Koç Holding: Hem yerli hem işbirlikçi -Orhan Gökdemir-
Aile tarihinin dersi şuydu; politikacılar geçici, Koç Ailesi kalıcıydı. Kürkçü dükkanının sahibi onlardı. Yola yerli olarak çıkmışlar ve yolu en büyük işbirlikçi olarak tamamlamışlardı. Bu tarih onların desteğine ihtiyaç duyan politikacılara da yol gösteriyordu. İlerlemek için hem yerli hem işbirlikçi olmak şarttı.
Koç Holding ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki ilişkiler, cumhuriyetin ilk yıllarındaki "yerli burjuvazi" yaratma politikalarına dayanıyor. Zaman zaman gerilimler yaşansa da stratejik alanlarda derin işbirlikleri ve karşılıklı bağımlılıkla gelişen bir tarih bu.
Devlet, savunma ve otomotiv gibi kritik alanlarda yerli üretimi teşvik gerekçesi ile Koç Grubu'nu destekledi. Koç Savunma ve Ford Otosan gibi kuruluşlar bu işbirliğinin verimi oldu. Özelleştirmelerle semirdi, zamanla şirketin kombine gelirleri Türkiye milli gelirinin yüzde 10’una ulaştı.
Devletin KİT özelleştirme süreçlerinde Koç Holding önemli rol oynadı. TÜPRAŞ gibi büyük kamu işletmeleri bu dönemde holding bünyesine katıldı.
Siyasi iktidarlarla üst düzey temasları her dönem devam etti. MHP lideri Devlet Bahçeli ile Ali Koç arasındaki yakın temaslar ve Suna Kıraç'a verilen Devlet Üstün Hizmet Madalyası bu diyalogların sembollerindendir.
Vehbi Koç, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kuruluşundan itibaren partinin kayıtlı bir üyesiydi. Devlet partisine yakınlaşmakta sakınca görmemişlerdi. Ancak bu ilişki Demokrat Parti ile bir krize dönüştü. Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara gelmesiyle birlikte iş dünyasından CHP'li birçok isim DP'ye geçerken, Vehbi Koç ayak sürümüştü. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve DP'nin Başbakanı Adnan Menderes'in Koç'u DP'ye geçmeye zorlaması nedeniyle bazı tatsızlıklar yaşandı. Vehbi Koç bu siyasi baskılar nedeniyle 1928'den beri yürüttüğü Ankara Ticaret Odası Başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonra bir orta yol buldular, işler sıkıntısız devam etti.
1960’lı yıllarda sol bir rüzgâr esmeye başlayınca Koçlar da bu rüzgârı perdeleyecek ilişki arayışına girdi. Vehbi Koç’un 1967 yılında İlim Yayma Cemiyeti iftar yemeği organizasyonları bu arayışın ürünüydü. Gelenek halen Ali Koç tarafından sürdürülüyor. Ali Koç, dedesi Vehbi Koç'un yıllar önce başlattığı gelenek uyarınca İlim Yayma Cemiyeti ile ortaklaşa düzenlenen iftar ve öğrenci buluşması organizasyonlarında yer almaya devam ediyor. İlim Yayma Cemiyeti Türkiye gericiliğinin ve Laik Cumhuriyet düşmanlığının odaklarından biri.
Cuntanın emrinde
Türkiye gericiliği 12 Eylül darbesini sevinçle karşıladı. En sevinçlisi ise Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’tu. 12 Eylül'ün hemen ardından darbenin lideri Kenan Evren'e gönderdiği mektup, darbenin neyi amaçladığını ve kimleri rahatlattığını net şekilde gözler önüne sermeye devam ediyor. İşçi sınıfının örgütleri 12 Eylül darbesinin ardından kapatılmış, darbeyi destekleyen patronlar da böylece "derin nefes" almıştı.
Darbenin ardından Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un darbenin lideri Kenan Evren'e gönderdiği mektup şöyleydi:
“Yakalanan anarşistlerin ve suçluların mahkemeleri uzatılmamalı ve cezaları süratle verilmelidir. Polis teşkilatını teçhiz ederek ve kuvvetlendirerek imkanlar genişletilmeli, gerekli kanunlar bir an önce çıkarılmalıdır. İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar asgari hata ile çıkarılmalıdır. Bazı sendikaların Türk Devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler göz önünde bulundurulmalıdır. DİSK’in kapatılmış olmasından dolayı bir kısım işçiler, sendikal münasebetler yönünden bekleyiş içindedirler. Militan sendikacılar bu işçileri tahrik etmek ve faaliyeti devam eden sendikaların yönetim kadrolarına sızarak kendi davalarını devam ettirmek niyetindedirler. Bu durum bilinmeli, hazırlanacak kanunlarda gerekli tedbirler alınmalıdır. Komünist Parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır, bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri mutlaka engellenmelidir. Zatıalilerine ve arkadaşlarınıza muvaffakiyetler temenni ediyorum. Emrinize amadeyim.”
