Ağırel'in 'Almanya’da milyonluk bina' haberinin ardından... Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Gökçek soruşturması
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialar üzerine resen soruşturma başlattı. Soruşturma, gazetemiz yazarı Murat Ağırel’in Gökçek ailesinin Avrupa’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarına ve para trafiğine ilişkin gündeme getirdiği iddiaların ardından geldi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yazarımız Murat Ağırel’ın Onlar TV’deki programında ve gazetemizde yayımlanan köşesinde Gökçek ailesinin yurt dışındaki yatırımları ve para trafiğine ilişkin dikkat çeken iddiaları üzerine soruşturma başlattığını duyurdu.
Başsavcılık yaptığı açıklamada, “Bazı basın ve yayın organlarında, İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönünde öne sürülen iddialara ilişkin olarak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.
YAZARIMIZ AĞIREL ORTAYA ÇIKARMIŞTI
Ağırel, Gökçek ailesinin Avrupa’da gerçekleştirdiği yüksek meblağlı yatırımları inceleyerek, servetin kaynağı, Türkiye’den yurt dışına para transferlerinin hangi yöntemlerle yapıldığı ve bu transferlerde hangi şirketlerin kullanıldığı sorularını gündeme taşımıştı.
Ağırel’in aktardığı bilgilere göre, para trafiğinde yer alan şirketler arasındaki bağlantılar ve yurt dışında gerçekleştirilen yatırımlar resmi belgeler üzerinden incelendi.
DÜSSELDORF’TA MİLYONLUK BİNA
Ağırel’in gündeme getirdiği iddiaların odağında Almanya’nın Düsseldorf kentinde bulunan bir bina da yer aldı.
İddiaya göre Gökçek ailesi, HAMAG Holding üzerinden Düsseldorf’ta 15 daireli bir bina satın aldı. Ağırel, binayı yerinde görüntülerken satın alma işlemine ilişkin resmi belgelerde bedelin 3 milyon 850 bin euro olarak yer aldığını aktardı.
Tadilat masraflarıyla birlikte yatırımın yaklaşık 4,5 milyon euroya ulaştığı belirtildi.
Ağırel ayrıca söz konusu holdingin sıfır ciro ve sıfır çalışanla faaliyet gösterdiğini öne sürerek, yurt dışındaki yatırımın finansmanına ilişkin sorular yöneltti.
BAŞSAVCILIK: “MADDİ GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKARILMASI AMACIYLA”
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında, söz konusu iddiaların basın ve yayın organlarında yer aldığını belirterek soruşturmanın resen başlatıldığını duyurdu.
Başsavcılığın açıklaması şöyle:
“Bazı basın ve yayın organlarında, İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönünde öne sürülen iddialara ilişkin olarak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır.”
MELİH GÖKÇEK HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAĞINI DUYURMUŞTU
Taşınmazları yerinde görüntüleyen Ağırel'in suçlamalarına yanıt veren Melih Gökçek ise iddiaları kesin bir dille reddedip "iftira" olarak nitelendirerek Ağırel hakkında hukuki süreç başlatacağını açıklamıştı.
Gökçek şunları söylemişti:
“Şehit MİT mensuplarımızın kimliklerini deşifre ettiğin için dört yıl sekiz ay hapis cezası aldın. Daha önce oğlum Osman Gökçek hakkında ortaya attığın tüm iddiaları mahkemede kaybettin. Şimdi ise attığın iftiralar nedeniyle kendin yargılanıyorsun. Sana kitap yazdıran ve bu bilgileri veren 'abilerin' kaç konuda ABB’de vurgun yaptılar... Eğer Mansur Yavaş’ın hukuk gücüne güvenerek hareket ettiysen, vay hâline! Allah’ın izniyle, ortaya attığın bu iddiaları da mahkemede kaybettiğin zaman sakın yanımıza gelip af dileme. Attığın iftiraların hesabını hukuk önünde sonuna kadar soracağım. Mahkemede görüşürüz…”
MELİH GÖKÇEK’TEN SORUŞTURMA AÇIKLAMASI: “KENDİMİ TÜRK ADALETİNE TESLİM EDİYORUM”
Gökçek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda soruşturma haberine ilişkin,
“Biraz önce medyaya intikal eden bilgilere göre Ankara Başsavcılığı Murat Ağırel’in benim hakkımdaki iddiaları ile ilgili olarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla resen soruşturma başlatmıştır. Allah’ın izniyle veremeyeceğim hesabım yoktur. Gerekli bilgileri savcılığa vereceğim… Kendimi Türk adaletine teslim ediyorum…” dedi.
***
Hilmi Tuna Kuriş'in ifadesi ortaya çıktı… Akılalmaz savunma: Evinden 29 milyon lira çıktı; ‘aylık gelirim 150 bin lira’ dedi!
Süleymancıların lideri Alihan Kuriş’e yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan kardeşi Hilmi Tuna Kuriş’in emniyet ifadesi ortaya çıktı. Kuriş’in Küçük Çamlıca’daki evinde yaklaşık 29 milyon lira değerinde döviz ele geçirilmiş olmasına rağmen aylık gelirinin 150 bin lira olduğunu söyledi. Kuriş, evde bulunan paranın aile birikimi ve mirastan geldiğini savunurken, Muğla’da yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalanmasına ilişkin ise “Muğla’ya sadece dinlenmek amacıyla gittim” dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Alihan Kuriş suç örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan Hilmi Tuna Kuriş’in Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki ifadesi ortaya çıktı.
Hakkında “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” suçlamaları bulunan Kuriş, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.
“AYLIK GELİRİM 150 BİN LİRA”
Soruşturma kapsamında Kuriş’in adreslerinde yapılan aramalarda 200 kilo külçe altın ile milyonlarca lira değerinde döviz ele geçirildi.
İktidara yakınlığıyla bilinen Sabah’ın haberine göre Kuriş, emniyetteki ifadesinde aylık gelirinin yaklaşık 150 bin lira olduğunu ve iç mimarlık yaptığını söyledi.
Ancak soruşturma dosyasındaki MASAK raporları ve emniyet analizlerinde, Kuriş’in geçmişte ortaklık ve yöneticilik yaptığı şirketlerdeki para hareketlerinin beyan ettiği gelirle örtüşmediği tespit edildi.
EVİNDEN 29 MİLYON LİRALIK DÖVİZ ÇIKTI
Kuriş’in Küçük Çamlıca’daki evinde yapılan aramada yaklaşık 29 milyon lira değerinde döviz ele geçirildi.
Kuriş, paranın kaynağına ilişkin ise kendisi ve ailesinin yıllar içerisinde yaptığı birikimleri işaret etti. Paranın bir bölümünün mirastan, kalanının ise kişisel ticari faaliyetlerden elde edildiğini savundu.
Ümraniye’deki bir iş yerinde yapılan aramada ise 206 külçe altın ve yaklaşık 23 milyon lira değerinde döviz bulundu. Kuriş, çocukluk arkadaşı Erhan Yılmaz ile bağlantılı olan iş yerindeki para ve altınlardan haberdar olmadığını öne sürdü.
ŞİRKETİN PARA TRAFİĞİ 6,5 MİLYAR LİRAYI AŞTI
MASAK incelemesine göre, Alihan Kuriş’ten Hilmi Tuna Kuriş’e geçen ve 28 Aralık 2022’de Yusuf Bulut’a devredilen Arden Gıda İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’nin, 2023 yılından itibaren 6,5 milyar lirayı aşan bankacılık işlem hacmine ulaştığı belirlendi.
Kuriş ise hisselerini devrettikten sonra şirketle herhangi bir bağının kalmadığını ve şirketin gerçekleştirdiği işlemler hakkında bilgi sahibi olmadığını savundu. Şirket faaliyetlerinin büyük bölümünün dayısı ve babası tarafından yürütüldüğünü iddia etti.
767 BİN LİRALIK PARA TRANSFERİNE “MEZAR BAKIMI” SAVUNMASI
Dosyanın mali incelemesinde Kuriş ile Alihan Kuriş’in asistanı Fahri Candemir arasındaki para hareketleri de incelendi.
İki isim arasında toplam 767 bin 678 liralık transfer tespit edildi.
Kuriş, söz konusu ödemelerin dedesi Süleyman Hilmi Tunahan’ın kabrinin bakım, temizlik ve çevre düzenlemesi için yapılan harcamalar olduğunu öne sürdü.
350 BİN DOLARLIK KRİPTO PARA TRANSFERİ
Mali incelemede ayrıca Erhan Yılmaz’a ait kripto cüzdandan Kuriş’le bağlantılı hesaplara 350 bin dolar tutarında USDT transferi yapıldığı tespit edildi.
Dosyada, Kuriş’in kripto para hareketlerinin vergi kaçırma şüphesi oluşturduğuna yönelik değerlendirmelere de yer verildi.
