BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -6 Ağustos 2026-

CHP İlçe Başkanı olarak atanan isim 8 ay önce AKP rozeti takmış -İsmail Arı-


CHP’nin mutlak butlan yönetimi tarafından Arnavutköy İlçe Başkanı olarak atanan Savaş Aras’ın aralık ayında AKP rozeti taktığı ortaya çıktı. BirGün’ün ulaştığı Aras, rozet taktığını doğrulayarak, “Nezaketen taktım” dedi.  https://www.birgun.net/haber/chp-ilce-baskani-olarak-atanan-isim-8-ay-once-akp-rozeti-takmis-727848

***

Rüşvetçi hâkim suçüstü yakalanmış -İsmail Arı-


Danıştay, FETÖ şüphelisini serbest bırakma karşılığında rüşvet alırken yakalanan ve bir şirketin kayyum kararını "Ucuza altı daire" karşılığında kaldıran hakimin açtığı özlük haklarının iadesi davasını reddetti.  https://www.birgun.net/haber/rusvetci-hakim-sucustu-yakalanmis-727749

***

Nilda Müge Şahin cinayeti: Katil, cinayetten 9 gün önce uzaklaştırma kararı verilerek serbest bırakılmış



Şişli'de eskiden birlikte olduğu Nazir Ilgın tarafından katledilen 26 yaşındaki Nilda Müge Şahin'in, tehdit edildiği gerekçesiyle cinayetten 9 gün önce polise başvurduğu, katil hakkında uzaklaştırma kararı çıkarılmasına rağmen adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı ortaya çıktı. Ilgın'ın gözaltına alınması için çalışmalara devam ediyor. https://www.birgun.net/haber/nilda-muge-sahin-cinayeti-katil-cinayetten-9-gun-once-uzaklastirma-karari-verilerek-serbest-birakilmis-727792

***

Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişme: Barajda not ve makas bulan iki dalgıç tutuklandı 

Dersim'de 2020'den bu yana kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında dikkat çeken bir gelişme yaşandı. Bilirkişi raporunun ardından, baraj gölünde not ve makas bulduklarını beyan eden iki su altı dalgıcı, "delil karartma" suçlamasıyla tutuklandı. https://www.birgun.net/haber/gulistan-doku-sorusturmasinda-yeni-gelisme-barajda-not-ve-makas-bulan-iki-dalgic-tutuklandi-727788

***

Resmi Gazete’de yayımlandı: Kritik yeşil pasaport kararı 

Anayasa Mahkemesi bazı kamu görevlilerine verilen yeşil pasaporta ilişkin başvuruda kritik bir karar verdi. Mahkeme başvuruyu reddetti. Karar, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Yeşil pasaport olarak bilinen hususi damgalı pasaporttan kamu belirli kamu görevlileri ile şartları sağlayan ihracatçılar ve bu kişilerin aileleri faydalanabiliyor. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi belediye başkanlarının hususi damgalı (yeşil) pasaport alabilmesi için aranan "birinci derece kadro ile emekliliğe hak kazanmış olma" şartının Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ederek Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Anayasa Mahkemesi ise itirazı reddetti. EŞİTSİZLİK İDDİASI  AYM’ye başvuran mahkeme, kuralın hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığını, çünkü şartın uygulamada duraksamaya yol açabilecek şekilde düzenlendiğini kaydetti. İtirazda, kamu görevlisi statüsü dışında çalışan öğretim üyelerine daha esnek koşullar tanınmışken belediye başkanları için çok daha katı bir şart getirilmesi, aynı ya da benzer konumdaki kişiler arasında eşitsizliğe yol açtığı ileri sürüldü. İncelemeyi somut olayla sınırlı tutan AYM yalnızca ilk defa 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olan - yani 2008 Ekim ayından sonra memur statüsünde göreve başlayan - belediye başkanları yönünden esasa girdi. AYM KABUL ETMEDİ AYM, açıkladığı gerekçeli kararında itirazı kabul etmedi. Kararda belirlilik ilkesi bakımından, kuralın belediye başkanlarının hangi şartlar altında hususi damgalı pasaport alabileceğini açık ve net biçimde ortaya koyduğu, dolayısıyla hukuki belirsizlikten söz edilemeyeceği ifade edildi. Mahkeme, hususi damgalı pasaportun sağladığı imkanların bir "ayrıcalık" niteliğinde olduğuna işaret ederek her Türk vatandaşının zaten umuma mahsus pasaportla yurt dışına çıkabildiğini hatırlattı. Eşitlik ilkesi yönünden ise AYM, 5434 sayılı (eski) Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olanlarla 5510 sayılı Kanun'un 4/1-c bendi kapsamında sigortalı olanların baştan itibaren farklı sosyal güvenlik rejimlerine tabi olduğunu belirtti. Bu iki grup karşılaştırılabilir/benzer durumda sayılamayacağından, aralarındaki farklı muamelenin eşitlik ilkesini zedelemediğine karar verildi.

