Emniyet’te “birinci sınıfa terfi”de yaşananlar ve Güneysu’dan gelen torpil telefonu!-Tolga Şardan-
Emniyet kulisleri kimi iddialarla kaynıyor. Şimdilerde Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu’nda görev yapan ve FETÖ’yle bağlantılı olduğu iddia edilen polislerin soruşturmalarını yürüten bazı müfettiş polis müdürleri terfi edemedi. Ayrıca 15 Temmuz’dan sonra Ankara’ya görevlendirilen ve kritik birimlerde görev verilen dönemin emniyet amirleri ve 4. sınıf emniyet müdürlerinden bazılarına birinci sınıf rütbesi verilmediği iddia ediliyor. Terfi edenler arasında, FETÖ soruşturmalarında “Garson” kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen verilerde “C” koduna sahip olanlar bulunduğu iddiası da emniyet kulislerine yansıdı.
Emniyet teşkilatında görev yapan polis müdürlerinin iki yıldan bu yana devam eden “birinci sınıfa terfi etme” bekleyişi pazartesi gecesi sona erdi.
Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan’ın gece yarısına yakın saatlerdeki, “Gerçekleştirilen terfi ve atama işlemleri 18.08.2026 tarihinde saat 00.00 itibarıyla PBS.NET üzerinden personelimize duyurulacaktır” açıklamasının ardından “birinci sınıf emniyet müdürü” olmanın hayalini kuran adaylar, kendilerini merakla bilgisayarların önüne atıp sonucu görmeye çalıştı.
Sicillerini sisteme giren polis müdürlerinden bazıları -belki de sevinç çığlığı atarak- terfi ettiklerini gördü. Kimilerinin ise, yüzleri bir anda düştü; teşkilattaki gelecekleri hakkında karamsarlığa büründüler bir anda.
Sonuçta, birinci sınıfa terfi potasına giren polis müdürlerinden bir bölümü, Personel Başkanlığı – Emniyet Genel Müdürü – İçişleri Bakan Yardımcısı – İçişleri Bakanı hattındaki imza ve onay mesaisi sonrasında “hayallerini yakalamayı” başardı.
Terfi süreciyle ilgili iddialar
Emniyet Genel Müdürü Ali Fidan, aynı gece yürürlüğe girecek müdür ve amir terfilerinin sayılarını 270 olarak açıkladı. Her ne nedense terfi edenlerin sayısını açıklamadı.
Ancak edindiğim bilgiye göre, birinci sınıfa terfi eden müdür sayısı 593.
TBMM’den alınan 1100 kadar kadroya rağmen, terfi bekleyip de birinci sınıf emniyet müdürü rütbesine terfi edemeyen polis müdürlerinin sayısı da epeyce var.
Emniyet kulisleri, şimdiden kaynamaya başladı bile. Hem terfi edenler hem de edemeyenlerden kimileriyle ilgili iddialar kulislere düştü.
Terfi edenlerden kimileriyle ilgili iddialar arasında, liyakat koşulunun tam uygulanmadığı ve hak etmeyenlerin de terfi ettiği değerlendirmesi var.
Ayrıca yine FETÖ ile mücadele eden, hatta şimdilerde Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu’nda görev yapan ve FETÖ’yle bağlantılı olduğu iddia edilen polislerin soruşturmalarını yürüten bazı müfettiş polis müdürlerinin terfi edemediği ortaya çıktı.
Benzer şekilde, 15 Temmuz’dan sonra ülke genelinden Ankara’ya görevlendirilen ve kritik birimlerde görev verilen dönemin emniyet amirleri ve 4. sınıf emniyet müdürleri, şimdilerde birinci sınıf emniyet müdürlüğü elde etme sırasındaydı. Bu isimlerin büyük bölümüne terfi verilmediği iddia ediliyor.
Sonuçta, FETÖ’yle mücadelede görev alan bazı polis müdürlerinin terfi edememesinde bu mücadelenin negatif etkisinin bulunabileceği iddiası yaygın biçimde seslendiriliyor.