Bir Koç Fethullahçılarda diğeri MHP'de
Koç ailesinin AKP döneminde iktidar ortağı olan Fethullahçılarla ilişkisi de herkesin bildiği sırlardan. Ailenin erken ölen reisi Mustafa Koç’un 2014 yılında verdiği röportaj bu açıdan oldukça çarpıcı. Mustafa Koç bu röportajında, Türk ekonomisinin yüzde 10’luk kısmına önderlik ettiklerini ve bu bağlamda Cemaat ile ilişkileri olduğunu doğruluyor. Yine aynı röportajda, ABD ziyaretlerinde yaptıkları yüz yüze görüşmeden ve başka bir zamandaki telefon görüşmelerinden bahsediyor. Bunlar Koç Ailesi'nin Fethullahçılarla yakın ilişkiler içerisinde olduğunu doğruluyor.
Fethullahçıların bir etkinliği olan Türkçe Olimpiyatları 2003 yılından itibaren düzenlenmeye başlanmıştı. Olimpiyatlar tarikat açısından bir prestij ve meşruiyet kaynağıydı; bu organizasyonlar Türkiye sermaye sınıfının yayılmacı arzularıyla da örtüşüyor, yayılma kanallarına aracılık ediyordu. Olimpiyatlar, AKP-Cemaat ilişkisinin iyi olduğu günlerde, iktidar tarafından da açıkça destekleniyordu.
2013 yılında on birincisi düzenlenen olimpiyatların sponsorları arasında Koç Holding de bulunuyordu.
Koç Ailesi'nin, Fethullahçılarla ilişkisini gösteren asıl olay ise “Ananas Vakası” olarak biliniyor. Fethullahçılar Uganda’daki bir petrol rafinerisinin satışıyla ilgili Koç ailesine aracılık etmişti. Basında yer alan haberlere göre, tarikat Mustafa Koç’a Uganda anlaşmasını ve iyi ilişkileri simgelemek üzere bir ananas ve tespih göndermişti. Konuyla ilgili Fethullah Gülen ve bir yardımcısı arasında geçtiği iddia edilen görüşme de kamuoyuna yansımıştı. Kayıtta 2013 yılında Koç Holding’e ait Tüpraş'a yapılan maliye baskınından da bahsediliyor, konuyla ilgili Koç ailesinin önceden bilgilendirildiği ve ailenin de teşekkür ilettiği belirtiliyordu.
Bu haberler üzerine dönemin Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç bir röportaj vererek, Uganda’da herhangi bir rafineri ile ilgilenmediklerini belirtmiş, öte yandan cemaatten gelen ananas ve tespih hediyesini doğrulamıştı. Şöyle diyordu; “Bana ananas yollandı. Ben de aradım teşekkür ettim. Bu kadar basit. Bildiğiniz ananas yani, bu arada gayet de lezzetliydi…”
Ali Koç’un MHP aşkı ise Mustafa Koç’un Fethullahçı sempatisinden öte. Ali Koç, Fenerbahçe'deki başkanlık yarışında MHP ve Ülkü Ocakları’ndan gelen destek açıklamasına şöyle yanıt vermişti; “Benim MHP ile yakınlığım bilinen bir şey. Gönül bağım var.”
Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı Ömer Şanlı, sosyal medya hesabı üzerinden Devlet Bahçeli'yle bir fotoğrafıyla birlikte “Mensubu olmaktan onur duyduğum Milliyetçi-Ülkücü Hareketin bir neferi ve Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre Üyesi olarak; şahsım ve dava arkadaşlarım, gerçekleştirilecek Fenerbahçe Olağanüstü Kongresi’nde Sayın Başkan Ali Koç’a desteğimizin tam ve koşulsuz olduğunu tüm kamuoyuna ilan ederiz” paylaşımında bulunmuş, ardından MHP ve Ülkü Ocakları’na bağlı pek çok isim Koç’a yönelik desteklerini sosyal medyadan ilan etmişlerdi.
AKP ile yakın ilişkiler
AKP Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2025 yılında büyük patronlar Rahmi Koç ve Ali Koç'la Beştepe'de bir araya geldi, mutlu aile fotoğrafı verdi. Görüşme sonrası herhangi bir açıklama yapılmadı.
Bu mutluluk saçan fotoğraf içinde bir de Mısır bağlantısı saklıyordu. Erdoğan’ın “Müslüman Kardeşler”i tepelediği için düşman ilan ettiği Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi ile barışmak zorunda kalmasının ardından, 2022’de, Koç Holding şirketi Arçelik, Mısır'da beyaz eşya üretim tesisi inşa etmek için harekete geçmişti. Erdoğan açtığı kapıdan ilk onlar girmişti. Kapitalistler için barış da savaş da birer kâr kapısıydı. Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkiler yeniden büyükelçilik seviyesine çıkarılınca Koç ailesi için bir Saray ziyareti şart olmuştu. Bu fotoğraf o ziyaretin fotoğrafıydı.