***

Kamu Başdenetçisi’nden Diyanet’in mülakatı hakkında ‘Cevaplar kayıt altına alınmalı’ kararı -Okan Yücel- 


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği Kuran kursu hocalığı sınavının mülakat sonucuna itiraz eden adayın başvurusunu değerlendiren Kamu Başdenetçisi, mülakatlar öncesinde soru ve cevap anahtarlarının hazırlanması, adayların cevaplarının yazılı olarak kayıt alınması ve komisyon üyelerinin adaya verdiği puanların gerekçelerinin ayrı ayrı kayıt alınması yönünde Diyanet İşleri Başkanlığı’na tavsiye kararında bulundu.  https://www.birgun.net/haber/kamu-basdenetcisinden-diyanetin-mulakati-hakkinda-cevaplar-kayit-altina-alinmali-karari-727883

***

LGS raporunda çocukların ilk tercihi akademik liseler -Feray Aytekin Aydoğan- 

Algı hakikatin yerini aldığında gerçeğin ne olduğu silikleşir, önemsizleşir. Önemli olan halkın neye inandırıldığıdır. Bu yöntem eğitimde izlenen genel bir hat oldu. LGS sonuç raporunda öne çıkarılan vurgular da hakikatin görünmez kılınma çabası.

Liselere geçiş sistemi sonuç raporunda yerel (sınavsız) yerleştirmede öğrencilerin %94,53’ünün ilk üç tercihinden birine yerleşmesi, istedikleri okula yerleştikleri algısı yaratılmaya çalışılarak vurgulanmış. Gerçek ise öğrenciler yerel yerleştirmede aynı okul türünden en fazla üç okul yazabiliyor. Bu oran o yüzden yüksek çıkıyor. İstemedikleri okul türüne zorunlu kalmamak için ilk üç tercihlerine tercih etmek durumunda kaldıkları okulları yazıyorlar.

Sınavla alan okullarda 8 bin 432 kontenjan boş kalmış. Ancak kontenjanı boş alan okulların hangi okul türü olduğu raporda belirtilmemiş. Sınav sistemi değiştiği tarihten itibaren akademik liselerin kontenjanları düzenli olarak azaltılırken meslek ve imam hatip liselerinin kontenjanları arttırıldı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da sınavla öğrenci alan akademik liselerin (fen, anadolu, sosyal bilimler) kontenjanları azaltıldı. Kontenjan yetersizliğinden kaynaklı akademik liselere yerleşemeyen çocukların imam hatip ve meslek liselerine zorunlu bırakıldığı bir sistem inşa edildi. Kontenjanı boş kalan okulların hangi okul türleri olduğunun açıklanmaması da gerçeğin gizlenmesi. Hangi okul türlerinin kontenjanlarının boş kaldığı neden raporda yer almamaktadır?

∗∗∗

Ortaokul ve imam hatip ortaokulu mezunu öğrencilerin çoğunluğunun ilk tercihi fen liseleri oldu. Öğrencilerin çoğunluğunun birincil tercihi akademik eğitim veren fen liseleri ve yine ortaokul mezunlarının ikinci tercihi Anadolu liseleri iken zorunlu meslek liselileşme ve zorunlu imam hatipleşme tercih dayatmaları çocuklara yaşatılmıyormuş gibi bu “zorunlu bırakılma durumunun” yerleştirme sonuçlarındaki etkisinin raporda yer almaması da gerçeğin görünmez kılınmaya çalışılmasıdır.

Yerel (sınavsız) yerleştirmede liselere yerleşmeye çalışan çocukların oranı yüzde 85. Aynı okul türünden en fazla üç tercih yapma zorunluluğu ve okul ve kontenjan yetersizliğinden kaynaklı akademik liselere yerleşemeyen büyük çoğunluğun yaşadığı sorunlara ilişkin de raporda tek vurgu yok. 5-14 Ağustos tarihleri arasında nakil tercih başvuruları ve yerleştirmeleri yapılacak. Nakillerde de istedikleri okul türüne akademik liseye kontenjan yetersizliğinden yerleşemeyen çocukların 17-28 Ağustos tarihler arasında il/ilçe komisyonları tarafından kontenjanları boş olan okul türlerine “zorunlu” yerleştirmesi yapılacak. Binlerce çocuk yine istemedikleri okul türünde okumak zorunda bırakılacak veya özel okullara mecbur bırakılacak ya da örgün eğitim dışına çıkacak.