Terfi edenler arasında FETÖ soruşturmalarında “Garson” kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen verilerde “C” koduna sahip olanlar bulunduğu iddiası emniyet kulislerine yayıldı.
Mesela, iş insanı Sezgin Baran Korkmaz’ın ülkeden firar etmeden önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile makamında buluşmasında görev alan polis müdürü de -liyakatten olsa gerek- birinci sınıfa terfi etti.
Mesela, İstanbul’da sokak olaylarında eylemcilere yönelik olağanüstü tutumuyla tanınan Hanefi Zengin, terfiye hak kazandı. Oysa Zengin, bizzat İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız tarafından bir süredir kızağa çekilmişti. İstanbul Emniyet Müdürü’nün görev vermediği polis müdürüne terfi verilmesi de ilginç oldu.
Bu arada isim vermeyeyim; büyük bir kentte geçmiş yıllarda görev yaptığı şubenin örtülü ödenek hesabından usulsüz para çeken, sonra borcunu kapatan, buna karşın herhangi bir soruşturma geçirmeyen polis müdürü de terfi etti!
Diğer yandan kısa süre önce Batum’da düzenlenen vücut geliştirme şampiyonasında Dünya Şampiyonu olan Bolu Emniyet Müdür Yardımcısı Türker Uygur her nedense terfi edemedi. Uygur aynı zamanda şehit çocuğu. Uygur’un terfi edemediği Bolu Emniyeti’nde dört müdür terfi ettirildi.
Mesela, büyük illerimizden birinde özel hayatında yaşadığı sorunun mesleğe uygun olmaması gerekçesiyle yaklaşık 10 aydır personel emrinde kızak görevde bekleyen kadın emniyet müdürü de terfi edenler arasında yer aldı.
Ayrıca, Emniyet Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında terfiye hak kazanan polis müdürlerinin tamamına yakını birinci sınıf emniyet müdürü oldu. Buna karşın taşradakiler bu kadar şanslı değildi. Hak eden çok olmasına karşın kimi illerde sadece bir polis müdürü terfi hakkını elde edebildi.
Kulislere yansıyan iddialar arasında MHP Genel Merkezi’nden gelen listede 30’a yakın ismin bulunduğu, bu isimlerden sadece ikisinin terfi ettirildiği bilgisi var.
Güneysu terfisi neden rahatsızlık yarattı?
Büyüteç’te iki yazı önce, emniyetteki terfi heyecanını konu ederken, Rize’nin Güneysu ilçesinin polis müdürünün terfi öyküsünü aktardım.
Malum Güneysu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi.
Yazının yayımlanmasıyla birlikte sürecin muhatabı Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı, açıklama yerine bazı “meslektaşlara” bilgi verip “dolaylı bilgilendirme” yapmayı tercih etti.
Bürokrasinin son zamanlarda tercih ettiği yöntem bu. Sorun yok.
Ancak, kazın ayağı pek de öyle değil.
Aslına bakarsanız; her iki kurum, dolaylı bilgilendirme metodu ile yazılanları doğruladı!
Ancak doğru bilgiler bulunan Büyüteç’i sözde “yalanlama” amacıyla gazetecilere verilen bilgilerde eksikler vardı kuşkusuz.
Birincisi; “güçlü torpil” ile birinci sınıfa terfi eden Güneysu’da görevli polis müdürü gibi terfi bekleyen ancak torpilleri bulunmayan polis müdürleri, pazartesi gece yarısı yayımlanan terfi kararnamesini beklemek zorunda kaldı maalesef.
İkincisi; Güneysu’dan Ankara’ya ulaşan torpil öylesine etkiliydi ki, söz konusu polis müdürü ana kararnameye girmek için iki hafta dahi bekletilemedi.
