Aralarında yazar, sanatçı ve akademisyenlerin bulunduğu 168 isim geçtiğimiz gün "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bir bildiri yayımladı.
Dün Saray'da valilere hitap eden AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu bildiri üzerinden laikliği hedef aldı. Konuşmasında yaklaşan Ramazan ayına ve okullardaki dini etkinliklere değinen Erdoğan, bildiriyi imzalayanları "nifak sokmakla" suçladı.
'Hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadı'
23 yıllık iktidarları boyunca kimsenin hayat tarzına müdahale edilmediğini savunan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
"Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye'de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle 86 milyonun ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin, milletimizin arasına nifak sokmasına, birlik ve kardeşlik ayı Ramazan-ı Şerif'te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz."
Kemal Okuyan: Laiklik 'zıkkım iç' özgürlüğü değildir
Erdoğan'ın açıklamaları sonrası Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan'dan açıklama geldi.
Okuyan, laikliğin günümüzde iktidar ve bazı kesimler tarafından yanlış tanımlandığını, meselenin sadece bir "yaşam tarzı" tartışmasına sıkıştırıldığını belirtti.
Laikliğin özünün dinsel kuralların kamusal alandan tasfiyesi olduğunu hatırlatan Okuyan, değerlendirmesinde şu noktaların altını çizdi:
"Bugün laiklik, 'yaşam tarzına karışmama' ve 'hoşgörü'ye indirgenmiş durumda. Oysa böyle bir laiklik tanımı yok. Laiklik, dinsel kural ve referansların siyasal alanın ve kamu yönetiminin dışında tutulmasıdır. Başka bir laiklik tanımı yoktur, olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğünün de laiklikle bir ilgisi bulunmamaktadır. İnanç ve ibadet özgürlüğü temel insan haklarındandır, dokunulamaz."
Okuyan, "yaşam tarzına müdahale edilmiyor" söyleminin bir lütuf gibi sunulmasını da eleştirdi. Laikliğin toplumsal ve siyasal yapıda büyük bir yara aldığını ifade eden Okuyan, şu mesajı paylaştı:
"‘Kimsenin yaşam tarzına karışılmaması’ ise iktidarın bir lütfu olarak önümüze konmaktadır. İnsanların yaşam tarzına karışılıp karışılmadığı çok tartışmalı bir konudur. İktidar tarafından içki ve etek giymeye daraltılan yaşam tarzı, eğitimden kamusal düzenlemelere varıncaya kadar çok geniş bir alanı ilgilendirmektedir. O geniş alanda laiklik tamamen tahrip edilmiş ama yurttaşlarımızın bir bölümüne 'ne zıkkım içiyorsan iç' özgürlüğü verilmiş ve buna laiklik denmiştir!"
https://x.com/OkuyanKemal/status/2024155787254206678
***
Küba’dan elinizi çekin!-Ali Rıza Aydın-
Küba’dan, Filistin’den, ezilen ve sömürülen tüm halklardan elinizi çekin! Bu uyarı sömürülen, yoksulluğa itilen bütün halkların, bayrağı elinden bırakmayan bütün devrimcilerindir. Kapitalist/emperyalist, gerici hiçbir baskı ve şiddet, hiçbir hukuk, hiçbir güç hakları ve insanlıkları için, sömürüsüz toplum için savaşım veren, boyun eğmeyen halkla başa çıkamaz.“Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığına,
60 yılı aşkın süredir Küba’ya karşı sürdürdüğünüz sistematik saldırganlığın yeni ve tehlikeli bir aşamaya ulaştığına tanık olmaktayız.
ABD Başkanı’nın Ocak ayı sonunda imzaladığı ve Küba’ya petrol ihracını fiilen imkânsız hale getiren kararname; ülkenin hastanelerini, okullarını ve üretim alanlarını doğrudan hedef almaktadır. Bu karar, Küba yurttaşlarının sağlık hizmetlerine erişimini kısıtlamakta, Kübalı çocukların eğitim hakkını gasp etmekte ve ülkenin kalkınma olanaklarını bilinçli biçimde tahrip etmektedir.
Küba halkına karşı on yıllardır sürdürdüğünüz abluka artık açık bir soykırım politikasına dönüşmüştür. Vatanını kanının son damlasına kadar savunmaya kararlı Küba halkı, karşınızda yalnızca kendi yaşam hakkını ve egemenliğini değil, insanlığın onurunu da savunmaktadır. Küba tüm insanlık adına ABD emperyalizmine direnmektedir.