Muhaliflik, laiklik, cumhuriyetçilik falan hepsi hikâyeydi. Ülkenin gericilik kuyusunun dibine itilmesinin baş sorumlusu Koç ailesiydi. Dinselleşmeyi onlar istemişti, uygulamasının arkasında onlar durmuştu. Onların istediği dinselleşmeyi silah zoruyla yürürlüğe koyan 12 Eylül cuntası özünde bir sermaye organizasyonuydu. Turgut Özal tarafından hazırlanan ve darbenin ekonomik programı olan 24 Ocak kararları ancak darbe ile solun ve işçi sınıfının direncinin kırılmasının ardından uygulanabilmişti. Darbeyi emperyalist başkentler ve TÜSİAD el ele vererek yapmıştı. Vehbi Koç’un darbenin ardından Kenan Evren’e gönderdiği ve “emrinize amadeyim” diye biten mektup bu iş birliğinin en açık kanıtıydı.
Bu desteğin ve işlerin semeresini hep aldılar ve almaya da devam ediyorlar. Koç Holding, AKP’li yıllarda Türkiye’nin en büyük holdingi haline geldi. Kendi deyişleriyle holdingin üzerine birkaç holding daha eklediler.
Peki, muhalefet iddiası neye dayanıyor? Elimizde birkaç örnek olay var. Yıl 2001. Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan’a isyan eden “Yenilikçiler” ile birlikte parti kurma hazırlığında. O tarihte ailenin reisi olan Rahmi Koç’a bu girişim hakkında ne düşündüğü soruluyor. ‘‘Bu iş para meselesidir’’ diyor, ‘‘Tayyip Bey'de çok para olduğunu öğrendik, 1 milyar dolar biriktirmişler, nasıl biriktirdilerse’’ diye devam ediyor. Rahmi Koç, Erdoğan'ın kendisini yenilediğine inanmadığını söylemeyi ihmal etmiyor. Bir tür sermaye sınıfına has geleceği görme yeteneği diyebiliriz. Eline “uluslar ötesi mahfillerde” bilgi notu tutuşturmuşlardır, tahmin edebiliriz.
Bu beyan üzerine küçük bir sürtüşme de oluyor. Erdoğan, Koç’u, iddiasını ispata davet ediyor. Nasıl ispat edecek? Koç Holding’den yapılan açıklamada, Rahmi Koç’un bu konuda özel bir bilgiye sahip olmadığı, medyadaki haberleri aktardığı vurgulanıyor. Sonra sulh sağlanıyor, AKP'li yıllara giriştir.
Mustafa Koç bu sürtüşmeler nedeniyle holdingin başına geçirildi. Bu nedenle büyük patronluğunun ilk yıllarında iyi ilişkiler kurduğu AKP'nin hedefi haline geldi, Fethullahçılara yakın olmakla suçlandı. Bir de “Beykoz Konakları toplantısı” var. İddiaya göre, Haziran Direnişi'nin sıcağında Mustafa Koç’un başını çektiği bir ekip Hüsamettin Özkan'ın Beykoz Konakları'ndaki evinde bir araya geldi. Konakta Aydın Doğan, Mustafa Koç ve o tarihte Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül gibi isimler de bulunuyordu. Yandaş medya Mustafa Koç'un AKP’ye karşı yeni bir siyasi oluşum peşinde olduğundan işkillenmişti. Direniş sırasında Divan Otel’in kapılarını vatandaşlara açan da o değil miydi?
Bu itiş kakış 17-25 Aralık döneminde bir kez daha yaşandı. Fethullah Gülen ile Mustafa Koç buluşmuş, ülke meselelerini konuşmuştu. Bu görüşme de kayda alınmıştı. Gülen, Mustafa Koç'a Divan Otel nedeniyle yapılan vergi denetimleri ile ilgili “bir şey yapamazlar” diyor, görüşmelerini de “büyük patrona duyurmaması” tavsiyesinde bulunuyordu. Telefonda Fethullah Gülen’e rapor veren kişi, Mustafa Koç’la görüştüklerini ve Gülen tarafından gönderilen tesbihi teslim ettiklerini anlatıyordu. Telefondaki ses Mustafa Koç'a gönderilen “ananası” da rapor etmeyi ihmal etmiyordu. Yandaşlara göre ananas, ballı ihalelerden birinin kod adıydı. Tapelerden birinde Erdoğan'ın Koç Holding'in aldığı gemi ihalesini iptal ettirmeye çalıştığı da anlaşılıyordu.
Mustafa Koç bu kavgadan birkaç yıl sonra kalp krizi geçirerek öldü. Öldüğü günden önceki gece Ankara’da Erdoğan’ın konuğuydu. Sarayda gerçekleşen kabulde, Mustafa Koç ile birlikte Ali Koç da hazır bulunmuştu. Görüşmeden sonra İstanbul'a döndü, oldukça mutlu görünüyordu. Mutluluğunun sebebi bilinmiyor. Tayyip Erdoğan’a sordular, şöyle anlattı: “Bir gün önce Mustafa Bey ve Ali Bey bendeydiler. Hatta şakalaştık. Kilo verme sürecini kendisiyle paylaştık. Hatta latife yaptık. ‘Ne yaptın alkolü azalttın mı’ dedim. ‘Azalttım’ dedi. ‘Bunu hepten bırak dedim’…” Bir de komşu ülkelerle ticari ilişkiler ve Altay Tankı projesi konuşulmuştu. Demek ki düzenin zirvesinde kavga tali, barış esastır.
Koç, 2003’e kadar dayanıklı tüketim malları üretip satıyordu. Amerika’nın en büyük otomobil üreticisi olan Ford’un Türkiye temsilcisiydi. Arada turizm alanına el atmıştı. Buzdolabı ve otomobil üretiyordu. Fakat en büyük sermaye grubu haline gelişleri AKP’li yıllarda oldu. Harp sanayine bu dönemde girdiler. Nurol Holdingi çıkardılar Koç’ları aldılar, Tayyip Erdoğan sayesindedir. Tüpraş, Yapı Kredi gibi bonusları saymıyoruz bile. Bu inanılmaz kârlar dönemidir. Mustafa Koç’tan sonra yerine geçen Ömer Koç da AKP iktidarıyla ilişkileri iyi tutmayı başardı. Holding AKP döneminde kârlılıkta rekorlar kırdı. Yoksullar arttıkça kârlar da arttı.
Bunun karşılığı büyük basın aracılığıyla, ki amiral gemisi Hürriyet’ti, Tayyip Erdoğan’ın ve dinselleşmenin desteklenmesidir. Tayyip Erdoğan’ı iktidara ve cumhurbaşkanlığına taşıyan Hürriyet gazetesi ve Aydın Doğan’dı. Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına geçirenler de onlardı. Aydın Doğan ise hep Koç ailesinin taşeronu oldu. Tabii muhalefette de seçilmişler var. Mustafa Sarıgül ve Hayri İnönü Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline aile tarafından tutuşturuldu. İstanbul Belediyesi’ne karşı hep bir duyarlılıkları vardı. Ekrem İmamoğlu da ailenin adamlarından biri olarak siyasal hayata atıldı.
Ekrem İmamoğlu hayata Koç gibi başladı
Koç ailesi Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu yanında bir de Ekrem İmamoğlu’na yatırım yaptı. Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un kenarındaki bir ilçenin belediye başkanlığından Büyükşehir Belediyesi'nin patronluğuna öyle zıpladı. Oradan da Cumhurbaşkanlığına yatay geçiş yapmaya hazırlanıyordu.
Tabii tek başına tanrının desteğinin bu iş için yetmediğini biliyoruz, yanı sıra sermaye desteği şarttır. İmamoğlu, Koç ailesinin üyeleriyle görünmekten hoşlanıyor. Erken göçen Mustafa Koç’un “yakın” arkadaşıydı. Beylikdüzü’ne başkan seçildikten sonra da Koç ailesiyle ilişkilerini sürdürdü, fotoğrafları var. Partisinin Genel Başkanı da çok seviyordu aileyi. 2018 yılında Ali Koç'u aday yapmayı arzu etti. Ailenin kapısını çaldı. Aile Ali Koç yerine Ekrem İmamoğlu’nu işaret etti. İmamoğlu vakası böyle ortaya çıktı.
Tayyip Erdoğan Ankara ve İstanbul belediye başkanlarını görevden alınca, adı geçen belediye meclislerinin yeniden başkan seçmesi gereği doğdu. Seçilme ihtimali olmasa bile, CHP’nin de aday göstermesi gerekiyordu ve o aday Ekrem İmamoğlu oldu. Hazırlıklıdır, defterde adı ilk sıraya yazılmıştır, rastlantı sayamayız.
İmamoğlu 2019 yılının 31 Mart’ında seçimi kazandı ama mazbatayı verir vermez geri aldılar. AKP İstanbul’u teslim etmek istemiyordu, hukuksuz bir biçimde seçimin yenilenmesine karar verdiler. Aile, İmamoğlu’nun kısa süren o ilk Büyükşehir Başkanlığına bir ziyaret sığdırmayı başardı. Mayısın ilk haftasında Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç ve Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Levent Çakıroğlu İmamoğlu’nu ziyaret etti. Bir saat hâl hatır sorup ayrıldılar, nezaket ziyaretiydi.