Üçüncüsü; Güneysu’daki polis müdürünün terfi aldığı günlerde, benzer konumda plan ve liyakatiyle daha fazla hak eden kimi isimlere terfilerinin verilmemesi.
Burada İçişleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bir sorum olsun; yanıt verirlerse Büyüteç’te yayımlayacağım.
“Güneysu İlçe Emniyet Müdürü Ahmet Zengin’in ‘acele’ terfi ettirilmesini sağlamak amacıyla İçişleri Bakan Yardımcısı Ali Çelik’i Güneysu’dan kim aradı? Bu telefon üzerine, Bakan Yardımcısı Çelik, ne reaksiyon verdi?”
Yeri gelmişken; bürokrasi hakikaten çok farklı bir yapıya dönüştü.
Evvelce -AKP’in iktidardaki ilk yılları da dahil- atamalar için bakanlar ve milletvekilleri, kimi zaman da “ağır konumdaki” il başkanları, göreve gelmek isteyenler için torpil, daha kibarcası “ricacı” olurdu. Şimdilerde ilçe başkanları bile torpil girişiminde bulunuyor!
Bürokraside bilinen gerçek var ki; Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir talebi “torpil” olmaz. Direkt “talimat” alınır. Zira devletin başıdır. Olması gereken budur aslında. Ama bir de Cumhurbaşkanı'nın yerine kendilerini koyanlar var kuşkusuz. Konumlarına bakmaksızın talimat vermekten geri kalmıyor bu kişiler.
İşin ilginci, Cumhurbaşkanı’nın talimatı yerine getiriliyor, kendisini Cumhurbaşkanı’nın yerine koyanların da talimatı yerine getiriliyor!
Yeni Şafak ve Sabah mahcup oldu mu?
Galatasaray’ın en büyük taraftar topluluğunun lideri “Sebahattin Şirin” adıyla bilinen Muzaffer Şirin hakkında başlatılan adli soruşturmada önemli bir gelişme yaşandı.
“Sebahattin Şirin” adıyla bilinen Muzaffer Şirin
Vakti zamanında Beşiktaş taraftarı mühendis Oktay Akdemir’in, Galatasaray – Beşiktaş maçı sonrasında Şişli’de otobüs durağında yandaşlarıyla birlikte “linç” edilmesine adı karışan Muzaffer Şirin, 35 yıl sonra adaletin pençesine yakalandı bir kez daha.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında yürütülen “yasa dışı bahis”, “uyuşturucu”, “halka yanıltıcı bilgiyi yayma” ile “dolandırıcılık” iddiasıyla gözaltına alınan Şirin’in Adli Tıp’ta yapılan ve uyuşturucu kullanıp kullanmadığını ortaya çıkaran testin sonucu pozitif çıktı! Yani, gözaltına alındığında “Öcalan’a özgürlük” sloganı atarak kendi camiasında bile tepki çeken Şirin, uyuşturucu kullanıyormuş.
Şirin hâlen ev hapsinde. İddianamesi yakında çıkar ve hakkında istenen ceza da anlaşılır.
Doğrusunu isterseniz, Şirin’i Büyüteç’e konu etmemin amacı, kendisi ile ilgili 30 Nisan 2024’te Büyüteç’te kaleme aldığım yazı oldu. Linkini merak edenler için bıraktım.
Bu yazıda, o dönemde Ultraslan adlı taraftar grubunun lideri Muzaffer Şirin’in, Emniyet teşkilatının en önemli birimlerinden Özel Harekât Başkanlığı’na yaptığı ziyareti konu ettim. Hatta o dönemde, kendisi de Galatasaraylı olan gazeteci Fatih Altaylı, Şirin’in faaliyetlerini “Bir suikast, bir çete avukatı, bir tribün lideri” başlıklı yazısında kaleme aldı.
Şirin’in Özel Harekât Başkanlığı’nı ziyaretine dikkat çekilmesine gerekçe de Altaylı’nın yazısıydı. Öyle ya, “karışık” ilişkileri bulunan bir kişinin, Özel Harekât’ı ziyaret etmesinin amacı neydi?
Büyüteç’in yayımlanmasıyla birlikte Ultraslan ile Yeni Şafak ve Sabah gazeteleri harekete geçti. Ultraslan açıklamasında liderinin “Ankaragücü maçı öncesi de bu vatan uğruna kanını dökmüş şehitlerimizi anmak için şehitliği ziyarete gittik. Ziyaret sırasında başkan yardımcısı Eraslan Er ile karşılaştık, kendisini ilk kez gördüğüm için Eraslan Er müdürümüze fotoğraflar çekildik” sözlerine yer verdi. Aynı açıklamada, Özel Harekât’ın itibarsızlaştırıldığı öne sürüldü.
Şehitlerimizi anmak için 2024’te Özel Harekat’a giden Şirin, her ne olduysa aradan geçen iki yıl sonunda gözaltına alınışı sırasında PKK lideri hakkında “Öcalan’a özgürlük” sloganı atmaktan geri durmadı!
Bu arada, iddiaya göre, Şirin’i karşılayan ve birlikte fotoğraf çektiren polis müdürünün hâlen görev yaptığı Özel Harekât Başkanlığı’ndan tayin edilmesi için mevcut yönetim neden talepte bulundu acaba?
Gelelim Yeni Şafak ve Sabah gazetelerine.
Gerek emniyette gerekse iktidar medyasının hoşuna gitmeyen söz konusu yazının ardından T24’ün “fondaş” olduğu iddiasından tutun, Şirin’i savunurken Özel Harekât’ın itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı savına kadar bir dizi haberler yayımladılar.
Büyüteç’te mesleki polemiklerden elden geldiğince uzak durmaya çalışıyorum. Ancak, bu kez durum biraz farklı.
Şöyle ki; bugüne gelindiğinde her iki yayın organı da özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarından edinilen bilgiler ışığında, hakkındaki iddialar çerçevesinde Şirin’in aleyhine epeyce haber yaptılar! Hâlen de yapıyorlar; son olarak Şirin’in uyuşturucu testinin sonucunun pozitif olduğu büyük başlıklarla duyuruldu. İki yıl önce destek çıktıkları Şirin’i şimdilerde adeta gömüyorlar!
Yayında olduğu 17 yıl boyunca hiçbir yerden tek kuruş almadığını defalarca açıklayan T24’ün iddia edildiği üzere “fondaş” olduğu konusuna gelince… Aradan geçen zamanda devletin denetim elemanlarınca defalarca inceleme yapıldı kurumun hesaplarında. Tek kuruş fon -ve herhangi bir kişi, şirket vs- katkısı bulunamadı. Türk siyasetinde çalkalanmalara neden olan “iktidar ve muhalefetin medya mecralarına finansal destek verdiği” iddialarında da görüldü ki; yine T24, tek kuruş haksız/tartışmalı gelir elde etmemişti.
Her şey bir yana, T24 fonlansaydı; bağımsız gazeteciliği kurumlaştırma mücadelesinde “temiz gelir” elde etmek için okurlarına abonelik çağrısı yapma ihtiyacı duyar mıydı!..
/././
18 milyar TL hedef koydular, konaklama vergisini yarıya indirdiler -Murat Batı-
Bir vergiden 18,1 milyar TL gelir bekleyip birkaç ay sonra o verginin oranını yarıya indirmek ve buna rağmen başlangıçtaki hedefi değiştirmemek, en hafif ifadeyle ciddi bir öngörü ve tutarlılık sorunudur. Vergi oranı neden yarıya indirildi? Tahsilattaki gerilemede kayıt dışılığın payı var mı? Ve 18,1 milyar TL’lik bütçe hedefi hazırlanırken birkaç ay sonra yapılacak bu vergi indirimi neden hesaba katılmadı?
7 Aralık 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7194 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesiyle Gider Vergileri Kanunu’nun 34’üncü maddesi Konaklama Vergisi başlığıyla yeniden düzenlenmiştir. Konaklama vergisi 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girmiş ve bu tarihten itibaren otel, motel gibi konaklama tesislerinde sunulan geceleme hizmetleri üzerinden, KDV hariç bedel esas alınarak yüzde 2 oranında uygulanmaya başlanmıştır. Ancak 11263 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile bu oran, 1 Mayıs 2026’dan 31 Aralık 2026’ya kadar uygulanmak üzere yüzde 1’e indirilmiştir.
Şu ana kadar yapılan tahsilat ne kadar?
1 Ocak 2023’ten beri konaklama vergisi tahsil edilmektedir. Turizm faaliyetlerinin mevsimsel niteliği nedeniyle konaklama vergisi tahsilatının yıl içine eşit dağılması beklenmemektedir.
Aşağıda 2023’ten Temmuz 2026’ya kadar konaklama vergisi tahsilatı ile bu tahsilatın yıllık bütçe hedeflerine göre gerçekleşme oranı gösterilmektedir.
Tablodan görüldüğü üzere konaklama vergisinin uygulanmaya başladığı 2023 yılında 6 milyar 834 milyon TL tahsil edilmiş ve 8 milyar TL’lik bütçe hedefinin yüzde 85,43’ü gerçekleşmiştir. 2024 yılında tahsilat 11 milyar 735 milyon TL’ye yükselmiş ve bir önceki yıla göre yüzde 71,7 artmıştır. Aynı yıl bütçe hedefinin yüzde 90,82’sine ulaşılmıştır.
2025 yılında da artış devam etmiş; tahsilat 16 milyar 131 milyon TL’ye yükselerek bir önceki yıla göre yüzde 37,5 artmıştır. Buna rağmen 19 milyar 135 milyon TL’lik bütçe hedefinin yüzde 84,30’u gerçekleştirilebilmiştir.
2026 yılında ise farklı bir görünüm ortaya çıkmaktadır. 18 milyar 130 milyon TL’lik yıllık bütçe hedefine karşılık Ocak–Temmuz döneminde 4 milyar 872 milyon TL tahsil edilmiş ve hedefin yalnızca yüzde 26,87’sine ulaşılmıştır. Ancak 2026 rakamı ilk yedi aya, önceki yıllardaki rakamlar ise yılın tamamına ait olduğundan bunları doğrudan karşılaştırmak doğru değildir.
Bu nedenle geçen yılın aynı dönemine bakmak gerekir. 2025 yılının Ocak–Temmuz döneminde 5 milyar 367 milyon TL olan konaklama vergisi tahsilatı, 2026 yılının aynı döneminde 4 milyar 872 milyon TL’ye gerilemiş; böylece tahsilat yüzde 9,2 azalmıştır.
Bu sonuç dikkat çekicidir. Konaklama vergisi tahsilatı 2024 yılında yüzde 71,7, 2025 yılında yüzde 37,5 artmışken 2026’nın ilk yedi ayında geçen yılın aynı dönemine göre nominal olarak dahi gerilemiştir. Üstelik aynı dönemde toplam vergi gelirleri yüzde 37,3 artmıştır.
Peki, konaklama vergisi tahsilatındaki bu düşüşün nedeni nedir?
İlk akla gelen, turizm sektöründe veya konaklama faaliyetlerinde bir daralma yaşanmış olmasıdır. Ancak 2026 yılında yapılan önemli bir vergi değişikliği rakamları farklı okumayı gerektiriyor.
Konaklama vergisinin kanuni oranı yüzde 2 olmakla birlikte, 1 Mayıs 2026 tarihli ve 11263 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla bu oran 1 Mayıs–31 Aralık 2026 dönemi için yüzde 1’e indirildi. Dolayısıyla yılın ilk dört ayında yüzde 2 olan oran, Mayıs ayından itibaren yarıya düşürüldü.