Kuriş, Erhan Yılmaz’la gerçekleştirdiği Düsseldorf ve Frankfurt seyahatlerini ise “çocukluk arkadaşıyla yapılan normal geziler” olarak açıkladı.
TAHSİSLİ ARAÇTA YAKALANMIŞTI
Hilmi Tuna Kuriş, 21 Ağustos’ta Muğla’da Erhan Yılmaz ve sürücü Mehmet Özmen ile birlikte eski bakan İdris Naim Şahin’e tahsisli araçta yakalanmıştı.
PTS kayıtlarında aracın kısa süre içerisinde İstanbul-Muğla arasında iki kez gidip geldiği tespit edilmişti.
Kuriş, yurt dışına kaçmaya çalıştığı iddiasını reddederek ifadesinde şunları söyledi:
“Muğla'ya sadece dinlenmek amacıyla gittim. Araçta çakar takılı olduğunu bilmiyordum, ben arka koltukta uyuyordum. Operasyon yapıldığını duyduktan sonra yakalanmasaydım İstanbul'a dönüp avukatlarımla görüşecektim. Polisler bizi durdurduğunda yakalandığımı anladım. Yurt dışına kaçmak gibi bir planımız yoktu.”
***
Giresun Valiliği duyurdu: Yurttaşa tehdit ve hakarette bulunan Basın Müdürü hakkında soruşturma
Giresun Valiliği, AKP'li milletvekili Cantürk Alagöz'ün Giresun'daki çevre katliamına karşı mücadele eden çevre savunucusu Soner Aydın'ı tehdit eden Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ömer Tekin hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/giresun-valiligi-duyurdu-yurttasa-tehdit-ve-hakarette-bulunan-basin-muduru-hakkinda-sorusturma-2533395
***
İddia: Bartın Üniversitesi rektörü öğrencilere KYK yerine İlim Yayma Cemiyeti yurdunu önermiş!
Bartın Üniversitesi Ulus MYO öğrencileri, barınma sorunu yaşadıklarını ve üniversite yönetiminin kendilerini KYK yurtları yerine İlim Yayma Cemiyeti’ne bağlı yurtlara yönlendirdiğini öne sürdü. Öğrenciler, yüksek ücretler nedeniyle devlet yurdu talep etti. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/iddia-bartin-universitesi-rektoru-ogrencilere-kyk-yerine-ilim-yayma-cemiyeti-yurdunu-onermis-2533423
***
Milli Eğitim’de dikkat çeken ihale: Öğretmenler inşaat firmasından mı temin edildi?
Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bir anaokulunun Çocuk Kulübü için düzenlediği ihaleyle beş ücretli öğretmenin bir inşaat ve yemekçilik şirketi üzerinden temin edilmesi tartışma yarattı. 1 milyon 851 bin TL bedelli ihaleyi Klas Global İnşaat Yemekçilik şirketi aldı. İdare ise ihale dokümanındaki “ücretli öğretmen” ifadesinin sehven yazıldığını, alımın “usta öğretici” temini için yapıldığını savundu. https://www.cumhuriyet.com.tr/egitim/milli-egitim-de-dikkat-ceken-ihale-ogretmenler-insaat-firmasindan-mi-temin-edildi-2533426
***
Türkiye bir etnik mozaik değildir -Özdemir İnce-
4 Nisan 2013 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanan bu yazımı 13 yıl sonra da okunmasının (anlayana) yararlı olacağını düşündüğüm için ilginize sunuyorum:
Uyanığın biri bir zamanlar, Türkiye’nin bir etnik mozaik olduğunu söylemiş ve Başbakan Erdoğan gibi saymaya başlamış: Laz, Kürt, Zaza, (kimileri saymıyor) Arap, Arnavut, Boşnak, Çerkez, Pomak...
Ardından bir yığın saftirik, Panurge’ün koyunları¹ gibi kendini safsata denizine atmaya başlamış. (Sıralamayı yapanlar neden Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Süryanileri, Levantenleri bu kafileye katmıyorlar? Irkçılıktan mı acaba?)
Elbette bu ülkede herkes Panurge’ün koyunu değil. Adı Ali Tayyar Önder olan bir yazarımız yeni koyunların kendilerini budalalık denizine atmaması için “Türkiye’nin Etnik Yapısı” (Fark Yayınları) adında bir kitap yayımlamış. “Hayır arkadaş, bir ülkede etnik nüfusun genel nüfusa oranı yüzde 35 olmazsa mozaiklik durumu söz konusu olmaz” diyor.