Bu tarihin dersi şuydu; politikacılar geçici Koç ailesi kalıcıydı. Kürkçü dükkanının sahibi onlardı. Yola yerli olarak çıkmışlar ve yolu en büyük işbirlikçi olarak tamamlamışlardı. Bu tarih onların desteğine ihtiyaç duyan politikacılara da yol gösteriyordu. İlerlemek için hem yerli hem işbirlikçi olmak şarttı.
/././
100 yıllık sömürünün gösterilmeyen bilançosu: Rahmi Koç'un anlattıkları ve anlatmadıkları -Emre Alım-
Koç Holding, 100. yılında gazete sayfalarında pembe bir başarı tablosu çizdi. Rahmi Koç anlattı, sömürünün üzerini örtmeyi denedi ama olmadı. soL, Koç'ların parlatılan o vitrin arkasında gizlediği ve çarpıttığı gerçeklere tarihsel kayıtlar ve ekonomik verilerle mercek tuttu.
Türkiye’nin en büyük sermaye grubu Koç Holding, bu yıl 100. kuruluş yıl dönümünü kutluyor. Bu kutlama zincirinin medya ayağındaki en dikkat çekici halkası ise geçtiğimiz günlerde Oksijen gazetesinin adeta bir "Koç Gazetesi" işlevi görerek çıkardığı iki ayrı özel ek oldu.
Gazetenin neredeyse tüm kadrosunun holdinge övgüler dizdiği bu çalışmada en çok geniş kapsamlı Rahmi Koç röportajı dikkat çekti. Holdingin krizlerden nasıl "muaf" kaldığını, siyasetten güya nasıl uzak durduğunu ve vergi "fedakarlıklarını" parlatma görevi Koç'ların en büyüğüne düştü.
Ancak parlatılan bu vitrinin arkasında farklı bir gerçeklik yatıyor. soL, Rahmi Koç’un röportaj boyunca öne sürdüğü iddiaları, çarpıtmaları ve "nasihat" adı altında sunduğu alayları tarihsel kayıtlar ve güncel ekonomik verilerle masaya yatırdı.
TÜPRAŞ'ın özelleştirme öyküsünden holding şirketlerinin binde birlerde kalan fiili vergi oranlarına kadar, 100 yıllık bu hikayenin arkasındaki gerçekleri gözler önüne seriyoruz.
Koç bu güce nasıl erişti?
Koç Holding bugün kendi başına bir sektör gibi işliyor. Cirosu 105 milyar dolar. Türkiye’nin ihracatının yüzde 7’sini gerçekleştiriyor.
Rahmi Koç, röportajda geldikleri konumu şöyle özetliyor: Kaygan zeminde iş yapma kabiliyetimiz var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım. Bu ‘gücün kadar konuş’ dönemi. Gerek memleket gerek dünya ekonomisindeki iniş çıkışlara karşı muafiyet kazandık. Kriz zamanında yapılan yatırımlar kriz geçince devreye girer ve sizi daha güçlü yapar.
Rahmi Koç kısmen haklı. Mesela enerji krizi ve peş peşe gelen akaryakıt zamları yurttaşın belini bükerken, Koç Holding'e ait TÜPRAŞ 2026 yılının ilk çeyreğinde kârını katladı. Şirketin net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 bin 820 oranında arttı.
Koç’un haksız olduğu kısım anlatmadıklarında gizli.
O “iniş çıkışlara karşı kazanılan muafiyet”lerin arkasında kamu malının gasp edildiği bir özelleştirme öyküsü var.
TÜPRAŞ Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu. Bu dev kuruluş 2005 yılına kadar kamuya aitti. AKP ise stratejik öneme sahip rafineriyi 4,5 yıllık getirisi karşılığında Koç-Shell ortaklığına sattı. İlerleyen yıllarda Shell de hisselerini Koç'a devretti.
Özelleştirme sonrası, akaryakıtta ithalat bağımlılığı arttı, bu da halkın enerji maliyetlerini ve genel fiyat düzeyini yükseltti.
Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan ve bir dönem kamu malıyken Koç Holding’e devredilen TÜPRAŞ, enerji krizinin yaşandığı bu dönemde sermaye grubunun en büyük kâr kapısı olmaya devam ediyor.
Her devrin patronu
Rahmi Koç’un söyleşisinde dikkat çeken bir noktaysa siyasete ilişkin sözleri.
Neredeyse klişeleşmiş bir önkabul var: “Koç’lar siyasetten ve medyadan uzak durur.”
Medyadan uzak durmadıklarının en büyük ispatı, bizzat bu yazının konusu olan söyleşi.
Koç Holding, halihazırda 64 sayfa çıkan bir gazeteye 72 sayfalık “özel sayı” hazırlatabilecek, muhabirinden köşe yazarına neredeyse gazetenin tüm kadrosuna kendi “halkla ilişkiler” faaliyetlerini yaptırabilecek bir “güce” sahip.
Siyaset ayağındaysa Rahmi Koç yine babasına atıfta bulunuyor: “Babamız ‘Katiyen politikaya girmeyin’ dedi. Kırmızı çizgisiydi. Biz de buna harfiyen uyduk.”
Peki, gerçekten öyle mi?
Kronolojik gidelim.
Türkiye ekonomisinde ve sermaye yapısında belirleyici bir güce ulaşan Vehbi Koç’un siyasetle olan ilişkisi, Cumhuriyet’in ilk çeyreğindeki siyasal ortamın derin izlerini taşıyor. Vehbi Koç, tek parti dönemi boyunca CHP üyesi olarak faaliyet gösterdi ve parti bünyesinde çeşitli görevler üstlendi. Koç’un CHP ile kurduğu bu ilişki, bir iş insanı olarak devlet ilişkilerinden ve olanaklarından yararlanma güdüsüyle biçimlendi.
Vehbi Koç, İsmet İnönü ile birlikte.Koç’ların göstermelik “cumhuriyet” sevdasının kaynağı da bu yıllara dayanıyor.
Rahmi Koç’a sorulduğunda “Vehbi Bey çok sıkı Atatürkçüydü, Cumhuriyetçiydi. Atatürk Cumhuriyet Bayramları’nda Ankara Palas’ta balo verirdi. Erkekler frak, kadınlar tuvalet giyerlerdi, annem ile babam da giderlerdi” diyor.
Ancak baloların ötesi var. Koç’u holdingleştiren sermaye birikim sürecindeki en büyük etmen, doğrudan devletle kurduğu bu ilişkiler ağı ve devlet taahhütleri oldu. Bu durumun en somut örneği, doğrudan Vehbi Koç’un kendi anlatımıyla aktarılan Marsilya kiremitleri hikayesi.
Vehbi Koç, 1952 yılında 20. Asır dergisine verdiği röportajda, hayatının dönüm noktasını ve devletle olan ticari bağını şu ifadelerle açıklıyor: Benim hayatımın inkişafı Atatürk devrinde başlamıştır. Ankara hükümet merkezi olunca inşaat işleri birdenbire arttı. Ben de derhal vaziyeti kavrayarak kösele ve kundura levazımı işini bıraktım, inşaat malzemesi getirmeye başladım. Bu arada bir parti Marsilya kiremiti de getirtmiştim. Babam bunu görünce beni azarladı: 'Marsilya kiremiti Ankara'da satılır mı, çocuk!' dedi. Kiremitlere bağladığım sermaye hakikaten aylarca dondu kaldı. Fakat bir gün Ankara'da müthiş bir fırtına koptu. Birçok binalar gibi Millet Meclisi'nin damındaki kiremitler de paramparça olmuştu. O zamanlar Meclis'in daire müdürü Rüştü Bey mağazaya gelmişti. Dükkândaki Marsilya kiremitlerini görünce şaşırdı kaldı ve hepsini alıp gitti.
Ankara Numune Hastanesi inşaatı. Vehbi Koç'un ilk büyük taahhüt işi. -1933Marsilya kiremitleri ticareti ve bu süreçle birlikte ufak ufak başlayan devlet taahhüt işleri, ilerleyen yıllarda Koç Holding’in temel taşlarını oluşturdu.
CHP devri kapanınca Koç, dümeni Demokrat Parti’ye kırdı.
1950 seçimlerinde CHP iktidardan düştü. Demokrat Parti dönemi başladığında Vehbi Koç’a davet gecikmedi.
Hayat Hikâyem başlıklı otobiyografisinde CHP’den DP’ye transferini, “korkak bir davranış” olarak niteleyen Vehbi Koç, aslında siyasetle kurduğu ilişkinin kâr uğruna değişebileceğini açıkça ifade ediyordu.
Vehbi Koç, Adnan Menderes ile birlikte. -1956 Bu ilişkilerin bir sonucu olarak özellikle 1970’li yıllarda Koç ailesi, siyasetten uzak durmak bir yana partiler üstü bir konuma erişti.
Dönemin hükümetleri ve siyasetçileri, Koç’ların seyrek ama ağırlıklı eleştirilerine doğrudan kulak veriyordu. Vehbi Koç, tıpkı çocuklarına yolladığı öğüt ve tavsiye mektupları gibi, dönemin başbakanlarına ve bakanlarına da doğrudan mektuplar göndererek ekonomik ve siyasi süreçlere dair taleplerini ve görüşlerini iletiyordu.
Öyle ki Koç Holding devletle olan ilişkilerini daha kolay bir biçimde yürütebilmek amacıyla kendi bünyesinde doğrudan bir “Hükümetle İlişkiler Departmanı” kurdu. Bu kurumsal oluşum, Vehbi Koç’un devletle olan ilişkilerinin de belli bir plan ve örgütlülük içinde yürütülmesi ilkesine dayanıyordu.