İşin dikkat çekici, hatta sorgulanması gereken tarafı tam da burada başlıyor.
Konaklama vergisinin matrahı, kapsama giren hizmetler karşılığında KDV hariç alınan bedeldir. Matrah aynı kaldığında oranı yüzde 2’den yüzde 1’e indirmek, aynı konaklama harcaması üzerinden alınacak vergiyi de yarıya indirmek demektir.
Vergi oranı yarıya indirildi ama tahsilat geçen yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 9,2 azaldı.
Bu tabloyu yalnızca “turizm kötü gitti” diye açıklamak mümkün görünmüyor. Oran indiriminin etkisi dikkate alındığında konaklama vergisi matrahının büyümüş olması beklenebilir. Ancak başka bir ihtimali de sormak gerekiyor: Konaklama sektöründe kayıt dışılık mı arttı? Tahsilattaki zayıflığın bir bölümü beyan dışı bırakılan işlemlerden mi kaynaklanıyor?
Elimizdeki veriler kayıt dışılığın arttığını söylemeye yetmez. Ancak oran indirimi, sektörün seyri ve olası kayıt dışılık etkisi birbirinden ayrıştırılmadan tahsilattaki gerilemeyi yalnızca turizmdeki gelişmelerle açıklamak da mümkün değildir.
Dolayısıyla asıl soru şu: Bu düşüşün ne kadarı oran indiriminden, ne kadarı sektörün seyrinden, varsa ne kadarı kayıt dışılıktan kaynaklanıyor?
18,1 milyar TL’lik bütçe hedefi ne olacak?
Bir diğer sorun ise bütçe hedefidir. 2026 yılı bütçesinde konaklama vergisinden 18 milyar 130 milyon TL gelir beklenirken ilk yedi ay sonunda yalnızca 4 milyar 872 milyon TL tahsil edilmiştir. Hedefin tutturulabilmesi için kalan beş ayda yaklaşık 13 milyar 258 milyon TL daha tahsil edilmesi gerekiyor. Bu, ilk yedi ayda toplanan tutarın yaklaşık 2,7 katının yalnızca beş ayda tahsil edilmesi demek. Üstelik yılın kalan bölümünde vergi yüzde 2 değil, yüzde 1 oranında uygulanacak.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: 18,1 milyar TL’lik bütçe hedefi belirlenirken hangi vergi oranı esas alındı? Daha açık soralım; bütçe hazırlanırken birkaç ay sonra konaklama vergisi oranının yarıya indirileceği öngörülmüyor muydu?
2026 bütçesi hazırlanırken konaklama vergisinin oranı yüzde 2 idi. Oranı yüzde 1’e indiren Cumhurbaşkanı Kararı ise 1 Mayıs 2026 tarihinde yayımlandı. Eğer 18,1 milyar TL’lik hedef yüzde 2 oranına göre hesaplandıysa, birkaç ay sonra oranı yüzde 50 indirip aynı bütçe hedefini korumak ciddi bir bütçe öngörüsü ve tutarlılığı sorununu gündeme getiriyor.
Çünkü bütçe yalnızca gelirlerin yazıldığı bir tahmin cetveli değildir; aynı zamanda izlenecek maliye politikasının da sayısal ifadesidir. Yıl başında 18,1 milyar TL gelir öngörüp birkaç ay sonra bu geliri sağlayan verginin oranını yarıya indirdiğinizde şu soruya da cevap vermeniz gerekir:
Ya 18,1 milyar TL’lik gelir hedefi gerçekçi değildi ya da birkaç ay sonra yapılacak yüzde 50’lik vergi indirimi bütçe hazırlanırken öngörülmemişti. Hangisi?
Sonuç ve genel değerlendirme
Bütün bu rakamları birlikte değerlendirdiğimizde konaklama vergisindeki tabloyu yalnızca “tahsilat düştü” diyerek geçiştirmek mümkün görünmüyor.
Birincisi, vergi oranı turizm sezonunun hemen başında yüzde 2’den yüzde 1’e, yani yarıya indirildi. İkincisi, buna rağmen Ocak–Temmuz tahsilatındaki gerileme geçen yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 9,2 oldu. Bu durum konaklama vergisi matrahının gelişiminin ayrıca incelenmesini gerekli kılıyor. Bunun yanında kayıt dışılık ihtimalinin de araştırılması gerekiyor. Tahsilattaki gerilemenin ne kadarının oran indiriminden ne kadarının sektörün seyrinden, varsa ne kadarının beyan dışı işlemlerden kaynaklandığını kamuoyuna açıklamak vergi idaresinin görevidir.
Üstelik burada üzerinde durulması gereken hassas bir durum daha var. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, turizm sektörünün dışından gelen bir isim değil.
Dolayısıyla sektörün içinden gelen ve sektörün işleyişini çok yakından bilen bir Bakanın görev yaptığı dönemde, konaklama sektörünü doğrudan ilgilendiren bir verginin oranının turizm sezonunun başında yarıya indirilmesi, bu kararın gerekçesinin ve sonuçlarının çok daha şeffaf biçimde açıklanmasını gerekli kılıyor.
Burada söylediğim şey elbette bakanın ya da bakanla bağlantılı herhangi bir işletmenin kayıt dışı işlem yaptığı değildir. Buna ilişkin elimizde herhangi bir veri yok. Mesele çok daha temel: Sektörde kayıt dışılık varsa bunu ortaya çıkarması gereken kamu otoritesinin başındaki siyasi irade, aynı zamanda sektörün içinden gelen bir isimdir. Bu nedenle konaklama vergisindeki sıra dışı tahsilat görünümünün açıklığa kavuşturulması daha da önemlidir.
Bir de bütçe meselesi var…
Yıl başında konaklama vergisinden 18,1 milyar TL gelir bekliyorsunuz. Daha yılın dört ayı dolarken verginin oranını yüzde 50 indiriyorsunuz. Temmuz sonunda ise hedefin yalnızca yüzde 26,87’sine ulaşmışsınız. Hedefi yakalayabilmek için kalan beş ayda ilk yedi ayda topladığınız verginin yaklaşık 2,7 katını daha toplamanız gerekiyor; hem de artık yarıya indirilmiş bir oranla.
O zaman ister istemez insanın aklına şu soru geliyor: 2026 bütçesi hazırlanırken aklınız neredeydi?
Eğer birkaç ay sonra konaklama vergisinin yarıya indirileceği biliniyorsa, 18,1 milyar TL’lik gelir hedefi neden bütçeye yazıldı? Bilinmiyorsa, böylesine önemli bir maliye politikası değişikliği birkaç ay önceden dahi öngörülmeden nasıl bir bütçe hazırlandı?
Bütçe yapmak, yıl sonuna ilişkin birtakım rakamları bir tabloya yerleştirmek değildir. Bütçe; öngörü, planlama ve maliye politikası demektir. Bir vergiden 18,1 milyar TL gelir bekleyip birkaç ay sonra o verginin oranını yarıya indirmek ve buna rağmen başlangıçtaki hedefi değiştirmemek, en hafif ifadeyle ciddi bir öngörü ve tutarlılık sorunudur.
Bu nedenle konaklama vergisindeki tablo için üç sorunun cevabını beklemek gerekiyor:
Vergi oranı neden yarıya indirildi? Tahsilattaki gerilemede kayıt dışılığın payı var mı? Ve 18,1 milyar TL’lik bütçe hedefi hazırlanırken birkaç ay sonra yapılacak bu vergi indirimi neden hesaba katılmadı?
Bu üç soruya tatmin edici bir cevap verilmedikçe mesele yalnızca konaklama vergisinin neden düştüğü değil, vergi ve bütçe politikasının ne kadar öngörülü ve tutarlı yürütüldüğü meselesidir.
/././
T-24



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder