Ekiplerin iki maçlı eleme usulü karşılaşması planlanıyordu. 26 Mart 1916'da Barcelona kendi evindeki maçı 2-1 kazanırken, Real Madrid bir hafta sonraki ikinci maçı 4-1 galip bitirdi.

O zamanlar turnuva formatında kazanan aradaki gol farkıyla belirlenmiyordu. Bu yüzden bir 13 Nisan'da bir play-off karşılaşması oynanacaktı. İki kulüp arasında kayıtlara geçen en eski tartışma da bu.

Karşılaşmanın Madrid'deki Campo de O'Donell Stadyumu'nda oynanmasına karar verildi. Hakem de eski Real Madridli oyuncu José Ángel Berraondo olacaktı.

Berraundo eski takımı Real Madrid'e üç kez penaltı çaldı ve Barcelona'nın bir golünü de geçersiz saydı.

Barcelona'nın kalecisi iki penaltıyı kurtardı, fakat daha sonra stada adı verilecek Santiago Bernabéu 118. dakikada üçüncü penaltıyı gole çevirdi ve skoru 6-6'lık beraberliğe taşıdı.

İki takım bir maç daha oynamak zorunda kaldı. Hakem yine Berraondo olacaktı. Eski Madridli, bu maçta da verdiği kararlar nedeniyle Barcelonalı oyuncuların tepkisini çekti. Özellikle de maçın son dakikalarında Madrid lehine verdiği penaltıyla. Barcelonalı oyuncular bunun üzerine protesto için sahadan ve turnuvadan çekilme kararı aldı.

Madrid finale çıktı ve Athletic Bilbao'yla Barcelona'da final oynadı. Bazı taraftarlar Berrando'nun hakemliğini kınayan pankartlar astı.

Madrid ekibi maçı 4-0 kaybederken, bazı İspanyol futbol tarihçileri Madridli oyuncuların sahadan çıktıkları sırada taşlandıklarını söylüyor.

El Clasico nasıl bu kadar meşhur oldu?

İspanyol futbol ligi La Liga 1929'da bugünkü halini aldı ve iki takım arasında düzenli maçlar oynanmaya başlandı.

1950 ve 60'lı yıllarda Real Madrid hâkim güç konumunu güçlendirdi. 1956'dan başlayarak üst üste ilk beş Avrupa Şampiyonluğu kazandılar. Bu başarılarda Arjantin-İspanya vatandaşı Alfredo Di Stéfano ve Macar Ferenc Puskás gibi efsane oyuncuları büyük rol oynadı.

Real Madrid ve Barcelona arasındaki rekabetin boyutu, Hollandalı yıldız isim Johan Cruyff'un 70'lerin ortasında takımın başına geçmesiyle yeni bir boyut kazandı. Madrid ekibinin kadrosunda ise Alman Paul Breitner ve İspanyol Vicente del Bosque ve Goyo Benito gibi isimler vardı.

İki ekip de ilerleyen yıllarda Avrupa'dan ve Brezilya ve Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerinden yıldız oyuncuları kadrolarına kattı.

Real Madrid 2000-2006 arasında "Galacticos" dönemini yaşadı. Bu dönemde Portekizli Luis Figo, Fransız Zinedine Zidane, Brezilyalı Ronaldo ve İngiliz oyuncu David Beckham gibi yıldız oyuncular kadrodaydı.

Bu arada Barcelona da aynı dönemde Brezilyalı Ronaldinho, Kamerunlu Samuel Eto'o, Fransız Thierry Henry ve Fildişi Sahilli Yaya Toure gibi isimleri transfer etti. Bu yıldızlarla dolu kadrolar, dünya genelinde iki takımın maçlarına olan ilgiyi iyice artırdı.

El Clasico'yu küresel futbol rekabetinin en üst sırasına koyan isimler de Portekizli Cristiano Ronaldo ve Arjantinli Lionel Messi'ydi.

Bu iki ismin Real Madrid ve Barcelona'da oynadıkları dönemlerde Altın Top ödülünü birinin ve sonra diğerinin alması sıradan bir duruma dönüşmüştü.

Parlayan diğer oyuncular arasında da Xavi Hernandez, Andres Iniesta, Gerard Pique, Sergio Ramos, Lukas Modric ve Karim Benzema vardı.

Şimdiye dek en çok izlenen El Clasico derbisinin 23 Nisan 2017'de oynandığına inanılıyor. Karşılaşma 185'ten fazla ülkede La Liga maçlarını yayımlama lisansı olan 50'den fazla uluslararası kanalda gösterildi. Yaklaşık 650 milyon kişiye ulaştı.

La Liga'nın kurulmasından bu yana 261 kez El Clasico oynandı ve Real Madrid 106, Barcelona ise 104 maçı alırken, 52 karşılaşma berabere bitti.

El Clasico tarihinin en farklı zaferini 13 Haziran 1943'te Real Madrid 11-1'lik skorla aldı. Ancak bu maçın sonucu büyük bir siyasi tartışmaya da konu oldu. Seçilmiş solcu hükümete karşı askeri darbeyle iktidara gelen Diktatör Franscisco Franco maçın böyle bir skorla sona ermesi için siyasi müdahalede bulunmakla suçlandı.

Maçın garip skoru Real Madrid'in şöhretini lekeledi ve o zamandan bu yana Barcelona'nın ve taraftarlarının "rejimin resmi kulübü" suçlamalarına maruz kaldı.

İngiliz yazar Sid Lowe, 2012'de yayımladığı kitabı için görüştüğü, maçta forma giymiş futbolculardan o dönem sağ kalan tek isim olan Fernando Argilla ile görüştü. Argilla, Barcelona'nın yedek kalecisi olarak maçı kenardan izlediğini anlattı. Argilla maçtan önce soyunma odasını bir hükümet yetkilisinin ziyaret ettiğini belirtti ve "Polis, teğmen ya da bilmiyorum belki de jandarmaydı" dedi.

Aklında en uzun süre kalan anıyı da "Madrid taraftarlarına binlerce, binlerce metal düdük dağıtılmıştı, o baskı, o sindirilme duygusu" sözleriyle anlattı.

Barcelona taraftarları Franco'nun "özel polisinin" Katalan ekibinin oyuncularını tehdit etmek için soyunma odasına girdiklerine inanıyor ve garip skoru böyle açıklıyorlar. Ancak bu iddia resmen teyit edilmedi ve şu anda da bağımsız kaynaklarca doğrulanamıyor.

Bu maçın sonucu Real Madrid'in peşini bırakmadı. 2023'te Barcelona bir yolsuzluk skandalıyla çalkalanmıştı. Kulübün İspanya Futbol Federasyonu Hakem Komitesi'nin eski başkan yardımcısına toplam 8,4 milyon euro ödeme yaptığı ortaya çıktı. Barcelona Başkanı Joan Laporta ise kulübünün masumiyetini Real Madrid'i suçlayarak kanıtlamaya çalışmış ve başkent kulübünün son 70 yıldır hakemlerce kollanan "sistemin takımı" olduğunu öne sürmüştü.

Real Madrid, Barcelona'yı aslında rejimin, özellikle de Franco rejiminin takımı olmakla suçlayan bir videoyla yanıt verdi.

Videoda, Franco döneminden seçilmiş gerçekler ön plana çıkartıldı. Barcelona'nın Franco yıllarında sayısız başarı kazandığı, Franco'nun Katalan kulübünü üç kez iflastan kurtardığı ve Franco döneminde sekiz lig şampiyonluğu ve dokuz Kral Kupası kazandığı vurgulandı.

Bu noktada Franco'nun iktidarı sırasında İspanya'da sporu, özellikle de futbolu geliştirmekle ilgilendiğini vurgulamak önemli. Bazı tarihçilere göre Franco diktatörlüğünün "uluslararası imajını güçlendirmek" amacıyla dış politikasının bir parçası olarak futbolu kullandı.

***

T-24




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -30 Kasım 2025-

 CHP’de Özgür Özel damgası ve Kılıçdaroğlu’nun açtığı yol -Gökçer Tahincioğlu-  Özel, mücadeleyle liderliğini pekiştirdi… Şimdi önünde CHP’n...