Vehbi Koç, Celal Bayar ile birlikte. -1985'Cumhuriyetçi' Koç'lar gericilerin izinde
Tablo o günlerden bugünlere değişmedi. Örneğin bakanların elinden baklava yiyen Ali Koç, daha 9 ay önce iktidar ortağına olan sempatisini de şu sözlerle açıkça dile getirdi: Benim MHP ile yakınlığım bilinen bir şey. Gönül bağım var. Bizim camiamızda böyle şeyler pek hoş karşılanmaz. Bu konuda çok mesaj aldım.
Koç’ların teması sadece partilerden ibaret değil. AKP Türkiye'sinde siyasetin organik bir unsuru haline gelen cemaatlerle de güçlü bağlara sahipler. İlim Yayma Cemiyeti ile 1967’de kurulan ilişkiler bugün hâlâ sürdürülüyor.
AKP'li Mustafa Varank Abu Dabi'de Ali Koç'a eliyle baklava yedirirken.Koç'lar ne kadar vergi ödüyor?
Rahmi Koç, röportajda Türkiye'de vergi ödememenin bir norm haline geldiğini iddia ederek mevcut durumdan şikayet etti. Ancak veriler, holdingin en büyük şirketlerinin ödediği fiili vergi oranları ile çalışanların sırtındaki vergi yükü arasındaki devasa uçurumu açıkça ortaya koyuyor.
Önce Rahmi Koç’un sözlerine kulak verelim: Türkiye’de ödenen verginin yüzde 8’ini biz ödüyoruz. Bir zamanlar Gayrisafi Milli Hasıla’nın yüzde 9’unu yapardık. Verginin yüzde 11’ini öderdik. Özal zamanında bir çalışma yapılmıştı. Herkes vergisini düzenli ödese, vergi oranlarını indirmek mümkün olurdu. Çok enteresan. Şimdi vergi ödememek, kaçırmak demiyorum, bir norm haline geldi. Bunu çok tehlikeli buluyorum.
Şimdi de vergi ödememeyi “tehlikeli” Rahmi Koç’un şirketlerine bakalım. İstanbul Sanayi Odası verilerine göre, 2025 yılında TÜPRAŞ yıllık 830 milyar lira gelir elde ederken bu dönemde 29,5 milyar lira net kâr açıkladı. Ford Otosan ise aynı yıl 831 milyar lira gelir sağlarken net kârını 34 milyar lira olarak duyurdu. Koç ailesinin elindeki bu iki dev şirketin 2025 yılında ödediği toplam kurumlar vergisi tutarıysa yalnızca 2,7 milyar lira oldu.
Bu veriler ışığında holding şirketlerinin elde ettikleri gelirlere oranla ödedikleri vergi miktarı incelendiğinde, TÜPRAŞ’ın 2025 yılında ödediği kurumlar vergisinin toplam cirosuna oranının binde 3 düzeyinde kaldığı görülüyor. Ford Otosan için ise bu oran on binde 2 olarak gerçekleşti.
Koç’un ödediği bu vergi oranları, aynı dönemde çalışan bir işçinin ödediği vergi ile kıyaslandığında büyük bir uçurum barındırıyor. Asgari ücretin 22 bin lira olduğu 2025 yılında, net ücreti yaklaşık 35 bin lira olan bir işçi, yıl boyunca toplam 94 bin lira doğrudan vergi ödedi.
TÜPRAŞ ve Ford Otosan işçi sistemiyle vergilendirilmiş olsaydı, bu şirketlerin şu an ödediklerinden tam 109 kat daha fazla vergi ödemeleri gerekecekti.
Holdinglerin ödediği vergi oranlarının bu seviyede kalmasının arkasında yasal muafiyetler ve teşvikler yer alıyor. Koç Holdingin toplam gelirlerinin yüzde 35’ini tek başına yaratan en büyük şirketi TÜPRAŞ’a, uygulanan politikalar doğrultusunda kurumlar vergisinde yüzde 90 indirim yapıldı. Bu yolla, yüzde 25 olan resmi kurumlar vergisi oranı fiilen yüzde 2,5’a çekilmiş oldu. Holding bünyesindeki bir diğer büyük üretici olan Arçelik’e de benzer vergi teşviklerinin verildiği resmi raporlarda yer alıyor.
Yani Koç’un ödemekle övündüğü vergi, buzdağının görünen yüzü. Bahsi geçmeyen tarafta iktidarın daha baştan Koç’lardan almaktan vazgeçtiği dev bir vergi yığını var.
İnciler ve gerçekler...
Rahmi Koç, çarpıtmalarla dolu söyleşisinin sonunda halka nasihatler vermeyi de ihmal etmedi.
Fakat bu nasihatlerin de gerçeklikle bağı epey zayıf.
İşte Rahmi Koç’tan inciler ve gerçekler. Profesyonel mi yoksa patron mu olacaksınız, buna karar verin. Uykusuz geceler mi, yoksa rahat bir uyku mu?
Rahmi Koç yüzyıllara uzanan sınıf çelişkisini basit bir kariyer tercihi gibi pazarlarken eski bir masalı fısıldıyor. Güya patronluk ağır bir yük, uykusuz geceler demek, ücretli bir "profesyonel" olmak ise huzurlu bir uyku... Oysa her sabah Koç’un fabrikalarına, plazalarına ve tersanelerine ömrünü bırakan milyonlarca emekçi, Rahmi Koç’un tahayyül ettiği o pembe uykuyu çoktan unuttu. İşçi sınıfı, patronların vadettiği huzuru değil kira cenderesinin, faturaların ve her an kapıya konma riskinin yarattığı gerçek uykusuzluğu yaşıyor.
Dünyanın dört bir yanında yüz binlerce işçinin emeğini sömürdükten sonra dönüp "bizim de gecemiz uykusuz" demek, kendi uykusuzluğunu ancak kasadaki milyarları sayma meşgalesiyle açıklayabilecek bir sınıfa yakışacak türden bir alaycılık.
https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-06/filmim4.mp4
Rahmi Koç'un Göcek tatilinden bir gün...
Zira güncel veriler, geceleri kimin rahat uyuduğunu gayet net özetliyor. Koç Holding, halkın yoksullaştığı kriz ikliminde bile 2025 yılını yüzde 1188’lik devasa bir artışla 22 milyar lira konsolide net kârla kapattı.
Aynı esnada TÜİK’in istatistiklerine göre nüfusun yüzde 60'ı açlık sınırının altında kalarak temel gıdalara bile ulaşamadı. Gireceğiniz sektörü iyi seçin. İmkân varsa o sektörde başarılı bir firmada çalışın.
Rahmi Koç sanki memleketteki milyonlarca genç emekçinin önünde rengarenk bir "sektör menüsü" varmış gibi buyuruyor.
Koç’un başında olduğu kapitalizmin bizzat ürettiği ve büyüttüğü o muazzam yedek işçi ordusu kapıda beklerken, iki üniversite bitirmiş gençler bile kuryelik ya da market işçiliği arasında "sektör seçimi" yapmaya zorlanıyor.
Bugün Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30 civarında seyrederken ve milyonlarca insan sadece nefes alabilmek için herhangi bir işe ihtiyaç duyarken, "başarılı firma beğenme" lüksü Rahmi Koç’un fantezisinden ibaret. Fazla borca girmeyin, hesabınızı iyi yapın. Para kazanınca memleketinize faydanız olsun.
"Fazla borca girmeyin" nasihati, geçim derdindeki milyonlarca emekçiye "porsiyonları küçültün" demekten farklı değil. Veriler, halkın hesapsızlıktan değil, düpedüz hayatta kalabilmek için bankalara mahkum edildiğini gösteriyor. Türkiye’deki toplam kredi kartı sayısı 143,4 milyona ulaşmış durumda.
Enflasyonun kartları, kartların ise borçları patlattığı bu düzende halkın payına kazanç değil, devasa bir sömürü bakiye kalıyor. Ocak 2026’da kartlarla yapılan toplam harcama tutarı, Ocak 2025’teki 1,4 trilyon lira seviyesinden yıllık bazda yüzde 44,5 artarak 2 trilyon 74 milyar lirayı gördü. Karşınızdakinin sizin kadar akıllı olduğunu unutmayın.
Rahmi Koç nihayet doğru bir noktaya parmak basıyor. Karşı karşıya oturduğu, fabrikalarında ömrünü tüketen, plazalarında dirsek çürüten o işçi sınıfı en az onun kadar, hatta ondan çok daha akıllı. Zira onlar, Rahmi Koç olmadan o fabrikaların tıkır tıkır çalışacağını, makinelerin döneceğini, hayatın akacağını biliyor.
O işçiler bir kez örgütlenip ayağa kalktığında, Rahmi Koç karşısında "akıllı" bir muhataptan fazlasını, sömürü düzenini sarsacak bir güç buldu, bulacak.
Rahmi Koç’un hafızasını tazelemek gerekirse, bu toprakların egemenleri işçi sınıfının aklını ve öfkesini en iyi 15-16 Haziran 1970’te tecrübe etmişti. Emekçiler hakları için İzmit’ten İstanbul’a barikatları yıka yıka yürüdüğünde, üretimi durdurup sokakları zapt ettiğinde, patronlar akıl oyunları oynamaya pek vakit bulamamıştı. O günlerde panikle uçaklara sığınan Rahmi Koç’un sınıfdaşlarını tarih unutmadı...
/././
soL



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder