Akbelen’de testere, Bodrum’da soprano: Limak'ın Antik Tiyatro senfonisinde kim kiminle boy gösterdi?
Bodrum Antik Tiyatro’nun binlerce yıllık taşlarında yankılanan aryalar, Akbelen’de devrilen çam ağaçlarının çatırtısını bastırmaya yetmiyor. Limak Holding, 50. yaşını iktidar kurmayları, sermaye sınıfı ve devletin tepe yöneticileriyle kutlarken, "sanat", "kadın mühendislere destek" ve "doğaseverlik" makyajının altından tanıdık bir tablo sırıtıyor. Doğayı ve emeği öğüterek semiren bir sermaye sınıfının, iktidarla kol kola sergilediği o kanlı senfoni.
Bodrum Antik Tiyatro’nun o ılık, Ege rüzgârlarıyla yıkanan atmosferinde geçen hafta kusursuz bir "sınıf" tablosu çizildi. Sahnede Şef Darko Butorac yönetimindeki Limak Filarmoni Orkestrası, tenor Murat Karahan ve soprano Tamara Radjenovic vardı. Ancak asıl gösteri sahnede değil, protokol koltuklarındaydı.
Yılların holding medyası yöneticiliğini yapan Ertuğrul Özkök, bu geceye ilişkin yazısında şöyle anektodlar paylaşıyordu: “Orkestra ve konserin en büyük destekçisi ve finansörü Limak Holding’in Onursal Başkanı Nihat Özdemir ve Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir oradaydı. Tahmin ediyorum Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi olan oğlu Batuhan Özdemir maçtaydı. Konser arasında Fenerbahçe’nin 3-1 önde olduğunu Nihat Bey’den öğrendik.”
Konser, sanatçılar, akustik ve operaya dair birçok ayrıntıyı veren Özkök pek sevse de bu sefer işin siyaset magazinine o kadar da girmediği yazısında yer vermediği ayrıntılara biz bakalım.
https://haber.sol.org.tr/sites/default/files/2026-08/dusuk.mp4
İnşaat tozundan antik tiyatro sahnelerine
İktidarın altın tepsisinde sunulan dev ihalelerle palazlanan "Beşli Çete" mensuplarından biri Limak Holding. Eski İstanbul sermayesinin yüceltildiği, AKP ile palazlanan sermayeninse "sonradan görme" etiketiyle küçümsendiği biliniyor.
Bu etiketi kazımak için kolları sıvayan Limak, Bodrum Antik Tiyatro’nun binlerce yıllık taşlarında yankılanan bu senfoniyle aslında inşaat tozu, maden rantı ve doğa katliamıyla şişmiş o kaba servete bir "yüksek kültür" makyajı derdinde.
VIP listenin bilinmeyenleri
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir ve Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören’in yanı başında oturdu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in eşi Esra Şimşek ile Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir birbirine sarılarak şarkılara eşlik etti. Eski AB Bakanı Volkan Bozkır’ın, TFF Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Surözü’nün, Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy’un, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun, oyuncu ve senarist Gani Müjde’nin, Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral ve ailesinin boy gösterdiği VIP listesinde dikkat çeken bir isim daha vardı.
Limak'ın 50. yılında MB Başkanı Karahan'ın kızı Mira sahneye çıktı.Club Flipper’daki villasında 15 yıl önce manken Aslı Baş'ın ölü bulunmasıyla ilgili yargılandığı davada beraat kararı geçtiğimiz yıl Yargıtay tarafından bozulan ve cinayetten yeniden yargılanacak olan Club Flipper’ın sahibi Ahmet Bayer. Patronlar Dünyası'ndan Necla Dalan'ın haberine göre bir diğer dikkat çeken isimse fon skandalının patladığı Denizbank’ın eski genel müdürü Hakan Ateş’ti. Ateş, Seçil Erzan’ın yüz yılı geçen bir ceza aldığı davada beraat etmesi ve bankanın en yetkili kişisi olarak sadece işten el çektirilmesiyle hafızalarda.
Bu pek “seçkin” konukların olduğu gece, Türkiye’de devlet ve sermaye iç içeliğinin kelimenin tam anlamıyla ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Limak Holding, 50. yılını kutlarken, aslında bu yarım asırlık sermaye birikiminin ardındaki o "organik" ve dokunulmaz koalisyonu kutluyordu. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 6 yaşından beri piyano çalan 15 yaşındaki kızının sahnesiyle taçlanan gece, burjuvazinin o çok sevdiği "steril, uygar ve sanata duyarlı" yüzünü kitlelere pazarlamak için tasarlanmış kusursuz bir halkla ilişkiler sahnesiydi.
Ancak bu sahnede çalınan hiçbir arya, Limak’ın gerçek dünyada çıkardığı sesleri bastıracak kadar güçlü değil.
'Hayırseverlik' diz boyu
Limak Şirketler Grubu ve Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, gecede yaptığı konuşmada “50 yılı tek bir kutlamaya sığdırmak yerine, müziğin birleştirici gücü etrafında buluşmayı tercih ettiklerini” söylerken, cümlenin alt metninde başka bir hikâye akıyordu. Konser gelirlerinin “Türkiye’nin Mühendis Kızları” projesine aktarılacağı büyük bir müjde gibi sunuldu. Sermayenin en sevdiği oyun yine perde demişti. Önce işçi sınıfının, emekçilerin ve doğanın geleceğini çalmak, sonra o çaldığı devasa servetin içinden kopardığı bir kırıntıyı "burs" ve "sosyal sorumluluk" adı altında lütfederek geri vermek.
Akbelen direnişçisi Esra Işık, topraklarını, zeytinliklerini ve köyünü savunurken “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 42 gün cezaevinde kaldı.Bodrum'daki şık davetliler, mühendis kızların aydınlık geleceği için alkış tutarken, o kızlarla aynı yaşlardaki bir başka genç kadın geliyordu akıllara, Esra Işık. Limak’ın kıyımına direndiği için şikayetleri sonucu tutuklanan Esra Işık. Limak'ın linyit madenleri için Akbelen Ormanı'nı katletmesine, jandarma copuna ve biber gazına göğüs gererek direnmişti. Limak bir yanda holding binalarını, barajlarını ve madenlerini inşa etsin diye "mühendis kızlar" yetiştirmekle övünürken, diğer yanda köyünü, toprağını ve ormanını savunan genç kadınları devletin kolluk kuvvetleriyle ezip cezaevine yollayabiliyordu. Bodrum'daki locada yan yana oturan sermaye ve devlet temsilcilerinin gerçek hayattaki işbölümü tam olarak buydu. Biri doğayı yağmalıyor, diğeri o yağmaya direnenleri hapse atıyordu. Biri sömürüyor, diğeri o sömürmeye devam edebilsin diye işbirliğini kuvvetlendiriyordu.

Testere seslerini susturan senfoninin ardından
Bu iki yüzlü tiyatronun tek perdesi "sanat" ve "kadın hakları" değildi. Limak’ın ve Ebru Özdemir’in, kendi vahşi sermaye birikimlerini perdelemek için kullandıkları bir diğer makyaj da "doğaseverlik" olmuştu. Hatırlanacaktır, Akbelen'de asırlık ağaçlar Limak'ın testereleriyle yere serilirken, Ebru Özdemir'in Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Şubesi’nin Mütevelli Heyeti üyesi olduğu ortaya çıkmıştı. Kamuoyunda kopan haklı infialin ardından, vakıf nazik bir açıklama yapmak zorunda kalarak Özdemir’in "profesyonel faaliyetlerinin vakfın ilkeleri ile uyuşmadığını" belirtip onu kapıya koymuştu. "Profesyonel faaliyet"... Orman katliamının burjuva lügatindeki karşılığı buydu.
Ebru Özdemir ve Akbelen'de direnen kadınlar.Bodrum Antik Tiyatro’da alkışlar dindi, iktidar sözcüleri ve patronlar özel araçlarına, lüks yatlarına, o yüksek güvenlikli dünyalarına geri döndüler. Geriye, bültenlere servis edilen bu şatafatlı PR metinleri kaldı.
Ancak Türkiye'nin gerçek hikâyesi, Bodrum'da çalınan aryalarla değil, Akbelen'de testere seslerine bedeniyle siper olanların, şantiyelerde üç kuruşa ölümüne çalıştırılanların ve bu sahte düzeni yıkmak için örgütlenenlerin iradesiyle yazılıyor.
Sanatın makyajı ağır olabilir ama sınıf mücadelesinin gerçekliği, o makyajı akıtacak kadar keskin. Sahnede şimdilik onlar var, fakat perde kapandığında, bu çürük düzenden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar son sözü söyleyecek.
***
O sırada patronlar: Koçların gemi filosu rota değiştirdi, Whatsapp'ın ortağı iki yatla geldi, Mango patronlarının yelkenlisi Bozburun’a demirledi
Türkiye'de milyonlarca yurttaş ay sonunu getirebilmek, pazar filesini doldurabilmek ve kirasını ödeyebilmek için kavurucu yaz sıcaklarında nefes nefese çalışırken yerli ve yabancı sermayenin temsilcileri Ege ve Akdeniz kıyılarında bambaşka bir paralel evrenin tadını çıkarıyor. Lüks yelkenlilerini kuşaktan kuşağa aktaran patronlar, yatlarının oyuncaklarını taşımak için devasa "yedek yatlar" kullanan teknoloji milyarderleri ve Koç ailesinin denizlere sığmayan filosu... Karadaki derin yoksulluğa inat, suların üzerindeki bu ihtişam bize emeğimizin nereye gittiğini anlatıyor.
2026 yılının bu boğucu Ağustos günlerinde, hava sadece meteorolojik olarak değil, ekonomik olarak da kurşun gibi ağır. Asgari ücretli bir işçi, bindiği tıklım tıklım otobüsün camından dışarı bakarken muhtemelen o akşam yiyeceği yemeğin hesabını yapıyor. Fabrikalarda, ofislerde, tersanelerde, mağazalarda milyonlarca insan, hayatı var etmek için ömürlerinden tüketiyor.
Fakat bu kara parçasının hemen bittiği yerde, o çok sevilen Ege ve Akdeniz sularında, bizim dünyamıza teğet bile geçmeyen bambaşka bir senaryo sahneleniyor. Kıyılarımız, sömürülen milyonların sırtından yükselen devasa servetlerin, çelikten ve alüminyumdan yapılmış şatafatlı anıtlarını ağırlıyor.
Whatsapp’ın kurucu ortağının 55 metrelik ‘oyuncak garajı’
Eşitsizliğin boyutlarını anlamak için Yatmarina.com.tr'nin sayfalarına taşıdığı, teknoloji sektörünün milyarderlerinden Jan Koum'un Bodrum, Yalıkavak'taki tatil operasyonuna bakmak yeterli. WhatsApp’ın kurucu ortağı, tahmini 17 milyar dolarlık servetin sahibi Koum, Türkiye sularına geldi. Ancak tek bir yatla değil.
Koum'un filosu iki devasa gemiden oluşuyor. Merkezde, değeri 68 milyon doları bulan, lüks spor otomobillerden ilham alınarak tasarlanmış 73,5 metrelik MOGAMBO var. İçinde spalar, spor salonları, VIP kamaralar ve bir "plaj kulübü" barındıran bir yüzen saray. Fakat kapitalizmin doruk noktalarındaki absürtlük tam burada başlıyor: Koum, bu devasa sarayın içinde jet-skilerine, sürat motorlarına ve dalış takımlarına yer ayırmak istemiyor. Bu yüzden MOGAMBO'ya 55 metrelik POWER PLAY isimli başka bir tekne eşlik ediyor.
Fotoğraf: yatmarina.comYanlış okumadınız. Milyonlarca ailenin başını sokacak 50 metrekarelik bir ev bulamadığı bir dünyada, bir milyarderin sadece "su oyuncaklarını", devasa botlarını ve yedek parçalarını taşıması için özel inşa edilmiş 55 metrelik devasa bir "destek yatı" var.
Zira ana yattaki kıymetli alanların depo yerine lüks salonlara ayrılması gerekiyor. POWER PLAY, efendisinin yükünü taşıyan sadık bir uşak gibi, Yalıkavak sularında MOGAMBO'nun etrafında pervane oluyor. Üstelik bu Koum'un tek filosu değil, kendisinin bir de 100 metrelik MOONRISE ve onun ekipmanlarını taşıyan 68 metrelik NEBULA ikilisi suları yarıyor. Bizler ise markette ucuz kıyma kuyruğunda bekliyoruz.
Koçların rotaları farklı: Kaş ve Yunanistan açıklarında 3 farklı yat
Yabancı sermaye Ege'de sefa sürerken, Yatmarina.com.tr'nin haritalandırdığı seyir defterlerine göre yerli burjuvazimiz de elbette geri kalmıyor. Türkiye işçi sınıfının ürettiği artı değere on yıllardır el koyan, fabrikalarından bankalarına kadar ülkenin kan damarlarını tutan Koç ailesi, bu sezon filoyu Ege ve Akdeniz'in dört bir yanına dağıtmış durumda.
Rahmi Koç, bizzat kendi tersanelerinde inşa ettirdiği 52 metrelik yelkenlisi Nazenin V ile Bodrum'dan demir alıp Bozburun ve Göcek üzerinden Kaş'a kadar uzanan bir Türkiye turunda. İçinde misafirlerinden çok onlara hizmet edecek mürettebatın bulunduğu bu yüzen yalı, denizlerin sessizliğinde süzülüyor.
Diğer yanda Ali Koç, Korfu'dan başlattığı Yunanistan rotasında, 43,6 metrelik Keyla'sı ile güneye, Atina-Pire bölgesine doğru iniyor. O da zamanında yine aynı aile tersanesinde, baştan aşağı yenilenmiş lüks bir tasarım harikası.
Ailenin bir diğer üyesi Ömer Koç ise, boyutuyla diğerlerini gölgede bırakan 75 metrelik Meserret III ile Saronik Körfezi'nde, Aegina açıklarında demirliyor.
Fotoğraf: yatmarina.comGeçmişte İngiliz Kraliyet Ailesi üyelerini ve küresel otomotiv devlerinin patronlarını ağırlamış bu gemi, şimdi Türkiye sermayesinin emrinde güneşte parlıyor. Koç ailesinin fertleri, birbirlerinden kilometrelerce uzakta, farklı koylarda, aynı sınıfın kusursuz konforunu yaşıyorlar.
Mango’nun kurucusunun yelkenlisinin bitmeyen turu
Yatmarina.com.tr'nin aktardığı deniz trafiği verilerine göre, denizdeki şatafatın belki de en çarpıcı ve sembolik hikayesi, Bozburun'a demirleyen 53,5 metrelik Nirvana Formentera ile karşımıza çıkıyor.
Bu dev yelkenli, "hızlı moda" markası Mango'nun kurucusu Isak Andic için özel olarak, kesintisiz dünya turları atması amacıyla yapılmıştı. Dünyanın dört bir yanındaki atölyelerde, güvencesiz ve ucuz işgücüyle üretilen tişörtlerden, elbiselerden damlayan kâr, bu gösterişli yelkenlinin devasa gövdesini inşa etti. Andic, bu tekneyle Pasifik'ten Panama Kanalı'na kadar dünyayı turladı.
Andic, son dünya turunda teknesi arızalanınca İspanya'ya döndü ve Aralık 2024'te hayatını kaybetti. Kurucusu toprak oldu ama sermayenin hayalet gemisi Nirvana Formentera, uzun onarım sürecinin ardından yeniden sulara dönüp Türkiye kıyılarına, Bozburun'a geldi. İspanyol basını yatı artık "Andic ailesinin mülkiyetindeki yat" olarak tanımlıyor.
Nirvana FormenteraAğustos rüzgarı Ege'den püfür püfür eserken, lüks kamaraların pencerelerinden yansıyan güneş göz alıyor.
Kıyıda durup ufka bakanlar için manzara net: O suların üzerinde yüzen şey sadece çelik, ahşap ve karmaşık mühendislik hesapları değil. O devasa tekneler ödenmeyen fazla mesailerimizden, gasp edilen emeklilik haklarımızdan ve pazarda yarısını tezgaha geri bıraktığımız alışveriş poşetlerinden inşa edildi.
O sırada patronlar, bizim hayatımızdan çaldıkları zamanla, serin sularda yazı bitiriyor.
***
soL



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder