Bir iftar iki sofra - Andaç Aydın Arıduru / Gözde Tüzer Korkmaz -Evrensel-

Ramazan, iktidarın ‘Niyetimiz bir, inancımız bir, yolumuz bir’ sloganıyla başladı ama…

Soframız ‘bir’ değil

Ramazan ayı zengine ve yoksula aynı gelmedi. Erdoğan-Şimşek programı nedeniyle yaşanan ücret ve maaşlardaki erime ramazan sofralarını vuruyor. Dört kişilik bir ailenin mütevazı iftar yemeğinin maliyeti 2 bin TL’yi aştı. Diğer tarafta ise, emekçilerin bir ayda çalışıp kazandığı ücret kadar parayı lüks otellerin bir akşamlık iftar menüsüne harcayan ekonomi ve siyasi asalakların sofrası var.

Ramazan pidesi fiyatı: 35 TL

Bir tane hurma fiyatı: 20 TL

Asgari ücret: 28 bin 75 TL

*** 
 Bir iftar iki sofra 
Dört kişilik bir ailenin mütevazı iftar yemeğinin maliyeti 2 bin TL’yi aştı. Diğer tarafta ise, emekçilerin bir ayda çalışıp kazandığı ücret kadar parayı lüks otellerin bir akşamlık iftar menüsüne harcayan ekonomi ve siyasi asalakların sofrası var.

Bir emekçi ailesinin iftar sofrası için günlük harcaması gereken fiyat 2 binin üzerine çıktı. Mevcut asgari ücretle bu gideri karşılamak imkansız. Lüks otellerde zenginler için hazırlanan iftar sofralarında ise bir gecede asgari ücretin üzerinde para bırakılıyor. İftar saati aynı olsa da farklı sofralarda farklı hayatlar yaşanıyor. İktidar partisinin ‘Niyetimiz bir, inancımız bir, yolumuz bir’ sloganı sofrada çöküyor.

Bu yılın ücret-maaş zamları resmi yıllık enflasyonun yüzde 3.89 puan gerisinde yüzde 27 bandına sabitlendi. Asgari ücretten metal işçilerine ve toplu iş sözleşmesiz iş yerlerinde bu oranın dayatılmasıyla birlikte ücretler alım gücü bakımından geriledi. Ancak başta gıda fiyatları olmak üzere artışlar hız kesmeden sürüyor. 2026 ocak ayında gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu yüzde 7.82 düzeyinde ölçüldü. Ramazan ayı öncesinde ise temel gıda ürünleri de dahil birçok ürüne zam geldi. Dört kişilik ailenin evinde ilk iftar sofrasını kurmak için ödemesi gereken fiyat 2 bin 225 TL’yi buldu. Mevcut ücretler bir aylık iftar maliyetini karşılayamaz duruma geldi.

DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezinin 2026 ocak ayına ilişkin açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin (iki ebeveyn 15-18 ile 4-6 yaş arası iki çocuk) sağlıklı bir şekilde beslenebilmesi için 31 bin 296 lira harcama yapması gerekirken bu tutar asgari ücreti 3 bin 221 TL aşmakta. 29 gün boyunca yapılacak iftarlar ev dışına taşındığında ise cep yakar hale geldi.

İlk iftarın maliyeti 2 bin lirayı aşıyor

Hurma, zeytin, mercimek çorbası, etli kuru fasulye, pilav, cacık, salata, güllaç, içecek, meyve ve ekmekten oluşan iftar sofrası için yapılması gereken alışverişin maliyeti için, bir süre önce depo işçilerinin düşük ücretlere karşı eylem yaptığı Migros’a baktık. Farklı fiyatların ortalaması üzerinden yapılan hesaba göre, bir emekçi ailesinin mütevazı bir iftar sofrasının maliyeti 2 bin 225 lirayı buluyor.

Hurma tane ile satışta, güllaç fıstık yerine cevizden

İftar sofralarında bulunmazsa olmaz hurma ise artık 20 TL’ye tane ile satılıyor. İzmir’deki Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda esnaf olan Şehmuz Saltık “Hurmanın kilogramı 700 lira, tanesi 20 lira. Taneyle satılıyor. Bazen de 100 gram, 200 gram isteyen oluyor. Güllaçta ise maliyet nedeniyle fıstık yerine ceviz tercih ediliyor. Bir kilo Antep fıstığı bugün 1600 lira. Geçen yıl 600-700 liraya satıyorduk mesela. 1300 lira fındık. Yani bunu hangi emekli alabilir, hangi asgari ücretli alabilir? Bizim esnaf olarak da satışımız çok azaldı” diyor.

İstanbul’da kıymanın kg fiyatı 750-800 TL bandına ulaşırken kuşbaşı etin de kg fiyatı 850 TL civarına yerleşti. Ramazan ayı öncesinde fiyat artışlarına dikkat çeken Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON), 2026 ramazan ayı kırmızı et piyasası raporunda, 29 Ocak haftasında 579 TL seviyelerinde bulunan karkas et fiyatlarının 606 TL düzeyine yükseldiğine dikkat çekti. UKON raporunda, fiyatlarda daha yüksek artışların gözlenmemesinin bir nedeninin de tüketicilerin alım gücündeki düşüşün talepleri baskılaması olduğu ifade edildi.

Geçen yıl nasıldı?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği de geçen yıl (1 Mart 2025) ile bu yılın ramazan ayı öncesindeki (12 Şubat 2026) fiyatları karşılaştırdı. Buna göre bu yıl markette 39 ürünün 32’sinde fiyatlar artarken, yedisi ucuzladı. Markette en fazla fiyat yüzde 197.4’le limonda arttı. Yani geçen yıl kilosu 31.28 TL olan limon bu yıl 93 TL’den satılıyor. Limonu yüzde 149.2’yle kabak, yüzde 117.1’le fındık, yüzde 108.8’le elma izledi. Markette fiyatı en çok düşen ürünler ise yüzde 41.9’la kuru soğan, yüzde 31.9’la kuru fasulye, yüzde 26.4’le nohut ve yüzde 18.3’le beyaz lahana oldu.

Birliğin verilerine göre son 15 günde markette 41 ürünün 27’sinde fiyat arttı, 14’ünde azaldı. Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 42.9’la pırasa oldu. Pırasadaki fiyat artışını yüzde 32.1’le marul, yüzde 27.4’le kabak, yüzde 25.6’yla sivri biber izledi. Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 9.6’yla yeşil mercimek oldu. Yeşil mercimekteki fiyat düşüşünü yüzde 9’la Antep fıstığı, yüzde 8.3’le nohut, yüzde 7.8’le kuru soğan ve yüzde 6.5’le havuç izledi.

Temel gıda ürünlerinde bir yıl içinde şu şekilde fiyat değişimi yaşandı: Ayçiçeği yağı yaklaşık yüzde 50, beyaz peynir yüzde 70, yumurta yüzde 100, paket makarna ise yaklaşık yüzde 40 zamlandı.

Asgari ücret Rixos ve Çırağan’daki 1 masaya bile yetmiyor

Terazinin öteki tarafında ise lüks ve şatafat bir ailenin aylık gıda ihtiyacını tek masada, tek öğünde tüketiyor. Epstein dosyalarında adı geçen Fettah Tamince’nin Rixos Otellerinde ise bir kişilik iftar menüsünün fiyatı 6 bin TL. Masada kuş sütü eksik. Ara sıcağı, ana yemeği, çorbası tatlısı, sebze, peynir tabağı ile donaltılan masada örneğin, yuvalama çorbası, cevizli kaşık salata, kuru dolma, manda yoğurdu, ağır ateşte pişmiş dana kaburga, tereyağlı pilav, kuru fasulye, güllaç…

İstanbul’da en ucuz fiyatlarla bir restoranda aynı 4 kişilik ailenin bir öğün masrafı 1600 TL civarından başlarken ortalama fiyatlar 3 bin 500-4 bin TL seviyesinde kümeleniyor.

Çırağan Sarayı’nda iftar menüsünün kişi başı maliyeti 7 bin 800 TL. 4 kişinin masrafı ise 31 bin 200 TL. Yani bir işçi ailesinin sağlıklı beslenebilmesi için gereken tutarın tamamı lüks iftarlarda sadece 1 gecede tüketilebiliyor. Sahur menüsünün kişi başı maliyeti 6 bin 200 TL seviyesinde 4 kişinin Çırağan Sarayı’ndaki iftar ve sahur etkinliği 56 bin TL düzeyine ulaşıyor.

DİSK-AR tarafından hazırlanan ücret kayıpları izleme raporuna göre Türkiye’de ortalama işçi ücretinin alım gücü enflasyon vergi ve kesinti kayıplarının ardından reel büyüklüğü 47 bin 897 TL. Ortalama ücret alan bir işçinin Çırağan Sarayı’nda 1 günlük iftar ve sahur masrafını ödeyebilmek için bir aylık ücretinin üzerine fazladan 8 bin 103 TL’ye ihtiyacı var.

‘Sahurda kahvaltı bile yapamayacağız’

Ramazan geldi, ilk sahura kalkıldı, oruç başladı. Ancak hazırlanan sahur ve iftar sofralarının maliyeti oldukça yüksek hale geldi. Bu durum pazarda da göze çarptı. Yazın yetişen domatesin 120 lira olması “kıştayız zaten” cümlesine bağlansa da, kış meyvesi armudun 70, muzun ise 75 lira olması hangi cümleye bağlanıyor acaba?

Ayvalık’ın Altınova pazarı diğer pazarlara göre daha uygun fiyatlı olarak bilinir tanınır. Halden alıp getirenler olsa da pazarcılar genelde kendi bahçesinden yetiştirdikleri sebze, meyve ve yeşillikleri getirir. Bu nedenle fiyatların uygun olduğu söylenir. Ancak bugün durum farklı. Ramazanın ilk pazar alışverişi yapılırken, alan da satan da dertli. Bahçesinden getirenler “Don vurdu” diyor, halden alanlar “mazot pahalı” diyor, halk “Cebimizde kuruş yok” diyor. Hal böyle olunca üç kişilik bir aile için 1 haftalık pazar alışverişi 1800 liraya denk geliyor.

Sahurdan başlayalım. Uzmanların “Alternatif tüketin, midenizi baskılamayın, tuzdan uzak durun” dediği sahur sofrasının olmazsa olmazı peynir, zeytin ve yumurta. Hem tok tutması hem de kolay hazırlanmasıyla kahvaltılıklar sofradaki yerini alırken, cebimizdekini beraberinde götürüyor. Peynirin kilosu 350 TL’den başlarken, 30’lu yumurtanın fiyatı en ucuz 140 lira oluyor. Siyah ve yeşil zeytinin kilosu 200 TL. Peynircinin önünde konuşulanlar aynı: “Kahvaltı bile yapamayacağız.”

‘Pancarın yeri burası’

Yanına domates ve salatalık doğrayalım desek… Domates pazarda 60-120 TL arası, salatalık ise 70 TL. “Yaz yiyeceği bunlar zaten, kışın yenmez” diyenler de yok değil. Sevim Hanım’la tezgah başında sohbet ederken “Geçen sene yaz yiyeceği de alabiliyorduk, şimdi mi yaz sebzesi oldu domates” diye soruyor.

Seralardan vazgeçip kış sebzelerine yöneliyoruz. 40 liralık havuç ve 50 liralık pancar alıyoruz. Bu sırada emekli olduğunu anlatan Muzaffer Bey “Pancarın yeri burası, nasıl 50 lira oluyor yahu?” diyor.

Her güne 1 elma

Meyve yemeyecek miyiz? Kışın ortasında hemen her gün yenilmesi yine “uzmanlar” tarafından önerilen elma 60, armut 70 TL. C vitamini deposu mandalina 40, portakal 50 liradan satılıyor. Geçmişte evinde olana “zengin” gözüyle bakılan muz ise 75 lira olarak diğer meyvelere göre ucuz kalıyor. Yanımda elma seçen Hayriye Hanım evde sadece kızına 7 tane elma aldığını söylüyor.

Ucuzluk rekoru patates ve soğanda

Oruçlar tutuldu, akşama ilk iftar sofrası kurulacak. Bir evin olmazsa olmaz yemek malzemeleri patates ve soğan “ucuzluk rekorunu” elinde tutuyor pazarda. Patatesin kilosu 25, soğanın kilosu 20 TL. Eh bunların yanına sebzesi, çorbası, eşlikçisi olmayacak mı? Karnabaharın tanesi, pırasanın ve ıspanağın kilosu 50 TL. Ispanakla bir de börek yapalım denilse yufkanın tanesi 25 TL olarak karşımıza çıkıyor. Bunlarla beraber sera yiyeceklerini almak mümkün olmuyor. Pazarda kıl biber ve kapya biber 200 TL, dolmalık biber 120 TL, patlıcan ve kabak 100 TL. Pazarda hemen herkes aynı cümleyi kuruyor. “Her şey çok pahalı.”

***

Evrensel


soL "Köşebaşı +Gündem" -19 Şubat 2026-

Erdoğan laikliği savunanları hedef aldı, Okuyan yanıtladı: Laiklik ‘ne zıkkım içiyorsan iç’ özgürlüğü değildir! 

Dün laiklik tartışmalarına ilişkin konuşan ve "23 yıldır yaşam tarzına müdahale etmedik" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözleri sonrası TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, laikliğin iktidarın bir "lütfu" olmadığını hatırlatarak, "zıkkım iç" özgürlüğüne daraltılarak içinin boşaltıldığını ifade etti.

Aralarında yazar, sanatçı ve akademisyenlerin bulunduğu 168 isim geçtiğimiz gün "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bir bildiri yayımladı.

Dün Saray'da valilere hitap eden AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu bildiri üzerinden laikliği hedef aldı. Konuşmasında yaklaşan Ramazan ayına ve okullardaki dini etkinliklere değinen Erdoğan, bildiriyi imzalayanları "nifak sokmakla" suçladı. 

'Hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadı'

23 yıllık iktidarları boyunca kimsenin hayat tarzına müdahale edilmediğini savunan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye'de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle 86 milyonun ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin, milletimizin arasına nifak sokmasına, birlik ve kardeşlik ayı Ramazan-ı Şerif'te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz."

Kemal Okuyan: Laiklik 'zıkkım iç' özgürlüğü değildir

Erdoğan'ın açıklamaları sonrası Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan'dan açıklama geldi.

Okuyan, laikliğin günümüzde iktidar ve bazı kesimler tarafından yanlış tanımlandığını, meselenin sadece bir "yaşam tarzı" tartışmasına sıkıştırıldığını belirtti.

Laikliğin özünün dinsel kuralların kamusal alandan tasfiyesi olduğunu hatırlatan Okuyan, değerlendirmesinde şu noktaların altını çizdi:

"Bugün laiklik, 'yaşam tarzına karışmama' ve 'hoşgörü'ye indirgenmiş durumda. Oysa böyle bir laiklik tanımı yok. Laiklik, dinsel kural ve referansların siyasal alanın ve kamu yönetiminin dışında tutulmasıdır. Başka bir laiklik tanımı yoktur, olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğünün de laiklikle bir ilgisi bulunmamaktadır. İnanç ve ibadet özgürlüğü temel insan haklarındandır, dokunulamaz."

Okuyan, "yaşam tarzına müdahale edilmiyor" söyleminin bir lütuf gibi sunulmasını da eleştirdi. Laikliğin toplumsal ve siyasal yapıda büyük bir yara aldığını ifade eden Okuyan, şu mesajı paylaştı:

"‘Kimsenin yaşam tarzına karışılmaması’ ise iktidarın bir lütfu olarak önümüze konmaktadır. İnsanların yaşam tarzına karışılıp karışılmadığı çok tartışmalı bir konudur. İktidar tarafından içki ve etek giymeye daraltılan yaşam tarzı, eğitimden kamusal düzenlemelere varıncaya kadar çok geniş bir alanı ilgilendirmektedir. O geniş alanda laiklik tamamen tahrip edilmiş ama yurttaşlarımızın bir bölümüne 'ne zıkkım içiyorsan iç' özgürlüğü verilmiş ve buna laiklik denmiştir!"

https://x.com/OkuyanKemal/status/2024155787254206678

***

Küba’dan elinizi çekin!-Ali Rıza Aydın- 

Küba’dan, Filistin’den, ezilen ve sömürülen tüm halklardan elinizi çekin! Bu uyarı sömürülen, yoksulluğa itilen bütün halkların, bayrağı elinden bırakmayan bütün devrimcilerindir. Kapitalist/emperyalist, gerici hiçbir baskı ve şiddet, hiçbir hukuk, hiçbir güç hakları ve insanlıkları için, sömürüsüz toplum için savaşım veren, boyun eğmeyen halkla başa çıkamaz.

“Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına,

60 yılı aşkın süredir Küba’ya karşı sürdürdüğünüz sistematik saldırganlığın yeni ve tehlikeli bir aşamaya ulaştığına tanık olmaktayız.

ABD Başkanı’nın Ocak ayı sonunda imzaladığı ve Küba’ya petrol ihracını fiilen imkânsız hale getiren kararname; ülkenin hastanelerini, okullarını ve üretim alanlarını doğrudan hedef almaktadır. Bu karar, Küba yurttaşlarının sağlık hizmetlerine erişimini kısıtlamakta, Kübalı çocukların eğitim hakkını gasp etmekte ve ülkenin kalkınma olanaklarını bilinçli biçimde tahrip etmektedir.

Küba halkına karşı on yıllardır sürdürdüğünüz abluka artık açık bir soykırım politikasına dönüşmüştür. Vatanını kanının son damlasına kadar savunmaya kararlı Küba halkı, karşınızda yalnızca kendi yaşam hakkını ve egemenliğini değil, insanlığın onurunu da savunmaktadır. Küba tüm insanlık adına ABD emperyalizmine direnmektedir.

Bu direnişe destek olmak boynumuzun borcudur.

Biz, Küba’nın dostları olarak, insanlık dışı abluka politikalarının derhal son bulmasını talep ediyor; sosyalist Küba’yı savunmak için tüm gücümüzle elimizden geleni yapacağımızı ilan ediyoruz.

Küba yalnız değildir, asla yalnız kalmayacaktır.”

José Martí Küba Dostluk Derneği'nin ABD’nin insanlık dışı ablukasına direnen Küba'ya destek için yukarıdaki tarihsel mektupla başlattığı imza kampanyası büyüyor (https://kubadostluk.org/kubadan-elinizi-cekin/ ). “Küba’ya uygulanan ABD ablukası hiçbir zaman basit bir yaptırımlar dizisinden ibaret olmadı. Abluka, ABD’nin sosyalizmden vazgeçmeyen bir halkı hile ve zor yoluyla teslim almak için yürüttüğü kapsamlı bir saldırı planının adıydı. ABD, bağımsız ve egemen bir ülke olarak başka ülkelerle ticaret yapma hakkına sahip olan Küba ile ilişkileri yalnızca ABD menşeli şirketler için yasaklamakla kalmadı, tüm dünyayı muazzam yaptırımlarla tehdit ederek Küba ile ekonomik, finansal ve ticari ilişki kurulmasını neredeyse tamamen engelledi.” saptamasıyla açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi, dün de (18 Şubat Çarşamba) ABD Büyükelçiliğinin önünde dostlarıyla birlikte “Kübay’ı yenemeyecekler” eylemini gerçekleştirdi.

Kapitalist/emperyalist kara yıkım ve çürümüşlük Türkiye’de ve dünyada insanlığı ve doğayı boğazına kadar batağa gömmüşken Filistinlilerin soykırımının yanına Küba gibi “emek, onur ve hümanizm temelinde, yurttaşlarının özgürlük tutkusu, hak, adalet, eşitlik ve dayanışma ahlakıyla, halkının bireysel ve kolektif refahı ve mutluluğunu amaçlayan, herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenmiş, üniter ve bölünmez bir cumhuriyet olarak, sosyal adalet ve hukukun hüküm sürdüğü demokratik, bağımsız ve egemen bir sosyalist devlet”in (Küba Cumhuriyeti Anayasası) eklenmesi sömürücülerin vahşetinin insanlık tanımayan amacını gösteriyor.

Fidel Castro Ruz’un 1959 Küba Devriminden önce 1953 yılında Moncada Kışlası baskının ardından yargılandığı davada yaptığı savunmasında dediği gibi, “hukuktan ve insanlıktan nasibini almamış zalim bir despotluktan” hukuk ve insanlık beklenebilir mi?

“Ellerinde kan, yüreklerinde korku var. Ne kadar haktan, hukuktan, insani koşullardan yoksun bırakılsak da, tecrit edilsek de yılmayacağımızı çok iyi biliyorlar” diyen Fidel, devrim için savaşan yoldaşlarının ne yaptılarsa “Küba’nın bağımsızlığı için” yaptıklarını, bundan dolayı da hiç pişman olmadıklarını, asıl suçluların kendilerini suçlu diye mahkemeye çıkartanlar” olduğunun ortaya çıktığını söyler aynı savunmada.

Fidel, “Halkı ezmekte olan ve anayasal olmadığı aşikar olan” Küba’daki diktatörlük “Cumhuriyet Anayasasını bizzat çiğneyip sanki anayasal bir organmışçasına gelip tepemize oturdu. Anayasa, halkın doğrudan kendi özgür iradesini ifade edebildiği sürece meşru sayılabilir” vurgusunu da yaparak “Beni tarih aklayacaktır!” tümcesiyle bitirir savunmasını. Haklı çıkar.

Utanmadan “kararname” imzalayarak, hukuksal meşruiyet sahteliklerini yutturmaya çalışıyorlar şimdi. Bir Küba şiirinde dile getirildiği gibi; “hiddetlerinin bataklığında / Küba’nın düşmanları dur durak bilmiyor, / Ve gökyüzü Küba için daha mavi olduğunda / Onlar daha da huzursuzlanıyorlar.”1

Fidel’in yetmiş üç yıl önceki vurgulamaları insanlığa, emekçilere düşman tüm hukuk garabetleri için geçerli.

Halkın doğrudan iradesi olmadan, halka karşı hukuk meşru olmaz.

Halka karşı işgal meşru olmaz.

Çürümenin, liberallerce halkın payına düştüğü savlanan sömürü ve yoksulluğun sorumlusu, kafalarını kuma sokup saklandığını sanan işbirlikçilerin ve etnik/dinsel gericilerin de içinde olduğu, sermaye düzenidir.

Küba’dan, Filistin’den, ezilen ve sömürülen tüm halklardan elinizi çekin!

Bu uyarı sömürülen, yoksulluğa itilen bütün halkların, bayrağı elinden bırakmayan bütün devrimcilerindir.  

Kapitalist/emperyalist, gerici hiçbir baskı ve şiddet, hiçbir hukuk, hiçbir güç hakları ve insanlıkları için, sömürüsüz toplum için savaşım veren, boyun eğmeyen halkla başa çıkamaz.

1José Canton Navarro, Küba Tarihi Bir Halkın Biyografisi, Çeviri: Gözde Kök – Ali Somel, Yazılama Yayınevi, Üçüncü Baskı 2015, s.399-400, “Elian İçin Yeni Yıl” başlıklı şiirden.

/././

CHP'ye 'mutlak butlan' sopası: 'Fabrika ayarlarına döneceğiz' çıkışı ve Kılıçdaroğlu övgüsü 

CHP'ye yönelik "mutlak butlan" tartışmaları ve Kılıçdaroğlu dönecek" iddiaları dillendirilmeye devam ediyor. Televizyonlarda gazeteciler bu iddiayı arka arkaya tekrarlarken, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kılıçdaroğlu dönemini övdü. Bir süredir sessiz kalan kayyım Gürsel Tekin de birden ortaya çıktı, "Partiyi fabrika ayarlarına döndüreceğiz" dedi.

CHP'ye "mutlak butlan" tartışması ve "Kemal Kılıçdaroğlu geri geliyor" haberleri bir süredir yeniden gündemde.

AKP'nin CHP'ye yönelik mutlak butlan sopasını neden raftan indirdiğini, "Kılıçdaroğlu'nun bayram sonrası partinin başına geçeceği" iddialarını ve bu tartışmanın asıl sebebini soL'da Ali Ufuk Arikan yazmıştı.

soL'un dikkat çektiği bu gelişmelerin ardından 2 günde yaşananlara bakalım.

'Kılıçdaroğlu döneminde herhangi bir sıkıntı yaşamadık'

Bu tartışmalar sürerken AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan dikkat çeken açıklamalar yaptı. Erdoğan, CHP'nin "farklı bir kıskacın içinde olduğunu" savunurken, "Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çeteleri bir yandan, beceriksiz ve liyakatsiz siyasetin ete kemiğe bürünmüş hali figüranlar öbür taraftan CHP’yi kuşatmış durumda" dedi. 

Erdoğan önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan da bahsederek, şunları söyledi:

"Sayın Kılıçdaroğlu'nun dönemine bakıyoruz. Bu dönemden çok daha farklı. O dönemde de CHP ile siyaset zemininde kıyasıya yarıştık. Milletimizin desteğiyle de hamdolsun biz bu yarışların hepsinde de ipi göğüsledik. Herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Fakat şimdi CHP'nin içine düştüğü durum siyasetin dinamikleriyle açıklanamayacak kadar karmakarışık. Ayak oyunları, malum hançerler, parti içi komplolar, CHP'nin siyasette oturduğu zemini bir hayli kaydırdı. Bunu sadece vizyonsuzluk, beceriksizlik ve basiretsizlik olarak açıklamak mümkün değil. Ama ortalık gerçekten kötüye gidiyor."

Özgür Özel için "Sayın Genel Başkan gittiği her yerde sadece şahsıma ve arkadaşlarıma hakaret üstüne hakaretler yağdırıyor. Bu hakaretlerle sen bir yere varamazsın" sözlerini sarf eden Erdoğan, "Biz CHP'nin içine düştüğü bataklıkla ilgilenmiyoruz" diye de ekledi.

Kayyım Tekin ortaya çıktı: 'Partimizi fabrikaya ayarlarına döndüreceğiz'

CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım olarak atanan ve CHP’den ihraç edilen Gürsel Tekin de dün Şile’de birden ortaya çıktı.

Tekin yaptığı konuşmada, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından Mecliste çıkan kavgayı eleştirdi. Gürlek ile ilgili açıklama yapmayan Tekin, CHP’nin kürsü işgali için “Neden kürsü işgali yaparak bu yöntemi kullandılar bilmiyorum, o tabi genel merkezin almış olduğu bir karardır. Ama görüntüler çok hoş bir görüntü olmadı. Siyasette bir tutarlılık olur. Arka tarafta sigara böreği yiyeceksiniz, ön tarafta Mahmut Tanal’ı dövdüreceksiniz. Bu ikiyüzlü siyaset CHP'nin geleneğinde olmayanın bir siyasettir. TBMM bir ring alanı değildir, insanların birbirlerine saldırma alanı değildir. Çıkarsınız kürsüye, kürsüde meramınızı en sert şekilde anlatırsınız” ifadelerini kullandı.

Tekin, “Geriye dönüp partimizi fabrikaya ayarlarına döndüreceğiz” dedi.

'Butlan kararı yolda' iddiası: 'O delilleri CHP'nin avukatları da görüyor'

Yandaş basın başta olmak üzere, televizyon kanallarında da "mutlak butlan" sopasını yeniden çıkarıldı.

AKP’nin öne çıkan kalemlerinden biri haline gelen TGRT Haber Ankara Temsilcisi Fatih Atik, “İstinaf, Kılıçdaroğlu’nun listesini istedi. CHP'ye çağrı heyeti atanabilir” demiş, Kılıçdaroğlu’nun bayramdan sonra mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına geçeceğini öne sürmüştü.

Ulusal Kanal'da konuşan gazeteci Nuray Başaran ise kurultay sürecine dair yaptığı değerlendirmede, ''Bu yolsuzlukların ana sebebi; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akbolat ile Ekrem İmamoğlu arasındaki genel başkanlık koltuğu mücadelesidir. İlk usulsüzlükler CHP İstanbul İl binasının alınmasıyla, o meşhur 'para kuleleri' ile başladı. CHP'lilerin deyişiyle Atatürk'ün koltuğunun nasıl parayla satın alındığını görüyoruz. Bu sadece basit bir delege oyu meselesi değil, bir milli güvenlik sorunudur'' dedi.

Başaran, ''Dosyalara, delillere baktığımda ilk günden beri mutlak butlan kararının çıkacağını söylüyorum. O delilleri Cumhuriyet Halk Partisi'nin avukatları da görüyor" ifadelerini kullandı.

***

AKP'nin iç savaşından 'Gürlek' sızıntıları: Akın Gürlek’in malvarlığına dair neler biliyoruz? 

Önümüzdeki hafta açıklanması beklenen Gürlek belgelerinin önemli bir bölümü zaten uzun süredir CHP’nin elinde bulunuyor. Bu belgelerin AKP içindeki iç kavgadan sızdığı da bizzat Özgür Özel tarafından dile getirildi. Peki bu neden önemli?


AKP’nin siyasi davalarını yürütürken hakkında çok sayıda iddia gündeme gelmiş, kimileri de belli ki "zamanı değil" diye ya da "başka" nedenlerle gizlenmişti.

Şimdi o dosyaların bir bölümü yeniden açılıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün yaptığı partisinin grup toplantısı konuşmasında, Akın Gürlek’e süre vererek malvarlığını açıklamasını istedi.

Özel'in bu açıklaması sadece gündemin değişmesine yol açmadı, aynı zamanda akıllarda soru işaretlerine de neden oldu.

Şimdi gelin hem Gürlek’in bilinen malvarlığına hem de bu soru işaretlerinin yanıtlarına bakalım.

Eti Maden usulsüzlüğü ve derin sessizlik

Akın Gürlek’in Bakanlık serüveni yeni başlamadı.

Gürlek, savcılıktan önce bakan yardımcılığı görevine atanmış, ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılmış ve muhalefete yönelik operasyonların düğmesine basmıştı.

Eti Maden usulsüzlüğü de bu geçiş sürecinde yaşanmıştı.

Hatırlatalım.

Gürlek Bakan Yardımcılığı görevindeyken, AKP’li bakanlarda sık görülen şekilde bir şirketin yönetim kuruluna ek maaş alabilmesi için atanmıştı.

2 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanan Gürlek’in böyle bir görevde bulunması açık bir usulsüzlüktü. 

Ancak sadece soL'un işaret ettiği bir gerçek daha vardı, bu süreçteki tek usulsüzlük bu değildi. 

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Gürlek’in Eti Maden yöneticiliğinin ortaya çıkması sonrası soL’a yaptığı açıklamada önemli bir vurgu yapmış, Akın Gürlek’in Eti Maden'in yurtdışı işletmesinin yönetimine ne zaman atandığının, ne zaman istifa ettiğinin hiçbir önemi olmadığına işaret etmişti: Akın Gürlek’in Bakan Yardımcılığı bir idari görev. İdari görevde yargıç ve savcı hükümlerine tabi olmaya devam ediyordu. Bu tip isimler ister bakan yardımcısı olsun, ister yargıç ve savcı olsun fark etmiyor. Anayasa’da hüküm çok açık, her durumda aynı hükümlere tabiler. Bu nedenle hiçbir biçimde resmi ve özel bir kurumun yönetiminde görev alamazlar.

Beklendiği üzere bu usulsüzlüğün üzeri kapatıldı. 

Gürlek toplamda ne kadar maaş aldığına, benzer başka görevlendirmeler olup olmadığına ve malvarlığı durumuna ilişkin hiçbir açıklama yapmadı.

Lüks yat, boğazda ev…

Akın Gürlek’in 87 yıl boyunca alacağı bütün maaşları harcamayıp biriktirse alabileceği bir lüks yat ile gezdiğini biliyorum. İnkâr etsin bekliyorum, açıklayacağım.

Akın Gürlek’in ‘korunması gereken kültür varlığı’ olarak geçen, Maliye Hazinesi’ne kayıtlı, İstanbul Öngörünüm Boğaziçi bölgesinde, ‘İmar mevzuatına aykırı ekleri var’ diye tutanak tutulmuş bir evin kendisine tahsis edildiğini, aşırı lüks döşendiğini, kurşun geçirmez camlarla donatıldığını, projede olmayan havuz yapıldığını, yakınları, korumaları, şoförleri için kaçak müştemilat inşaatı yapıldığını biliyorum, inkar etsin, açıklamayı bekliyorum. Hodri meydan. Bu kadar açık, bu kadar net. Tuz kokmuş diyeceğim. Tuz kokmamış, kokmuş bir şeyi tuzluğun içine koymuşlar, tuz diye yutturmaya çalışıyorlar.

Bu açıklamalar da yine Özgür Özel’e aitti.

Yani Akın Gürlek’in lüks yaşamına dair iddiaların neredeyse tamamını kamuoyuna taşıyan isim Özgür Özel’di.

Peki, Özel’e bu belgeler ve bilgiler nereden geliyordu?

AKP’nin iç savaşından Akın Gürlek sızıntıları

Yukarıdaki sorunun yanıtını yine Özgür Özel’den dinleyelim: AKP'den bazı arkadaşlara söylüyorum. Yok başsavcıya ait MASAK raporu, yok mal varlığı, yok villa tapusu, yok yüz milyonluk villa almaya niyet, yok Lüksemburg’daki çift maaş, yok efendim senfoniler ıvırlar zıvırlar. Arkadaşlar ben mi atadım savcıyı? Bu bilgileri bana yollayıp benim söylememi söylüyorsunuz. Akın Gürlek’i atayana gidin konuşun. Yok Akın Gürlek Adalet Bakanı olacakmış, yok bunlar konuşulsun. Benim umrumda değil Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olması, sizin iç meseleleriniz benim umrumda değil. Akın Bey de ne zaman isterse bize ulaştırılan belgelerin hepsini ona verelim.

Özel bu açıklamayı Akın Gürlek Adalet Bakanı olmadan iki ay önce yaptı.

Yani Gürlek’in Adalet Bakanı olacağını ilk öğrenen isimlerden biri Özel’di.

soL’da uzun süredir işaret ettiğimiz üzere, AKP içinde ciddi bir iç kriz var. Bu krizin yansıma alanlarından biri de Gürlek üzerinden ilerleyen davalar olmuştu. Bu davalara parti içinde destek veren ekipler de var, partiye zarar verdiğini söyleyen de. Tüm bu çıkarımlar ve gerilimler doğrudan doğruya Erdoğan sonrasına ilişkin AKP içi liderlik savaşıyla bağlantılı.

Özel'e gelen belgeler de bu iç kavganın ürünüydü. Özel'in açıkça dile getirdiği üzere, belgeler AKP'den geliyordu.

Özel'in açıklamadığı belgeler ve Gürlek'in malvarlığı

Ancak Özel’in 8 Aralık 2025 tarihli açıklamasında ilginç bir taraf daha vardı. 

Daha önce Gürlek’le ilgili belgeleri ve bilgileri kamuoyuna açıklayan Özel, bu kez duyurmamayı tercih etmiş, CHP sadece sessiz sedasız bir suç duyurusunda bulunmakla yetinmişti.

Peki, bu belgelerde neler vardı?

O dönem belgelere ilişkin bir yayın yapan ve bir kısmını paylaşan gazeteci Serdar Akinan, Özel’in Gürlek’le anlaştığı iddiasını dile getirmiş, şu ifadeleri kullanmıştı:  Dün mitingde 6 ay önce olmuş üst arama hikayesini gündeme getiriyor ama senin elinde el bombası gibi evraklar var, bunları niye tutuyorsun? Diyor ki CHP’li isim, ‘Özgür Özel, Akın Gürlek ile anlaştı, ipe un sürüyor arkanı topla diye. Özel’in elinde Akın Gürlek’e ait ses kayıtları, tanık bildirimleri, tapu devir işlemleri, milyon dolarlık altın transfer belgesi bulunmaktadır. Korumaları bu onlarca belgeyi saklamaktadır. Bu belgeler rüşvet çarkını ispatlayan belgeler ve Özel pazarlık yaptığı için açıklamıyor. Gürlek’in resmi noter onaylı alım satım işlemleri önemli değil mi, neden bir genel başkan bu belgeleri yayınlamaktan imtina eder.

İlgili belgelere ilişkin yani Gürlek’in malvarlığına ilişkin ise şu ifadeler kullanılmıştı:

*4 Ocak 2024’te TEMA İstanbul 2 Projesi’nden Gürlek’in bir daire aldığı, 30 milyonluk daireyi 9 milyona almış gibi gösterdiği öne sürüldü.

*Senfoni Etiler’de ev alma sözleşmesi yapıyor, 95 milyon. Bu taşınmazın satın alma girişimi evrakının belgesi.

Bunların yanı sıra ses kayıtları, tanık bildirimleri, tapu devir işlemleri, milyon dolarlık altın transfer belgesinin Özel’de bulunduğu iddialar arasındaydı.

Özel’in dünkü açıklamasından sızanlar

Özel’in Gürlek’e verdiği bir haftalık süre sonrası açıklayacağı belgelerin ve bilgilerin önemli bir bölümünün AKP içinden Özel’e ulaştırılan bu belgeler olması bekleniyor.

Ancak belli ki Özel’e AKP içinden gelen yeni belgeler var.

*İstanbul’da 118 milyona satılan ev,

*RTÜK’te görevli bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları,

*Ankara Çayyolu’ndaki bir avukat bürosuna ait taşınmazları.

Özel, dün bu çarpıcı iddiaları dile getirdi.

Daha önce AKP içindeki taht kavgasına girmeyeceğini, isterse belgeleri Akın Gürlek’e iletebileceğini söyleyen Özel, belli ki fikir değişikliğine gitmiş.

Neden önemli?

Önümüzdeki hafta açıklanması beklenen Gürlek belgelerinin önemli bir bölümü zaten uzun süredir CHP’nin elinde bulunuyor. Bu belgelerin AKP içindeki iç kavgadan sızdığı da bizzat Özgür Özel tarafından dile getirildi.

Peki bu neden önemli? 

Çünkü ülkenin en kritik siyasi davalarını yürüten isim hakkında çok sayıda usulsüzlük iddiası var ve bu sızıntının kaynağı, bizzat iktidarın kendi iç çatışmaları. Dahası, bu belgeleri zaman zaman açıklayan, zaman zaman "elinde tutan" bir muhalefet pratiğiyle karşı karşıyayız.

Yaşananlar, düzen siyasetinin nasıl bir koltuk pazarlığı alanına dönüştüğünü ve halkın çıkarlarının bu hesapların tamamen dışında kaldığını bir kez daha tüm açıklığıyla göstermiyor mu?

***

Gerici karanlığa birlikte direnelim + Erdoğan 'Laikliği savunuyoruz' diyenleri hedef aldı: Azgın güruh + Laikliği savunuyoruz


Gerici karanlığa birlikte direnelim. -BİRGÜN-

Gerici kuşatmaya karşı “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” kampanyası hızla büyürken Cumhurbaşkanı Erdoğan, kampanyayı hedef aldı. İmzacılar “Karanlığa teslim olmayacağız, laikliği birlikte savunacağız” dedi.

Eğitimden toplumsal yaşama dek gerici baskılar gün geçtikçe artarken ülkenin aydınlık yüzleri ve ilerici birikimi laikliğe sahip çıktı. Korkut Boratav, Taner Timur, Alaeddin Şenel, Oğuzhan Müftüoğlu, Hayri Kozanoğlu, İlhan Cihaner, Müjde Ar, Ayşe Kulin, Ahmet Telli, Melike Demirağ, Rutkay Aziz, İlkay Akkaya, Şükrü Erbaş, Onur Akın gibi isimlerin aralarında bulunduğu 168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci ve meslek odası temsilcisinin imzasıyla “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bir metin kaleme alındı.

Metinde, son dönemde laikliğe dönük saldırılara tepki gösterilerek, “Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz!” vurgusu yapıldı. Kısa sürede 10 bini geçen imza kampanyası sosyal medyada da yoğun ilgi gördü. Yurttaşların “laikligisavunuyoruz.org” adresinden imza atabileceği ifade edildi.

ÜLKE KUŞATMA ALTINDA

Metinde, “Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte ‘Talibanlaştırma’ baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdide dönüşmüştür. Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump’ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların -Anayasa’yı hiçe sayarak- “suçlu” gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız! İfadeleri kullanıldı.

BİZ CEZALANDIRILDIK

Öte yandan şeriata karşı laiklik pankartı açtığı için gericilerin hedef gösterdiği 6 SOL Parti üyesinin ev hapsi kararı sürüyor. Bildirinin imzacılarından SOL Parti MYK Üyesi Avukat Deniz Demirdöğen, ortak metnin ne ifade ettiğini ve parti üyelerinin ev hapsi kararını değerlendirdi.

“Ülkemiz gerici - faşist bir kuşatma altındadır. ABD destekli olarak Ortadoğu’da yaratılan Talibancı ve El Kaideci rejimlerin yarattığı dalga, bugün ülkemizi de şeriatçı bir düzen kurma girişimi ile karşı karşıya bırakmaktadır” diyen Demirdöğen, “AKP iktidarı yıllardır laikliğe ve Cumhuriyet’in tarihsel kazanımlarına sistemli biçimde saldırmaktadır. Gelinen aşamada ise yaratılan otoriter ve dinci rejim aracılığıyla laik ve demokratik düzen bütünüyle ortadan kaldırılmak istenmektedir. Devrimci, Demokratik Cumhuriyet programımızın temel mücadele başlıklarından biri olan laikliği savunmayı bir an olsun bırakmadık. Gerici odakların şeriat ve hilafet çağrılarına karşı ülkenin dört bir yanında ‘Laiklik Yürüyüşleri’ düzenledik. SOL Parti olarak laik, demokratik ve bağımsız bir ülke mücadelesini kararlılıkla sürdürdük” ifadelerini kullandı.

“Bugün ise cumhuriyete ve laikliğe sahip çıkan iradeyi bastırmak amacıyla yeni bir adım atılmaktadır” vurgusu yapan Demirdöğen sözlerini şöyle sürdürdü: “Şeriata, Faşizme, Karanlığa karşı; Devrimci, Demokratik, Laik Cumhuriyet’ sözleri nedeniyle 6 parti üyemize ev hapsi cezası verilmiştir. Bu karar, yalnızca arkadaşlarımıza değil, anayasal güvence altındaki laiklik ilkesine yönelmiş açık bir tehdittir.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez laikliği savunanlar cezalandırılmaktadır. Laik ve demokratik düzene sahip çıkan yurttaşlar üzerinde bir yargı baskısı yaratılmak istenmektedir. Şeriat çağrıları yapanlar, laiklik pankartlarına ve parti binalarına saldıranlar cezasız kalırken; laik, demokratik düzeni savunanlar ev hapsiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Ancak bilinmelidir ki toplumda laikliğe yönelik güçlü bir sahiplenme vardır. Bunun en somut göstergesi, başlattığımız ‘Laikliği Birlikte Savunuyoruz’ kampanyasına kısa sürede binlerce kişinin destek vermesidir.”

TESLİM OLMAYIZ

Hakkında ev hapsi kararı verilen SOL Genç Üyesi Hüseyin Aktaş da şöyle konuştu: “Şeriata karşı laikliği savunduğumuz için önce hakkımda gözaltı kararı çıkarıldı ardından ev hapsiyle cezalandırıldım. Bu ceza nedeniyle günlerdir ev hapsindeyim. Aynı günlerde şeriat çağrıları yapanlar, pankartlar asanlar, yaşasın şeriat yazılarıyla laikliği hedef alanlar ise özgürce dolaşıyor. Haklarında tek bir işlem dahi yapılmadı. Bu açık çifte standardı kabul etmiyoruz. Biz gençler geleceği kuşatma altına alınmış bir ülkede yaşamaya zorlanıyoruz. Baskılar artıyor, konserler iptal ediliyor, düşüncesini ifade gençler cezalandırılıyor. Laikliği savunmak suç değil; laiklik hem gençler hem kadınlar için özgürlük alanıdır. Memleketin dört bir yanından laiklik mücadelemize sahip çıkacağız. Çünkü laiklik sadece bugünün meselesi değil, aynı zamanda yarınlarımızdır. Karanlığa teslim olmayacağız.”

DEVRİMCİ GÖREV

Ev hapsinde bulunan bir başka isim SOL Parti İstanbul İl Örgütü Yöneticisi Enis Çiçek ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Laikliği savunmak suç değildir. Eğitimden hukuka, hukuktan çalışma yaşamına ve tüm kamusal alana kadar şeriatçı, gerici düşüncelerin hızla yayılmasına karşı partimizin ortak mücadelesi olarak ilçemizde de pankart asarken şeriatçı, gerici bir kişinin ortalığı germesiyle göz altına alındık. Cumhurbaşkanı danışmanının da şeriatçıları desteklemesiyle mahkeme hakkımızda ev hapsi kararı verdi. Ama Şeriatçılar serbest dolaşıyorlar. Bu ülkenin geldiği son durum bu. Bunun için Laiklik bir sınıfsal durumdur. Dolayısıyla ülkede yeni rejimi inşa etmeye kalkışanlara karşı laikliği savunmak bir İnsani ve devrimci görevdir.”

∗∗∗

ERDOĞAN BİLDİRİYİ HEDEF ALDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saray’da düzenlenen "Valiler Buluşması" programında “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini hedef aldı. Erdoğan, “Yayınladıkları bildirilerle Ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin milletimizin arasına nifak sokmasına eyvallah etmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı. Erdoğan, “Türkiye'de laiklik tartışması yokken, özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı hâlde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra konuya ilişkin sosyal medya hesabından da aynı ifadelerin yer aldığı bir paylaşım yaptı.

∗∗∗

LAİKLİK İÇİN YÜRÜYECEKLER

İzmir’de cumartesi günü saat 17.30’da Alsancak Penguen Kitabevi önünde toplanacak yurttaşlar, laiklik vurgusuyla yürüyüş gerçekleştirecek. “Özgür ve demokratik Türkiye’yi kuracağız” sloganıyla duyurulan yürüyüş için yurttaşlara katılım çağrısı yapıldı. Afişte “Laikliği Savunuyoruz” ve “Eşit ve özgür gelecek yolunda Hep beraber” ifadeleri yer alırken, etkinliğin tüm yurttaşlara açık olduğu belirtildi.

***

Erdoğan 'Laikliği savunuyoruz' diyenleri hedef aldı: Azgın güruh -halkTV- 

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Laikliği savunuyoruz" diyenleri hedef aldı. Erdoğan, 'Laiklik' bildirisinde imzası bulunan 168 yazar, akademisyen, sanatçı ve gazeteciyi "Azgın güruh" diyerek hedef gösterdi.

AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Valiler buluşması etkinliğinde yaptığı konuşmada aralarında sanatçı, akademisyen ve gazetecilerin bulunduğu 168 ismin imzasıyla "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı metni ve metne imza atan isimleri hedef aldı.

"LAİKLİĞİ SAVUNMAK SUÇ DEĞİL" VURGUSU

"Laikliği savunuyoruz" başlıklı metinde son dönemde laikliğe yönelik saldırılara tepki gösterilmiş ve "Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump'ın ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz!" vurgusu yapılmıştı. Metne imza atanlar arasında Rutkay Aziz, Merdan Yanardağ, Korkut Boratav, Oğuzhan Müftüoğlu, Hayri Kozanoğlu, İlhan Cihaner, Melike Demirağ, Ayşe Kulin, Müjde Ar, Şükrü Erbaş ve Canan Güllü de yer alıyor.

ERDOĞAN "LAİKLİĞİ SAVUNUYORUZ" DİYENLERİ HEDEF ALDI

Erdoğan, 81 ilin valileri ile Cumhurbaşkanlığı’nda bir araya geldiği etkinlikteki konuşmasında bildiriyi hedef aldı.

Etkinlikte konuşan Erdoğan, söz konusu bildiriye tepki göstererek şunları söyledi: "Özellikle istikbalimizin teminatı olan yavrularımızın bu mübarek günlerin farkında olmalarını sağlayacak, okullarımızda düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle bu bereket ikliminden faydalanmalarını temin edeceğiz. Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye'de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle 86 milyonun ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin, milletimizin arasına nifak sokmasına, birlik ve kardeşlik ayı Ramazan-ı Şerif'te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz."

***

Laikliği savunuyoruz -Feray Aytekin Aydoğan / Birgün- 


“Yasaklanan saçlarımız şimdi kardeşlerimizin boynunda idam ipi.”

İran’da “rejimin istediği gibi örtünmediği için” Mahsa Amini’nin katledilmesi sonrası gericiliğe, baskılara, yoksulluğa karşı yapılan eylemler sonrası eylemlere katılıp tutuklanan gençlerin art arda idam kararları açıklanmıştı. İranlı kadınlar gericiliğin tüm toplumu eşitsizlikle, baskıyla, yoksullukla nasıl kuşattığını sokaklara astığı bu pankartla haykırmıştı.

Afganistan’da kız çocuklarının eğitim hakkının ilkokul sonrası tamamen yasaklanması ile eş zamanlı kölelik te resmileştirildi. 4 Ocak 2026 ile birlikte Afganistan’da insanlar artık “özgür” ve “köle” olarak gruplara ayrılıyor.

Gericiliği yaygınlaştıran, kadınları, kız çocuklarını hedef alan rejimlerin nasıl tüm toplum için eşitsizliğe, yoksulluğa, siyasal şiddete dönüştüğüne ilişkin Afganistan’dan, İran’a, Hindistan’dan, Macaristan’a çok sayıda örnek sayabiliriz.

Dünya’da ve ülkemizde sermayenin, iktidarların gerici dayatmaları, kadınlara, kız çocuklarına yönelik  şiddetin, ayrımcılığın sınırsız ve uluslararası boyutları zamansız ve evrensel bir ataerkilliğin sonucu sınırı ile değerlendirildi. Kültürel boyutlar sınırında yaklaşımlar bu olgunun siyasal boyutlarının göz ardı edilmesine ve kültür tanımlarının muktedir siyasal aktörlerin elinde olduğunun unutulmasına yol açtı. Bu sapma muktedirler ve kimlikçi ideolojiler tarafından güçlendirildi ve desteklendi.

Gericiliğin ana hedefi kadınlar ve çocuklar oldu. Devletler, siyasal aktörler kadınların, çocukların -toplumsal muhalefetin mücadelesi sonucu- yaşamını ve güvenliğini korumaya yönelik kısmi mevzuat değişiklikleri yapsa bile ailelerin ve tarikat gibi yapıların işleyişlerine asla müdahale etmedi. Tam aksine namus cinayetleri denilip hafif cezalar öngörüldü. Tecavüzcüler mağdurlarıyla evlenirse denilip çocuk yaşta evliliklerin önü açıldı. Çocuğun rızası diyerek kadınlar ve kız çocukları üzerindeki denetimi, eril imtiyazlarını devam ettirdiler.

DİN ARAÇSALLAŞTIRILDI

Bu politik hat dünya genelinde yalnızca kadınlar ile kız çocuklarını değil, ırk, kast, din, etnisite veya diğer aidiyetler temelinde seçilen toplulukları da bir bütün olarak hedef aldı.

Afganistan örneği amaçlananı en açık biçimde anlatan örneklerden oldu. Kadınların recmedildiği, kırbaçlandığı, çalışma, eğitim hatta sokağa çıkma hakkının dahi yasaklandığı uygulamalar kamuya ait her alanın dini, şeri hükümlere göre dizaynı, hem toplumsal denetim aracı olarak hem de yöneticilerin iktidar ve meşruiyetinin bir teyidi olarak kullanıldı.

Yine ele geçirilen IŞİD belgeleri arasında, gayrimüslim bir kadın köleye kimin tecavüz edip edemeyeceği konusunda İslami kuralları açıkladığı iddia edilen fetvalar yayımlandı. Hindistan’da alt kasttan kadınlara yönelik tecavüzlerde, mülteci kamplarındaki çocuk evlilikler ile genç kızların organize biçimde ticareti benzer örneklerden oldu. Dini, şeri hükümler; çocuk yaşta evliliklerin, tecavüzün, şiddetin gerekçesi ilan edildi. Tüm eşitsizliklerin, ayrımcılıkların, baskıların yaşama geçirilmesi için din araçsallaştırıldı.

Emperyalizmin, kapitalizmin ve siyasal aktörlerinin emeğin, derelerin, dağların, toprakların, madenlerin sonsuz sömürüsü için temel hattı laiklik, eşitlik karşıtı politikaların hayata geçirilmesi oldu.

Son birkaç hafta içinde “Şeriata ve faşizme karşı Devrimci Demokratik Cumhuriyet” pankartı astıkları için altı SOL Parti üyesine ev hapsi cezası verildi. 2012’de başlatılan 2021 Şura sonrası yaygınlaştırılan 4-6 yas Kuran kurslarının her köyde, her mahallede, okullarda, hastanelerde her yerde daha da yaygınlaştırılması için yönetmelik yayımlandı. 4-6 yaş çocuklarının camilere götürülmesi, okullarda çetelelerin tutulması gibi içeriklerle Ramazan Genelgesi yayımlandı.

TARİHİ SORUMLULUK

Laikliğin kaybedildiği her ülkede kaybeden çocuklar, kadınlar, emekçiler oldu.

Laikliği kaybettiğimiz her gün hep birlikte kaybettik.

Korkut Boratav, Taner Timur, Müjde Ar, Ayşe Kulin, Timur Soykan gibi isimlerin de aralarında bulunduğu 168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci, demokratik kitle örgütü temsilcileri “Laikliği Savunuyoruz” imza metni ile hep birlikte laikliğe sahip çıkma çağrısı yaptı.

Laikliği Savunuyoruz metnine atılan her imza memleketimizin geleceği için bir umuttur. Aydınlanma mücadelesi damarının, direncinin bu topraklarda ne denli güçlü olduğunun kanıtıdır.  Karanlık kuşatmaya karşı birleşik mücadele için yan yana gelmenin tarihi sorumluluğudur.

/././


Erdoğan 'Laikliği savunuyoruz' diyenleri hedef aldı: Azgın güruh

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -18 Şubat 2026-


Ülke 20 yıldır talan ediliyor 

CHP Lideri Özel, Cumhurbaşkanlığı’na verilen acele kamulaştırma yetkisine ilişkin konuştu. Özel, “80 yılda bin 360 maden ruhsatı verilmişken son 20 yılda 365 bin, yani 365 katı maden ruhsatı vermişler” dedi.

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan CHP lideri Özel, kendisini hedef alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yanıt verdi. İnşa edilen konutların ödeme planına ilişkin depremzedelere imzalatılan senetleri paylaşan Özel, Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Burada hezeyan varsa ‘ittifak ortağıyım’ diyen şahsiyetinizin siyasetinin adıdır. Ya o senetleri size yaktıracağım ya da iktidar olup ben yakacağım" dedi. Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e de mal varlığını açıklama çağrısını yineledi.

Özel konuşmasına Akbelen’deki direnişe ilişkin mesajlarla başladı. CHP lideri Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini beklediklerini söyledi. Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde 9 işçinin toprak altında kalarak yaşamını yitirdiği heyelana ilişkin davanın devam ettiğine dikkati çeken Özel, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a tepki gösterdi. Özel, "İliç’in kanı Murat Kurum’un üzerindedir" ifadesini kullandı.

O SENETLERİ YAKTIRACAĞIM

Devamla, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisini deprem bölgesine yönelik açıklamaları üzerinden hedef aldığını anımsatan Özel, "Sayın Bahçeli; bununla ilgili verilecek çok sert cevaplar var. Bir kelime edemeyeceğim. (Depremzedelere imzalatılan afet borçlandırma senedini gösterdi) Burada iftira varsa Murat Kurum’dadır. Burada hezeyan varsa ‘ittifak ortağıyım’ diyen şahsiyetinizin siyasetinin adıdır" dedi. Özel, şöyle devam etti: "Ya o senetleri size yaktıracağım ya da iktidar olup ben yakacağım!"

ERDOĞAN’I HALKA ŞİKÂYET EDİYORUM

Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Akbelen köylüler elinde bastonlu 90 yaşındaki dedeler, nineler, gencecik torunlarıyla birlikte direniyorlar. Sebebi dünyanın en güzel coğrafyasına verilen maden ruhsatı verilmesi ve o ruhsatın genişletilmesi, milyonlarca ağacın yeniden kesilmesi. Zeytin ağaçlarını kanun koruyordu gelip kanun çıkardı. Akbelen ormanlarındaki 100’ün üzerindeki farklı bitki, 200’ün üzerindeki hayvan ve kuş türü kulağını kabartmış; Anayasa Mahkemesi’nin hukuka, akla, vicdana uygun bir karar vermesini bekliyor. Bizde bunu Anayasa Mahkemesine götürdük, mahkeme önünde bekliyor. Biz de Anayasa Mahkemesi’nden bir an önce bunu görüşmesini ve durdurmasını bekliyoruz. Yapacak mı? ” dedi.

Cumhurbaşkanlığına verilen acele kamulaştırma yetkisine ilişkin konuşan Özel, şunları söyledi; “Duymayan kalmasın, bilmeyen kalmasın ki Erdoğan verilen bu yetkiyi bir şirket AYM kararı çıkmadan bütün zeytinleri kessin, ortaklık bitsin diye kullandı. Bunun için buradan hem milletimize Recep Tayyip Erdoğan’ı şikayet ediyorum hem de Anayasa Mahkemesi’ne; geciktiğiniz her gün ölen hayvanlar, kesilen ağaçlar, ortadan kalkan bitki örtüsü ve talan edilen doğa demektir, lütfen elinizi çabuk tutun diyorum. 80 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca 1360 maden ruhsatı verilmişken, son 20 yılda 365 bin; yani 365 katı maden ruhsatı vermişler dörtte biri zamanda. Bir gözü dönmüşlükle karşı karşıyayız. Ordu’nun, Giresun’un yüzde 70’ini, 80’ini, Muğla’nın yüzde 65’ini maden ruhsatına açmış, en güzel yerleri maden ruhsatına açmış bir talan girişimiyle karşı karşıyayız.”

BİLAL’E SERBEST CHP’YE YASAK

İstanbul’da köprülerin özelleştirilmesine karşı CHP’nin yapmak istediği yürüyüşe polis engel oldu. Ortaköy’den Arnavutköy’e karşı yürümek isteyen CHP’liler toplandı. Valiliğin yasakladığı yürüyüş öncesi Ortaköy polis ablukasına alındı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik valiliğin kararını kabul etmediklerini belirterek yürüyüşün planlandığı şekilde yapılacağını bildirdi. CHP İl Başkanı Çelik Ortaköy’de basın açıklamasını okudu. Çelik, "Güvenlik güçleriyle maksatlı bir biçimde karşı karşıya getiriliyoruz. Bizim güvenlik güçleriyle derdimiz yok ama milli iradeye darbe yapanlarla bir derdimiz var. Biz basın açıklamamızı burada gerçekleştireceğiz. Emniyet güçlerine sesleniyorum; bu barikatları kaldırın" dedi. İktidarın bugüne kadar yaptığı özelleştirmelerden örnekler veren Çelik, “Soygun garantisi olan bir sistem kurdular. Gitmediğimiz yolların faturasını bize kesiyorlar” diye konuştu.

SEÇİM YATIRIMI

Köprü ve otoyolların vergilerinin yurttaşlar tarafından ödendiğini vurgulayan Çelik, Siz kimin malının kime satmaya çalışıyorsunuz” şeklinde konuştu. Kuzey Amerikalı şirkete fizibilite çalışması yaptırmışlar. AKP’nin kamu varlıklarını satarak seçim yatırımı yapmak istediğini söyleyen Çelik, “Milletin malını yandaş şirketlere peşkeş çekmek istiyorlar” dedi. Çelik, "İki köprünün yıllık kârı 112 milyon dolar. Otoyolların kârı 179 milyon dolar. Bir yılda toplam kâr 288 milyon dolar. Köprülerin 25 yıllık kârı 15 milyar dolar yapıyor. İstanbul’daki köprülerin tüm gelirlerinin yüzde 96’sı devlete kalıyor. Altın yumurtlayan tavuklar neden özelleştirilmek isteniyor? Bu bir seçim yatırımıdır. Köprüleri özelleştirilerek seçime kaynak yaratmak istiyorlar" diye konuştu. Çelik’in konuşmasının ardından CHP’liler Arnavutköy’e yürümek üzere harekete geçti. Ancak polis CHP’lilerin yürüyüşüne izin vermedi.

BAHÇELİ CHP’Yİ HEDEF ALDI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, "Muhalefetin sahip olduğu imkanları kullanmaya yanaşmadan Meclis’i karıştırması, yasal ve anayasal bir hakkı engellemeye çalışması yeni sürüm bir siyasi eşkıyalık değilse nedir? Ali kıran baş kesen misiniz? Nesiniz, kimsiniz?" dedi.

***

Diyanet’in ‘FETÖ’ dosyaları: Erbaş’ın kızına işlem yapılmadı -Mustafa Bildircin- 

Eski Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın kızı Merve Likoğlu'nun, “Elimizden Zaman Gazetesi düşmezdi” ve “Her şeyi çok açık söylüyor hocaefendi” paylaşımlarıyla ilgili şikayetlerin sümen altı edildiği öne sürüldü. Şikayetlerle ilgili işlem yapmayan birimin başındaki ismin Erbaş’ın özel kalemi olarak görev yaptığı belirtildi.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın kızı Merve Safa Erbaş Likoğlu’nun 17-25 Aralık sürecinin öncesinde ve sonrasında yaptığı paylaşımlar açığa çıktı. Likoğlu’nun 3 Ocak 2013 tarihli paylaşımında, “Elimizden Zaman Gazetesi düşmezdi. Teşekkürler Zaman Gazetesi, Teşekkürler Yeni Bahar” ifadelerini kullandığı görüldü. Merve Safa Erbaş Likoğlu’nun öte yandan, 17-25 Aralık 2013 operasyonlarından yalnızca beş gün önce, “Kimse Yok Mu Derneği” ile ilgili paylaşım yaptığı da öğrenildi. Likoğlu’nun paylaşımında, “Kimse Yok Mu Derneği Suriye'de, Filipin’de, Van’da. Ben ulaşamadım, oralara gidemedim diyemeyiz. Hepsi bizim insanımız” diye yazdığı belirlendi.

DİKKATİ ÇEKEN PAYLAŞIMLAR

Likoğlu’nun, “FETÖ paylaşımları” bunlarla da sınırlı kalmadı. Bir başka paylaşımında Likoğlu, “FETÖ iltisaklı” olduğu için erişim engeli getirilen, “Herkül” için “Abi Herkül Nağme’yi takip etmiyor musun? Her şeyi çok açık söylüyor hocaefendi. Hatta bu kadar açık konuştuğunu görmemiştim” ifadelerini kullandı. Paylaşımların sosyal medyada gündem olmasının ardından Likoğlu, sosyal medya hesabının kullanıcı adını değiştirdi, bazı paylaşımlarını sildi.

SORUŞTURMA SÜMEN ALTI

Diyanet kaynakları, Merve Safa Likoğlu’nun 17-25 Aralık öncesinde Konya’da görevli olduğu dönemde, “FETÖ lehine propaganda yaptığını” iddia etti. Likoğlu’na yönelik şikayetlerin Diyanet İşleri Başkanlığı’na iletildiği ancak şikayetlerin dikkate alınmayarak sümen altı edildiği savunuldu. Paylaşımlarla ilgili şikayetlerin yapıldığı ve şikayetlerin sümen altı edildiği dönemde, soruşturmaları yapan birimin başında Hasan Güçlü’nün bulunduğu bildirildi. Güçlü’nün Erbaş döneminde Teftiş Başkanlığı ve Özel Kalem olarak görev yapması dikkati çekti.

“ADALET TECELLİ ETMELİ”

Başkanlık kaynakları, "Soruşturma yapılmaması görevi kötüye kullanmak olduğu için büyük suç" diyerek Safi Arpaguş döneminde üzerine gidilmesi gereken konuların başında, “FETÖ dosyaları” olduğunu kaydetti. Bazı paylaşımların halen internet ortamında durduğunun altını çizen başkanlık kaynakları, “Umarım adalet tecelli eder. Babasının kanatları altındaydı. Şimdi ise koruma kalkanı yok. Adalet artık tecelli etmeli. Diyanet o zaman güvenilen kurumlar arasına girecektir. Diyanet'te FETÖ ile ciddi mücadele edilmedi. Üst düzey göreve getirilenlerin kendileri ya da en yakınlarında FETÖ bağlantılarının olması normal değil" diye konuştu.

***

İtirafçı ortağının otelinde çalıştay: MEB’den 24,1 milyon TL’lik organizasyon -Mustafa Bildircin- 

MEB, bünyesindeki tesislere karşın lüks otellerde gerçekleştirdiği organizasyonlara bir yenisini daha ekledi. MEB’in, “Eğitim Altyapısının Güçlendirilmesi” başlıklı çalıştay için “AKP’nin kamp oteli” olarak nitelendirilen ve Aziz İhsan Aktaş’ın ortağına ait olan Eliz Otel ile 24,1 milyon TL’lik anlaşma yaptığı ortaya çıktı.

Mülkiyetindeki onlarca tesise karşın hemen her yıl beş yıldızlı otellerde organizasyonlar gerçekleştiren Milli Eğitim Bakanlığı’nın lüks otel toplantılarına bir yenisi daha eklendi. AKP ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın defalarca tercih ettiği Kızılcahamam Eliz Otel’in misafiri bu kez MEB kafilesi oldu. Bakanlığın, “ Eğitim Altyapısının Güçlendirilmesine Yönelik Değerlendirme ve Planlama Çalıştayı” için beş yıldızlı Eliz Otel ile anlaşıldığı öğrenildi. MEB 12 Şubat’ta, “Eğitim Altyapısının Güçlendirilmesine Yönelik Değerlendirme ve Planlama Çalıştayı Organizasyonu” ihalesi düzenledi. İhale kapsamında organizasyon için Solid İletişim Anonim Şirketi ile sözleşme imzalandı.

İHSAN AKTAŞ DETAYI

Bakanlık ile şirket arasında imzalanan sözleşmenin bedelinin, 24 milyon 198 bin 800 bin TL olduğu bildirildi. Organizasyon için tercih edilen otel ise kamuoyunda, “AKP’nin kamp oteli” olarak nitelendirilen Eliz Otel oldu. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlardaki kilit isim ve itirafçı Aziz İhsan Aktaş’ın ortağı Gürkan Dölekli’ye ait olan oteldeki organizasyonun dört gün süreceği belirtildi.

MİSAFİRLER AYNI

AKP’nin kamplarına ev sahipliği yapan otelde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da çok sayıda toplantı yaptığı kaydedildi. 2023 yılında Hac kafilesi yöneticileri ile gerçekleştirilen ve 2025 yılında Diyanet Vakfı’ndaki burslu öğrencilere yönelik gerçekleştirilen toplantıların da Eliz Otel’de düzenlendiği dile getirildi.

***

Başarısızlığın resmi itirafı: Yoksulluk, kadına şiddet, işsizlik -Mustafa Bildircin- 

Aile Bakanlığı’nın raporlarında, “AKP’nin başarısızlığının itirafı” niteliğindeki tespitlere yer verildi. Bakanlığın, “Türkiye fotoğrafı” olarak nitelendirilen raporlarında, dar gelirli ailelerin kreş ücretlerini karşılayamadığı, kadına şiddetin sorun olmaya devam ettiği ve işsizlik nedeniyle yardıma muhtaçlığın arttığı belirtildi.

AKP hükümetleri döneminde Türkiye, en temel alanlarda geriye gitti. Eğitimden yargıya, sağlıktan kültür sanata kadar çok sayıda alanda büyük tahribatlar yaşandı. Siyasi iktidarın ekonomi politikası ise Türkiye’deki on milyonlarca yurttaşı adeta yoksulluk sarmalına hapsetti. Saray ve kabinesi, geriye giden tüm göstergelere karşın yurttaşlara pembe tablolar çizdi. Bakanlıkların faaliyet raporlarında, yurttaşın Anayasal hakkı olan hizmetler dahi, “Başarı” olarak anlatıldı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026, 2027 ve 2028 yıllarına yönelik stratejik planları ise gerçek tabloyu açığa çıkardı.

DAR GELİRLİLER

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026-2028 dönemine yönelik hedefleri ile 2024-205 dönemi tespitlerini içeren Stratejik Plan raporunda, yurttaşların şikâyetlerinin haklılığı ortaya konuldu. Tespitler itibarıyla “İtiraf” niteliği taşıyan raporda, “Dar gelirli aileler mevcut kreş ve gündüz bakımevlerinin ücretlerini karşılamada zorluk yaşamaktadırlar” denildi. Öte yandan bakanlık, özel kreş ve gündüz bakımevlerinin ücretsiz hizmet sunan kontenjanlarının yetersiz olduğunu da kabul etti.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Raporda, Türkiye’nin kanayan yarası olan kadına yönelik erkek şiddeti ile ilgili tespitlere de sıralandı. Kadına yönelik şiddetin, “Tüm dünyada olduğu gibi” Türkiye’de de sorun olmaya devam ettiğini belirten bakanlığın raporunda, “Kadına yönelik şiddet yalnızca şiddet mağduru olan kadınları değil çocukları da olumsuz etkilemektedir” ifadesi kullanıldı. Kadınların karar alma mekanizmalarında temsilinin düşük kalması da bakanlığın raporuna yazıldı.

İŞSİZLİK

Türkiye’nin en önemli sorunları arasında yer alan işsizlik de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın raporuna girdi. Raporda, işsizlikteki artış nedeniyle sosyal yardım gereksiniminin de arttığı ve “Sosyal yardım-istihdam ilişkisinin yeterince güçlü olmadığı” kaydedildi.

***

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -21 Şubat 2026-

Tarihi Yarımada'daki meslek liseleri tasfiye ediliyor: 'Mesele mekanın değeri mi?’-Burcu Günüşen-  Sultanahmet, Suphi Paşa ve Cağalo...