İsterseniz, etniklik konusunda sakız gibi çiğnenen hurafe ve önyargıları bir yana bırakıp kitabı birlikte okuyalım. (Siz de okuyun gecekondu üniversitelerin cahil eğitmencileri!)
Parantez içindeki cümleyi ağır mı buldunuz? O zaman şu cümleyi gelin birlikte okuyalım:
“Anayasa eşik bence. Özellikle ırkçı vurguların ayıklanması ve 66. Madde’nin değişmesi önem arz ediyor. Bu madde ‘Türkiye devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür’ diyor. Oysa Kürt, böyle hissetmiyorsa onu yasa maddesiyle zorla Türk yapamazsın. Bu durumda sosyoloji tekzip eder.”
Adının önünde “Prof. Dr.” yazan adamın adını verip de ne yapayım? Ülkede bunlardan mebzul miktarda var.
Söyledikleri baştan aşağı yanlış. Ne oradaki “Türk”ün ırkçı vurgusu var ne de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir Kürt’ün ya da Arap’ın kendini “Türk” hissetmemesinin herhangi bir önemi ve yaptırımı var. Bu etnisitesi Kürt ya da Arap olan vatandaş, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir nüfus müdürlüğünün verdiği kimliği ve Emniyet’ten aldığı pasaportu taşıyor mu, taşımıyor mu? Yabancı sınırdan geçmeden önce, doldurmak zorunda olduğu kâğıdın üzerinde “nationalité”, “nationality” yazan yerin karşısına “Türk”, “Turkish”, “Turc (Turque)” diye yazıyor mu, yazmıyor mu?
Akıl ettim hususi (yeşil) pasaportuma (special passport) baktım. Fotoğraflı sayfada “Uyruğu/Nationality” sütununun altında “TUR” yani “TÜRK” yazıyor. Birinin bu sıfatı ister içine sindirsin ister sindirmesin, kendi bileceği iş. Ancak yeryüzünde bir birey, bir varlık olarak var olmak için o “Türk” sıfatına muhtaç!
Yasa kimsenin hislerini dikkate almaz. Kimliğinde ve pasaportunda yazan “Türk” sıfatını içine sindiremeyenlerin yapacakları ilk iş kestirmeden kendi devletini kurmak. Devlet ciddiyeti diye bir şey var!
Gümrük kapısında, Fransız polis “Türkler bu kapıdan” dediği zaman, Türk pasaportu taşıyan ama kendini Türk hissetmeyen biri ne yapacak? “Benim Türk pasaportu taşıdığıma bakmayın, ben kendimi Türk hissetmiyorum. Ben Eskimoyum” mu diyecek.
Ayıptır gecekondu üniversitenin eğitmeni, ayıptır! Okuyalım:
“Tekrar belirtmek gerekir ki temel ilke olarak bir ülkenin etnik yapısının değerlendirilmesinde öncelikli şart ülkedeki etnik grup sayısından çok, ülkedeki toplam etnik nüfusun genel nüfus içindeki yüzde 35 oranıdır.” (s.14)
“Türkiye’de, etnik grup sayı ve nüfuslarını belirtmek amacıyla, 1927 yılından 1965 yılına kadar TUİK (eski adıyla DİE) tarafından genel nüfus sayımlarında anadil tespiti yapılmıştır. Bu tespitler ve sonrasında, günümüze kadar bu konuda yapılan bilimsel nitelikli araştırma ve anketler ile konuyla ilgili göstergeler, yüzde 0.1 (binde bir) oranıyla dahi, Türkiye’de anadil temelinde anlamlı büyüklükte bir nüfusa sahip etnik grup sayısının hiçbir zaman 6’yı ve bu grupların toplam nüfusunun yüzde 14’ü aşmadığı, bu oranın 1955 yılından günümüze yaklaşık yüzde 10 dolaylarında olduğu açık bir gerçek olarak ortaya koymuştur. (2006 itibarıyla; Türk, yüzde 90.06, Kürt yüzde 6.76, Zaza yüzde 1.08, Arap yüzde 1.08, Çerkez yüzde 0.34, Laz yüzde 0.27, diğerleri yüzde 0.41)” (S.15)
“Bugün, Fransa’da, anlamlı büyüklükte nüfusa sahip 16 etnik grubun varlığına rağmen, bu grupların toplam nüfusunun, ülke nüfusunun yüzde 20’si olarak yüzde 35 oranın altında olması nedeniyle Fransa, kendisini ne etnik bir mozaik olarak görür ne de böyle tanıma izin verir.” (s.15)
“Bu tespitlere, AB-Avrupa Komisyonu’nun Eylül 2005 tarihli Avrupalılar ve Diller (Europeans and Languages) başlıklı raporunda yer alan Eurobaromater anketi verileri de dahildir. Bu ankette, anadili Türkçe olan nüfus yüzde 93, anadili Türkçe dışında başka bir dil olan tüm etnik grupların toplam nüfusu yüzde 9 olarak tespit edilmiştir.
Eurobarometer’in, bu verilerinin ortalamasıyla Türkiye’deki toplam etnik nüfus yüzde 7 kabul edilebilir ki bu oran, genel kabul olan yüzde 10’un altındadır.
Tüm bu veriler karşısında, toplam etnik nüfusu yüzde 35’in çok altında olan Türkiye’yi etnik bir mozaik olarak tanımlamak mümkün değildir.” (s.15,16)
***
Fransa’nın kendisini etnik bir mozaik olarak kabul etmemesinin elbette bir politik nedeni vardır kuşkusuz. Fransa ile Türkiye’nin durumları benzeşiyor.
Sözünü ettiğim kitapta Türkiye’nin etnik nüfus dağılımı şöyle verilmiş (s.40):
Türk: 66.650.00 (yüzde 90.06), Kürt: 5.000.000 (yüzde 6.76), Zaza : 800.000 ( yüzde 1.08), Arap: 800.000 (yüzde 1.08), Çerkez: 250.000 (yüzde 0.34), Laz: 200.000 (yüzde 0.27), Diğer: 300.000 ( yüzde 0.41). Toplam: 74 milyon.
Ancak mahalle kahvesi tevatürlerine, gazete yazıcılarının cehalet verilerine göre Türkiye’de 20 milyon dolaylarında Kürt varmış. Bilimsel araştırmaların verilerine göre 5-6 milyon kabul edilen Kürt sayısı, anayasadan pay isteme hakkı verir mi?
***
Verdi diyelim, Zazanın, Arap’ın, Çerkezin, Lazın, Boşnakın, Pomakın ve ötekilerin başı kel mi? Onlar da kendi paylarını istemezler mi ?
¹François Rabelais’nin Gargantua ve Pantagruel romanın kahramanı Panurge tartıştığı tüccarın koyunlarından birini denize atar, bunun üzerine bütün koyunlar sırayla denize atlar. Düşünmeden başkasının peşinden giden insanları anlatan bir deyimdir.
/././
İki model -Mehmet Ali Güller-
Sürece “Entelektüel destek neden yok” diye yakınanlar var. Hatta son olarak bir akademisyen bu yakınmayı “Sürece destek vermeyene entelektüel denmez” boyutuna kadar getirdi!
Sürece destek veren entelektüeller de yavaş yavaş akıllarındaki modeli dile getirmeye başladılar. “Şartlar uygun, Türkiye bölgedeki Kürtlerin hamisi olmalı” diyorlar.
70 YILLIK ABD PLANI
Kürt meselesinin bölgesel “çözümüne” dair modellerden biri budur: “Türkiye bölge Kürtlerini himaye etsin.”
Ancak bu model “sürece destek veren entelektüellerin” icadı değildir, 70 yıllık ABD planıdır ve Ankara’nın önüne çeşitli dönemlerde “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı diye getirilmişti. Hatta önceki açılım süreçlerinde, bu kez başka entelektüeller tarafından “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” diye formüle edilmişti.
Son açılımda ise formülü bu kez, Suriye’de SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulundurarak “Şartlar uygun, Türkiye bölge Kürtlerini himaye etsin” diye savunuyorlar.
HAMİLİK MODELİ KİMİN ÇIKARINA?
Bakınız, sürecin aktörlerinin “Türk-Kürt ittifakı Ortadoğu’yu biçimlendirir” demesi de “Irak ve Suriye Kürtleri Osmanlı’daki gibi Türkiye’yle birlikte yaşamak istiyor” demesi de “İran’ı ABD-İsrail değil, Türk-Kürt ittifakı halleder” demesi de tarihi Yavuz-Kürt İdris ittifakının siyasette sık sık vurgulanması da Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki Kerkük, Musul ve Halep’e plaka dağıtarak bu bölgeleri Türkiye’ye katmayı tasarlayan propagandalar yapılması da “Türkiye bölge Kürtlerinin hamisi olsun” modeli de aynı kapıya çıkmaktadır: “Türkiye himayesinde Kürdistan.”