∗∗∗

Sınavla öğrenci alan okullarda %5’lik dilimde yer alan öğrencilerin %52,16’sı fen lisesine, %40,55’i Anadolu lisesine, %5,98’i Anadolu imam hatip lisesine, %1,27’si mesleki ve teknik Anadolu lisesine yerleşmiştir. Yalnızca bu tablonun kendisi çocukların gelecek yaşantısını değiştirmek için biricik umudun akademik liselerde eğitim olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bu son derece açık bir hakikat ve iken zorunlu meslek liselileşme ve zorunlu imam hatipleştirme politikalarının olumsuz sonuçlarına karşı da tek bir ifade yok.

Yine yüzde 5’lik dilimdeki öğrencilerin büyük çoğunluğu %92,93’ü yaşadıkları ildeki okullara yerleştirilmiş. Bu durumun nedenlerine ilişkin de bir değerlendirme, bilgi raporda yer almamaktadır. Örneğin çocukların barınma olanaklarına, yatılılık kontenjanların yeterliliğine/ yetersizliğine ilişkin verilere hiç yer verilmeden sayısal sonuçların paylaşımıyla sınırlı cümleler yer alıyor. Oysa her yıl artan yoksulluğun sonucu çocukların il/okul tercihlerini belirleyen temel nedenler barınma, yemek, ulaşım sorunları. Lise tercihlerinde de üniversite tercihlerinde temel belirleyici kamusal hakların tahribatı.

∗∗∗

Her merkezi sınav sonucu raporu eğitimde öğrencilere yaşatılan eşitsizliğin tablosunu tüm algı çalışmalarına rağmen ortaya koyuyor. Aynı sınavda aynı sorularla baş başa bırakılan çocuklar eşit koşullara sahipmiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Okulların kontenjanlarının büyük çoğunluğu meslek liseleri ve imam hatip liseleri kontenjanlarından oluşuyorken çocukların bir seçme hakkı varmış gibi yerleştirme sonuçları açıklanıyor. Hiçbir çocuk istemediği okul türüne “zorunlu” yerleşmek veya istediği okul türünde okuyabilmek için eğitimi satın almak zorunda bırakılamaz. Her çocuğun kamusal, eşit, bilimsel, nitelikli eğitim hakkı yurttaşlık hakkıdır.

/././

Trabzon Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç'ten Salah transferi için 30 milyonluk forma desteği: Bu faturayı kim ödüyor?-Eren Tutel- 

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Muhammed Salah transferinin ardından 6 bin 661 forma satın alacağını açıkladı. Yaklaşık 30 milyon lirayı bulan kampanyada yanıtlanması gereken temel soru ortada duruyor: Parayı kim verecek, formalar kime dağıtılacak ve bu organizasyon neden belediye başkanlığı makamı üzerinden yürütülecek?

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Muhammed Salah transferinin ardından 6 bin 661 forma satın alınacağını açıkladı.

Yaklaşık 30 milyon lirayı bulan kampanyada yanıtlanması gereken temel soru ortada duruyor: Parayı kim verecek, formalar kime dağıtılacak ve bu organizasyon neden belediye başkanlığı makamı üzerinden yürütülecek?

Trabzonspor’un Muhammed Salah’ı kadrosuna katması, kentte büyük bir heyecan yarattı. Taraftarların formaya, kombineye ve bilete yönelmesi son derece anlaşılır. Bir futbol kulübünü ayakta tutan, her şeyden önce taraftarının gönüllü desteği.

Ancak Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in açıkladığı kampanya, basit bir taraftarlık gösterisi olarak görmek pek mümkün değil.

YANITLANMASI GEREKEN SORULAR

Genç, Trabzonspor’a destek amacıyla 6 bin 661 forma satın alınacağını duyurdu. Bir formanın 4 bin 500 liradan satıldığı düşünüldüğünde kampanyanın toplam bedeli 29 milyon 974 bin 500 liraya ulaşıyor. Yaklaşık 30 milyon liralık bir satın alma var.

Bu ölçekteki bir organizasyon, “Trabzonspor sevgisi” denilerek geçiştirilemez. Başkan Genç’in öncelikle kamuoyuna açık biçimde yanıtlaması gereken sorular bulunuyor.

Formalar belediye bütçesinden mi alınacak, belediye şirketleri mi devreye sokulacak, iş insanlarından mı para toplanacak, yoksa belediyeyle iş yapan firmalardan mı destek istenecek?

Satın alınan 6 bin 661 forma kime, hangi ölçütlere göre ve hangi yöntemle dağıtılacak?

Ortada belediye adına verilmiş bir satın alma kararı varsa bunun hukuki ve idari dayanağı nedir?

ÖNCEKİ SÖZLERİ KUŞKUYU BÜYÜTÜYOR

Bu soruların sorulması bir varsayıma değil, Ahmet Metin Genç’in daha önce yaptığı açıklamalara dayanıyor.

Genç, Eylül 2025’te Trabzonspor’a verilen desteğin kaynağı sorulduğunda belediye bütçesinden kulübe doğrudan yardım yapılmasının yasal olarak mümkün olmadığını söylemişti.

Ardından Trabzon’daki iş insanlarından, dostlarından ve dikkat çekici biçimde “belediyeye iş yapan firmalardan” Trabzonspor’a destek olmalarını rica ettiklerini anlatmış bu kişilere kart ve forma aldırdıklarını açıklamıştı.

Tam da bu nedenle yeni kampanyanın finansmanı en küçük ayrıntısına kadar açıklanmalı.

Belediyeden ihale alan, hakediş bekleyen veya ruhsat, imar ve izin süreçlerinde belediyeyle ilişkisi bulunan şirketlerden “rica” yoluyla para istenmesi, sıradan bir bağış çağrısı değil.

BELEDİYE BAŞKANI KULÜBÜN KAMPANYA SORUMLUSU DEĞİL

Trabzonspor, kentin en önemli değerlerinden biri. Ancak Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile Trabzonspor aynı kurum değil.

Biri yurttaşların vergileriyle çalışan bir kamu kurumu, diğeri ise profesyonel futbol ekonomisinin içinde faaliyet gösteren özel bir spor kulübü.

Belediye başkanının görevi, yıldız bir futbolcunun transfer maliyetine dolaylı kaynak yaratmak ya da kulübün forma satışlarını artırmak değil.

Belediye başkanının görevi, kentin ulaşımından altyapısına, sosyal yardımlarından içme suyuna kadar kamusal hizmetleri eşit ve şeffaf biçimde yürütmek.

Üstelik Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin 2026 yılı bütçesinde yalnızca faiz giderleri için öngörülen tutar 929 milyon liraya ulaşmış durumda.

Ahmet Metin Genç de bu rakamın oldukça yüksek olduğunu ve faiz yükünün azaltılması gerektiğini kabul etmişti.

Böylesine ağır bir mali tablo içinde belediye başkanının yaklaşık 30 milyon liralık forma kampanyasıyla öne çıkması, yönetsel önceliklerin sorgulanmasını kaçınılmaz kılıyor.

Trabzon’da ekonomik krizle boğuşan, 4 bin 500 liralık bir formayı alamayan binlerce insan bulunuyor. Belediye yönetiminin görevi bu insanları tüketim kampanyasına çağırmak değil, onların yaşamını kolaylaştırmak.

TARAFTARLIK KİŞİSEL, KAMU GÖREVİ KAMUSAL

Ahmet Metin Genç elbette Trabzonspor taraftarı olabilir. Kendi parasıyla bir, on veya yüz forma da satın alabilir. Ancak belediye başkanlığı makamını kullanarak 30 milyon liralık bir kampanya ilan ettiği andan itibaren konu kişisel taraftarlık olmaktan çıkar.

Artık burada kamu gücü, siyasi görünürlük ve ekonomik ilişki ağı var.

Bu kampanya gerçekten özel bağışlarla karşılanacaksa bağışçıların kimlikleri ve verdikleri miktarlar açıklanmalı. Belediyeyle ticari ilişkisi bulunan şirketlerin kampanyaya katılıp katılmadığı duyurulmalı.

Formaların kimlere verileceği, dağıtımda hangi ölçütlerin uygulanacağı ve organizasyonun belediyeye herhangi bir maliyet çıkarıp çıkarmadığı kamuoyuyla paylaşılmalı.

Aksi durumda “Trabzonspor’a destek” adı altında yürütülen çalışma, kulüp sevgisinin belediye başkanı için siyasi gösteriye, belediyeyle çalışan şirketler içinse sadakat sınavına dönüştüğü yönündeki kuşkular güçlenir.

Trabzonspor’un taraftar desteğine ihtiyacı olabilir. Fakat Trabzon halkının da şeffaf bir belediye yönetimine ihtiyacı var.

Salah’ın formasında kimin adı yazarsa yazsın, yaklaşık 30 milyon liralık hesabın üzerine belediye mührü basılıyorsa faturanın kaynağı açıklanmak zorunda. Çünkü kulüp sevgisi hesap sormaya engel değil.

Tam tersine, Trabzonspor’u ve Trabzon’u gerçekten önemseyen herkesin ilk sorması gereken soru şu:

6661 formanın parasını kim ödüyor?

/././

Bir gazetecilik abidesi!-Nazım Alpman- 

Gazetelerin Babıali’de olduğu yıllarda, 19 Ocak 1976 günü Milliyet’in sabah toplantısı başlamak üzeredir. Yazı işleri müdürü Hasan Pulur son gelen haberleri de almak için teleks odasına girer, makinelerden şerit halinde akan kağıtlar arasından son dakika gelişmesini görür:

-TRT Televizyon Daire Başkanı Zeki Sözer görevinden alındı!

Pulur, uzun süredir konuşulan bir sorunu çözmüş olmanın mutluluğuyla teleks haberini genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi’ye uzatır:

-Abdi Bey buyurun aradığınız haber müdürü bulundu!

O tarihlerde Milliyet’te olduğu gibi diğer gazetelerde de böyle bir makam yoktur. Haberi eline alan yazı işlerine koşar. Abdi Bey haberlerin tek elde toplanıp yazı işlerine öyle gelmesini planlamaktadır.

∗∗∗

Aynı dakikalarda Zeki Sözer TRT’deki odasını toplamaktadır. Telefonu çalar, arayan Milliyet Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı’dır. Çok hızlı konuşmasıyla bilinen Tokatlı ile Zeki Abi arasında şu kısa konuşma geçer:

-Zeki seni görevden almışlar…?

-Evet!

-Bizimle çalışır mısın? Abdi Bey Milliyet haber müdürü olmanı istiyor.

-Memnun olurum.

-İyi! Sana 18.15 İstanbul uçağına bilet aldım, Abdi Bey seninle Pazar Röportajı yapacak, evi taşıyana kadar kalacağın otel ayrıldı, gerisini sonra hallederiz. Hadi hayırlı olsun!..

TRT’deki üst düzey görevinden Babıali’nin yıldızı olan gazete geçişi için 15 dakika yetmişti. O yıllarda teknoloji yavaş, gazeteciler ise çok hızlıydı!

∗∗∗

Zeki Sözer gazetecilik ve televizyonculuk alanlarında sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek olan efsane isimler arasındadır. Türkiye’de daha televizyonun “T”si yokken, Zeki Sözer BBC’nin davetiyle Londra’ya giderek televizyon prodüktörlüğü eğitimi almış, mesleğinde bir “ilk” olma unvanını kazanmıştır.

TRT’nin haftada bir kez ekrana gelen “ilk haber programı” Zeki Sözer ile Örsan Öymen tarafından hazırlanıp sunuldu. Sonraki yıllarda pek çok benzeri yapılan bu tarz haber programlarının “babası” sayılan TRT yapımının da altında Zeki Sözer’in imzası vardı.

Ben Zeki Sözer ile eski Milliyet’in Cağaloğlu ve Bağcılar binalarında uzun yıllar birlikte çalıştım. Milliyet Avrupa Temsilcisi görevini tamamlayıp İstanbul’a dönmüştü. Onun yönlendirmesiyle sayısız haberler röportajlar yaptım. O haberlerin röportajların onlarca katı kadar da anılar biriktirdim. Zeki Sözer benim gazeteci büyüğüm, baba yarısı bir ağabeyimdir.

Zeki Ağabey Frankfurt’tan döndükten sonra, haber müdürü olarak, gazetecilik hızından hiç bir şey kaybetmemişti… Bir gece televizyon izlerken Milliyet gazetesi reklamı geldi ekrana:

-Nazım Alpman’ın yazı dizisi yakında Milliyet’te…

Ben böyle bir yazı dizisi yapacağımı o anda öğreniyordum. Zeki Abi’yi aradım, yarın sabah konuşuruz diyerek kapattı. Yarın sabah konuştuk ve hallettik. Onun verdiği tarihte seyahati röportajımı teslim etmiştim.

Bir başka akşam, genel yayın yönetmeni Doğan Heper ile odasında oturuyorlardı. Beni çağırdılar. Zeki Abi ile Doğan Abi birlikte tasarladıkları Yunanistan- Bulgaristan-Yugoslavya röportajının nasıl olmasını istediklerini anlattılar. Ben de şunu sordum:

-Ne zaman yola çıkayım?

-Yarın sabah!

Üç ülke var, vizeleri yok. Saat olmuş 19.00… Nasıl yapacağım diye soran gözlerle Zeki Abi’ye bakınca, o tamam anlamında göz kırptı. Gazetecilikte haber için “olmaz” yoktu. Ertesi sabah ilk uçakla pasaportum Ankara büroya gitti, öğlenden sonra Yunanistan büyükelçi imzalı vize ile gazeteye geri geldi. Akşamüzeri Yenibosna’dan Gümülcine’ye kalkan taksi dolmuşun ön koltuğunda oturuyordum. 1990’lara gelmiştik, gazetecilik hâlâ çok hızlı idi! Tabii Zeki Sözer’in yol yordam bilgi ve becerisini en üste koymam gerekiyor.

∗∗∗

Milliyet’ten emekli olduktan sonra TV 8’in Genel Yayın Yönetmeni olarak, yayın danışmanı Atilla İlhan ile birlikte çalıştı.

Zeki Sözer’in emeklilik dönemi yeni üretim yıllarına dönüştü. Tiyatro oyunlarında başrol oyuncusu olarak sahnelere çıktı. Aynı dönemde TRT Yıllarını anlattığı kitabını yazdı. Yine bu dönemde resim yapmaya başladı.

Bütün bunları yazmamın bir sebebi var… Zeki Sözer bugün 92 yaşında. Aktif döneminin bütün özelliklerini taşıyan ince mizahı ve adının hakkını fazlasıyla veren keskin zekâsıyla hayatına devam ediyor.

Sanat dünyasının saygın Küratörü Baran Arslan Curoğlu’nun titiz çalışmasıyla Taksim Brieflyart Galeri’de bu akşam (6 Ağustos 2026) çok kapsamlı bir “Zeki Sözer Sergisi” açılıyor. 21 Ağustos’a kadar gezilebilecek sergide pek çok sürpriz var.

Zeki Sözer’in bir sinema filmi olacak kadar renkli hayatını anlatan bu sergiyi özellikle gazeteciliğe devam edecek genç meslektaşlarımız gezip görmeli. Brieflyart Galeri’den çıkarken ustalarının hakkını da teslim edeceklerdir:

-Bir gazetecilik abidesi!

/././

Munzur Doğa ve Kültür Festivali notları -Şükrü Aslan- 

Klasik antropoloji-sosyoloji yazınında yer aldığı gibi, festivaller geleneksel dünyada bir tür dini ve kutsal alana dair birer ayin gibiydi. Modern zamanlara gelince daha çok ulus kimliğinin icra-temsil edildiği etkinlikler olarak tezahür etti. Hızlı-yaygın iletişim ortamının belirlediği küresel dünyada ise bambaşka işlevleriyle gündelik hayatın bir parçası olmuş görünüyorlar. Özellikle modern milliyetçilikle baskılanan kimliklerin yeniden inşasında önemli bir işlev görüyorlar.

Bugünün festivalleri, modern zaman milliyetçiliğinin yarattığı ağır toplumsal-siyasal yüklerin altında bırakılan coğrafyalarda daha büyük bir toplumsal-politik ilgiye konu oluyorlar. Zira yüzyıllar boyunca dışlanan diller-inançlar, bu festivaller aracılığıyla görünür olma imkânı bulabiliyorlar. Türkiye’de bu tür festival deneyimi olan şehirler fazla değil ve Dersim onlardan birisidir. Munzur Doğa Kültür Festivali’nin oldukça yaygın politik ve akademik ilgiye konu olmasının nedeni de budur.

1999’da ilki yapılmak istense de politik müdahaleler nedeniyle 2000 yılında başlayan ve kesintilerle 2026’da 24. kez gerçekleştirilen festival, bugün çeyrek asırlık geçmişe ulaşmış bulunuyor. Sahip olduğu bu deneyim de onun özel bir ilgiye konu yapıyor. Bu deneyimin belki de en dikkat çekici yanı, ilk kez içeriden açık eleştirel seslerle karşılaşması ve ilk kez düzenleyici bazı kurumların bu görevlerinden çekilmeleri oldu.

∗∗∗


Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nin, Dersim’deki toplumsal dinamiklerin kendisini bulabildiği, bu coğrafyadaki seslerin küresel dünyaya ulaşabildiği, akademik-politik-kültürel yeni kanalların açılabildiği ve yeni sözlerin-seslerin söylenebildiği, her alanda çoğulculuğu gözeten bir mecra olarak inşa olması temel ve doğru-haklı beklentidir. Dersim bunu yapabilir ve nitekim daha zor zamanlarda bile yapabilmiştir. Ne ki son yıllarda festival hem çoğul seslerin görünmez olduğu, hem de giderek kendini tekrar eden, dolayısıyla etkisi zayıflayan bir etkinliğe dönüştü. Bugünkü eleştirel seslerin nedeni de, bağlamı da budur.

Munzur Doğa ve Kültür Festivallerinin birkaçına konuşmacı, büyük bir bölümüne de dinleyici-izleyici olarak katılmış, dahası festivalin hafızasını üretme kaygısı taşımış bir Dersimli akademisyen olarak, festivale dair acil üç hususun altını çizmek isterim.

Birincisi, festivali düzenleyen kurumlar/aktörler, öncelikle festivalin bu coğrafyadaki tüm seslerin bir mecrası olduğunu ihmal etmemeli, kurumsal temsil esas olmak üzere Dersim’in bütün seslerini dinlemelidirler. Zira Dersim’in pek çok sesi uzun zamandır bu festivallerde kendini göremiyor.

İkincisi, her konuda bir şey söyleyen ve dolayısıyla hiçbir konuda derinlikli bir şey söyleyemeyen festivaller yerine, tematik festivallere odaklanan yeni bir form inşa edilmelidir. “Müzik”, “Eğitim,”, “Doğa”, “Çevre”, “Dil”, “94”, “Sinema”, “Diaspora”, “Sosyoloji”, “38”, “Sağlık”, “Tarih” gibi daha bir dizi tema sayılabilir. Her festival bu temalardan sadece birine odaklansa, Dersim coğrafyasındaki sorunların bilinirliği ve çözümü yönünde uluslararası akademik-politik büyük etkisi olabilir.

∗∗∗

Üçüncüsü, bu yıl 24. kez yapılsa da hâlâ hafızası olmayan festivalin hem dijital hem de fiziki ortamda hafızasını yeniden kurmak büyük bir ihtiyaçtır. Unutmamak gerekir ki hafızasını kamusallaştırmayan bir festivalin somut çıktıları da olamaz. Nitekim son festivalde de yer aldığı gibi hemen tüm festival afişlerinde ‘dilimiz ve kültürümüz’ kaygısı vurgulansa da, festivalin bu kaygılara dair ne tür çarelere-çözümlere vesile olduğunu gösteren açık bir veri-olgu yoktur.

Özetle Munzur Doğa ve Kültür Festivali, Dersim’in ulusal ve uluslararası ölçekte bilinmesini-tanınmasını sağlayan çok önemli bir politik-kültürel-akademik etkinliktir. Mutlaka devam etmelidir. ‘Festival yapmayalım’ önerileri Dersim’i radikal biçimde geriye çeker. Ama mevcut biçimiyle devam etmemesi gerektiği de açıktır. Yeni bir festival formu-mecrası inşa etmek için ilk adım, Dersim’in bütün seslerini dinlemektir. Festivali düzenleyen kurumları bu ilk adımı atmaya davet ediyorum. Eminim, daha iyi fikirler oradan çıkacak; Munzur Doğa ve Kültür Festivali kendi mecrasını bulacaktır.

/././

Demokrasi sandıkta oluşur, Saray koridorlarında değil -Fikri Sağlar- 

Bir ülkede iktidar, seçimle yenemediği rakibini yargı süreçleri üzerinden tartışmalı biçimde siyaset dışına itmeye çalışıyorsa, orada konuşulması gereken ilk konu hukukun yokluğudur…

Hukukun varlığı, halkın egemenliğinin, barış, hak ve özgürlüklerin teminatı olan demokrasiye inancın da göstergesidir…

Hukuk, demokrasinin varlığını teyit eder ve yurttaşın can ve mal güvencesidir!

Bugün hukuk, taraflı olduğu için yapılanlara karşı yurttaşın kendisini koruması ve hakkını araması mümkün değildir…

Yaratılan yargı sopasıyla korkutma, sindirme işlemleri, sonunda iktidarın koltuktan düşmesine ve adaletin kendisi için lazım olduğu zamanda da ortadan yok olmasına neden olacaktır…

∗∗∗

Yakın gelecekte iktidar olacak YENİ PARTİ, ilk Meclis toplantısında Genel Başkan Özgür Özel; “hukukun üstünlüğüne” inanan, laik demokratik ve sosyal devletin varlığı adına mücadele edeceğini ilan etti…”

Bu hedefe ulaşmak için parti tüzüğünde yer alan ve yeni siyaset biçimini açıklayan maddeleri yurttaşlarımızın bilgisine sundu…

Yıllardır siyasetin içinde bulunan bir kişi olarak, daha önce Sosyaldemokrat Halk Partisi (SHP) tüzüğünde yer almasını sağladığım, “SÖZ VE KARAR HAKKININ” parti ÜYESİNDE olduğunu kabul eden tüzük maddesini aynen YENİ PARTİ’ye taşıdıklarını

Açıkladı…

∗∗∗

Bu anlayış, yılların siyaseti kirleten delege sistemine dönülmeyeceğini, Genel Başkan,  ilçe, il başkan ile yönetimlerini, milletvekillerini, parti meclisi ve partinin her kademesinde görev alacak kişilerin, doğrudan parti üyeleri tarafından seçileceğini kararlı bir şekilde bildirdi…

En önemli açıklama ise; seçim kaybeden Genel Başkanın Kurultayı derhal toplayarak,” yeni Genel Başkanı tüm üyelerin seçeceğini” açıkladı…

Bu işlemin tüzükte bir zorunluk haline getirilmesi, son derece isabetli olmuştur,  “devrimcilik ve sol ilkeler adına “ yeni Partide olması gerekendir…

Ayrıca; her kademde “3 dönem görev yapma” kuralının konulması, bilinen, istenilen ama bir türlü uygulanmayan önemli bir yenilenme yöntemidir…

∗∗∗

YENİ PARTİ, “Parlamenter Sisteme dönülmesini gereğine inanıyor ve ülkemizin ” laik demokratik sosyal hukuk devletiyle yönetilmesini hedefliyor…

AKP’nin değiştirdiği rejimle yönetilen, bu nedenle çöken ekonomi, yok edilen sosyal yaşam güvencesi ve işsizlikle, açlık gerçeğiyle boğuşan halkımızın kurtulması için yeni bir yönetim ve seçim gerekmektedir…

∗∗∗

Milyonlarca yurttaşın desteğiyle cumhurbaşkanı adayı ilan edilen Ekrem İmamoğlu'nun yaşadığı yargı süreci, elinden alınan ifade ve savunma özgürlüğü ve kamuoyuna erişimi konusunda yaşadığı tartışmalar, yalnızca bir siyasetçinin meselesi olmaktan çıktı...

Sadece İmamoğlu’na değil, yönetime muhalefet yapan, düşünen ve hakkını arayan herkesin baskı altında olduğu bu düzenin değiştirilmesi gerekir…

Sorulması gereken soru; “Türkiye'de siyaset sandıkta mı şekillenecek, yoksa mahkeme koridorlarında mı?”

∗∗∗

İktidar, eleştirileri bastırmayı başarı sayıyor olabilir. Oysa susturulan her ses, yasaklanan her haber ve tartışma konusu olan her yargı kararı, Türkiye'nin uluslararası itibarından bir parça daha koparıyor…

Güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz; yatırımın olmadığı yerde üretim olmaz; üretimin olmadığı yerde ise gençlere umut kalmaz!

∗∗∗

Bugün ekonomiyi çökerten yalnızca enflasyon değildir. Hukuka duyulan güvensizlik, liyakatin yerini sadakatin alması ve devlet kurumlarının tarafsızlığına ilişkin tartışmalar da bu tablonun önemli parçalarıdır.

Toplum giderek birbirinden uzaklaşıyor; ortak gelecek duygusu zayıflıyor…

Ne yazık ki, ”Siyasetin dili çözüm üretmek yerine gerilim üretiyor...”

Türkiye bu durumdan süratle çıkmalıdır, yoksa yakın gelecekte tehlikeler çoğalacaktır…

∗∗∗

Dünyanın güçlü demokrasileri, kurumlarını güçlendirerek ayakta kalır.

Biz ise kurumları tartışmalı hâle getirerek günü kurtarmaya çalışıyoruz…

Bunun bedelini iktidarlar değil, seksen beş milyon yurttaş ödüyor…

Özgür birey, örgütlü toplum ve demokratik devlet, insanlığın geleceği için en önemli yapı taşlarıdır…

Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir korku düzeni değil, yeni bir siyaset anlayışıdır...

Hukukun üstünlüğünü pazarlık konusu yapmayan, hesap verebilirliği esas alan, özgür medyayı tehdit değil, demokrasinin teminatı gören bir anlayıştır...

∗∗∗

YENİ PARTİ, yeni bir siyasi harekettir ve sol, sosyal demokrat, devrimci, devletçi, halkçı, yurttaşı kucaklayan, toplumu eğiten, sağlıklı yaşamı oluşturan, değerlere sahip çıkan ilkeler üzerine yükselecektir…

Özgür Özel! İn söylediği gibi “bu ülke, kişilerin değil kurumların güçlü olduğu gün yeniden ayağa kalkacaktır…”

Çünkü adalet çökerse ekonomi de çöker, demokrasi çöker, devletin itibarı da çöker... Ve unutulmamalıdır ki,” korkuyla ayakta tutulan iktidarlar vardır...

Ama korkuyla geleceğini kurabilen hiçbir millet olmamıştır...”

/././

BİRGÜN



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -6 Ağustos 2026-