Bu direnişe destek olmak boynumuzun borcudur.
Biz, Küba’nın dostları olarak, insanlık dışı abluka politikalarının derhal son bulmasını talep ediyor; sosyalist Küba’yı savunmak için tüm gücümüzle elimizden geleni yapacağımızı ilan ediyoruz.
Küba yalnız değildir, asla yalnız kalmayacaktır.”
José Martí Küba Dostluk Derneği'nin ABD’nin insanlık dışı ablukasına direnen Küba'ya destek için yukarıdaki tarihsel mektupla başlattığı imza kampanyası büyüyor (https://kubadostluk.org/kubadan-elinizi-cekin/ ). “Küba’ya uygulanan ABD ablukası hiçbir zaman basit bir yaptırımlar dizisinden ibaret olmadı. Abluka, ABD’nin sosyalizmden vazgeçmeyen bir halkı hile ve zor yoluyla teslim almak için yürüttüğü kapsamlı bir saldırı planının adıydı. ABD, bağımsız ve egemen bir ülke olarak başka ülkelerle ticaret yapma hakkına sahip olan Küba ile ilişkileri yalnızca ABD menşeli şirketler için yasaklamakla kalmadı, tüm dünyayı muazzam yaptırımlarla tehdit ederek Küba ile ekonomik, finansal ve ticari ilişki kurulmasını neredeyse tamamen engelledi.” saptamasıyla açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi, dün de (18 Şubat Çarşamba) ABD Büyükelçiliğinin önünde dostlarıyla birlikte “Kübay’ı yenemeyecekler” eylemini gerçekleştirdi.
Kapitalist/emperyalist kara yıkım ve çürümüşlük Türkiye’de ve dünyada insanlığı ve doğayı boğazına kadar batağa gömmüşken Filistinlilerin soykırımının yanına Küba gibi “emek, onur ve hümanizm temelinde, yurttaşlarının özgürlük tutkusu, hak, adalet, eşitlik ve dayanışma ahlakıyla, halkının bireysel ve kolektif refahı ve mutluluğunu amaçlayan, herkesin katılımı ile ve herkesin iyiliği için örgütlenmiş, üniter ve bölünmez bir cumhuriyet olarak, sosyal adalet ve hukukun hüküm sürdüğü demokratik, bağımsız ve egemen bir sosyalist devlet”in (Küba Cumhuriyeti Anayasası) eklenmesi sömürücülerin vahşetinin insanlık tanımayan amacını gösteriyor.
Fidel Castro Ruz’un 1959 Küba Devriminden önce 1953 yılında Moncada Kışlası baskının ardından yargılandığı davada yaptığı savunmasında dediği gibi, “hukuktan ve insanlıktan nasibini almamış zalim bir despotluktan” hukuk ve insanlık beklenebilir mi?
“Ellerinde kan, yüreklerinde korku var. Ne kadar haktan, hukuktan, insani koşullardan yoksun bırakılsak da, tecrit edilsek de yılmayacağımızı çok iyi biliyorlar” diyen Fidel, devrim için savaşan yoldaşlarının ne yaptılarsa “Küba’nın bağımsızlığı için” yaptıklarını, bundan dolayı da hiç pişman olmadıklarını, asıl suçluların kendilerini suçlu diye mahkemeye çıkartanlar” olduğunun ortaya çıktığını söyler aynı savunmada.
Fidel, “Halkı ezmekte olan ve anayasal olmadığı aşikar olan” Küba’daki diktatörlük “Cumhuriyet Anayasasını bizzat çiğneyip sanki anayasal bir organmışçasına gelip tepemize oturdu. Anayasa, halkın doğrudan kendi özgür iradesini ifade edebildiği sürece meşru sayılabilir” vurgusunu da yaparak “Beni tarih aklayacaktır!” tümcesiyle bitirir savunmasını. Haklı çıkar.
Utanmadan “kararname” imzalayarak, hukuksal meşruiyet sahteliklerini yutturmaya çalışıyorlar şimdi. Bir Küba şiirinde dile getirildiği gibi; “hiddetlerinin bataklığında / Küba’nın düşmanları dur durak bilmiyor, / Ve gökyüzü Küba için daha mavi olduğunda / Onlar daha da huzursuzlanıyorlar.”
Fidel’in yetmiş üç yıl önceki vurgulamaları insanlığa, emekçilere düşman tüm hukuk garabetleri için geçerli.
Halkın doğrudan iradesi olmadan, halka karşı hukuk meşru olmaz.
Halka karşı işgal meşru olmaz.
Çürümenin, liberallerce halkın payına düştüğü savlanan sömürü ve yoksulluğun sorumlusu, kafalarını kuma sokup saklandığını sanan işbirlikçilerin ve etnik/dinsel gericilerin de içinde olduğu, sermaye düzenidir.
Küba’dan, Filistin’den, ezilen ve sömürülen tüm halklardan elinizi çekin!
Bu uyarı sömürülen, yoksulluğa itilen bütün halkların, bayrağı elinden bırakmayan bütün devrimcilerindir.
Kapitalist/emperyalist, gerici hiçbir baskı ve şiddet, hiçbir hukuk, hiçbir güç hakları ve insanlıkları için, sömürüsüz toplum için savaşım veren, boyun eğmeyen halkla başa çıkamaz.
José Canton Navarro, Küba Tarihi Bir Halkın Biyografisi, Çeviri: Gözde Kök – Ali Somel, Yazılama Yayınevi, Üçüncü Baskı 2015, s.399-400, “Elian İçin Yeni Yıl” başlıklı şiirden.
/././
CHP'ye 'mutlak butlan' sopası: 'Fabrika ayarlarına döneceğiz' çıkışı ve Kılıçdaroğlu övgüsü
CHP'ye yönelik "mutlak butlan" tartışmaları ve Kılıçdaroğlu dönecek" iddiaları dillendirilmeye devam ediyor. Televizyonlarda gazeteciler bu iddiayı arka arkaya tekrarlarken, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Kılıçdaroğlu dönemini övdü. Bir süredir sessiz kalan kayyım Gürsel Tekin de birden ortaya çıktı, "Partiyi fabrika ayarlarına döndüreceğiz" dedi.
CHP'ye "mutlak butlan" tartışması ve "Kemal Kılıçdaroğlu geri geliyor" haberleri bir süredir yeniden gündemde.
AKP'nin CHP'ye yönelik mutlak butlan sopasını neden raftan indirdiğini, "Kılıçdaroğlu'nun bayram sonrası partinin başına geçeceği" iddialarını ve bu tartışmanın asıl sebebini soL'da Ali Ufuk Arikan yazmıştı.
soL'un dikkat çektiği bu gelişmelerin ardından 2 günde yaşananlara bakalım.
'Kılıçdaroğlu döneminde herhangi bir sıkıntı yaşamadık'
Bu tartışmalar sürerken AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan dikkat çeken açıklamalar yaptı. Erdoğan, CHP'nin "farklı bir kıskacın içinde olduğunu" savunurken, "Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çeteleri bir yandan, beceriksiz ve liyakatsiz siyasetin ete kemiğe bürünmüş hali figüranlar öbür taraftan CHP’yi kuşatmış durumda" dedi.
Erdoğan önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan da bahsederek, şunları söyledi:
"Sayın Kılıçdaroğlu'nun dönemine bakıyoruz. Bu dönemden çok daha farklı. O dönemde de CHP ile siyaset zemininde kıyasıya yarıştık. Milletimizin desteğiyle de hamdolsun biz bu yarışların hepsinde de ipi göğüsledik. Herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Fakat şimdi CHP'nin içine düştüğü durum siyasetin dinamikleriyle açıklanamayacak kadar karmakarışık. Ayak oyunları, malum hançerler, parti içi komplolar, CHP'nin siyasette oturduğu zemini bir hayli kaydırdı. Bunu sadece vizyonsuzluk, beceriksizlik ve basiretsizlik olarak açıklamak mümkün değil. Ama ortalık gerçekten kötüye gidiyor."
Özgür Özel için "Sayın Genel Başkan gittiği her yerde sadece şahsıma ve arkadaşlarıma hakaret üstüne hakaretler yağdırıyor. Bu hakaretlerle sen bir yere varamazsın" sözlerini sarf eden Erdoğan, "Biz CHP'nin içine düştüğü bataklıkla ilgilenmiyoruz" diye de ekledi.
Kayyım Tekin ortaya çıktı: 'Partimizi fabrikaya ayarlarına döndüreceğiz'
CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım olarak atanan ve CHP’den ihraç edilen Gürsel Tekin de dün Şile’de birden ortaya çıktı.
Tekin yaptığı konuşmada, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından Mecliste çıkan kavgayı eleştirdi. Gürlek ile ilgili açıklama yapmayan Tekin, CHP’nin kürsü işgali için “Neden kürsü işgali yaparak bu yöntemi kullandılar bilmiyorum, o tabi genel merkezin almış olduğu bir karardır. Ama görüntüler çok hoş bir görüntü olmadı. Siyasette bir tutarlılık olur. Arka tarafta sigara böreği yiyeceksiniz, ön tarafta Mahmut Tanal’ı dövdüreceksiniz. Bu ikiyüzlü siyaset CHP'nin geleneğinde olmayanın bir siyasettir. TBMM bir ring alanı değildir, insanların birbirlerine saldırma alanı değildir. Çıkarsınız kürsüye, kürsüde meramınızı en sert şekilde anlatırsınız” ifadelerini kullandı.
Tekin, “Geriye dönüp partimizi fabrikaya ayarlarına döndüreceğiz” dedi.
'Butlan kararı yolda' iddiası: 'O delilleri CHP'nin avukatları da görüyor'
Yandaş basın başta olmak üzere, televizyon kanallarında da "mutlak butlan" sopasını yeniden çıkarıldı.
AKP’nin öne çıkan kalemlerinden biri haline gelen TGRT Haber Ankara Temsilcisi Fatih Atik, “İstinaf, Kılıçdaroğlu’nun listesini istedi. CHP'ye çağrı heyeti atanabilir” demiş, Kılıçdaroğlu’nun bayramdan sonra mutlak butlan kararıyla CHP’nin başına geçeceğini öne sürmüştü.
Ulusal Kanal'da konuşan gazeteci Nuray Başaran ise kurultay sürecine dair yaptığı değerlendirmede, ''Bu yolsuzlukların ana sebebi; Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akbolat ile Ekrem İmamoğlu arasındaki genel başkanlık koltuğu mücadelesidir. İlk usulsüzlükler CHP İstanbul İl binasının alınmasıyla, o meşhur 'para kuleleri' ile başladı. CHP'lilerin deyişiyle Atatürk'ün koltuğunun nasıl parayla satın alındığını görüyoruz. Bu sadece basit bir delege oyu meselesi değil, bir milli güvenlik sorunudur'' dedi.
Başaran, ''Dosyalara, delillere baktığımda ilk günden beri mutlak butlan kararının çıkacağını söylüyorum. O delilleri Cumhuriyet Halk Partisi'nin avukatları da görüyor" ifadelerini kullandı.
***
AKP'nin iç savaşından 'Gürlek' sızıntıları: Akın Gürlek’in malvarlığına dair neler biliyoruz?
Önümüzdeki hafta açıklanması beklenen Gürlek belgelerinin önemli bir bölümü zaten uzun süredir CHP’nin elinde bulunuyor. Bu belgelerin AKP içindeki iç kavgadan sızdığı da bizzat Özgür Özel tarafından dile getirildi. Peki bu neden önemli?
AKP’nin siyasi davalarını yürütürken hakkında çok sayıda iddia gündeme gelmiş, kimileri de belli ki "zamanı değil" diye ya da "başka" nedenlerle gizlenmişti.
Şimdi o dosyaların bir bölümü yeniden açılıyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün yaptığı partisinin grup toplantısı konuşmasında, Akın Gürlek’e süre vererek malvarlığını açıklamasını istedi.
Özel'in bu açıklaması sadece gündemin değişmesine yol açmadı, aynı zamanda akıllarda soru işaretlerine de neden oldu.
Şimdi gelin hem Gürlek’in bilinen malvarlığına hem de bu soru işaretlerinin yanıtlarına bakalım.
Eti Maden usulsüzlüğü ve derin sessizlik
Akın Gürlek’in Bakanlık serüveni yeni başlamadı.
Gürlek, savcılıktan önce bakan yardımcılığı görevine atanmış, ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılmış ve muhalefete yönelik operasyonların düğmesine basmıştı.
Eti Maden usulsüzlüğü de bu geçiş sürecinde yaşanmıştı.
Hatırlatalım.
Gürlek Bakan Yardımcılığı görevindeyken, AKP’li bakanlarda sık görülen şekilde bir şirketin yönetim kuruluna ek maaş alabilmesi için atanmıştı.

2 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanan Gürlek’in böyle bir görevde bulunması açık bir usulsüzlüktü.
Ancak sadece soL'un işaret ettiği bir gerçek daha vardı, bu süreçteki tek usulsüzlük bu değildi.
Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Gürlek’in Eti Maden yöneticiliğinin ortaya çıkması sonrası soL’a yaptığı açıklamada önemli bir vurgu yapmış, Akın Gürlek’in Eti Maden'in yurtdışı işletmesinin yönetimine ne zaman atandığının, ne zaman istifa ettiğinin hiçbir önemi olmadığına işaret etmişti: Akın Gürlek’in Bakan Yardımcılığı bir idari görev. İdari görevde yargıç ve savcı hükümlerine tabi olmaya devam ediyordu. Bu tip isimler ister bakan yardımcısı olsun, ister yargıç ve savcı olsun fark etmiyor. Anayasa’da hüküm çok açık, her durumda aynı hükümlere tabiler. Bu nedenle hiçbir biçimde resmi ve özel bir kurumun yönetiminde görev alamazlar.
Beklendiği üzere bu usulsüzlüğün üzeri kapatıldı.
Gürlek toplamda ne kadar maaş aldığına, benzer başka görevlendirmeler olup olmadığına ve malvarlığı durumuna ilişkin hiçbir açıklama yapmadı.
Lüks yat, boğazda ev…
Akın Gürlek’in 87 yıl boyunca alacağı bütün maaşları harcamayıp biriktirse alabileceği bir lüks yat ile gezdiğini biliyorum. İnkâr etsin bekliyorum, açıklayacağım.
Akın Gürlek’in ‘korunması gereken kültür varlığı’ olarak geçen, Maliye Hazinesi’ne kayıtlı, İstanbul Öngörünüm Boğaziçi bölgesinde, ‘İmar mevzuatına aykırı ekleri var’ diye tutanak tutulmuş bir evin kendisine tahsis edildiğini, aşırı lüks döşendiğini, kurşun geçirmez camlarla donatıldığını, projede olmayan havuz yapıldığını, yakınları, korumaları, şoförleri için kaçak müştemilat inşaatı yapıldığını biliyorum, inkar etsin, açıklamayı bekliyorum. Hodri meydan. Bu kadar açık, bu kadar net. Tuz kokmuş diyeceğim. Tuz kokmamış, kokmuş bir şeyi tuzluğun içine koymuşlar, tuz diye yutturmaya çalışıyorlar.
Bu açıklamalar da yine Özgür Özel’e aitti.
Yani Akın Gürlek’in lüks yaşamına dair iddiaların neredeyse tamamını kamuoyuna taşıyan isim Özgür Özel’di.
Peki, Özel’e bu belgeler ve bilgiler nereden geliyordu?
AKP’nin iç savaşından Akın Gürlek sızıntıları
Yukarıdaki sorunun yanıtını yine Özgür Özel’den dinleyelim: AKP'den bazı arkadaşlara söylüyorum. Yok başsavcıya ait MASAK raporu, yok mal varlığı, yok villa tapusu, yok yüz milyonluk villa almaya niyet, yok Lüksemburg’daki çift maaş, yok efendim senfoniler ıvırlar zıvırlar. Arkadaşlar ben mi atadım savcıyı? Bu bilgileri bana yollayıp benim söylememi söylüyorsunuz. Akın Gürlek’i atayana gidin konuşun. Yok Akın Gürlek Adalet Bakanı olacakmış, yok bunlar konuşulsun. Benim umrumda değil Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olması, sizin iç meseleleriniz benim umrumda değil. Akın Bey de ne zaman isterse bize ulaştırılan belgelerin hepsini ona verelim.
Özel bu açıklamayı Akın Gürlek Adalet Bakanı olmadan iki ay önce yaptı.
Yani Gürlek’in Adalet Bakanı olacağını ilk öğrenen isimlerden biri Özel’di.
soL’da uzun süredir işaret ettiğimiz üzere, AKP içinde ciddi bir iç kriz var. Bu krizin yansıma alanlarından biri de Gürlek üzerinden ilerleyen davalar olmuştu. Bu davalara parti içinde destek veren ekipler de var, partiye zarar verdiğini söyleyen de. Tüm bu çıkarımlar ve gerilimler doğrudan doğruya Erdoğan sonrasına ilişkin AKP içi liderlik savaşıyla bağlantılı.
Özel'e gelen belgeler de bu iç kavganın ürünüydü. Özel'in açıkça dile getirdiği üzere, belgeler AKP'den geliyordu.
Özel'in açıklamadığı belgeler ve Gürlek'in malvarlığı
Ancak Özel’in 8 Aralık 2025 tarihli açıklamasında ilginç bir taraf daha vardı.
Daha önce Gürlek’le ilgili belgeleri ve bilgileri kamuoyuna açıklayan Özel, bu kez duyurmamayı tercih etmiş, CHP sadece sessiz sedasız bir suç duyurusunda bulunmakla yetinmişti.
Peki, bu belgelerde neler vardı?
O dönem belgelere ilişkin bir yayın yapan ve bir kısmını paylaşan gazeteci Serdar Akinan, Özel’in Gürlek’le anlaştığı iddiasını dile getirmiş, şu ifadeleri kullanmıştı: Dün mitingde 6 ay önce olmuş üst arama hikayesini gündeme getiriyor ama senin elinde el bombası gibi evraklar var, bunları niye tutuyorsun? Diyor ki CHP’li isim, ‘Özgür Özel, Akın Gürlek ile anlaştı, ipe un sürüyor arkanı topla diye. Özel’in elinde Akın Gürlek’e ait ses kayıtları, tanık bildirimleri, tapu devir işlemleri, milyon dolarlık altın transfer belgesi bulunmaktadır. Korumaları bu onlarca belgeyi saklamaktadır. Bu belgeler rüşvet çarkını ispatlayan belgeler ve Özel pazarlık yaptığı için açıklamıyor. Gürlek’in resmi noter onaylı alım satım işlemleri önemli değil mi, neden bir genel başkan bu belgeleri yayınlamaktan imtina eder.
İlgili belgelere ilişkin yani Gürlek’in malvarlığına ilişkin ise şu ifadeler kullanılmıştı:
*4 Ocak 2024’te TEMA İstanbul 2 Projesi’nden Gürlek’in bir daire aldığı, 30 milyonluk daireyi 9 milyona almış gibi gösterdiği öne sürüldü.
*Senfoni Etiler’de ev alma sözleşmesi yapıyor, 95 milyon. Bu taşınmazın satın alma girişimi evrakının belgesi.
Bunların yanı sıra ses kayıtları, tanık bildirimleri, tapu devir işlemleri, milyon dolarlık altın transfer belgesinin Özel’de bulunduğu iddialar arasındaydı.
Özel’in dünkü açıklamasından sızanlar
Özel’in Gürlek’e verdiği bir haftalık süre sonrası açıklayacağı belgelerin ve bilgilerin önemli bir bölümünün AKP içinden Özel’e ulaştırılan bu belgeler olması bekleniyor.
Ancak belli ki Özel’e AKP içinden gelen yeni belgeler var.
*İstanbul’da 118 milyona satılan ev,
*RTÜK’te görevli bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları,
*Ankara Çayyolu’ndaki bir avukat bürosuna ait taşınmazları.
Özel, dün bu çarpıcı iddiaları dile getirdi.
Daha önce AKP içindeki taht kavgasına girmeyeceğini, isterse belgeleri Akın Gürlek’e iletebileceğini söyleyen Özel, belli ki fikir değişikliğine gitmiş.
Neden önemli?
Önümüzdeki hafta açıklanması beklenen Gürlek belgelerinin önemli bir bölümü zaten uzun süredir CHP’nin elinde bulunuyor. Bu belgelerin AKP içindeki iç kavgadan sızdığı da bizzat Özgür Özel tarafından dile getirildi.
Peki bu neden önemli?
Çünkü ülkenin en kritik siyasi davalarını yürüten isim hakkında çok sayıda usulsüzlük iddiası var ve bu sızıntının kaynağı, bizzat iktidarın kendi iç çatışmaları. Dahası, bu belgeleri zaman zaman açıklayan, zaman zaman "elinde tutan" bir muhalefet pratiğiyle karşı karşıyayız.
Yaşananlar, düzen siyasetinin nasıl bir koltuk pazarlığı alanına dönüştüğünü ve halkın çıkarlarının bu hesapların tamamen dışında kaldığını bir kez daha tüm açıklığıyla göstermiyor mu?
***