Milliyetçi, Türkiyeci, Türk-Kürt kardeşlikçi gibi sunulan bu söylemler aslında tersidir. Türkiye’nin, Türkün, Kürt’ün çıkarını değil, ABD’nin çıkarını gözetir. Öyle olduğu için de Washington uzun yıllardır döndürüp dolaştırıp bu modeli Türkiye’nin önüne getirmektedir.
BÖLGE KARŞITI MODEL
Bu modelin sorunlarından biri şu: Türkiye Irak, Suriye ve İran’la karşı karşıya gelmeden bu ülkelerdeki Kürtlerin hamisi olabilir mi?
Elbette Tahran da Bağdat da Şam da Ankara’ya “Al Kürt bölgelerini kendine bağla” demeyecektir. Bu durumda Türkiye neden Kürtlerin hamisi olmaya soyunarak komşularıyla karşı karşıya gelsin?
Kürtlerin hamisi olmaya çalışırken Türkiye’nin komşularıyla ve TürkKürt ittifakının Araplarla-Farslarla karşı karşıya gelmesi kime yarar? Elbette emperyalist ABD ile Siyonist İsrail’e...
DEMOKRATİKLEŞMENİN ASIL YOLU
PKK ve türevlerinin gerçekten silah bırakması bölge halklarının da bölge ülkelerinin de yararınadır. Bölge Kürtlerinin demokratik haklarını kullanabilmeleri zaten gereklidir. Elbette bunun yolu demokratikleşmeden geçmektedir ama gerçek demokratikleşme etnik ve mezhepsel temelde değil, sınıfsal temelde sağlanır.
Girişte bahsettiğim “Sürece entelektüel destek neden yok” diye yakınanların anlamak istemediği budur. Sürece destek yok çünkü Türkiye’nin iyi kötü var olan demokrasisini tırpanlayanların amacının “süreçle demokratikleşme getirmek” olmadığı gayet net bir şekilde görülüyor ve bunun iktidarı sürdürebilmekle ilişkisi ortada.
Bu bizi ikinci modele götürüyor.
BÖLGENİN ORTAK PAYDASI: KÜRTLER
Kürtlerin dört ülkedeki varlığı uzunca bir süre negatif amaçla değerlendirildi. Ülkeler, komşu ülkedeki Kürtleri kendi çıkarları için kullanmaya çalıştı. Ardından ABD emperyalizminin Kürt örgütlerini kendi planları için kullanması süreci başladı.
ABD’nin küresel güç kaybı, İran’ın ABD’nin Ortadoğu’daki etkisini kırması, çok kutuplu dünya inşasının ülkelere manevra alanı yaratması vb. etkenler bölge ülkelerinin önüne yeni bir fırsat kapısı açtı. Bu kez dört ülkedeki Kürtler üzerinden dört ülkenin iyi komşuluğunu sağlamak ve güçlü bir ortaklık/ittifak kurmak fırsatı var. Yani dört ülkedeki Kürtler, bu kez dört ülkeyi bir araya getirebilmenin “ortak paydası” olabilir.
Önümüzde böyle bir fırsat varken neden neo-Osmanlıcı bir anlayışla bölge Kürtlerini himayeye soyunarak komşularımızla karşı karşıya gelelim?
/././
AKP ıslık çalıyor-Miyase İlknur-
Hem de havaya bakarak. Bahçeli’nin seçim sisteminde ve Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik talebinde bulunduğu günden beri gazeteciler, akademisyenler konuyu tartışırken AKP kanadından “tısss” yok. AKP’li yönetici, milletvekillerine konu sorulduğunda ise “Ahan ki duyduk. Hiç haberimiz yok valla” diyorlar.
Gerçekten öyle mi?
Hiç sanmam. Zira her önemli değişim ya da dönüşüm kararı arefesinde işaret fişeğini Bahçeli çakar, AKP bir süre sipere yatıp gelecek tepkileri gördükten sonra ses verir. Tepkilere göre ya “Bizim böyle bir gündemimiz yok” der ya da toplum yararı, iç barış, istikrar gibi cicili bicili bir ambalaja sardığı kanun değişikliği için düğmeye basar.
Bu kez de öyle olacağı anlaşılıyor. Hiçbir AKP’li yönetici ismi ve cismiyle kamuoyunun karşısına çıkıp ne tür bir değişiklik düşündüklerini açıklamadı. Ama “AKP’li kurmaylar”a dayandırılan bir haberde değişikliğe ilişkin tüm bilgiler sızdırıldı.
Önce cici bir ambalajla sunulan değişikliklerden başlayalım:
- Sistemin revize edilmesi kapsamında öncelikle TBMM güçlendirilecek.
- Bakanlar artık Meclis içinden atanacaklar, milletvekillikleri devam edecek ama çalışmalarda oy kullanamayacaklar.
- Değişiklik kabul edilirse yeni dönemde cumhurbaşkanının bazı yetkileri, parlamenter sistemde olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na geçecek.
- Beklenen verimin alınamadığı bakan yardımcılığı sistemi ise kaldırılacak.
TBMM nasıl güçlendirilecekmiş?
Bakanlara artık soru sorabilecek ve yanıtlarını ayda bir de olsa alabileceklermiş.
Aman ne büyük reform. Bakanlar milletvekillerinin soru önergelerine cevap verme lütfunda bulundukları için parlamento bu sayede güçlenmiş olacak he!...
Ayda bir Meclis’e gelip milletvekillerinin karşısına çıkacak bakanlara tayin, terfi, atama gibi ricalarını içeren notları da bizzat elden verebilecekler ya daha ne olsun?
Bakanlar milletvekillerinden seçilebilecek ve bakan olduklarında vekillikleri düşmeyecekmiş.
Yahu bunların hepsi iktidar milletvekillerinin istediği bir şey. Seçim bölgelerine gittiklerinde seçmenlerinin ricalarını iletmek için bakanlar ve bakan yardımcıları telefonlarına çıkmadıkları, muhatap bulamadıkları için işlerini çözemedikleri için şikâyet eden onlar.
Bir değişiklik de bakan yardımcılıklarının kaldırılıp müsteşarlığa geri dönülecek olması.
Günaydın!
Devletin teamüllerini, kurumsal belleğini yok ettikten sonra dönsen ne yazar dönmesen ne yazar. Hem o kurumsal belleği taşıyan bürokrat mı kaldı devlette?
Bütün bunlar yukarıda sözünü ettiğimiz cici ambalajın içindeki şekerler. Ama asıl o ambaljın içine saklanan maddeye gelelim hele.
“Cumhurbaşkanı seçiminde iki tur arasında en az 10 puan fark aranacak.”
Zurnanın zırt dediği yer de işte burası. Bu maddenin meali: “İlk turda en çok oyu alan seçilsin.”
İkinci tura kalındığında muhalefet partileri Erdoğan’ın karşısındaki adayın arkasında konsolide olur da Reis seçilmezse diye yapılan bir değişiklik tasarısı bu.
Hem anayasa yeniden değiştiği için Erdoğan’ın da yeniden aday olup olmaması gibi bir tartışma da kendiliğinden ortadan kalkış olacak. Gerçi erken seçim yapması halinde de yeniden seçime girebiliyor.
Baştan deyin ki: “Reis’in yüzde 51 bulması bu koşullarda zor. O nedenle seçim ikinci tura kalıp riske girmemek için bu değişikliği yapıyoruz.”
Milleti kandırmanın âlemi yok.
/././
Ecem Alkaş neden hâlâ cezaevinde?-Murat Ağırel-
Futboldaki bahis ve şike soruşturmasında çok sayıda isim gözaltına alındı, tutuklandı.
Sonra tahliyeler başladı.
Adana Demirspor’un eski başkanı Murat Sancak tahliye edildi.
Galatasaray’ın oyuncusu Metehan Baltacı tahliye edildi.
Fenerbahçe’nin oyuncusu Mert Hakan Yandaş tahliye edildi.
Mert Hakan Yandaş’ın bahislerini oynadığı kişi olduğu iddia edilen Ersen Dikmen tahliye edildi.
Eyüpspor Başkanı Murat Özkaya tahliye edildi.
Futbol menajeri Metin Korkmaz’ın yeğeni Ecem Alkaş ile aynı operasyon kapsamında tutuklanan Eyüpspor eski asbaşkanı Fatih Kulaksız da tahliye edildi.
Ama Ecem Alkaş hâlâ cezaevinde.
Peki, dosyanın merkezindeki isimlerden biri olduğu ileri sürülen dayısı Metin Korkmaz nerede?
Birleşik Arap Emirlikleri’nde.
Hem de saklanırken değil.
Hakkında yakalama kararı bulunduğu belirtilmesine rağmen ISE FC’nin kurucu ortağı sıfatıyla BAE ekibi Al Jazira Al Hamra ile yatırım anlaşması imzalarken görüntüleniyor.
Kameraların karşısında, imza masasının başında.
İşin daha da ilginç tarafı şu:
Metin Korkmaz, operasyondan yaklaşık 15 gün önce, spor içerikleri üreten Levent Ümit Erol’un sahibi olduğu YouTube kanalı LÜE TV’de yayımlanan “Metin Korkmaz ile Futbolun Gündemi-Bahis Skandalı” programına katılıyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i övüyor. Bahis soruşturmasının sonuna kadar götürülmesini istiyor.
“Beş yıl değil, on yıl geriye gidilsin” diyor.
Bahis oynayan futbolcu ve teknik direktörleri kabul etmediğini söylüyor.
Hatta Akın Gürlek için “200 yıl sonra bile unutulmaz” ifadesini kullanıyor.
Aradan günler geçiyor. Operasyon yapılıyor.
Bu kez soruşturmanın isimlerinden biri kendisi.
Ancak Metin Korkmaz yurtdışında.
Yeğeni Ecem Alkaş ise cezaevinde. İsmini ilk defa bu operasyon ile duydum. Tanımıyorum.
Dosyadaki ifadelerini okudum. Halen tutuklu olması beni şaşırttı.
Ecem Alkaş, üniversiteden sonra dayısı Metin Korkmaz’a ait MEC Menajerlik şirketinde çalışmaya başladığını, finansal süreçleri takip ettiğini, futbolcu transferlerini esas olarak dayısının yürüttüğünü söylüyor.
Recep Doğrul ve Murat Sancak’la gerçekleştirilen para transferlerinin Metin Korkmaz’ın bilgisi ve talimatıyla yapıldığını savunuyor. Savcılıktaki müdafileri de kendisine sorulan işlemlerin Metin Korkmaz’ın ticari ilişkileri kapsamında olduğunu ileri sürüyor.
Emniyet ifadesinde önüne MASAK tespitleri konuluyor.
Murat Sancak’tan hesaplarına gelen 3 milyon 371 bin 246 TL.
Murat Sancak’a gönderilen 200 bin TL.
Recep Doğrul’la gerçekleştirilen para hareketleri...
Alkaş, bunların Metin Korkmaz adına ve onun talimatıyla gerçekleştirildiğini söylüyor.
Elbette bunlar şüpheli savunmasıdır.
Doğru olup olmadığına mahkeme karar verir.
Mahkeme kararında Ecem Alkaş’ın Metin Korkmaz’ın banka hesaplarında yetkili kişilerden biri olduğu, çeşitli para hareketlerinin bulunduğu ve Metin Korkmaz hakkında da futbol sektöründeki şike ve bahis soruşturması kapsamında inceleme yürütüldüğü belirtiliyor.
Tutuklama; kuvvetli suç şüphesi, firari şüpheliler, kaçma ihtimali ve adli kontrolün yetersiz kalacağı gerekçelerine dayandırılıyor.
Peki bugün?
Dosyanın banka kayıtları toplanmış. MASAK raporu hazırlanmış. İfadeler alınmış. Para transferleri tespit edilmiş. Üstelik aynı soruşturma kapsamında tutuklanan birçok kişi hakkında daha sonra tahliye kararı...
Fatih Kulaksız aynı operasyon kapsamında tutuklanıp tahliye edilebiliyorsa bunca aydır Ecem Alkaş bakımından tutukluluğu zorunlu kılan farklı ve güncel sebep nedir?
Murat Sancak tutuksuz yargılanabiliyorsa kendisine para gönderdiği ve ondan para aldığı belirtilen Ecem Alkaş neden cezaevinde?
En önemlisi:
İşlemleri Metin Korkmaz’ın talimatıyla yaptığını söyleyen Ecem Alkaş cezaevindeyken hakkında yakalama kararı bulunan Metin Korkmaz’ın BAE’de yatırım anlaşması imzalaması nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor? Metin Korkmaz da Ecem Alkaş da diğer şüpheliler de varsa suçlarının hesabını versin.
Belli ki dayısı Metin Korkmaz yeğeni Ecem Alkaş’ın cezaevinde olmasının baş sorumlusu. Ecem Alkaş telefon şifresini de savcılığa teslim etmiş. Metin Korkmaz’ın paylaştığı fotoğraflara bakınca geri dönerek kanun karşısında hesap verme amacında da değil.
Ancak şu soruyu vicdanen sormak zorundayım;
Aynı soruşturmada birçok isim tahliye edilmişken Ecem Alkaş neden hâlâ cezaevinde?
/././
Cumhuriyet

b.jpg)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder